Ev sahiplerinin 'yüksek kira' pişmanlığı... 'Ellerim kırılsaydı da evimi onlara vermeseydim!'

3 Ekim 2023

Özellikle İstanbul'da son dönemin en büyük sorunu 'kiralık' evler. Her geçen gün anormal yükselen rakamlara yüksek talep de eklenince astronomik kira fiyatları ortaya çıkıyor. Bodrum katları için bile 10 bin lira ve üzerinde rakamların telaffuz edildiği İstanbul'da yavaş yavaş 'ev sahibi mağduriyetleri' de yaşanmaya başladı. Evlerini fahiş rakamdan kiraya veren ev sahipleri ya kiralarını zamanında alamıyor ya da 'sorunlu' kiracılarla uğraşmak zorunda kalıyor.İşte onlardan sadece birkaçı ve uzmanlardan 'Son pişmanlık fayda etmez' uyarıları...'AİDATI BİLE ÖDEMEMİŞLER, EVİN İÇİ NASIL DÜŞÜNEMİYORUM'Geçtiğimiz yıl Aralık ayında, Bahçelievler ilçesindeki evini, 2 bin liraya oturan kiracısının çıkmasının ardından emlakçısı aracılığıyla 6 bin 500 liraya kiraya verdiğini anlatan M.Ç. "Aslında 3-4 bin liraya bir aileye verecektim. Ancak emlakçım bana aynı iş yerinde çalışan iki erkek arkadaşın oturacağını söyledi. Rakam yüksek olunca cazip gelmişti. Ben de güvenerek evi verdim. İlk 2 ay kirayı zamanında yatırdılar. Ancak Mart ayından beri kira ödemiyorlar. Sitenin aidat borcunu da hiç ödememişler. Meğer evde 4-5 kişi kalıyorlarmış. Kontratta imzası bulunan arkadaşa ulaşamıyorum. Eve kimin girip çıktığı belli değil. Evin içi nasıl düşünmek bile istemiyorum. Mahkemeye verdim. Tahliye kararını bekliyorum ancak maddi olarak mağdur oldum" dedi.KİRACI: KESEME GÖRE EV YOKTU, MECBUREN TUTTUMBenzer bir durumu da Şubat ayında aylık kira bedeli 3 bin lira bandında olan ev sahibi N.Ş. yaşadı. Bağcılar'daki evini internet ilanı ile 5 bin liraya, "Kurumsal bir şirkette çalıştığını beyan eden" Mehmet K.'ya veren N.Ş., "Bana elektrik ve su aboneliklerinin dilersem üzerimde kalabileceğini" söyledi. Ben de güvenip 'Tamam' dedim. Nisan ayında kirayı geç ödedi. Mayıs ayında ise hiç ödemedi. 3 aydır geriden geliyor. Doğalgaz ve elektriği de sürekli geç ödüyor. Bir taraftan evden çıkarmaya çalışıyorum diğer taraftan elektrik ve doğalgaz faturalarını düşünüyorum. Mahkemelik olmadan evden çıkmasını istiyorum. 'Neden kirayı yatırmıyorsun' diye sorduğumda bana "Ne yapayım. Keseme göre ev bulamadım. Mecburen sizinkini tuttum. Sonra da işten atıldım. Borcum borç. İş bulursam ödeyeceğim" diyor. Ne yapacağımı bilmiyorum" diye konuştu.2 BİN 500 LİRALIK EVİ 7 BİN LİRAYA VEREN EV SAHİBİ: ELLERİM KIRILSAYDIKüçükçekmece'de, kira bedeli 2 bin 500 lira olan evini 7 bin liraya geçtiğimiz Mart ayında yeni evli olduklarını beyan eden bir çifte verdiğini anlatan H.K. ise "Meğer evli değillermiş. Aynı iş yerinde çalışan iki arkadaşmış. Eve girip çıkan belli değil. Kirayı sürekli geç ödüyorlar. Paranın da ötesinde sürekli kavga, gürültü. Ben de aynı sitede oturuyorum. Komşuların, site yönetiminin şikayetlerinden bıktım, usandım. 4 ayda en az 10 defa karakolluk olduk. Tahliye davası açtık. Kendi evimi tahliye ettirmek için şimdi imza topluyorum. Rakam yüksek olunca hiç ardını arkasını sorgulamadan evi vermiştim. Keşke ellerim kırılsaydı da onlara vermeseydim. Bir daha ederinden fazla para teklif edene vermeyeceğim. Sütten ağzım yandı" diye anlattı yaşadıklarını.Korkunç cinayet 40 yıl sonra aydınlandı! Katili 1 santimetrelik saç teli yakalattı...EMLAK UZMANI: SON PİŞMANLIK FAYDA ETMEZ, HER ŞEY PARA DEĞİLSon dönemde birçok kiracının ev bulamadığı için mecburen yüksek fiyattan ev kiraladığını anlatan Emlak Uzmanı Serkan Yazıcı ev sahiplerini şu sözlerle uyardı:"Burada hiç kusura bakmasınlar ama bazı ev sahiplerinin aç gözlülüğü bu mağduriyetlere yol açıyor. Her şey para değil. Kirası biraz az olsun ama düzenli ve zamanında ödensin. Ben paradan önce kiracının bu parayı zamanında yatırıp yatırmayacağına bakarım. Birçok defa ev sahiplerini 'Bu para yüksek. Sorunsuz kiracı bu parayı ödeyemez' diye uyardığım da oldu. Ben gerekirse kira bedelini düşürüyorum ancak mümkünse sorunsuz kiracılara evleri veriyorum. Orta ve dar gelirliler için asgari ücretin üzerindeki her kira bedeli fahiştir. Bodrum kattaki evini 7 bin liraya kiraya verip sorunsuz bir kiracı-ev sahibi ilişkisi beklemek abes. O rakamları kabul eden ya çaresizliğinden kabul ediyordur ya da evi misafirhane gibi kullanacaktır. Ev sahiplerinin biraz insaflı ve mantıklı düşünmeleri gerekir. Son pişmanlık fayda etmez." 

Devamını Oku

Ev sahiplerinden akılalmaz yöntem: Banka hesabını kapatmak! 'Kiracı kusurlu duruma düşebilir'

3 Ekim 2023

Ev kiralarının bazı bölgelerde aşırı yükselmesi son dönemin en önemli sorunlarından biri. Özellikle bazı ev sahipleri, getirilen kanuni sınır olan ‘yüzde 25'in’ üzerinde artış yapmak için diretiyor, kimileri ise farklı yöntemlerle kiracılara baskı yapıyor.Bunlardan biri de “Kiram ödenmiyor” demek için kiranın ödendiği banka hesabını kapatmak. Hesap kapatıldığı için kirasını ödeyemeyen ya da kira ücretini gönderdiği halde ödenmediğinin farkında olmayan kiracı, ev sahibi tarafından “Kiramı ödemedin, evi tahliye et” ihtarnamesiyle karşılaşıyor. Peki, böyle bir durumda kiracı nasıl bir yol izlemeli?‘BU DURUM BİRKAÇ AYDIR ARTTI’Görüşlerine başvurduğum Gayrimenkul Hukukçusu Ümit Yasin Kısa, hesap kapatma örneklerinin birkaç aydır çok fazla yaşandığının altını çizdi. Kısa, “Öncelikle ev sahibinin iyi niyetli olmayacağını belirtmek gerekli. Ev sahibinin mahkemeye başvurması halinde mahkeme tarafından ev sahibinin iddiaları geçerli sayılmayabilir. Ancak burada önemli olan kiracının kira borcunu ödemeye niyetli olduğunu kanıtlaması ve bunun için hukuki adımları atmış olması” dedi.Kısa, şöyle devam etti:“Ev sahibinin sözleşmede yazan banka hesabını kapatması halinde yeni banka hesabını kiracısına bildirmesi gerekiyor. Aksi takdirde kiracı bunu mahkemeden talep edebilir. Bu gibi hususlar elbette somut olaya göre belirlenebilecek. Bu halde mahkeme, gerçekten ev sahibinin gerekli hususları yerine getirip getirmediğine bakacak ve kiracının kira ödemelerini isteği dışında ödeyememesi hali var mı araştıracak.”‘KİRACI PTT YOLUYLA ÜCRETİNİ GÖNDEREBİLİR’Gayrimenkul Hukuku Derneği Başkanı Avukat Ali Güvenç Kiraz ise böylesi bir durumda yapılması gereken yöntemlerden birinin Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü (PTT) yoluyla ‘konutta ödemeli’ olarak kira bedelinin gönderilmesi olduğunu söyledi.Kiracıların yeni kabusu: 'Zam yapmazsan evi satarım'Ancak Kiraz, mal sahibi eğer bu bedeli almaz ve bir aylık süre geçerse kiracının temerrüdü oluşacağına yani kişinin borçlanmış olacağına dikkat çekti:“Bu nedenle eğer ev sahibinin kötü niyetli bir şekilde kiracısını temerrüde düşürüp tahliye etmek istemesi için banka hesabını kapatmak istemesi halinde sulh hukuk mahkemesine başvurarak ‘ödeme yeri tayini’ istenmeli ve kiralar mahkeme tarafından mal sahibi adına açılacak olan bu hesaba yatırılmalı. Mal sahibi bu sırada kira borcu ödenmediği iddiası ile icra takibi yaparsa kiracı itirazında bu durumu mutlaka belirtmeli. İtirazın iptali konusunda yetki, icra mahkemesinde değil sulh hukuk mahkemesinde olur.”‘KİRACI HİÇBİR ADIM ATMAZSA ‘KUSURLU’ DURUMA DÜŞEBİLİR’Ümit Yasin Kısa, bu noktada çok önemli bir uyarıda bulundu:“Eğer kiracı, kiranın ödendiği hesabın kapatılmasından sonra uzun bir süre hiçbir adım atmamışsa ve sonrasında hesabın kapatıldığını fark etmediğini beyan ediyorsa, mahkeme bu durumun hayatın olağan akışına uygun olmayacağı değerlendirmesinde bulunabilir. Yani kiracının kusurlu olduğuna hükmedebilir. Bu nedenle kiracıların ödemelerini dikkatli bir şekilde yapmalarında fayda var.”KİRACI MAĞDUR EDİLDİĞİ İÇİN EV SAHİBİ HAKKINDA ŞİKAYETÇİ OLABİLİR Mİ?Konu mahkemeye taşındı, sorun çözüme kavuştu ve kira ücreti sorunsuz bir şekilde artık ödeniyor diyelim. Peki sonrasında kiracı, ev sahibi tarafından mağdur edilmek istendiği için şikayetçi olabilir mi?Kira sözleşmesi yaparken dikkat! Hemen imzalamayın, çok kişinin başına geliyor...Bu soruma Ali Güvenç Kiraz, “Mal sahibi ve kiracının sözleşme süresince taşınmazla ilgili taşınmazı sözleşmeye uygun tutmak ve kullanmak sorumlulukları var. Mal sahibinin gerçekten de hangi nedenle yapıldığı belli olması mümkün olmayan hesap kapatması bir suç değil” cevabını verdi. Kiraz, konuya dair şu bilgileri paylaştı:“Kiracı mal sahibine karşı bir şikâyette bulunamaz. Kiracı ve mal sahibi arasındaki sözleşme ilişkisinin şikâyete konu olabilmesi için tehdit, hakaret, darp ve haneye tecavüz gibi durumların oluşması gerekli. Banka hesabının kapatılması kötü niyetli bir davranış olarak görülebilir ancak suç değildir.”Ümit Yasin Kısa ise kiracının bu süreç nedeniyle uğradığı zararlar, mahkeme masrafları ve somut olaya göre manevi zararlarına ilişkin dava hakkının olduğuna dair önemli bir detayın altını çizdi.'İKİ TARAFIN DA RIZASI VARSA BEDEL KARŞILIĞI TAHLİYEYE ENGEL YOK'Bir yıl boyunca yüzde 25’ten fazla zam yapamayacak olan ev sahipleri, kiracılarına ‘para vererek’ evden çıkarmanın yolunu deniyor. Örneğin, kiracısının taşınma masraflarını ve birkaç aylık kira bedelini karşılayıp evi boşaltmalarını teklif ediyorlar.Böylelikle evini iki-üç kat daha fazla bedelle kiraya vermenin yolu açılmış oluyor. Fakat evden çıkmak istemeyen kiracılar, ısrarcı ev sahiplerinin arama ve mesajlarına maruz kalıyor. Peki bu durumda nasıl bir yol izlenmeli?“Kiracı ile ev sahibinin kendi aralarında yaptıkları bir pazarlık sonucunda kiracının belirli kazanımlar karşılığında konuttan çıkması üzerine anlaşmalarında bir engel bulunmuyor” diyen Ümit Yasin Kısa, “Burada önemli olan husus, iki tarafın da buna rıza göstermesi ve üzerinde özgür iradeleriyle anlaşmaları” dedi.Fakat Kısa, eğer kiracı bu durumu kabul etmiyor ve ev sahibi ısrarını sürdürüyorsa kiracının mahkeme yoluna başvurabildiğini vurguladı:“Kiracı, ev sahibi tarafından bu konu hakkında ısrarlı rahatsız ediliyorsa ve kişisel huzuru bozuluyorsa ev sahibi hakkında konutuna, okuluna ve işyerine yaklaşmaması, kendisini iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesi gibi önleyici tedbir kararlarını mahkemeden isteyebilir. Bu kararlara uyulmaması halinde kişi hakkında zorlama hapsine karar verilebilir.” ‘FATURA DÂHİL’ ÇOK TEHLİKELİ BİR KİRALAMA SİSTEMİ’Son dönemde kiralık ev ilanlarında ‘fatura dâhil’ ifadesi dikkat çekiyor. Ev sahipleri abonelikleri kendi adına tutuyor ve ödenmediği zaman tahliye ya da zam baskısı yapıyor.İstediği tarihte evden çıkmayan ya da istediği oranda zam yapmayan kiracının elektriğini suyunu kesen mülk sahipleri, mağduriyet yaratıyor. Bu durumda kiracılar, nelere dikkat etmeli?Fatura dâhil kiralamanın çok tehlikeli bir kiralama sistemi olduğunu söyleyen Ali Güvenç Kiraz, bu durumun günlük kiralama modelinden entegre edildiğine vurgu yaparak şu bilgileri paylaştı:“Günlük kiralamada nasıl bir gün ya da bir hafta kalıp sonra tahliye etmediğinizde hemen mal sahibi müdahale edip sizi çıkartabilir burada da aynı yol deneniyor. İşte bu nedenle kira sözleşmesi yaparken bir nüshası ve Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) belgesi mutlaka alınmalı. En önemlisi abonelikler, kiracı tarafından açılmalı. Aksi halde bütün her şey mal sahibi elinde olacak.”  

Devamını Oku

Havalar ne zaman serinleyecek? Bu yıl kar yağışı görecek miyiz?

25 Eylül 2023

Günümüzde başta iklim değişikliği olmak üzere pek çok etken, meteorolojik normalleri altüst ediyor.  Bu yıl ülkemizin büyük bir bölümünde Haziran sonuna kadar yağışlar görüldü. Ancak Temmuz ve Ağustos ayları, kavurucu sıcaklara sahne oldu. Nemin de etkisiyle boğucu bir hal alan sıcaklar, uzmanların sıcak çarpması uyarılarını da beraberinde getirdi. Sonbaharın başlangıcı olan Eylül’de de sıcak günler devam etti. Yer yer sellere yol açacak şiddette yağışlar meydana gelse de hava sıcaklıkları halen yüksek seyrediyor. Peki Eylül ayının devamında bizi nasıl bir hava durumu bekliyor? Sonbaharın serinliğini bu yıl tam anlamıyla ne zaman yaşayacağız? Kışın kar yağışı görecek miyiz?Konuyu Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Meteoroloji Laboratuvarı Başkanı Adil Tek ve İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Meteoroloji Uzmanı Dr. Güven Özdemir ile mercek altına aldık.‘BU YAZ 4-5 KEZ UZUN SOLUKLU SICAK HAVA DALGASINA MARUZ KALDIK’“Ülkemiz bu yaz 4-5 kez uzun soluklu sıcak hava dalgasına maruz kaldı. Yurdun bazı noktalarında ölçülen sıcaklık değerleri bu zamana kadarki en yüksek kayıt oldu” diyen Adil Tek, “Bunun iki önemli sebebi var: Birincisi dünya genelinde yaşanan ortalama sıcaklıklar, 1850’li yıllardan bu yana en yüksek değerine ulaştı. İkincisi de El Nino etkisi süreci daha da kuvvetlendirdi” dedi.Kuzeye doğru kayma eğilimi gösteren 'subtropikal kuşağın', Kuzey Afrika üzerinden bölgemizdeki sıcak hava akışını artırdığının altını çizen Tek, “Bu etkiyi önümüzdeki yıllarda daha da çok göreceğiz. Nem olayı ve bunaltıcılık değerlendirilmesi ise biraz daha farklı şekilde açıklanabiliyor. Üzerimize gelen akışların nereden ve nasıl olduğuna bağlı olmakla birlikte, büyük su kaynaklarına yakınlık ve uzaklık da önemli bir faktör” ifadelerini kullandı.‘ARTIK MEVSİMLERDEN TAM OLARAK BEKLEDİĞİMİZİ ELDE ETMEK ZOR GİBİ GÖZÜKÜYOR’“Bu yıl bulunduğumuz coğrafyada sıcak geçen El Nino yaz mevsimi, hem bizi bunalttı hem de sıcaklıktan dolayı tarladaki ürünün çoğunu yaktı” diyen Güven Özdemir, “Artık mevsimlerden tam olarak beklediğimizi elde etmemiz mümkün olmayacak gibi. İklimimiz sürprizlerle dolu” dedi.Özdemir, “Günümüzde tropik yağışlar etkin olmaya başladı. Bu durum kış mevsiminde Avrupa’yı etkileyen olumsuz hava olaylarını tetikliyor. Bu hava olayları El Nino’nun yanı sıra Atlantik’te oluşan hava olaylarından, Gulf Stream sıcak su akıntısının hızının azalmasından ve buzulların aşırı şekilde erimesinden dolayı da meydana geliyor. Buna paralel olarak atmosferdeki yüksek seviye rüzgârlarının bozulması nedeniyle de hava olaylarında aşırı olumsuzluklar görülebilme olasılığı kaçınılmaz oluyor” ifadelerini kullandı.HAVA TAM OLARAK NE ZAMAN SOĞUYACAK?Ekim ve Kasım’da sıcaklıkların mevsim normallerine gerileyeceğinin altını çizen Adil Tek, “Ekim’de yurdun orta ve güney kesimlerinde sıcaklık biraz daha ortalamaların üzerinde gözüküyor. Tabii arada yine soğuk hava girişleri olacaktır. Yani Ekim’de biraz daha sonbahar değerlerine ulaşmış olacağız” dedi.Tek, havaların tam olarak ne zaman soğuyacağıyla ilgili de şu detayları paylaştı:-- Soğumayı ve serinlemeyi Kasım’da daha çok hissedeceğiz. Özellikle de Marmara'da bu daha çok kendini gösterecek. Tabii bütün bunları bilimsel tahminler üzerinden konuşuyoruz. Şimdilik Kasım’da sıcaklık değerlerinin Marmara'da ortalamaların altına düşeceğini söyleyebiliriz.-- Yine Kasım ayı içerisinde yağışlar yurdun batı kesimlerinde (buna Marmara da dahil) ortalamaların üzerine çıkıyor. Kasım biraz daha yağışlı geçecek gözüküyor. Ancak Karadeniz için aynı şeyi söyleyemiyoruz.BU YIL KAR YAĞACAK MI?Bu yıl barajlarımızın alarm verdiğini düşünürsek kar yağışına çok ihtiyacımız var. Peki kışın bizi nasıl bir hava bekliyor?Bu soruma Adil Tek, “Yağışlar, Aralık, Ocak ve Şubat'ta yurdun batısı ve güneyinde ortalamaların çok çok altında kalıyor. Buralarda kurak dönem kendini gösterebilir. Şubat'ta Karadeniz'e kıyısı olan kesimlerde sıcaklıklar mevsim normalleri ve altı değerlerde kendini gösteriyor. Yurdun diğer bölümlerinde ise Aralık’ta kar yağışı olabilir” cevabını verdi.‘OCAK’TA İSTANBUL’DA KAR YAĞIŞI OLASILIĞI VAR’Bu yıl kuru soğuk ve ayazın olduğu gün sayısında artış beklediğinin altını çizen Tek, “Marmara'da geçtiğimiz yıllarda özellikle de İstanbul'da kar yağışlı gün sayıları gittikçe azaldı. Bu yıl Ocak ayında kar yağışı olasılığı var. Şubat’ta ise sıcaklıklar biraz daha mevsim normallerinin üzerinde gözüküyor” dedi.  

Devamını Oku

Dondurmadaki hilelere dikkat! 'Üzerinde görürseniz sakın almayın!'

25 Eylül 2023

Dondurma, yaz mevsiminin en çok tercih edilen gıdalarından. Peki dondurma yemek ülkemizde ne gibi riskler barındırıyor? Tüketiciyi Koruma Derneği ve Tüketici Dernekleri Federasyonu Başkanı Aziz Koçal, çok parlak renkli görünen meyveli dondurmalarda boya ve aroma kullanıldığını, gerek endüstriyel olarak hazırlanan gerekse merdiven altında hazırlanan dondurmaların sağlıklı olmadığını ifade ediyor.TMMOB Gıda Mühendisleri Odası İstanbul Şube 2. Başkanı Gıda Mühendisi Aydan Dalbastı ise her üründe olduğu gibi dondurmada da fiyatın belirleyici bir kriter olduğuna dikkat çekiyor "Dondurma içerisinde veya yüzeyinde buz kristalleri görürseniz sakın almayın" diye tüketicileri uyarıyor.Peki dondurmanın ana maddeleri neler? Dondurmaya bakınca ya da tadından, boyalı olduğunu anlamak mümkün mü? Dondurmadaki hileler insan sağlığını nasıl tehdit ediyor?Konunun uzmanları dondurma sahtekarlığı ile ilgili aklımıza takılan soruların yanıtlarını ve dondurma satın alırken nelere dikkat etmemiz gerektiğini anlattı.Dondurmanın Türk Gıda Kodeksi Dondurma Tebliği’ne göre yapılması gerekiyor. Bu tebliği baz alırsak dondurmanın ana maddeleri nelerdir? Yapım aşamasında neye dikkat edilmelidir? Aydan Dalbastı: Türk Gıda Kodeksi Dondurma Tebliği’ne göre, dondurma tat ve çeşidine göre, içerisinde süt ve/veya süt ürünlerini, içme suyu, şeker ve izin verilen katkı maddelerini bulunduran, istenildiğinde salep, yumurta ve/veya yumurta ürünleri, aroma maddeleri ve çeşni maddeleri gibi bileşenleri içeren bir gıdadır.  Dondurmanın, süt içeren her gıda gibi besin değeri oldukça yüksektir. Uygun şartlarda üretilen sağlıklı bir dondurma protein, karbonhidrat, yağ içeriği yüksek, kalsiyum, potasyum, magnezyum gibi mineraller ve A,B,C,D,E grubu vitaminlerce zengindir. Dolayısıyla da gıdaları bozan ve hastalık yapıcı patojen bakterilerin gelişimi için de elverişlidir. Bu nedenle, üretim-depolama ve satış aşamalarının tamamında hijyen ve gıda güvenliği şartlarına eksiksiz olarak uyulması gerekiyor. Kullanılan sütün, kontrollü ve uygun ısıl işleme tabi tutulmuş olması, üretim ekipmanlarının ve üretim personelinin hijyeni son derece önemlidir.  DONDURMA MI, SÜTLÜ BUZ MU, MEYVELİ BUZ MU?Maalesef gıda hilelerindeki boyut her geçen gün katlanarak büyüyor. Bu durumdan dondurma da etkilenmiş durumda… Dondurmada nasıl hileler dönüyor, hangi maddeleri kullanıyorlar? Aydan Dalbastı: Tüketici tarafından dondurma olarak tanımlanan ürünlerin tamamı maalesef bu tebliğe göre üretilmiyor. Bu konuda iki ayrı tebliğ geçerlidir. Biri  Türk Gıda Kodeksi Dondurma Tebliği diğeri ise Türk Gıda Kodeksi Yenilebilir Buzlu Ürünler Tebliği. İlk tebliğe göre üretilen ürünler dondurma olarak tanımlanırken, ikinci tebliğe göre üretilen ürünler 'sütlü buz, meyveli buz, çikolata kaplı buz' vb. isimlerle anılıyor. Etiket ve ambalajlar incelendiğinde bu fark zaten görülür. Bu noktada tüketicinin bilinçli olması, etiket okuyarak tercih yapması önemli. Ancak ambalaj ve etiketlerdeki bilgilerin birçoğunun, okunamayacak boyutta yazılması da büyük bir sorun. Bu durumda en kafa karıştırıcı ve dolayısıyla en çok dikkat edilmesi gereken husus, ne satın aldığımızı bilmemiz.SÜT YERİNE SU, MEYVE YERİNE BOYA Aziz Koçkal: Sanayi dondurmalarında özellikle meyveli dondurma adı altında satılan dondurmalarda aroma, boya, raf ömrünü uzatıcı maddeler, yapay tatlandırıcılar, süt yerine süt tozu, margarin gibi maddeler kullanılıyor. Örneğin, limonlu veya çilekli dondurma diye yediğimiz dondurmalar içerisinde limon ve çilek bulmak mümkün değil, bu dondurmalarda insan sağlığına zararlı olan aroma ve boyayı bol miktarda bulabiliriz. Sonuç olarak diyebilirim ki gerek endüstriyel olarak hazırlanan dondurmalar gerekse merdiven altında hazırlanan dondurmalar bana göre sağlıklı değil. Aydan Dalbastı: Dondurma ve yenilebilir buzlu ürünlerde, en çok süt ile ilgili taklit ve tağşiş ile karşılaşıyoruz. Dondurmanın türüne göre içerisinde kullanılması gereken süt, süt yağı, kuru madde oranları bellidir. Süt miktarını az kullanarak ya da hiç kullanmayarak bunun yerine su ve kıvam arttırıcı maddeler, sulandırılmış, yağı çekilmiş, bitkisel yağ, eklenmiş, kuru maddesi arttırılmış süt kullanılabiliyor. Ayrıca çikolata yerine, kokolin, pralin gibi maddeler, şeker yerine glikoz şurubu da kullanılıyor.  Meyveli dondurmalarda, tebliğe göre içeriğindeki meyvenin çeşidine göre ağırlıkça en az yüzde 10-15 oranında meyve içermelidir.  Meyveyi çok daha az kullanarak, doğal olmayan sentetik gıda boyası ve aroma ile meyve algısı oluşturmak bir sahteciliktir.  Özellikle çocuklar, açıkta satılan dondurma tezgâhlarındaki renkli dondurmalara ilgi gösteriyor. Bu noktada gıda sahtekarları mevsim meyveleri yerine gıda boyaları kullanıyorlar. Dondurmaya bakınca ya da tadından, boyalı olduğunu anlamak mümkün mü? Dondurma alırken neye dikkat edilmeli?Aydan Dalbastı: Çoğu zaman gıdadaki sahteciliği duyusal olarak yani görüntüsüne, tadına veya kokusuna bakarak anlamak pek mümkün değil, daha kesin ve net sonuç analizlerle belirlenir.  Ancak tüketici olarak özellikle geleneksel ya da pastane dondurması diye tabir edeceğimiz dondurmalarda, üretim ve satış noktasının Tarım Bakanlığınca kayıtlı/onaylı işletme olmasına dikkat etmek gerekiyor. Yine işletmenin genel hijyen tedbirlerini uygulaması, personelin kişisel hijyen uygunluğu belirleyici bir kriterdir.  Tebliğde izin verilenin dışındaki doğal olmayan sentetik boya kullanımı uygun değildir.  Özellikle meyvenin doğal renginden uzak ve çok baskın renklerin boya olma ihtimali yüksek. Yine meyveli olarak satışa sunulduğu halde içerisinde meyve bulunmayan bir dondurmada sahtecilik ihtimali çok yüksek.ÜZERİNDE VEYA İÇİNDE BUZ KRİSTALLERİ VARSA DİKKATDondurmadaki bu hileler insan sağlığını nasıl tehdit ediyor?Aydan Dalbastı: Dondurma süt içeriği nedeniyle kolay bozulabilir hassas bir gıda. Özellikle üretimden tüketime kadar tüm aşamalarda soğuk zincirin korunması gerekiyor. Eriyip tekrar dondurulan dondurmalarda patojen bakterilerin gelişmesi olası. Bu nedenle dondurma içerisinde veya yüzeyinde buz kristalleri görülüyorsa ya da hissediliyorsa bu büyük ihtimalle soğuk zincirin bozulduğunu, dondurmanın eriyip tekrar dondurulduğunu gösterir.Üretimde kullanılan süt, izlenebilirliği sağlanmış, kontrolden geçmiş, üretim öncesi süte patojen mikroorganizmaları yok edecek yeterli ısıl işlem uygulanmış olmalı.  Aksi halde sütten geçen çeşitli hastalıklarla (brucella, mastitis, şap vb.) karşılaşılabiliyor. Kullanılan meyvelerin taze ve yenilebilir özellikte olması gerekir. Çürük, küflü, ekşimiş, bozulmuş vb. meyvelerin bu kısımları ayrılmış olsa bile aflatoksin riskinden dolayı kullanılmaması gerekiyor.Özellikle açıkta satılan dondurmalarda en büyük risk servis ve sunum koşullarından kaynaklanıyor.Kullanılan servis ekipmanlarının, muhafaza kaplarının temizlik ve dezenfeksiyonu, servis personelinin kişisel hijyeni, el dezenfeksiyonu, eldiveni doğru kullanması hassas olunması gereken temel konular. Bu koşullara uyulmadığında, özellikle bağışıklık seviyesini düşük olarak kabul edilen çocuk ve yaşlılarda başta olmak üzere sağlık sorunlarına ve gıda zehirlenmelerine neden olabiliyor. MACUNUMSU YOĞUN KIVAMLI VE DOĞAL RENKLERDE OLMALISağlıklı dondurma nasıl olmalı?  Aydan Dalbastı: Kendine has tat, koku ve yapıda, macunumsu yoğun kıvamlı, doğal ya da doğala yakın renklerde, kristalleşmemiş yapıda olan ve gıda güvenliğine uygun koşullarda kayıtlı/onaylı işletmelerde üretilip satışa sunulmuş dondurmaya sağlıklı dondurma diyebiliriz.

Devamını Oku

Saçlar ne sıklıkla yıkanmalı? | 8 SORU 8 YANIT

22 Eylül 2023

Şarkıcı Semiramis Pekkan’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı “Ben saçımı haftada bir yıkarım” açıklaması sosyal medyada çok tartışıldı.Pekkan, TikTok hesabında yaptığı paylaşımda, “Ben saçımı haftada bir yıkarım. Eskiden beri biliyorum ki saçı çok sık yıkamak sağlıklı bir şey değil. Çünkü oradaki yağları yok ediyorsun. O yağlar faydalı, saçın daha iyi olması ve sağlıklı olması için gerekli” ifadelerini kullandı. Bu sözler sonrası sosyal medyada kimileri “Haftada bir saç mı yıkanır, kokar” gibi yorumlar yaparken kimileri de bunun doğru olduğunu savundu.Biz de ‘Haftada bir saç yıkamak sağlıklı mı?’ tartışmasını İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zekayi Kutlubay ve Dematolog Dr. Yasemin Fatih Amato ile mercek altına aldık. 1- SAÇLARI SIK YIKAMAK SAÇA ZARAR VERİYOR MU?Prof. Dr. Zekayi Kutlubay: Dermatologlar olarak, sağlıklı bir saç ve saçlı deri için haftada en az iki kez saç yıkamayı tavsiye ediyoruz. Saçlı deride yararlı lipid bileşenler ve çeşitli sürfaktanlar olarak adlandırdığımız maddeler mevcut. Sık yıkama ve sık şampuanlama ile bu maddelerin seviyesinde düşmeler meydana geliyor.2- SAÇLARI SIK YIKAMANIN POTANSİYEL ZARARLARI NELER?Dr. Yasemin Fatih Amato: Saçları sık yıkamanın zararları hakkında farklı görüşler bulunsa da bazı durumlarda sık saç yıkamanın saça zarar verebileceği doğrudur. Ancak, bu durum kişinin saç yapısı ve yaşam tarzına bağlı olarak değişebilir. Saçları sık yıkamanın potansiyel zararlarına değinecek olursak bunu dört maddede açıklayabiliriz:1- Saçın doğal yağ dengesini bozabilir: Saç derisi, doğal olarak saçı korumak ve nemlendirmek için yağlar üretir. Saçları sık yıkamak, bu doğal yağların yıkanmasına neden olabilir. Bu da saçın kurumasına ve kırılmasına yol açabilir.2- Saç renginin solmasına neden olabilir: Sık yıkama, saç renginin solmasına katkıda bulunabilir, özellikle kimyasal olarak boyalı saçlar için… Saç yüzeyini koruyan doğal yağların ve saç boyasının dayanıklılığını azaltabilir.3- Saç derisini tahriş edebilir: Saç derisi hassas olabilir ve sık yıkama, kaşıntı, kuruluk ve tahriş gibi sorunlara yol açabilir. Özellikle çok sıcak su kullanmak saç derisini daha da tahriş edebilir.4- Saçı zayıflatabilir: Saç telleri sık sık yıprandığında, zamanla incelme ve zayıflama riski artabilir. Bu da saçın daha kolay kırılmasına ve dökülmesine yol açabilir.3- SAÇI SIK YIKAMAK KİŞİNİN HAYATINI ZORA SOKACAK HASTALIKLARIN OLUŞMASINDA ETKİLİ OLABİLİR Mİ?Prof. Dr. Zekayi Kutlubay: Saçlı deri ve saç sağlığı için sebum (yağ) oldukça önemlidir. Fazla sebum saçlı deride yağlanma ve 'Malessezia' dediğimiz bir organizmanın artışına yol açarak saçlı deride egzamaya neden olabilir. Saçlarımızı sık yıkayıp sebum oranını olduğundan fazla düşürürsek saç kökleri yeterince beslenemediği için saçlarda kuruma ve matlaşma görülebilir.Dr. Yasemin Fatih Amato: Saçı sık yıkamanın, bazı kişilerde cilt sorunlarına yol açabildiği veya mevcut cilt sorunlarını kötüleştirebildiği durumlar vardır. Ancak bu durumlar kişiden kişiye değişebilir ve genellikle kişinin cilt yapısı ve hassasiyeti ile ilişkilidir. Sık saç yıkama egzamanın yanı sıra kepek, saç derisi irritasyonu (tahriş) ve saç dökülmesine neden olabilir.4-) İDEAL SAÇ YIKAMA RUTİNİ HAFTADA İKİ OLSA DA BU DURUM HER SAÇ TİPİ İÇİN (KURU, NORMAL, KARMA, YAĞLI, DÜZ VE KIVIRCIK) GEÇERLİ Mİ?Dr. Yasemin Fatih Amato: Saç tipi, saç yıkama sıklığını belirleyen önemli bir faktör. Farklı saç tipleri, farklı ihtiyaçlara sahiptir ve bu nedenle saç yıkama sıklığı da değişebilir.Kuru saçlar: Doğal yağ üretiminde azalma nedeniyle kurumuş ve mat görünebilen saçlardır. Kuru saçlara sahip olanlar, saçlarını her gün yıkamak yerine daha az sıklıkla yıkamalıdır, genellikle haftada iki veya üç kez yeterlidir. Ayrıca, nemlendirici şampuan ve saç kremleri kullanarak saçlarını nemlendirmelidirler.Normal saçlar: Normal saçlara sahip olanlar, saç yıkama sıklığını haftada iki veya üç kez gibi ortalama bir sıklıkta tutabilirler. Bu saç tipi genellikle yağlı veya kuru olmayan dengeli bir saç yapısına sahiptir.Karma saçlar: Karma saçlar, saçın bazı bölgelerinin yağlı, bazı bölgelerinin ise kuru olabildiği saç tipidir. Karma saçlara sahip olanlar, saç derisinin ve saçın farklı bölgelerini dikkate alarak saç yıkama sıklığını ayarlamalıdır. Örneğin, yağlı kök bölgelerini daha sık yıkayabilirken kuru uçları daha nadir yıkamak daha iyi olabilir.Yağlı saçlar: Saç derisinin fazla yağ ürettiği ve saçın hızla yağlandığı saç tipidir. Yağlı saçlara sahip olanlar, saçlarını sık sık yıkayabilirler, hatta her gün yıkamak gerekebilir. Ancak aşırı sıcak su ve agresif şampuanlar kullanmaktan kaçınılmalıdır. Çünkü bu durum saç derisini daha fazla yağ üretmeye teşvik edebilir.Düz ve kıvırcık saçlar: Saç tipinin düz veya kıvırcık olması, saç yıkama sıklığını etkilemez. Her iki saç tipi için de diğer saç tipine özel önerilere uygun olarak saç yıkama sıklığı ayarlanabilir.5- SAÇLARDA KOKU SORUNUNUN ÖNÜNE GEÇMEK İÇİN NASIL ADIMLAR ATILMASI GEREKİYOR?Prof. Dr. Zekayi Kutlubay: Sebum-yağ üretimi fazla olan saçlarda koku problemi ortaya çıkabilir. Bu kokudan kurtulmak için en az iki günde bir saç yıkanmalıdır. Gerekirse içerisinde antimikrobiyal maddeler bulunan şampuanlar kullanılabilir. Hatta bu şampuanlar, günlük şampuanlarla dönüşümlü olarak da kullanılabilir. Gerekirse kokunun önüne geçmek için saç parfümü de kullanılabilir.6- SAÇI YIKARKEN YAPILAN HATALAR NELERDİR?Dr. Yasemin Fatih Amato: Saç yıkarken yapılan bazı yaygın hatalar, saç sağlığını olumsuz etkileyebilir. Örneğin her banyoda şampuan kullanmak gibi… Her gün şampuan kullanmak, saçın doğal yağlarını yıkayarak saçın kurumasına neden olabilir. Bu nedenle, saç tipinize ve ihtiyacınıza uygun bir sıklıkta şampuan kullanmak daha iyidir. Bazı insanlar için haftada 2-3 kez şampuanlamak yeterli olabilir. Diğer hataları da 8 maddede sıralamak mümkün…1- Saçı kaynar su ile yıkamak: Çok sıcak su, saç derisini tahriş edebilir ve saçı kurutabilir. Ilık su kullanmak, saçı temizlerken saç derisini ve saçı korumak için daha iyidir.2- Saçı yıkarken taramak: Saçı yıkarken taramak, saç tellerine zarar verebilir ve kırılmaya yol açabilir. Saçı yıkamadan önce taramak daha iyidir.3- Aşırı ürün kullanmak: Fazla miktarda şampuan, saç kremi veya saç bakım ürünleri kullanmak saçın ağırlaşmasına ve kalıntıların birikmesine yol açabilir. Ürünleri dikkatli bir şekilde kullanmak önemlidir.4- Yanlış şampuan ve saç bakım ürünleri kullanmak: Saç tipinize uygun olmayan şampuanlar veya saç bakım ürünleri kullanmak saç sorunlarına neden olabilir. Saç tipinizi ve ihtiyaçlarınızı göz önünde bulundurarak ürünleri seçmek önemlidir.5- Saçı aşırı sıkı bağlamak veya strese maruz bırakmak: Saçı aşırı sıkı bir at kuyruğu veya örgü ile bağlamak veya sürekli olarak saçı çekmek, saç tellerini zayıflatabilir ve saç dökülmesine yol açabilir.6- Saçı sık sık ısıyla işlemek: Saç kurutma makinesi, düzleştirici veya maşa gibi ısı kaynaklarıyla işlemek, saçı kurutabilir ve kırılmasına neden olabilir. Saçı ısıya karşı koruyucu ürünler kullanarak korumak önemlidir.7- Yeterli durulama yapmamak: Şampuan ve saç bakım ürünlerini yeterince durulamamak, kalıntıların saçta kalmasına neden olabilir. Bu da saçın yağlı ve mat görünmesine yol açabilir.8- Sert havluyla kurulamak: Saçı sert bir havluyla ovuşturarak kurutmak, saç tellerini zayıflatabilir ve kırılmasına neden olabilir. Daha nazik bir şekilde saçı kurulamak daha iyidir.7-) SAÇ BAKIMINDA NE TÜR ŞAMPUANLARI TERCİH ETMEK GEREKİYOR?Prof. Dr. Zekayi Kutlubay: Paraben ve sodyumlaurilsülfat (SLS) içermeyen şampuanlar tercih edilmelidir. Şampuanların pH değerinin saç derisinin pH değeri olan 5.5’e yakın olması gerekmektedir. Doğal içerikli şampuanlar paraben ve SLS içermediği için daha sağlıklıdır.8- SAÇINI SIK YIKAMAYANLARIN TERCİHİ GENELDE KURU ŞAMPUANLAR VE SPREYLER OLUYOR. BUNLAR NE KADAR SAĞLIKLI?Prof. Dr. Zekayi Kutlubay: Kuru şampuan ve sprey gibi kozmetiklerin kullanımı saç foliküllerini tıkayabileceği için saçlara zarar verebilir. Bu nedenle sık kullanımından kaçınmak gerekir.Son zamanlarda, alternatif saç ve saç derisi temizleme yöntemleri popüler hale geldi. Bunlar arasında şampuansız (no-poo), düşük şampuanlı (low‐poo) yıkama (co‐washing) bulunuyor.No-poo yaklaşımında saç ve saç derisini temizlemek için ticari şampuan ürünlerinden kaçınılır. Bunun yerine, bireyler saçlarını yıkamak için karbonat, elma sirkesi, çay ağacı yağı veya sadece su gibi ev ürünlerini kullanırlar. Bu yaklaşımı savunanlar, doğal yağların daha iyi tutulduğuna ve tehlikeli kimyasallar olarak görülen parabenlere ve sülfatlara daha az maruz kaldıklarında saçlı derinin daha sağlıklı olduğuna inanır.Low-poo şampuanlar ise sülfat içermeyen şampuanlardır ve hafif temizleme özelliklerine sahip deterjan grubundandır. Fakat şunu çok net bir şekilde söyleyebilirim ki şu anda no-poo veya low-poo yöntemlerinin kullanımını destekleyecek anlamlı bir literatür bulunmamaktadır.

Devamını Oku

Dikkat! Çocukluk çağında görülüyor: Nöroblastom

22 Eylül 2023

Çocukluk çağı kanserleri, 0-15 yaş arasında görülen kanser türleri olarak tanımlanıyor. Bu tür kanserler en sık 5 yaş altında ve 10-15 yaş döneminde ortaya çıkıyor. Çocuklarda kanser, yetişkinlere oranla daha az görülse de son yıllarda sayı gittikçe artıyor.Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, her yıl 0 ila 20 yaş aralığındaki yaklaşık 400 bin çocuk ve gence kanser teşhisi konuyor. İstatistikler ülkemizde de çocukluk çağı kanserlerinin, tüm kanserlerin yüzde 4-5’ini oluşturduğunu gösteriyor. Çocukluk çağında görülen kanserlerin büyük bir bölümünü lösemi ve lenf bezi kanserleri oluştururken son yıllarda hem dünyada hem de ülkemizde nöroblastom kanseri de görülmeye başladı. Nöroblastom; periferik sinir sisteminin, ‘sempatik sinir sistemi’ adı verilen bölümünde gelişen bir kanser türü…‘BEBEĞİMİN DİŞ ÇIKARDIĞINI SANIYORDUM, NÖROBLASTOM TEŞHİSİ KONDU’İngiltere’nin başkenti Londra’da yaşayan Nick ve Rachel Samuel çiftinin 18 aylık oğulları Robin uzun bir süredir bu hastalıkla mücadele ediyor. Robin, Ocak ayında acı içinde çığlık atarak uyandığında ilk doğum gününü yeni kutlamıştı. Nick ve Rachel Samuel çifti önce oğullarının diş çıkardığını düşündü. Hastaneye gidip Robin’in agresif bir kanser türü olan nöroblastoma kanserine yakalandığını öğrendiklerinde hayatlarının şokunu yaşadılar. 43 yaşındaki anne Rachel Samuel, o günleri New York Post'a şu sözlerle anlattı:“Robin çok mutlu bir bebekti ve daha önce hiç bu kadar ağlamamıştı. Canı yanıyor gibiydi. Biz önce diş çıkardığını düşündük. Bir-iki gün sonra her şey normale döner diye beklerken Robin daha da kötü olmaya başladı. Hastaneye gittiğimizde doktorlar ultrasonda Robin’in böbreğinin üzerinde 10 santimetrelik şişlik gördü. Birkaç test sonrasında oğluma nöroblastom teşhisi kondu. Ardından da kemoterapi süreci başladı. Ancak daha sonra yapılan testler kanserin karnına, leğen kemiğine, omurgasına ve kemik iliğine yayıldığını gösterdi.”DOKTORLAR HAYATTA KALMA ŞANSINI YÜZDE 40 İLA 60 OLARAK GÖRÜYORDoktorlara göre yüksek riskli nöroblastom karşısında Robin'in hayatta kalma şansı yüzde 40 ila 60 oranında. Bu, tüm çocukluk çağı kanserleri arasında en düşük hayatta kalma oranlarından biri… Rachel Samuel ise kanserin önüne geçilemediği ve yayılımını sürdürdüğü takdirde Robin’in hayatta kalma şansının yüzde 5 ila 10 olduğunu düşünüyor. Şimdilerde aile, çocuklarının hayatta kalma şansını yüzde 90'a çıkarabilecek öncü bir immünoterapi tedavisi için yaklaşık 400 bin dolar toplamaya çalışıyor.“Bu bir antijen tedavisi” diyen Rachel Samuel, “Nöroblastom hücreleri biraz farklı görünüyor. Tedavi buna benzeyen hücreleri tespit ediyor ve onları öldürüyor. Robin’in bir an önce bu tedaviyi almasını istiyoruz. Ne kadar erken alırsa hayatta kalma şansı o kadar artacak” dedi. Samuel çifti şu ana kadar tedavi için 125 bin dolar toplamayı başardı.‘YAŞAMIN İLK YILINDA TEŞHİS EDİLEN EN YAYGIN KANSER TÜRÜ’Hastalıkla ilgili bilgisine başvurduğumuz Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Elli, nöroblastomun çocukluk çağı kanserleri arasında lösemi, lenfoma ve beyin tümörlerinden sonra görülen en sık dördüncü kanser türü olduğuna dikkat çekti.Prof. Dr. Elli, “Bu kanserin embriyonal doğasını yani daha ana rahmindeyken başlamasını yansıtan sıklık, bir yaş altında 1 milyon bebek başına 49,6 vakadır. Bu da nöroblastomu yaşamın ilk yılında teşhis edilen en yaygın kanser haline getiriyor” dedi.Hastalığın ülkemizde görülme sıklığıyla ilgili de bilgi paylaşan Prof. Dr. Elli, “Türkiye Ulusal Pediatrik Kanser Kayıt sistemi verilerine göre 19 yaş altı tüm çocukluk çağı kanserleri içinde nöroblastom yüzde 9,4 ile tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de dördüncü sırada yer alıyor” ifadelerini kullandı.HASTALIĞIN OLUŞMASINDAKi ETKEN NEDİR?Vakaların yüzde 75’inin 4 yaş altındaki çocuklardan oluştuğunu söyleyen Pediatrik Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Müge Gündoğdu, “Nöroblastomun nedeni tam olarak bilinmiyor. Özellikle hamilelikte ilaç kullanımı gibi etkenlerin rolü olduğu henüz kanıtlanamadı. Nöral dokunun gelişimindeki bazı kusurlardan kaynaklandığı düşünüldüğü için anne karnında olay başlamış olabilir” dedi.Prof. Dr. Murat Elli de hastalığın oluşmasındaki risk faktörlerin kanıtlanamadığına dikkat çekerek, “Annenin geçirdiği vajinal enfeksiyonlar, hamilelikte sinir sistemini aktive eden bazı ilaçlar, tekrarlayan sezaryen doğumlar, baba mesleği (çiftçilik, kimya, plastik, sünger sanayi işçileri, elektrik, elektronik çalışanları) gibi faktörler nöroblastom ile ilgili suçlansa da şimdilik bu bilgiler kesin değil. Genetik nedenler ise hastaların çok az bir kısmında etkin” ifadelerini kullandı.‘HER TABLOYU TAKLİT ETMESİ İLE BİLİNEN BİNBİR SURAT TÜMÖR’Bu noktada hastalığın belirtilerinin ne olduğu oldukça önemli… Aileler hangi durumlarda nöroblastom kanserinden şüphelenmeliler?Prof. Dr. Müge Gündoğdu, “Nöroblastom her tabloyu taklit etmesiyle bilinen binbir surat tümör olarak adlandırılıyor. En sık karında kitle ile başvuru oluyor. Karın şişliği, kabızlık, ishal ilk bulgular olabilir. Yürüme zorluğu, topallama, solunum güçlüğü ve ateş ise diğer belirtiler arasında yer alıyor” dedi.Prof. Dr. Murat Elli ise şu detayları sıraladı:“Klinik bulgular, tümörün yerleşim yeri ya da metastaz bölgesine yani yayıldığı yerlere göre değişiyor. Boyun yerleşimli olanlar sempatik sinir zincirlerine baskı yaparak o tarafta gözbebeğinde daralma, göz kapağında düşüklük ve gözde geriye çökmüş izlenimi veren bir görüntü ortaya çıkarıyor. Karın şişliği, karın ağrısı, kusma, ishal, ateş, kilo kaybı hatta metastaza bağlı kemik ağrıları sonucu yürüme bozukluğu da görülebilir. Karaciğer, kemik, kemik iliği gibi organlara yayılarak bulgu da verebilir. Bu nedenle çok farklı hastalıkları da taklit edebilir.”TEDAVİ İÇİN ‘EVRELEME’ ÇOK ÖNEMLİTedavi için ‘evrelemenin’ önemli olduğunun altını çizen Prof. Dr. Müge Gündoğdu, “Tümörün tanı anında vücuttaki yayılım bölgelerinin sayısına göre evreleme yapılıyor. MR, PET-CT ya da MIBG ile görüntüleme yapılarak evreleme işlemi oluyor. Tümör tek bölgede ve tamamen çıkarılabilir gibiyse ‘Evre 1’, kemik ve kemik iliği dahil tüm vücuda yayılmış ise ‘Evre 4’ olarak sınıflandırılıyor" dedi ve ekledi:"Evre 1’de tedavi başarısı yüzde 90’lara ulaşırken Evre 4’te bu oran en çok yüzde 50 civarında kalıyor. Bu nedenle hastalık tüm vücuda yayılmadan erken evrede yakalamak oldukça önemli.” ‘1,5 YAŞIN ÜSTÜNDEKİ ÇOCUKLARDA HASTALIĞIN TEKRAR RİSKİ DAHA YÜKSEK’Prof. Dr. Murat Elli ise “18 ay altındaki olguların prognozunun (bir hastalığın seyri hakkında tahmini ve iyileşme şansı) daha büyük olanlara göre iyi olduğu biliniyor. Fakat ergenlik dönemi olgularında prognoz daha kötü seyrediyor. 18 aydan büyük çocuklarda hem tedavi cevabı daha kötü hem de tekrar sıklığı çok yüksek oluyor” dedi.HASTALIĞIN TEDAVİSİNDE KULLANILAN ETKİLİ İLAÇLAR VAR MI?Nöroblastomun rutin tedavisinin kemoterapi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Müge Gündoğdu, “Bazı vakalarda tümör bölgesine radyoterapi de verilebilir. Nüks ve ileri evre olgulara kemik iliği nakli yapılabilir. Yine ileri evre ve nüks vakalarda ‘dinutixumab’ adlı immünoterapi ilacı kullanılıyor. Ancak ilaç oldukça pahalı olduğundan temininde sıkıntılar yaşanıyor” dedi. 

Devamını Oku

Demir eksikliği gün geçtikçe artıyor! ‘Türkiye’deki durum endişe verici boyutta’

15 Eylül 2023

Michigan Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki bilim insanlarının yürüttüğü çalışmada, ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin bir parçası olan Ulusal Sağlık ve Beslenme İnceleme Anketi’nin, son 20 yılda topladığı kan testi verileri analiz edildi.Çalışmanın sonucunda, 12 ila 21 yaşları arasındaki Amerikalı kadın ve kızların yüzde 40'ında demir eksikliği saptandı. İncelenen yaş grubundaki her 17 kadından birinin, demir eksikliği anemisi teşhisi konulacak kadar düşük demir seviyelerine sahip olduğu bulundu.‘ANEMİNİN SEMPTOMLARI GENÇ KADINLARDA NORMALLEŞMEYE BAŞLADI’Bu istatistiklerin en endişe verici yanı ise tehlikeli derecede düşük demir seviyelerine sahip kadınların çoğunun, sorunun farkında olmaması. Çalışmanın yazarlarından Hematoloji Uzmanı Dr. Angela Weyand, “Demir eksikliği olumsuz etkileri olan ve yeterince tanınmayan bir sorun. Hastalığın genel semptomları, hatta aneminin semptomları genç kadınlarda normalleşmeye başladı. Oldukça yaygın olan, kolayca teşhis edilen bu hastalık ele alınmazsa ölüm riskini artırıyor” ifadelerini kullandı.‘TÜRKİYE’DEKİ DURUM ABD’DEN DAHA ENDİŞE VERİCİ BOYUTTA’ABD’deki tablo böyle olunca İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ece Yiğit Gençer’e ülkemizdeki durumu sordum. Dr. Öğr. Üyesi Gençer, “Demir eksikliği anemisini çok sık görüyoruz, özellikle kadın hastalarda... Türkiye’de de en az ABD kadar olduğunu söyleyebilirim. Hatta en son Türkiye’de yapılan bir çalışmada sıklığın bölgelere göre değişmekle birlikte yüzde 30-50 arasında değiştiği ve bu oranların gebe kadınlarda daha da yüksek olduğu gösterildi” cevabını verdi.İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Murat Hakan Terekeci de Türkiye’deki durumun endişe verici olduğunu belirterek, “Türkiye'de üreme dönemindeki kadınların üçte ikisinde demir eksikliği, üçte birinde de demir eksikliğine bağlı anemi var. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre ise demir eksikliğine bağlı anemi durumu Avrupa’da yüzde 14, Türkiye’de yüzde 25” ifadelerini kullandı.NEDEN 12 İLE 21 YAŞ ARASINDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR?Ülkemizde de bu çalışma verilerine benzer şekilde 12 ile 21 yaş arası kadın ve kızlarda demir eksikliğinin daha sık olduğunu ifade eden Prof. Dr. Terekeci, “Bunun nedeni adet döneminin başlarında kanama düzensizliklerinin daha fazla olmasıdır. Ayrıca doğumlar, düşükler ve emzirme gibi demir kayıplarındaki artışlar da demir eksikliği oluşumunda rol oynuyor” dedi ve ekledi: “Tüm bunların dışında almış olduğumuz gıdalardaki demir içeriğinin yıllar içinde azalmış olması da çok önemli bir etken… Beslenme alışkanlıklarına bağlı olarak gıdalarla alınan demir emiliminin azalması bu durumun oluşmasına ciddi şekilde etkili oluyor.”Dr. Öğr. Üyesi Ece Yiğit Gençer de beslenme alışkanlıklarına dikkat çekerek “Et tükettiği halde yanlış beslenme şekli nedeni ile demir eksikliği gördüğümüz hastalarımız çok fazla. Süt ve süt ürünlerinin içerisinde bulunan kalsiyum ile yulaf ve çavdarda bulunan fitat demir emilimini olumsuz etkiliyor. Yine gastrit ve reflü tedavisinde kullanılan antiasitler de demir emilimini bozuyor. Bu nedenle bu yiyeceklerin ve ilaçların kullanımıyla demir ihtiva eden gıdaların tüketimi arasında en az 1,5-2 saat zaman bırakılmalı” ifadelerini kullandıDEMİR EKSİKLİĞİ HANGİ CİDDİ HASTALIKLARIN İLK SİNYALİ OLABİLİR?“Demir eksikliği sindirim sistemi kanserleri ve ülserleri başta olmak üzere çok önemli ve hayati bazı hastalıklara bağlı da gelişebilir” diyen Prof. Dr. Murat Hakan Terekeci, “Özellikle adet düzensizliği olmayan ve normal beslenen kadınlar ile erkeklerde demir eksikliği varsa muhakkak endoskopik mide ve kolon araştırması düşünülmelidir. Bunların dışında divertikül dediğimiz bağırsak keseleşmesi, hemoroid ve sindirim sisteminin damarsal bazı hastalıkları da akla gelmelidir” ifadelerini kullandı.Dr. Öğr. Üyesi Ece Yiğit Gençer ise “Oksijen, tüm organ ve dokularımıza kan hücrelerimiz ile taşınıyor. Demir kan hücrelerinin üretimi için gerekli olan ve oksijenin taşınmasından sorumlu elementtir. Dolayısı ile eksikliğinde 'hipoksi' adını verdiğimiz oksijen yetersizliği durumu oluşur, uzun süre tedavi edilmemesi durumunda kalp yetmezliği gibi ciddi sonuçlar doğurabilir” dedi.ERKEKLERDE GÖRÜLME ORANI NEDİR?Araştırmada daha çok kadın vurgusu yapılıyor. Peki demir eksikliğinin erkeklerdeki oranı nasıl?Bu soruma Prof. Dr. Murat Hakan Terekeci, “Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre gelişmekte olan ülkelerdeki erkeklerin yüzde 25’inde demir eksikliği anemisi bulunuyor” cevabını verdi. Prof. Dr. Terekeci, şu bilgilerin altını çizdi:“Erkeklerde hemoroid, ülser, vegan veya vejetaryen beslenme, bağırsak parazitleri ve bazı mide-bağırsak hastalıkları nedeniyle demir eksikliği görülebilir. Erkeklerdeki tablo da kadınlar kadar detaylı araştırmayı gerektirir. Özellikle ileri yaş grubunda sindirim sistemi kanserleri açısından dikkatli olunmalıdır.”HANGİ BELİRTİLER DEMİR EKSİLİĞİNDEN ŞÜPHELENMEMİZİ GEREKTİRİR?Dr. Öğr. Üyesi Ece Yiğit Gençer, demir eksikliğinin belirtilerini; halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık, çarpıntı, baş dönmesi, baş ağrısı, kulak çınlaması, nefes darlığı, saç dökülmesi, tırnaklarda kolay kırılma şeklinde sıraladı.Bu belirtilere ek yapan Prof. Dr. Murat Hakan Terekeci ise “Buz yeme, anksiyete, depresyon, konsantrasyon bozukluğu, öğrenme güçlüğü, soğuk eller ve ayaklar, huzursuz bacak sendromu da yaygın karşılaşılan bulgulardır” ifadelerini kullandı.HANGİ BESİNLER DEMİR AÇISINDAN ZENGİN?“Demiri ‘hem demir’ ve ‘hem olmayan demir’ olmak üzere ikiye ayırıyoruz” diyen Dr. Öğr. Üyesi Ece Yiğit Gençer, “Hem demir; kırmızı et, karaciğer, yumurta ve balık gibi hayvansal gıdalarda bulunur. Diyette yüzde 10 oranında bulunmaktadır ancak yüzde 30 gibi yüksek bir oranda emilir. Hem olmayan demir ise baklagiller ve yeşil yapraklı sebzelerde bol miktarda vardır. Diyet ile yüzde 90 aldığımız demir budur ancak emilimi yüzde 10 gibi düşük bir orandadır. Hem demir, hem olmayan demirin emilimini arttırır. Bu gıdaları birlikte tüketmek faydalı olacaktır” ifadelerini kullandı.YEMEKLERDEN HEMEN SONRA ÇAY VE KAHVE İÇENLER DİKKAT!Prof. Dr. Murat Hakan Terekeci, “Kahve, kakao ve çayda tannik asit adı verilen bir tanen bileşiğinin varlığı nedeniyle, demir emilimi bozuluyor” dedi ve şu önemli bilgilerin altını çizdi:“Çay ve kahveden başka tanen içeren diğer içecekler kırmızı şarap, elma suyu ve biradır. Demirden zengin bir yemekten bir buçuk-iki saat sonrasına kadar bu içecekleri içmeyerek olumsuz etkilerden korunmak mümkündür. En azından demir içeriği yüksek öğünlerden sonra çay-kahve içimini en az bir saat sonra yaparsak gıdalardaki demirin çoğu emilmiş olacaktır.”Ayrıca “Bir kişide eğer demir eksikliği ve buna bağlı kansızlık varsa bu durum diyetle düzeltilemez” diyen Prof. Dr. Terekeci, "Bu durumda muhakkak dışarıdan ilave demir almak gerekir. Bunlar genelde hap veya sıvı şekildeki demir ilaçlarıdır" dedi.  

Devamını Oku

Akdeniz’de deniz suyu sıcaklığı rekor kırdı! Denizlerin ısınması hava durumunu nasıl etkiliyor?

15 Eylül 2023

İklim bilimciler, küresel ısınmayla birlikte sıcak hava dalgaları ve aşırı hava olaylarının görülme sıklığının artacağını her fırsatta söylüyor. Özellikle bu yıl Avrupa'da ve ülkemizde yaşanan yüksek sıcaklıklar, bunu bir kez daha gözler önüne serdi.Bu durumdan denizler de etkileniyor. İspanya Deniz Araştırmaları Enstitüsü'nün araştırmasına göre, Akdeniz’deki deniz suyu sıcaklığı Temmuz ayında 28,4 dereceye çıkarak rekor kırdı. Araştırma ekibindeki bilim insanları, Katalan kıyılarındaki sıcaklığın hızla yükseldiğinin altını çizerken, Afrika kıyılarından İzlanda'ya kadar ortalamanın 1 ila 3 derece üzerinde sıcaklıklarla karşılaştıklarını açıkladı.Aslında son 30 yıldır sıcaklık artışlarının deniz suyu sıcaklığı ortalamalarını artırdığını biliyoruz. Ancak birkaç yıldır deniz suyu sıcaklıklarında daha kuvvetli artışlar var. Özellikle bu yıl hem havada hem de denizde sıcaklık açısından çok farklı şeyler oluyor. Peki bu yılki kuvvetli artışı nasıl açıklamak gerekiyor?‘BU YIL KISMEN DE OLSA EN NINO’NUN ETKİSİ VAR’Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğum İstanbul Teknik Üniversitesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Deniz Demirhan, “Bu yıl yaşanan artışta, kısmen de olsa El Nino’nun etkisi var. El Nino, Ekvatoral Pasifik Okyanusu'nda başlar. Orta ve Doğu Pasifik'teki ılık sularla ve tropik bölgelerdeki 'alize rüzgârlarının' zayıflamasıyla karakterize edilir. Bu rüzgârların zayıflaması, okyanus ve karalardaki yağış ve sıcaklık koşullarını etkiler” dedi.Demirhan, şöyle devam etti:-- Ancak okyanus ve deniz sıcaklıklarının bu kadar çok artmasının altındaki en önemli sebep küresel ısınma… İnsan faaliyetleri atmosferdeki sera gazı yoğunluğunu artırdığı için son 30-40 yıldır deniz yüzeyi ve kara sıcaklıklarında artış meydana geliyor. -- Kuzey Atlantik'in doğusundaki ılık sular ve hafif rüzgârlar, normalde günlerin yüzde 70'inden fazlasının sağanak yağışlı olmasının beklendiği bir ayda, uzun bir süre güneşli ve ılık hava getiriyor. Atlantik üzerinde Avrupa'nın hava durumunu etkileyen yarı kalıcı bir yüksek basınç sistemi olan ‘Azor Yükseği’ de zayıfladı ve buna bağlı olarak ilkbaharda Sahra'dan daha az toz taşınımı gerçekleşti. Tozların atmosferde az olmasının da gelen güneş radyasyonu miktarının artmasına neden olduğuna dair çalışmalar bulunuyor. ‘DENİZ SUYU SICAKLIKLARININ ARTMASI, EGE VE AKDENİZ’DEKİ YAĞIŞ REJİMİNDE DEĞİŞİKLİKLERE NEDEN OLACAK’Bu noktada ‘Isınan denizler ülkemizde hava durumunu nasıl etkiler?’ sorusunun cevabı çok önemli…Bu soruma Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Meteoroloji Laboratuvarı Başkanı Adil Tek, “Akdeniz hattı boyunca uzanan bölgede denizden olan kısımda yağışlarda ve toprak neminde azalma bulunuyor. Bu da zaten bizlere deniz sıcaklığının arttığını gösteriyor. Bu durumun meteorolojik dinamiklerine baktığımızda pek çok etkisi bulunuyor. Örneğin, kutuplara kadar uzanan hücreler var. Bu hücreler pek çok parçayı barındırıyor ve hepsi birbiriyle bağlantılı… Eğer deniz suyu sıcaklıkları ile hava sıcaklıkları artmaya devam ederse hücrelerin çalışma mekanizmaları daha sert şekilde etkilenecek” cevabını verdi.Aşırı hava olayları bilim insanlarını bile şoke etti! Ani ısınmanın açıklaması bulunamıyor... 'Neredeyse imkânsız' denenler dünyanın gerçeği oldu Tek, şu detayların altını çizdi:-- Örneğin, Doğu Karadeniz’in deniz suyu sıcaklığı her zaman Batı Karadeniz’e göre birkaç derece daha yüksektir. Bölgede yüksek sıcaklıklar olduğunda; kuzeyden gelen sıcaklık daha serin hava ve denize yakın yüksek dağların da etkisiyle Trabzon, Rize ve Artvin gibi illerimizde sellere neden olur.-- Şimdi aynı şeye Ege için bakalım. Ege’de yüksek dağlar yok ama deniz suyu sıcaklığının yükseldiğini düşünelim… Su sıcaklığı yükselince kuzeyden gelecek en ufak bir serin hava altta sıcak suyu bulunca, denizde kuvvetli buharlaşmaya neden olur. Bu da yukarı doğru nem taşır. Bunlar olunca da Ege ve Akdeniz’deki yağış rejimi ve yağışın miktarında değişiklikler meydana gelir. Kısa süreli kuvvetli yağışlar oluşur. Ayrıca dolu, şimşek, gök gürültüsü ve yıldırımlar görülür. Özetle deniz suyu sıcaklarının giderek yükselmesi ülkemizdeki meteoroloji dengelerini değiştirecek.‘BU YIL DENİZLERİMİZİN SICAK OLMASI SONBAHAR VE KIŞ AYLARININ YAĞIŞLI GEÇMESİ OLASILIĞINI ARTIRIYOR’İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Meteoroloji Uzmanı Dr. Güven Özdemir de ülkemizin sularında belirgin ısınmalar olduğuna dikkat çekerek, “Bu yıl Fethiye kıyıları deniz suyu sıcaklığı 30, Didim, Çeşme 28, Ayvalık, Çanakkale 26, Gökçeada 28, Marmara Adası 28, Silivri 25, Sinop, Samsun 26 ve Trabzon 25  derece olarak ölçülerek, rekor sıcaklıklara ulaştı” diye konuştu.“Bu yıl denizlerimizin sıcak olması, sonbahar ve kış aylarının yağışlı geçmesi olasılığını artırıyor” diyen Dr. Özdemir, “Isı adalarının genişlemesi de ani yağışların, sellerin, taşkınların ve hortumların artacağı olasılığını kuvvetlendiriyor” ifadelerini kullandı.SICAK SU AKINTISI DA ÇÖKMEK ÜZERE: ‘DURURSA SU SAVAŞLARI KAÇINILMAZ OLACAK’Okyanus ve denizler gün geçtikçe ısınırken bir başka problem de Meksika Körfezi’nden başlayarak İngiltere’nin kuzeyine kadar devam eden sıcak su akıntısı Gulf Stream'de (Körfez Akıntısı) yaşanıyor.Nature Climate Change dergisinde yayımlanan makaleye göre, Körfez Akıntısı 2025 yılında tamamen durabilir. Uzmanlar bu durumun, gezegendeki herkesi etkileyeceğini ve tüm uygarlığı tehdit ettiğini vurguluyor.Dr. Güven Özdemir’e çalışmayla ilgili yorumlarını sorduğumda, "Eğer bu akıntı durursa; sonucunda kuraklık ön plana çıkacak, dünyada su savaşları kaçınılmaz olacak ve gıda üretimi giderek azalacak” cevabını verdi. Dr. Özdemir, konuyu şu bilgilerle detaylandırdı:-- Gulf Stream Sistemi ılık okyanus suyunu Meksika Körfezi’nden Atlantik Okyanusu’nun kuzeyine yani Britanya’dan İskandinav ülkelerine doğru taşır. Bunun sonucunda Atlantik akıntılarının enerjisinin yüksek enlemlerde etkili olmasını sağlar. Hava olaylarının etkin bir şekilde oluşması bizi de etkiler. Çünkü İzlanda üzerinde oluşan İzlanda alçak basıncı, Avrupa ve Türkiye için yağış açısından çok önemli.-- Ancak Grönland’ın buz örtüsünün son yıllarda hızla erimesinin, diğer kaynaklardan gelen tatlı su akışının hızlanmasının ve artmasının, Gulf Stream Sıcak Su Akıntısı'nın zayıflamasına ve ileriki yıllarda tamamen ortadan kalkmasına yol açacağı düşünülüyor. Buna sebebiyet veren ise insan etkili fosil yakıtların kullanımından kaynaklanan sera gazları... Bu da tüm dünya ekosistemini etkileyecek, meteorolojik sistemler üzerinde çökmeler ve değişimler yaratacak, dünya hidrolojik sistemi ve tarımsal sisteminde değişimler gözlenecek. Sonucunda kuraklık ön plana çıkacak, dünyada su savaşları kaçınılmaz olacak ve gıda üretimi giderek azalacak…Dr. Deniz Demirhan da “Eğer bu çevrim durursa, Avrupa ve ABD'nin bazı kısımlarını etkileyen çok daha sert kışlar (mini buzul çağı gibi) ve deniz seviyesinde yükselme ve tropik bölgelerde musonlarda farklılaşma gibi pek çok sonuçlar ortaya çıkarabilir” ifadelerini kullandı. 

Devamını Oku