Ev sahipleri ve kiracılar arasında 5 yıl eşiği! Sözleşmede bu süre dolunca ne oluyor?

2 Kasım 2023

Konut kiralarındaki artış, özellikle eski kiracılarla ev sahipleri arasında anlaşmazlıklara neden oluyor. Tarafların anlaşamadığı durumlarda konu önce arabulucuya, oradan da sonuç çıkmazsa yargıya taşınıyor. Bu noktada dikkat edilmesi gereken bir kriter var: Kiracılık süresi… Çünkü kira sözleşmesinin beş yılı aştığı durumlarda, ev sahiplerinin kira bedelinin tespiti için sulh hukuk mahkemelerine dava açma hakkı bulunuyor.İstanbul Sarıyer’de yaşayan S.O. da oturduğu evde beşinci yılını dolduran ve ev sahibiyle kira konusunda anlaşmazlığa düşenlerden… '5 YIL DOLUNCA KİRAMIN ÜÇ KATINI İSTEDİ’ 1+1 bahçe katı daireye 1 Kasım 2018'de taşınan ve bu ayın sonunda beşinci yılını dolduracak olan S.O., “Geçtiğimiz hafta sonu ev sahibim aradı zam talebini bildirmek için. Bir meblağ söyledi; şu anki kiramın üç katı. Ben bu kadar ödeyemeyeceğimi belirterek yüzde 100'ün üzerinde zam teklif ettim ama kabul etmedi” dedi. Zam teklifini belirlerken apartmandaki diğer dairelerin kira ücretlerini de değerlendirdiğini söyleyen S.O., “Bizim apartmanının ikinci katında 2+1 dairede oturan arkadaşım, Ağustos 2023'te zam yaptı. Arkadaşımın dairesiyle kendi dairemi kıyaslayıp, oda sayısı ve kat farkını da hesaba katarak onun ödediğinin 1000 lira altını teklif ettim. Bunu da ev sahibime anlattım. Ne var ki bir türlü anlaşamıyoruz ve ikimiz de geri adım atacak gibi değiliz. Sanırım mahkeme süreci yaşayacağız” ifadelerini kullandı. * Peki beş yıl dolunca ev sahibi kira ücretine en fazla ne kadar artış uygulayabilir? * Konu mahkemeye taşınırsa ne olur?  * Mahkeme masraflarını hangi taraf üstlenir?  Bunun gibi pek çok soruyu Gayrimenkul Hukukçusu Ümit Yasin Kısa ile mercek altına aldık.    ‘BEŞ YIL DOLDUKTAN SONRA MAHKEME YÜZDE 10 İLA 20 ARASINDA HAKKANİYET İNDİRİMİ UYGULUYOR’ Kiracı oturduğu evde beş yılını doldurduktan sonra ev sahibi kira ücretine ne kadar zam yapabilir? Ümit Yasin Kısa, bu soruya, “Bir kira sözleşmesi beşinci yılını doldurduktan sonra kiraya verenin kira tespit davası dediğimiz bir hakkı doğuyor. Buna göre, ev sahibi, beşinci yılın dolmasıyla kira tespit davası açarak kiralanan taşınmazın kirasının rayiç değerine çıkarılmasını talep edebilir. Burada belirlenecek kira bedeli üzerinden kira sözleşmesi devam edecektir. Ancak bu yeni kira ücretinin hesaplanmasında kiracının eski kiracı olması nedeniyle mahkeme tarafından yüzde 10 ila 20 arasında hakkaniyet indirimi uygulanmaktadır” cevabını verdi. 'BEŞ YILDAN SONRA HANGİ KURAL GEÇERLİYSE O ORAN UYGULANIR'Taraflar beş yılın ardından kira ücretinde anlaştılar diyelim… Sonraki zam dönemlerinde artış oranı nasıl belirleniyor?  “Yasa koyucu tarafından geçici madde ile iki kez yüzde 25 sınırlaması getirildi. Eğer beşinci yılın sonunda kira bedeli taraflar arasında tekrar anlaşma ile belirlendiyse, bir sonraki kira artış döneminde hangi kural geçerliyse o uygulanmalıdır” diyen Ümit Yasin Kısa, “Eğer kira bedeli belirlendikten sonraki artış döneminde yüzde 25 veya başkaca bir sınırlama getirilmişse bu sınırlama uygulanacaktır. Eğer böyle bir sınırlama getirilmemişse kanundaki genel sınırlama olan 12 aylık TÜFE ortalamasına göre kira artışı yapılması gerekecektir” ifadelerini kullandı.Artık neredeyse tüm ev sahipleri istiyor: Tahliye taahhütnamesi hakkında tüm merak edilenler 'Her yıl sonu ev mi taşıyacağız?'‘EV SAHİPLERİ ARABULUCULUKTA ANLAŞMAK İSTİYOR KİRACILAR İSTEMİYOR’ Anlaşmazlıkların çözümü için 1 Eylül’den itibaren arabulucu sistemi devreye girdi. Arabuluculuk süreci nasıl işliyor? Ümit Yasin Kısa, “Arabuluculuk uygulaması kira uyuşmazlıkları için genişletildiğinden bu yana kiraya veren ile kiracıların arasındaki uyuşmazlıklar öncelikle arabuluculuk müzakeresi ile sonuçlandırılmaya çalışılıyor. Arabuluculuk sürecinin işletilebilmesi için kim dava açmak istiyorsa o taraf veya avukatı öncelikle adliye arabuluculuk bürosuna başvuru yapıyor. Akabinde atanan arabulucu taraflarla ve/veya avukatlarıyla iletişime geçerek toplantı için ortak bir gün belirliyor” dedi. Kısa, şöyle devam etti: “Taraflar toplantı gününde bir araya gelerek uyuşmazlıklarını çözmek için toplantı yapıyorlar. Sistemin sorunları tam olarak çözmede işe yarayıp yaramadığını söylemek için henüz erken. Ancak genel gözlemim şu ki özellikle kiraya verenler uzun yargılamalardansa arabuluculukta anlaşmak istiyor. Ne var ki kiracılar yargılamaların da uzun sürmesine güvenerek buna yanaşmıyor. Ancak bunun aksine tarafların anlaştığı uyuşmazlıklar da gördüm.” KİRA TESPİT DAVASI SONUCUNDA MAHKEME MASRAFLARINI HANGİ TARAF ÖDER? Taraflar arabulucuda anlaşamadı ve kira tespit davası süreci başladı diyelim. Kiracı süreç esnasında mevcut kirasını artırıp 10 bin lira ödemeye başlamış olsun. Kira tespit davası sonucunda ücret 10 bin lira çıkarsa ne yaşanacak? Mahkeme masraflarını kim ödeyecek? Ümit Yasin Kısa bu soruya, “Burada belirlenen 10 bin lira hakkaniyet indirimi sonrasında bulunan bedel midir yoksa aldırılan bilirkişi raporundaki rayiç bedel midir bu önemli olacaktır. Sorumluluk oranları ve tutarları değişecek olsa da davasında bir artışın haklı olduğu ortaya çıkan davacı lehine yargılama giderlerine hükmedilecektir” cevabını verdi.Ev sahibi ile kiracının ‘satılık ilanı’ tartışması… Cama ilan astırmamak tahliye nedeni olabilir mi? Evde kiracı varken ev satılırsa ne olur?BİLİRKİŞİ KİRA BEDELİNİ NASIL BELİRLİYOR? Bilirkişilerin kira bedellerini belirlerken hangi faktörleri göz önünde bulundurduğu da merak konusu...Kısa, bilirkişinin kira bedelini nasıl belirlediğine dair şu önemli bilgilerin altını çizdi: “Bir kira tespit davası açıldıktan sonra gerekli belgeler ve bilgiler dosyaya toplandıktan sonra mahkeme tarafından kira bedelinin hesaplanması için dosya bilirkişiye tevdi edilir. Bilirkişi tarafından kiralanan taşınmazın durumu da gözetilerek aynı bölgede ve aynı nitelikteki taşınmazların kira ücretleri tespit edilir. Burada bilirkişiler tarafından aynı bölgede aynı nitelikteki taşınmazların kiralık ilanları incelenir, varsa kiralanan taşınmazların bedelleri tespit edilir ve buna göre dava konusu taşınmazın kira bedeli belirlenerek kanaatleri mahkemeye sunulur.” KİRACI GERİYE DÖNÜK ÜCRETİ ÖDEMEK ZORUNDA KALIR MI? Kira tespit dava sonucunda bedel 12 bin lira çıkarsa neler yaşanır? Kiracı geriye dönük farkı ödemek zorunda mıdır?  Ümit Yasin Kısa, “Mevcut kira bedelinin üzerinde bir tutara hükmedilirse yargılama giderlerinden davalı taraf sorumlu olacaktır. Bunun yanında kiracının geriye dönük olarak da kira bedelimi ödemesi gerekecektir” dedi. Kısa, “Kira tespit davalarında mahkemece belirlenen kira bedeline kararın kesinleşmesinden itibaren temerrüt faizi yürütülmektedir” bilgisini de ekledi.Ev sahiplerinin 'yüksek kira' pişmanlığı... 'Ellerim kırılsaydı da evimi onlara vermeseydim!'KİRA TESPİT DAVALARI ORTALAMA NE KADAR SÜRÜYOR?Hem ev sahiplerinin hem de kiracıların aklındaki bir diğer soru da şu: Dava tahminen ne kadar zamanda sonuçlanır?"Türk yargılamasında bir davanın süresinin ne kadar olacağını önceden tahmin etmek oldukça zordur" diyen Ümit Yasin Kısa, "Hakimin izinli olması, bilirkişi raporunun ne kadar sürede sunulacağı, delillerin ne kadar sürede toplanacağı, mahkemenin dosya yoğunluğu, duruşmalar arasındaki süre vb. birçok etken mevcuttur. Ancak kabaca istinaf yargılaması ile birkaç yıl sürebileceğini öngörmek mümkün" dedi.  

Devamını Oku

Patates, pizza ve hamburgerin serbest olduğu diyet: OMAD! 24 saatte tek öğün yemek ne kadar sağlıklı?

2 Kasım 2023

OMAD diyeti, 24 saatlik zaman dilimi içerisinde 23 saat aç kalıp geri kalan bir saatte tek öğün beslenmeye odaklanıyor.Diyetisyenleri ikiye bölen ve aralıklı orucun daha aşırı bir versiyonu olarak nitelendirilen OMAD diyetinde; bir saatlik sürede patates püresi, pizza, hamburger, patates kızartması, çikolatalı kek, makarna veya başka ne istenirse yenebiliyor. Günün geri kalan zamanında da sadece su, çay veya kahve tüketiliyor.Jennifer Aniston ve Mark Wahlberg'in de aralarında bulunduğu Hollywood'un ünlü isimleri dışında Coldplay'in solisti Chris Martin, efsanevi rock'çı Bruce Springsteen ve İngiltere Başbakanı Rishi Sunak da uzun süredir OMAD diyetini uyguluyor.‘BESLENME YETERSİZLİĞİNE YOL AÇIYOR’OMAD destekçileri diyetin üretkenliği artırdığını, hafızayı ve bilişi geliştirdiğini söylerken diyete karşı çıkan uzmanlar, bu beslenme şeklinin sağlığa büyük zararları olduğunu savunuyor.New York Post'a açıklamalarda bulunan Beslenme Uzmanı Dr. Lisa Young, “Böyle bir diyet, kan şekerini sabit tutmaya yardımcı olmaz ve besin eksikliklerine yol açabilir” derken, Sidney Üniversitesi Tıp ve Sağlık Fakültesi'nden Dr. Nicholas Fuller, “OMAD diyetinde günde bir öğün için ne yeneceğine ilişkin yorumlar birçok tehlikeye yol açıyor. Her gün yediğimiz öğünler; tam tahıllı karbonhidratlar, sebzeler, meyveler ve iyi yağlarla dengelenmiş bir protein kaynağı içermelidir. Dengeli beslenmemek, beslenme yetersizliğine yol açacaktır” dedi. ‘KADINLARDA KEMİK ERİMESİ ERKEKLERDE DE KALP DAMAR HASTALIĞI ŞİKAYETLERİNİ ARTAR’Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Uzman Diyetisyen Merve Altay da “Sosyal hayattaki yoğunluğun artmasıyla kişiler artık öğün tüketim sayılarını azaltma ihtiyaçları duyuyor. Bu doğrultuda tek öğün beslenme ve aralıklı oruç diyetleri başı çekiyor" ifadelerini kullandı.Diyette belli bir saatte patates, pizza ve hamburger gibi besinlerin yenmesinin riskli olduğunun altını çizen Merve Altay, “Sadece karbonhidrat içeren yüksek kalorili gıdalar, vücudumuz için ciddi riskler taşır. Beraberinde protein eksikliğiyle birlikte kas kayıpları yaşanabilir. Kas kayıplarının yaşanması metabolizma hızınızı düşürür. Beslenmenin içeriğinde yeterli vitamin ve mineral olmaması nedeniyle de uzun vadede hastalıklar başlar” dedi.Merve Altay, “İnsülin direncinin şiddeti artabilir. Bunun sonucunda tırnak kırılmaları, saç dökülmeleri ve ciltte solgunluk görülür. Ciddi sindirim zorlukları ortaya çıkar. Midede şişkinlik ve hazımsızlık başlar. Bağırsaklarda inflamasyon görülebilir. Diyet içeriğinde kalsiyum fosfor yetersizliği de olacağı için özellikle kadınlarda kemik erimesi yaşanabilir. Erkeklerde de kalp damar hastalığı şikayetleri artabilir” ifadelerini kullandı. 'GÜNÜN GERİ KALANI ÇAY VE KAHVE TÜKETİLMESİ MİNERAL KAYBINA NEDEN OLUYOR'Diyette 23 saat boyunca su, çay ve kahve içilmesine de değinen Altay, “Vücudumuzun en önemli ihtiyaçlarından biri olan su tüketimi günün her saati elzemdir. Su içmenin bir sakıncası olmaz. Fakat fazla tüketilen kahve ve çayın vücutta mineral kaybına neden olduğu bilinen bir gerçek. Bu şekilde kişiler kendilerini daha ödemli ve şiş hissedebilirler. Bunu yaparken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, şekersiz ya da süt ilavesiz çay ve kahve tüketimi olmalı” dedi. YEME BOZUKLUĞUNA NEDEN OLUYOR!OMAD diyetinin bazı insanlarda yeme bozukluğuna da neden olacağını vurgulayan Merve Altay, “Bu diyeti uygulayınca midenin bir süre sonra besin kabul etmemeye başlaması hiç şaşırtıcı olmaz. Bu da beraberinde beslenme bozukluğuna neden olur. Tek öğünde alınan kalori, gün içinde kan şekeri dalgalanmasına da neden olabilir. Bu da kişilerin baş ağrısını artırabilir. Enerji düşüklüğüyle birlikte kendilerini daha halsiz ve yorgun hissedebilirler. Bu keyifsizlik durumu zamanla depresyona yol açabilir” ifadelerini kullandı. OMAD DİYETİ METABOLİZMANIN HIZLANMASINA KATKIDA BULUNUYOR MU?OMAD diyetini savunanlar “Metabolizmanın hızlanmasına katkıda bulunuyor” şeklinde yorumlar yapıyor. Bu doğru olabilir mi? Bu sorumuza Merve Altay, “Dengeli ve yeterli tek bir öğünle bunu sağlamak sağlıklı insanlar için mümkün olabilir. Eğer tüketilen tek öğünde gerekli protein alımı olur, dengeli ve sağlıklı bir öğün tüketilirse metabolizma hızı artabilir” cevabını verdi. Altay, şöyle devam etti:“Bunun için mutlaka zeytinyağı ve Hindistan cevizi yağı gibi sağlıklı yağlardan diyete eklemek gerekiyor. Ayrıca günlük lif tüketimi de çok önemli. Yani gün içinde tüketilen sebze ve meyve miktarına dikkat edilmeli. Mutlaka yeşil yapraklı sebzelerden oluşan ve içine zeytinyağı eklenen bir öğün olmalı." KİMLER BU DİYETTEN KESİNLİKLE KAÇINMALI? Şeker hastalığı ve insülin direnci yüksek olanlar ile böbrek rahatsızlığı ve karaciğer yağlanması bulunanların bu diyeti uygulamasının sakıncalı olduğunun altını çizen Altay, “Ergenlikte de artan kalori ihtiyacının karşılanamaması ve yeme bozukluklarına sebep olabileceği için uygulanması doğru değil. Özellikle genç kadınlarda hormonal dengesizliği beraberinde getirmesi çok yüksek" dedi.   

Devamını Oku

Çay ve kahve depresyon nedeniniz olabilir! Ne sıklıkla tüketmek gerekiyor?

29 Ekim 2023

Baloncuklu çay ya da inci çayı olarak da adlandırılan sütlü ve aromalı çaylar, son zamanlarda Asya ülkeleri başta olmak üzere dünya genelinde popülerliği artan ve Türkiye'de de hızla yayılan bir içecek. Ancak bu moda çaylar, sağlığımız için tehdit oluşturuyor.Çin'deki Tsinghua Üniversitesi'nden araştırmacılar, Pekin'de yaşayan 5 bin 281 üniversite öğrencisiyle anket yaptı. Bulgular, sütlü çay bağımlılığının belirli semptomlara yol açtığını, aynı zamanda depresyon veya anksiyeteyle ilişkili olduğunu ortaya koydu.Hakemli bilimsel dergi Journal of Affective Disorders'da yayımlanan araştırma makalesinde, “Sütlü çayın popülaritesi özellikle de gençler arasında muazzam bir artış gösterdi. Bulgularımız sütlü çay tüketiminin bağımlılığa yol açabileceğini, bunun da depresyon ve anksiyete ile ilişkili olduğunu gözler önüne seriyor” ifadelerine yer verildi. ‘YÜKSEK ORANDA KAFEİN, ŞEKER VE YAĞ İÇERMESİ SORUNLARA NEDEN OLUYOR’Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Uzman Diyetisyen Merve Altay, bulguların oldukça önemli olduğuna dikkat çekerek, “Araştırma kapsamında sütlü çayların katılımcılarda depresyon, anksiyete belirtileri, bağımlılık ve suçluluk duyguları yaratıp yaratmadığı test ediliyor. Özellikle sütlü çay tüketen gençlerde bu durumun daha da arttığı gözlemleniyor. Bu önemli bir veri... Ayrıca yapılan çalışmalarda insan vücudunun sindirim enzimleri hayvansal süt tüketimini sindiremediği için, bağırsaklarda artan dirençle birlikte kişilerin kendilerini karın şişliği, halsizlik ve depresyonda hissetmelerine neden olacağı da ortaya kondu” dedi. “Bu çaylar yüksek oranda kafein, şeker ve yağ içerir” diyen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Taha Can Tuman ise “Yüksek miktarda şeker içeren besinlerin mental sağlık üzerine olumsuz etkileri olduğunu biliyoruz. Ayrıca içerdiği kafein nedeniyle de mental sağlık üzerinde olumsuz etkileri olabilir. Düşük dozlarda kafein depresif belirtilere iyi gelse de yüksek dozlarda anksiyete belirtilerinde artışa ve bağımlılık geliştiğinde yoksunluk dönemlerinde depresif belirtilere neden olabiliyor. Sütlü çayları fazla tüketmek bu sorunların oluşmasına neden olacaktır” ifadelerini kullandı. NORMAL ÇAY VE KAHVELER DE DEPRESYONA NEDEN OLABİLİR Mİ?Peki aynı durum normal çay ve kahve için de geçerli mi? Sorumuza, “Kahve ve çaylarda bulunan kafein miktarı arttıkça anksiyete atakları da artabilir. Bu durum nabız yüksekliğiyle birlikte vücudun daha gergin hissetmesine neden olacaktır” cevabını veren Merve Altay, şöyle devam etti: “Gün içinde 300 miligram kafein yani maksimum iki kupa kahve tüketimi kabul edilebilirken, 700 miligramdan fazla kafein tüketimi bağımlılıkla ilişkilendirilir. Çayların içinde kahve kadar yüksek miktarda kafein bulunmuyor ancak onu da mutlaka sınırlı tüketmek gerekir. Kahve ve çaya eklenen aroma vericiler dışında süt de depresyon ve anksiyete atağını artırabilir.”Kan şekeri, kalori alımı, mide ve bağırsaklar... Aç karna kahve içmek vücudumuzu nasıl etkiliyor? Uzmanlara sorduk…KAHVE İÇMEDEN UYANAMADIĞINI SÖYLEYENLERİN GÜNLÜK KAFEİN MİKTARINI HESAPLAMALARI ÇOK ÖNEMLİDoç. Dr. Taha Can Tuman da kafein miktarına dikkat çekerek, “Kafein uyarıcı bir maddedir. Merkezi sinir sistemine etki yapmakta, yorgunluğu gidermekte ve uyanıklığı artırmaktadır. Psikiyatrik hastalıklara bağlı ortaya çıkan halsizlik, bitkinlik, yorgunluk, enerji azlığı, dikkat ve odaklanma güçlüğü gibi şikayetlere de iyi geldiği için, psikiyatrik hastalığı olanlarda da kafein tüketiminde bir artış olduğundan bahsedilebilir. Bu aslında kişinin kafeini kendini tedavi amacıyla kullanmasıdır. Fakat yüksek miktarlarda kullanım, titreme ve anksiyete belirtilerine neden olabilir” dedi.Doç. Dr. Tuman, şöyle devam etti:-- Kaygı, iç sıkıntısı, huzursuzluk, bunaltı ve kaygının bedensel belirtileri olan çarpıntı, göğüs ağrısı, nefes darlığı, karıncalanma, uyuşma gibi belirtilere neden olabilir. Özellikle kahve içmeden uyanamadığını söyleyenlerin günlük kafein miktarını hesaplamaları ve kafein bağımlılığına doğru bir gidiş olup olmadığını değerlendirmeleri gerekir. -- Kahve içmeden uyanamamak, kahve içmeyince yorgunluk, dikkat ve odaklanma sorunu yaşamak kafein bağımlılığı ile ilgili yoksunluk belirtileri olabilir. Özellikle günde 5 bardak ve üzeri kahve tüketimi varsa kafein bağımlılığı için risk altında olduğumuzu bilmemiz gerekir.-- Bir bardak çay yaklaşık 60-75 mg kafein içerir. Bu nedenle kahve tüketimi ile birlikte siyah çay tüketimini de kafein bağımlılığı açısından hesap etmek gerekir. Tek başına günde 10 bardak ve üzeri siyah çay tüketiminin kafein bağımlılığı açısından risk teşkil ettiğini bilmemiz gerekir.SIKLIKLA ÇAY VE KAHVE TÜKETMEK BAŞKA HANGİ SORUNLARA NEDEN OLABİLİR?Peki aşırı çay ve kahve tüketimi vücudumuza ne gibi başka zararlar veriyor?Merve Altay, “Fazla miktarda kahve tüketmek diüretik etki gösterir yani sizi sürekli idrara çıkarır. Bu durumda vücut su kaybeder, metabolizmanın yavaşlamasına, kabızlığa ve ciddi anksiyete ataklarına sebep olur. Kahve ve sütlü çay tüketiminin yeteri kadar suyla dengelenemediği hallerde, kişiler kendilerini halsiz yorgun ve depresif hissedebilirler. Aynı zamanda sık tuvalete gitmek vücuttan ciddi miktarda vitamin ve mineral atımına da sebep olabileceği için beslenme bozuklukları meydana getirebilir. Örneğin bir bardak kahve tükettiğinizde üç bardak su içmelisiniz” ifadelerini kullandı. ‘HEZEYAN VE HALÜSİNASYON ARTIŞINA NEDEN OLABİLİR’ “Kafein uyarıcı, keyif verici ve performans artırıcı bir madde olduğu için uykusuzluk, enerji artışı, iştahsızlık, kendini iyi hissetme gibi belirtilere yol açar” diyen Doç. Dr. Taha Can Tuman, “Bunun dışında özellikle psikotik bozukluğu olanlarda hezeyan ve halüsinasyonlarda artışa neden olabilir. Çok yüksek dozlarda görme bulanıklığı ve nöbetlere neden olabilir. Panik bozukluk hastalarında kaygı düzeyinde artış, belirtilerde kötüleşme görülebilir. Ayrıca yüksek dozlarda hipertansif krizlere neden olabilir.” dedi.Doç. Dr. Tuman, şu önemli bilgilerin de altını çizdi:-- Kafein içeren ürünlerin yarılanma ömrü 3-7 saat olduğu için özellikle akşamları kafein içeren sıvıların tüketimi uykusuzluğa neden olabilir.-- Tersten bakacak olursak depresyonda olan bir kişi kafein içeren sıvıların tüketimini artırabilir. Kafein tüketimi depresyon belirtileriyle başa çıkmak için kişinin kullandığı bir kendi kendine tedavi yöntemi olabilir. Şunu unutmamak gerekir, kafeinin kişi üzerindeki etkileri yaşa, cinsiyete, kişinin ek hastalıklarına, kullandığı ilaçlara, genetik faktörlere ve çevresel faktörlere bağlı olarak değişebilir. Sonbahar ve kış döneminde bitki çayları sıklıkla tüketiliyor. Çay ve kahve çeşitleri dışında bitki çayları da benzer sorunlara neden olabilir mi?Doç. Dr. Tuman, “Yeşil çayda kafein miktarının bir bardakta yaklaşık 25-35 miligram olduğunu biliyoruz. Bitki çayları açısından da kafein bağımlılığı riski çok düşük olsa da özellikle yüksek miktarlarda tüketim başta karaciğer olmak üzere beden sağlığı üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir” ifadelerini kullandı.Bitki çayı deyip geçmeyin, sağlığınızdan olmayın! 'Çok bitkili çaylar olumsuz etkilere sebep olur' 

Devamını Oku

Tahliye taahhütnamesi hakkında tüm merak edilenler… 'Her yıl sonu ev mi taşıyacağız?'

28 Ekim 2023

Ev sahipleri ile kiracılar arasında yaşanan tartışmalara her gün bir yenisi ekleniyor. İstanbul Sultangazi’de yaşayan G.L. de ev sahibi ile anlaşmazlığa düşenlerden. Oturduğu evde beşinci yılını dolduran ve ev sahibiyle kira ücreti konusunda anlaşamayan G.L., “Geçen yıl ev sahibimle küçük çaplı bir tartışma yaşamıştık. Kendisine yüzde 25’ten fazla zam teklif etmeme rağmen kabul etmemişti. Yüzde 100’den fazla zamda diretmişti. Eşimle bana karşı üslubu ve tavrı da çok kötüydü. Sonra araya ağabeyi girdi ve konu bir şekilde çözüldü. Fakat bu ayın sonunda beşinci yılımızın dolacak olması, ev sahibimin iştahını iyice kabarttı. Kira ücretini 3,5 katına çıkarmamızı istedi” dedi...'KREDİ ÇEKİP TAŞINMAYA KARAR VERDİK'Yaptığı araştırmayla ev sahibinin talep ettiği meblağın civarda aynı ayardaki dairelerin kirasının neredeyse iki katı olduğunu öğrendiğini söyleyen G.L. şöyle devam etti:-- Eylül’ün başından itibaren sürekli aramaya başladı. O kadar sık arıyor ya da mesaj atıyordu ki artık bunaldım. Ben cevap vermeyince bu sefer eşimi aramaya başladı. Kendisine "Daha makul bir oranda anlaşalım" dediğimde telefonu suratıma kapatıyordu.-- Kendisine çevredeki fiyatlarla ilgili aldığım bilgileri aktardım. Emsal dairelerin kira ücretleri üzerinden şu anki kiramızın 2,5 katını teklif ettim ama anlaşmayı kesinlikle kabul etmedi. -- Artık durum öyle bir noktaya geldi ki eşimle eve adım atmak gelmiyor içimizden… Kredi çekip taşınmaya karar verdik. Bir haftadır oturduğumuz bölgede gitmediğimiz emlakçı kalmadı. Bütçemize uygun birkaç ev de bulduk üstelik ama bu sefer de başka bir sorunla karşılaştık: Tahliye taahhütnamesi!” ifadelerini kullandı.Ev sahibi ile kiracının ‘satılık ilanı’ tartışması… Cama ilan astırmamak tahliye nedeni olabilir mi? Evde kiracı varken ev satılırsa ne olur?'BÜTÇEMİZE UYGUN EV BULUNCA TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİ ÖNÜMÜZE GELDİ’Gezdikleri emlakçıların dediğine göre ev sahiplerinin artık kira kontratı dışında tahliye taahhütnamesi de istediklerini söyleyen G.L., “Emlakçılara 'Bu bir zorunluluk değil, böyle bir şeye zorlayamazlar' desem de 'Valla ağabey ev sahibi böyle istiyor ne yazık ki' yanıtını aldım. Bütçeye göre ev bulmanın ve taşınmanın iyice zorlaştığı şu dönemde kiracı, tahliye taahhütnamesini neden imzalasın? En fazla bir yıl oturduktan sonra beni çıkarması için o kâğıda neden imza atayım? Böyle kiracılık mı olur? Her yıl sonu ev mi taşıyacağız? Ev sahibi istediği meblağda diretiyor, başka ev bulamıyorum, bulunca da böyle şeyler karşımıza çıkıyor. Bir haftadır gözümüze doğru düzgün uyku girmedi” ifadelerini kullandı.‘TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİ ASLA BİR ZORUNLULUK DEĞİLDİR’Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğum Gayrimenkul Hukukçusu Ümit Yasin Kısa, “Tahliye taahhütnamesi olarak isimlendirdiğimiz hukuki işlem; kiracının kiralananı belirlenen tarihte tahliye edeceğine irade beyanıdır” dedi ve şu önemli bilgilerin altını çizdi:“Bu belge, Türk Borçlar Kanunu’na göre kira sözleşmesinin sona erdirilmesi hallerinden birisidir. Nitekim Türk Borçlar Kanunu’nun 352’nci maddesinde 'Kiracı, kiralananın teslim edilmesinden sonra kiraya verene karşı, kiralananı belli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak üstlendiği halde boşaltmamışsa, kiraya veren kira sözleşmesini bu tarihten başlayarak bir ay içinde icraya başvurmak veya dava açmak suretiyle sona erdirebilir' denmektedir. Tahliye taahhütnamesi, tek taraflı bir irade beyanı ile taşınmazın belirli bir tarihte tahliye etmeyi yazılı olarak taahhüt etmesidir. Fakat tahliye taahhütnamesi asla bir zorunluluk değildir.” ‘BU DAYATMA TÜRK KİRA HUKUKUNA AYKIRIDIR’ “Ne var ki uygulamada kira sözleşmesinin imzası anında tahliye taahhütnamesi alınmaya veya şart koşulmaya çalışılmaktadır” diyen Ümit Yasin Kısa, “Bu öncelikle kanun maddesine ve maddenin ruhuna aykırıdır. Kanun koyucu tarafından tahliye taahhütnamesi devam eden kira ilişkisinde yapılabilecek bir hukuki işlem olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle kira sözleşmesinin yapılması şartı olarak tahliye taahhütnamesinin ileri sürülmesi kanuna ve içtihatlara aykırıdır. Ev sahipleri tabii burada kendilerini güvenceye almak istemektedirler ancak bu dayatma Türk kira hukukuna aykırıdır” ifadelerini kullandı. DİKKAT! BOŞ TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİNE İMZA ATMAYIN! Kiracı sözleşme günü tahliye taahhütnamesi imzalanmaya zorlandıysa ya da boş bir evraka imza attığını sonradan anladıysa ne yapacak? “Eğer kira sözleşmesinin imzalandığı tarihte tahliye taahhütnamesi de imzalandıysa ve ikisinin de düzenlenme tarihi aynı ise tahliye taahhütnamesi geçersizdir” diyen Ümit Yasin Kısa, “Bunun dışında uygulamada çokça görülen tahliye taahhütnamesinde daha ileri bir tarih gösterildiyse, bu belge zorla imzalatıldıysa veya boş belgeye imza atmaya zorlandıysa; hiç vakit kaybetmeden derhal atılan imzanın baskı altında atıldığı, gerçek iradesini yansıtmadığına dair bildirim yapılması gerekmektedir. Aksi takdirde kendi iradesiyle boş belgeye imza atan kişi bunun sonuçlarına katlanmak zorunda kalacaktır” dedi.Ev sahiplerinin 'yüksek kira' pişmanlığı... 'Ellerim kırılsaydı da evimi onlara vermeseydim!'KİRA SÖZLEŞMESİNE EKLENEN TAHLİYE ŞARTI DA GEÇERSİZ Bu noktada akla şu soru da geliyor: Sözleşme maddeleri arasına "Yıl sonunda kiracı mülkü boşaltacaktır" eklenirse ve kiracı bunu imzalarsa, kontrat kiracı açısından bağlayıcı oluyor mu? Bu soruma Ümit Yasin Kısa, “Kira sözleşmesi ile tahliye taahhütnamesi aynı tarihte imzalanamayacağından, kira sözleşmesine eklenen tahliye şartı kanunun aradığı tahliye taahhütnamesi olamayacağı ve bu şartın kanuna da aykırı olması nedeniyle taşınmazın yıl sonunda boşaltılacağına dair hükümler kesin olarak geçersizdir. Bu nedenle iki taraf için de bu maddeler geçersiz olacaktır” cevabını verdi. USULÜNE UYGUN TAHLİYE TAAHHÜTNAMESİ KİRACIYI EVDEN ÇIKARIR Peki, elinde usulüne uygun tahliye taahhütnamesi olan bir ev sahibi icra yoluyla tahliye sağlayabilir mi?  "Usulüne uygun tahliye taahhütnamesi olan malik, tahliyenin taahhüt edildiği tarihte kiralanan boşaltılmazsa 1 ay içerisinde icra kanalıyla talep edebilir" diyen Ümit Yasin Kısa, "Kiracı tarafından buna itiraz edilmesi halinde ise gerekli yer mahkemesinde dava açarak genel yargılamaya göre daha hızlı şekilde sonuç alacaktır. Usulüne uygun tahliye taahhütnamesi ise yazılı olmalı, kira sözleşmesinden sonra yapılmış olmalı, tahliye tarihi açık olmalı, kiralananın adresi açık olarak yazılmalıdır. Kiralanan yer bir aile konutu ise eşin de imzası gerekmektedir" ifadelerini kullandı. 

Devamını Oku

Yapay zekâ depremi önceden tahmin edebilir mi? Yeni araştırma umutları artırdı!

23 Ekim 2023

ABD’de Texas Üniversitesi'ndeki araştırmacılar tarafından geliştirilen YZ algoritması, Çin'de yapılan yedi aylık bir deneme sırasında depremlerin yüzde 70'ini meydana gelmeden bir hafta önce doğru bir şekilde öngörmeyi başardı.Amerika Sismoloji Derneği dergisinde yayımlanan çalışmaya göre üzerinde çalışılan YZ yazılımı, meydana gelen 15 depremden 14'ünü neredeyse doğru büyüklükte öngördü. Dahası yazılım, depremlerin merkez üslerini de 321 kilometrelik bir alan içinde doğru tahmin etti.Aynı yaklaşımın başka yerlerde de işe yarayıp yaramayacağı henüz bilinmiyor ancak bu girişim YZ destekli deprem tahmini araştırmalarında bir kilometre taşı niteliğinde görülüyor.‘İMKÂNSIZ OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜĞÜMÜZ PROBLEMİN PRENSİPTE ÇÖZÜLEBİLİR OLDUĞUNU GÖRDÜK’Texas Üniversitesi'ndeki jeoloji bürosunda görev yapan ve araştırma ekibinin üyesi olan Sergey Fomel, “Depremleri tahmin etmek için önemli bir adım attık. Henüz dünyanın herhangi bir yeri için tahminlerde bulunmaya yakın değiliz. Ancak başardıklarımız bize imkânsız olduğunu düşündüğümüz problemin prensipte çözülebilir olduğunu gösteriyor” dedi.Büronun sismik ağı olan Texas Sismolojik Ağ Programı'na liderlik eden kıdemli araştırma bilimcisi Alexandros Savvaidis ise “Bu milisaniyelik bir mesele ve kontrol edebileceğiniz tek şey ne kadar hazırlıklı olduğunuz. Yüzde 70 çok büyük bir oran. Hem ekonomik hem de insani kayıpların en aza indirilmesine yardımcı olabilir. Ayrıca dünya çapında depreme hazırlık durumunu önemli ölçüde iyileştirebilir” ifadelerini kullandı.Araştırmacılar California, İtalya, Japonya, Yunanistan, Türkiye ve Texas gibi güçlü sismik izleme ağlarına sahip yerlerde YZ’nin başarı oranını artırabileceğinden ve tahminlerini birkaç 10 kilometreye kadar daraltabileceğinden emin… Ekibin sonraki adımlarından biri, YZ’yi çok sayıda küçük ve orta büyüklükte depremler yaşanan Texas'ta test etmek olacak.Peki yapay zekâ depremi önceden tahmin edebilir mi? Bu soruyu alanında uzman olan Prof. Dr. Şükrü Ersoy, Prof. Dr. Süleyman Pampal ve Prof. Dr. Fetullah Arık'a sorduk ve önemli cevaplar aldık‘UMUT VERİCİ BİR GELİŞME AMA YİNE DE DEPREMİ BİRKAÇ DAKİKA YA DA BİR SAAT ÖNCE BİLMEK ÇOK ZOR’“YZ’yi kafasında verileri tutup, neticeye varabilen bir insan gibi düşünmek gerekiyor” diyen Deprem Uzmanı Prof. Dr. Şükrü Ersoy, “Yapılan bu çalışmayı umut verici olarak değerlendirebiliriz. Ancak yine de depremi birkaç dakika önce ya da bir saat önce bilmek pek mümkün görünmüyor” dedi.Yapay zekadan faydalanmak için veri girişinin çok geniş ve doğru olması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Ersoy, “Nasıl bilgisayarlarda ya da bazı programlarda analitik sonuçlar elde ediyorsak, YZ de bunun aynısı… Fakat unutmamak gerekiyor; bu oluşuma ne verirseniz onu alırsınız. Hiç yapılmamış bir veriyle yola çıkıldığı zaman YZ’nin bunu neticelendirebilmesi zor. Doğru verileri girip doğru soruları sorabilirseniz size deprem hakkında bir şeyler söyleyecektir. Ama şu da önemli: Tüm bunlar yaptığınızda YZ iki varsayım bile söylese çok kıymetli… Nokta atış yapmayabilir ama gözünüzden kaçan detayı önünüze getirebilir” diye konuştu. Prof. Dr. Ersoy, şöyle devam etti:“Veri girişinden kastım tarih öncesi dönemden bugüne, sismik aktivitelerin hepsini YZ’ye doğru şekilde sunabilmek… Örneğin biz Marmara ve İstanbul için olasılık hesaplarına göre konuşuyoruz. Biliyoruz ki 1766’da büyük bir İstanbul depremi meydana geldi. Aradan geçen 250 yıllık süreçte bunun tekrarlanma aralığının dolduğunu düşünüyoruz. Buna göre 'Kabuk hareket hızlarına baktığımızda her an olabilir ya da önümüzdeki 10-15 yıl içerisinde olması muhtemel' diyoruz. Bu yanlış mı? Hayır. Çünkü olasılık hesaplarına göre doğru… Peki biz şimdi depremi önceden bilmiş mi oluyoruz? Yine hayır… Elimizdeki verilere göre söylüyoruz. Özetle YZ de bu şekilde hareket edecektir.” ‘ÇİN’DE 10 BİNDEN FAZLA DEPREM ÖLÇEN CİHAZ VAR, BU NEDENLE YZ GÜÇLÜ ŞEKİLDE DESTEK OLUYOR’Çalışmanın Çin’de güçlü sonuçlar ortaya çıkarması ile ilgili de önemli bir detayın altını çizen Prof. Dr. Ersoy, “Ülkemizde 1999 depremine kadar deprem ölçen cihaz sayımız 300 civarındaydı. Şimdi ise 1200’lerde… Artık Türkiye’nin her tarafına aletlerimizi yerleştirdik. [Yüzölçümü Türkiye'nin 12 katından fazla olan] Çin’de ise bu sayı 10 bin belki daha da fazla… Elinizde ne kadar ölçüm cihazı varsa, ne kadar veri girişi yapabiliyorsanız doğal olarak YZ de size o kadar güçlü destek oluyor” ifadelerini kullandı.‘YZ BAZI DOĞRULARI ÖNÜMÜZE GETİRSE DE PALEOSİSMOLOJİK ÇALIŞMALARI OKUYUP DEĞERLENDİREBİLMESİ ÇOK ZOR’Gazi Üniversitesi Deprem Araştırma Merkezi Kurucu Başkanı Prof. Dr. Süleyman Pampal da verinin önemine değinerek, “Depremlerin tahmin edilmesi çok kolay bir iş değil. Depremde pek çok ipucu değerlendirilir ama bunlardan bir tanesi etkili olabilir. YZ ise insan eliyle girilen verilerin çokluğu sayesinde doğruyu önümüze getirebilir” dedi. Prof. Dr. Pampal, şu bilgilerin altını çizdi:“Depremlerin tahmininde kullanılan onlarca yöntem var. Bunlardan en önemlisi ‘istatistiksel yöntem’ verisi… Bu veriyi üçe ayırıyoruz: Güncel veriler, aletsel dönem verileri ve jeoloji verileri… Güncel ve aletsel dönem verilerine YZ çok çabuk ulaşır. Ama jeoloji verileri için bilim insanları gerekli… Depremlerin gücünü, fayları ve varsayımları arazide yapacağınız kazılarla ve paleosismolojik çalışmalarla okuyup değerlendirebilirsiniz. Bu çalışmayla depremin bıraktığı izleri belirlersiniz. Bu üç veri elinizde sağlam olursa YZ, hızlı ve başarılı sonuç üretme konusunda kolaylık sağlayabilir.”

Devamını Oku

WhatsApp’ın yeni özelliği 'Kanallar'a dikkat! ‘Dolandırıcılar için ortam çok müsait’

23 Ekim 2023

Dünyanın en popüler anlık mesajlaşma uygulaması WhatsApp’ın ilk olarak Kolombiya ve Singapur'da kullanıma sunduğu 'Kanallar' özelliği, 150’den fazla ülkede erişime açıldı. Artık Türkiye'de de kullanıcılar kendi kanallarını oluşturabiliyor.Bu özellik kullanıcıların kanal oluşturarak duyurularını yayınladıkları bir grup sohbeti gibi çalışıyor. Pek çok spor kulübü, haber sitesi, ünlüler ve şirketler de bu alanda yerlerini almaya başladı.Meta Platforms tarafından yapılan açıklamada “150'den fazla ülkede Kanallar'ı kullanıma açarak size önemsediğimiz güncellemeleri sunmanın heyecanını yaşıyoruz. İnsanların doğrudan WhatsApp'ta takip edebileceği binlerce kuruluşa, spor takımına, sanatçıya ve fikir liderine merhaba diyoruz” ifadeleri kullanıldı.Uzmanlar ise hızla popülerleşen bu özelliğin kullanıcıları bazı tehditlerle karşı karşıya bırakabileceği konusunda uyarıyor. Peki bu tehditler neler?Konuyu Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Anabilim Dalı Başkanı ve Bilişim Teknolojileri Uzmanı Doç. Dr. Ali Murat Kırık ve Siber Güvenlik Uzmanı Osman Demircan ile mercek altına aldık. WHATSAPP'IN KANALLAR'INI TELEGRAM’DAKİNDEN AYIRAN ÖZELLİKLER NELER?WhatsApp’ta gördüğümüz bu yeniliğe aslında çok da yabancı değiliz. Telegram’da da benzer bir özellik bulunuyor. Peki iki uygulamanın farkları neler?“Dünya genelinde çok fazla kullanıcısı olan Telegram, uzun zaman önce kanal modeline geçiş yaptı” diyen Osman Demircan, “Geçiş yapmakla kalmadı kanalın otomatik olarak kurucusu tarafından yönetilebilmesi için gerekli olan alt yapıları da kurdu. Hatta Telegram üzerine kanal sahipleri küçük çapta programlar da geliştirebiliyor. Hal böyle olunca Telegram, kullanım kolaylığından çok illegal işler için kullanılan bir yapıya dönüştü. WhatsApp’ta işler şu an çok stabil bir şekilde ilerliyor. Sadece kanal sahibinin paylaşım yaptığı ve katılımcıların paylaşımları takip ettiği daha basit bir yapıda çalışıyor” ifadelerini kullandı. WhatsApp kanallarının Telegram kanallarından biraz farklı olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Ali Murat Kırık ise iki uygulamanın çalışma prensiplerine ilişkin şu teknik detayları paylaştı: “WhatsApp’ta kanal yöneticisi, tüm katılımcıların görebileceği mesajları gönderebilir. Telegram kanallarında ise seçili ve ek yöneticiler mesaj gönderebilir. WhatsApp’ta kanal yöneticisi tarafından belirlenen bir katılımcı sınırı bulunuyor. Bu sınır, kanalın türüne ve amacına bağlı olarak değişebilir. Telegram kanallarında ise kanalın katılımcı sayısında herhangi bir sınırlama bulunmuyor. WhatsApp kanalları, varsayılan olarak herkese açık. Ancak kanal yöneticileri, kanalı özel olarak ayarlayabilir. Telegram kanalları ise varsayılan olarak özel. Ama kanal yöneticileri, kanalı herkese açık olarak da ayarlayabilir.” ‘EN BÜYÜK TEHLİKE KURUMLARIN İSİMLERİ KULLANILARAK AÇILAN KANALLAR OLACAK’“WhatsApp Kanallar ile ilgili en büyük tehlike kurumların isimleri kullanılarak açılan kanallar olacak” diyen Osman Demircan, “Firmanın hiç haberi yokken ismi kullanılarak açılmış bir kanal ve katılımcısına gönderilen linkler apayrı bir dolandırıcılığın yolunu açabilecek nitelikte. Benzer şeyler diğer mesajlaşma uygulamalarının kanallarında da yaşandı. Ama dünya üzerinde milyarlarca kullanıcısı olan WhatsApp gibi bir uygulamada bu durum daha büyük sıkıntılar yaratabilecek gibi görünüyor” dedi.KRİPTO BORSALARI GİBİ DAVRANAN KANALLARA DİKKAT!Telegram üzerinde sıkça karşılaşılan bahis sitesi görünümlü kanallar üzerinden yapılan dolandırıcılıkların bir benzerinin WhatsApp Kanallar'da da yaşanmasının çok olası olduğuna dikkat çeken Demircan, “Bunların yanında kripto borsaları gibi davranan kanallar ve sözde tüyolar veren kripto para yatırımcıları yine çok fazla vatandaşın dolandırılmasına neden olacak. Birçok dolandırıcı, kanallar üzerinden bilgi veriyormuş gibi göstererek vatandaşların kişisel verilerini ve paralarını çalma girişiminde bulunabilir” ifadelerini kullandı. ‘ALIŞVERİŞ DOLANDIRICILIKLARI İÇİN ORTAM ÇOK MÜSAİT’“Kanallar, kullanıcıları sahte ürünler veya hizmetler satın almaya ikna etmek için kullanılabilir” diyen Doç. Dr. Ali Murat Kırık, “WhatsApp kanallarında alışveriş dolandırıcılıkları için ortam çok müsait. Bu dolandırıcılıklar, genellikle yüksek indirimler veya ücretsiz ürünler vadederek çalışır” dedi. Doç. Dr. Kırık, şöyle devam etti:“Örneğin siber dolandırıcılar, sahte bir ürün veya hizmetin reklamını yapan bir kanal oluşturabilir. Kanalda, yüksek indirimler veya ücretsiz ürünler vaat ederek kullanıcıları satın almaya ikna etmeye çalışabilir. Kullanıcılar, dolandırıcıların verdiği bilgilere güvenerek ödeme yapabilir. Bunun üzerine dolandırıcılar bu yapılan işlem sonrası kanalı kapatabilir ve sırra kadem basabilirler. Nitekim bunun örnekleri geçmişte Telegram’da çok fazla yaşandı. Bu nedenle kanallarda, satıcının iletişim bilgilerini, ürün veya hizmetin ayrıntılarını dikkatlice incelemeniz son derece önemli…” ‘INSTAGRAM’DA YAŞANAN ALIŞVERİŞ DOLANDIRICILIKLARI WHATSAPP KANALLAR'DA DA OLABİLİR’‘Osman Demircan da alışverişin dolandırıcılar için mutlaka kullanılacak bir olta olduğuna dikkat çekerek, Instagram’dan örneklerle konuyu detaylandırdı:-- Instagram’ın alışveriş için geliştirdiği bir özelliği mevcut. Ürün satışı ticari olarak kayıt yapılarak Instagram üzerinden gerçekleştirilebiliyor. Genellikle küçük ve butik işletmeler, bu özelliği kullanmak yerine Instagram profillerine yazdıkları bir telefon numarasıyla iletişime geçme yoluyla satış yapmayı tercih ediyor.-- Fakat bu tercih, çok sayıda kişinin dolandırılmasına neden oldu. Vatandaşlar paralarını dolandırıcılara kaptırdılar.Telefonla iletişime geçildikten sonra almak istedikleri ürünlerin ücretlerini havale yaptılar. Birçok vatandaşa orijinal ürün yerine sahte ürünler gönderildi. Hatta pek çok vatandaş benzer durumu WhatsApp üzerinden birebir iletişim ya da gruplar aracılığıyla da yaşadı. Şimdi de Kanallar üzerinden, kurum isimleri taklit edilerek açılan kanallarda benzer şeylerin yaşanması çok olası...-- Genellikle ikinci el satışlarda mesajlaşma uygulamaları çok sık kullanılıyor. Haliyle Kanallar özelliği üzerindenmağdur olan kişileri de önümüzdeki günlerde görmeye başlarız.

Devamını Oku

17 hekim bulamadı, teşhisi ChatGPT koydu! Yapay zeka doktorların yerini alabilir mi?

13 Ekim 2023

Teknolojideki son gelişmeler ‘yapay zeka ile robotlar dünyayı ele geçirecek mi?’ sorusunu doğal olarak sürekli gündeme getiriyor. Bu soru ilk çarklı cihazların kullanılmaya başlandığı 1860'lı yıllarda da sorgulandı. Fakat gelinen noktada şu bir gerçek ki, gelişmiş teknolojiler birçok meslek dalını ya ortadan kaldıracak ya da değişime uğratacak gibi duruyor.Yapay zekanın yoğun bir şekilde kullanıldığı alanların başında ise tıp geliyor. Bu alanda her gün yeni bir gelişme yaşanıyor ve her olumlu adım, ‘Yapay zeka hekimlerin yerini alabilir mi?’ sorusunu ortaya çıkarıyor. Özellikle ABD’de üç yıl boyunca tam 17 doktora görünen yedi yaşındaki Alex’in ne sorunu olduğunu ChatGPT’nin çözmesi bunu bir kez daha gündeme getirdi.PEK ÇOK DOKTOR TARAFINDAN MUAYENE EDİLDİ AMA RAHATSIZLIĞI BİR TÜRLÜ BULUNAMADIDaha 4 yaşındayken kronik ağrıları ortaya çıkan çocuk, her gün ağrı kesici ilaç kullanmak zorunda kaldı. Ağrısının başlamasından kısa bir süre sonra Alex'in kişiliği de değişmeye başladı. Soyadlarını açıklamak istemeyen anne Courtney, Today’e yaptığı açıklamada oğlunun “Öfke nöbeti geçiren çılgın bir insana” dönüştüğünü söylerken, “Bulduğu nesneleri de çiğniyordu” diye ekledi.Courtney ilk başta bunun bir diş sorunu olabileceğini düşündü ve Alex'i diş doktoruna götürdü. Doktor da Alex'in damak yapısının ağzına ve dişlerine göre çok küçük olduğunu ve bunun da geceleri nefes almasını zorlaştırdığını tespit etti. Alex'in damağına genişletici yerleştirildi. Courtney de “Her şey bir süreliğine çok iyiydi. Artık sorunu tamamen çözmüştük” dedi.Fakat bir süre sonra Courtney, Alex'in vücudunun büyümediğini fark etti. Alex'i hemen bir çocuk doktoruna götürdü. Doktor, koronavirüs pandemisinin Alex'in gelişimini olumsuz etkilediğini söyledi. Alex'i fizik tedaviye yönlendirdi çünkü ayaklarında bazı dengesizlikler var gibi görünüyordu.Ancak fizik tedaviye başlamadan önce Alex, giderek daha da kötüleşen şiddetli baş ağrıları yaşadı. Nörolog, çocuğun migreni olduğunu söyledi. Alex aynı zamanda yorgunlukla da mücadele ediyordu. Bu yüzden sinüs boşlukları veya solunum yolu nedeniyle uyku sorunu yaşayıp yaşamadığının kontrol edilmesi için kulak burun boğaz doktoruna da götürüldü. İlerleyen zamanlarda Alex bu şekilde pek çok doktor tarafından muayene edildi ama tüm sorunlarının kaynağı olan rahatsızlığı bir türlü bulunamadı.ChatGPT EN DOĞRU TANIYI KOYDUÜç yıllık arayışın sonunda Courtney son bir çare olarak Alex'in durumunu yapay zeka sohbet botu ChatGPT'ye sormaya karar verdi.Courtney “Alex’i 17 doktora götürdük. Hepsi bir teşhis koydu ama bir sonuç alamadık. Ben de tüm şartları zorlamaya devam ettim. Bütün bir geceyi bilgisayar başında geçirdim. Alex'in test sonuçlarını satır satır inceledim. Belirtileri de detaylı bir şekilde ChatGPT'ye girdim. Sohbet botu, gergin omurilik sendromu olabileceği cevabını verdi. Teşhisi hemen arattım ve bunun çok mantıklı olduğunu düşündüm” ifadelerini kullandı.Courtney, ChatGPT’ten aldığı bilgiler doğrultusunda yeniden doktorlarla görüştü. Sonunda Alex'te bu sendromun en hafif şekli olan ‘spina bifida occulta’ rahatsızlığı olduğu anlaşıldı. Bu hastalık ise omurgadaki bir veya daha fazla kemik düzgün şekilde oluşmadığında ortaya çıkıyor. Özetle çocuğun omurgasında küçük bir boşluk vardı. Bu boşluklar ufak olduğu için sendromun bu versiyonun teşhis edilmesi de zorlaştı. Fakat yapay zeka doğru teşhisi çok çabuk bir şekilde koydu.Alex şimdi daha iyi ama tüm bu yaşananlar akla şu soruyu getiriyor; ‘Yapay zeka bir süre sonra doktorların önüne geçebilir mi?’Biz de bu soruyu alanında uzman isimlere sorduk.‘BELİRLİ BRANŞLARDA HEKİMLERE GEREKLİLİĞİ ORTADAN KALDIRABİLİR’Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı ve Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Alper ŞenerSağlık alanında yapay zeka uygulamaları belirli branşlarda hekimlere gerekliliği ortadan kaldırabilir. Örneğin görüntüleme alanında… Koronavirüste bunun çok yararını gördük. Akciğer tomografilerindeki görüntüler yapay zekaya yorumlatıldı. Dünyanın pek çok ülkesinde, özellikle de Çin’de kesin ve hızlı sonuçlar alındı.Branşlarda da belli başlı işlemleri daha iyi yapabilir. Buna örnek olarak da robotik cerrahi alanını söyleyebilirim. Fakat tüm alanlarda hekimlerin önüne geçebilecek kadar üstün bir teknoloji oluşabileceğini sanmıyorum. Çünkü bizde hastalık yok, hasta vardır. Bireysel değişimlerde insiyatif alabilmek bir beceridir. Bu kodlanamaz ve taklit edilemez… O nedenle hekimlik bir zanaattır.‘YAPAY ZEKA YORGUNLUKTAN VE DİKKAT DAĞINIKLIĞINDAN ETKİLENMEZ’Gastroentoloji Uzmanı Prof. Dr. Vedat GöralYapay zekanın gelişimi son 20 yılda dramatik bir şekilde arttı ve tıbbi uzmanlıkların çoğu için klinik uygulamalar giderek araştırılıyor. Yapay zeka sistemlerinin bu alandaki klinik uygulamaları, kanser lezyonların tanımlanmasını (Örneğin Barrett özofagusu veya Özofagus kanserinin tanımlanması, pankreas kanserleri), lezyonların tespitini (Örneğin, polip tanımlama ve sınıflandırma, ince bağırsakta kanama lezyonu) içeriyor.Yapay zeka birkaç yıla kadar hastalığın erken tanısında risk sınıflandırması için objektif puanlama sistemlerinin geliştirilmesi, hastalık seyrinin veya tedaviye yanıtın tahmin edilmesi, endoskopik muayenenin kalitesi gibi ölçümlerin değerlendirilmesinde büyük rol oynayacaktır. Bazen bir hastalığın tanı ve tedavisi hakkında iki hekim farklı karar verebilir. Yapay zeka ise tek başına daha net karar ortaya çıkarabilir. Daha da önemlisi yapay zeka önerileri klinisyenin muhakemesiyle eşleşirse, klinisyenler daha güvenli bir şekilde karar verebilir.Yapay zekanın en önemli özelliği başka faktörlerden etkilenmeden aynı sonucu ortaya çıkarıyor olması… Ayrıca bazen gözün fark etmekte zorlandığı lezyonları bile otomatik olarak algılayıp işlemi yapan hekimi uyarıyor. Hekimin yorgun olması veya dikkatinin dağılması, tanıyı etkilese de yapay zeka bu faktörlerden asla etkilenmiyor.Gelecekte yapay zeka, standart klinik bakıma entegre edilecektir. Tanı koymada, tedavi müdahalelerini seçmede, sonuçları tahmin etmede ve klinik karar almayı etkilemede rehberlik olacaktır. Şu ortamda yapay zeka doktorlarla yarışamaz, önüne geçemez. Ancak ilerideki gelişmeler, bunu mümkün kılacaktır.'RADYOLOJİ ALANI BAYRAĞI YAPAY ZEKAYA DEVREDEBİLİR'İç hastalıkları Uzmanı Dr. Aytaç KaradağFuturistik bakacak olursak gelecekte doktorların yerini tamamen alması zor görünse de sıfır hata payıyla radyolojik görüntüleri değerlendireceği için radyoloji gibi bazı bilim dallarının bayrağı yapay zekaya devretmesi öngörülüyor. Genelleme yapılması gerekirse yapay zekanın gelecekte doktorların yerini almasından ziyade, insan yargısının yerini alacağı düşünülüyor.Daha az testle daha hızlı ve doğru tanı konulmasını sağlayabilir. Nadir görülen hastalıkları ayırıcı tanı listesini ekleyebilir. Belirli bir hastalığa tanı koyarken yapay zeka yardımını almak, tanı için gereken süreyi büyük ölçüde azaltabilir ve tanı verimliliğini artırabilir.Tıbbi tanı araçları olan klinik muayene bulguları, biyokimyasal inceleme ve klinik test verileri, radyolojik görüntüler, endoskopik ve patolojik bulgular, yapay zeka yardımıyla hızla analiz edilerek karmaşık vakalarda bile zamanında ve doğru sonuç verebilir. En önemlisi de doktorların daha bilinçli ve makul bir tedavi planı çizmesini sağlayabilirYapay zekanın cerrahi ameliyatlarda uygulandığı en başarılı örneği olan ‘Da Vinci Robotları’, 2000’de Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından klinik cerrahi onayından sonra adeta çığır açtı. Bundan önce cerrahide yardımcı olarak kullanılan sistemler insan kontrolü olmadan çalışmıyordu. Da Vinci yapay zeka sistemi; daha net görüntü, rahat ve uzaktan operasyon avantajlarıyla ciddi cerrahi başarı oranları sağladı.Üç boyutlu yazıcıyı yapay zekayla entegre ederek ameliyatlarda kullanılan implant, akıllı kol-bacak protezleri, kemik-kıkırdak malzemeleri, fonksiyonel hücreler ve biyoaktif malzemelerle insan dokusunun yeniden yapılandırılmasını sihirli bir şekilde gerçekleştirebilir. Gelecekte bu teknolojinin yardımıyla, ‘organ biyomühendisliği’ için tüm fonksiyonel canlı organları yazdırıp organ bağışını tarihin tozlu sayfalarına göndermek hedefi bulunuyor.Ayrıca 3DP ve KG teknolojisi, okuması zor ve sıkıcı klasik tıp kitabı yerine interaktif öğrenme fırsatları sağlayabilir. Akıllı algoritmaların yardımıyla oluşturulan interaktif kitaplar, üç boyutlu anatomik yapıları incelemek için 3DP tıbbi modeli kullanabilir ve hatta cerrahi becerilerini geliştirmek için model üzerinde operasyonlar uygulayabilir.‘BİLİMSEL ÇALIŞMALARIMIZDA YAPAY ZEKA ‘ŞUNU DA DÜŞÜNDÜN MÜ?’ DİYE UYARIDA BULUNUYOR’ABD'de Jackson Laboratuvarı Enstitüsü'nde Baş Araştırmacı olarak çalışan İmmünoloji Uzmanı Prof. Dr. Derya UnutmazYapay zeka son bir yıl içinde inanılmaz atılımlar yapıyor. Özellikle ChatGPT gibi programların çıkmasıyla, yapay zeka artık günlük hayatımızın bir parçası haline geldi. En önemlisi de yapay zeka, insan zekasına yaklaşmaya başladı. Büyük dil modelleri ciddi bir devrim yapacağa benziyor. Bu öyle bir devrim ki cep telefonları düzeyinde hayatımızı değiştirecek kadar güçlü olacak.ChatGPT ve benzer programların yapabildiği işler beyin ve bilgi gerektiren durumlar olduğu için bu konularda çalışan insanların çok daha rekabetçi olması gerekecek. Buna tıp da dahil… Fakat ‘yapay zeka doktorluk mesleğiyle yarışabilir mi ya da önüne geçebilir mi?’ gibi yaklaşımdan ziyade hekimlere nasıl yardımcı olabilir diye bakmak gerekir.Sonuç itibariyle bu işler bilgiye dayanıyor ve büyük dil modelleri bu bilgiye bizim beynimizden çok daha hızlı ve inanılmaz bir kapasiteyle ulaşabiliyor. Bizim böyle bir güçle rekabet etmemiz mümkün gözükmüyor. Fakat doktorların deneyim dediğimiz bir avantajı var. Yani bilgiye tam olarak çevrilmeyen, yıllar içinde biriktirilen ve o an hızlıca karar verebilmeyi sağlayan kapasite... Bu henüz yapay zeka tarafından gerçekleştirilemiyor.Peki doktorlar bunu kendileri için kullanabilirler mi? Hastaları daha iyi tedavi edebilmek için kesinlikle kullanabilirler ve kullanmalılar da… Bazen belli konuları doktorlar atlayabilir. Çünkü o kadar çok bilgiye ihtiyaç olan bir alan ki bu meslek, her bilgiye hızlı bir şekilde ulaşmak mümkün olmuyor. Bu konuda ChatGPT gibi programlar çok faydalılar.Çünkü herhangi bir teşhisi atlamanızı önlüyorlar. Biz bunu bilimsel çalışmalarımızda  günlük olarak kullanıyoruz. Örneğin bilimsel bir deney planlıyoruz, o anda aklımıza gelmeyen daha sonra da araştırarak ulaşabileceğimiz konuları hızlı bir şekilde ChatGPT bize "Şunu da düşündün mü?" diye uyarıda bulunuyor.  Aynı şekilde doktorlar da bunu bir asistan olarak kullanabilirler.‘DOĞRU KARARLAR ALINMASININ ÖNÜNÜ AÇIYOR’Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muhammed Emin AkkoyunluYapay zekanın tıp konusundaki uygulamaları bazı değişimleri gözler önüne seriyor. Özellikle ilaç araştırma, formülizasyon geliştirme ve belli ön tanı teşhislerde ciddi gelişmeler var. Son teknolojilerle beyin emarında (MR) insan gözüyle görülemeyecek lezyonların iyi ya da kötü huylu olduğunu erken teşhis edebiliyoruz.Fakat ‘yapay zeka, sağlık sektörünü bitirir ya da doktorluğunun sonunu getirir’ gibi bir algının oluşmasını çok mümkün görmüyorum. Sağlıkta kişiye göre olayların değişmesi ve her olayın diğerinden bağımsız kendine has bir yapısı olduğundan, insan faktörü bitmeyecek gibi gözüküyor.Tıp değişime uğrayabilir, daha doğru karar vermenin önü açılabilir. VAR sistemi futbol maçlarında kararların doğru verilmesine nasıl sağlıyorsa yapay zeka da tıp alanında doğru kararlar alınmasının önüne açacaktır. İlaç geliştirme konusunda ilerleyen zamanlarda daha farklı ve etkili sonuçlar alabiliriz. Küçük boyut kesit ve işlemlerde büyük yaralar açılmadan operasyonlar yapılabilir. Robotik teknolojilerle ulaşamadığımız veya hayalini dahi kuramadığımız bazı cerrahi işlemler yapılabilir.Eris varyantı Türkiye'de! Hangi varyantta hangi belirtiler var? 'Ölümcüllüğü gitti, virüs yaşamını sürdürmek istiyor çünkü...'‘BU UYGULANMALARIN İNSAN BEYNİNİN BULUŞ VE ANALİZ YAPMA KAPASİTESİYLE YARIŞMASI ÇOK ZOR’Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail BalıkYapay zekanın zamanla hastalığı teşhiste daha fazla kullanım alanı bulacağını düşünüyorum. Fakat yapay zeka doktor rehberliğinde ve doktora yardımcı olarak kullanılacaktır. Yapay zeka doktoru tamamen devre dışına çıkaracaktır demek çok doğru olmaz.Yapay zeka verilerden sonuca gitmede özellikle çok alternatifli durumlarda doktora yardımcı olacaktır. Ama insan beyninin buluş yapma, analiz yapma, kişisel ve yöresel farklılıkları gözeterek karar verme kapasitesiyle yarışması pek mümkün gözükmüyor. Tıpta bu özellikler çok önemlidir. 

Devamını Oku

Sağlığınızda büyük fark yaratacak 10 küçük beslenme değişikliği... 'Mantarları güneşte bekletin, soğan ve sarımsağı 10 dakika dinlendirin’

13 Ekim 2023

Sağlıklı yaşamın ilk kuralının ‘beslenme’ olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak birçoğumuz vücudumuzun ihtiyaç duyduğu tüm besinleri doğru miktarda ve dengede almaya dikkat etmiyoruz. Halbuki sağlıklı bir beslenme programıyla protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineral ihtiyaçlarımızı gidermek mümkün.Beslenme, diyet ve sağlık alanında kitapları olan Epidemiyolog Dr. Tim Spector bir süredir bu konu üzerinde çalışıyor. Spector, geçtiğimiz günlerde İngiliz Telegraph gazetesinde yayımlanan yazısında beslenmedeki ‘küçük ve kademeli değişikliklerin’ daha sağlıklı olmanın reçetesi olduğunu ifade etti. Spector yazıda, “Öğünlerimdeki ince ayarlar, yiyecek çeşitliliğimi büyük ölçüde artırmama yardımcı oldu. Şu anda muhtemelen 30'lu yaşlarıma kıyasla daha sağlıklıyım. Beni son kitabım ‘Yaşam İçin Yemek'i yazmaya iten şey de buydu. Herkes bu değişikliklerden yararlanabilir. Tek yapılması gereken ince detaylara dikkat etmek” satırlarına yer verdi.Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Diyetisyen Gizem Gençyürek Yılmaz da beslenmedeki ufak ama sihirli dokunuşlara değinerek, “Kişiler hayatlarındaki alışkanlıkları bir anda değiştiremezler. Bunu beklemek hem kişiye hem de vücudumuza haksızlık olur. Ancak yaşam ve beslenme tarzımızda yaptığımız ufak değişiklikler, uzun vadede daha sürdürülebilir olabilir. Böylelikle daha sağlıklı ve gerçekçi adımlar atmış oluruz” dedi.Peki sağlığımızda büyük fark yaratacak bu küçük beslenme değişiklikleri neler?Tim Spector’ın yazısında altını çizdiği ipuçlarını Gizem Gençyürek Yılmaz ile tek tek mercek altına aldık.1-) MANTARLARINIZI YEMEDEN ÖNCE GÜNEŞTE BEKLETİNMantarların tüketilmeden önce güneş ışınları altında bekletilmesinin içeriğindeki D vitamini düzeylerini artırdığına dair çalışmalar olduğunun altını çizen Tim Spector, “İnsanlar D vitamini eksikliğini ilaçlarla kapatmaya çalışıyor. Bunun için de çok fazla para harcıyor. Halbuki bu vitamin eksikliğini mantarlarla önemli ölçüde kapatabilirsiniz. Hatta bağışıklık sistemine yardımcı oldukları için kemoterapi gören kanser hastalarının da diyetine mantar eklemesinin faydalı olduğuna dair araştırmalar bulunuyor” dedi.“D vitamini, kemik sağlığı ve bağışıklık için oldukça önemli bir vitamin… Günlük tükettiğimiz besinlerde genellikle D vitaminini tamamlayamadığımız için güneşe ihtiyaç duyarız. Güneşte bekletilmiş mantarın ise kişilerde D vitamini depolarını daha hızlı doldurduğuna dair görüş ve çalışmalar var” diyen Gizem Gençyürek Yılmaz, “Mantar aynı zamanda bitkisel protein içeriği oldukça yüksek ve liften zengin sebzeler grubunda yer alıyor. Hem çocuklar hem de yetişkinler için güvenilir mantar tüketimi sağlıklı beslenme zincirinin önemli bir parçası” ifadelerini kullandı.2-) SOĞAN VE SARIMSAĞI PİŞİRMEDEN 10-15 DAKİKA ÖNCE DOĞRAYINTim Spector, soğan ve sarımsağın doğranır doğranmaz yemeklere eklenmesinin doğru olmadığını belirtti. Bu iki ürünü pişirme işleminin en başında doğrayıp, kullanmadan önce 10-15 dakika dinlendirmenin sülforafanlar (çeşitli hastalıklara karşı koruyucu madde) açısından etkili olduğunu vurgulayan Spector, “Hatta sarımsağı ve soğanı toplu olarak doğrayıp daha sonra kullanmak üzere dondurmak da mümkün… Böylece dondurucunuzda her zaman kullanıma hazır ve sülforafan açısından zengin bir kaynak bulunur” dedi.Gizem Gençyürek Yılmaz da soğan ve sarımsağın içinde mucizevi olarak adlandırılan etken maddeler olduğuna dikkat çekerek, “Sarımsakta bu etken madde ‘allicin’dir. Bu maddenin aktif hale gelmesi için bir sürece ihtiyaç var. Sarımsağı soyup bir havanda ezmek ve pişirmeden önce 10-15 dakika bekletmek bunu sağlar. Ancak soğanın etken maddesi olan ‘kuersetin’ için böyle bir sürece çok ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum” ifadelerini kullandı.3-) GÜNLÜK RUTİNİNİZE AZ MİKTARDA FERMENTE GIDA EKLEYİNGünlük beslenmede biraz fermente gıdaya ihtiyaç olduğunun altını çizen Tim Spector, “Bu ürünler prebiyotik ve probiyotik açısından oldukça zengin. Bu nedenle yoğurdunuza biraz kefir, salatanıza veya peynirinize bir tutam lahana turşusu eklemek sizin için faydalı olacaktır” dedi.Gizem Gençyürek Yılmaz da “Probiyotikler, bağışıklığı güçlendirerek vücut direncini artırır. Aynı zamanda bağırsak sağlığı için de oldukça önemlidir. Özellikle kabızlık durumlarında öneririz. Probiyotikler sistemin dengesini kurar ve korurken; prebiyotikler ise sağlıklı bakterilerin miktarını artıran bileşiklerdir. Soğan, sarımsak, badem, ceviz, muz prebiyotik gıdalara; sirke, turşu, yoğurt, şalgam, boza ise probiyotik gıdalara iyi birer örnektir” diye konuştu.4-) SEBZELERİN KABUKLARINI SOYUP ATMAYINBirçoğumuz brokolinin dış yapraklarını, karnabaharın başlarını ve mantar saplarını atarız. Elma ve armut gibi meyveleri de kabuğunu soyarak tüketiriz. Çünkü kabuklarda zararlı mikroorganizmaların olduğunu düşünürüz.Kabukların asla soyulmaması gerektiğini vurgulayan Spector, “Bitki ve meyvelerin kabuklarında zararlı unsurlar olabilir. Ama bunlardan iyice yıkayarak kurtulmak mümkün. Sebzelerinizi bir miktar karbonatlı suya batırıp güvenli hale getirebilirsiniz. Çünkü sebze ve meyvelerin kabuğunda önemli vitaminler bulunuyor” ifadelerini kullandı.Gizem Gençyürek Yılmaz da Spector'ın yorumunu destekledi.Yılmaz, “Kabuklu yenebilen tüm sebzelerin ve meyvelerin kabuklu tüketilmesini öneriyoruz. Özellikle sebze ve meyvelerin renkli kısımları olan kabuklarında bolca vitamin-mineral ile sağlıklı beslenme sürecinin çok önemli bir unsuru olan lif fazla miktarda bulunuyor. Sağlıklı bir kişinin sağlıklı beslenme süreci için iyi yıkanmış sebze ve meyvelerin dış kabuklarını mümkün olduğunca tüketmesi önemli… Ancak özellikli sağlık durumu bulunanların (ishal, kanser vs.) diyetinde bu şekilde beslenmeyi önermiyoruz” dedi.5-) BESİN DEĞERLERİNİ EN ÜST DÜZEYE ÇIKARMAK İÇİN SEBZELERİ BUHARDA PİŞİRİNTim Spector’ın sebzelerle ilgili üzerinde durduğu bir başka madde ise sebzelerin buharda pişirilmesine dikkat edilmesi…Spector, “Ben haşlanmış taze fasulye ve brokoli yiyerek büyüdüm. Bunları yemek pek heyecan verici değildi, aynı zamanda besin değerlerinin çoğu lavaboya dökülen haşlama suyunda kalıyordu. Pek çok bitkisel besin maddesi suda çözünür ve yüksek ısıya duyarlıdır. Pişirme aşamasında bunları korumak için sebzenizi birkaç dakika boyunca az miktarda suyun buharında tutun, besin değerlerini ve gevrek dokusunu koruyun” ifadelerini kullandı.Gizem Gençyürek Yılmaz da en sağlıklı pişirme yöntemlerinden birinin buharda pişirme yöntemi olduğuna dikkat çekerek, “Çünkü sebzelerin içerdikleri besin öğelerinin kaybı daha az oluyor. Süre sebzeden sebzeye farklılık gösterse de genel olarak 10-15 dakika arası buharda pişirme süresi yeterli” dedi.6-) HER HAFTA 30 ÇEŞİT BİTKİ YEMEYE ÇALIŞINSon yıllarda İngiltere ve ABD'de bağırsak üzerine yapılan çalışmalarda bitki tüketimi hakkında çok daha geniş düşünülmesi gerektiği vurgulanıyor.Tim Spector da bu çalışmalardan yola çıkarak “Bağırsak sağlığımızı desteklediğimizden emin olmak için bitki çeşitliliğimizi artırmamız gerekiyor" dedi ve ekledi: "Her gün aynı dört-beş parça meyve ve sebzeyi tüketmek yerine, her hafta 30 farklı bitki yemek iyi bir strateji… Bu çeşitliliği yemeklerinizde ve çorbalarda kullanabilirsiniz.” Gizem Gençyürek Yılmaz ise bitki tüketimini desteklediğini ancak "Haftada 30 çeşit bitki yemek gerek" gibi hedefleri ya da sınırlamaları doğru bulmadığını söyledi.Yılmaz, “Gerçekçi olmak gerekirse hem ekonomik ve coğrafi şartlar hem de zaman kısıtları nedeniyle kişinin her hafta 30 çeşit bitki temin edip tüketmesi çok zor. Fakat bu madde için kendimce şunu söyleyebilirim: Beslenmenizde mutlaka her besin grubundan gıdaya yer verin. Her gün mutlaka sebze ve/ya yeşillik tüketin ve hep mevsimsel sebzelerden tercih edin” dedi.7- DONDURULMUŞ SEBZELERİ SAĞLIKLI ALTERNATİFLER OLARAK KULLANINTaze sebze ve meyveye ulaşmak her zaman mümkün olmayabilir. Bu noktada da sebzelerin dondurulması önerilir. Fakat birçok insan dondurulmuş ürünlerin taze ürünlerle aynı besin değerine sahip olmadığını düşünüyor.Tim Spector, “Dondurulmuş sebzeler dondurucuda uzun süre dayanır. Böylelikle bütçeye dikkat edip gıda israfını azaltarak sebze tüketebilirsiniz. Dondurmak, sebzelerde oksidatif sürecin durdurulmasını ve besin içeriğinin korunmasını sağlar. Örneğin dondurulmuş bezelye ve taze fasulye çözüldüğünde faydalı maddelerinden hiçbir şey kaybetmez. Sebzeleri dondurmaktan korkmayın" dedi.8-) BAĞIRSAK SAĞLIĞI İÇİN YEMEKLERİNİZE DÜZENLİ OLARAK BAHARAT EKLEYİNBaharatlar; beslenmemize lezzet, renk ve polifenol adı verilen faydalı bitki kimyasallarını sağlayan kahramanlar.Baharatlarla ilgili çalışmaları olan Tim Spector, “Zerdeçal ve safran gibi baharatlar antienflamatuar etkileri açısından çok değerli. Yeni araştırmalar, yemeğinize her gün bir çay kaşığı kadar karışık baharat eklemenin bağırsak mikrobiyom kompozisyonunuzu ve metabolizmanızı olumlu yönde etkilediğini ortaya koydu” dedi. (Karışık baharat, İngiltere'de piyasada bulunan ve yenibahar, tarçın, muskat, Hint cevizi, karanfil, kişniş ve zencefil gibi birçok baharatı bir arada bulunduran bir ürün.)Baharatların sağlık üzerinde metabolizmayı hızlandırma, bağırsakları çalıştırma, bağışıklığı güçlendirme gibi birçok faydası bulunduğunun altını çizen Gizem Gençyürek Yılmaz, “Yemeklerimize eklediğimiz kırmızı pul/toz biber, kekik, kuru nane, zerdeçal, karabiber gibi baharatlar düzenli bağırsak fonksiyonları için önemli. Ama baharatlarda aşırıya kaçmamak gerekiyor. Mide ile ilgili reflü, gastrit, ülser gibi rahatsızlığı olanlar, cilt hastalığı bulunanlar, alerjik bünyedeki kişiler veya sık diyare geçirenlerde baharatlar kimi zaman fayda yerine zarar verebilir. Bu nedenle kontrollü tüketmek gerekiyor” ifadelerini kullandı.9-) YEMEKLERİNİZİ PİŞİRMEK VE TATLANDIRMAK İÇİN SIZMA ZEYTİNYAĞI KULLANINSızma zeytinyağının oksidasyona karşı gizli bir silah olduğunu vurgulayan Tim Spector, “Sızma zeytinyağının diğer tüm yağlardan 600 kata kadar fazla polifenol (insan vücudundaki çeşitli nedenlerle oluşmuş serbest radikalleri temizleme kabiliyetine sahip maddeler) içermesi, pişirmeden kaynaklanan olumsuz etkileri kolaylıkla ortadan kaldırır” dedi.Zeytinyağının çoklu doymamış yağ asitleri içeriğinden dolayı kalp ve damar hastalıkları için oldukça önemli olduğunun altını çizen Gizem Gençyürek Yılmaz ise “Kötü kolesterolün düşmesine yardımcı olur. Daha sağlıklı cilt görünümü sağlar. Aynı zamanda bağırsak sağlığı için oldukça önemlidir. Bitkisel içerikli olan zeytinyağını özellikle Akdeniz tipi beslenme olarak adlandırdığımız özel programlarımızda sıkça kullanıyoruz. Yemeklerde ve salatalarda kullanılabileceği gibi kahvaltıların veya yemeklerin öncesinde de zeytinyağı, limon, kekik, toz kırmızı biber şeklinde tüketerek kullanımını artırmayı ve sevdirmeyi hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.10-) SÜTLÜ ÇİKOLATA YERİNE BİTTER ÇİKOLATA TÜKETİNÇikolata, sağlıksız olduğu yönünde kötü bir üne sahip. Fakat yapılan pek çok araştırma, çikolatanın bağırsak sağlığımız için gerekli olduğunu, ruh halimiz ve damak tadımız üzerinde de olumlu etkisi olduğunu gösteriyor.Tim Spector, “Gerçek şu ki, en az yüzde 70 kakao içeren bitter çikolata, bizim için çok faydalı. Günlük beslenmenize mutlaka almalısınız” dedi.“Gıdaların kakao oranı arttıkça şeker oranı azalır. Hem sağlık hem de kilo kontrolü açısından önemli bir detaydır” diyen Gizem Gençyürek Yılmaz ekledi:“Bitter çikolatanın sağlık açısından da birçok faydası var. Güçlü bir antioksidan kaynağıdır ve kalp sağlığını korur. LDL olarak adlandırılan kötü kolesterolün düşmesinde etkilidir. Vitamin ve mineraller açısından zengin olması beyin fonksiyonlarına da iyi gelir. En önemlisi de insülin direncinin kontrolünde etkili olması... Tabii her besinde olduğu gibi porsiyon kontrolü çok önemli. Günlük 20-30 gram arası tüketmek bu sağlık faydaları için ideal...”    

Devamını Oku