Soğuk algınlığı ve grip her yıl 3 ila 5 milyon kişiyi etkileyen, influenza virüsünün yol açtığı bir enfeksiyon hastalığı. Soğuk kış aylarında insanların en büyük sorunlarının başında geliyor. Solunum ve dolaşım sistemini etkilemesinin yanı sıra tüm organlarda zarara da neden olabiliyor. Özellikle bu kış, iyileşmesi haftalar süren grip salgını pek çok insanı etkiledi.Ancak bahar geldi kış hastalıkları bitti diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Pek çok uzmana göre bahar aylarında grip ve soğuk algınlığı gibi üst solunum yolu enfeksiyonları daha sık görülüyor. Kişiler öksürük, boğaz ağrısı, burun akıntısı, yaygın vücut ağrıları, halsizlik ve yorgunluk şikâyetlerini yıl boyunca yaşayabiliyor.Tüm bunların dışında saman nezlesi, polen alerjisi, mevsimsel alerjik rinit de en sık görülen alerjik reaksiyonlar olarak ön plana çıkıyor. Ayrıca ısınan havayla birlikte su ve gıda ile bulaşan bazı parazit ve bakterilerin de etkisi ishale neden olabiliyor. İngiltere'deki Surrey Üniversitesi'nde viroloji alanında öğretim görevlisi olan Dr. Lindsay Broadbent, “Soğuk algınlığında yaşadığımız semptomların çoğu virüsün kendisinden değil, bağışıklık sistemimizin tepkisinden kaynaklanıyor. Bahar aylarında da kış aylarında olduğu gibi çok fazla soğuk algınlığı virüsü görülüyor. Ancak hastalıklara kalkan olan, enfeksiyondan kurtulmanızı sağlayacak bazı püf noktaları bulunuyor” ifadelerini kullandı.İşte uzmanlara göre soğuk algınlığından hızla kurtulmanın 10 yolu…1-) İNFLUENZA VİRÜSLERİNİN NEDEN OLDUĞU HASTALIKLARIN SÜRESİNİ KISALTIYOR: MÜRVER ŞURUBU The Telegraph’a konuşan tıbbi bitki uzmanı Julie Macken, soğuk algınlığına karşı mürver şurubu ile tatlandırılmış şurubu öneriyor. Macken, “Yapılan araştırmalar mürverin, hem influenza A hem de B virüslerinin neden olduğu hastalıkların süresini kısalttığını ortaya koydu. Ayrıca kış ve bahar aylarında profilaksi (önleyici) olarak da kullanılabileceği bulundu” ifadelerini kullandı. Macken, şurubun nasıl yapılacağına dair ise şu bilgilerin altını çizdi:-- 2,5 kilo taze olgun mürver meyvesini bir tencerede ısıtın. Daha sonra yumuşayınca ezin ve bir elekle süzün. Süzülmüş meyve suyuna 500 gram şeker ekleyip 20 dakika boyunca kısık ateşte pişirin. Akıcı bal kıvamına gelinceye kadar koyulaştıktan sonra sterilize edilmiş şişelere dökün. Meyveler sonbaharda toplanabilir ancak dondurularak kurutulmuş olanlar tüm gıda mağazalarında ya da internette bulunuyor. -- Meyvelerin yanı sıra mürver çiçekleri de çok faydalıdır. Ateşi düşürür ve terlemeyi önler. Bir bardak kaynar suya bir çay kaşığı kurutulmuş çiçek ekleyin ve beş dakika demlenmeye bıraktıktan sonra tüketin. 2-) MUCİZEVİ BİTKİ: EKİNEZYA Papatya ailesinden bir grup çiçekli bitki olan Ekinezya, uzun süredir soğuk algınlığına karşı takviye olarak kullanılıyor. Julie Macken, “Doğal bir antioksidan olan ekinezya çayı bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur. Özellikle grip ve soğuk algınlığı gibi rahatsızlıkların kolay atlatılmasını sağlar. Kan şekeri seviyesini düzenleyerek tokluk hissini korur” ifadelerini kullandı.Ayrıca pek çok uzman, ekinezya çayı içildiğinde oluşan sakinleştirici ve yatıştırıcı etkinin kaygı bozukluğu ve depresyona iyi geldiğinin altını çiziyor. Vücutta biriken ödemin dışarıya idrar yoluyla atılmasını sağlayan ekinezya çayı, vücuttaki toksik maddelerin uzaklaştırılmasında da önemli bir yere sahip. 3- ANTİMİKROBİYAL ÖZELLİKLERE SAHİP: BAL VE SARIMSAK Dr. Lindsay Broadbent, soğuk algınlığını hissettiğinde kişisel olarak ilk başvurduğu şeyin balla yapılan sıcak bir içecek olduğunun altını çizdi.“Balın antimikrobiyal (Bakteri ve küf dahil mikropların gelişimini engelleyen, bunlara direnç gösteren ve bunlara karşı koruyan madde) özellikleri var, boğaz ağrımı rahatlatıyor ve tadı da oldukça güzel” diyen Dr. Broadbent, “Boğazı çok çabuk iyileştiren şey ise balın şurup kıvamındaki özelliği... Yakın zamanda burun akıntısından ateşe kadar semptomları olan çocuklar üzerinde yapılan bir araştırmada, gece bir kaşık balın öksürük üzerinde etkiye sahip olduğu ve iyi uykuya neden olduğu bulundu” ifadelerini kullandı.Bal dışında sarımsağın da doğal bir ilaç olduğuna dikkat çeken Julie Macken, “Sarımsak balgam söktürücü özelliğine sahip. Özellikle ballı sarımsağı öneririm” dedi ve ekledi: “3-4 diş sarımsağı ezin, 3-4 çay kaşığı balı üzerine dökün ve 24 saat bekletin. Sonrasında bir çay kaşığı kadar tüketin. Bunu bir-iki ay boyunca tekrarlayın. Tadı ya da görünüşü midenizi bulandırabilir ama solunum yolu enfeksiyonları ve göğüs öksürüğü için harikalar yaratıyor.”4- OLMAZSA OLMAZ: C VE D VİTAMİNİSoğuk algınlığına yakalandığımızda hemen akla C ve D vitamini takviyeleri geliyor. Peki gerçekten de vitaminler işe yarıyor mu? Dr. Lindsay Broadbent, “Vitaminleri genelde öneriyoruz. Yapılan çalışmalar da bunların etkili olduğunu gösteriyor. Örneğin bir çalışmada, günde 1-2 mg C vitamini almanın, soğuk algınlığının süresini yetişkinlerde yüzde 8, çocuklarda yüzde 14 oranında azalttığını buldu. Fakat en büyük yanılgılardan biri de vücuda sadece C vitamini yükleyerek soğuk algınlığından korunabileceğinizdir. Soğuk algınlığını iyileştiren tek şey bağışıklık sisteminiz olduğunu unutmamalısınız” dedi.C vitaminin yanında D vitaminin de etkili olduğunu söyleyen Cambridge Üniversitesi’nde görevli klinik mikrobiyoloji ve viroloji uzmanı Dr. Chris Smith, “İngiltere’de kış aylarında virüsten kurtulmak için gerekli olan güneş ışığını alamıyoruz. Bu nedenle D vitamini burada devreye giriyor. Ama sadece güneş ile de alakalı değil. Bazı insanların D vitamini değerleri düşük olabiliyor, bu da hastalıklara davetiye çıkarıyor. O nedenle takviye ile dengelemek gerekiyor” ifadelerini kullandı. 5- SOĞUK ALGINLIĞININ ŞİDDETİNİ AZALTMAYA YARDIMCI OLUYOR: ÇİNKO Çinko eğer erken alınırsa, soğuk algınlığının süresini ve şiddetini azaltmaya yardımcı olabiliyor. Julie Macken, “Çinko, bağışıklık sisteminizin ilk savunma hattı olarak görev yapan nötrofillerin (beyaz kan hücresi türü) artmasına yardımcı olur. Çinko açısından zengin gıdalar arasında kakao tozu ve kaju fıstığının yanı sıra diğer fındık, tohum ve fasulye bulunur. Çalışmalar çinkoyu C vitamini ile birleştirmenin semptomların daha da hızlı iyileşmesini sağlayabileceğini öne sürüyor” dedi.Bu besinler soğuk algınlığına iyi geliyor! Hangi tarifler etkili? ‘Soğan kabuğu çöp olarak görülür ama bu çok yanlış’6- NEZLEYİ TEMİZLEMEYE YARDIMCI OLUYOR: NANE Soğuk algınlığının pik yaptığı dönemlerde buhar losyonları tıkanıklığı hafifletmeye yardımcı olur. Pek çok kişi genelde bu ürünleri kullanır. Dr. Lindsay Broadbent, “Mentol veya okaliptüs losyonları ve jelleri, daha temiz nefes alıyormuşuz gibi hissetmemize yardımcı olabilir. Ama çok da aşırıya kaçmamak gerekir. Çünkü burnumuzdan nefes alamamamızın nedeni solunum yollarının astarındaki iltihaplanmadır” dedi. Julie Macken ise “Nane mükemmel bir dekonjestan (burun tıkanıklıklarını gidermek için kullanılan geniş bir ilaç sınıfı) özelliklere sahiptir. Sinüslerden, kulaktan veya akciğerlerden gelen kalın nezleyi temizlemeye yardımcı olur” ifadelerini kullandı.Grip deyip geçmeyin! Virüs nedeniyle bacağını kaybetti… 'Bildiğimizden daha sık meydana geliyor' | 6 SORU 6 YANIT7-) SİHİRLİ TAKVİYELER: PARASETAMOL, İBUPROFEN VE ASPİRİNDr. Chris Smith hastalığın vücudu sardığı en güçlü döneminde parasetamol ve ibuprofen ilaçlarının etkili olduğunun altını çizdi. Dr. Chris, “Bir enfeksiyonu ortadan kaldırmayacaklar ancak ateşin düşürülmesine ve baş ağrılarının hafifletilmesine yardımcı olacaklar. Her iki şey de semptom giderici olarak kullanılmalı” dedi. Boğaz ağrısını gidermek için ise aspirinle gargara yapmayı öneren Dr. Chris, “Bu, ilacı doğrudan iltihaplı dokuya götürüyor ve mükemmel bir semptomatik rahatlama sağlıyor. Ayrıca tuzlu suyla gargara yapmak da işe yarıyor” ifadelerini kullandı. 8- ÜST SOLUNUM YOLLARINI AÇIYOR: BURUN SPREYLERİ Reading Üniversitesi'nde hücresel mikrobiyoloji alanında doçent olan Dr. Simon Clarke, soğuk algınlığı semptomlarını ilk fark ettiğinizde Vicks First Defense'i kullanılmasını öneriyor. Dr. Clarke, “Bu sprey, virüsü üst solunum yollarınıza ve burun boşluğunuza hapsederek yayılmasını durduruyor. Yapılan çalışmalar spreyin yaklaşık yüzde 80 oranında işe yaradığını gösteriyor” ifadelerini kullandı. 9-) BAĞIŞIKLIK HÜCRELERİNİN HAREKETİNİ DESTEKLİYOR: SIVI TÜKETİMİ Viral bir enfeksiyona yakalandığımızda doktorların hemen hemen hepsi bol miktarda sıvı tüketmemiz gerektiğini söyler. Bunun neden etkili olabileceğine dair sınırlı kanıt olmasına rağmen, hidrasyon seviyelerinin bağışıklık hücrelerinin hareketini destekleyebileceği düşünülüyor. “İki litre su içmenize gerek yok, çay ve kahve de işe yarar” diyen Dr. Chris Smith, “Herhangi bir sıvı, hiç yoktan iyidir. Çay ve kahvenin çoğu zaten sudur. Hatta halsiz hissediyorsanız kafein sizi neşelendirebilir” dedi. 10-) CİDDİYE ALINMALI: YETERLİ UYKU Dr. Lindsay Broadbent, “Sirkadiyen ritmimiz ve uykumuz bağışıklık sistemimizle bağlantılıdır. Yeterince uyku almamak, solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskini en aza indirir. Örneğin yakın zamanda yapılan bir çalışma, yedi saat veya daha fazla uyuyan kişilerin soğuk algınlığına yakalanma olasılığının düşük olduğunu buldu. Buradan da anlaşılıyor ki temel olarak vücudumuzun iyileşmesi için dinlenmeye ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.
Vücudumuzun bir saat gibi çalışmasında ne kadar süre ışığa maruz kaldığımız oldukça etkili… Bugüne kadar yapılan pek çok araştırmada, yapay ışığa maruz kalma süresi arttıkça pek çok hastalık riskinin ortaya çıktığı kanıtlandı.Örneğin geceleri iyi aydınlatılmış bir mahallede ya da parlak neon ışıklarının olduğu rengârenk aydınlatılan bir caddede dolaşmanın diyabete davetiye çıkardığı ortaya kondu. Hatta parlak ve yapay ışığa maruz kalma süresinin artmasıyla, arterlerdeki kan akışıyla ilgili koşullar olan kardiyovasküler hastalıkların gelişimi arasında da bir bağlantı kuruldu. Şimdi de Çin’de yapılan yeni bir araştırmaya göre, gece boyunca yapay ışığa maruz kalmanın felç riskini artırdığı ortaya çıktı. ALTI YILIN SONUNDA 910’U FELÇ OLMAK ÜZERE 1278 KİŞİDE SEREBROVASKÜLER HASTALIK GELİŞTİHakemli bilimsel yayın kuruluşu olan Stroke'ta yayımlanan çalışmada, 2015-2018 yılları arasında Çin’in Zhejiang eyaletinin kuzeydoğusunda yoğun nüfuslu bir liman şehri olan Ningbo’da yaşayan 28 bin 302 yetişkin incelemeye alındı.En yüksek düzeyde gece ışığına maruz kalanların, iskemik felç (beyindeki tıkalı bir arterin neden olduğu) ve hemorajik felç (kanama) dâhil olmak üzere serebrovasküler hastalık (Beyne giden kan damarlarının ve kan akışının etkilendiği bir grup hastalığı tanımlamak için kullanılıyor) geliştirme riskinin yüzde 43 olduğunu buldular. Altı yıllık takip süresi boyunca, 910 felç geçiren kişi de dâhil olmak üzere 1278 katılımcıda serebrovasküler hastalık gelişti. FLORESAN, AKKOR VE LED IŞIKLARA SÜREKLİ MARUZ KALMAK TEHLİKELİ!Araştırmanın yazarlarından olan Zhejiang Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görevli Endokrinoloji Uzmanı Jian-Bing Wang, New York Post’a yaptığı açıklamada, “Çalışmamız, geceleri dış mekândaki yapay ışığa daha yüksek düzeyde maruz kalmanın serebrovasküler hastalık için bir risk faktörü olabileceğini ortaya koydu. Araştırmamız gece ışığı ile beyin sağlığı arasındaki ilişkiyi araştıran ilk çalışma oldu. Bu nedenle insanlara, özellikle de kentsel alanlarda yaşayanlara, kendilerini potansiyel zararlı etkilerinden korumak için bu maruziyeti azaltmayı düşünmelerini tavsiye ediyoruz” dedi. Yapay ışık kaynakları arasında floresan, akkor ve LED ışık kaynaklarının bulunduğunun altını çizen Jian-Bing Wang, “Geceleri bu ışık kaynaklarına sürekli maruz kalmak, uykuyu destekleyen bir hormon olan melatonin üretimini de baskılayabilir. Bu durum insanlarda uyku düzenini ciddi şekilde bozabilir. Hatta zamanla kalp-damar sağlığı sorunları yaşanabilir. Özellikle yatak odalarında bu ışıkları kullanmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı. ‘SADECE YÜKSEK DÜZEYDE GECE IŞIĞI DEĞİL KİRLİLİK DE ETKİLİ’Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Hasan Hüseyin Karadeli, “Araştırmaya bakınca beyin damar hastalığı geçirme olasılığının yüksek olması sadece gece ışığına maruz kalma değil aynı zamanda yüksek düzeyde kirliliğe maruz kalma olduğu da görülüyor” dedi ve ekledi:“Yüksek ışığı maruz kalmak felce neden olabilir. Ancak bunun yanında benzin, yağ, dizel yakıt veya odunun yanmasından kaynaklanan emisyonlarla sıklıkla karşılaşanlarda etki daha artıyor. Aslında biraz daha açacak olursak ve araştırmanın sonuçlarını yorumlayacak olursak; bu risklere maruz kalan kişilerin ortak özelliğinin gece boyunca dışarıda olan ve özellikle yoğun çevresel kirliliğe maruz kalan kişiler olduğu açıkça belli oluyor. Araştırma oldukça önemli veriler sunuyor. Bu ışıklardan kendimizi korumamız gerekiyor.” UYKU DÜZENİNİ DE BOZUYOR!“Asıl dikkat çekilmesi gereken, ışığın miktarından ziyade bu zararlı ışığın biyolojik saatimizin tam düzenli çalışması için gerekli uyku düzenimizi bozması” diyen Prof. Dr. Hasan Hüseyin Karadeli, şu bilgilerin altını çizdi:“Biyolojik saatimizin tam düzenli çalışabilmesi için gece en önemli aktör melatonin hormonudur. Yapılan araştırmalara göre de melatonin düzenli salgılanması için gece 22.00 sabah 07.00 saatleri arasında steril bir uyku düzenine sahip olmamız gerekiyor. Steril bir uyku düzeni için tam karanlık ve tam sessiz bir oda en önemli iki faktördür.” TELEFON IŞIĞINA ÇOK FAZLA MARUZ KALMAK DA AYNI ETKİYİ NEDEN OLABİLİR Mİ? Bu sorumuza “Telefon, televizyon ve tablet ışıklarına maruziyet de aynı etkiyi insanlarda yapar” cevabını veren Prof. Dr. Hasan Hüseyin Karadeli, “Özellikle yatak odasında bu teknolojik cihazların olması uyku düzenini tamamen bozar. Yapılan araştırmalar uykudan iki saat önce bu cihazları kullanmayan insanların çok daha iyi uyku düzenine sahip olduğunun altını çiziyor” ifadelerini kullandı.BEYİN DAMAR HASTALIKLARINDAN KORUNMAK İÇİN NELER YAPILMALI? Beş önemli unsura dikkat çeken Prof. Dr. Hasan Hüseyin Karadeli, şu uyarılarda bulundu:1- Sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürün: Sigara içmek, düzensiz beslenme, fiziksel aktivite eksikliği ve obezite gibi sağlıksız yaşam tarzı faktörleri, beyin damar hastalıklarının riskini artırır. Bu nedenle, tütün kullanmayı bırakın, dengeli ve besleyici bir diyet benimseyin, düzenli fiziksel aktivite yapın ve uygun kilonuzu koruyun. 2- Kan basıncını kontrol altında tutun: Yüksek kan basıncı, beyin damarlarında hasara ve tıkanıklıklara neden olan en önemli risk faktörlerinden biridir. Kan basıncınızı düzenli olarak ölçtürün ve uygun tedavi yöntemleri ile kontrol altında tutun. 3- Kolesterol seviyelerinizi kontrol edin: Kolesterol seviyeleri yüksek olan kişiler, damarların tıkanmasına ve beyin damar hastalıklarının oluşmasına yol açabilirler. Sağlıklı bir beslenme planı ve egzersiz ile kolesterol seviyelerinizi kontrol altında tutun. 4- Diyabet kontrolü: Diyabet, beyin damar hastalıklarının gelişimi için bir risk faktörüdür. Eğer diyabet hastasıysanız, kan şekerinizi yakından takip etmek ve uygun tedavi yöntemlerini uygulamak önemlidir. 5- Stresten uzak durun ve düzenli uyku alın: Yoğun stres, uyku düzensizliği ve yetersiz uyku, beyin damar hastalıklarının riskini artırabilir. Stresten uzak durmak için rahatlama teknikleri, hobi edinmek veya günde 45 dakika yürüyüş yapmak gibi yöntemlerden yararlanabilirsiniz. Ayrıca, sağlıklı bir uyku düzeni oluşturmak da önemlidir.
Yüz yıkama rutininizin nasıl olması gerektiğini hiç düşündünüz mü? Genelde her sabah güne başlamadan önce yüz yıkanır. Aynı alışkanlığı gece yatmadan önce yapanların sayısı ise oldukça azdır. Halbuki gece yıkanan yüz gündüz yıkanandan çok daha önemli ve gerekli… HÜCRELERİN YENİLENMESİ İÇİN ÇOK GEREKLİ ABD’de New York City'de özel bir kliniğin kurucusu olan dermatolog Anne Chapas, Fox News Digital'e yaptığı açıklamada, “Gün boyunca yüzünüz çevreden edindiği kir, bakteri, kirletici maddeler ve diğer yabancı virüsleri biriktiriyor. Yatmadan önce yüzünüzü yıkamak ise bu kirlerin giderilmesine yardımcı oluyor. Bu eylemi alışkanlık haline getirdiğinizde ise virüslerin gözeneklerinizi tıkamasını ve potansiyel olarak sivilce oluşumuna yol açmasını önlemiş oluyorsunuz” dedi. Geceleri yüz yıkamanın aynı zamanda hücrelerin yenilenmesini de desteklediğini söyleyen Anne Chapas, “Yatmadan önce temizlik yapmak cildinizin nefes almasını sağlar ve uyku sırasında doğal yenilenme sürecini kolaylaştırır. Bu, daha sağlıklı ve daha canlı bir cilde neden olur” ifadelerini kullandı. KADINLAR ÇOK DAHA DİKKAT ETMELİ Kadınların kozmetik ürünlerini daha sık kullanma eğiliminde olması nedeniyle yüz yıkamanın herkes için önemli olduğunu ancak kadınlar için daha büyük bir odak noktası olabileceğini söyleyen Anne Chapas, erkekler için de “Yüzde ciddi miktarda kıl bulunan erkeklerin, yağ ve bakteri oluşumunu önlemek için sakal veya bıyık altındaki cildi temizlemeye ekstra dikkat etmeleri gerekebilir” ifadelerini kullandı. SADECE SABUN VE SU YETERLİ Mİ? YOKSA YÜZ İÇİN ÖZEL TEMİZLEYİCİLER Mİ GEREKİYOR? Cildiniz üzerinde en iyi etkiyi yaratmak için hangi tavsiyelere uymanız gerektiğini belirlemek zor olabilir. Zira bu konuyla ilgili gerek sosyal medyadan gerek çevrenizden çok fazla şey duyuyor olabilirsiniz. Örneğin bazıları yüz yıkarken su ve sabunun yeterli olacağını savunurken, bazıları özel ürünler kullanmanın şart olduğunu söylüyor. Fırça kullanımı ya da yüzün yıkandıktan sonra neyle kurulanacağı gibi detaylarla ilgili de pek çok tartışma mevcut. ABD’de Chicago’da özel bir hastanede dermatolog olan Lauren Fine “Sabun ve su yeterli olabilir. Ancak eczanelerdeki yüz temizleyicileri ve nemlendiricilerin de büyük bir savunucusuyum” dedi ve ekledi: “Bazı cilt bakımı malzemeleri pahalı olabilir. Ancak yüz yıkama ürününüz bunlardan biri olmak zorunda değil. Tüm cilt tipleri için başka aktif maddeler içermeyen yumuşak bir temizleyici kullanmanızı öneririm. Cilt bakım ürünlerinin de aşırı kullanımı insanların yaptığı en büyük hatalardan biridir. Bu noktada biraz ölçülü olmak gerekiyor. Herhangi bir partikülü içeren temizleyicileri asla önermiyorum. Bu tür temizleyiciler, yağlı ciltler için bile çok aşındırıcı ve tahriş edici olabilen bir tür mekanik peeling olarak kabul ediliyor.” DUŞTA YÜZ YIKAMAKTAN KAÇININ Uzmanlar, sıcak suyun cilt için zararlı olduğunun da altını çiziyor. Anne Chapas, “Sıcak su ciltte kuruluğa sebep olabiliyor. Bu da kısa bir sürede tahriş oluşumunun tetikliyor. Bu nedenle sıcak su ile ne yüz ne de vücut temizliği yapılmalı. Özellikle duştan sonra 10 dakika içinde nemlendirici ile yüz mutlaka nemlendirilmeli” dedi. Yüz için en uygunun soğuk su olduğunu söyleyen Chapas, “Soğuk su cildin kendini yenilemesini hızlandırıp gözenekleri küçülterek siyah nokta oluşumunu azaltıyor. Gece yatmadan önce soğuk su ile yüz yıkamak, sivilcelerin oluşmasını da engeller. Eğer kuru bir cilt tipiniz varsa soğuk su ile yüzünüzü yıkadıktan sonra mutlaka hafif bir nemlendirici uygulamalısınız” ifadelerini kullandı. CİLT TEMİZLİĞİ İÇİN KULLANILAN ELEKTRONİK FIRÇALAR, DERİNLEMESİNE TEMİZLİK SAĞLAR MI? Sosyal medyada sık sık cilt temizliğine yönelik mekanik fırça önerileri yapılıyor. Bazıları plastik bazıları da sert malzemelerden yapılan bu fırçaları dermatologlar kesinlikle önermiyor. Bu konuyla ilgili daha önce hurriyet.com.tr’ye açıklamalarda bulunan Dermatoloji Uzmanı Dr. Caner Demircan, şu bilgilerin altını çizdi:“Ufak çaplı mekanik darbeler hatta sürtünmeler bile deri bariyerimizi bozabilir. Bu darbeler cildin soyulmasına da sebep olacağı için kızarıklık ve pullanma gibi tahriş bulgularına sebebiyet verebilir. Bu sebeple elektronik fırçaların kullanımı önerilmez.”
Teknoloji ve internetin gelişmesiyle siber güvenlik tehditleri giderek artıyor. Son dönmede dolandırıcıların en çok kullandığı yöntem ise telefon numarası kopyalamak!Geçtiğimiz günlerde R.Ö. (63), telefonla arayan kişilerin kendilerini banka görevlisi olarak tanıttıklarını, “hesabınızda bir karışıklık var” diyerek başka bir hesaba 100 bin lira havale yaptırdıklarını söyleyerek emniyete başvurdu.R.Ö. daha sonra kendisini arayan telefon numarasına dönüş yaptığında karşısına Galatasaray’ın eski yöneticisi ve iş insanı Abdurrahim Albayrak'ın çıktığını söyledi. R.Ö. önce tanımadığı Abdurrahim Albayrak'a “Beni neden dolandırdınız” diye sorduğunu ancak konuşmanın ilerlemesiyle onun da olaydan haberinin olmadığını anladığını belirtti.Konuyla ilgili Demirören Haber Ajansı mikrofonlarına konuşan Abdurrahim Albayrak, “Çok tatsız bir olay yaşadık. Dolandırıcılar numaramı kopyalamışlar. Telefonu her açtığımda inanılmaz hakaretler duydum. Ne olduğunu anlayamadım. Arayanlar beni tanımıyor. 50-60 kişiye bunun dolandırıcıların işi olduğunu anlatmaya çalıştım. Birçok insan mağdur oldu. Emniyet ekiplerimiz çok büyük bir şebekeyi benim sayemde çökerttiklerini söylediler” ifadelerini kullandı.Peki telefon numarası kopyalama işlemi nasıl yapılıyor? Bu yönteme karşı nasıl önlemler alınmalı? Telefon numarası kopyalananlar hangi risklerle karşı karşıya kalabilir?Bunun gibi pek çok soruya Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Anabilim Dalı Başkanı ve Bilişim Teknolojileri Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık ile cevap aradık.‘SON YILLARDA DOLANDIRICILARIN EN ÇOK KULLANDIĞI YÖNTEM OLDU’Prof. Dr. Ali Murat Kırık, dolandırıcıların son yıllarda bu yöntemi çok sık kullandığını ve dolandırılanların sayısının giderek arttığına dikkat çekti.Prof. Dr. Kırık, “Bu trendin artmasında, artan dijital bankacılık ve finansal işlemler, yetersiz güvenlik uygulamaları ve kullanıcıların telefonlarını iş, iletişim ve diğer pek çok aktivite için kullanması gibi faktörler yer alıyor” ifadelerini kullandı.TELEFON NUMARASI NASIL KOPYALANIYOR? “Telefon numarası kopyalama işlemi genellikle ‘SIM kart klonlama’ veya ‘SIM swap’ olarak adlandırılan bir yöntemle gerçekleştiriliyor” diyen Prof. Dr. Kırık, “Bu tür saldırılar, telefon operatörüne veya kişinin telekomünikasyon cihazlarına yetkisiz erişim sağlayan kötü niyetli kişiler tarafından gerçekleştiriliyor. Bu sürecin ise birkaç adımı bulunuyor” dedi ve şu önemli bilgilerin altını çizdi: “Siber saldırganlar, hedeflerini seçerken genellikle kişilerin veya kuruluşların kamuoyunda bilinen iletişim bilgilerini hedef alıyor. Bu bilgiler arasında telefon numaraları, sosyal medya hesapları, internet sitelerindeki iletişim bilgileri yer alıyor. Bunlar dışında siber korsanlar sosyal mühendislik taktikleri ve kötü amaçlı yazılımlar aracılığıyla kişisel bilgisayar veya cep telefonu hedefleme yapabiliyor. Ayrıca daha karmaşık yöntemler de gerçekleştirilebiliyor.” “Dolandırıcılar, telefon numarasını ele geçirmek için telekomünikasyon operatörlerinin sistemlerine de sızabilir” diyen Prof. Dr. Ali Murat Kırık, “Bu, içeriden yardım alarak veya teknik zayıflıkları kullanarak gerçekleştirilebilir. Ardından hedefin telefon numarasını ele geçirdikten sonra, bu numarayı kendi kontrolü altına almak için SIM kart klonlama veya SIM kart değiştirme (swap) işlemleri yapılabilir” dedi.TELEFON NUMARASI KOPYALANANLARIN BAŞINA NELER GELEBİLİR? “Telefon numarasının kopyalanması, çeşitli dolandırıcılıklara yol açabilir ve mağdurlara maddi ve manevi zararlar verebilir” diyen Prof. Dr. Kırık, bu durumu beş maddede açıkladı: 1- Kimlik hırsızlığı: Telefon numaranız, kimliğinizi çalmak ve sizin adınıza hesap açmak, kredi çekmek veya sahte işlemler yapmak için kullanılabilir. 2- Bankacılık ve finansal dolandırıcılık: Telefonunuza gelen SMS veya OTP kodları kullanılarak banka hesaplarınıza erişilebilir, para transferleri yapılabilir veya kredi kartlarınızdan dolandırıcılık yapılabilir. 3- Sosyal medya hesap hackleme: Telefon numaranız, sosyal medya hesaplarınızın şifresini sıfırlamak için kullanılabilir. 4- Sahte arama ve mesajlar: Sahte arayanlar veya dolandırıcılar, sizi arayarak veya mesaj göndererek kişisel bilgilerinizi veya banka bilgilerinizi ele geçirmeye çalışabilirler. TELEFON KOPYALAMA İŞLEMİNDE DOLANDIRICILAR HANGİ CEZALARI ALABİLİR? Bu sorumuza Prof. Dr. Kırık, “Telefon numarası kopyalama genellikle yasa dışı bir faaliyet olduğundan, bu tür eylemler yasal sonuçlar doğurabilir. Bu faaliyeti yapanlar dolandırıcılık, kimlik hırsızlığı, bilgisayar korsanlığı gibi suçlamalarla karşı karşıya kalabilir. Bu suçlamalar, ciddi cezaları gerektirebilir hatta hapis cezalarıyla sonuçlanabilir” cevabını verdi. "Telefon numarası kopyalayanlar teknolojik olarak yakalanabilir" diyen Prof. Dr. Kırık, “Yetkililer, bu tür suçları araştırmak ve siber suçluları tespit etmek için dijital izleme ve güvenlik teknolojilerini kullanıyor. Özetle mutlaka yakalanırlar. Ayrıca bu tür suçlar uluslararası boyutta gerçekleşirse, uluslararası yaptırımlarla karşı karşıya kalınabilir. Bu da kopyalama işlemini gerçekleştiren kişilerin yasa dışı faaliyetler nedeniyle diğer ülkelerden giriş yasağı alabilecekleri veya uluslararası hukuki işlemlere maruz kalabilecekleri anlamına gelir” ifadelerini kullandı. BİREYSEL OLARAK BUNA NASIL ÖNLEM ALMAK GEREKİYOR? “İlk olarak, hesap güvenliğini artırmak için çoğu platform ve hizmetin sunduğu iki faktörlü kimlik doğrulama (2FA) seçeneği kullanılmalı” diyen Prof. Dr. Ali Murat Kırık, şöyle devam etti: -- Güçlü, karmaşık ve benzersiz parolalar oluşturarak hesaplar korunabilir. İnternet üzerinden indirilen uygulamaları ve ziyaret edilen web sitelerini dikkatlice seçmek, güvenilir ve güvenlik odaklı uygulamaları tercih etmek de çok önemli. -- Ayrıca düzenli olarak banka hesapları, dijital cüzdanlar ve diğer çevrimiçi hesapları kontrol etmek ve anormal aktivite veya şüpheli işlemleri hemen fark etmek de önemli. Bu önlemler, bireylerin telefon numarası kopyalama gibi siber dolandırıcılık saldırılarına karşı daha güvende olmalarını sağlayabilir. TELEFON KLONLAMALARINA DİKKAT!“Telefon numaraları dışında telefonlar da klonlanabilir. Hatta sahte bir şekilde taklit edilebilir” diyen Prof. Dr. Ali Murat Kırık, “Bu tür saldırılar genellikle ‘IMEI klonlama’ veya ‘IMEI değiştirme’ olarak biliniyor. IMEI (International Mobile Equipment Identity), bir telefona benzersiz bir şekilde atanmış olan bir kimlik numarası ve her telefonun bir IMEI numarası bulunuyor. IMEI klonlama veya değiştirme, telefonun fiziksel kimliğinin (IMEI numarasının) sahte bir şekilde değiştirilmesiyle gerçekleştiriliyor” dedi.‘IMEI KLONLANMIŞ BİR TELEFON, GERÇEK SAHİBİNİN TELEFON GÖRÜNÜMÜYLE DOLANDIRICILIK YAPABİLİR’Prof. Dr. Kırık, “Bu durumda, telefonun fiziksel kimliği değiştiriliyor ve bu sayede telefon, sahte bir şekilde başka bir telefon gibi görünebiliyor. Örneğin IMEI klonlanmış bir telefon, gerçek sahibinin telefon görünümüyle dolandırıcılık yapabilir, başka bir kişinin hesaplarına erişmek için kullanılabilir veya sahte telefon numaraları üzerinden dolandırıcılık yapılabilir. Ayrıca, IMEI klonlanmış bir telefon, gerçek sahibinin izni olmaksızın casus yazılım yüklemek veya telefonun nerede olduğunu izlemek için de kullanılabilir” ifadelerini kullandı.
Yeterli ve dengeli beslenmek için vücudun ihtiyaç duyduğu dört temel gruptan zengin ürünleri tüketmek gerekiyor. Bunlar; süt, et-balık, sebze ve meyveler… Bu besinler içinde sağlığımıza pozitif anlamda en çok etki sağlayanlar ise sebzeler… Örneğin Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü’nün yaptığı araştırmalara göre yeşil yapraklı sebze tüketmenin kansere karşı vücudu koruduğu kanıtlandı. Kansere karşı ‘süper güç’ olarak nitelendirilen sebzelerin başında ise brokoli geliyor. Yapılan araştırmalar, brokoli tüketiminin özellikle meme, prostat, kolon, akciğer ve mide kanseri riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini ortaya koydu. Özetle brokoli ve diğer sağlıklı sebzeleri (Pazı, karalahana, tere, sarımsak) dengeli bir beslenme programının parçası olarak tüketmek, genel sağlık ve kanser riskini azaltma açısından çok önemli… BROKOLİNİN SAĞLIĞA OLAN YENİ FAYDASI UZMANLARI ŞAŞIRTTI Geçtiğimiz günlerde yine sebzeler üzerinden yapılan bir araştırmada şaşırtan sonuçlara ulaşıldı. Avustralya'daki Sydney Üniversitesi'nden bilim insanları, kandaki trombositlerle bağ kurabilen bitkilerde bulunan 23 bileşik üzerinde bir dizi laboratuvar testi gerçekleştirdi. Trombositler ise kanamayı durdurmak için yaraların tıkanmasında kritik rol oynayan hücreler olarak biliniyor. Ancak belirli koşullar altında kan akışını tamamen engelleyen tehlikeli pıhtılar da oluşturabiliyor. Araştırmacılar; brokoli, karnabahar ve brokoli filizi gibi sebzelerde yaygın olarak bulunan Sülforafan (SFN) bileşiğinin pıhtılaşmayı önleyici bir madde olma potansiyeli üzerinde durdular. SFN'nin etkisinin moleküler düzeyde yakından analizi yapıldığında ise ‘PDIA6’ adı verilen bir proteinin, trombosit kümelenmesini yavaşlattığı ve arterlerde pıhtı oluşumunu engellediği ortaya çıktı. ‘BROKOLİ OLDUKÇA FAYDALI BİR SÜPER BESİN’ Sydney Üniversitesi'nden biyomedikal bilimci Dr. Xuyu Liu, “Çalışmamızın bulguları, SFN'yi felç riskine karşı en savunmasız gruplarda bile riskini azaltmanın bir yolu olarak araştırmamıza değer kılıyor” dedi. “Brokoli bileşiği sadece felç sonrası pıhtı önleyici ilaçların performansını artırmada etkili olmakla kalmıyor, aynı zamanda yüksek felç riski taşıyan hastalar için de önleyici bir ajan olarak da kullanılabilir gibi duruyor” diyen Dr. Liu “Bu durum hepimizi şaşırttı. Brokoli oldukça faydalı bir süper besin” ifadelerini kullandı. FELÇ İÇİN KULLANILAN İLAÇLA BİRLEŞTİRİLDİĞİNDE BAŞARI ORANI DAHA DA ARTACAK! Doku plazminojen aktivatörü (tPA) adı verilen mevcut pıhtı kırıcı ilaç, beyin hasarına karşı koruma sağlamada yüzde 20 başarı sağlıyor. Araştırmacılar fareler üzerinde yaptıkları deneylerde SFN'nin tPA ile kombine edildiğinde başarı oranının yüzde 60'a kadar çıkabildiğini tespit etti. Dr. Liu, “Doğal olarak oluşan bu bileşik, felç tedavisinde test edilen kan inceltici ajanlarla ilişkili yan etkiye de neden olmuyor. Ancak henüz araştırmalarımızın çok başındayız. Daha insanlar üzerinde herhangi bir test yapmadık. Brokoli ile güçlendirilmiş bir diyetin tek başına felç riskini azaltmaya yetip yetmeyeceğinden emin değiliz” ifadelerini kullandı. YILDA YAKLAŞIK 15 MİLYON İNSAN FELÇ GEÇİRİYOR Felç dünyada en yaygın ölüm ve sakatlık nedenlerinden biri olarak biliniyor. Öyle ki dünyada yılda 15 milyon kişi felç geçiriyor. Bu kişilerin 5 milyonu ise yaşamını kaybediyor. Ülkemizde de her yıl 130 bin kişi felç geçiriyor. Yapılan çalışmalara göre gelecek 10 yılda neredeyse her aileden birinde felç geçiren biri olacağına dikkat çekiliyor. Kişiye özel önlem ve korunma yöntemlerine önem verilmesi gerektiğini vurgulayan uzmanlar, fiziksel aktivite ve egzersizin inme riskini azalttığına dikkat çekerek, inmenin önlenmesi için kesinlikle sigara içilmemesi gerektiğinin altını çiziyor.
TÜİK'in açıkladığı verilere göre Türkiye’de trafiğe kayıtlı motosiklet sayısı 2019'den beri sürekli artış gösteriyor. 2019'da 3 milyon 331 bin 326 olan trafiğe kayıtlı motosiklet sayısı; 2020'de 3 milyon 512 bin 576'ya, 2021'de 3 milyon 744 bin 370'e, 2022'de 4 milyon 141 bin 914'e yükseldi. 2023'te ise yıllık bazda 937 bin 482 adet artarak 5 milyon 79 bin 396'ya çıktı. ZİRVEDE İSTANBUL VAR Trafiğe kayıtlı motosikletlerin illere göre dağılımına bakıldığında da İstanbul'un 641 bin 290 araçla ilk sırada yer aldığı görülüyor. Megakent’i 426 bin 590 motosikletle Antalya ve 390 bin 542 motosikletle İzmir takip ediyor. Motosiklet sayısının en az olduğu illerde ise 712 ile Ardahan, 945 ile Hakkari ve 1032 ile Tunceli yer alıyor. Artan bu ilgi ilginç veriler de ortaya çıkarıyor. Örneğin Türkiye tarihinde ilk kez 2023'te otomobilden çok motosiklet satıldı. Geçtiğimiz yıl Temmuz ayında küçük bir farkla otomobili geride bırakan motosiklet satışları eylül ayında arayı açtı. 2023’ün ilk dokuz ayında 667 bin otomobil, 732 bin motosiklet satıldı.Peki motosiklet sayındaki bu artışı nasıl yorumlamak gerekiyor? Motosiklet artık güvenli araç olarak görülmeye mi başlandı? Motosiklet alırken nelere dikkat etmek gerekiyor? Bunun gibi pek çok soruya uzmanlarla cevap aradık. TRAFİK, PARK SORUNU VE OTOMOBİL FİYATLARINDAKİ ARTIŞ MOTOSİKLETE İLGİYİ ARTIRDIİstanbul Ticaret Üniversitesi Ulaştırma Sistemleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı, “Motosiklete olan eğilime dair verileri incelediğimizde pandemi döneminden sonra ciddi artışın olduğu görülüyor. Zaten veriler olmasa da büyük şehirlerde trafikte ciddi oranda motosiklet kullanıcılarının çoğaldığını gözlemek mümkün… Genel olarak bu artışın yaşanmasında büyük şehirlerdeki aşırı trafik, park sorunu ve otomobil fiyatlarındaki artışın etkili olduğunu söyleyebilirim” dedi.ŞEHİR İÇİ SCOOTER KULLANIMININ DA ETKİSİ ÇOK BÜYÜKMotosiklet konusunda uzman ve ileri sürüş eğitmeni olan Zafer Akçay ise bu ilgiyi beş maddede sıralayarak şu bilgilerin altını çizdi:“Birincisi şehir içi scooter kullanımı. Bu hem kolaylık sağladı hem de özendirici oldu. İkincisi de kargo ve kuryelerinin ciddi şekilde artması... Çünkü artık her şey kargo ile gidip geliyor. Üçüncüsü ise pandemi döneminde artan yalnız seyahat etme özgürlüğü... Dördüncüsü ve en önemlisi de büyük şehirlerde motosikletin trafikte kolay ulaşım imkânı sağlıyor olması. İnsanlar son yıllarda bunun ciddi şekilde farkına vardı. Beşincisi de eğitimlerin çok yaygınlaşması. Özellikle büyük şehirlerdeki insanlar, Avrupa'daki gibi eğitime ulaşabiliyor. Böylelikle korkmadan motosiklet kullanabiliyorlar.” MOTOSİKLET TRAFİKTE KOLAYLIK SAĞLIYOR OLSA DA GÜVENLİK PROBLEMLERİ RİSK OLUŞTURUYORMotosikletin hem trafik hem de toplu taşımadaki yükü azaltması açısından faydalı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı, bu pozitifliğin dışında güvenlik problemlerinin de çok fazla olduğunu söyledi ve ekledi:“Ne yazık ki yollarımızda motosikletlere yönelik belli bir sistem bulunmuyor. Her boşluktan geçerek hem kendilerini hem de diğer sürücüleri riske atıyorlar. Hatta motosiklet sürücülerinin büyük bir kısmı yolun en sağındaki emniyet şeridinden gitmeyi kendilerine hak olarak görüyorlar. Halbuki böyle bir kural yok. Profesyonel motosikletçiler bunu yapmak bir yana, yapanlara tepki gösteriyor ama yine de sayı azalmıyor giderek artıyor.”‘ARTIK MOTOSİKLETLERE ÖZEL YOLLAR OLMALI “Trafikteki motosiklet sayısının artması, yolların kullanımında disiplinin sağlanması konusunu gündeme getirmeli” diyen Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı, “Normalde motosiklet için en doğrusu diğer araçlardan ayrılacak bağımsız bir şeridin olması… Ancak bu yolu ayırmak her yolda aynı şekilde mümkün olmayabilir. Örneğin bazı yollarda motosiklet birinci ya da ikinci şerit arasını kullanacak veya en sağ şeridi kullanacak gibi kural getirilebilir. Bu şekilde bir kural tanımlanmazsa trafikte tehlikenin boyutu ciddi şekilde artacak gibi gözüküyor. Şu an oldukça düzensiz bir kullanım bulunuyor” ifadelerini kullandı. ‘AVRUPA VE ABD’DE BENZER ÖRNEKLER BULUNUYOR’İstanbul trafiğinin çözümünün bisiklet ve motosikletten geçtiğine dikkat çeken Zafer Akçay da motosiklet için özel yolların olması gerektiğini söyledi. Akçay, şöyle devam etti:-- Amerika’da motosiklete özel oldukça geniş yollar bulunuyor. Özellikle Kuzey Amerika’da ciddi şekilde sadece motosiklete bırakılan ve otomobillerin giriş yapamadığı yollar var. Avrupa da bu konuda oldukça bilinçli… Kıtada genel olarak birinci ve ikinci şeritlerin arası ambulans yolu. Pek çok ülke bu yolu, belli hız sınırında olmak kaydıyla motosiklet sürücülerine kullandırıyor.-- Ülkemizde Amerika’daki gibi bir adım atılması zor gözüküyor. Ancak Avrupa’daki gibi yapabiliriz. İki şeridin arasında 1,5 metrelik genişlikte boyalı yollar bu işi kökünden çözer gibi gözüküyor. Bunu yapabilirsek motosikleti daha da teşvik etmiş olacağız. Örneğin D-100 yani E5 karayolunda bunu yapabilirsek bu yolu motosiklet sürücüleri için daha güvenli hale getirmiş oluruz. Şu an bu yol ne yazık ki motosiklet için çok güvensiz.
Topraklarının büyük bölümü fay zonları üzerinde yer alan Türkiye’nin kuzey ve güneyinde birkaç gündür sıklıkla depremler yaşanıyor.8 Mart’ta Muğla açıklarında 4,4 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD), sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda yerin 36.05 kilometre derinliğinde yaşanan deprem, herhangi bir olumsuzluğa neden olmadı.Bölge halkı daha bu sarsıntının etkisini atlatamamışken bu sefer de 10 Mart’ta Antalya açıklarında 4,7 büyüklüğünde deprem oldu. Antalya ve çevresinde korkuya neden olan bu depremde de herhangi bir olumsuz durum yaşanmadı.Akdeniz’deki faylar bu kadar hareketliyken Samsun’da da 4 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Merkez üssü Samsun Körfezi-Atakum ilçesine 17,48 kilometre mesafede olan depremin, 18,27 kilometre derinlikte olduğu belirlendi. Kentte sarsıntıyı hisseden bazı vatandaşlar dışarı çıkarak bekledi. Peki ülkenin kuzeyi ve güneyinde yaşanan bu depremler bize ne anlatıyor?AKDENİZ’DEKİ DEPREMLER HELEN YAYI VE KIBRIS YAYI’NDAN KAYNAKLI OLUŞUYORKonuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Jeoloji Mühendisleri Odası Deprem Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Süleyman Pampal, Muğla ve Antalya çevresinde yaşanan depremleri Helen Yayı ile Kıbrıs Yayı üzerinde gerçekleşen hareketliğe bağladı.Pampal, “Ege ve Akdeniz’i bir bütün olarak düşündüğümüzde bu bölgede Helen Yayı yer alıyor. Bu yay kuzey-güney doğrultusunda gerilen ve genişleyen bir bölge olarak adlandırılıyor. Ayrıca bu yay ‘Kıbrıs Yayı’ adı verilen ikinci bir yay daha çizerek Kıbrıs’tan geçip, Antakya’ya doğru devam ediyor. Burada da Doğu Anadolu Fay Zonu ile Ölü Deniz Fayı ile kesişiyor. Yaşanan depremleri bu faydaki hareketlilik sonucu olduğunu söyleyebilirim” dedi. ‘ANADOLU LEVHASI’NIN ‘BATISI’ SON ZAMANLARDA ÇOK HAREKETLİ’ Kıbrıs Yayı’nın tıpkı Helen Yayı gibi Anadolu Levhası ile Afrika Levhasını birbirinden ayıran büyük ölçekli bir ‘dalma-batma zonu’ olduğunun söyleyen Prof. Dr. Süleyman Pampal, şu bilgilerin altını çizdi: -- Bu dalma-batma zonunda ‘ağır olan’ Afrika Levhası Anadolu Levhası’nın altına doğru dalıp hareket ediyor. Anadolu’da bu levhanın üzerine biniyor. Özellikle Batı Anadolu kesimi yılda üç santimetrelik bir hızla güneybatıya doğru hareket ediyor. -- İşte bu bölge son zamanlarda çok hareketli. Bölgenin depremselliğine baktığımız zaman özellikle ‘Rodos-Girit Hattı’na doğru geçmiş zamanlarda 10 tane yıkıcı deprem olduğu görülüyor. Bu depremlerin büyüklükleri de 8 ve üzeri depremler olarak kayıtlarda yer alıyor. FETHİYE-BURDUR FAY ZONU’NA DİKKAT! Rodos-Girit Hattı’nın çok tehlikeli olduğuna da dikkat çeken Prof. Dr. Süleyman Pampal, “Kıbrıs kesimi daha seyrek büyük deprem üretiyor. Örneğin en son 1953’te 6,5 büyüklüğünde bir deprem üretti. Ancak hemen batısında yer alan Antalya ve çevresini de kapsayan Helen Yayı ve Rodos-Girit Bölgesi daha büyük depremler üretiyor. Burada oluşacak büyük bir sarsıntı tsunamiye de neden olabilir” dedi. Tüm bunların dışında Kıbrıs Yayı ile Helen Yayı arasından Isparta’ya doğru uzanan Fethiye-Burdur Fay Zonu olduğunu da söyleyen Prof. Dr. Pampal, “Bu fay zonu üzerinde de deprem olabilir. Zaten tarihsel kayıtlara baktığımızda Burdur ve Fethiye’de yaşanan büyük deprem olduğu kayıtlarda yer alıyor” ifadelerini kullandı. SAMSUN’DAKİ DEPREMİ NASIL YORUMLAMAK GEREKİYOR? Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun Kuzey Anadolu Dağları'nın oluşumundan sorumlu olan fay zonu olduğunu ve bu zonun Karadeniz’den geçtiği yerlerde depremlerin oluşabileceğini söyleyen Prof. Dr. Süleyman Pampal, “Bu zonun çevresinde kuzey ve güneye doğru 50-60 kilometre boyunca tali kırıklar var. Karadeniz’in iç kesimlerine doğru da faylar var ama şu anki hareketlilik levha sınırlarında oluyor. Samsun’da olan deprem bize bu bölgede daha büyük deprem olur dedirtmiyor. Ancak levhanın sınırında bu türden hareketlerin normal olduğunu gösteriyor” ifadelerini kullandı. ‘KUZEY ANADOLU FAY ZONU’NDA ‘YEDİSU FAYI’ BENİ KORKUTUYOR’ “Kuzey Anadolu Fay Zonu’nda gerçekleşen bu tür hareketlerde beni en çok korkutan Yedisu Fayı’nın kırılması olur” diyen Prof. Dr. Süleyman Pampal, şu önemli bilgilerin altını çizdi: -- Yedisu Fayı, Bingöl ile Erzincan arasında yaklaşık 75-80 kilometrelik bir fay kuşağı… Üstelik Doğu Anadolu Fay Zonu tam da burada Kuzey Anadolu Fay Zonu ile kesişiyor. Bu fay 200-250 yıldır kırılmadı. Deprem kayıtlarına baktığımızda 7,4 büyüklüğünde deprem ürettiği görülüyor. -- Bugünden faya baktığımızda enerjisini biriktirdi ve tekrarlanma süresini tamamladı diyebiliriz. Zaten 6 Şubat depremlerinden önce ilk kırılacak yerlerden biri olarak Yedisu Fayı’na dikkat çekiyorduk. Özetle kuzeyde denize daha yakın yerlerden ziyade biraz daha güneye yani Bingöl ve Erzincan çevresinde büyük deprem ihtimali bulunuyor.”
Konut kiralarındaki artış, özellikle eski kiracılarla ev sahipleri arasında anlaşmazlıklara neden oluyor. Tarafların anlaşamadığı durumlarda konu önce arabulucuya, oradan da sonuç çıkmazsa yargıya taşınıyor. Ancak yargıdan istediği sonucu alamayan bazı ev sahipleri, kiracıları baskı yoluyla evden çıkarmaya çalışıyor. Geçtiğimiz günlerde basında yer alan haberlere göre, İstanbul Beşiktaş'ta bir ev sahibi, 2020'den beri dairesinde oturan kiracısını tahliye etmek için dava açtı. Mahkemeden istediği sonucu alamayan mülk sahibi, kiracısına psikolojik baskı uygulayarak evden çıkarmaya çalıştı. Önce dairenin doğalgaz ve suyunu kesen ev sahibi, kiracının dışarıda olduğu bir gün çilingir getirerek kapı kilidini değiştirdi. Ayrıca kapıya da tahta çakarak girişi kapattı. Ev sahibinin böyle bir hakkı olmadığı kanunumuzda kesin bir ifadeyle belirtiliyor. Ancak buna rağmen bu tür olaylar yaşanmaya devam ediyor.'EV SAHİPLERİ BU DAVRANIŞLA KONUT DOKUNULMAZLIĞINI İHLAL SUÇUNU İŞLEMİŞ OLUYOR’ Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Gayrimenkul Hukukçusu Ümit Yasin Kısa, “Türk Ceza Kanunu’na göre bir kimsenin konutuna ve konutunun eklentilerine rızasına aykırı olarak giren veya rıza ile girdikten sonra buradan çıkmayan kişi, konut dokunulmazlığını ihlal suçunu işlemiş olur” dedi. Kısa, şöyle devam etti: “Gündeme gelen son olayda bir kişinin konut dokunulmazlığını ihlalin yanında asıl ikametgâh sahibinin konutuna girişini engelleme de söz konusu… Bu nedenle burada konut dokunulmazlığını ihlal suçu yanında 'Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir' hükmü uyarınca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu düşünülebilir." ÇİLİNGİRLER DE DİKKATLİ OLMALI! Böyle bir durumda çilingirlerin de dikkatli olması gerektiğinin altını çizen Kısa, “Bu gibi durumlarda kapı kilidini açmak için mesleki faaliyet gösteren kişinin ilgili konutun kendisine müracaat eden kişiye ait olduğunu veya ikamet ettiğini teyit etmesi gerekiyor" dedi ve ekledi: "Yargıtay’ın çeşitli kararlarında çilingirlerin konuta bu şekilde girmeleri veya kilidi değiştirmelerinde amacın bu suçu işlemek olmaması nedeniyle manevi unsur eksikliğinden beraat kararlarının verildiği görülüyor. Ancak çilingirlerin kendi hukuki güvenlikleri için müracaat eden kişiler yönünden ilgili konut veya işyerinin kime ait olduğunu teyit etmesi çok önemli..." EV SAHİBİNİN BU TUTUMUNA KARŞILIK KİRACI NASIL BİR YOL İZLEMELİ? Peki böyle bir durumla karşı karşıya kalan kiracılar ne yapmalı? Bu sorumuza “Kiracı ilk olarak durumun tespit edilmesini sağlamalı” cevabını veren Ümit Yasin Kısa, şu önemli bilgilerin altını çizdi: “Bunun için mahkemeden delil tespiti uzun sürebilir. Kiracının, en azından olaya tanıklık edebilecek kişilerin buna şahitlik etmesini sağlaması yararlı olabilir. Bunun dışında kiracı, vakit kaybetmeden savcılığa suç duyurusunda bulunmalı." KİRACININ BÖYLE BİR MAĞDURİYETTEN TAZMİNAT ELDE ETME HAKKI BULUNUYOR MU? “Türk Borçlar Kanunu’muza göre kiraya veren, kiralananı kira sözleşmesine uygun şekilde kiracının kullanımında bulundurma yükümlülüğü altındadır” diyen Ümit Yasin Kısa, “Kiraya verenin kapı kilidini değiştirme, kapı girişini kapatma gibi eylemleri kiralananı kullanıma uygun şekilde bulundurma borcunu ihlal olduğundan, kiraya verenin bundan dolayı maddi sorumluluğu doğar. Bu gibi durumlarda mahkeme tarafından kiracının kiralanandan faydalanamaması hesap edilerek bu süre için tazminat kararı verilebilir" ifadelerini kullandı.DAİREDEKİ ELEKTRİK, SU VE DOĞALGAZ ABONELİKLERİNİ KAPATMAK DA SUÇ! Kiraya verenin elektrik, su ve doğalgaz aboneliklerini haklı bir sebebi yokken sonlandırma hakkının da bulunmadığını söyleyen Ümit Yasin Kısa, “Aslında abonelikler genellikle kiracı üzerinde oluyor. Ancak bazen kiraya veren de üzerinde bırakabiliyor. Kira sözleşmesi devam ederken, mahkemece bir karar verilmemişken, kiraya verenin bu gibi abonelikleri iptal ettirmesi halinde kiraya veren suç işlemiş olur ve ceza sorumluluğu doğar. Bu gibi hallerde kiracıların savcılık şikâyeti yanında, kira sözleşmeleri ile abonelikleri üzerlerine almaları daha uygun olur” dedi. KİRACIYI SÜREKLİ ARAMAK DA SUÇ OLABİLİR Mİ? Israrlı takip ve aramanın da huzur ve sükunu bozma suçuna konu olduğuna dikkat çeken Ümit Yasin Kısa, "Eğer bu aramalar kiracıyı rahatsız edecek düzeye gelmişse yine kiraya veren ceza sorumluluğu ile karşı karşıya kalır. Bu gibi hallerde savcılığa şikâyet başvurusu yapılabilir. Ayrıca gürültü yaparak kiracıyı rahatsız etmek de suç olarak görülüyor. Bu gibi durumlar kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunu oluşturuyor. Bu da kiraya verenin ceza sorumluluğunu doğuracak eylemlerdir” ifadelerini kullandı.