Bir kaç gün önce İzmir’deydik.Erdoğan Demirören beyle, şirketlerinin fabrikalarını gezdik.Daha sonra Milliyet ve Vatan Gazeteleri’nin Ege Temsilciliği’nde Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Veysel Eroğlu ve kurmaylarıyla bir araya geldik.Bakan Eroğlu dostumuzu İSKİ Genel Müdürlüğü yıllarından beri tanıyor ve çalışmalarını da mesleğimiz gereği yakından takip ediyorduk.Tayyip Erdoğan çok zor bir dönemde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmişti ve ekibi de bu zor şartlarda meseleleri çözebilmek için adeta gece gündüz çalışmaktaydı.İstanbul’da birinci mesele su konusuydu.Banyo küvetlerinde ve bidonlarda su biriktiriliyordu, içme suları kesikti, geldiği günlerde ise neredeyse bayram günü gibiydi.İkinci büyük mesele ise çöplerdi.Kentin her yanı çöp dağlarına dönüşmüştü.***Bakan Prof. Veysel Eroğlu o dönemde gece gündüz demeden ekibiyle Istranca Dağları’ndan İstanbul’a suyu getirebilmiş ve altyapı çalışmalarıyla da kentin şebeke hatlarını yenilemişti.Musluklardan paslı ve çamur gibi su gelmekteydi.O dönemler unutulması iyi ama hatırlanması da lazım!Ve daha sonra DSİ Genel Müdürlüğü ve bakanlığı süresince Türkiye’nin barajlar, su yolları ve kentlerin içinden geçen derelerin ıslahına yönelik projeleriyle çok büyük hizmetler yaptı.***Ve şimdi İzmir’den AK Parti’nin birinci sıra adayı.Kentin yığınla birikmiş meseleleri var.Bakan Eroğlu ise kısa zamanda bunları tesbit etmiş ve çözümleriyle birlikte yatırım planlarına dahil etmiş.İzmir halkına da dört projenin müjdesini vermiş.1.Yiğitler Barajı2.Savanda Göleti3.Armutlu Barajı4.Tabiat Park’ıVe ayrıca 150 milyon TL’lik Bayındır Ergenli Barajı’nın temelini atmış.Fetret Çayı projesini de başlatmış.***Yıllarını sanayi ve yatırımlara adayan Erdoğan Demirören bey de, körfez bölgesinin turizm sektörüne, yat limanlarına ve Cruise gemilerine açılması gerektiğini tavsiye edince Bakan Eroğlu, İtalya’da bir benzeri olan projeyi burada başlatacaklarının müjdesini verdi.Yani, efelik öyle zeybek oyunu oynamakla olmuyor.Yığınla biriktirilen ve ötelenen problemleri çözmekle oluyor.Ve çözdükten sonra oyunu halkla birlikte oynamak daha keyifli oluyor...Bakan Eroğlu da bir efe gibi sorunlara meydan okuyor.Sıra İzmir halkında...
Siyasi partiler seçim vaatlerini açıkladı.Yunanistan seçimlerindeki süreçten etkilenilmiş gibi ‘bol keseden atma’ stratejisi uygulanıyor.Vaatler Manzumesinden öteye geçmeyen hayali bir tablo.“Hazineden geçinilecek günler” Türkiye’yi bekliyorsa ve muhalefet partilerin sığınağı olmuşsa Demirel’in sözü akla geliyor;- Benzin vardı da biz mi içtik!***Siyasi gerçeğin sonsuz gücüne talip olan muhalif partilerin vaatlerine doğru soruyu bulmak gerekiyor. Ve denilmeli ki;- Emekliye ve asgari ücretliye dağıtılacak böyle bir para vardı da, AK Parti mi dağıtmadı?Sorumsuzca sunulan anlayışın ülkeyi tehlikeli bir sürece sürükleyeceğini ve bu durumun sınırlandırılması gerekiyor...***Dönemeçte bekleyen bir ülkeyiz.Ya koalisyon kaoslarıyla bir dönemin kapısı aralanacak. Ya da istikrar süreci devam edecek.Olacakları anlayabilmek için çok gerilere gitmeye de gerek yok.Kronolojik bir incelemeye ihtiyaç duyanlar yaşanılanlara bakarak karar vermelidir.“Politikayı kör dövüşü “ olmaktan ve siyaseti de bir meslek haline getirmekten çıkartan AK Parti’nin 13 yılını duygulardan uzak kalarak akılcı bir eğilimle herkes bir daha düşünmelidir.***“Bugünü getiren dünlerdir” sözün ışığında, IMF’in kucağına oturmuş bir döneme yeniden göz kırpmak “akıl körlüğünden” başka bir şey değildir.“HDP barajı geçiyor” masalı öylesine çok anlatılıyor ki, sanki geçmezse kıyamet kopacak.Yani, geçmiyorsa zorla mı geçirelim!Bir döneme imzasını atan ANAP, DYP, DSP ve MHP geçmişte barajın altında kalmadı mı?Ve bunların içinde sadece MHP hala ayakta!Demokrasi de böyle bir şey değil mi?Ki HDP’nin barajı geçeceğine de inanmıyorum!***Vaatler siyaseti sanki hiç “denenmemiş hayali metotlara” inanarak sandığa gidenlere diyoruz ki, Kuğunun Son Şarkısı bir daha dinlenilmeli!Ve şarkıdan sonra kuğunun düştüğü durum hatırlanmalı...
Global ekonomi sınır tanımayan “kuralsızlık” stratejisi üzerinde büyüyor. İnsanların; “Müşteri” ya da “Tüketici” yerine konulduğu günden beri, satıcıların veya daha fazla para kazanmak isteyen efendilerin kümesteki tavuklarından bir farkı yok!Ayakta durmaya çalışan, namusuyla yaşamak için namussuzluğa direnen insan sürekli kapital sistem tarafından taciz ve terörize ediliyor.***Sabahın köründe organize bir şekilde başlayan terörize hareketleri insanların psikolojisini bozuyor. İnsan gün boyu psikolojik bir savaşın içinde buluyor kendisini.Bir telefon şirketi bir günde on defa arıyor.Çoğuna bakmıyoruz ve dayanamayıp baktığımızda ise fatura avantajlarını anlatmaya başlıyor biri. Israrla aramayın demiş olsak da biz söylüyor ve biz duyuyoruz.Ve ısrarla aranıyoruz...***Bankaların, sigorta şirketlerinin, giyim mağazalarının, tv platformlarının bunlardan bir farkı yok.İzinsiz SMS ve e-postaları takip etmekten insanlar işlerine odaklanamıyor.Yetmez gibi trafikte geçen kabus dolu saatler ise ayrı bir dert.Elektrik, su, kredi kartları, doğal gaz, aidatlar, vergiler, sigortalar, okul taksitleri derken ve bunları takip ederken insan ömründen geçip giden öfke dolu saatlerin tarifsizliğini ise anlatmaya gerek dahi yok.Kafamızın içi şifreler ve fatura takipleri ile çöp bidonuna dönüşmüş durumda.***On yıldan beri bireysel emeklilik ile ilgili bir sigorta şirketi kredi kartımızdan otomatik ödeme emri ile parasını alıyor. Bir gün dahi arayıp kazancımın ve haklarımın ne olduğuna dair bir hatırlatmada dahi bulunmuyor.Bankalar da unutulan para komedisi gibi.Banka üç kuruş alacağını yirmi kuruş yapıp peşine düşmesini biliyor ama vatandaşın kalan parasını hatırlatan bir mesaj hiç atmıyor.Belediyelerin piar ve reklam mesajlarını silmekten yorulduk ama beş yıl ödenmesi unutulan emlak vergisini bize hatırlatan bir mesajı yok. Hatırlatsa faiz ödemeyeceğiz, ya da çıkartılan af yasalarından faydalanacağız.Lakin beş yıl sonra bir tebligat ve vergisi kadar faiz istemesini bilen belediyelerin de sorumsuzluklarından bıkıp usandık.***AVM’ler ve marketlerden içeri girer girmez yüksek sesle dinletilen müzik gürültüsüne ses çıkartan yok. Denetleyen yok.Çöp torbası dahi alsak mağazaların cep telefonlarımızın numaralarını istemesine, vermediğimizde ise “sistem fatura kesmiyor” gibi bir komik yalana sığınılmasına bir şey diyen yok.Telefon şirketleri, bankalar ve herkes bize ulaşıyor iken, biz ise aradığımızda 7 dakika müzik eşliğinde şirket reklamı dinliyor ve “dolu olan müşteri temsilcisini” bulmaya çalışıyor ve çoğunda başarısız oluyoruz.Bu ahlaksızlığa isyan eden yok!***Dün 1 Mayıs’tı...Yani işçilerin bayramı.Yıllarca Taksim Meydanı’na çıkıp üç eskimiş slogan atmak ve beş afiş gösterebilmek için yırtınanlara diyoruz ki, sömürgeciliğe direnmek öyle sloganlarla olmuyor...Yeni Türkiye’ye Vatandaş Bakanlığı lazım.Yoksa bu gidişle Çılgın Türkler gerçekten çıldıracak... Çünkü, kazanabilmek için şirketler adeta çıldırmış!Yol, köprü, metro, telefon, bilgisayar ve teknoloji medeniyetin vazgeçilmezi ama asıl mesele insandan vazgeçmemek ve haklarını korumaktır.Sosyal medya ise geyik ve küfür merkezi... “Yeter söz milletin!” demekle meseleler çözülmüyor! Milletin derdini çözmekle ve haklarını korumakla ve ağır yaptırımlar uygulayarak söz milletin oluyor!Bizden söylemesi...
Prof. Oktay Sinanoğlu’nu kaybettik.Aslında ülke olarak büyük bir adamı yitirdik.Kim ne kadar hocanın farkındaydı bilmiyoruz ama farkında olabilseydik kendisine büyük imkanlar tanınırdı.Ve ülkemiz hocanın dehası sayesinde büyük kazanımlar elde edebilirdi.Kurumlar, adam öğüten değirmenlere dönüştüğünde sonuçları “değersiz yalnızlıklar” la bittiği için söylenecek fazla bir söz yok.***94 yılıydı.İz Bırakanlar belgeselini hazırlarken Oktay hocayla tanışmıştık.Çünkü, sıra dışı bir hayat hikayesi vardı...Etiler’de iki katlı bir eve çekim ekibiyle girdiğimizde “ bu kadar kalabalık geleceğinizi söylemediniz” diyerek şakayla karışık şaşkınlığını gizlememişti.Biz de, evde sanatçı Esin Afşar’ı görünce şaşırmıştık, kardeşi olduğunu da o zaman öğrenmiştik.Prof. Sinanoğlu;- Ne iz bırakmışız? Diye sorunca çekime başlamıştık.***Genç yaşta ABD’ye eğitim için giden Prof. Sinanoğlu 26 yaşında profesör olmayı başarmış biriydi.Beyin göçünden yana çok dertliydi.Kendisine, siz niçin gittiniz? Diye sorduğumda demişti ki;- Benim bir idealim vardı. Gidecek, öğrenecek ve ülkeme geri dönecektim. Bugün gidenler orada kalıp bir hayat sürmeye ve sürekli kalmak için gidiyorlar. Yani Amerikalılaşıyorlar!***Kendisine, farklılığının ne olduğunu sorduğumda ise demişti ki;- Eğer ülkemde kalırsam Amerika’nın kölesi olurum, oraya gidersem Amerika’nın efendisi olurum! Ülkeme döner onlarla da mücadele ederim!Ve kölesi değil efendisi olmuş hocanın hayat hikayesini herkes okumalı.İki defa Nobel ödülüne aday olan Prof. Sinanoğlu ODTÜ, Boğaziçi ve TÜBİTAK’ın kuruluşunda yer almış.Türk dili konusunda da çok hassas biriydi.Ve yıllar sonra kuruluşunda yer aldığı ODTÜ’ye konferans için davet edilir.Konuşmasını Türkçe yapınca dönemin rektörü, “bu okulda Türkçe yasak, İngilizce konuşun” deyişine hiç aldırış etmeden konferansını Türkçe konuşarak başlayıp ve bitirir.***İngilizce konuşmanın insanı daha iyi bir adam etmeyeceğini ve daha çok ahlaklı kılmayacağını ve ilköğretim seviyesine kadar indirilen yabancı dille eğitimin yanlış olduğunu belirterek demişti ki;- ABD’de, ülkemizin nüfusu kadar dünyanın yuvarlak olduğunun bilmeyen kara cahil dolu. Dil kompleksinden kurtulmak gerek!
Kentler değiştikçe kurallar da kendiliğinden güncelleniyor.Değişimin gerisinde kalan kanunlara da itaat edilmiyor.Kentlerde yaşayabilmek gittikçe zorlaşıyor.Birinci nedeni ise; trafik.Yaklaşık beş saatini trafikte geçiren insanlar aşırı stres yüklenmiş halde işyerine gidiyor ve evlerine zor dönebiliyor.Metro yaygın hale gelmedikçe ve insanlar araçlarını bırakmadıkça bu sıkıntı daha da büyüyecek gibi.Milyonlarca araçtan çıkan kükürt ve kimyasal madde kentlerin havasını zehirliyor ve kirletiyor!Zehirli ve kirli havayı soluyan insanlar kanser ve diğer amansız hastalıklara yenik düşüyor! Hastalıkların hızla yaygınlaşması da bu yüzden.***İstanbul ve dünyadaki bütün büyük kentler her geçen gün biraz daha fazla trafik illetine yakasını kaptırıyor.Günün her saati trafik felç.Çarpık kentleşme ve insanlarımızın plansızlığı ve ulaşım alternatifsizliği yüzünden mesele her geçen daha da büyüyor.İnşaatlar durmuyor ama yollar aynı.Kartal’da oturup Maslak’ta işyerine gelen de, Levent’te oturup Kadıköy’e işe giden de masum değil.Anadolu yakasında oturanın işyeri Avrupa yakasında olmayacak.Avrupa yakasında oturanların da Anadolu yakasında işyeri olmayacak.Yoksa bu sorumsuzluğa ne metro ve ne de köprüler yetmez.***Paris’te geçen hafta hava kirliliği yüzünden tek ve çift plaka uygulamasına geçilebileceğini duyuran belediye, toplu taşımanın ücretsiz olabileceğini açıkladı.Bretonya, Normandiya ve Rhone-Alp bölgelerinde de hava kirliliği en yüksek seviyeye çıkmış.Londra’da ise durum aynı.Otomobil fabrikaları ve petrol devleri artık temiz enerji kaynaklarına yönelmeli.Dünya Belediyeler Birliği ise uzmanları toplayıp kentleri yeniden planlamalı.Kentsel dönüşümden yeni inşaat projeleri üreteceklerine trafikte geçen beş saatlik süreyi aşağı çekebilen sistemler devreye girmeli.***Cemil Meriç diyor ki;-Toplum görevler yükler insana, mevkiine, mesleğine göre değişen fakat sosyal düzen gibi ebedi olan görevler. Ahlak bu görevleri gerçekleştirmektir.Yani herkes şapkasını önüne koyup düşünecek ve kendisine acımasızca şu soruyu soracak; -Görevimi yeteri kadar yapabiliyor muyum?Kim ne kadar yapabiliyorsa o kadar ahlaklıdır!***Lakin, insanoğlu kendini tartışmıyor ve sürekli karşısındaki ve yanındakilerini sorguluyor. Oysa aynalar kendimize bakmak içindir! Derler ya, göz dünyayı görür ama kendini göremez.İşte aynalar bu yüzden vardır...Necip Fazıl’ın deyişi gibi;- Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;İşte yakalandık, kelepçelendik!Milyonlarca insan trafiğe yakalanıyor ve adeta kelepçeleniyor!Kısa çizgilerin arasında tükenen bir hayat da çok kısa sürüyor...
Fukara ülkelerin insanları doğdukları yerde doyamıyorlar.Ülkelerinde huzur yok!Karıştırıyorlar, kargaşadan istediklerini elde eden sömürgeci batılı efendiler milyonlarca insana ölümün kapılarını açıyorlar.Akdeniz binlerce masum insanın mezarı haline geldi.Göç yolunda yine tekneler batmaya devam ediyor.Ve 700 ölü.***Libya ve Afrika ülkelerinde büyük bir sıkıntı var.İç savaş alabildiğine büyüyor.İnsanlar doğdukları topraklardan kaçıyor.Ölümlerden ölümlere adeta yelken açıyorlar.Akdeniz’in bir kıyısında insanlar deniz ve güneşin keyfini çatıyor.Öteki kıyısında ötekileştirilenler köhnemiş teknelerin içinde feryat ederek sulara gömülüyor.Yaşayabilmek uğruna ölüme gidenlerin dramı yürek yakıyor.Batılı efendiler yine seyrediyor...***İzm’ler ve ideolojilerle önce ülkeleri terörize edip sonra çatıştıranlar şimdi de ülkeleri boşaltıyorlar.İzm’ler ve ideolojiler tasfiye ettikten sonra insanlar büyük bir boşluğa düşürülüyor.Globalleştirdikleri dünyada tek geçerli güç para haline gelince milyonlarca insan boşluğa ve huzursuzluğa itiliyor.Ve herkes paraya koşuyor, yaşayabilmek için denizlerde ölüyor...Bu fukara insanların ekmeklerine kan tüküren batılı efendiler, kendi dünyalarında keyif çatmaya devam ediyor.Ve nihayet AB Bakanları toplanmış...Toplanıp toplanıp dağılıyorlar, sonuç ise yalanlardan ibaret uzun bir hikaye...
Bu ülkeyi bir tünele sokabilmek, iktidarı alaşağı edebilmek için son üç yıldan beri sanki “kriz seferberliği” ilan edilmiş gibi...Hele de bizim medya ve siyaset, tellallar çarşısı gibi...Gazeteler, televizyonlar, internet medyası ve yetmezmiş gibi sorumsuz ve belirsizliğin adresi haline gelen sosyal medya, sabahtan akşama kadar kara haber ve propaganda peşinde koşturuyor...Bir isyanın fitili ateşleniyor ve her sabah yeni bir dünya kurmaya alışkın olan güç baronları velvele kültürüyle ortalığı yangın yerine dönüştürmek istiyor...Ve işin tuhafı da, Türkiye için kim ve hangi devlet kötü bir şey söylese, bizde flaş haber oluyor...Bu ülke ise, uğradığı haksızlıkları, ihanetleri sabahtan akşama kadar anlatsa, bağırsa, çağırsa ve uyarsa batı basınında tek satır haber yer almıyor...***Bir yandan siyasi kriz senaryoları manşetlere çekiliyor...Batılı efendilerin tehditleri bizde haber başlığı oluyor;- Papa Türkiye’yi uyardı!- İtalya Başbakanı Matteo Renzi Türkiye’yi uyardı.- Renzi, 1915 olaylarını ‘soykırım’ diye niteleyen Papa Francesco’ya destek verdi...- Ve AB’ye giriş suya düştü!***Diğer yandan sürekli güncellenen ekonomik kriz senaryolarının yeni yazılımları piyasaya sürülüyor.İşte başlıklar;- Euro 2.90 seviyesinin üstüne çıktı.- Euro son dört ayın zirvesini gördü.- Doların ateşi sönmüyor.- Dünya Bankası Türkiye’yi uyardı.Ve banka demiş ki;-Genel seçimlere yönelik belirsizlik yatırımcı davranışlarını olumsuz etkiliyor!Ne belirsizliği?Belli değil...Belli olan bin yıllık ve yüzyıllık bir büyük oyun.Soyut ve ucu açık cümlelerle ülkenin siyasi ve ekonomi arenası terörize ediliyor...***Yıllardan beri böyleyiz!Kriz ve kabus senaryolarını filme çekip halka seyrettirmekle geçiniyorlar.Çünkü, tellallar hiç susmuyor ve ipleri de sınır ötesinde bir yerlere uzanıyor...Ülkesini, milletini, vatanını düşünenlere de ipsiz deniliyor...“Soykırım’ diyen Papa Francesco’ya kimse Haçlı Seferlerindeki soykırımı hatırlatmıyor.Hitler’in Nazi katliamını dillendiren yok.1. ve 2.Dünya Savaşı’ndaki Libya, Tunus, Cezayir’deki katliamları batının suratına çarpan yok!Irak, Afganistan, Hindistan, Pakistan, Filistin, Suriye, Çeçenistan, Kırım, Yemen ve Mısır’daki katliamlara değinen yok!Japonya’ya atılan atom bombasından bahseden yok!Doğu Türkistan’da Çin’in yaptığı zulümden ve katliamı gündeme getiren yok!Uzaylılar mı yaptı bu katliamları?Dünyayı kana boyayan batılı efendiler, bizi uyarma küstahlığında bulunuyor...Bu küstahlığın tellallığını da içimizdekiler yapıyor...Siyasi, ekonomi ve terör üçgeninde bu ülkeyi boğmaya çalışanların oyunlarına aldanmadan ve aldatılmadan yürümek lazım...Çünkü, bu oyunlara yenik düşerek üç kıtayı kaybederek buralara geldik...Burası son durak, son gemi ve son limandır...
Ağrı’daki terör saldırısının ardından birileri diyor ki; - Eğer birisi koltuğunu korumak için barışı bozmayı bile göze alıyorsa, kaybedecek şeyleri tahminimizden çok demektir!4 askerimizin yaralandığı terör saldırısını bile hükümetin ve AK Parti’nin siyasi bir oyunu gibi gören, altında derin stratejiler arayanların aklına ne hikmetse PKK ve siyasi uzantısı olan HDP hiç gelmiyor.Getirilmek dahi istenmiyor.***Böylesine insafsız bir hükme varanlar feraset fukaralarıdır!Ciddiyetten ve analizden uzak bir cinnet halidir.Bu çirkin yorumu yazarak ve sosyal medyada paylaşarak kamuoyunu terörize edenler ne acıdır ki yıllarını “gazetecilikle” geçirmiş ve gazetecilikten geçinerek aramızda dolaşanlar hala yönlendirme oyunlarına devam ediyor.Ve her akşam bu ülkenin insanlarını bilgilendirmeye çalışanlar...***Ve hayatlarını komplo teorilerini piyasaya sürerek geçinmekteler.Şimdi birileri de çıkıp bu çirkin analizin bir kelimesini değiştirip şöyle deseydi;-Eğer birisi barajı geçebilmek için barışı bozmayı bile göze alıyorsa, kazanacak şeyleri tahminimizden çok demektir!Ne oldu şimdi?Birinci yorum ne kadar tehlikeli ise ikinci yorum da bir o kadar tehlikeli.Ve her iki yorum belgeye muhtaç.Ki bu eylem en çok HDP’nin işine yaramasına rağmen yine de bu sonuca varamıyoruz.