Dikkat! Göz hastalıkları artıyor! İşte daha genç görünen gözler için 4 basit ipucu...

18 Temmuz 2024

Son yıllarda göz problemlerinin artışında önemli faktörler var. Örneğin, teknolojinin hızla ilerlemesi ve dijital cihazların yaygınlaşması göz yorgunluğunu artırıyor. Ayrıca, modern yaşamın getirdiği stres de göz sağlığını olumsuz etkiliyor. Beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler ve sağlıksız beslenme tercihleri de göz sağlığını olumsuz etkileyen bir diğer etken olarak öne çıkıyor. Fakat daha genç gözlere sahip olmak için bazı yöntemler mevcut gibi görünüyor. Geçtiğimiz günlerde ABD’de plastik cerrah olarak görev yapan Dr. Anthony Youn, daha genç gözlere sahip olmanın sırlarını New York Post’a açıkladı. Özellikle göz kapaklarının yaşlanmasını önlemenin ve tersine çevirmenin dört basit ipucunu paylaşan Dr. Youn, şu bilgileri paylaştı: 1- GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ TAKMAKGüneş gözlüğünün çok önemli olduğunun altını çizen Dr. Anthony Youn, “Bu, sadece hassas göz kapağı derisini güneşin UV ışınlarından korumakla kalmayacak, aynı zamanda kaz ayağı kırışıklıklarına neden olabilen gözlerinizi kısmanızı da önleyecek” dedi Amerikan Kanser Derneği, güneş gözlüğü seçerken “400 nm'ye kadar UV emilimi” yazan bir etikete bakmanızı öneriyor; bu, gözlüğün UV ışınlarının en az yüzde 99’unu engellediği anlamına geliyor. 2- DAHA AZ ULTRA İŞLENMİŞ GIDA TÜKETİNUltra işlenmiş gıdaların kalp hastalığı, kanser, Tip 2 diyabet ve obezite riskini artırdığı biliniyor. Dr. Youn, ayrıca bu gıdaların göz çevresindeki şişkinliği artırabileceğini, çünkü bu gıdaların tuz ve diğer iltihaplı bileşenlerle dolu olduklarını söylüyor. 3- ALERJİLERİNİZİ KONTROL ALTINA ALINHastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’ne göre, ABD'li yetişkinlerin yüzde 25,7'sinde mevsimsel alerji var. Bu nedenle Dr. Anthony Youn, “Alerjilerinizi kontrol altına almaya çalışın ve göz kapaklarınızı agresif bir şekilde ovmaktan kaçının” dedi ve ekledi: “Göz kapağı derisi tüm vücudun en ince derilerinden biridir ve bu deriyi agresif bir şekilde ovmak gerilmesine neden olabilir.” 4- RETİNOL GÖZ KREMİ KULLANINRetinol göz kremi kullanmanın birçok faydası olduğunu söyleyen Dr. Anthony Youn, “Öncelikle, retinol cildin yenilenmesini teşvik eden güçlü bir antioksidandır. Göz çevresindeki ince ve hassas cilt için özellikle etkilidir çünkü kırışıklıkları azaltmaya ve cildin elastikiyetini artırmaya yardımcı olur. Retinol aynı zamanda koyu halkaların ve göz altı torbalarının görünümünü azaltabilir, bu da daha genç ve dinç bir görünüm sağlar” dedi. Dr. Youn, şöyle devam etti: “Retinol göz kremleri cildin sıkılığını artırabilir ve göz çevresindeki ciltteki nem dengesini koruyabilir. Bu da göz çevresindeki cildin daha pürüzsüz ve daha sağlıklı görünmesini sağlar. Ancak, retinolün cilt üzerindeki etkileri kişiden kişiye değişebilir ve bazı insanlarda cilt tahrişine veya hassasiyete neden olabilir. Bu nedenle, retinol içeren ürünleri kullanmadan önce bir dermatolog veya uzmanın önerilerine başvurmak önemlidir.”

Devamını Oku

Büyük İskender'in fethedemediği gizli ‘kartal yuvası’…  ‘Stratejik düşünme konusunda bir dehaydılar’ | Ülkemizin en muhteşem hazinelerinden biri…

17 Temmuz 2024

Türkiye, zengin tarihî mirasıyla tanınan bir ülke ve antik kentler açısından da oldukça önemli bir konuma sahip. Ülkenin dört bir yanında bulunan bu antik kentler, farklı medeniyetlerin izlerini taşımasının yanı sıra, her biri kendi döneminin kültürel izlerini de yansıtıyor. Örneğin Ege Bölgesi'nde yer alan Efes, Artemis Tapınağı ile ünlü olup, Roma döneminin en büyük ve en iyi korunmuş şehirlerinden biri olarak biliniyor. Aynı şekilde, Pamukkale yakınlarındaki Hierapolis de antik termal kaplıcaları ve tiyatrosuyla dikkat çekiyor. Sardes ve Afrodisias gibi diğer kentler ise antik dönemdeki kültürel ve ekonomik yaşamı gözler önüne seriyor. Tüm bunların dışında ülkemiz, çok özel bir antik kente de ev sahipliği yapıyor: Termessos. Antalya'nın kuzeydoğusunda, Toros Dağları’nın yükseklerinde bulunan antik bir Likya kenti olan Termessos, MÖ 3. yüzyılda kuruldu. Özellikle sarp ve doğal savunma özellikleriyle ön plana çıkıyor. Antik kentin en dikkat çekici özelliklerinden biri ise Roma İmparatorluğu döneminde bile büyük ölçüde el değmemiş olması. Geçtiğimiz günlerde CNN Travel editörü Barry Neild, Termessos’u ziyaret etti ve kentin hayranlık uyandıran tarihini kaleme aldı. MUHTEŞEM BİR ARKEOLOJİK MÜCEVHER “Büyük İskender Termessos’u fethetmeye çalıştı ancak başaramadı. Bugün, güneybatı Türkiye'nin dağlarında yüksek bir kartal yuvası gibi tüneyen, bir zamanlar güçlü olan bu şehrin inanılmaz derecede terk edilmiş kalıntıları, buraya tırmanmaya istekli olan herkes tarafından görülebilir” diyen Barry Neild, “Ama bunu yapan çok az insan var. Termessos bomboş duruyor. İzole bir şekilde korunan, sadece yakınlardaki turizm merkezi Antalya'nın sahil beldelerinden yolculuk yapan birkaç kişi tarafından görülen muhteşem bir arkeolojik mücevher” ifadelerini kullandı. İşte Neild’in gözünden Termessos gözlemleri ve antik kentin sıra dışı hikâyesi… Burayı görmezden gelenler ya da adını bile duymayanlar çok şey kaçırıyor. Keşfetmeyi başaranlarsa çok şanslı. Çünkü Türkiye’nin en etkileyici antik kentlerinden birinde tek başlarına dolaşabiliyorlar. Termessos inanılmaz bir atmosfere sahip. Burada tarih ve manzara harika… Bitki örtüsü tarafından yavaş yavaş yutulan ve zamanla aşındırılan devasa türbeler, geniş yer altı sarnıçları, tapınaklar, görkemli şehir surları ve Machu Picchu gibi kilometrelerce uzanan manzaralar, gerçekten de görülmeye değer.Ayrıca antik kente ulaşmak da çok kolay. Antalya’da trafiğin yoğun olduğu şehir merkezinden, kenti de içine alan Güllük Dağı-Termessos Milli Parkı’nın kapısına gitmek sadece 45 dakika sürüyor. Parkın girişinde 3 Euro giriş ücreti ödeyen ziyaretçiler, daha sonra deniz seviyesinden yaklaşık 1000 metre yüksekliğe ulaşan virajlı bir yol boyunca çam ve fundalıklarla kaplı tepelerin arasında 10 dakikalık bir yolculuk daha yapıyor. Sonunda yol Termessos’a çıkıyor. Aslında burası, bir zamanlar şehrin devasa bir agorası veya pazar yeriydi, 2000 yıl önceki parlak döneminde tüccarlar ve vatandaşlarla dolup taşıyordu. Termessos macerası da işte tam olarak burada başlıyor. ‘BURADA ÇALIŞAN HIRSIZLAR İŞLERİNDE ÇOK İYİLERDİ’ Agoranın bir ucunda bitki örtüsüyle gizlenmiş, bir zamanlar yamaç boyunca uzanan görkemli bir caddenin taşlarla kaplı kalıntıları var. Evler veya dükkânlar yerine, burada Termessos’un zengin ve güçlülerinin mezarları bulunuyor. Savaşçılar için mızraklar ve bir zamanlar kimleri barındırdıklarına dair ipuçlarıyla oyulmuş antik lahitler dağınık bir şekilde duruyor. Bazıları küçük bazıları da devasa büyüklükte… Bunlar zenginlik veya güç seviyelerine dair ipuçları sunuyor. Yüzyıllar boyunca hepsi yağmacılar tarafından kırılmış, duvarları parçalanmış veya bir zamanlar metal tokalarla kilitlenmiş olmalarına rağmen kapakları zorla çıkarılmış. Ağaç kökleri ve sarmaşıklar da taş işçiliğinin arasından adeta yılan gibi geçivermiş…1996'da öğrenci olarak ilk kez buraya gelen ve Termessos'a turlar düzenleyen lisanslı rehber  Önder Uğuz, “Burada çalışan hırsızlar işlerinde çok iyilerdi” dedi. Manzaraya bakınca Önder gerçekten de haklı… BÜYÜK İSKENDER BİR TÜRLÜ ŞEHRİ ALAMADI Son yıllarda antik kentle ilgili yapılan çalışmalarda arkeologlar Termessos halkını eski bir medeniyet olan Luvilerin torunları olan Solymler olduğunu söylüyor. Bugüne kadar Solymler hakkında ve şehirlerini ne zaman inşa ettiklerine dair ise çok az şey biliniyor.Ancak ne yaptıklarını açıkça bildikleri kesin… Konum seçimlerine bakacak olursak stratejik düşünme konusunda bir deha olduklarını söyleyebilirim. Şehrin önemli bir ticaret rotası üzerinde olması, Akdeniz’e gidip gelen insanlardan gelen mallar ve ödemelerle zenginleşmesini sağlamakla kalmıyor aynı zamanda yüksekliği ve hâkim manzarası savunmayı kolaylaştırıyordu.Bu nedenle Büyük İskender MÖ 333 civarında birden fazla girişime rağmen şehri abluka altına almayı başaramadı. Pek çok kaynağa göre de Büyük İskender’in şehri ‘kartal yuvası’ olarak adlandırdığı üzerinde duruluyor. Daha sonra Romalılar şehri kontrol etmede daha başarılı oldular. TERMESSOS’UN KALBİNE YOLCULUKAntik şehrin kalbine ulaşmak ise yer yer biraz engebeli ve dik olan yapraklı bir patika boyunca yokuş yukarı bir yürüyüş gerektiriyor. Kısa süre sonra da şehrin alt surları görünür hale geliyor. Bu surlar, Termessos’un MÖ 4. veya 5. yüzyılda, Romalıların bilinen dünyayı dönüştürecek mühendislik becerileriyle ortaya çıkmasından çok önce inşa edildiğinde ne kadar iyi savunulduğunun ilk işareti.Bu da şu soruyu akla getiriyor: Termessoslular bunu nasıl yaptı?Önder Uğuz, burada herhangi bir gizem olduğu iddiasını gülerek geçiştiriyor. Ona göre, teknolojik çağımızın başarılarına o kadar kapılmışız ki, uzak atalarımızın temel yeteneklerini bile takdir edemiyoruz. GİZEMLİ DÖVÜŞ OKULU Hoş kokulu yabani adaçayıyla filizlenen kayalık bir patikada yamaçtan yukarı tırmanırken, Termessos’taki yaşamın ne kadar karmaşık olduğuna dair daha fazla kanıt bulunuyor. Solda, şehrin jimnastik salonunun mermer kalıntıları bulunuyor. Burası için aynı zaman bir dövüş okulu da diyebilirim. Hemen yanında ise askerler için bir tür üniversite kampüsü, hamam ve yemekhane… Ana binanın bir kısmı hâlâ sağlam. İçeride iki kat ve depolama için bir yer altı tonozu bulunuyor.  Ön tarafta, güreş ve dövüş eğitimi için kullanılan ve bugün spor salonunun pişmiş toprak çatı kiremitlerinin parçalarıyla dolu olan palaestra yer alıyor. Bunların hepsi tek kelimeyle inanılmaz… Beni en çok etkileyen ise kapalı su drenaj sisteminin kalıntıları oldu. Az su kaynağı olan bir şehir için, bunlar en etkileyici varlıklarından biri. 1500 tona kadar su tutabilen bu mağaramsı kaplar, özellikle Büyük İskender ablukalar kurduğunda, çok az doğal su kaynağına sahip bir şehrin var olması için hayati önem taşıyordu. Bugün, büyük ihtimalle şehir terk edildiğinde oraya atılan kırık sütunlar ve diğer molozlarla dolular. Şehrin sonunda başka bir yere taşınması kararının arkasında su kıtlığı olabileceği yönünde spekülasyonlar da bulunuyor.     

Devamını Oku

Bir fincan kahve fiyatına satılık arsalar! ‘Telefonlarımız susmuyor çok fazla talep var’ | 1000 kişilik nüfusa sahip, tak şart ise…

11 Temmuz 2024

Güney Avrupa’da birçok küçük köy ve kasabada uzun zamandır 1 Euro’ya ev satışı kampanyaları devam ediyor. Avrupa’da oldukça ses getiren bu proje, ev sahibi olmayı düşünenler için cazip fırsatların yanında insanların hayatlarını değiştirebilecekleri bir macera da sunuyor. Şimdi de benzer bir durum Kuzey Avrupa’da İsveç’te yaşanıyor. Ülkenin başkenti Stokholm’ün güneybatısındaki Götene kasabasında 1 İsveç Kronu’ndan başlayan fiyatlarla arsa satılıyor. 1000 KİŞİLİK NÜFUSA SAHİP Göteborg'un yaklaşık 70 kilometre kuzeydoğusunda bulunan Götene kasabası, İsveç'in Västra Götaland ilinde yer alıyor. Küçük bir yerleşim yeri olan Götene, tipik İsveç köy yaşamının özelliklerini taşıyor. Kasabada yaklaşık olarak 1000 kişi yaşıyor. Kasaba tarihî açıdan da zengin bir geçmişe sahip. Burada Orta Çağ'dan kalma bazı tarihi yapıları ve geleneksel İsveç mimarisini görmek mümkün. Götene'nin ekonomisi ise tarım, küçük ölçekli ticaret ve hizmet sektörüne dayanıyor. Bölge genellikle sakin ve huzurlu bir yaşam tarzıyla öne çıkıyor ve bu nedenle İsveç’in diğer bölgelerine göre daha az nüfusa sahip. Götene yürüyüş sevenlerin de uğrak adresi… Kasaba, küçük bir dağ olan Kinnekulle’ye ev sahipliği yapıyor. Burada kolay-orta-zor olmak üzere üç adet yürüyüş yolu bulunuyor. Ayrıca Götene; Platåbergens Jeoparkı, Lake Vänern Takımadaları ve Mount Kinnekulle Biyosferi gibi iki UNESCO Dünya Mirası Alanı’na da çok yakın bir konumda yer alıyor. PEKİ, NEDEN BU KADAR GÜZEL BİR KASABA TOPRAKLARINI ACİL BİR ŞEKİLDE SATIYOR? Belediye Başkanı Johan Månsson, bunun mevcut ekonomik durgunluk ve kırsal nüfusun azalmasının bir kombinasyonu olduğunu söylüyor. CNN'e konuşan Månsson, “Bölgemizde ve İsveç genelinde konut piyasası, yüksek faiz oranları ve biraz da durgunluk nedeniyle şu anda çok yavaş. Bu nedenle piyasayı biraz hareketlendirmek istedik. Tüm bunların dışında kayıtlarımıza baktığımızda düşük doğum oranları ve yaşlanan bir nüfus gördük. Bu nedenle bir şeyler yapmak gerekiyordu” dedi. ‘TELEFONLARIMIZ SUSMUYOR BİNLERCE TALEP VAR’ Ekibiyle yaptıkları toplantıda uzun yıllardır piyasada olup satılmayan 30 arsayı sembolik bir ücret karşılığında satmaya karar verdiklerini söyleyen Månsson, , “Bu proje üzerinde çok düşündük ve sonunda adım atmaya karar verdik. Ancak işler biraz büyüdü, sansasyon haline geldi, çok şaşkınım” ifadelerini kullandı. Månsson, geçen ay yaklaşık 30 ilgili alıcıyla birlikte planın başlatıldığını açıkladı. Belirlenen bu alıcıların dördü, metrekare başına bir kron fiyatından arsa satın aldı. Arsa büyüklükleri 700 ila 1200 metrekare arasında değişiyor. Ancak Månsson bu satışlardan sonra işlerin çığırından çıktığını ifade ederek “Proje bir anda çok popüler oldu. Telefonlarımız susmuyor ve binlerce talep var. Belediye binasındaki telefon santralimizde iki kişi çalışıyor ve son birkaç gündür epey yoruldular. Temelde kriz modunda olduğumuzu söyleyebilirim” dedi. Yüksek talep nedeniyle başkan Mansson dünyanın dört bir yanından çağrılar geldiğini söylerken yetkililer, nasıl ilerleyeceklerini belirlemek için satış sürecini ağustos ayının ortasına kadar durdurdu. Satışlar yeniden başladığında, araziyi sadece metrekare başına 1 krona satmak yerine bir ihale süreci başlatılacağı üzerinde tartışılıyor. TEK BİR ŞART BULUNUYOR Mansson, bir ev inşa etmenin maliyetinin genellikle 3 ila 4 milyon krona yani 280 bin ila 375 bin dolar civarında olduğunu söylüyor. Arsaların maliyeti genellikle 500 bin krona yani 47 bin dolara mal oluyor. Şu ana kadar herkes bir arsa satın alabiliyor; İsveç'te ikamet etmelerine ya da orada kalıcı olarak yaşamayı taahhüt etmelerine gerek yok. Belediyenin tek şartı ise arsanın satın alınmasından itibaren iki yıl içinde evin inşasına başlanması. İTALYA’DAKİ GİBİ UCUZ EVLER DAHA DA ARTACAKGörülen o ki Götene kasabasındaki satışlar bu 30 arsayla sınırlı kalmayacak. Zaten Mansson, İtalya'daki kırsal toplulukların meşhur ‘1 Euro’luk’ evlerine benzer bir tür ucuz konut planı yapabilmelerinin “imkânsız olmadığını” açıkladı.Başkan, "Çok daha fazla arazimiz var ve oturup sadece bu 30 arsadan daha fazlasını yapmak için bir şeyler yapıp yapamayacağımıza bakmamız gerekecek. Alıcılara sunulacak bazı ek şeylere ihtiyacımız var. Bu aslında küçük bir gösteriydi; bir veya ikisini satabilirsek şanslı olacağımızı düşünüyorduk. Daha fazlasını yaptık. Devamını getirebiliriz” ifadelerini kullandı. 

Devamını Oku

Siber korsanların yeni hedefi: Telefon şarj istasyonları! Kamera ve mikrofonu etkinleştiriyorlar hatta… Nelere dikkat etmeli?

10 Temmuz 2024

Hızla yayılan ve kullanımı artan telefon şarj istasyonları, kullanıcıların pratik bir şekilde cihazlarını şarj etmelerini sağlıyor. Ancak bu kolaylık, güvenlik endişelerini de beraberinde getiriyor. Birçok kullanıcı, bu istasyonların güvenli olup olmadığı konusunda yeterince bilgi sahibi olmadığı için potansiyel risklere maruz kalabiliyor. CİHAZLARA ÖZEL DÜZENEK KURUYORLAR! Konuyu Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Anabilim Dalı Başkanı ve Bilişim Teknolojileri Uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık’a danıştığımda son zamanlarda siber korsanların halka açık şarj istasyonlarına yönelik saldırılarının arttığını belirtti. Kırık, “Telefonları halka açık şarj istasyonlarında şarj etmek ciddi güvenlik riskleri taşıyor. Bu risklere ‘juice jacking’ deniyor. Juice jacking, kötü niyetli kişilerin halka açık USB şarj istasyonlarına yerleştirdiği özel düzenekler veya yazılımlar aracılığıyla cihazlara zararlı yazılım yüklemeleri veya cihazlardan veri çalmaları anlamına geliyor” şeklinde konuştu. Bu durumun birkaç nedeni olduğuna değinen Prof. Dr. Kırık, “USB kabloları hem şarj hem de veri transferi için kullanılır. Halka açık bir şarj istasyonunda kullanılan USB bağlantısı, veri transferine izin verebilir ve bu, kötü niyetli kişilerin cihazınıza erişim sağlamasına neden olabilir. Halka açık şarj istasyonlarına kötü amaçlı yazılım yüklenmiş olabilir. Cihazınızı bu tür bir istasyona bağladığınızda, bu yazılım telefonunuza bulaşabilir ve kişisel bilgilerinizi çalabilir” ifadelerini kullandı.‘YANGIN RİSKİ DE OLUŞTURABİLİR’ Asli görevinden uzaklaştırılmış şarj ünitelerinin düşük kaliteli veya hasar görmüş şarj cihazlarının, telefonlara zarar verebileceğini hatta yangın riski oluşturabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Ali Murat Kırık, “Bu nedenle kafe ve restoran gibi kamuya açık alanlarda telefonlarımızı şarj etmek, tıpkı kamuya açık kablosuz ağlara bağlanmak gibi güvenliğimizi ve verilerimizi riske atıyor” dedi. TELEFONA YÜKLENEN RAT VİRÜSLERİ İLE EKRAN GÖRÜNTÜSÜ ALIYORLAR, KAMERA VE MİKROFONU ETKİNLEŞTİRİYORLAR Bu cihazların içindeki yazılımların şarj esnasında telefonlara ‘RAT virüsü’ yüklendiğine dair sosyal medya platformlarında paylaşımlar bulunuyor. Hatta bu virüsün iki türlü olduğuna da vurgu yapılıyor. Peki RAT virüsü nedir? Kullanıcılar için nasıl tehlikeler barındırıyor?Bu soruma “RAT (Remote Access Trojan) virüsleri, kullanıcıların cihazlarına uzaktan erişim sağlamak için tasarlanmış zararlı yazılımlardır” cevabını veren Prof. Dr. Ali Murat Kırık, şu önemli bilgilerin altını çizdi: -- Standart RAT virüsleri, temel olarak uzaktan erişim sağlama ve kontrol yetenekleri sunar. Kötü niyetli kişiler, enfekte olmuş cihazlara erişerek dosyaları görüntüleyebilir, kopyalayabilir, silebilir ve cihazın işlevlerini manipüle edebilir. Bu tür virüsler, kullanıcıların kişisel ve hassas verilerini çalmak için kullanılır. -- Gelişmiş RAT virüsleri ise standart RAT'ların tüm özelliklerine sahip olmanın yanı sıra daha karmaşık ve sofistike işlevler sunar. Gelişmiş RAT'lar; ekran görüntüleri alabilir, kamera ve mikrofonu etkinleştirebilir. Bu sayede saldırganlar kamera ve mikrofonu etkinleştirerek kullanıcıların özel anlarını kaydedebilir ve izinsiz olarak görüntüleyebilir. RAT DIŞINDA BAŞKA YAZILIMLARLA ‘TUŞ VURUŞLARINIZI’ KAYDEDİYORLAR RAT virüslerinin yanı sıra, kamuya açık şarj istasyonları veya modifiye edilmiş şarj cihazları aracılığıyla telefonlara bulaşabilecek diğer zararlı yazılımlara da değinen Kırık, şu detayları paylaştı: “Örneğin Keyloggerlar, kullanıcının cihazına yüklenerek tuş vuruşlarını kaydeder. Bu yazılımlar, şifreler, kredi kartı bilgileri ve diğer hassas verilerin çalınmasında kullanılabilir. Bir diğer zararlı yazılım ise Adware’dir. Bunlar ise cihazınıza istenmeyen reklamlar gösteren zararlı yazılımlardır. Bu yazılımlar, kullanıcı deneyimini bozabilir ve bazen zararlı web sitelerine yönlendirme yaparak daha fazla kötü amaçlı yazılım bulaşmasına neden olabilir. Üçüncü tehlike ise Spyware… Kullanıcının faaliyetlerini izleyen ve gizlice veri toplayan yazılımlardır. Bu tür yazılımlar, tarayıcı geçmişi, mesajlar, e-postalar ve diğer kişisel bilgileri toplar.” BU CİHAZLARDAKİ ZARARLI DÜZENEKLERİN SORUMLUSU KİM? Tüm bu bilgiler ışığında akla şu sorular geliyor: Bu cihazlardaki zararlı düzeneklerin sorumlusu kim? Bu istasyonları kuran firmalar mı yoksa onlardan hizmet alan işletmeler mi? Bu konuda bir denetim mekanizması var mı?Prof. Dr. Ali Murat Kırık, “Çoğu zaman, bir kafe veya restoran halka açık şarj istasyonlarını kurarken, bu istasyonları üçüncü şahıslardan satın alıyor ya da kiralıyor. Bu durumda, şarj istasyonlarının içinde zararlı yazılımlar olabileceğinden şüphelenilmez. Kafe ya da restoranlar bu cihazları kullanıcılarına sunarlar. Buna ek olarak üçüncü şahıslar da temiz cihazları modifiye ederek zararlı yazılımlar yerleştirebilirler” dedi. Kırık, şöyle devam etti: -- Şarj istasyonları ve benzeri cihazların belirli güvenlik standartlarına uygun olduğundan emin olunmak çok önemli. Sertifikalı ve güvenilir markaların kullanılması, zararlı yazılım riskini azaltır. Belediyeler, kafe ve restoran gibi işletmeler genel denetim yapar. Bu denetimler sırasında, işletmelerde bulunan şarj istasyonlarının güvenliği ve düzgün çalışıp çalışmadığı incelenebilir. Ancak, bu denetimler genellikle hijyen ve lisans gibi konulara odaklanır, şarj istasyonlarının güvenliği spesifik olarak denetim kapsamına girmeyebilir. -- Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), telekomünikasyon ve bilgi teknolojileri alanında düzenleyici bir kurumdur. BTK, dijital güvenlik ve siber tehditlerle ilgili genel düzenlemeler yapar ve bilgilendirme faaliyetlerinde bulunur. Halka açık şarj istasyonlarının güvenliği doğrudan BTK'nın sorumluluğunda olmasa da bu konuyla ilgili bilgilendirme ve rehberlik sağlayabilir. ŞART ALETİ VE POWERBANKLARA DA DİKKAT! Bu aletler dışında herhangi bir mekânda normal şart aleti ya da powerbank istediğimizde de benzer tehlikeler olabilir mi?“Kafe veya restoran gibi yerlerden aldığınız şarj aletleri, güvenlik açısından riskler taşıyabilir” diyen Prof. Dr. Ali Murat Kırık, “Kötü niyetli kişiler, şarj aletinin kafa bölümünü modifiye ederek içine zararlı yazılımlar veya donanımlar yerleştirebilir. Powerbanklar da benzer güvenlik riskleri taşıyabilir. Eğer bir powerbank modifiye edilirse, içine zararlı yazılımlar veya donanımlar yerleştirilerek telefonunuza zararlı yazılımlar bulaştırılabilir. Tanımadığınız veya güvenilirliğinden emin olmadığınız kişilerden alınan powerbankları kullanmaktan kaçınmak gerekir” dedi. 

Devamını Oku

Yeni araştırma bilim dünyasını umutlandırdı! Kellik tarih mi oluyor? Saçınız ‘stresli’ olabilir çünkü…

5 Temmuz 2024

Erkeklerde saç dökülmesi, genetik faktörlerden kaynaklanan ve yaşla birlikte ilerleyen bir sorun olarak kabul edilir. Saç dökülmesi genellikle alından başlayarak tepenin ortasına doğru ilerleyen bir süreç izler. Bu durum, testosteron hormonunun ‘dihidrotestosteron’ adı verilen bir türe dönüşmesi sonucu oluşur. Dihidrotestosteron, vücutta testosteron hormonunun 5-alfa redüktaz enzimi tarafından metabolize edilmesiyle ortaya çıkar. Bu hormon, erkeklerde cinsiyet özelliklerinin gelişiminde rol oynar ve birçok fizyolojik etkiye de sahiptir. Saç dökülmesi sadece estetik bir endişe kaynağı olmakla kalmaz, aynı zamanda bireyin özgüvenini de olumsuz yönde etkileyebilir. Bu nedenle bilim insanları uzun süredir saç dökülmesi üzerinde araştırmalar yapıyor. Çünkü bu durumun tedavisi ve önlenmesi, birçok kişi için oldukça önem taşıyor.YENİ ARAŞTIRMANIN SONUÇLARI SAÇ DÖKÜLMESİNİ KÖKTEN ÇÖZEBİLİR Mİ?Son olarak İngiltere’de Manchester Üniversitesi’nden araştırmacılar, saç dökülmesine neden olan bir biyolojik mekanizma keşfettiklerini duyurdu. Yapılan araştırmada, insan kafa derisindeki saç köklerini etkileyen bir mekanizma olan entegre stres tepkisi (ISR) üzerinde duruldu. Bilim insanları, ISR'nin aşırı aktifleşmesinin saç büyümesini olumsuz yönde etkilediğini ve durdurabileceğini buldular. Bu keşif, saç dökülmesinin potansiyel tedavisine yönelik yeni yollar açabileceği umudunu doğuruyor.Araştırmanın kıdemli yazarı Dr. Talveen Purba, “Bu mekanizmanın aktivasyonunun, saç dökülmesi sorunu olan kişilerde saç büyümesini kısıtlamada önemli bir biyolojik rol oynayabileceğine inanıyoruz. Bu da yeni tedavilere yönelik umutları artırıyor” dedi.Araştırmacılar, şu anda ISR'yi hedefleyen bir tedavi yöntemi bulunmadığını ancak ilgili bağlamlarda araştırılan bazı ilaçların bulunduğunu belirtti. Manchester ekibi, saç dökülmesi olan bireylerde ISR'nin foliküller üzerindeki etkilerini daha iyi anlamak için çalışmalarını sürdürüyor. 2022’DE JAPON ARAŞTIRMACILAR DA SAÇ DÖKÜLMESİNİ DURDURACAK ADIMLAR ATMIŞTIDiğer taraftan, 2022'de Japon araştırmacılar olgun saç köklerini laboratuvarda başarıyla büyüterek saç dökülmesine karşı potansiyel bir ilerleme sağlamıştı. Bu tür gelişmeler, gelecekte saç dökülmesi tedavisinde yeni alternatifler sunabilecek potansiyel yöntemler olarak değerlendiriliyor.Saç dökülmesi, özellikle orta yaşlarda erkeklerin yüzde 85’ini etkileyen yaygın bir sorun olmasına rağmen, mevcut tedavi seçenekleri sınırlı. Topikal tedavi minoksidil ve reçeteli ilaç finasterid gibi yöntemlerin yanı sıra lazer tedavileri ve saç ekimi gibi cerrahi müdahaleler yaygın olarak kullanılıyor.Yaşlanma karşıtı tedavi uzmanları, çeşitli yöntemlerin kombinasyonunun (örneğin, kırmızı ışık terapisi, mikro iğneleme ve topikal tedaviler) saç sağlığını desteklemede etkili olabileceğini de öne sürüyor.

Devamını Oku

Zayıflamaya yardımcı olan 5 tatlı! Metabolizmayı hızlandırıyor, göbek yağını yok ediyor…

4 Temmuz 2024

Yaz mevsimi geldi ve tatlı ihtiyacımız, sağlığımız ve bel ölçümümüz için bazı zorluklar sunuyor. Dondurma, kek ve turta gibi tatlılar, genellikle sağlığımız için biraz endişe yaratsa da uzmanlar tatlı ihtiyacını karşılamak için sağlıklı seçenekler olduğunu söylüyor. Hatta bu alternatifler, metabolizmayı hızlandıran ve iştahı bastıran protein, lif ve antioksidanlar bakımından oldukça zengin.Diyetisyen ve SlimEtc’in kurucu ortağı olan Sophia Turner, konuyla ilgili olarak New York Post’a yaptığı açıklamada, “Metabolizma, vücutta besinlerin enerjiye dönüştürülmesi için gerekli olan karmaşık kimyasal reaksiyonlar dizisidir. Besinlerin sindirilmesi, proteinlerin sentezlenmesi ve atıkların uzaklaştırılması gibi çeşitli süreçleri içerir. Bazı yiyecek kombinasyonları, metabolizmayı harekete geçirerek vücuttaki sistemlerin düzgün ve etkin bir şekilde çalışmasına yardımcı olabilir. Bu doğrultuda bazı tatlılar da bu sürecin yaşanmasında etkin olabilir” ifadelerini kullandı. Peki bu tatlılar neler? Sophia Turner, metabolizmayı hızlandıran ve göbek yağını yok eden beş tatlıyı paylaştı… SÜZME PEYNİR VE ANANAS Süzme peynir, düşük yağ oranı ve yüksek protein içeriğiyle kas kütlesini korumanıza yardımcı olurken, gün boyunca tok kalmanızı sağlar ve yiyeceklerin termik etkisi (TEF) sayesinde metabolizmayı artırır. Bu özellikleri, vücudun yağ ve karbonhidrat yerine proteinleri sindirerek daha fazla kalori yakmasına olanak tanır.Tropikal bir meyve olan ananas ise bol miktarda C vitamini ve bromelain enzimi içerir. Antiinflamatuar özellikleriyle bilinen bromelain, aynı zamanda besin emilimine, sindirime ve gelişmiş metabolik fonksiyona katkı sağlar. Ananasın ayrıca huzurlu bir gece uykusunu teşvik ettiği ve soğuk algınlığını iyileştirmeye yardımcı olduğu da biliniyor. YABAN MERSİNİ İLE YAPILAN KEKLER Sağlıklı yaşamı düşünerek yapıldığında yaban mersinli kekler, çok güçlü bir etkiye sahip. Özellikle bu keke lif ve antioksidanlar eklendiğinde vücuttaki oksidatif stresle mücadele eder ve kademeli enerji salınımını destekler.Sophia Turner, “Bu atıştırmalık, tam tahılların faydalarını, antioksidan açısından zengin yaban mersini ve hafif tatlılığı bir araya getiriyor. Yaban mersinli yulaf kekleri, lif, vitamin ve minerallerle dolu olup kan şekeri seviyelerini düzenlemeye, tokluğu artırmaya ve metabolizmayı hızlandırmaya yardımcı oluyor” dedi. CHİA PUDİNGLERİ Chia tohumları; sindirimi yavaşlatan, tokluk hissini artıran ve iştahı azaltan çözünebilir lif açısından çok zengindir. Sophia Turner, “Chia pudingleri son derece doyurucudur ve bağırsak sağlığı ile iltihaplanma için idealdir. Chia tohumları, metabolik ve sindirim sağlığını destekleyen çözünür lifler ve antiinflamatuar özellikleriyle bilinen omega-3 yağ asitleri bakımından zengindir. Meyveler ise antioksidanlar ve lif açısından zengindir, bağırsak sağlığına katkı sağlar ve metabolizmanın düzenlenmesine yardımcı olur” ifadelerini kullandı. BİTTER ÇİKOLATA KAPLI BADEMLER Bitter çikolata kaplı bademler hem tatmin edici bir çıtırlık sunuyor hem de vücut sağlı için çok özel bir tatlı olarak biliniyor. “Bitter çikolata, antioksidanlar ve flavonoidler sağlayarak hücreleri korur, iltihabı azaltır ve genel sağlığı iyileştirir” diyen Sophia Turner, “Bademler ise sağlıklı yağlar ve lifler açısından zengindir; metabolizmayı destekler ve bağırsak sağlığını geliştirir. Ayrıca yapılan araştırmalar, yatmadan önce bitter çikolata tüketmenin uykuyu iyileştirebileceğini gösteriyor” dedi. YOĞURTLU PARFE Yoğurt, kasları destekleyen güçlü bir protein ve sindirimi artıran probiyotiklerle dolu. Ayrıca daha uzun süre tok kalmanıza ve metabolik işlevleri geliştirmenize yardımcı olur. Antioksidan bakımından zengin, lif dolu meyveler ve kalp sağlığına faydalı yağlar içeren birçok kuruyemişle birleştiğinde, bu parfe bir güç merkezi olabilir. Düşük şekerli granola ekleyerek doku ve hızlı karbonhidrat alımını da sağlayabilirsiniz. Bu kombinasyon, sadece lezzetli değil, aynı zamanda besleyici ve güçlendiricidir.

Devamını Oku

Babasından ‘hayalet kasaba’ miras kaldı! Ünlülerin akın ettiği bir yer haline dönüştü…

26 Haziran 2024

Amerika Birleşik Devletleri’nin batısındaki Kaliforniya eyaletinde bulunan Amboy kasabası, Amerika’nın klasikleşmiş Route 66 rotası üzerindeki tarihi ve kültürel önemiyle büyük bir etkiye sahip. Bu kasaba, sakin yaşam tarzıyla ve geçmişin izlerini günümüze taşıyan mimarisiyle öne çıkıyor. Özellikle “Amboy Yolu”, kasabanın sembolü haline gelmiş durumda. Burada servis edilen klasik Amerikan yemekleri ve nostaljik atmosfer ziyaretçilere unutulmaz anlar yaşatıyor. Ancak, zamanla terk edilmiş yapıları ve boşaltılmış evleriyle sıfır nüfusa sahip olan Amboy’un hüzünlü bir yanı da var. Yıllar içinde nüfusun azalması ve ticaretin yok olması, kasabanın izole bir konuma gelmesine neden oldu.   Fakat yine de her yıl binlerce turist ve Route 66 meraklısı, bu küçük kasabaya uğrayarak tarihi dokusunu ve çekiciliğini keşfediyor. Amboy, adeta geçmişle gelecek arasında köprü görevi görerek, Amerikan yollarının unutulmaz hatıralarını ziyaretçilerine sunmaya devam ediyor. KASABADAKİ TÜM İŞLETMELER BABASINDAN MİRAS KALDI Mojave Çölü’nün ortasındaki bu hayalet kasaba bugünlerde; boş ev ve binalara, kepenkleri kapatılmış bir postaneye, kimsenin uğramadığı kiliseye ve öğrencisi olmayan bir okula ev sahipliği yapıyor. Kasabada kalan son yaşam belirtisi ise soğuk içeceklerin, atıştırmalıkların ve hediyelik eşyaların bulunduğu Roy's Motel & Cafe… 15 metrelik neon tabelasıyla kasabanın yeniden canlandırma çabalarının merkezi haline gelen Roy's aynı zaman mini bir benzin istasyonu. İşletmede benzini dağıtmak için bir görevliye ihtiyaç duyan üç mekanik pompa bulunuyor ve son zamanlarda galonu 6,49 dolardan fiyatlandırılıyor. Ancak Roy's, bazıları için bir işletme ya da benzin istasyonundan çok daha fazlası. 12 yıldır Çekya ve Slovakya’dan gelen turistlere milli park gezilerinde rehberlik eden seyahat rehberi Jan Kuzelka “Roy's, Büyük Kanyon gibi Amerikan kültürünün diğer önemli unsurları kadar önemli bir cazibe merkezi” ifadelerini kullandı. Los Angeles Times’ın haberine göre ise geçen yıl rahmetli babasından miras kalan Roy's Motel & Cafe başta olmak üzere tüm işletmelerin sahibi 31 yaşındaki Kyle Okura oldu. Okura yaptığı açıklamada, “Amboy, çölün ortasında bir yer ama çok sayıda farklı türde insan görüyorsunuz. İnanılmaz olan da bu… Burada dünyanın her yerinden hikayeler duyuyorsunuz” dedi. ‘BABAM KASABAYI ALDIĞINDA TEK ŞART YENİDEN CANLANDIRILMASIYDI’ “Babam Amboy'u satın aldığında herkes bu yatırımın kötü bir karar olduğunu söylemiş. Ancak babam hiç öyle düşünmemiş” diyen Kyle Okura, şu bilgileri paylaştı: -- Roy Crowl, Roy’s’u eskiden ABD'nin doğu-batı ana yolu olan yolda seyahat eden sürücülere hizmet vermek için açtı. Damadı Buster Burris ile birlikte yol kenarındaki marketi bir kafe ve ardından bir motel içerecek şekilde genişlettiler. Ancak zaman geçtikçe otoyollar genişleyip büyüdü ve Route 66 popülerliğini yitirdi. Yeni yollar, neredeyse tüm trafiği Amboy'dan uzaklaştırdı. Bunun sonucunda da tüm kasaba ve Roy's da adeta ıssız bir yer haline geldi.-- Juan Pollo restoran zincirini kurduğu için “Tavuk Adam” lakabı verilen babam Albert ise terk edilmiş hayalet kasabadaki potansiyeli gördü ve burayı Burris’in eşinden 425 bin dolara satın aldı. Satışın koşullarından biri de kasabanın eski haline döndürülmesiydi. Babam da ilk iş olarak Roy's’un benzin istasyonunu yeniden açtı ve lobinin bakımını yaparak işe başladı. ‘BABAMI KAYBETTİK SONRA KENDİMİ TAMAMEN KASABAYA ADADIM’ “Babam Amboy'u satın aldığında 12 yaşındaydım. Aslında ben de herkes gibi düşünüyordum. Neden böyle bir şey yapıyordu ki? Çünkü burası çok uzaktı ve kasabanın yeniden canlanacağına dair hiç ışık yoktu” diyen Kyle Okura, “Fakat babam çok heyecanlıydı. Her gün çalışıyordu. Beni de yanında götürüyordu. Ama yine de kasabanın babamın kafasındaki o müthiş yere dönüşmesi zordu. Ancak şunu da belirtmeliyim ki, bu kasaba babamla aramda çok kuvvetli bir bağın oluşmasına neden oldu” dedi. Kyle Okura’nın babası geçen yıl mide rahatsızlığı olduğunu düşündüğü bir durumla karşılaştı. Hastaneye kaldırıldığında doktorlar, sepsis hastalığına yakalandığını söyledi. Sepsis, vücudun genelinde iltihabi bir reaksiyon başlatarak işlev bozukluğuna yol açan bir hastalık. Özellikle dolaşım yetmezliği ve şoka yol açarak ölüme neden olabiliyor. Okura’nın babası bir hafta hastanede kaldı ama ne yazık ki vücudu hastalığa daha fazla dayanamadı, 71 yaşında hayatını kaybetti. Yaşadığı acının kendisini çok etkilediğini söyleyen Kyle Okura, “Ölüm tarifi çok zor bir duygu. Babamla sonsuza kadar çalışacağımı sanıyordum. Bir gün beni terk edip gideceği aklımın ucundan bile geçmiyordu. Ama artık hayran olduğum insan yanımda yok. O andan itibaren kendimi tamamen babamın hayaline yani kasabaya adadım” ifadelerini kullandı. ÜNLÜLERİN AKIN ETTİĞİ BİR YER HALİNE DÖNÜŞTÜ Okura’nın Amboy'u yeniden haritaya koymak isteyen küçük ama kendini adamış bir grubu var. Ekibin ilk işi Roy’s’u yeniden canlandırmak oldu. Ekipte işletmenin günlük operasyonları yürüten tarih meraklısı menajeri Ken Large yer alıyor. Large aynı zamanda hırslı bir pul koleksiyoncusu ve bir gün Amboy Postanesi'ni de yeniden açmayı umuyor.Daha önce çocuk bakımında çalışan Rachel ise kasabanın sosyal medya hesaplarını, reklam ve film lojistiğini yönetiyor. Amboy ayrıca film ve reklam çekimlerine ev sahipliği yapma konusunda köklü bir geleneğe sahip bir yer. Kasaba özellikle pek çok korku filminin çekimlerine sahne oldu.Daha da yakın zamanda Olivia Rodrigo, müzik belgeseli ‘Driving Home 2 U’nun bir bölümünü Amboy'da çekti. 2023’te de David Yarrow, arka planda Roy'un olduğu 7 milyon dolarlık 1953 Ferrari Spider'ın içinde oturan süper model Cindy Crawford ile bir fotoğraf çekimi yaptı. YENİ HEDEF ROUTE 66'NIN 100. YILDÖNÜMÜNE KADAR KASABAYI TAMAMEN CANLANDIRMAK Okura ve arkadaşlarının hedefi, bu çalışmaların çoğunu 2026 yılında Route 66'nın 100. yıldönümüne kadar tamamlamak. Turizm yetkilileri bunun tarihi arterdeki işlerin yeniden başlatılması için gerekli bir nimet olacağını umuyor. 20 yıl önce, henüz ergenlik çağındayken Okura, Amboy'u geçmiş bir dönemin kumlu bir kalıntısı olarak görüyordu. Artık burayı tıpkı babasının yaptığı gibi kurtarılmaya değer bir yer olarak görüyor ve çabalıyor. Hatta Okura yakın zamanda Route 66’nın resmi adı olan National Trails Highway’in bir kısmının, babasının onuruna Albert Okura Memorial Highway olarak yeniden adlandırılması için görüşmelerde bulunduğunu açıkladı. Bunun bir parçası olarak Okura, Amboy'un çevresine, babasının bir zamanlar dinamik olan kasabayı kurtarma arayışının tarihini ayrıntılarıyla anlatan plaketler asmayı planlıyor.       

Devamını Oku

‘Güzellik yastığı’ kırışıklıkları önler mi? İşte uyku kırışıklıklarından kurtulmanın püf noktaları…

16 Haziran 2024

Uyku sağlık için olduğu kadar güzellik için de oldukça önemli. Yeterince ya da düzgün uyku süresi alınmadığında ciltte ciddi kırışıklıklar oluşabilir. Uzmanlara göre uyku kırışıklıkları gençlerde geçici ve gün geçtikçe kayboluyor. Ancak yaşlandıkça ve cilt doğal elastikiyetini kaybettikçe, uyku kırışıklıkları yüzde yerleşmeye başlar.Yetersiz sıvı alımı, sigara içme, güneşe maruz kalma ve tekrarlayan yüz ifadeleri (gülme çizgileri ve dar kaşlar vs.) gibi pek çok faktör cildin kırışmasına neden olur. Ek olarak, belirli uyku pozisyonları da yaşlanmanın hızlanmasına katkıda bulunabilir. ‘YAN YATMAK YÜZÜN UZAMASINA NEDEN OLABİLİR’ New York Post’ta yer alan bir habere göre, yan yatmak yüzde aşırı basıncın oluşmasına neden olabilir. Ayrıca haberde yan yatmanın ince çizgilerin, kırışıklıkların ve asimetrinin gelişimini hızlandırabileceğinin de altı çiziliyor. “Yan yatmanın uyku kırışıklıklarına neden olabilmesinin birkaç sebebi var” diyen Dermatolog Dr. Yasemin Fatih Amato, şu önemli bilgilerin altını çizdi:Yüzün yastığa baskısı: Yan yattığınızda, yüzünüzün bir tarafı yastığa bastırılır. Bu basınç, cildin zamanla uzamasına ve kırışmasına neden olabilir. Özellikle yanaklarda, çenede ve alın bölgesinde derin çizgilerin oluşumuna yol açabilir.Tekrarlayan yüz hareketleri: Yan yatarken, yüzünüzdeki kaslar belirli bir pozisyonda kalmaya çalışır. Bu da tekrarlayan yüz hareketlerine ve mimik kırışıklıklarının oluşumuna yol açabilir.Kolajen kaybı: Yaşlandıkça cildimiz doğal kolajen üretimini azaltır. Kolajen, cildin elastikiyetini ve dolgunluğunu sağlayan önemli bir proteindir. Kolajen kaybı, cildin daha kolay kırışmasına ve sarkmasına neden olur.GÜZELLİK YASTIKLARI ETKİLİ Mİ? İpek yastık kılıfları, halk arasında ‘güzellik yastığı’ olarak biliniyor. Bu yastık kılıfları için sürtünmeyi ve basıncı azaltarak cildin kumaşın üzerinde kaymasını sağladığı ve pamuk gibi diğer popüler malzemelere göre daha az nemi emdiğinin üzerinde duruluyor. Ayrıca ipeğin losyonları, yağları ve serumları emme olasılığı daha düşük olduğunun altı çiziliyor. Peki bunlar ne kadar doğru? Yasemin Fatih Amato, “Bu konuda kesin bir bilimsel kanıt bulunmamakla birlikte, bazı araştırmalar ve deneyimler güzellik yastıklarının faydalı olabileceğini gösteriyor” dedi. Amato, şöyle devam etti: Kısa vadeli faydalar: Bir çalışmada, ipek yastık kılıfı kullanan kişilerin sabahları ciltlerinde daha az şişlik ve kızarıklık yaşadıkları gözlemlenmiştir.Uzun vadeli faydalar: Bazı kullanıcılar, düzenli olarak güzellik yastığı kullandıktan sonra ciltlerinde genel bir yumuşaklık ve pürüzsüzlük hissettiklerini bildirdi.Farklı cilt tipleri: Yağlı ciltli kişiler, güzellik yastıklarının ciltlerini daha az yağlı hissetmelerine yardımcı olabileceğini fark edebilirler. BU 6 MADDEYE DİKKAT! Güzellik yastığı kullanırken dikkat edilmesi gerekenlere de değinen Yasemin Fatih Amato, 6 maddede yapılması gerekenleri anlattı:1- Doğal ipek veya saten kumaştan yapılmış bir yastık kılıfı tercih edin.2- Yastık kılıfınızı haftada en az bir kez yıkayın.3- Yatağa girmeden önce cildinizi makyajdan ve kirden arındırın.4- Cildinizin nemli kalması için bol su için.5- Cildinizin ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri içeren besinler tüketin.6- Cildinizi güneşin zararlı ışınlarından korumak için her gün güneş kremi kullanın.NEMLENDİRİCİLER ÇOK ÖNEMLİ Cilt bakımı rutininize uygun takviyeleri eklemek, esnekliği artırmak ve uyku çizgileriyle diğer kırışıklıkların oluşumunu azaltmak için çok önemlidir. Su kaybını önleyen kapatıcı cilt bakım ürünleri ile ciltte su tutan nemlendirici maddeler arasındaki farka dikkat çeken The Conversation’daki bir haberde “Nemlendiriciler oldukça önemlidir. Kolajen ve nem katarak kırışıklık oluşumunu yavaşlatmaya yardımcı olabilir. Özellikle Hyaluronik asitin (Cildin ve dokuların sağlıklı bir şekilde yağ depolamasına ve nemli kalmasına yardımcı olan bir madde) olduğu cilt bakım kremleri, jelleri ve losyonları mutlaka kullanılmalı” deniyor. BOL SU İÇMEK VE SAĞLIKLI BESLENMEK DE ÇOK FAYDALI  Başınızı nereye koyduğunuzun, hangi pozisyonu aldığınız ve hangi uyku öncesi ürünlerini sürdüğünüzün ötesinde, sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek de cilt için gerekli. Bol su içmek, sigara dumanından kaçınmak, güneş kremi kullanmak, sebze ve fermente gıdalara ağırlık veren sağlıklı bir beslenmeyi sürdürmek, kırışıklıklara karşı verilen savaşın kazanılmasına katkıda bulunur. 

Devamını Oku