Süpürgeciler

20 Kasım 2015

İslam ülkelerinde huzurun yerine terör çörekleniyor...Ve asırlardan beri bu topraklara terör tohumları ekiliyor...Bölmeye ve parçalamaya faydası olabilecek her terörize eylemi destekleyenlerin tek amacı coğrafyayı yönetmektir...Yönetme gücünü elde eden artık işgal etmiş sayılır.Mezhep ve ırk farklılıkları gibi fay hatlarını sürekli tetikleyerek büyük ve küçük depremlere yol açanlar ayrılıklardan ve çatışmalardan besleniyor.Saddam Hüseyin ve Kaddafi’nin akıbetlerinden ibret alınmıyor!Mısır, Suriye, Libya, Irak ve Afganistan’da yaşananlardan bir ders çıkartılamıyor.***1,7 milyar Müslüman’ı kimse bir araya getirecek adım atmıyor.Derebeylikleri gibi her kafadan bir ses çıkıyor.Terör oyunlarına yenik düşülüyor.Ve bataklık sürekli ıslatılıyor.Ve İslam coğrafyasını uykusundan uyandırabilmek uğruna yıllardan beri büyük gayret sarf eden ve politikası etrafında birleşen kadrolarıyla tek adam var o da;Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dır...Her ayrılığı bir tarafa bırakarak İslam coğrafyasına sükûnetin, birlik ve beraberliğin yeniden tesisi için adeta bir seyyah gibi yıllardan beri dolaşan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Pakistan, Suriye, İran ve Lübnan seyahatlerine katıldığımızda bu gayretine de şahit olmuş biri olarak söylüyorum.***Ve küresel güçler Süpürgeci kılığına bürünmüş İslam coğrafyasında insanlığa dair ne varsa silip süpürüyor.Karıştırıyor...Terör örgütlerini kuran, besleyen, büyüten, finanse eden, silahlandıran küresel baronlar, Elm Sokağı’na çevirdikleri ve Freddy gibi kabuslaştırdıkları teröristler ve örgütlerin vahşi eylemleriyle yangın yerine dönüştürdükleri İslam coğrafyası ne acıdır ki asırlardan beri sahipsiz!Ve daha sonra yangın söndürme bahanesiyle coğrafyaya gelip yerleşen, bombalayan ve kaynakları ele geçiren yine hep aynı aktörler!Belki de bin asırdan beri oynanan bu pis oyunu bozmak isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan G-20 zirvesinde küresel efendileri ve İslam coğrafyasını yönetenleri bir kez daha uyardı...***Teröre karşı ortak hareket edilmesi gerektiğine vurgu yapan Erdoğan, “Dünyada giderek derinleşen terörizm ve mülteci sorunlarının merkezinde Müslüman toplumlar ve İslam dünyası yer alıyor. Terörizme ve mülteci krizinin yol açtığı sorunlara karşı artan tepkiler topyekun İslam dünyasına tüm Müslümanlara yönelmeye başladı. Dünyadaki 1,7 milyar Müslüman’ın izzetini bir avuç teröristin insafına terk edemeyiz. Aramızdaki ihtilafları çözmediğimizde birileri hemen uçakları, füzeleri, askerleri ile gelip bu işe soyunuyor. Şimdi mücadele zamanı bu gidişe hep birlikte dur demezsek yarın hepimiz için daha karanlık olacaktır” dedi.***Bir proje ürünü olan bu oyunlara dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, başka ne diyebilir ki?Sözün bittiği yer işte burasıdır!Uyanma zamandır.Ve süpürgecilerden kurtulma vaktidir!Artık, herkes kendi evini süpürmelidir yoksa başkaları gelip süpürmeye devam edecektir!

Devamını Oku

Binbir gece oyunları

17 Kasım 2015

Devletler artık yüz yüze yani meydanlarda yiğitçe savaşmıyor!Birbirleriyle “terör” örgütleri aracılığıyla ve eylemleriyle mesajlaşıyor ve hesaplaşıyor!Güç koridorlarının gizli sığınaklarında gizli dosyalar açılıyor...Ekonomik nedenler ve güç elde etme stratejilerinin istihbarat senaryoları aslında dünyanın gözü önünde bir film gibi seyrediliyor!Lakin, büyük kalabalıkların aklı sadece eylemlerin sonuçlarına kilitleniyor!Gayri resmi politikalar ile resmi politikalar arasında uçurumların olduğunu bilmeyen de kalmadı!Afganistan’da Ruslara karşı duran-bize göre mücahitlerle birlikte olan-ABD, daha sonra Afganistan’ı yıllarca Taliban gerekçesiyle vurdu ve vurmaya da devam ediyor.Taliban kim?Ruslara karşı ABD ile ittifak yaparak savaşan eski ismi mücahitler, yeni ismi Taliban!Usame Bin Laden’i örgütleyen, silahlandıran ve Ruslara karşı savaştıran ABD, daha sonra terörist diyerek vuran ABD!Bir taşla iki kuş vurmayı seven küresel efendiler aslında bin yıldan beri hep aynı oyunu oynuyor ama oyunu fark etmeyen ve ölüm uykusundan uyanmayan İslam coğrafyasını yönetenler!***Mafyanın klasik oyunları devletler boyutuna artık taşınmıştır.Rakibini veya tehlikeyi tetikçi ile ortadan kaldırıp, daha sonra tetikçiyi de susturmak için yok etme oyununun benzerini terör örgütlerini kullanarak küresel devletler yapıyor.Başka coğrafyalarda müttefik olan ama Pakistan’da ise yıllardan beri İngiliz ve Amerika iktidarı elde tutabilmek için savaşıyor.Ve Pakistan’da iktidar değişimi normal yollardan hiç olmuyor...Ya darbe ile ya da suikastla iktidar ve aktörler değişiyor!Büyük kalabalıklar Pakistan, Afganistan ve Çeçenistan’daki oyunu fark ediyor mu?Etse bile büyük oyunu bozabiliyor mu?Hayır!***Katar’daki doğal gazı boru hattıyla İskenderun limanına getirmek isteyen Türkiye, Suriye ve Mısır’ı da ikna etmiş iken, küresel efendilerin Mısır ve Suriye’yi nasıl kana buladıklarını görüyoruz!Ve proje gerçekleşmiş olsaydı İskenderun’dan Avrupa’ya doğal gaz gidecekti!Kimin işine gelmedi?Avrupa’ya doğal gaz satarak gücüne güç katan Rusya ve İran’ın.Peki, Kuzey Irak’taki petrolü Kürt yönetimiyle anlaşıp Akdeniz’e indirmek isteyen Türkiye’nin stratejisi kimleri rahatsız etti?Küresel efendilerin hemen hepsini...Ve başta Amerika, Rusya, İsrail, İran ve Irak’taki merkezi yönetimi...***Kısacası, Paris’teki saldırılar Fransa’nın içinde olduğu ve küresel efendilere masaya oturduğu o büyük oyun yüzündendir.Ve düşmanlığı sadece tetikçilik yapan terör örgütleri değil, dünyayı kumar masasına çeviren küresel efendilerin oturduğu ve sürekli kazandığı masa gerçek adrestir.Ve birinci derecede sorumludur...Avustralya’da neden bir şey olmuyor?Çünkü, paylaşımını tamamlamış ve herkese uzak bir ülke...100 doların dahi kimin cebinde olduğunu bilen küresel efendiler terör örgütlerinin ve teröristlerin nerede olduğunu mu bilmiyor!Biz artık binbir gece masallarını gölgede bırakan gizli oyunların altındaki Çapanoğlu’nu biliyoruz ama olan büyük kalabalıklara oluyor!Türkiye artık bize göre büyük oyun kurucu ve adeta dünyayı kumar masasına çevirenleri zorluyor...Çünkü, bu coğrafyada Türkiye olmadan kimse bir şey yapamaz!Bu masaya da yıllardan beri direnen de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bizatihi kendisidir!

Devamını Oku

Bir katre...

14 Kasım 2015

Türkiye Milli Takım’ın Katar Milli Takım’ı ile yapacağı özel dostluk maçı için Başkent Doha’dayız...TFF Başkanı Yıldırım Demirören ve Milli Takım Teknik Direktörü Fatih Terim bu tarz özel maçlara da büyük önem veriyor.Başkan Demirören’in Katar’daki Türkiye Büyükelçiliği’mizin davetinde söylediği gibi “futbol sadece bir oyun değildir” sözündeki gerçekliği de şahit oluyoruz...Evet, her ne kadar sonuçları bazen ayrıştırıcı olsa da, fanatizmi körüklese de, taraftarizm akımıyla şiddet olayları yaşansa da yine de sadece bir oyundan ibaret olmadığını biliyoruz.Ülkelerin tanıtımında büyük katkıları olan futbol aslında büyük bir endüstri...Şehir ekonomilerine dahi direkt etkisi tartışılmayan bu endüstri iyi yönetildiği zaman kitleleri bir araya getiren, sevindiren, üzen önemli bir asgari müşterek ve buluşma noktası...***Anayasa Mahkemesi’nin ise pasolig diye tek başlıkta toplanan kararını Doha’da öğrenince başta TFF yöneticileri ve bizler sevindik. Çünkü, TFF’nin stadyumlardaki güven ortamını tesis etmesi, tribünlerin terörize ve organize olmaması için büyük çaba sarf ettiğini biliyoruz.Daha iki yıl öncesine kadar tribünlerin ne kadar organize suçlara açık olduğunu gördük ve yaşadık.Beşiktaş Yönetimi’nde de olduğum zamanlar perde arkası dönen bir çok olayın şahidiydim.Parası olan zengin biri beş bin bilet alıp dağıtıyordu ve sonra tribünlerde koro halinde siyasi sloganlar dahil her tür zemine açık bir durum oluşturuluyordu.Ve maçlardaki küfür korosu ve şiddet olayları yüzünden aileler çocuklarını maçlara göndermekten korkuyor ve büyük bir tedirginlik yaşıyordu.***Stadyum tribünlerinde ve etrafında yaşanan ölümlü olayları, döner bıçaklarıyla maçlara gidilen günleri daha unutmadık!Anayasa Mahkemesi’nin futbol huzurunu devam ettiren kararı gerçekten takdire şayan!İnternet üzerinden artık herkes her işlemini yapıyor, küçük mağazalarda dahi kredi kartı ve bilgi formlarıyla artık herkesin her bilgisi her yerde var.Ülkemizde faaliyet gösteren bütün yabancı bankalar neredeyse donumuzun rengine kadar biliyor...O halde fişleme rahatsızlığı bize göre büyük bir bahane.Küfür korosu istediği gibi taşkınlık yapamıyor ve tribün terörizmini çıkartamıyor ve bu yüzden de stadyumların huzurlu ortamına isyan ediyor...Gerekçe maçlara gidemiyoruz bahanesi oluyor...***Futbol sadece bir oyun değildir ve bilinmeli ki hiç bir şey de insan hayatından daha değerli değildir! Sadece oyun olmuş olsaydı her maç oynandığında binlerce polis ve güvenlik görevlisi stadyumlarda görev yapmazdı.Ne zaman polis ve güvenlik görevlisi olmadan insanlar medenice gidip maçları seyredip ve evinin yolunu tutarsa, yenilse de kazansa da mesele olmuyorsa işte o zaman futbol sadece bir oyun olmuş olur!Bugün o noktada mıyız?Asla...Beşiktaş’ta yıllarca yöneticilik yapan Başkan Demirören’in geçmiş deneyiminden dolayı bu uygulamanın devamını ısrarla istiyordu.Ben adam gibi maça gideceksem ve seyredeceksem ve taşkınlık yapmayacaksam bu uygulamadan neden rahatsız olayım ki...Bu yüzden bir kez daha Anayasa Mahkemesi’ni verdiği karardan dolayı kutluyoruz...Tabii ki biz ilk gelen bilgilere göre bunları söylüyoruz ve gerekçeli kararı ve ayrıntıları daha sonra öğrenmiş olacağız!Hukuk, her şeyden önce insanların hayatlarını gözetmelidir...Ve bu anlamda yapılan her düzenlemeyi de desteklemelidir!Bir katre kadar yüreği olan futbolseverler bu uygulamanın devamını istemelidir!Çünkü, şiddetin bir gün kendisini de vurmayacağının garantisi yok!

Devamını Oku

Alabora

10 Kasım 2015

Medya, siyaseti dizayn etme hastalığına yenik düştüğünden beri iflah olmuyor!Gelişmiş ülkelerde “tavır gazeteciliği” siyasi iktidara muhalefet olsun odağından uzaklaşmış ve sadece insanlığın acılarına, içinde boğuştuğu problemlerine, sağlığına, ekonomisine ve uğradığı haksızlıklara yönelmiş durumda ama bizde hala siyasetin karşısında kötü tavır yayıncılığına devam ediyor.Çevre ve şehircilik ya da trafik, savaş ve daha ciddi meselelere yönelirken bizde hala siyaset medyanın birinci gündem maddesi!Millete rağmen ısrarla siyaseti yönlendirme arzusundan vazgeçilmiyor!Bilgi paylaşımının saygın adresleri olmanın çok uzağında gezinmeye hala devam ediliyor!Ve dizayn ettiği kadar siyasetin üzerinden geçinme alışkanlığını sürdürüyor!Kronik bir hastalığa yakalanmış...Ve daha doğrusu siyasi iktidarın karşısında vazgeçilmez muhalefet olma huyundan da asla vazgeçmiyor!Bu yüzden de başını beladan kurtaramıyor ve iki yakasını bir araya getiremiyor.***Siyasi partiler dahi koalisyon görüşmeleri yapıyordu bir ay önce...Medya ise olası bir koalisyon görüşmelerinde bile yine muhalif saflarda dolaşmaktaydı.Siyasi iktidar değiştikçe medya alabora oluyor!Akrep ruhu hemen herkesin içine kaçmış sanki.Kitleleri etkileyen bir yazardan ve gazeteciden yoksun bir ülkenin medyası bir gün önce kırmızı dediğine bir gün sonra sarı diyor.Yıllarca darbe dediğine bir sabah kumpas diyor.Yeni diyerek övündüğü pozisyona ve destanlaştırdığı sürecin aktörlerine esir düşüyor. Sonra bütün aktörleri kendisi kovuyor. Kahramanlaştırdığı yazarın bir gün sonra kalemini kendi kırabiliyor!Ne tarafa dönse orayı kıble ilan ediyor.Bozuk bir pusula adeta.Ve milyonlarca insanı zehirledikten sonra bir sabah kalkıp “fabrika ayarlarına geri döndüm” diyenlerde dahil bu ülke kendini ifrat ve tefrit dağlarının zirvelerinde efelik taslayanlardan kendini kurtarmadıkça medya da sular asla durulmayacak!***Sabahtan akşama kadar siyaset, spor, magazin üçgenine sıkışmış ve büyük gerçeği ise kaybetmiş!Kızgın bir kazan ve içindeki her şeyi eritiyor.Vefası yok...Yolu belli değil.Tehdit ve tetikçilik ya da dalkavukluk çizgisinde kalmakta ısrar edenleri de bir gün millet tasfiye edecektir!Bu ülke, New York Times, Le Figaro, Washington Post, The Independent, USA Today gibi saygın ve her anlamda güçlü ve kurumsal bilgi adreslerine sahip olamadığı ve dünyayı etkileyemediği müddetçe alabora saatlerinde daha çok fırtınaya yakalanacak!Ve daha çok dolmuş misali dolup boşalacak!***Siyaseti ve hatta devleti, eğitimi, ekonomiyi, bürokrasiyi, ekonomiyi, iş dünyasını, üniversiteleri, modayı, askeri, polisi, belediyeleri, sanatı, sinemayı, sporu dizayn etmeye devam ettikçe başı beladan kurtulmayacak!Haber eşittir bilgidir...Kendini doğru bilgilendirme ve farklılıkları bir araya getiren, demokratik bir çizgiye döndürmediği müddetçe dördüncü kuvvet olamayacak!Ve fırtına dinmeyecek sular durulmayacak!

Devamını Oku

Geçit yok

6 Kasım 2015

Kişiler, komşular, şirketler, liderler dahi birbirine haset ve düşmanlık ederken, devletlerarası boyutuna gelene kadar meselenin vardığı yeri artık düşünmeye gerek bile yok!Seçim öncesi yapay zekaların oluşturduğu yapay kaos ve seçim sonrası sandıktan çıkan siyasi istikrarla son buldu.Sular duruldu...Kaos senaryoları ise şimdilik askıya alındı.Duracak mı?Asla...Şimdi başka senaryolar devreye sokulacak...***Siyaseti bölebilmek için kırk türlü oyun oynanacak.Kimileri zamana kimileri barışa kimileri yeniden çözüm süreçlerine sarılacak.Kimleri kucaklamaktan bahsedecek!Ve bir arada yaşamanın zarureti ve erdemi anlatılacak.İşte tek güvence bize göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi iradesinin bütün pis oyunlara engel olacağıdır!Kimin ipleri kimlerin elinde ve kimlerin kukla ve kimlerin yerli ve milli olup olmadığını artık biliyor olmasıdır.***Kimlerin hain kimlerin sadık olduğunu da görmek lazım.Kimlerin dünya kimlerin dava ve kimlerin dünyalık derdine düştüğünü de...2007 yılında ilk defa Hacca gittiğimde fark etmiştim...Sevgili Peygamber Efendimizin huzuruna vardığımda anlamıştım...Yanında sadece Hazreti Ebubekir ve Hazreti Ömer vardı...Biri sadakatin biri de adaletin sembolüydü!Ve büyük bir mesaj gizliydi...Deniliyordu ki adeta bizlere; size önce sadık, sonra adil bir dost lazım!Gerisi başka bir hikayedir...***Ne eşleri ne çocukları ve ne de akrabaları vardı yanında...Ve ne anne ve ne de baba vardı...İki dost vardı.Biri sadık diğeri adil...Daha sonra bir defa hacca ve üç defa umre ziyareti yaptığımda ve huzuruna vardığımda o tabloya defalarca baktım...Kişiler, komşular, şirketler ve liderlere en büyük ders bu tablo ile verilmelidir!Artık ihanete geçit yok diyebilmektir kararlılık...Ve herkesin yerli ve milli çizgisi yeniden çizilmelidir!Bu ülkeyi artık bu çizgiye sahip olanlar geleceğe taşıyacaktır.

Devamını Oku

Eve dönüş

4 Kasım 2015

Diyorduk ki, sandığa giderken ülkenin geleceğini düşünmek lazım...Ve siyasi istikrarsızlığa prim verilmemesinin de ısrarla altını çiziyorduk!Asıl uyarının ise muhalefete verilmesinin gerektiğini söylüyorduk.Çünkü; kendilerini yenileyemeyen, partilerini organize edemeyenlerin, ülkede iktidara talip dahi olamayacak kadar bir stratejiden yoksun kalmış muhalefet partilerinin sandığa gömüleceklerini biliyorduk.Ülkenin meselelerine bu kadar yabancılaşmaya, her türlü sonuca rağmen koltuklarında kalmaya devam ettikleri müddetçe muhalefetin 2023 yılına kadar kendilerine ayrılmış sıralarda küçülerek eriyeceklerini de rahatlıkla söyleyebiliriz!***Çatışma kültürü ile siyaset yapmaya ısrar eden, agresif bir söylem geliştiren, ülkenin geleceğini dizayn edecek kadrolardan ve stratejilerden yoksunlaşan muhalefetin buz dağı gibi eriyecekleri belliydi!Gerçekler aslında gün ışığı gibi görülmekteydi.Lakin, karanlık senaryoları satın alanların sayısı da az değildi.***AK Parti’nin böylesine yüksek bir oy oranına ulaşabileceğini kimse beklemiyordu...AK Parti neden kazandı?1. Seçmenin uyarısını olağanüstü bir şekilde ciddiye aldı.2. Listelerini hızla güncelledi, “kafama göre yazarım” stratejisinin geri teptiğini gördü.3. Ve kısaca AK Partililerin eve dönüşlerini sağlayacak bütün siyasi adımlar atıldı.Peki, diğer partiler neden kaybetti?1. CHP; kronik muhalefet tavrını sürdürdü ve listelerinde farklılıklara yine yer açmayışı yüzünden kaybetmeye daha doğrusu yerinde saymaya devam etti.2. MHP; devlete karşı suç işleyenler ile AK Parti’ye karşı suç işleyenleri ayırt edemediğinden, ekonomik anlamda bir siyasi proje geliştiremediğinden ve çözümsüzlüğü adres gösterdiğinden dolayı kaybetti.3. HDP; bu ülkenin siyasi partisi değil de, Kandil Dağı’ndaki eli silahlı terör örgütünün siyasi bir uzantısı olduğunu adeta tescil etti...***Seçime bir hafta kala AK Parti’nin yüzde 47 olduğunu Adil Gür’den önce söylediğimizde bize gülenlere ve “uçmuşsun” diyenlere şimdi gülmek mi yoksa acımak mı lazım bilmiyoruz ama bildiğimiz tek şey; bilgilerin ışığında değil, duyguların etkisinde kalınarak analiz yapılmaya devam ediliyor!Ve gazeteci ve yazarların hatta aydınların hala bu eşikte bekleyişlerini gördükçe üzülüyoruz...Evet, artık herkesin ülke için düşünmek ve çalışmak zamanıdır!Siyasi kavgaları artık unutmak gerekir... Herkes eve giden yollarını temizlemeli ve yolları herkese açık tutan stratejiler geliştirmeli...

Devamını Oku

Duruş

30 Ekim 2015

Kimin neye inandığı beni ilgilendirmiyor ama neyin doğru olduğu hepimizi ilgilendiriyor prensibini herkes hayatının pusulası yapmayı başarabildiğinde kördüğüm çözülmüş olacak!Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın davetiyle 29 Ekim Cumhuriyet resepsiyonu için Ankara’daydık...Hemen herkesin diline düşürdüğü Saray aslında abartıldığı gibi değil...Yani, Antalya’da Merdan Palas, Topkapı, Kremlin, İstanbul’da Çırağan gibi daha nice beş yıldızlı otellerde saltanat sürenlerin Saray takıntısını da anlamakta zorlanıyorum.Gazetecilik hayatımızda Çankaya ve Başbakanlık binalarını gördüğümde garipsiyordum...Merdiven altlarında basın toplantısı yapan Başbakanları gördüğümde üzülüyordum...Devletin bugüne kadar palazlandırdığı patronların devletin tahsis ettiği arazilerde turizm tesisi diyerek Saray dikmelerine kimsenin sesi çıkmıyor da, devletin kendi mülkü sayılan Saray’a bu kadar tepkili oluşlarına da anlam veremiyorum...***Dış ülkelerin liderleri ülkemize geldiğinde eski binalarda yapılan görüşmelerdeki ilkellikleri de unutmuş değiliz daha.Sonuçta Saray dedikleri Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’dir.Kimsenin kişisel malı değildir.Bir ülke kazanımıdır.Ve içinde bildiğim kadarıyla bine yakın personel çalışmaktadır.Yani, orası bir ailenin içinde saltanat sürdüğü bir yer değildir.Yalılarda, yatlarda ve uçaklarda keyif sürenlere kimse bir şey diyemiyorsa- ki denilmemelidir de bana göre, elbette onlarda kazandıklarıyla hayatlarını kolaylaştıracak bu imkanlara sahip olacaktır- devletin kazanımlarına da bir şey diyebilme hakları yoktur.***Resepsiyonda dikkatimi çeken konu ise iki yüzlüler topluluğu oldu.Düne kadar kırmızı diyenler Saray’da tokalaşabilmek için dört dönüyorlardı.Onlarla yüz yüze geldiğimizde ise yüzleri kıpkırmızı oluyordu.Çünkü onlar kırmızı dedikçe biz ısrarla beyaz diyorduk!Ve şimdi çoğu günah çıkartır gibi kendilerinin döndüklerine bizi ikna etmeye çalışıyorlardı.Kimler inanır bilmiyorum ama ben asla döndüklerine inanmıyorum.Yarın dengeler değişse bir günde öbür tarafa döneceklerini de biliyorum.Ankara’ya bakışları her zaman şöyle oldu;-Gelen ağam giden paşam!***Duruş bozukluğu da psikolojik bir hastalıktır.Siyaset değildir.Davranış bozukluğuna sahip büyük bir kitle zehirli sarmaşık gibi ülkenin her tarafını sarmış durumda...Çünkü ülkenin sağlam bir duruşa sahip adamlara ve kalabalıklara ihtiyacı var!Ve bu yüzden diyoruz ki kronik muhalif ve iki yüzlü adamları sistemden ayıklamanın mührüde vatandaşın elinde.Ve o gün de yarındır.Sandık başındadır...Bugüne kadar ülkenin kazanımlarına bakılmalıdır.13 yıl önce yaşadığımız o büyük krizleri daha unutmadık!

Devamını Oku

Uzaklardaki Türkiye

27 Ekim 2015

Miami98 yılında ilk defa Frankfurt üzerinden American Airlines Havayolları ile Miami’ye gelmiştim...Ve burada Türk vatandaşların sayısının çok oluşuna şaşırmıştım...Daha sonra Orlando, New York ve Washington’a geçmiştim...Hiç unutmuyorum New York’ta İkiz Kuleler’e götürülmüştük...Ve 102 katlı kulenin birinin seyir terasına asansör ile çıktığımızda dikkatimi Türk fotoğrafçı çekmişti...Malcolm X’in fotoğraflarla hayat hikayesini anlatan bir sergi vardı...Seyir terasına çıktığımda yanımdaki arkadaşlara “buraya bir uçak çarpsa ne olur?” diye söylediğimi de hiç unutmuyorum!Çünkü, gökyüzünde uçakların kuş sürüsü kadar JFK Havaalanı’na inip kalktıklarını gördüm...Ve gökdelenler arasında cirit atan helikopterleri görünce en kötü olabileceklerin ihtimal hesabı aklıma gelir...***Daha sonraları Miami’ye üç defa daha gelmiştim...Ve geçtiğimiz gün THY Basın Müşaviri Dr. Ali Genç dostumuzun davetiyle Miami’ye ilk defa direkt uçmanın keyfini yaşadık...98 yılında THY’den aldığımız biletle ve başka bir havayolu şirketiyle aktarmalı gelebilmiştik...17 yıl sonra direkt gelebiliyoruz...Uçakta THY Yönetim Kurulu Başkanı İlker Aycı ile yaptığımız sohbette bir şeyin zorluğundan bahsederken diyordu ki;- Kendini öyle bir yere getirmiş ki THY biz sadece sürekliliğini sağlayabilmemiz ve çok iyi takibini yapmamız gerekiyor. Şampiyonlar Ligi’ne katılmış ve şampiyon olmuş bir takımın başına gelen teknik direktör gibi hissediyorum kendimi... Ama daha yapacak çok şey var...***“Başka Türkiye Yok” diyerek kendini rahatlatmak yerine Başka Türkiye’ de Var ve daha da ileri giderek Türk’leri Başka Ülkelere götürebilmek durumuna da kendimizi hazırlamalıyız diye düşünüyorum.Başka Türkiye Yok diyerek ülkede birlik ve beraberlik felsefesine karşı değilim ben daha da ilerisini düşünerek diyorum ki Başka Türkiye’lerin olduğu yerlere de sahip çıkılması gerektiğini söylüyorum...2 binden fazla Türk’ün evinin ve hatta bir Türk Üniversitesi’nin olduğu kentte Türk’lerin hatırı sayılır bir nüfusu var...THY’nin 12 saatte direkt uçtuğu bu hattın kalıcı ve karlı olacağını daha şimdiden söyleyebiliriz...Ve Miami Başkonsolosluğu’muz da üç ay önce açılmış...Başkonsolos Özgür Kıvanç Altan ile sohbetimizde THY’nin Miami’ye direkt uçması ülkemiz açısından büyük bir önemi olduğuna işaret etti.***Demir kanatlı kuşlarla Uzaklardaki Türkiye’ye gitmek ve büyük bir kalabalığı buluşturabilmek görevini de THY olağanüstü bir şekilde başarıyor!Daha nice Başka Türkiye’lerin yaşandığı kentlerde buluşmak umuduyla...

Devamını Oku