Çay, toplumumuzda kahveyle birlikte en çok tüketilen içecek. Sabah kahvaltısından akşam yemeği sonrasına günün hemen her vakti çay içiliyor.Alman istatistik şirketi Statista'nın verilerine göre, en fazla çay tüketen ülkeler sıralamasında yüzde 90'lık tüketim oranıyla Türkiye başı çekiyor.Çoğu uzman aşırı çay tüketiminin zararlı olabileceğini her fırsatta söylüyor. Ancak Çin’de yapılan yeni bir çalışma, çay tiryakilerini sevindireceğe benziyor.ÇAY NEREDEYSE BÜTÜN ORGANLARI KORUYORÇin’in Sichuan Üniversitesi’nde yürütülen araştırmada, günde üç fincan çay içmenin yaşlanmayı önleyebileceği sonucuna varıldı.The Lancet Regional Health dergisinde yayımlanan çalışmada 30 ila 79 yaşları arasındaki 7.931 Çinlinin yanı sıra yaşları 37 ila 73 arasında değişen 5.998 İngiliz ile çay içme alışkanlıklarına ilişkin anket yapıldı. Katılımcılara siyah, yeşil, sarı ya da geleneksel Çin çaylarından günde kaç bardak içtikleri soruldu. Sonuçta bilim insanları, günde yaklaşık üç fincan çay veya 6 ila 8 gram çay yaprağı tüketmenin, yaşlanmayı önlemede etkili olduğunu ortaya koydu.Yaşlanma karşıtı faydaları, çaydaki birincil biyoaktif maddeler olan ve bağırsak mikrobiyotasını önemli ölçüde etkilediğine inanılan organik bileşikler olan polifenollere bağlandı. Polifenoller bağışıklık, metabolizma ve bilişsel işlevlerde yaşa bağlı değişimleri önemli ölçüde etkiliyor.Çalışmanın yazarlarından Dr. Yi Xiang, New York Post’a yaptığı açıklamada “Çayın neredeyse bütün organları koruyor olması, çok sayıda biyoaktif bileşen içermesiyle ilgili… Çünkü çay yaşlanmayı yavaşlatan polifenollere sahip. Polifenoller bağırsak mikrobiyotasını düzenliyor. Bu da bağışıklığı güçlendiriyor ve zihni koruyor” dedi. 'ÇOK ÖNEMLİ BİR ÇALIŞMA'Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Ebubekir Şenateş, “Çay; potansiyel yaşlanma karşıtı etkilerle ilişkili polifenoller ve kafein gibi çeşitli biyoaktif bileşikler içerir. Daha önce yapılmış olan hayvan çalışmalarında çayda bulunan polifenol isimli maddelerin bazı hayvanlarda yaşam beklentisini uzatabileceği gösterilmişti. Yapılan yeni çalışma bunu bir kez daha güçlü bir şekilde ortaya koydu. Bu nedenle oldukça önemli…” dedi.SİYAH ÇAY, DİĞER ÇAY TÜRLERİNDEN BİR ADIM ÖNDEÜlkemizde en çok siyah çay tüketiliyor. Ayrıca yeşil, sarı ve beyaz çaylar da ilgi görüyor. Peki bu çayların hepsi aynı etkiye sahip mi?Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Vedat Göral, siyah çayın diğer çay türlerinden bir adım daha önde olduğunun altını çizerek şu önemli bilgilerin altını çizdi:-- Siyah çay, ‘teaflavin’ adı verilen ve başka hiçbir çay türünde bulunmayan bir grup polifenol içerir. Teaflavinler, siyah çaydaki polifenollerin yüzde 3 ila yüzde 6'sını oluşturur. Bu nedenle benzersiz avantajlar sağlar. Örneğin siyah çay, kalp sağlığı söz konusu olduğunda çok etkilidir. Teaflavinler, kan kolesterolünü düşürmeye yardımcı olur. -- Siyah çay içmek, felç riskini azaltmanın da bir yolu olabilir. Araştırmalar, günde üç fincan siyah çay içmenin, çay içmeyen kişilere kıyasla felç riskini yüzde 16 oranında azaltabileceğini gösteriyor. -- Diğer bazı çay türlerinin aksine, siyah çayda kafein de bulunuyor. Fakat kahvedeki miktarın yarısı kadar. Siyah çay ayrıca ‘L-theanine’ adı verilen bir amino asit de içeriyor. Kafein tek başına daha düzensiz bir enerjiye neden olabilirken, siyah çaydaki L-theanine, istikrarlı ve dengeli bir enerji üretiyor. ‘ÇAYA TATLANDIRICI VE ŞEKER EKLEMEYİN, ÇAY POŞETİ KULLANMAYIN’“Tatlandırıcılar veya şeker eklenmeden siyah çay içmek, kan şekerini azaltabilir ve vücudunuzun şekeri yönetme yeteneğini geliştirebilir” diyen Prof. Dr. Vedat Göral, “Araştırmalar, siyah çayın normal ve diyabet öncesi yetişkinlerde yemeklerden hemen sonra kan şekeri düzeylerini iyileştirdiğini gösteriyor” dedi.Siyah çayın başka faydalarına da değinen Prof. Dr. Göral, “Çaydaki polifenollerin, belirli kanser türleriyle mücadelede rol oynadığı da bulundu. Hatta yine başka bir çalışma siyah çayın cilt kanseri riskini azalttığını da ortaya koydu. Fakat çayın tüm faydalarından yararlanmak için gevşek çay yaprakları kullanmalısınız, yani çay poşeti kullanmayı bırakmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.‘GÜNDE 5-6 ÇAY BARDAĞI SİYAH ÇAY İÇMEK YARARLI VE YETERLİ’Çalışmada sınır olarak üç fincanı geçmemek gerektiğinin altı çiziliyor. Peki bunu ülkemizde sıklıkla tükettiğimiz çay bardağıyla kıyaslarsak günde kaç bardak çay tüketmek yaşlanma karşıtı olabilir? Prof. Dr. Vedat Göral, “Diğer çaylardan farklı olarak siyah çay, fincan başına yaklaşık 50 ila 90 miligram kafein içerir. Çok fazla kafein endişeye, huzursuzluğa ve uyku sorununa neden olabilir. Günlük kafein alımını, 400 miligramın altında tutmak en doğrusu… Yani günde 5-6 bardak çay içilmesi yararlı ve yeterlidir” dedi. AŞIRI ÇAY TÜKETİMİ HANGİ SORUNLARA YOL AÇIYOR?Günde 5-6 çay bardağı sınırı aşılırsa nasıl sorunlar ortaya çıkabilir?Bu sorumuza Prof. Dr. Ebubekir Şenateş, “Çok fazla miktarda çay içildiğinde içerisinde bulunan başta kafein olmak üzere aktif maddeler sinirlilik, kalpte çarpıntı, baş ağrısı, midede bulantı, uykusuzluk ve dişlerde sararma yapabilir. Ayrıca kişide gastrit, mide ülseri ve reflü varsa şikayetlerde artma meydana gelebilir” cevabını verdi.ÇAYIN DEMLENME SÜRESİ DE ÇOK ÖNEMLİ!Çay tüketiminde miktarın yanı sıra demlenme sürelerine de dikkat edilmesi gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Vedat Göral, “Siyah çay 100 derecede 3-5 dakika, yeşil çay 80 derecede 2-3 dakika, meyve ve bitki çayları 60-80 derecede 3-5 dakika, beyaz ve sarı çay ise 80 derecede 2-3 dakika demlense yeterlidir” dedi. Prof. Dr. Göral, şöyle devam etti: “Genel olarak çay yaprağının 2-8 dakika sıcak demlenmesiyle çayın tadını çıkarabilirsiniz. Bunun tersine, önceden poşetlenmiş çaylar, içindekilerini döküp bir dakika içinde demlenme eğilimindedir ve daha uzun süre bırakılırsa çay acılaşır. İzlenecek temel kural şudur: Yapraklar tamamen açılana kadar bekleyin. Bitki çayı demliyorsanız, bu daha zor olacaktır çünkü muhtemelen hiç yaprak yoktur, bu nedenle onun yerine tada göre hareket etmeniz gerekecektir.” ÇAYA LİMON SIKILMASI FAYDALI MI YOKSA ZARARLI MI?Son dönemde sütlü çaylar çok popüler. Bunun dışında çaya limon sıkıp tüketenler de var. Peki, bunlar da faydalı mı yoksa zararlı mı? Prof. Dr. Ebubekir Şenateş, “Çaya limon atılması; yararlı bir davranış olup, vücuda C vitamini alımını sağlar. Ayrıca çayın içinde bulunan tanen isimli biyoaktif maddenin demir emilimi üzerindeki olumsuz etkisini de nötralize eder. Az da olsa vücuttan ödem atılmasına katkıda bulunur. C vitamini metabolizmanın hızlanmasına ve iştahın azalmasına neden olarak kilo vermeye de katkıda bulunabilir” dedi. Çaya süt katmanın ise büyüme ve kemik sağlığına iyi geldiğine dair çalışmaların olduğunu söyleyen Prof. Dr. Şenateş, “Ancak bazı uzmanlar, çaya süt eklenmesini çayın damar sistemi üzerindeki olumlu etkilerini engellediğini ileri sürüyor. Bunu da sütte bulunan kateşin adlı maddeyi azaltması nedeniyle yaptığı düşünülüyor” ifadelerini kullandı.
Havaların soğumasıyla her yıl olduğu gibi grip başta olmak üzere pek çok virüs harekete geçti. Hastanelere ateş, boğaz ağrısı ve geçmeyen öksürük şikâyetiyle başvuran çocuk ve yetişkin hastaların sayısında büyük bir artış yaşanıyor.Kimileri bu rahatsızlıkları hafif atlatırken kimileri daha ağır belirtiler gösteriyor. Hastalıkla mücadelede ilk akla gelen ise çorba, çay gibi sıcak içeceklerden yardım almak oluyor. Ancak aşırı sıcak içecekler kanser riski oluşturabiliyor.Konuyla ilgili bilgilerine başvurduğumuz Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Alper Yurci, “Üst solunum yolu enfeksiyonlarında yeterli sıvı alımı son derece önemli. Sıvıyla birlikte vitamin ve antioksidanlar da enfeksiyona karşı korunmada ve enfeksiyonu atlatmada çok kıymetli..." dedi. Prof. Dr. Yurci, şöyle devam etti: "Özellikle yeşil çay, nane, yasemin ve papatya çayı gibi bitkisel çayların sindirim sistemi üzerinde pozitif etkileri olduğu biliniyor. Bu içeceklerin sıcak olarak tüketilmesi sindirim sistemindeki damarların genişlemesine, kan akımının artmasına ve sindirim sistemi aktivitesinin hızlanmasına katkı sağlıyor. Ancak bu noktada içeceğin sıcaklık derecesi çok önemli..."‘İÇECEĞİN 65 DERECE ÜZERİNDE OLMAMASINA DİKKAT EDİN’Prof. Dr. Yurci, "Fazla sıcak içecekler; dudak, ağız boşluğu, boğaz ve yemek borusunda sıcağa bağlı hasar oluşturabilir. En önemli problemlerden biri de sıcak içeceklerin yemek borusunda yassı hücreli kanser riskini artırmasıdır” ifadelerini kullandı.Sıcak içeceklerin 65 derece ve altında içilmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Yurci, “Yapılan bir çalışmada sıcak içeceği 65-70 derecenin üzerinde içme alışkanlığı olanlarda yemek borusu kanserine yakalanma riski 2,4 kat daha yüksek olarak tespit edildi. Bu nedenle su kaynadıktan sonra bir süre soğumasını beklemek son derece önemli. Beklenmiyorsa kaynar içmektense çaya bir miktar soğuk su eklemek gerekiyor” dedi. ‘ERZURUM VE AĞRI’DA YEMEK BORUSU KANSERİ GÖRÜLME SIKLIĞI DAHA FAZLA'Çayın daha sıcak tüketildiği Erzurum ve Ağrı gibi illerimizde yemek borusu kanserine daha sık rastlandığını söyleyen Prof. Dr. Yurci, “Günlük hayatımızın en önemli sıcak içeceklerinden olan çayın çok sıcak tüketilmesi kanser riskini belirgin şekilde artırıyor. Bunu Doğu illerimizde çok fazla görüyoruz. Çünkü çayı günlük 700 mililitreden fazla ve 65 derece sıcaklığın üzerinde içmenin özofagus kanserine neden olduğu pek çok araştırmayla ortaya kondu” dedi.‘AŞIRI SICAK İÇECEKLER DİŞ HASTALIKLARINA NEDEN OLABİLİR’Aşırı sıcak içeceklerin neden olduğu başka sağlık sorunları olduğunu da vurgulayan Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Emre Yıldırım, “Sağlıklı bir dişte sıcak içecek genellikle soruna neden olmazken, dişte mine kısmına tutunan bir hastalık varsa ağrı gibi şikâyetleri açığa çıkarabilir. Şu bilinen bir gerçek ki, dişimizin en sert mine tabakası soğuğa daha hassas olmakla birlikte, ani sıcaklık değişimleri yüzeysel yapısını bozarak diş hastalıklarına neden olabilir” ifadelerini kullandı. 'GÜNDE 3-4 KUPA BİTKİ ÇAYI YA DA KAHVE İÇMEK HASTALIKLARA YAKALANMA RİSKİNİ AZALTABİLİR' “Bitki çaylarının faydalı özelliklerinin kaybolmaması için daha düşük sıcaklıklarda ısıya maruz kalması gerekir" diyen Prof. Dr. Alper Yurci, "Bu çayları günde en fazla üç-dört bardak tüketmek gerekiyor" dedi ve ekledi: "Yine üç-dört kupa kadar (700-900 mililitre) filtre kahve tüketimi de orta düzeyde sayılıyor. Şeker hastalığı, kalp, karaciğer ve Parkinson başta olmak üzere yavaş inflamatuar hastalıklara yakalanma riskini azaltabilir. Benzer olarak çay için de günlük 3-4 kupa içmek yeterlidir." AŞIRI SICAK İÇECEK TÜKETEN BAZI İNSANLAR NEDEN YANMA HİSSİ YAŞAMIYOR? Bazı insanlar, aşırı sıcak içecek tüketirken hiçbir şekilde yanma hissetmiyor. Bu durum bir hastalığın habercisi olabilir mi?“Sıcak bir içeceğin termal etkisinin hissi her insanda farklı olabilir” diyen Prof. Dr. Emre Yıldırım, “Yani bu durum, kronik bir uyarı sonucu hassaslığını yitirip duyarsızlaşma gibi görülebilir. Bu bir alarm veya uyarı sisteminin bazı şeyleri gözden kaçırma ihtimalinin artması anlamına gelir. Ağrı olmayınca uyaranın maruziyet süresi artar ve iyi veya kötü sonuçlar doğurabilecek olaylar devam eder” ifadelerini kullandı.
Beşiktaş’ta gösterdiği performansla dikkatleri üzerine çeken 18 yaşındaki genç yetenek Semih Kılıçsoy, Süper Lig’e damga vurmaya devam ediyor. Bu sezon ligde ilk kez birinci haftada oynanan Fatih Karagümrük maçında forma giyen ve 13 dakika sahada kalabilen genç oyuncunun grafiği günden güne yükseliyor.Ligin 17’nci haftasındaki Corendon Alanyaspor maçında ilk 11'de sahaya çıkan Semih Kılıçsoy, ardından oynanan Atakaş Hatayspor, Kasımpaşa ve Çaykur Rizespor maçlarında da aynı şansı yakaladı. KARAGÜMRÜK MAÇINDA REKORUN SAHİBİ OLDU En son Fatih Karagümrük maçında 81 dakika sahada kalan Semih Kılıçsoy, istatistiklerde de ön plana çıkmayı başardı. Mücadeleyi bir golle tamamlayan Semih, böylelikle üst üste dört maçta gol atan en genç futbolcu rekorunun sahibi oldu. 15 ikili mücadelenin 11'ini kazanarak ne kadar kuvvetli olduğunu gösteren Semih, 6 çalım denemesinin 5'inde başarılı olarak birebirde de etkili olduğunu kanıtladı. Gösterdiği bu performansla Siyah-Beyazlı taraftarlar Semih’e ‘yerli Agüero’ yakıştırması yaparken, sosyal medyada Semih'in kuvvet olarak Brezilyalı Hulk'ı, çalım yeteneği olarak da Beşiktaş’ın eski süper yıldızı Quaresma'yı çağrıştırdığına dair paylaşımlar yapıldı. ‘AMATÖR LİGLERDE 45-50 GOL ATINCA BEŞİKTAŞ, GALATASARAY VE FENERBAHÇE’NİN İLGİSİNİ ÇEKTİ’ “Beş-altı yıl önce Beşiktaş’ın eski yönetim kurulu üyesi Seyit Ateş’in vasıtasıyla İstanbul’un Arnavutköy ilçesinde Beşiktaş Futbol Okulu'nu açtım. Hem gençlere futbolu sevdirmek hem de bu alanda onları doğru yönlendirmek için uğraşıyordum” diyen Ferdi Tatlı, “Bir gün Arnavutköy Belediyesi’nin seçmelerine gittim, oldukça kalabalıktı. Orada Semih dikkatimi çekti. Çok yetenekliydi ve diğer oyuncuların çok önündeydi. Yanında babası Şenol Kılıçsoy vardı. Kendimi tanıtıp Semih’in okulumuza gelmesini teklif ettim. Babası da sıcak baktı, Semih’i bize getirdi” dedi. Sonraki süreçte Beşiktaş Futbol Okulu’nu Arnavutköy Yayla Spor Kulübü’ne çevirerek, çeşitli amatör turnuva ve liglere dahil olduklarının altını çizen Tatlı, “İki yıl boyunca Semih, liglerde kendi yaşıtlarının çok üzerinde performans sergiledi, 45-50 gol attı. Böyle bir performans başta Beşiktaş olmak üzere Galatasaray, Fenerbahçe ve Başakşehir’in ilgisini çekti. Takımların scouting ekipleri oyuncuyu benden istemeye başladı. Aklımda bir yıl daha bizde oynaması vardı ama Semih'i tutamayacağımız artık çok belliydi” ifadelerini kullandı. ‘BEŞİKTAŞ ÇOK ISRARCI OLDU, SEMİH DE GİTMEYİ ÇOK İSTEDİ’ Semih’e en çok Beşiktaş’ın ilgi gösterdiğini söyleyen Ferdi Tatlı, “O dönem Beşiktaş’ın 2003-2004 doğumlu oyuncu grubunun teknik sorumlusu ve transfer ile aile işlerini yürüten Semih Sezerli ve yine Beşiktaş’ın scouting ekibinde yer alan Halil İbrahim Toy çok ısrarcı oldular. Semih’i birkaç kez izlediler. Hatta çok önceden tanıdığım Beşiktaş’ın scouting ekibinde yer alan Haydar Etik, sürekli aradı, oyuncuyu çok istediklerini söyledi. Daha sonra araya Seyit Ateş de girince Beşiktaş’ı kıramadım. Semih ve ailesi de transfere sıcak baktı” dedi. “Ailenin imkânları biraz kısıtlı olduğu için tek sorun, Arnavutköy’den Beşiktaş’ın altyapı tesislerine gitmekti” diyen Tatlı, “Fakat Semih, Beşiktaş’ı çok isteyince mesafe sorun olmaktan çıktı. Semih’in babası maddi açıdan çok fedakârlık yaparak oğlunun geleceği için çok çabaladı" ifadelerini kullandı. ‘20 FUTBOL TOPU VE 20 EŞOFMAN KARŞILIĞINDA TRANSFER OLDU’ Beşiktaş Altyapı Koordinatörü Emrah Bayraktar’ın genç oyuncularla ilgili projelerinin Semih ve ailesini oldukça heyecanlandırdığı vurgulayan Ferdi Tatlı, transfer ücretine dair ise şunları söyledi: “Arnavutköy Yayla Spor Kulübü’nün imkânları belli… Her amatör kulüp gibi bizim de malzemeden tutun da diğer ihtiyaçlara kadar pek çok eksiğimiz var. Semih, 20 futbol topu, 20 eşofman takımı, bir o kadar yelek ve diğer antrenman malzemeleri karşılığında Beşiktaş’ın altyapısına transfer oldu.”‘KENDİ YAŞ GRUPLARINDAN İTİBAREN HEP FORVET OYNADI, MİLLİ TAKIM'DAKİ EKSİKLİĞİ KAPATACAKTIR’ Semih’in çok büyük bir potansiyele sahip olduğunu söyleyen Ferdi Tatlı, “Kendi yaş gruplarından bugüne kadar hep forvet oynadı. Çok kuvvetli bir yapıya sahip. İkili mücadelede güçlü kalmayı başarıyor. Fakat A takımda kendine kanatlarda yer buldu. Orada da gelen şansı iyi değerlendirdi ama forvette oynarsa daha fazlasını yapacaktır” dedi. Semih'in bu performansla devam ettiği takdirde 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda A Milli Takım'ın forveti olabileceğini düşünen Tatlı, “Milli Takım'da forvet eksikliği bariz şekilde görülüyor. Eğer Montella, Semih’i takıma çağırırsa, bu eksikliği rahatlıkla kapatabilir” ifadelerini kullandı.‘AVRUPA’DAN TRANSFER TEKLİFLERİ ALIYOR’ Semih’e şimdiden Avrupa’dan transfer teklifleri geldiğini ama Samet Aybaba’nın bu konuda doğru karar verecek tecrübede olduğunu vurgulayan Ferdi Tatlı, “Samet Aybaba, Türk futbolu için çok önemli bir isim. Benim futbolcu olmamda da katkısı çok büyüktür. Semih’in de doğru yerde olduğunu düşünüyorum. Özellikle Samet Aybaba onun için çok büyük bir şans. Doğru planlamayı şimdiden yapıyor, konuşuyorlardır. Duyduğuma göre genel olarak Semih’i 1,5 yıl daha takımda tutmak istiyorlar. Sonrasında yurt dışına transferi gündeme gelebilir” dedi. ‘KENDİNE AGÜERO’YU ÖRNEK ALIYOR’ “Semih’in Agüero’yu örnek aldığını duymuştum” diyen Semih Sezerli, “Aslında haksız da değil. Yüzde 100 aynı profil olmasa da stil olarak gerçekten çok büyük benzerlikleri var. Özellikle dengeli ve yıkılmayan yapısı, rakip savunmacılarla temastan kaçmaması ve şutör özelliğinin farkında olup hiç çekinmeden bunu deniyor olması büyük artı” dedi. 'ÖNCE LA LIGA SONRA DA PREMIER LİG ORTAMI OLUŞABİLİR'Avrupa’nın şu an için doğru seçenek olmadığını düşünen Semih Sezerli, “Avrupa konusu çok kritik. Titizlikle bir proje olarak yürütülmesi gerekir. Bence henüz doğru seçenek değil ancak uzun vadede böyle devam ederse seçenek olmaktan çıkacak ve beş büyük lige gidişi mecburiyet haline gelecektir. Uygunluk noktasında ise önce La Liga aktarmalı uçuşu sonrasında sürece göre Premier Lig ortamı oluşabilir” dedi.
Ağız ve diş sağlığı, estetik ve genel vücut sağlığı açısından büyük bir öneme sahip. Özellikle sindirim sisteminin başlangıcı ağız olduğu için dişlerin eksik, sağlıksız, hastalıklı ya da çürük olması sindirimi sekteye uğratabiliyor.Çoğu kişinin aklına diş çürüklerinin ölümcül sonuçları olabileceği gelmiyor. Ancak İngiltere’deki diş hekimleri kötü ağız hijyeniyle bağlantılı olarak kan yoluyla bulaşan enfeksiyon veya sepsis (vücudun hücre ve dokularına zarar vermesi) vakalarının arttığını bildiriyor. 'ARKADAŞIM NEREDEYSE ÖLÜYORDU' İngiliz Diş Hekimliği Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Paul Woodhouse, The Telegraph’a yaptığı açıklamada “Yakın arkadaşlarımdan biri diş çürüğü nedeniyle yoğun bakıma kaldırıldı. Bir yıl önce yapması gerekenleri kendisine söylememe rağmen ciddiye almadı ve neredeyse ölüyordu. Üç dişini kaybetti ve çenesini artık eskisi gibi hareket ettiremeyecek” ifadelerini kullandı.Son bir yılda diş sağlığına dair problemlerin daha çok arttığına dikkat çeken Dr. Woodhouse, “Araştırmalarımız, kötü ağız hijyeninin zaman içinde tehlikeli sonuçlar doğurduğunu ve bir dizi kronik hastalığa yol açtığını gösteriyor” dedi. TÜRKİYE’DE DE DİŞ PROBLEMLERİNDE ARTIŞ GÖRÜLÜYOR Türkiye’deki son durumu danıştığımız Diş Hekimi Lütfi Murat Mercan, “Ülkemizde ağız ve diş sağlığına dair geniş çaplı bir değerlendirme yapmak çok güç. Fakat diş fırçalama alışkanlığının yüzde 20 ila 25 aralığında değiştiğini ve yıllık diş macunu tüketiminin istenen düzeyin oldukça altında kaldığını göz önüne alırsak, potansiyel bir artışın olduğunu söyleyebiliriz. Bu da bize ağız hijyeninin ve bu konuda alınacak önlemlerin kritik önemini bir kez daha hatırlatıyor” ifadelerini kullandı. DİŞ ETİ SORUNLARI KALP HASTALIKLARINI TETİKLİYOR! “Kötü ağız hijyeni sadece diş çürükleri ve diş eti hastalıkları gibi doğrudan ağız sağlığı sorunlarına yol açmakla kalmayıp, vücudun genel sağlığını da etkileyebilir” diyen Lütfi Murat Mercan, “Özellikle diş eti hastalıkları vücuttaki inflamatuar süreçleri tetikleyebilir ve bu da kalp hastalığı gibi çeşitli kronik rahatsızlıklara yol açabilir. Hatta mevcut rahatsızlıkların ciddileşmesine bile neden olabilir” dedi.93 yaşında ve 30'larındaki birinin vücuduna sahip! Araştırmalara konu oldu, bu sonuçları bilim insanları bile beklemiyordu 'O gün, hayatım boyunca laboratuvarda geçirdiğim en ilham verici günlerden biriydi'Mercan, şöyle devam etti: “Diş eti hastalıkları ağızda bulunan bakterilerin ve bu bakterilerin salgıladığı toksinlerin kan dolaşımına girmesine neden olabilir. Bu da arterlerde sertleşmeye ve kalp üzerinde zararlı etkilere yol açabilir. Ağız florası yani ağzımızda bulunan ‘mikroorganizmalar topluluğu’ arasındaki denge, sağlığımız için kritik bir öneme sahip.” BAKTERİLER SOLUNUM YOLUNA YERLEŞEREK ZATÜRREYE NEDEN OLUYOR! The Telegraph’a konuşan Periodontoloji Uzmanı Dr. Neesha Patel, “Dişlerinizi fırçaladıktan birkaç dakika sonra diş plağı olarak bilinen yapışkan bakteri, dişlerinizin üzerinde oluşmaya başlar. Bu durum 24 saat içinde temizlenmezse sertleşme meydana gelir. Sonraki süreçte de bakteriler, dişlerden solunum yoluna hızla yerleşir. Böylelikle akciğer sorunlarının oluşmasına neden olabilir” dedi. Lütfi Murat Mercan da Dr. Patel’in sözlerini doğrulayarak, “Diş plağı ve diş eti hastalıklarında oluşan bakteriler, solunum yoluna ve akciğerlere gidebilir. Bu durum zatürre gibi akciğer enfeksiyonlarına yol açabilir. Mevcut durumu daha da kötüleştirebilir. Özellikle bağışıklık sistemi zayıf kişilerde bu durum daha riskli… Şiddetli astımı olan bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar ve akciğer nakli bekleyenler, mevcut diş eti hastalıklarının üstesinden gelme konusunda çok dikkatli olmalı” ifadelerini kullandı. ‘DİŞ ETİ HASTALIKLARI DİYABETİN KONTROLÜNÜ ZORLAŞTIRIYOR’ “Diyabet ve diş eti hastalıkları arasında çift yönlü bir ilişki bulunuyor” diyen Lütfi Murat Mercan, “Diyabet, kişiyi diş eti hastalıklarına daha yatkın hale getirirken diş eti hastalıkları da diyabetin kontrolünü zorlaştırabilir. İnflamasyon ve vücuttaki enfeksiyonlar da kan şekeri seviyelerini etkileyebilir” ifadelerini kullandı. Mercan, şu bilgilerin altını çizdi: -- Diyabet vücudun enfeksiyonlarla savaşma yeteneğini etkileyerek kişiyi diş eti hastalıklarına daha yatkın hale getirebilir. Yüksek kan şekeri seviyeleri ağız içindeki bakterilerin üremesi için uygun bir ortam yaratarak plak oluşumunu ve diş eti hastalıklarını tetikleyebilir. -- Diyabetli bireylerde kan dolaşımı da etkilenebildiği için diş etlerinin iyileşme süreci yavaşlar ve diş eti hastalıkları bu şekilde vücutta sürekli bir inflamasyon durumu oluşturabilir. İnflamasyon, insülin direncini artırabilir ve bu da kan şekeri seviyelerini kontrol etmeyi zorlaştırarak diyabetin yönetimini daha karmaşık hale getirebilir. ŞAŞIRTTAN ARAŞTIRMA: DİŞ ETİ HASTALIĞI ALZHEIMER’IN OLUŞMASINDA ETKİLİ OLABİLİR Mİ? Tayvan'da 28 bin hasta üzerinde yapılan bir araştırma, 10 yıldan uzun süredir kronik diş eti hastalığı olanların Alzheimer hastalığına yakalanma riskinin 1,7 kat daha fazla olduğunu buldu. Science Advances Dergisi’nde yayımlanan çalışmada, bilim insanları Alzheimer hastası ya da şüphesi taşıyan hastalardan alınan örnekleri inceledi. Çalışmada, diş yüzeylerine tutunan ve kronik diş eti iltihabına yol açan Porphyromonas gingivalis adlı bakterinin Alzheimer hastalarının beyninde, hasta olmayanlara göre daha yüksek seviyelerde görüldüğü ortaya çıktı. Bu toksinlerin kandan beyne geçerek zamanla yapısal hasara neden olabileceği düşünülüyor. İlaç şirketleri, toksinlerin aktivitesini bloke edecek ve beyne ulaşmalarını engelleyecek tedaviler geliştirmeye çalışıyor. Ancak bu yaklaşımın şu ana kadar başarısı sınırlı oldu.Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Selda Korkmaz Yakar konuyla ilgili, “Alzheimer hastalığının tedavisi üzerine son yıllarda yoğun çalışmalar mevcut. Bu amaçla yapılan çalışmalardan bazıları, ağız ve diş sağlığının Alzheimer hastalığının oluşumunda ve seyrinde önemli olduğunu gösteriyor” dedi ve ekledi: “Tayvan’daki çalışmada elde edilen benzer sonuçlar başka araştırmalarla da desteklendi. Diş eti ve diğer destek dokulara ait hastalığı olan kişilerde Alzheimer’ın yanı sıra diğer bunama hastalıklarının daha sık gözlendiği saptandı. Neden diş eti hastalığı varlığında Alzheimer hastalığı daha sık gözleniyor sorusuna henüz net olarak cevap bulunamadı. Ancak bu çalışma sonuçları bize net olarak şu mesajı veriyor; ilerleyen yaşlarda bunamak istemiyorsak, en azından olabildiğince geç tanı almak istiyorsak, ağız ve diş sağlığına özen göstermeliyiz.” DİŞ İPİ KULLANIMI SAĞLIKSIZ MI? “Son zamanlarda sosyal medyada diş ipi kullanımının sağlıksız olduğuna dair bazı iddialar ortaya atıldığını görüyoruz” diyen Lütfi Murat Mercan, “Bu tür iddiaların bilimsel bir dayanağı yok ve genellikle bazı istisnai durumların büyütülerek paylaşılmasından kaynaklanıyor” dedi. Diş ipi kullanımının ağız ve diş sağlığı için oldukça önemli olduğunun altını çizen Mercan, “Diş fırçasının ulaşamadığı yerlerdeki plakları ve yiyecek artıklarını temizlemek için diş ipi çok etkili. Burada önemli olan diş ipini doğru bir şekilde kullanmak. Çok sert kullanım veya yanlış teknik, diş etlerine zarar verebilir fakat diş ipinin her dişte farklı bir bölümünü kullanmak ve diş etlerine zarar vermeyecek şekilde nazikçe temizlik yapmak ağız hijyeni için gerekli” ifadelerini kullandı.
Google Chrome başta olmak üzere pek çok internet tarayıcısında, uzun süredir ‘gizli sekme/pencere’ bölümü bulunuyor. Bu pencereler kullanıcılara internette takip edilmeden dolaşma özgürlüğü sunduğunu iddia ediyor. Chrome'un gizli penceresinde de tarama geçmişi, çerezler ve site verileri, formlara girilen bilgiler gibi kritik verilerin kaydedilmediği vurgulanıyor. Google'a 2020 yılında Chrome kullanıcılarını gizli pencerede gezinirken bile takip ettiği iddiasıyla ve 5 milyar dolar tazminat istemiyle bir mahremiyet ihlali davası açılmıştı.Boies Schiller Flexner hukuk firması tarafından açılan davada, Google'ın sosyal çevre ve alışveriş alışkanlıkları gibi kişisel verilerin yanı sıra daha özel internet hareketleri hakkında bilgi topladığı öne sürülmüştü. Google Sözcüsü Jose Castaneda ise söz konusu iddiaları reddederek yasal yollarla kendilerini güçlü bir şekilde savunacaklarını kaydetmişti.Geçtiğimiz günlerde her iki tarafın avukatları, davanın arabuluculuk süreci sonunda çözüme kavuşturulduğunu, bağlayıcı bir ön protokol imzalandığını ve anlaşmanın en geç 24 Şubat’a kadar California'daki bir federal yargıcın nihai onayına sunulacağını bildirdi. Anlaşma kapsamında Google'ın davacılara ne kadar ödeme yapacağı ise açıklanmadı. Peki gerçekten de gizli sekme aslında gizli değil mi?Hem mahkeme sürecine dair detayları hem de gizli sekme ile ilgili akıllardaki tüm soruları Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Anabilim Dalı Başkanı ve Bilişim Teknolojileri Uzmanı Doç. Dr. Ali Murat Kırık ve Siber Güvenlik Uzmanı Osman Demircan ile masaya yatırdık. ‘GOOGLE DAVAYI KAYBETME RİSKİNİN YÜKSEK OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYOR OLABİLİR’“Bu geri adımda Google'ın gizlilik konusundaki itibarını korumak istemesi etkili olmuş olabilir” diyen Doç. Dr. Ali Murat Kırık, “Davacılar, Google'ın gizli modu kullanarak çevrimiçi gizliliği ihlal ettiğini öne sürüyordu. Bu iddialar doğruysa, Google'ın hem kullanıcılar hem de düzenleyiciler nezdinde ciddi bir itibar kaybına uğraması muhtemeldi. Davayı çözüme kavuşturarak bu riski en aza indirmeye çalışmış olabilir” dedi. Doç. Dr. Kırık, şöyle devam etti:-- Google'ın davayı kaybetme riskinin yüksek olduğunu düşünmesi de bunda etkili olmuş olabilir. Davada, Google'ın gizli modu kullanarak kullanıcıların çevrimiçi aktivitelerini izlediğinin kanıtlanması halinde, şirketin milyarlarca dolar tazminat ödemesi gerekebilirdi. Google, davayı çözerek hem maddi hem de manevi kayıpları önlemeye çalışmış olabilir. -- Gelinen noktayı Google'ın kullanıcıların gizliliğine verdiği önemin bir göstergesi olarak yorumlayabiliriz. Google, gizlilik konusundaki hassasiyetleri göz önünde bulundurarak, davayı çözüme kavuşturmak için bir anlaşmaya varmış olabilir. Bu durum, Google'ın kullanıcılarının gizliliğini korumaya yönelik taahhütlerini yerine getirmeye çalıştığını gösteriyor. ‘KULLANDIĞINIZ CİHAZIN IP ADRESİ ASLA YOK OLMUYOR’Osman Demircan ise dava sürecindeki ince bir detaya dikkat çekerek, “Gizli sekmede dahi olsanız x IP adresinden y IP adresine sahip bir web sayfasına erişim sağlanıyor. Yani Chrome erişim verilerini temizliyor ama IP adresleri gizlenmiyor. Gizlenmesi, teknolojik olarak VPN ile farklı bir IP adresinden erişim sağlanmadığı sürece imkânı olan bir durum değil. Erişim sağladığınız web sayfaları geldiğiniz IP adresini biliyor. Dava da aslında tam bu noktada başlıyor” dedi.Demircan, “IP adresi ile o adrese gizli sekmeyle erişim sağlayanların kayıt altına alındığı iddiası tüm bu dava sürecini başlattı. Bu verilerin Google sunucuları üzerinde tutulduğu iddia ediliyor. Bu şekilde gizli mod ile erişim sağlanan legal/illegal çok fazla sitenin kayıt altına alınması ve çıkış IP’sinin biliniyor olması savcı tarafından gizliliğin ihlali olarak yorumlandı. Sonuç olarak adı ‘gizli’ olarak lanse edilen bir hizmetin arka tarafında veri toplaması ve bunun yapıldığı ya da yapılmadığının beyan edilmemesi gizlilik konusunda endişelerin artmasına neden oldu” ifadelerini kullandı. GİZLİ MOD İÇİN ASLINDA GİZLİ DEĞİL DİYEBİLİR MİYİZ?Bu sorumuza Doç. Dr. Ali Murat Kırık, “Gizli sekmenin sunduğu gizlilik sınırlıdır” cevabını verdi, şu bilgilerle detaylandırdı:“İnternet servis sağlayıcısı ve ziyaret edilen web siteleri, genellikle kullanıcı aktivitelerini izleyebilir. Bu nedenle gizli mod, kullanıcıların sadece yerel bilgisayarlarındaki verileri gizlemelerine yardımcı olur. Fakat genel çevrimiçi izlemeyi tamamen engellemez. Ayrıca, gizli modun etkili olabilmesi için kullanıcıların dikkat etmeleri gereken diğer bir önemli nokta aynı bilgisayarı kullanan başka bir kullanıcının gizli modu kullanması durumunda, tarayıcı eylemlerinin hâlâ ağ üzerinden izlenebileceğidir.” SİBER KORSANLAR GİZLİ SEKMEDE YAPILAN İŞLEMLERDEKİ BİLGİLERE ULAŞABİLİR Mİ?Siber korsanların sosyal medya, banka uygulamaları, modemler ve tarayıcıları ele geçirerek kullanıcıları mağdur ettiklerini artık biliyoruz. Aynı şey gizli sekme için de geçerli mi? “Gizli sekme üzerinde sağlanan erişimler ve kullanıcı bilgileri, tarayıcı kapatıldığında hiçbir işlem yapmaya gerek kalmadan siliniyor. Yani bir siber saldırganın uzaktan erişim sağlayarak ya da kod çalıştırarak bilgilere erişimi zor gözüküyor” diyen Osman Demircan, “Fakat adli bir konuda, adli bilişim cihaz ve uygulamaları kullanılarak verilere erişim sağlanmaya çalışılabilir. Bu tarz cihazlar kullanıcının hızlı bir şekilde elde edebileceği boyutta ve fiyatta cihazlar değil” ifadelerini kullandı.Doç. Dr. Ali Murat Kırık ise bu soruya daha temkinli yaklaşarak “Gizli sekme için tam olarak güvenli diyemem. Tarayıcılar güvenlik açıkları veya hatalar içerebilir. Bu nedenle güncel ve güvenli bir tarayıcı kullanmak önemlidir. Gizli sekme, ziyaret ettiğiniz sitelerdeki geçmişi geçici olarak gizler ancak oturum sona erdiğinde bu bilgiler silinir. Bu durum, bazı web sitelerinde oturum sorunlarına neden olabilir” dedi. Doç. Dr. Kırık, şöyle devam etti: “Gizli pencere kullanmak, bilgisayarınızı kötü amaçlı yazılımlar ve virüslere karşı tam anlamıyla korumaz. Zararlı web siteleri veya bağlantılar, bilgisayarınıza zarar verebilecek tehlikeler içerebilir. Gizli mod, yerel bilgisayarınızdaki verileri gizlese de internet servis sağlayıcınız ve ziyaret ettiğiniz web siteleri genellikle aktivitelerinizi izleyebilir. Bu nedenle, gizli mod kullanımı çevrimiçi izleme ve izlenme konusundaki temel sorunları çözmez.” İŞ YERİNDEKİ İNTERNET AĞINI KULLANAN ÇALIŞANLARIN GİZLİ SEKMEDEKİ GEÇMİŞLERİNE ULAŞILABİLİR Mİ?Osman Demircan, “İş yerlerinde internet bağlantısı genellikle ağ geçitleri üzerinden sağlanır” dedi ve konuyu örnekle açıkladı:-- Bir iş yerinde 10 tane bilgisayar olduğunu düşünelim. Bu bilgisayarların IP adresleri de 192.168.1.1’den başlayıp 192.168.1.10’da sonlansın. Doğal olarak şirket içerisinde her kullanıcıya bir bilgisayar ve kullanıcı adı tanımlanıyor. Bir web sayfası açmak için adres çubuğuna sayfa adresi yazıldığında, kurumsal loglama yapan uygulamalar ya da güvenlik duvarları, web sayfasına erişim sağlamaya çalışan bilgisayarın gizli mod ya da normal mod olduğuna bakmaksızın, kullanıcı adı ya da bilgisayar IP adresini kayıt altına alır.-- Yani kurumsal ortamlarda gizli sekme sadece o bilgisayar üzerinde veri tutulmadığını bize garanti eder. Erişim sağlanan web sayfasına kimin erişim sağladığı tespit edilir. Örneğin 192.168.1.7 IP adresine sahip bilgisayar tüm gün gizli mod ile internette zaman geçirirse, bu çok kolay bir şekilde tespit edilecektir.HANGİ TARAYICI DAHA GÜVENİLİR?Chrome’un gizlilik davası sonrası sosyal medyada Mozilla Firefox’un daha iyi olduğuna dair paylaşımlar artmıştıGizli sekmede en güvenilir adres hangisi?Mozilla Firefox’un gizlilik odaklı bir tarayıcı olarak öne çıkan güçlü özellikler sunduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Ali Murat Kırık, “Kullanıcıların çevrimiçi aktivitelerini korumak ve gizlemek için tasarlanmış önemli avantajlar sunuyor. En önemlisi Firefox, gizli modda izleme önlemlerini kullanarak web sitelerinin kullanıcıların çevrimiçi aktivitelerini izlemesini zorlaştırır. Bu, kullanıcının çevrimiçi izlenmesini en aza indirir” dedi.Doç. Dr. Kırık, “Firefox’un gizli sekmede daha fazla özelleştirme seçeneği sunması da kullanıcıları çok fazla çekiyor. Örneğin gizli modda hangi bilgilerin kaydedileceği ve hangi izleme önlemlerinin kullanılacağı seçilebiliyor. Böylece kullanıcılar deneyimlerini daha da kişiselleştirebilirler. Firefox, düzenli olarak güvenlik güncellemeleri de alır. Bu da tarayıcının genel güvenlik seviyesini artırarak gizli modun daha güvenli olmasına katkı sağlar. Tek eksi tarafı bazı web siteleri gizli sekmede açılmıyor” ifadelerini kullandı.
Dünyada tanımlanmış yaklaşık 11 bin kuş türünden 1500’ü küresel ölçekte tehlike altında. Bu türlerden yaklaşık 200-230’u ise soyu ‘kritik seviyede’ tehlike altında olan türler. Birleşik Krallık Ekoloji ve Hidroloji Merkezi'nin (UKCEH) yakın tarihli araştırmasına göre ise modern insanlık tarihi boyunca ‘her dokuz kuş türünden birinin’ neslinin tükendi. Kuş türlerinin yok oluşlarına dayalı istatistiksel modellemenin kullanıldığı çalışmada, Yeni Zelanda vaka çalışması olarak seçildi. Bunun nedeni de Yeni Zelanda’nın dünyada insan öncesi kuş faunasının tamamen bilindiğine inanılan tek yer konumunda olması… Elde edilen bulgular sonrası çalışmanın UKCEH'de görevli başyazarı Dr. Rob Cooke, “İnsanlar, habitat kaybı, aşırı avlanma, yuvaları basan ve yiyecek için onlarla rekabet eden sıçanlar ve domuzların kuş popülasyonlarını hızla tahrip etti” dedi. ‘YAŞANAN BİYOÇEŞİTLİLİK KRİZİNİN OLUMSUZ SONUÇLARINI ARTIRACAK’İsveç’teki Gothenburg Üniversitesi’nde Biyoloji ve Çevre Bölümü’nde görevli Dr. Soren Faurby, bu durumun mevcut biyoçeşitlilik krizinin olumsuz sonuçlarını artıracağının altını çizerken, “Bu çalışma bize şunu gösteriyor: Gezegenimiz birçok büyüleyici kuşu kaybetmenin dışında tohum dağıtımı ve tozlaşma gibi çeşitli kilit ekolojik işlevleri de kaybetmiş olabilir. Bunun ekosistemler üzerinde zararlı etkileri olacaktır. Dolayısıyla ufukta insanlığı bekleyen ciddi sorunlar bulunuyor” ifadelerini kullandı. Ülkemiz de kuş türleri bakımından oldukça zengin bir coğrafyada yer alıyor. Türkiye, 300’den fazla kuş türüne ev sahipliği yapıyor. Bu, Orta Doğu ve Avrupa’daki kuş türü sayısı ile karşılaştırıldığında oldukça yüksek bir sayı. Peki ülkemizde tehlike altında olan türler hangileri? Bu türlerin neslinin tamamen tükenmesi ekosistemimizde hatta sofralarımıza gelen ürünlerde nasıl sorunlara neden olabilir? 'KUŞ TÜRLERİ DOĞADAKİ ZİNCİRİN EN ÖNEMLİ ÖĞELERİNDEN BİRİ'Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğum İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Ormancılık Meslek Yüksek Okulu’nda görevli Ornitolog (kuş bilimci) Öğr. Gör. Ergün Bacak, “Ekolojik dengede, kuş türlerinin pek çoğu ‘besin piramidi’ olarak adlandırdığımız zincirin en önemli öğelerinden biri. Piramitte alttan yukarıya doğru gittikçe popülasyon miktarı azalır” dedi ve ekledi:“Örneğin en altta bitkiler yer alıyor. Bu alanda milyonlarca bitkiden bahsedebiliriz. Piramidin en üstünde ise yırtıcı türler bulunuyor. Örneğin katil balina, kaplanlar ve akbaba türleri gibi… Bu türleri korumaya çalışıyorsak mecburen alt basamaktakileri de korumak zorundayız. Bu da aslında ekosistemin korunmasını sağlayan en önemli öğe…” ‘1950’LERDE KELAYNAKLARIN YOK OLMASI ÇEKİRGE İSTİLALARINA NEDEN OLMUŞTU’Bu noktadan hareketle kuşların doğada çok önemli rolleri olduğuna değinen Bacak, “Bir kuşu, alanından alırsanız orası zamanla sağlıksız hale gelir. Örneğin 1950’lerde Türkiye'de binlerce kelaynak vardı. Kelaynakların beslendiği en önemli besinlerden biri de çekirgelerdir. O yıllarda yapılan bir ilaçlamayla çekirgeler yok edildi ve zamanla kelaynakların çoğu öldü” dedi. Bacak, bu durumun getirdiği zararlara dair de şunları söyledi: “Kelaynaklar yok olunca çekirge popülasyonu tekrardan artmaya başladı. Hatta diğer zararlı popülasyonlar da bir anda çoğaldı. Bu da o dönem tarımda ciddi zararlara neden oldu. Keşke Türkiye'de veriler tutulsa da kuşların tarıma ne kadar katkısı olduğunu daha sağlıklı bir şekilde değerlendirebilsek. Ancak yaşanan bu kelaynak olayı bile bize bir fikir veriyor. O yıllarda 10 bin kelaynağın milyarlarca çekirge yediğini düşünürsek, bu türün tarıma destek ya da tarımda zararlı böceklerle mücadele konusunda çok büyük katkıları olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.” ÜLKEMİZDE HANGİ TÜRLER TEHLİKE ALTINDA?Yelkovan, turna, toy, küçük akbaba, ak kuyruklu kartal, bozkır kartalı, kelaynak ve dikkuyruk türlerinin tehlike altında olduğuna değinen Ergün Bacak, “Bütün yırtıcı türlerin tehlike altında olduğunu söyleyebilirim. Yırtıcıların dışında diğer türler de adeta can çekişiyor. Örneğin ‘yaz ördeği’ diye bir türümüz vardı. En son 2010 yılında görüldü ve artık hiç göremiyoruz çünkü bu tür bitti. Maalesef ciddi şekilde habitatı kaybediyoruz. Doğal yaşam alanlarında insan nüfusu arttıkça türlerimiz yok oluyor. Ayrıca şehirleşme, kirlilik ve elektrik hatlarının da bunda etkisi çok büyük” ifadelerini kullandı.‘AKBABALARIN AZALMASI KUDUZ SALGININA NEDEN OLUYOR’Türkiye’de şu an yüzde 90 oranında akbaba türünde azalma olduğuna dikkat çeken Ergün Bacak, “Sadece ülkemizde değil dünyada da akbaba türleri yok olma aşamasına geldi. En çok azalma ise Hindistan’da yaşandı. Bunun en büyük sebebi de evcil hayvanlarda veya kırsalda yetiştirilen hayvanlarda kullanılan bir ilaç” dedi. Bacak şöyle devam etti:-- Bu ilaç daha çok ağrı kesici ve ateş düşürücü olarak kullanılıyor. Hayvan iyileşemeyip öldüğü zaman insanlar cansız bedenini etrafa atıyor. Akbabalar da gelip bundan besleniyor ve ölüyor. Aynı şey ülkemizde de yaşanıyor. Türkiye'de de pek çok akbaba türünü hem bu ilaç nedeniyle hem de koyunları öldüren kurtları zehirlemek için kullanılan ilaçlardan ötürü kaybettik.-- Daha da ilginci, son yıllarda yapılan bazı araştırmalarda akbabaların leşleri yiyemediği ve o leşlerle köpeklerin beslendiği görülüyor. Bu da Hindistan'da kuduzun yaygınlaşmasına neden oldu. Kuduz yaygınlaştıkça hem sağlık giderleri hem de insan ölümleri artıyor. 20 yıldaki bu değişim Hindistan’a 10 milyar dolar olarak döndü. Aynı şekilde Türkiye’de de yaşanabilir. Zaten dikkat ederseniz ülkemizde de kuduz vakalarında artış görülüyor. ‘FARE İSTİLALARI GÖRÜLEBİLİR’Baykuş türlerinin azalmasının fare istilalarına neden olabileceğini söyleyen Ergün Bacak, “Ülkemizde alaca baykuş, paçalı baykuş, peçeli baykuş, kır baykuşu ve kulaklı orman baykuşu gibi pek çok tür bulunuyor. Büyük baykuşlar genellikle farelerle besleniyor. Baykuş türlerinin azalması doğal olarak fare popülasyonunun artmasına ve tarım ürünlerinin çok büyük zarar görmesine neden olabilir" dedi ve ekledi: "Ancak bu farelerden kurtulmak için ilaç ya da zehir kullanılmasını kesinlikle önermiyorum. Orada sağlıklı nüfusu sağlayabilecek çalışmaların yapılması gerekiyor. Örneğin o bölgede şahin türünün yetiştirilmesi bir çözüm olabilir." SERÇELER DE ÇOK ÖNEMLİSerçelerin de çok önemli olduğuna vurgu yapan Bacak, Çin örneğini verdi:-- Çin'de yönetim, zamanında serçelerin tarım ürünlerine çok fazla zarar verdiğini düşündü ve buna çözüm olarak serçeleri öldürme karar aldı. Doğal olarak ertesi yıllarda tarımsal faaliyetlerde ciddi zararlar ortaya çıktı. Serçeler yok olunca belki buğday ya da pirinç yetiştirebilirsiniz ama böcek baskınlarını nasıl önleyeceksiniz? -- Çinli yetkililer de bunu anladı ama iş işten geçmiş oldu. Yönetim çareyi dışarıdan ağaç serçesi türü getirmekte buldu. Şu an ülkede ağaç serçesi türü oldukça yaygın. Ülkemizde de son 10 yılda serçelerin azaldığını biliyoruz. Betonlaşmanın ne yazık ki bunda etkisi çok fazla… Serçeleri soframıza gelen ürünler için korumamız gerekiyor. AVCILIK DIŞINDA TOPLAYICILIK GİDEREK ARTIYOR! Genel olarak alınması gereken önlemlere de değinen Ergün Bacak, “Avcılık, türlerimizin yok olmasında en önemli faktörlerden biri… Bir diğeri de toplayıcılık! Örneğin yırtıcı hayvanların yavrularını toplayıp satıyorlar, bu konuda ciddi bir ticaret oluşmuş durumda… Bir diğer önemli konu da habitat kaybı. Hayvanların doğal yaşam alanlarına saygı gösterilmesi ve bu konuda farkındalık oluşturulması gerekiyor” ifadelerini kullandı
Sigara ve tütün ürünleri kaynaklı hastalıklar, insan ölümlerinin en yaygın sebeplerinden. Tütün ürünlerinin içinde bulunan 7 binden fazla zararlı maddenin en tehlikelisi ise nikotin! Çünkü nikotin zamanla bağımlılığa neden oluyor. Pek çok uzman bu bağımlılığın kalp, damar ve akciğer rahatsızlıkları dışında hızlı yaşlanma gibi birçok sağlık sorununa yol açtığını söylüyor. Tüm bunların bilincinde olan pek çok kişi, sigarayı bırakmanın yollarını arıyor.Ancak çoğu yiyip içtikleriyle farkında olmadan bu bağımlılığı tetikliyor olabilir. Geçtiğimiz günlerde The Mirror'da yer alan bir haberde bazı yiyeceklerin ‘nikotin iştahını’ artırdığı öne sürüldü. Haberde bazı baharatların, şeker oranı yüksek atıştırmalıkların, kızarmış yiyeceklerin, yüksek tuza sahip ürünlerin ve kahvenin sigarayı bırakmayı zorlaştırabileceği vurgulandı. Peki bu yiyecekler nasıl oluyor da bağımlılığı tetikliyor? Hangi ürünlerden uzak durmak gerekiyor? Sigarayı bırakmak için en güvenilir yiyecekler hangisi? Tüm bu sorulara Uzman Diyetisyen Yasemin Öztürk ile birlikte daha önce yapılan araştırmaları da dikkate alarak cevap aradık. BAHARATLARDAKİ HANGİ MADDE BAĞIMLILIĞIN ARTMASINDA ETKİLİ?“Gıdaların baharatlı tadına genelde ‘kapsaisin’ (acı biberlerde doğal olarak bulunan bir kimyasal) adlı madde neden oluyor” diyen Yasemin Öztürk, “Yapılan pek çok araştırma, baharatlı yiyeceklerin başlangıçtaki rahatsız edici yanma ve batma hissi dışında duygusal tepkiyi de etkilediğini doğruluyor” ifadelerini kullandı.Öztürk, şu noktaların altını çizdi: “Güney Kore’de yapılan bir çalışmada ‘heyecan arayışı ve ödüle duyarlılığı’ daha yüksek olan bireylerin kapsaisin içeren gıdaları tükettikleri ortaya çıktı. Dahası yoğun baharat içeren birçok besin aslında hem yağlı hem de genelde fast food tüketim zincirinin bir ürünü olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle 'Baharat kötü' asla diyemeyiz ancak yoğun baharatlı yiyeceklerden uzak durmak gerekiyor. Çünkü hem mide ve bağırsak üzerinde olumsuz etkileri bulunuyor hem de nikotin isteğinin tetikleyicisi olarak karşımıza çıkıyor.”KIRMIZI TOZ BİBER OLUMSUZ KARABİBER VE TARÇIN İSE OLUMLU SONUÇLAR ORTAYA ÇIKARIYORKapsaisinin özellikle kırmızı acı toz biberde çok fazla bulunduğuna dikkat çeken Yasemin Öztürk, “Kırmızı biberi ölçülü kullanmak gerekiyor. Ancak birçok baharatın sigarayı bırakma konusunda olumlu etkileri de olabiliyor. Örneğin karabiber…” dedi.2013’te yapılan bir çalışmaya değinen Öztürk, “Çalışmada ‘karabiber esansiyel yağı’ kullanılarak yapılan aromaterapinin tütünü bırakmaya yardımcı olabileceği bulundu. Çalışmaya katılanlar, ne zaman nikotin arzulasalar, bir mendile bir damla karabiber esansiyel yağı damlattılar. Bu yağın buharını iki dakika boyunca soluduklarında nikotin isteklerinin azaldığını bildirdiler. Buradan hareketle karabiber, beynin duygularla ilgili kısmındaki oksidatif stresi azaltarak ruh halini iyileştirici özelliklere sahip olabilir” ifadelerini kullandı.Karabiber dışında tarçının da pozitif etkisi olabileceğini söyleyen Yasemin Öztürk, “Açlığı ve iştahı baskılayıcı özelliğiyle nikotin bağımlılığını azaltmada olumlu etkileri olabilir” dedi. ŞEKERLİ YİYECEKLER SİGARA BAĞIMLILIĞINI NASIL ARTIRIYOR? “Pek çok araştırmada şekerin; beynin ödül ve zevk merkezlerini kontrol eden dopamin seviyelerini, tütün ve çeşitli uyuşturucular de dahil olmak üzere bağımlılık yapabilen birçok maddeye benzer şekilde tekrar tekrar yükselttiği gösterildi” diyen Yasemin Öztürk, şu bilgilerin altını çizdi: “Uzun süreli tüketimden sonra, bu durum tam tersine dopamin seviyelerinde bir azalmaya yol açar. Bu da aynı ödül seviyesini almak için daha yüksek şeker tüketimine yol açar. Nikotin ve şeker aynı reseptörleri etkilediğinden, kişilerin nikotin ya da şeker isteği dönüşümlü şekilde artabiliyor. O nedenle sigarayı bırakmak isteyenlerin şekeri ve içinde şeker olan yiyecekleri mümkün olduğunca azaltması gerekir.” SİGARAYI BIRAKMAK İSTİYORSANIZ BU MEYVELERE DİKKAT!Peki şeker miktarı fazla olan meyveler sigara içme isteğini artırabilir mi?Yasemin Öztürk, “Meyveler oldukça sağlıklı besinlerdir. İhtiyacımız olan birçok vitamini ve liflerin birçoğunu diyetimizde meyveler sayesinde alırız. Doğal olarak içeriklerinde şeker de bulunuyor. Meyveler çoğu glikoz gibi metabolize olan fruktoz ve sakkaroz gibi karbonhidratlar da içerir. Sağlıklı yaşamaya özen gösteriyorsanız ya da nikotin bağımlılığı söz konusuysa meyve seçimlerinde dikkatli olmak gerekiyor” dedi.Öztürk, “Örneğin 46 gram kadar şeker içeren mango çok iyi bir tercih olmayabilir. Yüksek şeker içeren meyveleri üzüm, kiraz, armut, karpuz, incir ve muz şeklinde sıralayabilirim. Tercihinizi orman meyveleri, kavun, çilek, tropikal meyveler, turunçgillerden yana yapabilirsiniz” ifadelerini kullandı.Ayrıca meyve aromaları ve nikotin ilişkisi üzerine 2021’de ABD’de yapılan bir araştırmaya da dikkat çeken Öztürk, “Çalışma, meyve aromalarının nikotin üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor. Hangi yaşta ya da ne kadar tüketilirse tüketilsin meyve aromalı nikotinlerin kullanımı nikotin alımını artırıyor. Bu durum hayatın ilerleyen dönemlerinde sigarayı bırakma konusunda ciddi engeller oluşturabilir” dedi. KIZARMIŞ YİYECEKLER VE FAST FOOD ÜRÜNLERDEN UZAK DURMAK GEREKİYOR Yasemin Öztürk, “Kızarmış yiyecekler günümüzde, istek ve dürtülerimize karşı koyamadan tükettiğimiz ve tüketmeye başladığımızda da üstünde kontrolümüzü kaybettiğimiz besinler. Özetle ‘rafine gıda bağımlılığı’ tıpkı nikotin gibi sık gördüğümüz bir bağımlılık... Günümüzde kızarmış yiyecekler ve fast food kültürü çok hızlı yayılıyor. Bu tarz gıdalarla sigara ve obezite arasında bir 'bağımlılık' ilişkisi bulunuyor” dedi ve ekledi:“Tıpkı şekerli gıdalar gibi yağlı yiyeceklerde de aynı mekanizma işliyor. Bu yiyecekler, normal kilolu ya da obezitesi olan bireylerde ödül merkezini uyardığı için nikotine olan isteği, nikotin tüketimi de bu tarz gıdalara olan eğilimi artırıyor”‘SİGARA İÇENLER YİYECEKLERE TUZ EKLERKEN, YEMEĞİN TADINI DEĞİL BEYNE AKTARILACAK DUYUSAL BİLGİYİ ARTIRIYOR’ Sigara içenlerin sigara içmeyenlere kıyasla daha tuzlu yiyecekler tercih ettiğini söyleyen Yasemin Öztürk, “Nikotin, tat hücrelerinin sodyum iyonlarına yanıt verme kapasitesini azaltır. Bu durum bize sigara içenlerin yiyeceklerini tatlandırırken neden daha fazla tuz kullanma eğiliminde olduklarını gösteriyor. Aslında bunu yaparak yiyeceklerin tadını değil beyne aktarılacak duyusal bilgiyi artırıyorlar” dedi.Öztürk, “Aynı şekerde olduğu gibi yine ödül sistemi üstünden ilerleyen bir döngü oluşuyor. Tat duyusu azaldıkça şeker, tuz ya da baharatlara olan eğilim hızla artıyor. Bunların fazla tüketimiyle daha fazla uyarım gerçekleşiyor. Bu besinlere erişmek mümkün olmadığında ya da açlık oluştuğunda nikotin alımı ortaya çıkıyor. Nikotin alımı azaldığında ise bu grup besinlerin tüketimi artıyor” ifadelerini kullandı. TUZUN BOL OLDUĞU BU YİYECEKLERE DİKKAT!Bu doğrultuda uzak durulması gereken besinlere değinen Öztürk, “Fast food, turşular, işlenmiş etler, konserve gıdalar, yüksek tuz ya da sodyum içeren soda gibi içecekler, salça ve salata sosları, ayrıca toplumumuzun çok yoğun tuz aldığı bir besin kaynağı olan ekmek ve benzeri fırın ürünleri uzak durulması gereken besinler olarak sıralanabilir” dedi. KAHVE 'NİKOTİN İŞTAHINI' NASIL ARTIRIYOR? Yiyecekler dışında kahvenin de sigara isteğini harekete geçirebileceği öne sürülüyor. Kahvedeki hangi madde ya da maddeler bu isteği tetikliyor olabilir? Yasemin Öztürk, “Sigara tüketenleri genelde ellerinde bir kupa çay ya da kahve ile görmeye çok alışkınız. Birbirlerini tetikleyen iki unsur gibi düşünebiliriz bunu… Nikotin kafeinin tüketilme hızını iki kat artırır. Sigara içen bireylerin aynı kafein etkisini hissetmek için içmeyen birine göre iki kat daha fazla kafein alması gerekir. Bu nedenle sigarayı bıraktıktan sonra aynı miktar kafein daha gergin hissettirebilir” dedi. Öztürk, şöyle devam etti: -- Amerikan Bağımlılık Tıbbı Derneği, bağımlılığı “Beyin ödülü, motivasyon, hafıza ve ilgili devrelerin birincil, kronik bir hastalığı” olarak tanımlar. Bu tanıma göre nikotin ve kafein bağımlılık oluşturur. Ancak bu düşüncemiz son zamanlarda ortaya konan araştırmalarla biraz farklı yöne evrilmeye başladı. -- Örneğin, Florida Üniversitesi araştırmacıları kavrulmuş kahve çekirdeklerindeki kimyasal bileşiklerin, sabah nikotin arzularının etkilerini hafifletmeye yardımcı olabileceğini buldu. Hücre tabanlı bir çalışmada, araştırmacılar kahvede beyindeki belirli yüksek hassasiyetli nikotin reseptörlerini doğrudan etkileyen iki bileşik tanımladı. Sigara içenlerde, bu beyin reseptörlerinin gece boyunca süren nikotin yoksunluğundan sonra aşırı duyarlı olabileceği düşüncesi ortaya atıldı. -- Araştırmacılar, belirli bir insan nikotin reseptörünü ifade eden hücrelere koyu kavrulmuş bir kahve çözeltisi uyguladı. Kahvedeki organik bir kimyasal bileşiğin, sigara içenlerde nikotin isteklerine yol açan nikotin reseptörü bozukluğunun geri kazanılmasına yardımcı olabileceği sonucuna varıldı. Ancak yine de ileri araştırmalarla daha fazla bilgi edinmeye ihtiyaç var. 'BU SÜREÇTE BEYAZ ET İLE SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ TÜKETMEK EN DOĞRU YAKLAŞIM'Son olarak sigarayı bırakmak isteyenlere, bu süreçte beslenmeyle ilgili tavsiyelerde bulunan Yasemin Öztürk, “En önemli nokta, sağlıklı yaşamanın gerektirdiği kalori ve proteini günlük gereksinimleri karşılayacak şekilde almak ve ideal kilonun korunmasını sağlamak. Bunların yanı sıra genel sağlığa da zararlı olan yoğun tuz, acı baharatlar, alkol, çok yoğun kafein tüketimi, kırmızı et gibi nikotin tadını artıran besinler, şekerli gıdalar, koruyucu ve katkı maddesi içeren besinler, gazlı ve şekerli içeceklerden uzak durmak gerekiyor" dedi ve ekledi:“Taze meyve-sebze tüketimi, beyaz etler, süt ve süt ürünleri, kafein içermeyen bitki çayları, tarçın-karanfil gibi açlığı bastıran ve tat duyusunu güçlendiren besinlerin tüketimini içerecek şekilde sağlıklı, dengeli ve yeterli bir beslenmeyi sürdürmek, yeterli sıvı alımını sağlamak ve mümkünse bunu fiziksel aktivite ile desteklemek en doğru yaklaşım…”
Günümüzde futbol giderek hızlanıyor ve değişime uğruyor. Bu doğrultuda yeni kurallar üzerinde tartışılıyor ve bazıları da hayata geçiyor. Değişimin amacı oyunu daha keyifli kılmak…Örneğin Arsenal'in efsane eski teknik direktörü Arsene Wenger’in FIFA Geliştirme Direktörü olarak hayata geçmesine liderlik ettiği yeni ofsayt yöntemi dünyada hâlâ tartışılıyor. Yeni ofsayt tanımında, bir oyuncunun ofsaytta sayılması için defans oyuncusunun tamamen önünde olması gerekiyor.Son olarak İtalya futbolunun efsanevi kalecilerinden Gianluigi Buffon’un kale boyutları ilgili açıklaması da tartışmalara neden oldu. '30 YIL ÖNCE HER 50 ŞUTTA 10 GOL ATILIYORDU ŞİMDİ İSE 3 BİLE ÇOK' Buffon gündem olan açıklamasında, “Kalenin boyu 1875'te belirlenmişti ve muhtemelen o zamanın antropometrik (insan vücudunun ölçüleri ile ilgilenen bir teknik) değerlerine uygundu. Ama şimdi, bazı sporcular ve kaleciler düşünüldüğünde, bu üzerinde düşünmemiz gereken bir şey. Voleybolda bile file yüksekliği tartışılan bir şey” dedi ve ekledi: “Buna karar vermek bana bağlı bir şey değil elbette... Bunu değerlendirecek ve inceleyecek yönetim organları var. Ancak kalecilerin boyu uzadı. Öte yandan diğer oyuncularda daha hızlı ve daha öngörülemez hale geldiler, daha sert şut çekiyorlar. Oyuncuların teknikleri iyileşiyor. Ama yine de kalecinin boyunun, uzaktan şutlar üzerindeki etkisini görebilirsiniz. 30 yıl önce her 50 şutta 10 gol atılıyordu. Bugün ise 50 şuttan 3'ünün gol olması bile fazla kabul ediliyor. İki metre boyundaki bir kaleciye uzaktan gol atmak çok daha zor.” Peki bu kural hayata geçerse nasıl sonuçlar ortaya çıkabilir? Bugünün kalecileri eski kalecilere göre daha mı uzun boylu? ‘BUFFON BU AÇIKLAMAYI FUTBOLCULUK ZAMANINDA NEDEN YAPMADI?’Eski milli kaleci Hayrettin Demirbaş, futbolda böyle bir şeye ihtiyaç olmadığının altını çizerek “Buffon neden futbol oynadığı zamanlarda böyle bir açıklama yapmadı? Kendisi muhtemelen 1.90 ya da üzerindedir. Hem onun oynadığı hem de benim oynadığım zamanlarda kaleciler çok kısa değildi. Daha çok gol izlemek için böyle bir şey düşünülebilir, bunu da anlarım ama çok gerekli değil. Hatta kale boyu uzarsa ligimizdeki kaleciler için kötü olur. Çünkü kalecilerimizin boyu çok uzun değil” dedi.Artık yeni neslin kaleciliğe çok sıcak bakmadığını söyleyen Demirbaş, “Geçtiğimiz günlerde bir takımın altyapısında futbolcu seçmeleri yapıldı. Ben de yakından takip ettim. 300 tane futbolcu vardı, iki tane kaleci… Yani 300 tane çocuk futbolcu olmak istiyor iki tanesi kaleciliği hedefine koymuş. Çünkü kalecilik artık o kadar zorlaştı ki çocuklar ya da gençler bu mesleği gündemine almıyor. Biliyorlar ki bir şekilde fatura genelde kalecilere kesiliyor. Örneğin Mert Günok gibi milli takımın kalesini korumuş bir kaleci çok çabuk harcanabiliyor” ifadelerini kullandı. ‘KALENİN 10-15 SANTİM UZAMASI KALECİLER İÇİN BİR ŞEY DEĞİŞTİRMEZ’Zamanında Galatasaray başta olmak üzere pek çok Süper Lig takımında kalecilik yapan Mehmet Bölükbaşı ise Buffon’un açıklamalarına daha sıcak bakanlardan… Ancak Bölükbaşı, futbolda her değişikliğin kalecilerin aleyhine olduğuna dikkat çekti:-- Şu an kullanılan toplar bile kalecileri zor durumda bırakmak için tasarlanmış durumda. Örneğin benim futbol oynadığım zamanlarda Gheorghe Hagi bir vuruş tekniğini bulmak için yüzlerce kez topa vuruyordu. Şimdi herhangi bir futbolcu Hagi’nin o kadar çalışıp bulduğu tekniği daha kolay başarıyor. Yani topların da kalitesi değişti ve bu da kalecilerin aleyhine oldu. Penaltı atışında bile çizgiden bir adım öne gidemiyorsunuz.-- Özetle daha çok gol izlenmesi için her şey yapılıyor. Kale boyutu da yenilenebilir. Bunu da çok radikal bir karar olarak görmüyorum. Enine ya da boyuna kalenin 10-15 santim uzaması kaleciler için çok şey değiştirmez gibi duruyor. Kaleciler ve biz kaleci antrenörleri de bu duruma yönelik kendimizi geliştirme adına bir şeyler buluruz.‘ŞU AN ŞENOL GÜNEŞ YETENEĞİNDE OLAN BİR KALECİ BOY NEDENİYLE BELLİ BİR SEVİYEYE YÜKSELEMEZ’Ülke futbolumuzda teknik direktörlerin kaleciler için ciddi bir boy takıntısı olduğunu söyleyen Mehmet Bölükbaşı, “Genç milli takımlarda çalıştığım çok fazla kaleci var. Çabuk ve çevik kaleci ile ağır ve fizikli kaleci arasında hiçbir fark yoktur. Sonuçta biri bir hamlede gidiyor öbürü de iki hamlede… Fakat liglerimizdeki pek çok teknik direktör en az 1.93 boylu kaleci istiyor. Halbuki kalecilikte boy her şey değildir. Dünyada 1.90’ın altında çok iyi kaleciler bulunuyor” ifadelerini kullandı.Bölükbaşı, “Örneğin hâlâ kırılmayan pek çok rekoru elinde barındıran Şenol Güneş, şu an kaleci olmak istese bu boyla olması imkânsız. Mevcut sistem Şenol Güneş kadar yetenekli bir kaleciyi boy kriterinden dolayı belli bir seviyeye getirmez" dedi ve ekledi: "Öyle ki Trabzonspor’un genç kalecisi Taha Tepe için 1.87’lik boyu olmasına rağmen 'Kısa kalıyor' diyorlar. Halbuki Taha çok özel bir kaleci… Hatta Manchester City’nin kalesini koruyan Ederson’dan hiçbir eksiği yok. Keza Antalyaspor'un kalecisi Ataberk Dadakdeniz 1.85 boyunda ama harika bir Beşiktaş maçı performansı çıkarmıştı. Biraz ligimizde kaleciler için bu boy takıntısından vazgeçmek gerekiyor.” ‘SÜPER LİG’DE KALEYİ BİRER METRE BÜYÜTSEK KALİTE YİNE ARTMAZ’Bölükbaşı kaleciler ve kale boyutu kadar oyunun geneline de bakılması gerektiğine vurgu yaparak, “Kalenin büyümesi sıkıntı değil ama hep de kalecilere yüklenilmemesi lazım. Biraz da oyunun geneline bakmak gerekiyor. Şu an Süper Lig’deki oyun kalitesine baktığınız zaman kaleyi birer metre daha enine boyuna büyütsek ne olacak ki? Çoğu maç kalite anlamında çok kötü geçiyor. Buffon bu sözleri daha küresel bakarak söylüyor ama ligimiz için biraz uçuk kalıyor” ifadelerini kullandı. ‘KALE BOYUTU GENİŞLERSE KALECİLER ONA GÖRE KENDİLERİNİ GELİŞTİRMELİ’Bir dönem Galatasaray’ın kalesini koruyan Kerem İnan, “Sadece gol üzerinden bu konuyu tartışırsak önümüzdeki yıllarda böyle bir değişiklik gerekebilir. Özellikle kalenin enine ve boyuna yarım metre genişlemesi çok daha fazla gol izleyeceğimiz anlamına gelir. Bu da futbolu daha keyifli hale getirebilir” dedi.“Böyle bir durumda kalecilerin kendilerini daha da geliştirmeleri gerekir” diyen İnan, “Günümüzde kalecilerin, geçmiş dönemdeki kalecilerle kıyasla boy olarak pek farkları olduğunu düşünmüyorum. Ancak bugünün kalecilerinde eski kalecilerin yetenekleri yok. Eski kaleciler çok daha iyiydi. Mesela Buffon ve Casillas gibi kaleciler şu an neredeyse yok. Ancak geldiğimiz noktada antrenman bilimi değişti, kalecilerde farklı kaliteler ortaya çıktı. Eğer kale boyu uzarsa yeni nesil kaleciler buna uygun şekilde kendilerini geliştirmeli” ifadelerini kullandı. ‘KALECİLERİN KENDİLERİNİ DAHA DA ZORLAMASI İÇİN BU DEĞİŞİKLİĞE İHTİYAÇ VAR’Number One GK Kaleci Akademisi’nin kurucusu Koray Tetik ise bu değişikliğe ihtiyaç olduğunu düşünenlerden… Tetik, “Böyle bir şey gerekiyor. Futbolu güzelleştiren şey goldür. Eğer kale boylarında değişiklik olursa kalecilerin daha çok kendini zorlaması için imkânlar sağlanmaya çalışılır. Pozisyon alma gibi birçok şey değişir. En önemlisi de çok farklı bir heyecan gelir. 10’ar santimetre uzaması da idealdir” ifadelerini kullandı. ‘KISA BOYLU BİR KALECİNİN ÇOK İYİ AYAKLARI OLMASI LAZIM’Avrupa'daki kalecilerin fiziksel olarak ciddi gelişim kaydettiğini söyleyen Tetik, “Fiziksel yeterlilik noktasında ülkemizde yeni yetişen kaleciler Avrupa’nın biraz altında kalıyor. Şu an 1.95’in altındaki kaleciler kısa görünüyor. Uzun boylu olmak kalecilikte en büyük kıstas değil. Fakat kısa boylu bir kalecinin çok üst düzey ayaklarının olması gerekiyor. Ekstra bir özelliği olmadığı sürece kısa boylu kalecilerin ilerlemesi çok zor gözüküyor” ifadelerini kullandı. ‘DEĞİŞEN OYUNUN GÖTÜRDÜKLERİ DE OLUR’Uzun yıllar pek çok kulübün akademisinde görev yapmış Teknik Sorumlu ve Spor Yorumcusu Semih Sezerli ise “Bir sabah uyandık ve kale ölçülerini büyütmek mi aklımıza geldi? Yoksa konuyla ilgili geçerli ve birden fazla çıkarıma mı sahibiz? Bu çok kritik bir karar olabilir. Gerçekten futbola pozitif bir etkisi olacak mı, gerçek sorun bu mu yoksa uzaktan atılan şutların gole dönüşme yüzdesinin düşmesinin farklı sebepleri mi var? Bunların hepsini tüm parametreleri göz önünde bulundurarak değerlendirmek gerekir” dedi. Sezerli, şöyle devam etti:-- Örnek 2010 sonrası maç başına atılan şut, bunların isabet oranı, kalecilerin pozisyonu ve boy ortalamalarına kadar her detay incelenmeli. Sadece veri ve istatistik olarak değil, 2 metreye yakın olan kalecilerin uzaktan atılan şutları karşılamalarına kadar bakılmalı. Dünyada futbol dönemsel olarak değişir, değişen oyunun getirdikleriyle beraber doğal olarak götürdükleri de olur.-- Bence, futbolun atletizm odaklı bir oyuna evrilmesi, topun oyunda kaldığı süreler, 10 numara kavramının repertuardan çıkması gibi konulara odaklanılması daha elzem. İşin pozitif tarafında ise kaleciler ve antrenman teknikleri gelişti. Buna bağlı olarak kalecilerin daha iyi pozisyon aldığını da söylemek yanlış olmaz. Ek olarak takımlar, bütün halinde topun arkasına geçip merkezi ve alanı kapatıyorlar. Haliyle oyuncuların şut açıları kapanmaya, alanları daralmaya başladı. ‘GEÇMİŞTEKİ KALECİLERİ BUGÜNKÜLERLE KIYASLAMAK ÇOK DOĞRU DEĞİL’2000 öncesi futbol oynayan kalecilerle şimdiki kalecileri kıyaslamanın çok doğru olmadığını söyleyen Sezerli, “Dünya futbolunda ikonikleşmiş çok fazla kaleci sayabiliriz. Her dönemde adını altın harflerle yazdırmış kaleciler vardır. Kalite olarak geçmiş dönemi şimdiyle kıyaslamak çok faydalı olmayabilir. Çünkü her dönemin dinamikleri farklı sonuçlar çıkarıyor. Şu an imkânların çok daha fazla olduğu, antrenman tekniklerinin üst düzey olduğu bir dönem yaşıyoruz. Sadece uzun boylu olmak bir kaleci için yeterli olamaz. Günümüzde kalecilerin özelliklerine bakılırken ayak tekniği de göz önünde bulunduruluyor” dedi. FUTBOLDA BAŞKA HANGİ DEĞİŞİKLİKLER OLMALI?“Futbolda değişmeyecek tek olgu hücum ve savunma prensipleridir” diyen Sezerli, “Ancak değişimleri yaparken futbolun doğasından, fabrika ayarlarından da uzaklaşmamakta fayda var. Taç ve ofsayt konusu bence olmazsa olmazlardan… Belki oyunun süresi kısalabilir. Oyunun süresini kısaltmak tempoyu bir nebze yükseltir mi bakmak lazım. Süreye dokunmadan 2 devre oynatmak yerine 3 devre oynatıp dinlenme aralıkları da çoğaltılabilir” dedi.