Zamanında ödenmeyen kiraya faiz uygulanır mı?

4 Ocak 2024

Son dönemin en büyük tartışma konularından biri kiralık evler. Özellikle İstanbul gibi büyük şehirlerde pek çok daire için ederinin çok üzerinde rakamlar telaffuz ediliyor. Daha uygun fiyata ev bulamayıp yüksek kiralara 'evet' diyen ve sonrasında ödeme zorluğu çeken kiracılarla ilgili örneklere de sık sık rastlanıyor.  Vadesinde ödenmeyen kiralar, mülk sahipleriyle kiracıları karşı karşıya getiriyor. Sözleşmede belirtilen tarihte kirasını alamayan bazı ev sahipleri, paralarını gecikme faiziyle birlikte tahsil etmek istiyor. İstanbul Kadıköy’de 1+1 dairede iki arkadaşıyla yaşayan S.O. da ev sahibinin faiz talebiyle karşılaşanlardan… S.O., “Beş ay önce ben ve iki arkadaşım 18 bin 500 liraya evi kiraladık. İlk aylarda kiramızı günü gününe ev sahibinin hesabına yatırdık. Ancak Aralık ayının kirasında 3 bin liramız çıkışmadı ve kirayı beş gün geciktirdik. Ev sahibini arayarak durumu anlattık ve 10 gün süre istedik. Kendisi ödenmemiş günler için faiz işleyeceğini söyledi hatta bu sürecin daha da uzaması halinde evi boşaltmamızı istedi” dedi. Ev sahibinin mağdur olduğunu kabul eden S.O., “Ev sahibinin mağdur olduğunun farkındayız ama kiramızı ödemeyecek de değiliz. Sadece alacaklarımızda sorunlar oldu, paramız tamamlanmadı. Bunu da 10 gün sonra tamamlayacağız. Hemen faizden bahsedilmesi bize biraz abartı geldi” ifadelerini kullandı. 1) GECİKEN KİRA ÜCRETİNE FAİZ UYGULANABİLİR Mİ?Konuyla ilgili Gayrimenkul Hukukçusu Ümit Yasin Kısa’ya danıştığımda, “Bizim sözleşme hukukumuz sözleşme serbestisi ilkesi üzerine kurulmuştur. Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler. Ancak sözleşmede hüküm bulunmayan hallerde Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) yedek kuralları devreye girer. Tabii kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür” dedi. Kısa, bu genel bilgilerden sonra şöyle devam etti: “Borçlunun temerrüdü haline ilişkin TBK’nin 120’nci maddesinde uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Özetle; kira sözleşmesinde belirli bir vade öngörülmüşse ve kira borçlu tarafından süresinde ödenmemişse, borçlu temerrüde düşmüş olacağından faiz işlemeye başlayacaktır. Buna ilişkin illa ki sözleşmede hüküm olma zorunluluğu da bulunmamaktadır. Ancak sözleşmede bir hüküm varsa, kanuna aykırı olmadıkça bu uygulanır.” 2) FAİZ ÜCRETİ NASIL BELİRLENİYOR?Geciken kiranın faizi neye göre belirleniyor? Örneğin 10 bin lira olan kira 10 gün gecikti diyelim, oransal olarak nasıl bir faiz işleyecek? “Bu durumda öncelikle taraflar arasındaki sözleşme hükümleri incelenmelidir” diyen Ümit Yasin Kısa, “Kira sözleşmesinde buna dair hüküm varsa buradaki faiz oranı uygulanmalıdır. Bu oran yıllık temerrüt faizinin 2 katından fazla olamaz. Örneğin yıllık temerrüt faizi yüzde 9'sa en fazla yüzde 18 olabilir. Eğer sözleşmede böyle bir düzenleme yoksa veya ilgili kısım tamamen geçersizse kanuna bakılacaktır. Buna göre de yıllık temerrüt faizi uygulanacaktır” dedi ve ekledi:“Bu halde yıllık yüzde 9 faizin uygulanacağını varsayarsak, 365 günlük faiz yüzde 9'sa bunun üzerinden 10 günü hesaplayıp 24,66 lira işlemiş faiz buluruz. Bahsi geçen faizin yıllık basit faiz olduğu hususunu da atlamamak gerek.”  3) KİRACININ ÖDEMELERİN ZAMANLAMASI KONUSUNDA ESNEKLİĞİ VAR MI?Türk Borçlar Kanunu’na göre kiraya verenin, kiracıdan kira bedelinin zamanında ve tam olarak ödemesini talep etmesi en temel hakkı… Peki kiracıya bu bağlamda tanınmış bir esneklik var mı? Ümit Yasin Kısa, “Uygulamada kira sözleşmelerinin ödeme gününün ayın başlangıcı seçildiği veya bazen 'Ayın 1'i ile 5’i arasında' gibi ifadelerle belirlendiği görülmektedir. Ödeme gününün net bir şekilde belirlenmesi kiraya verenin ödemenin geleceği günü net bir şekilde bilmesine olanak sağlamaktadır. Belli bir tarih aralığı verilmesi hali ise kiracının elini biraz rahatlatmakta ve birkaç gün içerisinde ödeme yapabilme imkânı sağlamaktadır” dedi. Kısa, şöyle devam etti:“Her hâlükârda belirli bir tarih aralığı verilen durumlarda da ödeme için son gün belirlenmiş olduğundan ve çoğunlukla da kiracılar tarafından bu son günde ödeme yapıldığından aslında fiilen ödeme günü de belirlenmiş oluyor. Şahsen 1-5 gün aralığında verilen ödeme tarihlerinin tek gün belirlenen hallerden çokça bir farklılığa sebep olduğunu düşünmüyorum, en nihayetinde iki yöntem için de son ödeme günü bir şekilde belirlenmiş oluyor.”4) KİRACI ÖDEMEYİ GECİKTİRDİĞİNDE KİRAYA VERENİN HAKLARI NELER?Türk Borçlar Kanunu’nun 352/2 maddesinde bu konunun detaylarının açıkça belirtildiğini söyleyen Ümit Yasin Kısa, şu noktaların altını çizdi: -- Kanunda şöyle bir detay yer alıyor: Kiracı, bir yıldan kısa süreli kira sözleşmelerinde kira süresi içinde; bir yıl ve daha uzun süreli kira sözleşmelerinde ise bir kira yılı veya bir kira yılını aşan süre içinde kira bedelini ödemediği için kendisine yazılı olarak iki haklı ihtarda bulunulmasına sebep olmuşsa, kiraya veren, kira süresinin ve bir yıldan uzun süreli kiralarda ihtarların yapıldığı kira yılının bitiminden başlayarak bir ay içinde, dava yoluyla kira sözleşmesini sona erdirebilir. -- Buna göre kira borcunu zamanında ödemeyen kiracıya karşı haklı ihtar yapılıp tahliye davası açılabilir. Benzer şekilde borcunu ödemeyen kiracıya doğrudan icra takibi yapılarak tahliye istemli ödeme ve tahliye emri de icra müdürlüğü marifetiyle gönderilebilir.  5) ÖDENMEMİŞ KİRA DIŞINDA KİRACININ TAHLİYESİNE YOL AÇACAK NEDENLER NELERDİR? Bu sorumuza, “Kiraya verenin kiracısını tahliye ettirebilmesi imkânı kanunda sınırlı sayıda ve belli şartlara bağlanarak belirlenmiştir” cevabını veren Ümit Yasin Kısa, şu detayları paylaştı: -- Kiracı, kiralananın teslim edilmesinden sonra, kiraya verene karşı, kiralananı belli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak üstlendiği hâlde boşaltmamışsa kiraya veren, kira sözleşmesinde belirtilen tarihten başlayarak bir ay içinde icraya başvurmak veya dava açmak suretiyle kiracıyı tahliye ettirebilir.Kira sözleşmesi yaparken dikkat! Hemen imzalamayın, çok kişinin başına geliyor...-- Kiracı, bir yıldan kısa süreli kira sözleşmelerinde kira süresi içinde; bir yıl ve daha uzun süreli kira sözleşmelerinde ise bir kira yılı veya bir kira yılını aşan süre içinde kira bedelini ödemediği için kendisine yazılı olarak iki haklı ihtarda bulunulmasına sebep olmuşsa kiraya veren, kira süresinin ve bir yıldan uzun süreli kiralarda ihtarların yapıldığı kira yılının bitiminden başlayarak bir ay içinde, dava yoluyla kira sözleşmesini sona erdirebilir. -- Kiracının veya birlikte yaşadığı eşinin aynı ilçe veya belde belediye sınırları içinde oturmaya elverişli bir konutu bulunması durumunda kiraya veren, kira sözleşmesinin kurulması sırasında bunu bilmiyorsa, sözleşmenin bitiminden başlayarak bir ay içinde sözleşmeyi dava yoluyla sona erdirebilir.  

Devamını Oku

Hesabınızın tehlikede olduğunu gösteren 5 işaret

3 Ocak 2024

İletişim kurmanın, finansal işlemlerin ve sosyal hayatın anahtarı olan akıllı telefonlar, son yıllarda bilgisayar korsanlarının kazanç kapısı haline geldi. Siber korsanlar; e-posta, sosyal medya, banka hesapları ve adres bilgileri gibi pek çok kişisel veriyi barındıran akıllı telefonlarımıza kolaylıkla erişebiliyor.Ancak uzmanlara göre bu saldırıları fark etmenin bazı yolları var. Finlandiya merkezli siber güvenlik şirketi F-Secure'da 'tehdit istihbaratı araştırmacısı' olarak çalışan beyaz şapkalı hacker Ash Shatrieh, hesapların tehlikede olabileceğini gösteren sinyaller olduğuna dikkat çekti.  Shatrieh, Daily Mail'e yaptığı açıklamada “Öncelikle bilgisayarınızda ya da telefonunuzda bir antivirüs programı olması gerekiyor. Virüs taramalarınızı da sıklıkla yapmalısınız. Fakat bir bilgisayar korsanının hesaplarınıza erişip erişmediğini anlamanın başka yolları da var. Bunun için beş temel işarete çok dikkat etmek gerekiyor” dedi.Biz de Shatrieh’nin altını çizdiği beş temel işareti Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Anabilim Dalı Başkanı ve Bilişim Teknolojileri Uzmanı Doç. Dr. Ali Murat Kırık ve Siber Güvenlik Uzmanı Osman Demircan ile mercek altına aldık. 1-) SOSYAL MEDYADA GÖRDÜĞÜNÜZ İÇERİKLER DEĞİŞİYORSA DİKKAT! İlk olarak sosyal medya algoritmasına değinen Shatrieh, “Bu algoritmanın kişilere ilgi alanlarıyla alakalı içerikler gösterme eğiliminde olduğunu biliyoruz. Normalde önünüze düşmeyen içerik ve reklamlar, karşınıza çok sık çıkıyorsa birileri hesabınızı kurcalıyor olabilir” dedi. Doç. Dr. Ali Murat Kırık da bu uyarının çok doğru olduğunu vurgulayarak, “Normalde hiç önümüze çıkmayan bir içerik ya da reklamı görmek; hesabımızın kontrol edildiği, takibe alındığı veya kurcalandığına dair bir belirti olabilir. Bu durumun birkaç nedeni bulunuyor” dedi ve şöyle devam etti: -- Örneğin siber saldırganlar, hesabınıza yetkisiz erişim sağlamış olabilir ve bu bilgileri toplayarak ilgi alanlarınızı anlamaya çalışabilir. Bu, size daha spesifik ve alakalı reklamlar göstermek için kullanılabilir. Bir diğer olasılık ise hesabınıza ait verilerin, bir veri ihlali sonucunda saldırganların eline geçme durumudur. Bu durumda, siber korsanlar bu verileri kullanarak hesabınızı ele geçirebilir veya sizi hedefli reklamlarla karşı karşıya bırakabilir.  -- Sosyal medya botları da hesabınızı takip ederek ilgi alanlarınızı öğrenmeye çalışabilir. Bu bilgiler daha sonra reklamları hedeflemek için kullanılabilir. Ancak şunun da altını çizmek gerek: Sosyal medya platformları, kullanıcıların ilgi alanlarını daha iyi anlamak için algoritmalarını sürekli olarak günceller. Bu nedenle, normalde görmediğiniz her yeni içerik veya reklam, hesabınızın direkt olarak ele geçirildiği anlamına gelmeyebilir. 2-) BANKA HESAPLARINIZDAN KÜÇÜK MİKTARDA PARA TRANSFERİ YAPILMIŞSA ŞÜPHELENMELİSİNİZ İkinci olarak banka hesaplarına değinen Shatrieh, korsanların fark edip etmeyeceğinizi anlamak için öncelikle küçük satın almalar ya da para transferleri yapabileceğini belirtti. Hesapları sık sık kontrol etme tavsiyesinde bulunan Shatrieh, “Hacker'lar, daha büyüklerine girişmeden önce test olarak küçük işlemlerle işe başlayabilir” ifadelerini kullandı. Peki siber korsanlar bunu nasıl gerçekleştiriyor? “Oltalama yöntemi kullanılarak gönderilen link, resim ve diğer dokümanlarla telefonlara sızılıyor” diyen Osman Demircan, “Hacker'ler bu yöntemle genelde tüm telefonu ele geçiriyor. Uygulamalara ve SMS gibi doğrulama yapılan araçlara ulaşabildikleri için hesaplarda yüklü bir para varsa bu paranın transferi hemen gerçekleştiriliyor” dedi.  Erişim sağlanan hesap yüklü bir para barındırmıyorsa burada hacker'ların tavrının değiştiğini söyleyen Demircan, şu önemli bilgilerin altını çizdi: -- Burada çeşitli evreler var. İlki bekleme evresi. Telefona ve uygulamaya erişimi olan hacker, hesaba yüklü bir miktarda para girişi olana kadar bekliyor. Bu bekleme evresinde hiçbir faaliyette bulunmuyor. Bir diğer evre ise küçük miktarda dikkate alınmayacak para transferleri gerçekleştirmek. Bu transferler, hesap hareketleri izlendiğinde herhangi bir işlem için gerçekleştirilmiş gibi görünen iki basamaklı çok küçük meblağlardan oluşuyor. Rakam küçük olduğu için birey hack'lendiğini anlamıyor.  -- Ele geçirilen bir telefondan aktarılan çok küçük paralar tek kişi bir şey ifade etmeyebilir. Ancak 1 milyon telefondan 20 lira alındığını düşünürsek ortaya 20 milyonluk çok büyük bir vurgun çıkabilir. Bu tarz bir siber hırsızlık anlaşıldığında telefon üzerinde hiçbir işlem yapılmaması gerekiyor. Sadece kapalı konuma getirerek şikâyet süreci başlatılmalı. 3-) MESAJ ALIYOR AMA BİLDİRİM ALAMIYORSANIZ SİBER KORSANLARIN AĞINA DÜŞMÜŞ OLABİLİRSİNİZ Ash Shatrieh, e-posta ve sosyal medya hesaplarında normalde aldığınız bildirimleri artık alamıyorsanız, bu bildirimlerin başka yerlere gidiyor olabileceğini söyledi. Shatrieh’ye göre hacker'lar, bazı mesajların size ulaşmasına izin verip bazılarını gelen kutunuzda saklıyor ya da başka bir yere yönlendiriyor olabilir. Bu durumun birkaç nedeni olduğuna değinen Doç. Dr. Ali Murat Kırık, “Birincisi, şifrenizin ele geçirilmiş olma ihtimali vardır. Hacker'lar şifrenizi çalarak hesabınıza erişebilir ve bildirim ayarlarınızı değiştirebilir. İkincisi, hesabınıza kötü amaçlı yazılım bulaştırılmış olabilir, bu da bildirimlerin başka bir yere yönlendirilmesine sebep olabilir. Üçüncüsü ise hesaplarınızın bir veri ihlali sonucunda ele geçirilmiş olma olasılığıdır” dedi. Doç. Dr. Kırık, “Bu durumu fark ediyorsanız, önlem almak için önce hesap şifrenizi değiştirin, hesabınıza iki faktörlü kimlik doğrulama ekleyin ve bildirim ayarlarınızı kontrol edin. Ayrıca, hesaplarınızı yönettiğiniz platformların güvenlik önerilerini takip ederek genel hesap güvenliğinizi artırabilirsiniz” ifadelerini kullandı.4-) GMAIL HESABI OLANLAR ÇOK DİKKATLİ OLMALI Ash Shatrieh dördüncü uyarısında Gmail hesabı kullanıyorsanız e-posta hesabınıza başka bir konumdan giriş yapılıp yapılmadığını kontrol edebildiğinizi hatırlattı. Örneğin, eğer bir kullanıcı hesabına başka bir şehirden giriş yapıldığını görüyorsa bu durum, hesabın bir hacker tarafından ele geçirildiği anlamına gelebilir. Shatrieh, bu bilgiyi belli aralıklarla kontrol etme tavsiyesinde bulundu. Doç. Dr. Ali Murat Kırık'a hesaba başka bir konumdan giriş yapılıp yapılmadığını nasıl kontrol edeceğimizi sorduğumuzda “Gmail hesabınıza giriş yaptıktan sonra sol gezinme menüsünde ‘Güvenlik’ seçeneği bulunuyor. Buradan ‘Son Güvenlik Etkinlikleri’ni seçip, ‘Girişler’ sekmesini tıklamak gerekiyor. Bu sayfa, hesaba giriş yapan cihazları ve konumları listeliyor” cevabını verdi. Doç. Dr. Kırık, “Eğer hesabınıza farklı bir konumdan giriş yapıldığını fark ederseniz hesap şifrenizi değiştirin. Hesabınıza iki faktörlü kimlik doğrulama ekleyin” ifadelerini kullandı. 5-) HESABINIZ BİLGİNİZ OLMADAN ASKIYA ALINDIYSA DİKKAT! SUÇLU OLABİLİRSİNİZ… Son olarak, bir kullanıcının hesabı askıya alındıysa ve birey bunun nedenini bilmiyorsa, işin arkasında bir hacker olabileceğini ifade eden Shatrieh, “Eğer hesabınızın askıya alındığı ya da silindiği ile ilgili bildirimler alırsanız, bu kötü niyetli faaliyetlere işaret ediyor olabilir. Ayrıca izniniz olmadan hesabınıza sürekli giriş ya da çıkış yapılıyorsa bu giriş teşebbüslerini mutlaka inceleyin” dedi. Osman Demircan, “Ne yazık ki birçok illegal yöntem ile hesaplar kapatılıyor ya da toplu şikâyet edilerek askıya alınması sağlanıyor. Birçok sosyal medya kullanıcısı bu durumlardan birini yaşarsa hesabını tekrar alabilmek ya da aktive edebilmek için kısa bir süre uğraşıp sonra pes ediyor. Şunu hiçbir zaman unutmamak gerekiyor ki o hesap hâlâ size ait!” dedi.Demircan, şöyle devam etti: -- Bizler hesabı geri almaktan vazgeçip yeni bir hesap oluşturduğumuzda hacker'lar düzenledikleri sahte belge ya da bildirimlerle hesabın sahibi haline gelebiliyorlar. Böylece arkadaş listemiz tamamen risk altına giriyor. Çünkü bizim vazgeçtiğimiz ve hacker'ın sahte belgeler ile aktive edip erişim bilgilerini güncellediği hesap, hâlâ biz gibi davranıyor. Ve arkadaşlarımız bunu bilmiyor.  -- Sözde fırsat mesajları, link göndererek yapılan oltalama saldırıları ya da para isteme gibi birçok dolandırıcılıkla arkadaşlarımız karşı karşıya kalabiliyor. Kötü olan ise gerçekleştirilen dolandırıcılıkta hesap sahibi olarak göründüğümüz için dolandırıcılığın tam merkezinde kalabiliyoruz. Hesabımız haksız yere askıya alındıysa ya da kapandıysa mutlaka mücadele edip geri almak gerekiyor. Çünkü ‘reddi sosyal medya’ gibi bir şansımız maalesef bulunmuyor. BAŞKA NELERE DİKKAT ETMEK GEREKİYOR? ‘Telefonun şarjı normalden daha çabuk bitiyorsa erişim sağlanıyor olabilir’ Doç. Dr. Ali Murat Kırık, “Yeni yazılımların yüklenmesi, bilinmeyen dosyaların veya klasörlerin ortaya çıkması veya cihazınızın normalden daha yavaş çalışması gibi durumlarla karşılaşıyorsanız, bu belirtilere dikkat etmek çok önemli" dedi. Osman Demircan da kullanım rutininde değişiklik varsa bir şeylerin ters gittiğine dikkat çekerek, “Örneğin 24 saat boyunca şarjı bitmeden kullanılan bir telefonun pili, her zamanki kullanım sıklığı ile birden bire 6 saatte bitiyorsa uzaktan erişim sağlanıyor olabilir. Bildirimler gelmiyorsa hesaplar başka cihazlarda açık olabilir. Banka hesabı ve hesap hareketleri incelenmiyorsa hesaptan para çalınıyor olabilir. Siber dünyada mutlaka rutinlerdeki değişiklikleri iyi analiz etmek gerekiyor” ifadelerini kullandı. 

Devamını Oku

'Neden sürekli yorgunum?' diyenler, kronik yorgunluk sendromu tehlikesine dikkat!

30 Aralık 2023

Kronik yorgunluk sendromu, kişinin sürekli olarak kendini bitkin ve mutsuz hissetmesi, dinlenmekle dahi kendini iyi hissedememesi gibi belirtilerle ortaya çıkıyor.ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC), miyaljik ensefalomiyelit ya da ME/CFS olarak da bilinen kronik yorgunluk sendromunun son yıllarda arttığını açıkladı. CDC’nin yaptığı ankette, 2021 ile 2022 yılları arasında 57 bin Amerikalı yetişkine, kendilerine bir sağlık uzmanı tarafından CFS veya ME tanısı konup konulmadığı soruldu. Raporun yazarlarından Dr. Elizabeth Unger, Associated Press'e yaptığı açıklamada, “Bulgular yetişkinlerin tahminen yüzde 1,3'ünün ME/CFS ile yaşadığını ortaya çıkardı. Bu da durumun nadir bir hastalık olmadığını gösteriyor” dedi.Ayrıca Dr. Unger, “ME/CFS'den etkilenen bazı kişilere, teşhis için kan testi veya tarama yapılmadığından sıklıkla teşhis konulamıyor. Bu da prevalansın tahmin edilenden daha yüksek olabileceği anlamına geliyor. Hastalık her yaştan kişileri etkilese de en yaygın olarak 40-60 yaş arası kişilerde ve kadınlarda görülüyor” ifadelerini kullandı. ‘BEYİN OMURİLİK SIVISINDAKİ İLTİHAPLANMA İLE İLİŞKİLİ’Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğum İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Rıdvan Sivritepe, “Miyaljik ensefalomiyelit (ME), altı aydan uzun süren, yorgunlukla birlikte kas-iskelet ağrısı, konsantrasyon bozuklukları ve baş ağrısının eşlik ettiği, uzun vadeli ve tedavi açısından zorlu bir hastalık. Bu hastalık, yaygın ağrı (miyalji) ve beyin omurilik sıvısında iltihaplanma ile ilişkili” dedi. GÖRÜLME ORANI TÜRKİYE’DE DAHA FAZLA! Doç. Dr. Sivritepe, “ABD ve Avrupa’da yapılan çalışmalarda CFS’nin görülme oranı yüzde 0,4- 2,5. Ülkemizde yapılan çalışmalarda ise yüzde 4-10 arasında görüldüğü saptanmış. Hatta Covid-19 geçiren hastalarda bu oranın yüzde 50’lere çıktığı gösterildi. Ayrıca, birçok ME/CFS vakası hâlâ doğru tanı alamadı. ME'ye dair farkındalık ve teşhis kapasitesi arttıkça, ülkemizdeki vakaların sayısındaki değişiklikleri daha iyi anlama şansına sahip olabileceğiz” dedi.HASTALIĞIN OLUŞMASINA ETKİ EDEN UNSURLAR NELER?Bu sorumuza “CFS karmaşık ve çok yönlü bir hastalık. Birkaç etkenin bir araya gelerek hastalığa neden olduğunu düşünmekteyiz” cevabını veren Doç. Dr. Rıdvan Sivritepe, şu bilgilerin altını çizdi:“Viral (Epstein-Barr virüsü, Covid-19) veya bakteriyel enfeksiyonlar, bağışıklık sistemindeki bozukluklar, kronik inflamasyon, genetik faktörler, fiziksel, duygusal veya çevresel stres, hormonal düzensizlikler (özellikle hipotalamus-hipofiz-adrenal eksenindeki anormallikler), mitokondriyal fonksiyon bozuklukları, kimyasal maruziyet, toksinler ve çevresel etmenler hastalığın ortaya çıkışında önemli bir rol oynuyor.” HASTALIK NEDEN KADINLARDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR?“Hastalık daha çok 40-60 yaş aralığındaki insanlarda ortaya çıkıyor. Ayrıca bu yaşlar menopoz süreci olduğu için kadınlar bundan etkilenebiliyorlar” diyen İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Timur Selçuk Akpınar, “Bu süreçte kadınların vücutlarında bazı değişiklikler oluyor. Bazen mantalitelerinde de problemler yaşanabiliyor. Özellikle kadın sağlığı açısından mamografilerinin ve ultrasonlarının yapılması, kemik erimelerinin gözden geçirilmesi, jinekolojik muayenelerinin yapılması kadınları etkiliyor” dedi.Prof. Dr. Akpınar, “Bununla birlikte kadınların toplumdaki sorunu biraz daha fazla… Özellikle çocuk bakımı ve çalışma hayatı gibi sorunlarla stres seviyeleri daha yüksek oluyor. Tüm bunlardan dolayı majör veya kısmi depresyon oranı artabiliyor” ifadelerini kullandı.KRONİK YORGUNLUK SENDROMUNUN BELİRTİLERİ NELERDİR?Prof. Dr. Timur Selçuk Akpınar, “Uyku bozuklukları en belirgin belirtilerden biri olabilir. İş yapamama, işe başlayamama, başladığı işi bitirememe şikâyetleriyle gelenler de çok fazla oluyor. Ama yine de temeldeki sorunu bulmak gerekiyor. Ek destek tedavileri uygulamak, fiziksel aktiviteyi artırmak ve majör depresyona bakmak gerekiyor” dedi. NELERE DİKKAT ETMEK GEREKİYOR? Prof. Dr. Timur Selçuk Akpınar, “Fiziksel aktiviteyi artırmak, düzenli spor yapmak, karbonhidrat tüketimine dikkat etmek gerekiyor. Her şeyden önemlisi zemindeki sistemik hastalığı bulmak da gerekiyor. Bunun için çeşitli taramalar yapılmalı. Örneğin kanser taramasında da sorun çıkmadıysa, bundan sonra hastaya düzenli bir beslenme listesi ile fiziksel aktivite programları verilmeli” ifadelerini kullandı. 

Devamını Oku

Kestane diye hayvan yemi satılıyor! Nasıl ayırt ediliyor? Kazara yiyen ne yapmalı?

27 Aralık 2023

Soğuk kış aylarının en sevilen lezzetlerinden kestane; demir, sodyum, potasyum, magnezyum, çinko, A, E ve C vitamini gibi birçok besin ögesini barındırmasıyla sağlık için çok faydalı. Ancak son günlerde piyasada kestane adı altında Çin'den ithal edilen ve insan tüketimine uygun olmayan ürünler satılıyor. Pek çok uzman, ilk bakışta kestaneye benzeyen ve hayvan yemi olarak kullanılan bu kestanelerde bulunan ‘hemaglutinin’ adlı maddenin insan sağlığına zarar verdiğinin altını çiziyor.  Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğum gıda mühendisi Ebru Akdağ, “Kestaneler genellikle iki ana kategoriye ayrılır. Yemek için uygun olan tatlı kestaneler ile yemek için uygun olmayan ve bazen ‘at kestanesi’ olarak adlandırılan türler. Bu iki tür kestane arasındaki farklar önemlidir ve tüketilebilir olup olmadıklarını belirler” dedi ve ekledi: “Tatlı kestaneler yenebilirken, at kestaneleri zehirlidir. Eğer at kestaneleri yendiği takdirde sindirim problemlerine neden olabilir. Yol açtığı başlıca sorunlar karın ağrısı, mide bulantısı, kusma ve boğaz tahrişidir. Bu nedenle, doğada bulunan kestanelerin hangi tür olduklarını ayırt etmek önemlidir ve yanlışlıkla at kestanesi yemekten kaçınmak gerekir.” ‘UYGUN OLAN KESTANELER CASTANEA TÜRÜNE AİT OLANLAR’ “Castanea cinsine ait tatlı kestaneler, genellikle yemek için uygun olan türlerdir” diyen Ebru Akdağ, “Bu kestaneler yüksek nişasta içeriğine sahip olup, düşük yağ ve protein oranlarına sahiptir. Pişirildiğinde tatlılarda, ayrıca kestane unu, kestane püresi gibi çeşitli yemeklerde kullanılabilirler. Tatlı kestaneler, karbonhidratlar açısından zengin; lif, vitaminler (özellikle C ve B vitaminleri) ve mineraller (potasyum, magnezyum) açısından iyi bir kaynaktır” ifadelerini kullandı.  ‘AT KESTANESİ TOKSİK BİLEŞİKLER İÇERİR VE ZEHİRLİDİR’ Çin’den getirilen ve kestane diye satılan ürünlerin ‘at kestanesi’ olabileceğine dikkat çeken Akdağ, “Bu kestaneler saponinler gibi toksik bileşikler içerir. Bu bileşikler, insanlar ve bazı hayvanlar için zehirlidir. Tüketildiğinde mide-bağırsak rahatsızlıklarına, kusmaya ve diğer sağlık sorunlarına neden olabilirler. At kestanesi, genellikle daha büyük ve parlak kabuklu olup, süs bitkisi olarak yetiştirilir. Bu türün kestaneleri, tıbbi amaçlar dışında genellikle kullanılmaz ve insan tüketimi için uygun değildir” dedi. NASIL AYIRT EDİLİYOR?  At kestanelerini yenebilir kestanelerden ayırt etmenin birkaç yolu olduğuna dikkat çeken Akdağ, “Yenebilir kestaneler, tüylü görünen dikenli bir kozalakla kaplıdır ve çok sayıda kestane içerir. Uçları sivridir ve nişasta tadındadır. At kestanesi kozalakları daha geniş aralıklı dikenlere sahiptir ve genellikle sadece bir kestane içerir” ifadelerini kullandı. CİDDİ SEMPTOMLARA YOL AÇABİLİYORAt kestanesi yiyen ve zayıf hisseden, yürümekte zorlanan, uykulu olan, felç geçiren, kas seğirmesi ve ciddi mide tahrişi yaşayan çocuklarla ilgili bildirimler olduğunu söyleyen Akdağ, “Yetişkinlerde de ciddi semptomların ortaya çıktığına dair raporlar bulunuyor” dedi. Akdağ, şöyle devam etti: -- İsviçre'de 29 yıllık bir dönemde, 1-4 tohum yutulmasından sonra 15-30 dakika içinde ciddi semptomlarla sonuçlanan üç at kestanesi zehirlenmesi vakası olmuştur. Bu hastalar, kızarıklık, yüzde şişme, yoğun kusma, düşük kan basıncı ve çökme yaşamıştır. Bir hasta, alt yüzdeki şişlikle hava yolunu tıkayan ciddi bir semptom olan anjioödem yaşamıştır. -- Birisi at kestanesi yediğinde, semptomlar genellikle maruz kaldıktan sonra 15 dakika ila 3 saat arasında gelişir. Semptomlar başladıktan sonra 2-3 gün sürebilir. Yanlışlıkla bir at kestanesinin bir kısmını yemiş kişiye, ağzını nazikçe silerek, kalan bitki materyalini çıkarmak için su ile çalkalayıp tükürmesini ve midesine yıkamak için birkaç küçük yudum su içmesini sağlayarak yardımcı olabilirsiniz. AT KESTANESİ AĞIZA SÜRÜLDÜĞÜ ANDAN İTİBAREN NE YAPILMALI?İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Aytaç Karadağ ise, “At kestanesi aslında bazı cilt hastalıklarında ilaç olarak kullanılıyor. Fakat asla yenmemesi gereken bir ürün. Tüketildiğinde hemen baş ağrısı mide bulantısı ve karında kramplar yapıyor. En önemlisi de DNA hasarına yol açtığı için koma, felç ve ölüme neden olabiliyor” dedi.“Bireyin zehirli kestaneyi ağzına sürdüğü andan itibaren kendini kusturması gerekiyor” diyen Dr. Karadağ, “Eğer kişi kusamıyorsa yoğurt yiyebilir ve bol su içebilir. Ama vücut genelde bu durumda çok akıllıdır ve hemen kusma tepkisi verir. Bir de bu kestane türü bağırsak hareketlerini hızlandırıp ishal yapabilir” ifadelerini kullandı.Kestanenin bazı alerjik bünyelerde cilde değdiği anda döküntüler yapabileceğinin de altını çizen Dr. Karadağ, “Her insanda aynı durum olmasa da bazı alerjik bünyelerde döküntü, kızarıklık ve yanık hissi oluşturur” diye konuştu. 

Devamını Oku

ATM dolandırıcılarına dikkat! Hangi yöntemi kullanıyorlar?

20 Aralık 2023

Son yıllarda ATM'lerden para çekerken dolandırıcılık kurbanı olma riski giderek artmaya başladı. En sık kullanılan yöntemlerinden biri kart kopyalama... Geçtiğimiz aylarda Kocaeli'de Romanya uyruklu bir şahıs, kopyaladığı kartlarla 100 ATM'den 250 bin liranın üzerinde para çekti. Benzer bir olay Bursa’da da meydana geldi.Bu yöntemde dolandırıcılar ATM kart giriş yuvasına, manyetik şeridi veya çipi okuyabilen kart kopyalama düzenekleri yerleştiriyor ve kullanıcıların kart bilgileri ruhları bile duymadan ele geçiriliyor.Bankalar bu tip dolandırıcılık girişimlerinin önüne geçmek için bir süredir ATM'lerde 'QR kod ile giriş' seçeneğini sunuyor. Ancak QR kod dolandırıcılıklarının da fazlasıyla yaygınlaştığı günümüzde kullanıcılar yağmurdan kaçarken doluya tutulmaktan korkuyor. Peki gündelik hayatımızda sıklıkla kullandığımız ATM'lerde dolandırıcıların tuzağına düşmemek için nasıl önlemler almalıyız? QR kod ile giriş yapmak risklerin önüne geçebilir mi?Bunun gibi pek çok soruya Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Anabilim Dalı Başkanı ve Bilişim Teknolojileri Uzmanı Doç. Dr. Ali Murat Kırık ve Siber Güvenlik Uzmanı Osman Demircan ile cevap aradık. BANKALARDAN UZAK OLAN ATM’LERE DİKKAT!Doç. Dr. Ali Murat Kırık, “ATM’den para çekerken dolandırılma riski her geçen gün artmaya başladı. Dolandırıcılar, çeşitli taktikler kullanarak kullanıcıları mağdur etmeye çalışıyor. En sık kullanılan dolandırıcılık yöntemlerinden biri kart kopyalama. Bunun yanı sıra dolandırıcılar şifre görüntülemeyi de deniyor” dedi ve şu detayların altını çizdi: “Dolandırıcılar, ATM'nin çevresine gizli kameralar yerleştirerek kullanıcıların şifrelerini gözetleyebiliyor. Kullanıcılar şifrelerini tuşlarken kaydedilen görüntüler dolandırıcılara şifre bilgilerini sağlıyor. Ekstra cihazlar kullanmak da oldukça yaygın bir yöntem. Dolandırıcılar, ATM'lere kamera veya kart okuma cihazları ekleyerek kullanıcıların kart bilgilerini, şifrelerini veya kimlik bilgilerini ele geçirmeye çalışıyor. Bu cihazlar genellikle kullanıcının fark etmeyeceği şekilde kart yuvalarına yerleştiriliyor. Bu durum özellikle bankalardan uzak olan ATM’lerde daha fazla meydana geliyor.” KARTINIZ SIKIŞTIYSA DİKKAT! Osman Demircan dolandırıcıların kullandıkları bir diğer yöntemin kartın sıkışmasını sağlayan aparat yerleştirmek olduğunu söyledi ve ekledi:“Kart sahibi, kartının sıkıştığını düşünerek ATM başından ayrıldığında dolandırıcılar aparatı sökerek kartı çıkarıyor. Daha sonra bu kartı kullanarak temassız ödeme ya da mail order (fiziken POS cihazının olmadığı durumlarda kredi kartı kullanabilen ödeme yöntemi) yöntemiyle harcama yapabiliyorlar.”  ‘KART BİREBİR KOPYALANABİLİYOR’“Yasal olmayan bu aparatlar ile elde edilen bilgiler, fiziksel olarak sahte kredi kartı elde edilmesi için yeterli olabiliyor. Ancoder (elektromekanik sinyal üreticileri) kullanılarak aynı sahte parada olduğu gibi birebir kart kopyalanabiliyor” diyen Demircan, şöyle devam etti:“Benzer bir yöntemde dolandırıcılar, ellerindeki sahip oldukları kartın manyetik şeridindeki bilgileri silip çaldıkları kartın manyetik alanındaki bilgileri yükleyerek kartı kullanmaya başlayabiliyor. Güvenlik kameralarının her yerde olması dolandırıcıların bu kopya kartları kullanırlarken ayak izi bırakmalarına neden olacağı, çalıntı kart bilgileri genelde çevrimiçi alışveriş platformlarında ve yurt dışındaki alışveriş sitelerinde kullanılıyor. Çoğunlukla hızlıca paraya döndürülebilecek elektronik cihazları satın almayı tercih ediyorlar.” NASIL ÖNLEMLER ALMAK GEREK? “ATM'den işlem yaparken dikkat edilmesi gereken en önemli husus şu: Eğer aparat takılmaya müsait düz cam yapıdan oluşan bir ATM kullanılmayacaksa mutlaka kart takma ünitesini hafifçe kendimize çekerek kontrol etmeliyiz” diyen Osman Demircan, “Bu şekilde üniteye bir düzenek eklendiyse ele gelecektir. Yine aynı şekilde şifre yazma klavyesini görebilecek açıda herhangi bir aparat var mı diye hem el ile hem göz ile kontrol edilmeli. Bu tarz kopyalama aparatları kalabalık bölgelerdeki ATM’lerden çok daha sakin yerlerdeki ATM’lerde karşımıza çıkıyor. Tenha bölgelerdeki ATM’leri kullanacağınız zaman daha dikkatli olun” ifadelerini kullandı.SİSTEME QR KOD İLE GİRİŞ YAPMAK GÜVENLİ Mİ? ATM'den kartsız şekilde işlem yapmayı mümkün kılan QR kod; kullanımı günden güne yaygınlaşan bir teknoloji. Peki QR kodla yapılan işlemler güvenli mi? “QR kodlarla gerçekleştirilen işlemler, kullanıcıların kart bilgilerini veya şifrelerini paylaşmalarına gerek kalmadan oldukça güvenli bir şekilde tamamlanabilir. Bu yöntem, kullanıcılara mobil bankacılık uygulamaları aracılığıyla güvenli bir ödeme veya para çekme deneyimi sunar” diyen Doç. Dr. Kırık, şu önemli bilgilerin altını çizdi: -- Kullanıcılar, mobil bankacılık uygulamalarında oluşturdukları QR kodu ATM'de tarayarak işlem gerçekleştirebilirler. Bu süreçte, kart bilgileri veya şifreler ATM ile paylaşılmaz. QR kod işlemlerinin güvenliğini sağlayan temel faktörlerden biri, QR kodların güçlü bir şifreleme algoritması ile oluşturulmasıdır. Bu algoritma, QR kod içindeki verilerin güvenli bir şekilde korunmasını sağlar ve yetkisiz kişilerin bu verilere erişimini zorlaştırır. -- Mobil bankacılık uygulamalarının güvenlik önlemlerine dikkat çekmek de önemlidir. Genellikle, mobil bankacılık uygulamaları kullanıcı hesaplarını korumak için güçlü şifreleme algoritmaları, karmaşık parolalar ve iki faktörlü kimlik doğrulama gibi güvenlik önlemleri kullanır. ATM'LERDEKİ QR KODLAR RESTORAN VE DİĞER UYGULAMALARDAKİ KODLARDAN FARKLI MI? Restoran menülerinde sahte QR kodla dolandırıcılık yapılabiliyor. Aynı durum ATM’ler için de geçerli olabilir mi? Osman Demircan, “Restoranlarda menü erişimi için kullanılan QR kodlar görüntü olarak ATM sistemlerinde kullanılan QR kodlara benzese de yapısal olarak farklı çalışıyor” dedi ve ekledi: “Restoranlarda QR kod okutulduğunda kişi bir linke yönlendiriliyor. Yani bir web sayfası açılıyor ve o sayfadan sipariş vereceğimiz yemeği seçiyoruz. Restoranda bulunan QR kod, bir dolandırıcı tarafından değiştirildiyse tıklandığında telefonu ele geçirebilen bir zararlı yazılımın telefona yüklenmesi sağlanabiliyor. Bankacılık sisteminde ATM üzerinde kullanılan QR kod ise mobil uygulama üzerinde QR ile yapılacak işlem belirlendikten sonra işlemin gerçekleşeceği ATM’nin belirlenmesi için kullanılıyor.Özetle ATM'deki QR uygulama okuduğunda hesap sahibi örneğin para çekme işlemi QR’ı okunan ATM üzerinden gerçekleşiyor. Yapısal olarak restoranlarda kullanılan QR ile bankacılık sisteminden kullanılan QR kesinlikle birbirinden farklı çalışıyor. Restoran sisteminde kullanılan QR kodların oluşturduğu güvenlik açıkları bankacılık sisteminde kullanılan QR kodlar için geçerli değil.”ATM'LER DE DİĞER TEKNOLOJİK ALETLER GİBİ ELE GEÇİRİLEBİLİR Mİ? Bu soruma “Korsanlar herhangi bir bankanın ATM'sini de uğraşarak ele geçirebilir” cevabını veren Doç. Dr. Ali Murat Kırık, “ATM'ler, bilgisayar sistemleri olduğu için diğer bilgisayar sistemleri gibi güvenlik açıklarına sahip olabilir. Bu açıkları kullanarak, korsanlar ATM'lere yetkisiz erişebilir, para çalabilir veya diğer yasa dışı faaliyetlerde bulunabilir” ifadelerini kullandı. Doç. Dr.  Kırık, şöyle devam etti: "Bankalar, ATM'lerini korumak için çeşitli yazılımsal önlemler alır. Güçlü parolalar ve şifreler kullanmak, ATM'lerin yetkisiz erişimini zorlaştırır. Ayrıca, ATM'leri düzenli olarak yasal yazılım güncellemeleriyle güncellemek, güvenlik açıklarını gidermeye ve ATM'leri daha güvenli hale getirmeye yöneliktir. Güvenlik duvarları ve ağ filtreleri de ATM'leri korsanlardan korumak adına kullanılan önemli güvenlik önlemlerindendir." ATM'lerin korunması için kullanılan bazı özel yazılımlara da değinen Doç. Dr.  Kırık, "Antivirüs yazılımı, ATM'lere bulaşan kötü amaçlı yazılımları tespit edip kaldırmaya yardımcı olur. Güvenlik duvarı yazılımı, ATM'lere yetkisiz erişimi engellemeye yardımcı olur. Şifreleme yazılımı, ATM'deki verileri korumaya yardımcı olur. Güvenlik yönetimi yazılımı ise ATM'lerin güvenliğini yönetmeye yardımcı olur. Bu yazılımların bir arada kullanılması, ATM'lerin güvenliğini artırmak için önemli bir strateji oluşturur" ifadelerini kullandı. 

Devamını Oku

Eminönü’ne araçla girişler ücretli olacak... Trafiği nasıl etkiler? Başka nerede uygulanabilir?

19 Aralık 2023

Trafik, İstanbul'da yaşayanların en büyük çilelerinden biri. Pandemiden önce çoğunlukla hafta içi ‘zirve saatler’ olarak adlandırılan sabah işe gidiş ve akşam iş dönüşlerinde yaşanan trafik yoğunluğu, artık 7 gün 24 saat yaşanıyor.Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre 5 milyona yakın aracın olduğu İstanbul’da, özellikle yağmurlu havalarda 1 kilometrelik yol, bir saatte aşılıyor ve araç sürmek neredeyse imkânsız hale geliyor.Bu soruna çözüm bulmak için uzun süredir projeler üretiliyor. Son olarak İstanbul Sürdürülebilir Kentsel Ulaşım Planı kapsamında (SKUP) şehrin belli bölgelerinde trafik yoğunluğunu azaltmak amacıyla araç girişlerinden ücret alınması uygulaması gündeme geldi. Bu uygulamanın öncelikle Eminönü’nde, devamında da Kadıköy’ün en kalabalık semti olan Moda’da hayata geçirilmesi planlanıyor. Dahası SKUP kapsamında mahallelerdeki ücretli otoparkları kullanacak İstanbullular, kendi mahallelerinde park yaptıklarında düşük ücret ödeyecek.Bu uygulamaların trafik yükünü azaltmaya etkisi ne olur? Ücretli giriş uygulaması İstanbul’da başka hangi ilçe ya da semtlerde uygulanabilir? Yurt dışında benzer örnekler var mı?Bunun gibi pek çok soruya uzmanlarla cevap aradık. ‘BEKLENEN SONUÇLAR GERÇEKLEŞİRSE DİĞER İLÇE YA DA SEMTLERDE DE HAYATA GEÇİRİLEBİLİR’ Açıklanan planın hayata geçirilmesi durumunda, zirve saatte trafik yoğunluğunda 2030 yılına kadar yüzde 10,1, 2040 yılında ise yüzde 12,8 azalma sağlanacağı tahmin ediliyor.Fahri Trafik Müfettişleri Derneği Başkanı Sami Güleçyüz'e, bu oranları nasıl değerlendirdiğini sorduğumuzda şu yanıtı verdi: “Açıklanan oranlardaki gibi bir azalma olursa çok fark yaratmaz gibi görünüyor. Ancak bunlar öngörüler. Sonuç olarak İstanbul’da trafik konusunda artık her türlü değişikliğe açık olmak gerekiyor. Bu uygulamayı da görmek lazım. Pozitif sonuçlar ortaya çıkarabilir. Denenir, beklenen sonucu vermezse kaldırılır. Eğer yarar sağlarsa diğer ilçe ya da semtlerde de uygulanır.” ÜCRETLİ GİRİŞ BAŞKA HANGİ İLÇE YA DA SEMTLERDE UYGULANABİLİR? Projenin Eminönü ve Moda dışında başka nerelerde uygulanabileceğine dair düşüncelerini de paylaşan Güleçyüz, “Beşiktaş’ın merkezi için benzer bir adım atılabilir. Yine Üsküdar ve Bakırköy’ün merkezi de çok yoğun oluyor. Bu iki yer de dikkate alınabilir. Genel olarak yaya yoğunluğunun daha çok olduğu yerlerde bu uygulama düşünülebilir” ifadelerini kullandı. Uygulamada denetimin de çok önemli olduğunu söyleyen Güleçyüz, “Örneğin Eminönü’ne ücretli giriş olacak ama burası bir sınır kapısı değil. İnsanlar araçla geldiler diyelim, bu para nasıl tahsil edilecek? Kameralarla mı gözetlenecek, denetim elemanları mı olacak? Bunlara bir açıklık getirmek lazım” dedi.‘VERİM ALABİLMEK İÇİN İYİ BİR TOPLU ULAŞIM AĞINA SAHİP OLMAK GEREKİYOR’ Bu tip projelerin Avrupa’da sıklıkla uygulandığını, özellikle Avrupa Birliği’nin bu uygulamalara çok değer verdiğini söyleyen İstanbul Ticaret Üniversitesi Ulaştırma Sistemleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı ise böyle uygulamalardan verim alabilmek için iyi bir toplu ulaşım ağına ihtiyaç olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Ilıcalı, “Paris ve Londra başta olmak üzere kıtadaki pek çok ülkede benzerlerini görüyoruz. Trafik talebinin azaltılması için akılcı bir yöntem olsa da bunun belli şartları var. Bu şartlardan en önemlisi, vatandaşların İstanbul’un her noktasından, belirlenen bölgeye gelmesi için toplu ulaşım imkânının olması… Şu an arzu edilen ve master planlarda belirtilen 1000 kilometrenin üstünde bir raylı sistem yapıp, her noktayı raylı sistemle metro ile bağlayabilirsek daha kesin sonuçlar almış olunur. Bir de insanları deniz ulaşımına teşvik edebilirsek, tercihli otobüs yollarıyla otobüsleri trafik sıkışıklığından çekebilirsek, kişi başına yapılan araçla yolculuklarda ciddi azalma yaşanır” dedi. Alınacak ücrete de dikkat çeken Prof. Dr. Ilıcalı, “Ücret ne kadar olacak ki caydırıcı olsun? 400-500 dolar olacak değil. Yollardaki ve köprülerdeki geçişlere uygun bir fiyat alınacaktır. Özetle vatandaşlar kaliteli ve yüksek standartta toplu ulaşım sistemi olmadığı için araçlarını kullanmaya devam edecektir” dedi. İstanbul’da ciddi bir otopark sorunu da bulunuyor. Açıklanan projede bu soruna çözüm olarak, İstanbulluların kendi mahallelerindeki ücretli otoparkları kullanmaları halinde daha düşük ücret ödemeleri öngörülüyor. Peki, bu durum pozitif sonuçlar verebilir mi? Öncelikle düzensiz otoparkların önlenmesinin daha doğru olacağını söyleyen Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı, “Bu öyle büyük bir sorun ki acil durumda araçlar sokak aralarına giremiyor. Otopark konusunda denetimi güçlendirerek, kapasiteyi artırmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Devamını Oku

Göz altı torbaları ve mor halkalar neden oluşur? Nasıl geçer?

11 Aralık 2023

Göz çevresi vücudumuzun estetik açıdan en önemli bölgelerinden biri… Bu bölgenin, parlak ve canlı görünmesi kişiye sağlıklı ve genç bir görünüm kazandırdığı gibi bireyin psikolojisini de olumlu etkiliyor. Ancak pek çok kişinin mücadele ettiği göz torbaları, göz altı morluğu ve koyu halkalar bu görüntüye engel oluyor.Göz altı torbalarının çoğu zaman tıbben bir zararı bulunmuyor. Ancak uzmanlar, birçok kişinin göz altı torbaları ve göz etrafındaki mor halkalardan rahatsız olduğunu, bu durumun yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini ifade ediyor. ORTAYA ÇIKAN BU SORUNLARIN TEK NEDENİ UYKUSUZLUK DEĞİL Dermatolog Dr. Cristina Psomadakis, Daily Mail’e yaptığı açıklamada, “Göz torbalarından ya da morluklardan bahsedildiğinde akla hemen uykusuzluk gelebilir. Uykusuzluk, göz altı torbalarının belirgin görünmesine neden olabilir ama bu durum herkes için geçerli değildir. Damar sistemi, lenfatikler, derinin kalitesi, yaşı ve pigmentasyonunu mutlaka ciddiye almak gerekir” ifadelerini kullandı. Oküloplastik Cerrahi Uzmanı Dr. Sabrina Shah-Desai ise “Koyu halkalar özellikle Avrupa, Orta Doğu, Uzak Doğu ve Hint kökenli insanlarda daha çok ortaya çıkıyor” dedi. TÜRKİYE’DE DE ÇOK FAZLA GÖRÜLÜYOR Peki ülkemizde göz torbaları, göz altı morluğu ve koyu halkaların görülme sıklığı nedir? Bu soruyu Dermatoloji Uzmanı Dr. Didem Kazan’a yönelttiğimizde, “Literatürde aynı aileden birçok üyede göz çevresi koyuluğu tespit edildiğini gösteren çalışmalar mevcut. Her ırk ve cilt tipinde görülebilir. Ülkemizde de çok fazla gördüğümüz bir durum” cevabını verdi ancak görülme sıklığına dair karşılaştırmalı bir çalışma olmadığını vurguladı. Göz altı morluklarının oluşmasında nelerin etki ettiğine dair bilgiler de paylaşan Dr. Kazan, “Öncelikle genetik faktörler çok belirleyici. Bunun yanında göz çevresindeki cilt kalınlığında yaşa bağlı azalma, göz çevresindeki damar yapılarında belirginleşme, alerjik hastalıklar, atopik egzama ve göz için kullanılan çeşitli ilaçlar ciddi rol oynuyor. Göz altı torbaları ise yaşla birlikte göz küresini alt kısımdan destekleyen kemik yapının incelmesi ve gözün alt kısmındaki yağ yastıkçıklarının yerçekimiyle aşağı doğru yer değiştirmesi sonucu oluşuyor” ifadelerini kullandı.   ‘ESMER TENLİ KİŞİLERDE ÇOCUKLUK YAŞLARINDAN İTİBAREN GÖRÜLÜYOR’ Dr. Yasemin Balsever Kural ise “Göz çevresindeki koyu halkalarla torbalanmaları ayrı düşünmek daha uygun olur” dedi ve ekledi:  “Halka şeklinde koyu renk değişiklikleri esmer tenli kişilerde pigment daha yoğun olduğu ve genetik yapısal yatkınlık söz konusu olduğu için çocukluk yaşlarından itibaren daha sık görülebilir. Bu nedenle genel bir gözlem olarak, genetik yatkınlık varsa ve esmer ten söz konusuysa daha sık karşımıza çıkıyor diyebilirim.”  Göz çevresinde destek yağ dokusu azalmasının da renk koyulaşmasına neden olduğunun altını çizen Dr. Kural, “Hacim azalması olursa oluk şeklinde çökük görünüme yol açar. Bu durum yaşlanma ile birlikte artar. Kolajen lifler de azaldığı için kırışıklar, deri katlantısı, sarkma ve torbalanma daha çok görülür. Tiroit, kalp, böbrek hastalığı, kansızlık, yaşam alışkanlıkları, çevresel etkenler, bazı ilaçlar bu görünümü belirginleştirebilir” ifadelerini kullandı.EKRAN MARUZİYETİ İLE SİGARA VE ALKOL KULLANIMI ÇOK ETKİLİ Güneş ışınları, akıllı telefon ve bilgisayar ekranlarının bu sorunun oluşmasındaki payı nedir?  “Ekran maruziyeti damar dolaşımını etkilediği için belirgin olarak renk koyuluğunu artırabilir” diyen Dr. Yasemin Balsever Kural, “Yoğun sigara ve alkol tüketimi de artırabilir. Ayrıca güneş de deride pigmentasyonu artırarak lekelenmelere yol açar" dedi. BESLENME ŞEKLİ BU KONUDA NE KADAR ÖNEMLİ?Dr. Didem Kazan, “Lekeye bağlı göz çevresi koyuluğu olan hastalar için antiinflamatuar özellikte Akdeniz tipi beslenmeyi önerebilirim. Ciltte sarkma, cilt kalınlığında azalmaya bağlı koyu renk oluşumu olan hastalarda ise proteinden zengin beslenme önerisi uygun olabilir” dedi. Dr. Kazan, “Ancak bu beslenme önerileri sadece öneri düzeyinde. Bilimsel olarak kanıta dayalı herhangi bir çalışma bulunmuyor. Beslenme önerileri tek başına etkili olmaz ama uygun tedavilere destek olabilir” ifadelerini kullandı. UYGUN TEDAVİLER NELER?“Göz çevresi koyuluğu tedavi başarısında en önemli faktör, tedavi öncesi doğru değerlendirme yapılması” diyen Dr. Didem Kazan, şu bilgilerin altını çizdi:-- Genetik ve güneşe maruziyet sonucu gelişen lekelerde, lekeye yönelik kremler, mezoterapiler, yüzeysel peeling işlemleri, Q anahtarlı Nd YAG lazer sistemleri, altın iğne-fraksiyonel radyofrekans işlemleri etkili oluyor.-- Damar görünümünün artmasına bağlı gelişen göz çevresi koyuluğunda Q anahtarlı Nd YAG lazer sistemleri başta olmak üzere çeşitli lazer tedavileri yapılabiliyor.-- Ciltte incelme, cilt altı doku desteğinde zayıflama ve göz yaşı oluğunda belirginleşme mevcut ise hyaluronik asitten zengin mezoterapiler ve dolgu uygulamaları yapılıyor.-- Göz altı torbalanma şikâyeti olan hastalarda da yağ yastıkçıklarını küçültme amaçlı yapılan mezoterapiler, altın iğne-fraksiyonel radyofrekans işlemleri, mikrofokus ultrason kullanılabilir. Ancak fazla miktarda torbalanması olan hastalarda cerrahi işlem gereklidir. BAKIM MALZEMESİ KULLANIRKEN DİKKAT!Göz altı ve göz çevresi için onlarca bakım malzemesi bulunuyor. Bunların etkisi nedir? Dr. Yasemin Balsever Kural, “Kişiler, sosyal medyadan ve çeşitli reklamlardan etkilenerek kendi deri yapılarına uygun olmayan kozmetikler kullanmamalılar. Yoğun makyaj alışkanlığı, alkol bazlı temizleyiciler de çok zararlı" dedi. Dr. Kural şöyle devam etti: "Özellikle alerjik yapısı olan bireyler daha dikkatli olmalı... Alerjik reaksiyon yapmayan ürünleri dermatoloji uzmanına danışarak seçmeliler. Göz çevresi koyu renk değişikliğini bir ürünün tümüyle geçirmesi beklenmemeli. Göz çevresi için uygun yapıda üretilmiş K vitamini, C vitamini, retinol, hyaluronik asit gibi maddeler içeren kozmetik ürünler kullanılabilir."  

Devamını Oku

Otomobil dolandırıcılarının yeni tuzağı: Deprem araçları! Mağdur sayısı artıyor

10 Aralık 2023

6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli iki büyük deprem, 11 ilde yıkıma yol açarken, binlerce insanın hayatını kaybetmesine neden oldu. Depremde pek çok araç da enkaz altında kalarak hasar gördü. Ağır hasarlı bu araçlar, bir süredir dolandırıcıların radarında...Dolandırıcılar, depremde hasar gören araçları satın alıp şase numaralarını söküyor, çalıntı veya yurt dışından kaçak yollarla getirilen araçlara monte ederek birçok vatandaşı mağdur ediyor. Uzmanlar son aylarda piyasada şase numarası değiştirilmiş birçok aracın tespit edildiğini söylüyor. Bu dolandırıcılık yöntemi kısaca 'change' (İngilizce değiştirme) olarak adlandırılıyor.Uygun fiyatla satışa sürülen bu araçları alanlar dolandırıcıların tuzağına düşmüş oluyor.Peki 'change' yapılmış araçları satın almak ne gibi riskler taşıyor? Dolandırıcıların oyununa gelmemek için nelere dikkat etmek gerekiyor? Hasar kaydı, ağır hasar kaydı, hurda, pert gibi ifadeler ne anlama geliyor?Bunun gibi pek çok soruyu otomobillerle ilgili çalışmalarıyla tanınan EBS Analiz ve Otomotiv Yönetim Danışmanlığı Genel Müdürü Erol Şahin'e sorduk.‘ARAÇ ALIMLARINDA SIKLIKLA TEMEL KURALLAR İHLAL EDİLİYOR’ Erol Şahin, artan dolandırıcılıklarla ilgili, “Maalesef toplum olarak bedava peynirin fare kapanında olduğu gerçeğini, yaşadığımız yüzlerce örneğe rağmen hâlâ öğrenememiş olmamız çok üzücü…” dedi ve ekledi:  “Araç alım esnasında özellikle piyasa altı uygun fiyatlı araç alımlarında sıklıkla temel kurallar ihlal edilerek işlem yapılıyor. Sonu da bu şekilde dolandırıcılıkla bitiyor. Vatandaşlara tavsiyem, araç alımlarında mutlaka tedbirli olsunlar. Bu konuda da ekspertiz ön plana çıkıyor. Özellikle hafif hasarın hangi parçalarda ve yerlerde olduğu çok önemli. Çünkü piyasada bulunan birçok araç bu sınıfta yer alıyor.” “Bu araçları alırken güvenilir bir yerde mutlaka detaylı ekspertiz yaptırılmalı” diyen Erol Şahin, “Noterde işlem esnasında bilgiler kontrol edilmeli ve ödemeler Türkiye Noterler Birliği Güvenli Ödeme Sistemi’ne yapılmalı. Ağır hasarlı araçlardan uzak durulmalı…” dedi. ‘İKİNCİ EL PİYASASINDA CHANGE YÖNTEMİ SIKLIKLA KULLANILIYOR’ Dolandırıcıların izlediği change yöntemiyle ilgili de önemli bilgilerin altını çizen Erol Şahin, “Change araç, öncesinde çalınmış veya herhangi bir sebeple değiştirilmiş olan, genellikle motor numarası ve şase numarası üzerinde değişiklik yapılarak satışa sunulan araçlar için kullanılan genel bir ifade… İkinci el piyasasında talebin yükseldiği dönemlerde change araçlarla sıkça karşılaşılıyor. Bu araçlardan uzak durmak gerekiyor. Güvenilir bir ekspertizde tüm bu işlemler rahatlıkla anlaşılır” dedi. ‘AĞIR HASARLI ARAÇLAR, CAN GÜVENLİĞİ BAKIMINDAN KULLANIMA UYGUN DEĞİL’ Piyasada ağır hasar kaydı olan çok fazla araç bulunuyor. İkinci el araç arayışında olanlar son dönemde bu araçlara çok ilgi gösteriyor. Peki 'hasar kaydı' ve 'ağır hasar kaydı' arasında nasıl farklar var? Satın alırken nelere dikkat etmek gerek?  “‘Hasar kaydı ile ağır hasar kaydı aynı mıdır?’ sorusu ikinci el araç arayışında olanların zihnini sıkça meşgul eder. Hasar kaydı ve ağır hasar kaydı aynı şey değildir” diyen Erol Şahin, “İki kayıt arasındaki en temel fark; hasar kaydında aracın tamir masraflarının araç değerinin yüzde 70'inin altında kalması, pert yani ağır hasarlı araçlarda ise yüzde 70'in üzerine çıkmasıdır” dedi. Şahin, şu bilgilerin altını çizdi:“Pert kaydı olan araçların hasar kaydı olan araçlardan en büyük farkı, onarılan aracın hem ekonomik açıdan hem de can güvenliği bakımından kullanıma pek uygun olmamasıdır. Ayrıca hasar kaydı olan araçlara sigorta şirketleri tarafından kasko poliçesi yapılırken, pert kaydı olan araçlar için kasko poliçesi sigorta şirketleri tarafından sınırlanabilir. Özetle ağır hasarlı araçların trafikten çekilmesi daha doğrudur.”  ‘HASAR KAYDI VE PERT KAYDI SORGULAMASININ BİRDEN FAZLA YOLU VAR’ Hasar kaydı ve pert kaydı sorgulaması yapmanın birden fazla yolu olduğunu da söyleyen Erol Şahin, “İlk ve en ulaşılabilir yol, e-Devlet sistemi üzerinde Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi bölümündeki hasar kaydı sorgulama ekranıdır. Bu hizmeti kullanarak yalnızca kendi üzerinize kayıtlı araçların hasar kaydı sorgusunu yapabilirsiniz. Satın almayı düşündüğünüz araçların kayıtlarını sorgulamak için ise Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi internet sitesinden faydalanabilirsiniz” dedi.HURDA İLE PERT ARASINDAKİ FARK NEDİR? “Halk arasında hasarlı araçlar hurda ya da pert olarak adlandırılsa da söz konusu durumlar sigortacılıkta ‘ağır hasarlı’ veya ‘tam hasarlı’ olarak ifade ediliyor” diyen Erol Şahin, “Ağır hasarlı olan araçlar gerekli onarımın ve bakımın yapılmasının ardından tekrar trafiğe çıkabiliyor. Ancak tam hasarlı olan araçlar için ‘hurda belgesi’ düzenleniyor. Hurda araçlar bir daha trafiğe çıkamıyor” dedi. TAMİR EDİLMİŞ HAVA YASTIKLI ARAÇLARA DİKKAT! Tamir edilmiş hava yastıklı araçlar sıklıkla karşımıza çıkıyor. Emniyet kemeri fişekleri de hasar sonrası değiştirilerek kullanılıyor. Bunlar nasıl riskler barındırıyor? Erol Şahin, “Tamir edilmiş hava yastıklı araçlar, yasal olarak alınabilir ve satılabilir. Ancak tamirin hangi şartlarda ve kimler tarafından yapıldığı çok önemli... Yani yetkili ve ehil ellerde yapıldığının bilinmesi gerekir ki bu da çok zor bir karardır. O nedenle olabildiğince emin olmadan bu tür araçların alınması risklidir. En doğru hareket orijinal şekilde değiştirilmiş hava yastığı ve emniyet kemeri kullanımıdır. Aksi takdirde kazalarda hiçbir koruyuculuğu olmayacaktır” ifadelerini kullandı. 

Devamını Oku