Kolajen içeren 8 süper besin! Cilde, kaslara, kemiklere ve bağ dokusuna yapı kazandırıyor…

15 Mayıs 2024

Kolajen daha çok takviye olarak tercih edilse de aslında vücudun yapı taşları arasında yer alıyor. ABD'nin ve dünyanın önde gelen sağlık kuruluşlarından biri olan Cleveland Clinic göre, vücudumuzdaki proteinin yüzde 30’unu oluşturan kolajen; cilde, kaslara, kemiklere ve bağ dokusuna yapı kazandırıyor. Kolajen ayrıca organların kan damarlarında ve bağırsak astarında da bulunuyor. Vücut doğal olarak kolajen üretiyor ancak yaş ilerledikçe ve güneşten gelen UV ışığına maruz kalma, kolajen üretimini ciddi şekilde azaltabiliyor. Ancak düzenli ve dengeli beslenmeyle vücudun kolajen yapmasına yardımcı olup, ihtiyaç duyulan ham maddeler sağlanabiliyor. Diyetisyen Lauren Manakar ise kolajen alımını artırmak için tüketilmesi gereken gıdaların ayrıntılarını içeren bir makale yazdı. İşte Manakar’ın altını çizdiği 10 kolajen içeren gıdalar… KEMİK SUYU Kolajen üretimini artıran ve kolajen içeren besinler arasında başı kemik suyu ve sakatat çekiyor. Cilt sağlığının gelişimine destek olan kemik suyu, eklemlerin güçlenmesine katkı sağlarken kas kütlesinin gelişimini de destekliyor. Lauren Manakar, hayvan kemiklerinin kolajen açısından yüksek olduğunu ve kemikler suda kaynatıldığında kolajenin jelatine dönüştüğünü ve vücut tarafından daha kolay emildiğini açıkladı. KABUKLU DENİZ ÜRÜNLERİ VE BALIKBalıklarda ‘deniz kolajeni’ adı verilen bir tür kolajen bulunuyor. Deniz kolajeninde ‘Tip 1 kolajen’ (Vücuttaki kolajenin yüzde 90'ını oluşturarak cilde, kemiklere, tendonlara ve bağlara yapı sağlıyor) adı verilen cilt için faydalı olan bir yapı yer alıyor. Kolajen çoğunlukla balığın derisinde veya pullarında bulunur. TAVUK Tavuk, özellikle de tavuk kıkırdağı, doğal bir kolajen kaynağı olarak biliniyor. Tavukta genel olarak ‘Tip 2 kolajen’ (Kıkırdak dokusunun ana bileşeni olan Tip 2 kolajen, eklem sağlığı için önemlidir ve eklem kıkırdağının esnekliğini ve dayanıklılığını sağlar) adı verilen bir madde bulunur. Lauren Manakar’a göre tavuk derisini yemek size daha fazla kolajen sağlayacak. BİFTEK Sığır eti ve kemikleri, zengin bir kolajen kaynağı olarak biliniyor. Özellikle biftek, ciddi oranda kolajen içeriyor.YUMURTA BEYAZIYumurtanın beyazı, glisin ve prolin de dahil olmak üzere kolajeni oluşturan diğer amino asitleri de içerdiği için en iyi kolajen kaynaklarından biri olarak nitelendiriliyor. Sadece yumurta beyazı yerine tüm yumurtayı tüketmek de kolajen desteğinin yanı sıra sağlıklı yağ ve yüksek kalitede protein de sağlıyor. SARIMSAK Doğal kolajen içeren besinler arasında en şaşırtıcısı belki de sarımsak. Yemeklere lezzet katmaktan fazlasını yapan sarımsak, kolajen üretimini artırabilir. Çünkü sarımsakta vücudun kolajen oluşturmasına yardımcı olan kükürt bulunuyor. KAJU Kaju, bağ dokularında hücrenin yapısını koruyan bir kolajen içeriyor. Bu kolajen yaraların çabuk iyileşmesini sağlarken aynı zamanda cildi dış etkenlere karşı da koruyor. Lauren Manakar, sert ve kuru bir cilt yapınız varsa mutlaka sabahları dört adet kaju tüketilmesi gerektiğinin altını çizdi. MEYVETurunçgiller ve meyveler vücudun kolajen oluşturmasına yardımcı olur. Her ikisinde de vücudun kolajen yapmasına yardımcı olan C Vitamini bulunur.   

Devamını Oku

Makarnayı daha sağlıklı hale getirmenin 5 yolu

6 Mayıs 2024

Son yıllarda içinde karbonhidratların olmadığı diyetlerin popülaritesi giderek artıyor. Çünkü karbonhidratlar kilo alımının ve insülin direncinin sağlıksız nedeni olarak açıklanıyor. Ancak uzmanların çoğu karbonhidratların, özellikle de besin açısından yoğun işlenmemiş gıdaların, sağlıklı bir beslenmenin önemli bir parçası olduğu ve enerji sağlamak da dahil olmak üzere pek çok faydalarının bulunduğu konusunda hemfikir. Healthline.com'da beslenme editörü olan Lisa Valente, Business Insider'a yaptığı açıklamada “Makarnayı seviyorsanız, onu diyetinize dahil etmenizde kesinlikle sorun yok” ifadelerini kullandı. Valente, şu bilgilerin altını çizdi: “Makarna, Akdeniz diyetinin temel gıdasıdır. Yaygın olarak en sağlıklı beslenme yollarından biri olarak kabul edilir. Karbonhidratın yanı sıra bir miktar protein ve lif de içerdiğinden yemekler için harika bir temel oluşturur. 100 gramlık kurutulmuş beyaz makarna, kas büyümesi ve sindirim sağlığı için gerekli olan sırasıyla 13 gram protein ve 3,2 gram lif içerir. Hatta makarnanın ertesi gün daha da sağlıklı olduğu düşünülüyor. Çünkü yeniden ısıtmak dirençli nişasta seviyesini artırıyor. Tek yapmanız gereken makarnanızı daha besleyici hale getirmek, biraz daha çeşitlilik kazandırmak…” İşte makarnayı daha da sağlıklı hale getirmek için beş ipucu… 1-) MAKARNAYA SEBZE VE PROTEİN EKLEYİN Lisa Valente’ye göre makarnaya eklenecek en iyi iki şey sebzeler ve protein kaynaklı ürünler. “Sağlıklı bir makarna yemeği hazırlamak, onu kalan sebze ve etlerle veya konserve fasulyeyle bir araya atmak kadar basit olabilir” diyen Lisa Valente, “Ayrıca makarnayı ıspanak, lahana ve hindiba gibi içinde eriyebilen yeşil sebzelerle birleştirebilirsiniz. Tüm bunların dışında biraz sarımsak kızartıp makarnaya eklemek, antioksidanlar ve lezzet derinliği açısından da çok önemli…” dedi. 2-) NOHUTLU, TAM BUĞDAYLI VEYA MERCİMEKLİ MAKARNAYI DENEYİN Sebzeler dışında nohutun, buğdayın ve mercimeğin de çok etkili olduğunu vurgulayan Lisa Valente, “Nohut, tam buğday veya mercimek kullanılarak yapılan makarna, normal beyaz makarnaya göre daha fazla protein ve lifle dolu olur. Ayrıca glutenden kaçınması gerekenler için de bu çok iyi bir seçenek. Hafif bir dokuya sahip olan nohutlu ve kırmızı mercimekli makarna özellikle kepekli makarnalardan hoşlanmayanlara da cazip gelebilir” ifadelerini kullandı. 3-) EN SAĞLIKLI KAVANOZLU SOSLARI SEÇİN Markatlerde satılan sosların da önemli olduğunu söyleyen Valente, “Kavanozlu soslar harika seçenekler… Sadece soslarda ilave şeker ve tuz oranı yüksek olabilir. Bu nedenle etiketleri kontrol etmenizi ve en az katkı maddesi içeren ürünleri seçmenizi öneriyorum” ifadelerini kullandı. 4-) NE KADAR PEYNİR EKLEDİĞİNİZE DİKKAT EDİN Dünyanın pek çok yerinde makarnaya peynir eklenir. Lisa Valente de makarnasına genelde parmesan peyniri ekleyenlerden... Ancak Valente peynir konusunda dikkatli olunması gerektiğinin altını çizdi: “Bazı peynirler yüksek tansiyona katkıda bulunabilecek çok fazla sodyum içerebilir. Ancak aşırıya kaçmadığınız sürece bu çok da önemli değil. Bana göre makarnanın yanında biraz parmesan peyniri çok lezzetli oluyor. Bunu tavsiye ederim.” 5-) MAKARNANIZIN YANINDA SALATA TÜKETİN Araştırmalar, öğünlerle birlikte salata yemenin, düşük kalorili yiyeceklerle açlığın üstesinden gelebileceğini gösteriyor. Bu, genel olarak daha az yemek yemenize yardımcı olabilir ve bu da uzun vadede obezitenin önlenmesine ve tip 2 diyabet riskinin azaltılmasına yardımcı olabilir. Lisa Valente, “Makarnanızın yanında salata yemek istemiyorsanız, eriştenizi pişirirken bazı çiğ sebzeleri atıştırarak da aynı etkileri elde edebilirsiniz. Bu sebzelerden ekstra besin almanın da harika bir yolu” dedi.

Devamını Oku

Atriyal fibrilasyon tehlike saçıyor… Üç kişinden birini etkiliyor!

4 Mayıs 2024

Toplumda en sık gözlemlenen ve yaşın ilerlemesiyle görülme oranı artan atriyal fibrilasyon ‘ritim bozukluğu’ olarak biliniyor. Çok sayıda kişi, hastalığından habersiz yaşadığı için dünyada ‘sessiz katil’ olarak adlandırılan atriyal fibrilasyon, hastaların yaşam kalitesini düşürmekle kalmayıp bazılarında inmeye hatta ölüme bile neden olabiliyor. Son yıllarda da hastalık hem ülkemizde hem de dünyada gücünü artırıyor.SON 20 YILDA HASTALIK KORKUTUCU ŞEKİLDE ARTTI!Geçtiğimiz günlerde Danimarka’da The BMJ dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre, yaşam boyu atriyal fibrilasyon riskinin son 20 yılda dörtte bir seviyesinden üçte bire yükseldiği ortaya çıktı. Araştırmada 45 yaş ve üzeri 3,5 milyon Danimarkalı yetişkinin verilerini analiz eden bilim insanları, 2000'den 2022'ye kadar yeni atriyal fibrilasyon tanılarını izledi. Bu zaman aralığında 360 binden fazla atriyal fibrilasyon teşhisiyle karşılaşan bilim insanları, katılımcıların diyabet veya yüksek kolesterol gibi önceden var olan sağlık durumlarını da değerlendirerek genel bir sonuca ulaştılar.Buna göre erkeklerin ve diyabet ya da kronik böbrek hastalığı gibi önceden var olan rahatsızlıkları olanların, atriyal fibrilasyon teşhisinin ardından komplikasyonlara karşı özellikle hassas olduğu bulundu. Bu grupta kalp yetmezliği ve inme riskleri belirgin şekilde daha yüksek çıktı. Erkekler de bu komplikasyonlara karşı daha yüksek yatkınlık gösterdi. Ayrıca çalışmada atriyal fibrilasyon teşhisi konanlar arasında kalp yetmezliği artık en yaygın uzun vadeli risk olarak tanımlandı. ‘BABAMIN DA ATRİYAL FİBRİLASYONU VAR VE HASTALIĞI YILLAR ÖNCE TIP FAKÜLTESİNDEYKEN TESADÜFEN NABZINI KONTROL EDERKEN ANLADIM’“Araştırmada atriyal fibrilasyon riski yüzde 24’ten neredeyse yüzde 32’e yükselmiş ve bu hastalar içinde de en sık görülen komplikasyon kalp yetersizliği. Bu endişe verici” diyen Doç. Dr. Özge Kayhan, hastalığın en ilginç özelliğinin ise şikâyet yaratmadan tesadüfen tanı konabilmesi olduğunu söyledi. Ayrıca Doç. Dr. Kayhan, babasının da benzer bir durumla karşılaştığını ifade ederek şöyle devam etti:-- Atriyal fibrilasyon bazen çarpıntı olarak kendini hissettirip erken tanı ve önlem şansını doğuruyor. Ancak büyük bir hasta grubunda da hiçbir şikâyet yaratmadan tesadüfen tanı konabiliyor. İlginçtir ki; babamın da atriyal fibrilasyonu var ve tanısını yıllar önce tıp fakültesindeyken tesadüfen nabzını kontrol edip nabzını düzensiz aldığımda kendim koydum.-- Kendisi “Benim hiçbir şikâyetim yok, beni hiç boşuna hastaneye götürme” demişti. Götürüp EKG çektirdiğimde atriyal fibrilasyon tanısını koyduk. Hatta altta yatan sebebin tiroid bezinin fazla çalışması olduğunu da bulduk ve tedavisine hızlıca başladık. Bu örnekten de anlayabileceğiniz gibi hastalık sinsi olabiliyor. Rutin kontrollerde nabız ve EKG kontrolü son derece önemli…‘ÜLKEMİZDE HER YIL 35 BİN YENİ ATRİYAL FİBRİLASYON TANISI KONUYOR’Hastalığın Türkiye’de görülme sıklığına da değinen Doç. Dr. Özge Özden Kayhan, “Türkiye’de atriyal fibrilasyonla ilgili bazı veriler mevcut. Yapılan araştırmalar ışığında Türkiye’deki atriyal fibrilasyon prevelansı yüzde 1,25 olarak saptanmış. Her yıl 35 bin kadar yeni atriyal fibrilasyon tanısı konuyor. Ayrıca kılavuz önerilerine rağmen, bu olguların önemli bir kısmı uygun kan sulandırıcı tedavisi almıyor. Bu konuda ülkemizde yeni araştırmalar yapılıyor, devam ediyor” dedi. ATRİYAL FİBRİLASYONUN KESİN NEDENLERİ NELER?Bu soruma “Kalp yetersizliği, hipertansiyon, koroner arter hastalığı, geçirilmiş kalp krizi, daha önce geçirilmiş açık kalp ameliyatı, mitral kapak hastalığı, zatürre, alkol kullanımı, doğuştan kalp hastalıklarından bazıları” cevabını veren Doç. Dr. Kayhan, şu bilgilerin altını çizdi:-- Hastalarda atriyal fibrilasyona ait şikâyetler değişkenlik gösterebilir. Bazı hastalarda hiçbir şikâyet olmazken veya tesadüfen inme sonucunda tanısı konarken, bazı hastalar çarpıntı hissi ile kalp atımlarının düzensiz ve hızlı olarak hissettiğini ifade ederek ya da baş dönmesi, yorgunluk, göğüste sıkıntı hissi, nefes darlığı, göğüs ağrısı ve bayılma gibi şikâyetlerle hastaneye başvurabiliyor.-- Bazı ağır durumlarda klinik tablo tansiyon düşüklüğüyle de gidebilir ki, bu durum hemodinamik bozukluk (Kardiyovasküler sistemde oluşan basıncın gücü, şiddeti, şekli ve zamanlamasının normal dolaşımdakine kıyasla farklı olması) yaptığında hızlıca normal ritme döndürmek için koroner yoğun bakım koşullarında acil müdahale edilmesi gerekebilir. NEDEN ERKEKLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜYOR?Araştırmacılar, riskin erkekler arasında daha çok arttığı üzerinde duruyor. Hastalık neden sıklıkla erkekleri hedef alıyor?Doç. Dr. Özge Özden Kayhan, “Literatürde, atriyal fibrilasyonda cinsiyet karşılaştırması konusunda değişik çalışmalar mevcut” dedi ve şu bilgileri paylaştı:-- Örneğin, 2022 yılında JAMA’da yayınlanan geniş çaplı bir çalışmaya göre, bilinen kardiyovasküler hastalığı olmayan erkek ve kadınlar arasında kadınlarda hastalığın gelişme ihtimalinin daha düşük olduğu ama boya göre düzenleme yapıldığında kadınların daha yüksek riske sahip olduğu gösterildi.-- Yine yapılan diğer çalışmalarda kadınlarda normal ritme döndürüldükten sonra atriyal fibrilasyon ritmine geri dönme riski daha yüksek bulundu. Kadınların inme geçirme açısından erkeklere göre daha riskli grubu oluşturduğu ise bilinen diğer gerçeklerden biri. Yani atriyal fibrilasyonda cinsiyet farkları ile alakalı değişik yorumlar yapmak mümkün. Kesin ifade kullanmak için daha çok çalışma yapılması gerekiyor. HASTALIĞA YAKALANMAMAK İÇİN NELER YAPILMALI?“Bu konuda atılabilecek en güzel adım hastalarımızı kalp sağlığını koruyucu hayat şekline kaydırmak” diyen Doç. Dr. Kayhan, “Koroner arter hastalığı bu aritmiyi tetikleyebildiğinden, buna engel olacak sigarayı bırakma, stresli hayat şeklinden olabildiğince uzak durma, tansiyonu, yüksek kolesterolü ve şekeri kontrol altında tutma gibi önlemler aynı zamanda atriyal fibrilasyon riskini de azaltacaktır” dedi.Sağlıklı bir diyet ve düzenli egzersizin de oldukça önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Kayhan, “Tansiyon yüksekliği ve diyabet direkt olarak da atriyal fibrilasyon için risk faktörlerinden olduğundan, tansiyonun ve şekerin normal sınırlarda tutulması ve bu açıdan düzenli kontrolleri olmak oldukça kritik öneme sahip. Alkol kullanımı, özellikle de aşırı alkol kullanımı (İki saat içinde erkeklerde beş kadeh, kadınlarda ise dört kadeh olmak üzere) bu ritim bozukluğunu tetiklemektedir. Bu nedenle aşırı alkol kullanımından kaçınmak gerekiyor” ifadelerini kullandı. 

Devamını Oku

DSÖ’nün raporu korkuttu! ‘Sinsi hastalığın’ bulaşıcılığı arttı! 1,3 milyon kişi hayatını kaybetti… ‘Türkiye’de 3,5 milyon hasta var’

26 Nisan 2024

Hepatit, çoğunlukla viral bir enfeksiyonun neden olduğu karaciğer iltihabı olarak biliniyor. A, B, C, D ve E tipleri olarak adlandırılan beş ana hepatit virüsü bulunuyor. Bu beş tip, neden oldukları hastalıklar ve salgın potansiyeli nedeniyle son yıllarda dünya üzerinde büyük bir endişe kaynağı olmaya başladı. Geçtiğimiz günlerde Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) yayımladığı ‘2024 Küresel Hepatit Raporu’nda hepatit nedeniyle yaşanan ölümlerin arttığı açıklandı. Raporda, viral hepatitten yılda 1,3 milyon kişinin hayatını kaybettiği vurgulanırken hepatitin, dünya genelinde bulaşıcı hastalıklar nedeniyle yaşanan ölümlerin ikinci en büyük sebebi olduğu aktarıldı. Bu ölümlerin yüzde 83'üne hepatit B, yüzde 17'sine ise hepatit C neden olurken, hepatit B ve C enfeksiyonları nedeniyle dünya genelinde her gün 3 bin 500 kişinin hayatını kaybettiğinin de altı çizdi. Ayrıca raporda, kronik hepatit B ve C enfeksiyonlarının yarısının 30-54 yaş arası kişiler, yüzde 12'sinin ise 18 yaş altı çocuklar arasında olduğu bildirildi. BU TABLO ENDİŞE VERİCİ! HER GÜN 6 BİNDEN FAZLA KİŞİYE HEPATİT BULAŞIYOR Raporda görüşlerine yer verilen Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, tablonun endişe verici olduğunu belirterek, “Hepatit enfeksiyonlarını önlemede küresel düzeyde ilerleme olmasına rağmen hepatitli çok az kişiye teşhis ve tedavi uygulandığı için ölümler artıyor. Ayrıca her gün 6 binden fazla kişiye viral hepatit bulaşıyor. DSÖ, hayat kurtarmak ve bu eğilimi tersine çevirmek için ülkelerin ellerindeki tüm araçları, erişilebilir ücretlerle kullanmalarını desteklemeye kararlı” ifadelerini kullandı. Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğum İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Alper Yurci de tablonun korkutucu olduğunu vurgulayarak, “Viral hepatite yol açan karaciğere özgü bu virüslerin hepsi karaciğer hastalığına neden olurken bunlardan özellikle hepatit B, C ve D kronikleşerek kronik hepatit, siroz ve karaciğer kanserine ilerliyor. Ne yazık ki dünyada her yıl yaklaşık 1 milyondan fazla insan viral hepatitlere bağlı siroz ve karaciğer kanseri gibi hastalıklar nedeniyle yaşamını yitiriyor. Maalesef sayı günden geçtikçe de artıyor” dedi. ‘HEPATİT B İLE C, DÜNYA ÇAPINDA YAKLAŞIK 350 MİLYON İNSANI ENFEKTE ETTİ’ Bu virüsler içinde hepatit B ve C’nin kronik hastalığa yol açan ve dünya çapında yaklaşık 350 milyon insanı enfekte etmiş olan en önemli virüsler olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yurci, hastalığın diğer virüslerine dair ise şu önemli bilgilerin altını çizdi: -- Açıklanan rapora bakıldığında ölümler büyük çoğunluğu hepatit B ve C’ye bağlı olarak görülmüş. Aslında yeni enfekte kişi sayısı 2019’da 2.5 milyon iken 2022 yılında 2.2 milyon kişiye düşmüş olmasına rağmen ölüm oranlarındaki artış, viral hepatitlerin en sonunda karaciğer kanserine dönüşebilmesi ve karaciğer kanserlerindeki artış nedeniyle olduğunu gösteriyor. Özetle bu raporla B ve C virüsleri bizlere çok tehlikeli olduklarını bir kez daha kanıtlamış oldu. -- Hepatit D virüsü de kronikleşmekle birlikte ancak hepatit B virüsünün de vücutta var olması ile kişiye bulaşabiliyor. Hepatit A ve E ise kronikleşmiyor. Yani uzun süreli karaciğer iltihabı yapmıyorlar. Kronik enfeksiyon yani uzun süreli karaciğer iltihabı hastayı ilerleyen dönemde yıllar içinde karaciğer sirozuna ve hatta karaciğer kanserine kadar götürebiliyor. ‘TÜRKİYE’DE 3.5 MİLYON HEPATİT B HASTASI OLDUĞU TAHMİN EDİLİYOR’ ‘Ülkemizde ise çoğu henüz tanı almamış yaklaşık 3.5 milyon hepatit B hastası, 750 bin de hepatit C hastası olduğu tahmin ediliyor’ diyen Prof. Dr. Alper Yurci, “Viral hepatitler bu sayılar ile dünyada orta sıklıkta olarak kabul edilir. Öncelikle viral hepatitli hastaların tespiti ve tedavisi viral hepatitlerle savaşta büyük önem taşır. Risk gruplarından başlayarak toplumun her kesimine testlerin yapılması, hepatit virüsüyle enfekte bireylerin bulunması ve takip altına alınması çok önemli” dedi. Prof. Dr. Yurci, şöyle devam etti: -- Kan testleri neticesinde tanı almış hastalar tedavi için mutlaka ilgili kliniklere yönlendirilmeli, anne adaylarının hepsine hepatit taraması gebelik sırasında yapılmalı, yenidoğan bebeklere hepatit B aşısı yapılmalı ki bulaşıcı viral hepatitleri ülkemizde de önleyebilelim. Ayrıca DSÖ ile paralel olarak Sağlık Bakanlığı da Türkiye’de gerekli aksiyonları almış durumda… DSÖ ile birlikte sahada çalışmalarını sürdürdüğünü gözlemliyoruz. Bu amaçla 2018-2023 yılları arasını hedefleyen ‘Türkiye Viral Hepatit Önleme ve Kontrol Programı’ Sağlık Bakanlığı tarafından uygulamaya konuldu. -- Ayrıca Türk Karaciğer Araştırmaları Derneği (TKAD) gibi tıbbi dernekler de dünyadaki paydaşları gibi bu konuda yoğun çaba sarf ediyor. Hastalığın taranması, tanısı, ve tedavisi konusunda kılavuzlar yayımlıyor, sağlık çalışanları ve toplumda viral hepatitlerle ilgili farkındalığı sağlamaya ve sağlık otoriteleri ile hepatit eliminasyon programlarının etkin şekilde yaşama geçirilmesine yönelik gerekli aksiyonları alıyorlar.  HEPATİT NASIL BULAŞIYOR, BELİRTİLERİ NELER? “Hepatit A genellikle kirli gıda veya su tüketimi sonucunda bulaşıyor. Hepatit B ve C ise genellikle kan yoluyla veya cinsel temasla bulaşır” diyen Prof. Dr. Alper Yurci, “Hepatit B ve C taraması çok önemli… Özellikle hepatit B pozitif kişilerle aynı evde yaşayanlar ve cinsel partnerleri, damar içi madde ve intranazal kokain bağımlısı olanlar, cinsel yolla bulaşan bir hastalık öyküsü olanlar, cezaevinde kalan tutuklular ve hemodiyaliz hastaları mutlaka taramalarını yaptırmalı…” ifadelerini kullandı. Viral hepatite neden olan etkenlerin kan testleri ile kolaylıkla saptanabildiğinin de altını çizen Prof. Dr. Yurci, “Ancak kronik viral hepatit hastaları hekime getirecek kadar ağır semptomlara yol açmadıkları için hastalar genellikle tesadüfen saptanıyor. Bu durum da birçok hastanın, hastalığının farkında olmadan yaşamını sürdürmesine neden oluyor. İlk gelişen akut ise enfeksiyonda sarılık, bulantı, kusma karın ağrısı gibi şikayetler oluyor. Ancak tamamen şikayetsiz olarak da hasta bu evreyi geçirebiliyor” dedi ve ekledi: “Hastalık kronikleştiğinde ise yine tamamen sessiz kalıp hiçbir şikâyet yapmayabilir. Dolayısıyla son derece sinsi seyredebiliyor. Hastada siroz veya kanser gelişinceye kadar hiçbir bulgu vermeyebiliyor. En sık karşılaşabileceğimiz şikâyet halsizlik ve yorgunluktur. Hekim bunları değerlendirerek hastalıktan şüphelenmesi ve tanıya gitmesi çok önemlidir.” NASIL BİR TEDAVİ YÖNTEMİ UYGULANIYOR? “Bugün için hepatit C’de 2-3 aylık tedavi ile yüzde 100’e yakın oranda başarı sağlanabiliyor. Hepatit B içinse çok etkili ilaçlarımız bulunuyor” diyen Prof. Dr. Alper Yurci, “Yan etkisi son derece az olan bu ilaçlarla hastalığı tamamen baskılayabiliyoruz. Yeter ki hastalar tanı almış olsunlar” dedi. Eğer hastalık karaciğer kanserine ilerlemişse tedavisinin son derece düşü olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yurci, “Önemli olan tanı almış riskli gruptaki bu hastaları, yakın takip ile karaciğer kanseri gelişir ise erken yakalamak… Çünkü erken yakalanan karaciğer kanserinde tedavi başarı oranı oldukça yüksek” ifadelerini kullandı.

Devamını Oku

Sosyal medyada popüler oldu: Kepçe kulak bantları tehlike saçıyor! ‘Öldürücü anafilaktik şok oluşabilir’

25 Nisan 2024

Kepçe kulak rahatsızlığı, erkek ve kadınlarda ortak bir sorun olarak çocukluk çağından itibaren insan psikolojisini en olumsuz etkileyen şekil bozukluklarından biri.Son zamanlarda ise kulak deformitesine çözüm olarak, sosyal medyada ‘kepçe kulak bantları’ ya da ‘kulak düzleştiricilerine’ dair çok fazla paylaşım yapılıyor. Ayrıca bu bantlar popüler olan pek çok alışveriş sitesinde de satılıyor. Fakat uzmanlar, bu ürünlerin zararlı olduğu konusunda uyarılarda bulunuyor.Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğum Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği üyesi Estetik Plastik Cerrah Op. Dr. Ebru Şen, “Sosyal medyada dudağını ya da kulağını yapıştıran, şakak ve yanak germe etkisi için bantlarla saç içine ipler takan pek çok kişi var. Akım haline gelen bu çılgınlıklara şaşırıyorum. Ne yazık ki güzellik algısı doğallık ve koruyuculuktan çok yapaylaştırmaya doğru gidiyor” ifadelerini kullandı. ‘ÖLDÜRÜCÜ ANAFİLAKTİK ŞOK OLUŞABİLİR’Son dönemde popüler olan kulak bantlarının zararlarına değinen Op. Dr. Ebru Şen, “Öncelikle kullanılan yapıştırıcının içeriği çok önemli ama sonuçta insan cildine hiçbiri uygun değil. Malzemenin uygulandığı bölgede yara, alerji, saça yakınsa lokalize kellik, bunlara bağlı yara izleri ve en önemlisi de alerji daha da şiddetlenip öldürücü anafilaktik şoka neden olabilir" dedi ve ekledi: "Bir de sıvı içerikli kimyasallar ciltten emilirse kanserojen maddeler başka organları etkileyebilir. Bant sosyal ortamda açılırsa çok daha üzücü olur, hele de tek taraflı açılması daha da utandırıcı olacaktır. Bir de olayın psikolojik yönü var.”“Ayrıca internet ortamında satılan her şeyin ne kadar denetlendiği bilinmiyor” diyen Op. Dr. Şen, “Birçok vitamin ya da reçetesiz satılan ilacın sahtesinin internette satıldığını biliyoruz. Burada alışverişi yapan kişilerin eğitilmesi önemli… Nasıl ki ilaçların eczanelerden alınması gerektiği sürekli vurgulanıyor, burada da durum aynı. Yoksa nalburdan aldığı yapıştırıcıyı da kullanabilir kişi…” ifadelerini kullandı. ‘EN GÜVENLİ ÜRÜN SAÇ BANDI, KESİN ÇÖZÜM İSE KEPÇE KULAK ESTETİĞİ’Kullanılacak en güvenli ürünün saç bandı olduğunu söyleyen Op. Dr. Ebru Şen, “Kulaklar saç bandı ile güvenle saklanabilir. Onun dışındaki hiçbir ürünün faydasından söz edilemez. Hele ki sıvı içerikli yapıştırıcılar çok daha tehlikeli. Bu sorundan kurtulmak için en doğru yaklaşım kepçe kulak estetiği” dedi.Op. Dr. Şen, estetiğin ne zaman yapılması gerektiğine dair ise şu önemli bilgilerin altını çizdi:-- İnsanda kulak gelişiminin yüzde 85’i beş yaşında tamamlanır. Yani erişkinlikteki kulağımızın boyutuna okul öncesinde ulaşmış oluruz. Bu yüzden ailesel olarak normal de olsa kulağımız çocukken hep yüzümüze göre büyük görünür. Bir de kepçe kulak deformitesi varsa iyice belirgin görünür. Kız çocukları genelde saçlarıyla kamufle ederler kulaklarını… Ama okul gibi saçını toplamak zorunda olduğu alanlarda bu durumdan faydalanamazlar. Erkek çocukları zaten genelde kısa saçlı olduğundan gizlemesi daha da zordur. -- Eğer çocuk ve aile bu durumdan rahatsızsa ve çözüm arıyorsa kepçe kulak estetiği ile bu durum çözülecektir. Okul öncesi dönemde güvenle bu operasyon yapılabilir. Kulak gelişimini erken çocukluk döneminde tamamlandığı için hem tıbbi olarak güvenlidir hem de ileride psikolojisini etkileyecek bir akran zorbalığından korunmuş olacaktır. Çocuk hastalarda genel anestezi altında yaptığımız bu ameliyat, erişkinlerde lokal anestezi ile yaptığımız basit çok basit bir operasyon…AMELİYAT SONRASI HASTAYI NELER BEKLİYOR?Operasyon sonrasına da dikkat çeken Op. Dr. Ebru Şen, “İki-üç hafta kadar kulakları destekleyen sporcu bandı ya da saç bandı kullanımı öneriyoruz. Kulaktaki dikişler alınmayan dikişlerdir, yara beş-yedi günde iyileşir ve bantlar çıkar. Ödemler ise iki-üç hafta gibi bir sürede geriler” ifadelerini kullandı. BU AMELİYATTA OLUMSUZ BİR ŞEY OLABİLİR Mİ? “Standart ameliyat sonrası bazı durumlar olabilir. Örneğin morarma, şişme, kanama gibi… Bunlar olmasın diye ilaç, buz uygulaması ve yüksek yastıkta uyuma gibi önlemler alırız” diyen Op. Dr. Şen, şöyle devam etti:-- Çocuklarda kıkırdaklar yumuşak olduğundan ameliyat genelde kalıcıdır. Ama erişkinlerde kıkırdak çok sert olduğundan şekillendirmek için daha çok işlem gerekir. Kıkırdak hafızası olan bir organdır. -- Burun da kulak da eski şekline dönmeye çalışır. İşte bu yüzden ilk yapıldığı ana göre biraz açılabilir ya da eriyen dikişler tercih edildiyse eski haline dönebilir. O yüzden erişkinlerde daha teknik yaklaşılmalı ve güçlü dikişler tercih edilmeli. Biraz açılma ihtimaline karşı da aşırı düzeltme yapılmalı…

Devamını Oku

Korkutan rapor: İklim değişikliği yarım milyondan fazla felç ölümüne neden oldu!

21 Nisan 2024

Küresel iklim değişikliği, son yıllarda artan aşırı hava olaylarıyla beraber tüm dünyanın gündeminde ilk sırada yer alıyor. Kısa bir süre önce Avrupa Birliği (AB) Copernicus İklim Değişikliği Servisi tarafından yayımlanan rapor, ‘iklim krizi’ tehdidinin ne kadar ciddi boyutta olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.Raporda Şubat 2023 ile Ocak 2024 arasında yıllık sıcaklık artışı 1,52 dereceye ulaştı. Böylelikle dünya ilk kez küresel ısınma eşiği olan 1,5 santigrat dereceyi geçerken aynı zamanda gezegenin rekor oranda su seviyesi artışı ile karşı karşıya kaldığına vurgu yapıldı.En önemlisi de küresel iklim değişikliğinin insan sağlığı üzerinde doğrudan etkisinin bulunuyor olması… Örneğin çevre ve hava kirliliği ile  değişikliğinin beyin damar hastalıkları üzerindeki etkileri son yıllarda daha sık ortaya çıkmaya başladı. Yapılan çalışmalar gösteriyor ki; hava ve çevre kirliliği, iklim değişikliğiyle beraber inme ve beyin damar tıkanıklığı oluşumuna kalp hastalıklarından daha fazla neden oluyor. İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ÖLÜMLE DAHA ÇOK BAĞLANTILI HALE GELMEYE BAŞLADIGeçtiğimiz günlerde Amerikan Nöroloji Akademisi'nin dergisi Neurology'de yayımlanan yeni bir araştırma ise bu durumu bir kez daha kanıtladı. Çalışmaya göre iklim değişikliğiyle bağlantılı aşırı sıcaklık dalgalanmaları, dünya çapında yarım milyondan fazla insanın felç nedeniyle hayatını kaybetmesine neden oldu. Bu da gösteriyor ki optimal değerlerin üstünde veya altındaki sıcaklıklar, ölümle giderek daha fazla bağlantılı hale geliyor.Çalışmada optimum aralığın dışındaki sıcaklıklar nedeniyle felçten kaynaklanan ölümlerin ve felçle ilişkili sakatlıkların sayısını görmek için 204 ülke ve bölgede son 30 yıla yayılan sağlık kayıtları incelendi. Ayrıca veriler farklı bölgelere, ülkelere ve bölgelere göre de ayrıldı. Daha sonra yaş ve cinsiyet dikkate alınarak sonuçlar elde edildi. ERKEKLER KADINLARA ORANLA DAHA FAZLA FELÇ GEÇİRDİ Sırf 2019'da sıcaklığa bağlı 521 bin 31 felç ölümünün 474 bini düşük sıcaklıklarla, geri kalanı ise yüksek sıcaklıklarla ilişkilendirildi. Araştırmaya göre, sıcaklık değişimine bağlı felç nedeniyle ölen erkeklerin sayısının ise kadınlardan daha fazla olduğu ortaya çıktı. Çin'in Changsha şehrindeki Orta Güney Üniversitesi’nde görevli olan ve araştırmanın yazarı Dr. Quan Cheng, “Son yıllardaki dramatik sıcaklık değişiklikleri insan sağlığını etkiledi ve yaygın endişelere neden oldu. Sıcaklıkların dünya çapında, özellikle de yaşlı nüfusta ve sağlık hizmetleri eşitsizliğinin daha fazla olduğu bölgelerde felç yükünü artıracaktır” ifadelerini kullandı. Dr. Cheng, şöyle devam etti:“Şu anda, aşırı sıcaklıklara bağlı felç ölümleri, orantısız bir şekilde Afrika'da olduğu gibi, insanların yoksulluk içinde yaşadığı ve sağlık sistemlerinin kırılgan olduğu bölgelerde de hızla artıyor. Araştırmamız Orta Asya ve Avrupa’da yüksek sıcaklığa bağlı olarak felç yükünün hızla artmasının ‘ayrıca özel dikkat gerektirdiği’ anlamını taşıyor.”Alıntı MetniSICAK HAVA DIŞINDA SOĞUK DA FELCE NEDEN OLABİLİR!Araştırma sadece sıcakların değil soğukların da insanların felç geçirmesine neden olabileceğine vurgu yapıyor. Vücut soğuğa maruz kaldığında, cildin soğuk reseptörleri uyarılıyor ve bu da sempatik sinir sistemi olarak bilinen, vücudun savaş veya kaç tepkisini kontrol eden sinir ağını tetikliyor. Bu da vazokonstriksiyona yani deri, kol ve bacaklardaki kan damarlarının daralmasına neden olarak kan basıncının yükselmesine ve potansiyel olarak felce neden oluyor. Colorado Üniversitesi İklim ve Sağlık Programı’nda görevli nörolog Dr. Ali Saad, CNN’e yaptığı açıklamada, “Felç geçiren hastalarıma genelde bu durumu anlatıyorum. İklim değişikliğinin etkisinden de bahsediyorum. Çoğu bu durumu ciddiye alıyor bazısı da umursamıyor” dedi ve ekledi:“Aşırı hava koşullarının veya daha spesifik olarak aşırı sıcaklıkların felç için bir risk faktörü olduğu biliniyordu. Ancak bu çalışmanın eklediği şey, olayları küresel ölçekte inceleyen ilk çalışma olması. Bu yönüyle çok değerli. İnsanlar, sağlık sonuçları felç veya başka bir durumla ilgili olduğunda kirlilik veya ısıyı düşündüklerinde genellikle düşük ve orta gelirli ülkeleri akıllarına getiriyor. Ancak bu durum dünyanın genelinde yaşanıyor ve daha da kötüleşmesi bekleniyor.” ‘KÜRESEL BİR ÖNLEM ALINMAZSA DÜNYA ÇOK DAHA BÜYÜK BİR HASTALIK YÜKÜYLE KARŞI KARŞIYA KALACAK’Harvard Tıp Fakültesi'nde Akciğer Sağlığı Enstitüsü’nün araştırma sorumlusu olan Dr. Mary Rice de çalışmadaki bulguların önemli olduğunun altını çizdi. Dr. Rice, CNN’e yaptığı açıklamada, “Araştırma, gezegen ısındıkça yüksek sıcaklıktan kaynaklanan felç yükünün hızla arttığını ve bu sayının gelecekte keskin bir şekilde daha artacağını ortaya koyuyor. Ne yazık ki sıcaklıklar gün geçtikçe daha da artıyor. Örneğin geçtiğimiz mart ayı tarihteki en sıcak mart ayı oldu” ifadelerini kullandı. Frontiers in Science dergisinde yayımladığı çalışmasına da dikkat çeken Dr. Rice, şu yorumda bulundu:“İklim değişikliği artık çağımızın en büyük problemi. Ben de bu konuda pek çok çalışma yapıyor ya da araştırmaların içinde yer alıyorum. Yakın zamanda yaptığımız araştırmada iklim değişikliğinin aynı zamanda alerji, astım, otoimmün hastalıklar ve kanser gibi pek çok hastalığa da neden olduğuna dikkat çektik. İklim değişikliğiyle mücadele ederken emisyonları azaltmak ve hava kalitesini iyileştirmek için çok düzeyli azaltım eylemlerine acil ihtiyaç var. Küresel eylem olmazsa dünyanın çok daha büyük bir hastalık yüküyle karşı karşıya kalacağı artık kesin.”

Devamını Oku

Sahte botoks hayatı tehdit ediyor... Nelere dikkat edilmeli?

17 Nisan 2024

Botoks, dünyada en sık uygulanan estetik uygulamalarından biri… İşlemin kolay, sonuçlarının ise etkili oluşu ilgiyi gün geçtikçe artırıyor. Pek çok uzman botoksun doğru ellerde uygulandığı zaman çok güvenli ve gerçek bir anti-aging (yaşlanma karşıtı) olduğunu söylüyor. Fakat son zamanlarda hem ülkemizde hem de dünyada sahte botoks şikayetleri artmaya başladı. Geçtiğimiz günlerde ABD’de açıklanan verilere göre Illinois, Colorado, Kentucky, Washington ve Tennessee dahil olmak üzere ülkenin birçok eyaletinde insanların sahte botoks enjeksiyonları sonrasında hastalandıkları bildirildi.   Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC), gelen şikayetler üzerine başlattığı bir çalışmada, “Çok kapsamlı bir soruşturmayı koordine ediyoruz” açıklamasında bulundu. CDC, bu ciddi durumu ele almak için Tennessee ve Illinois eyaletlerinin sağlık departmanlarıyla iş birliği içinde çalışıldığını belirtti. ‘TÜRKİYE’DE DE 3 BİN 481 KUTU SAHTE BOTOKS ELE GEÇİRİLDİ’ Ülkemizde de son yıllarda sahte botoks şikayetleri artıyor. Geçen yıl İstanbul Emniyeti'ne bağlı Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin gerçekleştirdiği iki ayrı operasyonda piyasa değeri 6 milyon lira olan 3 bin 481 kutu sahte botoks ve dolgu ilaçları ele geçirildi.   Ele geçirilen ürünlerin bazılarının soğuk zincirle son kullanıcıya ulaşması gerekirken, sağlıksız ortamlarda tutulduğu ifade edildi. Gözaltına alınan şüpheliler hakkında ‘insan sağlığını tehlikeye düşürmek’ ve ‘kaçakçılık’ suçlarından adli işlem başlatıldı. Peki sahte botoks nedir? Botoksun sahte olduğunu anlamanın püf noktaları neler? ÜLKEMİZDE SAĞLIK BAKANLIĞI ONAYLI ÜÇ MARKA BULUNUYOR Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğum Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği üyesi Estetik Plastik Cerrah Op. Dr. Ebru Şen, “Gerçek ürünlerde de sahtede de ‘botulinim’ toksin denilen bir madde mevcut. Bu ürünler üretilirken öyle detaylı işlemlerden geçer ki standardizasyon çok önemli. Her şişede bulunması gereken ürün ünite miktarı eşit olmalı ve toksinin tipi de çok önemli” dedi. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı onaylı üç markanın olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Şen, “Bunlar; Allergan, Disport ve Nabota... Bu üç ürün de tüm üretim basamaklarını bakanlığa kanıtlayarak yıllar içinde ruhsat alıp ülkemize giriş yaptı. Denetimler öyle sıkı ki örneğin, bu ürünlerden birini taklit eden ürünün sahteliği anlaşılana kadar orijinal olanların kullanımı iki hafta kadar durduruldu. Firma tüm hekimlere bilgilendirme geçti. Sahte olanlarda ne yazık ki böyle bir denetim ve homojenizasyon yok” dedi.   BOTOKSUN SAHTE OLDUĞU NASIL ANLAŞILIR? Tüm markalarda barkod sisteminin bulunduğunu söyleyen Op. Dr. Ebru Şen, “ÜTS (ürün tanıma sistemi) denilen bir sistemle ürünü satın alan doktora kodlar işlenir. Botoks bir ilaçtır ve nasıl ki antibiyotiği reçetesiz alamıyorsak, kendi ruhsatlı kliniği olmayan, adına fatura kesilemeyecek kişilere de bu ürünler satılamaz. O nedenle doktor olmayan insanların orijinal ilacı temini yasal yollarla mümkün değil” dedi. Op. Dr. Şen, şu önemli bilgilerin altını çizdi: -- Ayrıca firmalar da doktorun alıp bir başkasına vermesini engellemek için herkesin potansiyelini takip edip ona göre sayıda ürün satıyor. Siz isteseniz de kapasiteniz yıllık 1000 kutuysa 2000 kutu alamıyorsunuz. Burada en tehlikeli olan grup ise sosyal medya üzerinden ellerinde orijinal ürün olduğunu iddia eden yeri yurdu belli olmayan sözde medikal firmalar… Uzmanlar asla güvenilir ecza depoları dışında ürünleri almamalı. -- Botoks yaptırmak isteyenler de kliniği olan, gerçek ve güvenilir doktorları tercih etmeli. En önemlisi de barkod okumayla ilgili uygulamaları indirip ürünün ÜTS kaydı sorgulanabilir. Bu sayede ürünün orijinal ya da sahte olduğu net bir şekilde anlaşılır. ‘SAHTE BOTOKS; KALP RİTİM BOZUKLUKLARI, NÖROLOJİK NÖBETLER, YÜZ FELCİ VE NEFES ALMADA ZORLANMAYA NEDEN OLUYOR’ Sahte botoksun en başta alerjik reaksiyonlara neden olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Ebru Şen, “Bunlar şişlik, kaşıntı, sersemlik hali hatta anafilaktik şok (kişinin bağışıklık sisteminin alerjen maddeye aşırı şiddetli bir şekilde tepki göstermesi) gibi ölümcül ciddi reaksiyonlar” ifadelerini kullandı. Sahte ürünlerde dozlamanın net yapılamamasının çok tehlikeli sonuçlar doğurduğunu da söyleyen  Op. Dr. Şen “Örneğin içeriğinde aşırı yüzsek doz bulunan bir flakon uygulandıysa; çift görme, göz kapağı düşüklüğü, göz kuruluğu, kalp ritim bozuklukları, nörolojik nöbetler, yüz felci, nefes almada zorlanma, öksürük ve yutkunma güçlüğü de olabilir” dedi. ‘GEÇEN YIL AŞIRI DOZ NEDENİYLE YOĞUN BAKIMA KALDIRILAN VATANDAŞLAR OLDU’ “Geçen yıl aşırı doz sebebiyle yoğun bakıma kaldırılan vatandaşlarımız oldu” diyen Op. Dr. Ebru Şen, “Çok dikkatli olmak gerekiyor. BU işlemleri güvenilir yerlerde yapmak çok önemli… Bir de bazı hastalığı olanlara botoks yapılmaz. Örneğin Myastenia gravis /vücuttaki bağışıklık sisteminin bozulmasına bağlı oluşan ve belirli kaslarda zayıflamaya yol açan bir hastalıktır), Multiple Skleroz (MS hasatlığı) ve tiroid hastalıkları” ifadelerini kullandı. 

Devamını Oku

Nadir görülen bakteriyel hastalık hızla yayılıyor

7 Nisan 2024

İnvaziv meningokok hastalığı, ‘neisseria meningitidis’ adlı bakterinin neden olduğu bir enfeksiyon hastalığı. Bu bakteri, genellikle burun ve boğaz çevresinde yaşıyor. Yayılarak menenjite ya da kan zehirlenmesine neden oluyor. Hastalık genellikle ani başlangıçlı ateş, baş ağrısı, bulantı, kusma, sıcaklık hissi, el ve ayak uyuşması gibi semptomlarla ortaya çıkıyor. Tedavi edilmediğinde ise ciddi komplikasyonlara hatta ölümcül sonuçlara yol açıyor.Geçtiğimiz günlerde ise Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC), hastalığın son yıllarda hızla arttığına dair bir uyarı yayımladı. 2023’te ABD'de 422 vaka rapor edildiğinin altını çizen CDC, bu sayının 2014'ten bu yana bir yılda kaydedilen en yüksek rakam olduğunu açıkladı. Ayrıca CDC, bu yıl şimdiden 143 vakanın bulunduğunu bunun da enfeksiyonların 2023'ü geçme yolunda olduğu anlamına geldiğini vurguladı. İlginç olan ise geçen yıl vakaların çoğunda menenjit yoktu ama en az 17 kişi hayatını kaybetti.‘BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ DAHA ZAYIF OLANLAR İÇİN TEHLİKE ÇANLARI ÇALIYOR’Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğum Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Hasan Hüseyin Karadeli, “Açıklamaya bakınca belli bakteri türünden ziyade bazı bakterilerin özellikle invaziv meningokok hastalığına geçen yıla göre daha fazla yol açtığını görülüyor. Konuyu derinlemesine incelediğimizde de vakaların istatiksel olarak anlamlı düzeyde artış göstermesini korkutucu olarak yorumlayabiliriz” dedi ve ekledi:“Bu artışı yorumlarken, hastalığın özellikle çocuklarla genç yetişkinlerde daha sık görüldüğü ve kalabalık ortamlarda, sigara içenlerde, bağışıklık sistemi zayıf olanlarda, seyahat edenlerde riskin daha yüksek olduğunu belirtmeliyim. Özellikle HIV’li (Bağışıklık sistemini hedef alan ve AIDS'e yol açabilen özel bir virüs) kişilerdeki orantısız vaka artışına da bakarsak, bağışıklık sistemi daha zayıf olanlar için tehlike çanları çalıyor.” ‘HASTALIK TÜRKİYE’DE DE CİDDİ BİR SORUN’“Türkiye'deki invaziv meningokok hastalığının durumu hakkında net verilere sahip olmak zor çünkü bu veriler genellikle Sağlık Bakanlığı tarafından toplanıp, açıklanıyor” diyen Prof. Dr. Hasan Hüseyin Karadeli, “Genel olarak Türkiye'deki invaziv meningokok hastalığı vakaları nispeten biraz daha düşük” ifadelerini kullandı.Ancak tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de invaziv meningokok hastalığının ciddi bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Karadeli, “Erken teşhis ve tedavi çok önemli… Özellikle Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan programlar sayesinde, hastalığın yayılma riskine dair önemli çalışmalar yapılıyor” dedi.‘Büyük taklitçi’ olarak bilinen hastalıkta umut veren gelişme! İnsan terinde bulunan protein sonu olabilir… ‘Krem, ilaç ya da aşı üretilebilir’ 30-60 YAŞ ARASINDA YAYILIM ARTIYORİnvaziv meningokok hastalığının genellikle çocuklar ve genç yetişkinlerde daha sık görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Hasan Hüseyin Karadeli, 30 ila 60 yaş arası yetişkinleri de hedef aldığına vurgulayarak şu bilgilerin altını çizdi:“CDC uyarısında vakaların 30 ila 60 yaş arası yetişkinlerde yaygın olduğunu söylüyor. Ancak hastalık 30 yaş altındaki herhangi bir bireyde de görülebilir. Hastalığın özellikle genç yaşlarda ve toplu yaşam alanlarında daha yaygın olması nedeniyle bu yaş grubu üzerinde daha fazla odaklanılıyor.” TEDAVİ YÖNTEMLERİ NELERDİR?İnvaziv meningokok hastalığının tedavisine de değinen Prof. Dr. Hasan Hüseyin Karadeli, “Hastalara antibiyotik tedavisi, yaşam fonksiyonları etkilenmiş ise destekleyici tedaviler, asit baz dengesinin sağlanması için sıvı (serum) tedaviler ve hastaların günlük kalori ve enerji ihtiyacını düzenlemek için nutrisyonel tedaviler uygulanabiliyor. Yeni yöntemler olarak da plazmaferez tedavisi (plazma değişim tedavisi) literatüre girmiş tedavi olarak dikkat çekiyor” ifadelerini kullandı. HANGİ ÖNLEMLERİ ALMAK GEREKİYOR?Hastalığın önlenmesi için yapılacaklara da vurgu yapan Prof. Dr. Karadeli, “Öncelikle bu hastalığın önlenebilir olması çok sevindirici… Bu önlemler arasında üç madde öne çıkıyor. Bağışıklığı güçlendirmek, aşı olmak ve hijyen kurallarına dikkat etmek…” dedi.  

Devamını Oku