Güntekin Onay

Güntekin Onay

gonay@gazetevatan.com

Hayâl kırıklığı

29 Mart 2010

G.SARAY anlamsız bir durgunluk ve ürkeklikle başladı derbiye. F.Bahçe son dönemde zaten defansif oynayan ve pozisyon bulmakta güçlük çeken bir ekip gibi. Böyle olunca derbi olmasının dışında hiçbir özelliği olmayan 45 dakika izledik.. Tempo yok, kalite yok, agresiflik yok..İŞİN özeti şu : “Kazanma arzusuna baskın çıkan bir kaybetme korkusu” böyle bir oyun çıkardı ortaya...BİR de şöyle bakalım: G.Saray’ı rakiplerinden farklı kılan hücumdaki zenginliği.. Bu tablonun asıl kahramanları ise Baros, Kewell ve Arda... 3’ü de yoktu.. Jo, Dos Santos ve Keita ise ne kadar iddialı olurlarsa olsunlar işin açıkçası başrol oyuncusu değiller. Elano sorumluluk almıyor ve zorluk düzeyi yüksek maçlarda pek ortalarda görünmüyor.. Jo oyun bilgisi iyi olan bir santrfor ama ne havadan ne de yerden Lugano ve Bilica’ya üstünlük kuracak bir oyuncu değil. SAVUNMA orta alana kadar çıkmayınca, bekler de hücuma katılmayınca G.Saray hiçbir özelliği olmayan bir takım gibiydi. Yürek bile yoktu..FRANCO DA OLMASA... SADECE kapanmayı düşünen ve hücum yapamayan bir F.Bahçe’ye karşı tempo yapamaya , baskı yapamayan durgun bir G.Saray vardı. Rakip savunmayı tek zorlayan başta biraz Dos Santos sonlarda da biraz Keita idi. Evinde Aslan dışarda kuzu diyerek eleştirdiğimiz sarı-kırmızılılar bu maçta evinde Aslan olduğunu da unutunca özelliksiz bir takım görüntüsündeydi..DERBİYİ izleyen Hiddink’in penceresinden bakmaya çalıştım biraz da. Milli takım forması giyen oyuncular açısından elle tutulur, gözle görülür, dişe dokunur hiçbir şey yoktu ortada. BU galibiyet bir anda F.Bahçe’yi şampiyonluğun en güçlü adayı haline getirdi.. G.Saray ise 7’de 7 yapıp rakiplerin hatasını bekleyecek. FUTBOL izlemek için stada koşanlar, TV başındakilerin pek bir şey izleyemediği 0-0 maçından Selçuk’un tek şutu ve Franco’nun hatasıyla 1 gol çıktı. Oynanan futboldan büyük hayâl kırıklığı yaşadım. Derbiden çıkan tek şey temiz ve olaysız maç olmasıydı..

Devamını Oku

Muhteşem...

28 Mart 2010

ESKİŞEHİR gibi bir takım karşısında 2 farklı skorla geriye düşmek ve maçı çevirmek bu ligde hiçbir takımın kolay kolay gerçekleştiremeyeceği bir hadise.. Bu başarı başlı başına bir olay.TABELA 2-0’a geldiğinde siyah-beyazlı takımda herkes panik oldu, tabii Rüştü Reçber hariç. Tecrübeli eldiven Beşiktaş adına sakin kalan tek isimdi.. MAÇA son derece istekli ve hareketli başlayan Nihat’ın golünden sonra Beşiktaş’ın yakaladığı tempo ligimizde ender rastlanan bir görüntü.. Arka arkaya girilen pozisyonlar da daha ilk yarıda geri dönüşün müjdecisiydi sanki.. İKİNCİ yarıda Beşiktaş’ın bu kadar dirençli bir rakip karşısında göstermiş olduğu kazanma arzusu ve mücadele gücü Eskişehir’i boks tabiriyle kelimenin tam anlamıyla ‘grogi’ duruma getirdi..TÜM takım başta Toraman, Fink, Ekrem ve Ernst olmak üzere yenilgiyi kabullenmeyen ve başkaldıran karakter gösterince Beşiktaş kaybetmezdi, kaybedemezdi..OYUNA sonradan dahil olan ve haftalardır oynamadığı halde maçın rengini gidişatını değiştiren isimlerden biri de İnceman oldu.. Hem orta alanda çok top kazandı. Hem de akıllı paslarıyla takıma yön verdi.. MUSTAFA Denizli’nin Holosko hamlesi rakibin gardının tam düşmeye başladığı dakikalarda deyim yerinde ise ‘cuk’ oturdu.. İ.Üzülmez’in, Ekrem’in ve Fink’in temposuna Holosko da katılınca Eskişehirspor sağlı sollu ataklara daha fazla direnemedi..ÖZKAHYA’YA BRAVODENEYİM bu tip durumlarda çok önemli bir faktör.. Mustafa Denizli, Rüştü, İ.Toraman ve Nihat tecrübeleriyle panik olmadan maçı döndürebilmek için her şeyi doğru yaptılar ve siyah-beyazlı takımı zor anlarda ayakta tutmayı başardılar.FINK ve Ferrari için de ayrı bir parantez açmak istiyorum. Fink inanılmaz enerjisiyle ve temposuyla büyük katkı yaparken bu takımın en önemli oyuncularından biri olan Ferrari takımın kendisine bu kadar ihtiyacı olduğu haftalarda daha fazla katkı yapmalı..ŞUNU da vurgulamak lazım bu galibiyet sadece 3 puan getirmedi. Böyle bir lig yarışında Eskişehir gibi saygı duyulacak ve mağlubiyeti unutmuş bir rakip karşısında maçı çevirmek ilerleyen haftalar için özgüvenlerini arttıracak.SEZONUN en heyecanlı, pozisyonlu maçlarından birini izleten iki takıma da teşekkürler. Hakem Halis Özkahya’nın baskılara rağmen deplasman takımını ezdirmeyen yönetimini beğendim. Umarım bu çizgisini devam ettirir.

Devamını Oku

Futbolun doğasına aykırı

25 Mart 2010

MANİSA’NIN tarihinde bir kupa finali yok.. Müzesinde kupa da yok.. Ancak Manisa, tarihinin en önemli maçlarından birini oynuyor, teknik direktörünün bundan haberi yok.. AKLINDA derbi olan, fazla efor sarfetmeden kazanmaya çalışan, formsuz F.Bahçe’ye karşı galibiyet elde etseler tarihlerinde ilk kez Avrupa yolu açılacak.. Tünelin ucunda bir kupa gözükecek.. Hiçbir Manisalı’nın unutmayacağı bir gurur elde edilecek. Ancak Reha Kapsal ligde kalmayı daha fazla önemsiyor ki, bazı önemli oyuncuları kenarda yanında oturtuyor.BÜYÜK başarılar cesur ve büyük düşünen adamlarla elde edilir. Tarihe böyle geçilir. Ligde kalsanız sizi kimse hatırlamaz. Ama kupada final oynarsanız ve kazanırsanız tarihe geçersiniz.. Kupada 3-0’ın rövanşında bile işin peşini bırakmayan Ertuğrul Sağlam’ın takımı işte o zihniyet ile bu noktada. BAŞARMAK için önce isteyip, sonra inanacaksınız.. Bu maçta ülke futbolunun durumunu anlatan mesajlar vardı.. FA Cup yarı finalindeki ölesiye mücadele ile buradaki angarya görüntüsündeki yarı final arasındaki uçurum, bakış açısı farklılığından kaynaklanıyor.MANİSA’NIN inançsızlığı ve kaybetmeyi kabullenmesi, F.Bahçe’nin koşmadan durumu idare etmeye çalışması bu anlamlı maçı anlamsızlaştıran faktörlerdi.. F.Bahçe’de başta Alex ve Santos olmak üzere bazı oyuncuların bu kadar düşük tempoda kalmalarının sebebi ne olursa olsun kabul edilemez. Yılda 3-3.5 milyon Euro kazanan profesyoneller işlerini daha ciddiye almalı. NETİCEDE F.Bahçe 27 yıldır kazanamadığı kupada finale doğru büyük bir adım attı. Hem de çok önemli bir derbi öncesi iyi oynamadan, kendini sıkmadan..F.BAHÇE taraftarının Özhan Canaydın’ı alkışlarla uğurlaması ise gecenin en güzel anıydı. Büyük taraftar onurlu bir davranışla büyük adama saygısını gösterdi..

Devamını Oku

Evinde Aslan, dışarda kuzu

22 Mart 2010

G.SARAY deplasmanda dirençli, güçlü takımlar karşısında maç kazanamıyor. F.Bahçe, Bursa, Beşiktaş, Kayseri, Eskişehir ve son olarak da Trabzon.. Bu olumsuz tabloyu yaratan en önemli faktör iç sahaya daha uygun olan Rijkaard’ın 4-3-3 sistemi. Bu ofansif kurgu ciddi deplasmanlarda işlevselliğini yitiriyor. 5’li Trabzon orta sahasına karşı 3’lü orta saha eksik kalıyor. Keita ve Dos Santos’un da orta alana yardımları yeterli olmayınca G.Saray bu sistemle deplasmanlarda zorlanıyor.RIJKAARD’IN 4-3-3’ünde bu kez Keita solda, Dos Santos sağ kanatta başladı. Bu uygulamanın altında yatan amaç hücuma sık çıkan Serkan’ın bıraktığı boş alanları etkili kullanmaktı. Rijkaard’ın 4-3-3’ünde orta alanda oynayan 3’lüye büyük görevler düşüyor. Bu sistem iddialı ancak zor bir formasyon. Oyunun iki yönünü de oynaması gereken, sahayı iyi parselleyen ve pas organizasyonunu iyi yapan oyuncular ile oynamak gerekiyor. Ancak Barış ve Mustafa Sarp baskıyı yedikleri zaman zor durumda kalabiliyorlar. Nitekim benzer şeyleri savunma 4’lüsü için de söyleyebiliriz. Rakip önde baskı yaptığı zaman topu oyuna sokma konusunda sıkıntı yaşıyorlar.EMRE Güngör’ün bireysel hatası bu seviyedeki bir maçta affedilemezdi ve de öyle oldu. Ne yazık ki tecrübe sadece yaşayarak ediniliyor. Rijkaard dün akşam çok ilginç bir değişikliğe imza attı. Elano’nun yerine Baros’u oyuna sokarak orta alanı bir kişi daha eksiltti ve ikinci yarının başında bunalan Trabzonspor’u rahatlattı. Bu dakikadan sonra G.Saray etkinliğini tamamen yitirdi ve Trabzonspor tekrar dengeyi sağladı. Bu bölümde pozisyonlar bulan Trabzonspor farkı ikiye çıkartma şansını kullanamadı.RIJKAARD RİSK ALDIRIJKAARD gibi dünya çapında bir teknik adamın bu kadar riskli bir değişiklik yapması ve kontrolü kaybetmesi çok enteresan. 5’li rakip orta sahaya karşı 2’li bir orta alana dönmek ve 4-2-4 gibi oynamak kabul edilir risk değildi. Neticede G.Saray bir deplasmandan daha istediğini alamadan döndü. Derbide dirençli ve defansif F.Bahçe karşısında da bu oyun kurgusu ile zorlanabilirler..TRABZON, Güneş geldikten sonra kendi oyununu rakibe kabul ettirmek isteyen bir takım kimliğinde. Ortada Alanzinho, Selçuk, Colman ve Burak gibi ofansif gücü olan teknik adamların tercih edilmesi Trabzon’u futbol oynamak isteyen, golü düşünen bir takım haline getiriyor. Rakibe göre oynayan, önlem alan, bozmayı düşünen bir takım değil bordo-mavililer. Trabzon’un bu mantalitesi maçı güzelleştirdi.UZUN lafın kısası evinde bir aslan deplasmanda bir kuzu kimliğindeki G.Saray dün gece de bu kişiliğinden kurtulamadı, Rijkaard’ın Elano-Baros değişikliği orta alanı eksiltince G.Saray kazanamazdı ve kazanamadı da...

Devamını Oku

Artık çok zor

20 Mart 2010

BEŞİKTAŞ’IN kazandığı İstanbul Bş ve Denizlispor maçlarından sonra da bu futbol “Bu futbol şampiyonluk için yetmez” ana fikri olan görüşlerimi bu köşede okuyucularla paylaştım. KASIMPAŞA maçının da 65 dakikalık bölümü siyah-beyazlı takımı açısından son derece olumsuz bir görüntü içinde seyretti.BÜYÜK bir takım ligin en çok gol yiyen takımlarından biri olan rakibine karşı oyunun kontrolünü eline alamazsa; şampiyonluğa oynayan takım kendi oyunu maçın hiç bir bölümünde rakibine kabul ettirecek pas organizasyonunu yapamazsa, şampiyonluğa oynayan büyük takımın santrforu gol bölgesinde 1 kez olsun topla buluşup da kaleye tek bir şut imkanı bulamazsa o takımın maç kazanması sadece tesadüflere bağlı olur. PRES yok, duran top organizasyonu yok.. Oyunun kalitesini pas yüzdesini arttıracak orta alanda bir oyuncu yok. Rakip mütevazı kadrosuyla oyunu kontrol ediyor, pas yapıyor. Sivok da sakatlanıp çıkınca tutunduğun tek dal olan savunma güvenliği de çatlıyor.. 1-0 iken kaçan %100’lük Kasımpaşa golü maçın kırılma anıydı. ÜRETKEN OLMAYINCA...NE zaman ki dakika 70 oluyor. Kaybedecek bir şey kalmıyor. Oyuna kalite getirecek ayaklar oyuna alınıyor.. Geriye yaslanan ve skoru korumaya çalışan Kasımpaşa karşısında Tabata-Tello ve Bobo sahneye çıkıyor, Beşiktaş o zaman sonuca gidiyor. DENİZLİ’NİN artık bazı fikirlerini gözden geçirmesi lazım. Çünkü kalan haftalar Kasımpaşa ve Denizlispor maçları gibi geçmeyebilir. Pres, pas ve duran top organizyonlarında Beşiktaş daha ileriye gitmeli..FERRARI-Sivok ikilisi bozulunca bu takımı güçlü kılan savunma hattı resmen çatırdadı.1-0’dan 2-1’e getirilen ve kazandım denilen maçı bu savunma taşıyamadı. İbrahim Kaş’ın hamlesizliği, çekingenliği Beşiktaş’a pahalıya mal oldu.BEŞİKTAŞ’TA Tello, Ferrari ve Rüştü hariç ne yaptığını bilen, görevini yapan oyuncu yoktu. Haftalardır maç oynamayan Yusuf’un 90 dakika oynamasını yadırgadım.Bu takımın orta alandaki dinamosu Fink’in kenarda oturmasına şaşırdım. Üretkenlikten bu kadar uzak bir takımda sürekli kenarda oturan Tabata’nın yine oynatılmaması ve geç oyuna alınması da bir büyük soru işareti.BUNDAN sonra bu yarışta Beşiktaş’ın işi mucizelere kaldı.

Devamını Oku

Futbol sadece kazanmak mı?

16 Mart 2010

BEŞİKTAŞ dün akşam Denizli’de sadece kazanmak için oynadı.. Ligin düşme hattındaki rakibi karşısında oyuna hükmetmeden, topu fazla koşturmadan sadece koşarak ve mücadele ederek kazandı.BEN özellikle büyük takımların saha içinde daha pozitif bir futbol sergilemesi gerektiğine inanıyorum. Ligin en zayıf takımlarından biri karşısında karambolden bulunmuş tesadüfi bir golle kazanmak şampiyonluğa oynayan bir takım için yeterli olmamalı. KOŞMANIN ötesinde şampiyonluğa oynayan takım biraz da topu koşturacak bir kurguya sahip olmalı. Şampiyonluğa oynayan takım rakibine kendi oyununu kabul ettirmeli, rakibi zor durumlara düşürmeli.MUSTAFA Denizli’nin takımı kazanmaya odaklı. Ancak hücumda daha üretken bir oyun şart. Kanat bekleri İbrahim Kaş ve İbrahim Üzülmez’in hücuma katkıları son derece kısıtlı..ORTA alan İbrahim Toraman ve Fink gibi pas yapan değil, rakibi karşılayan oyunculardan kurulu.. Sadece Bobo, Tello ve Holosko’nun üzerine hucüm organizayonlarını yıkmak üretkenlikten uzak oyunun başsorumlusu.. SAVUNMA İYİYDİBU kadar defansif önlemle beraber iyi savunma yapan bir takım vardı sahada. Rüştü, Sivok, Toraman ve Ferrari iyi oynadılar. Dünyada futbol her geçen gün daha da kolektif bir anlayışa gidiyor. Alanlar daralıyor. Takımlar 10 kişi ile savunma; 10 kişiyle hücum yapıyorlar..ANCAK Beşiktaş takım savunmasındaki başarısını ‘takım hücumunda’ gösteremiyor. 8 kişiyle savunma, 3 kişiyle hücum yapıyor. Asıl çözülmesi gereken sorun kanımca bu.OYUNUN genelinde topa daha çok sahip olan, oyunu kontrol eden, daha agresif ve ofansif oynayan Denizlispor’du. Şiddetle puana ihtiyacı olan, ligde kalmak için çırpınan bir takıma karşı oynamak zordur. Nitekim de öyle oldu. ARTIK hatanın telafisinin oldukça zor olduğu haftalarda savunma güvenliği tabii ki önemli ama bazı kilitleri, duvarları aşmak için de savunma güvenliğinden daha fazla, hücum organizayonları önem kazanıyor.

Devamını Oku

Çıkmaz sokak

14 Mart 2010

BU maçı seyretmeyenler hiçbir şey kaçırmadı.. İşin özeti bu. Ligin en kısır, en heyecansız, en temposuz maçlarından biriydi. Göze hoş gelen tek hareketin, net gol pozisyonunun olmadığı bir maç düşünün.. KAZANMAK zorunda olan F.Bahçe ilk yarıda biraz daha istekliydi ancak 2. yarıda G.Birliği daha fazla golü düşünen taraftı. İkinci yarıda öyle bir F.Bahçe izledik ki sarı-lacivertliler, 80. dakikada Gökhan Ünal’ın kafa vuruşuna kadar rakip ceza sahasına bile girmedi. Üst üste 3-4 pas yapamadı.F.BAHÇE 8 haftadır kazanamayan ve ligin en formsuz ekiplerinden olan rakibi karşısında o kadar silik ve durgun futbol oynadı ki, G.Birliği de ancak karşısında böyle bir rakip bulunduğu için puan alma şansını bulmuş oldu.GÖKHAN NORMALDAUM, Güiza ve Semih’i yedek oturtarak Gökhan Ünal ile başladı. Bu tercih normaldi. Çünkü kenarda oturan ikili formsuz ve Gökhan’ın ilk 11’de şans bulması tuhaf karşılanmamalı.Gökhan Ünal ilk kez 11’de çıktığı maçta çalıştı çabaladı, ancak o kadar yalnız kaldı ki. Bir şeyler üretmesi söz konusu değildi. “BU takımda kesin oynamalı” denilen Devid’in adı esame listesinde kaldı. Cristian yine etliye-sütlüye bulaşmadı. Emre ise istekli ama verimsizdi. Görevini yapan tek oyuncu kaleci Volkan idi..ALEX’İN yokluğu önemli, ancak F.Bahçe’nin son 2 maçtaki pozisyon fakiri futbolunun sorumlusu bence Daum. Alman teknik adam az risk alarak, savunma ağırlıklı bir düzenle oynatıyor takımını. Son haftalarda çok gol yemenin ve üst üste puanlar kaybetmenin yarattığı bir travmadan kaynaklanan bu durumu çözmek için, Daum böyle bir çözüm bulmaya çalıştı. Az risk, savunma ağırlıklı oyuncuların fazlalığı da ortaya doğal olarak böyle kısır bir oyun çıkardı.G.BİRLİĞİ üretken değildi. 3 hücum oyuncusu Burhan, Hurşut ve Kahe orta kenarda kalınca pozisyon bulamadılar. Gol atmayı da yemeyi de haketmediler.UZUN lafın kısası bir kaç itiş-kakış, bir kaç kartlık pozisyon dışında üzerine konuşulmaması gereken bir maç oldu. Ben de görevim gereği bu 90 dakikayı izlemek zorunda kaldım.. Ama inanın, bu F.Bahçe’yi izlemek, insanın damağında kekremsi bir tat bırakıyor..

Devamını Oku

Yetmez

11 Mart 2010

BEŞİKTAŞ yarışa odaklanmış. Arzu, konsantrasyon ve dikkat en üst seviyede. Bu ligin bileği zor bükülen 2 takımı Kayseri ve İBB’den alınan galibiyetler de Beşiktaş’ın bu görüntüsü ile geldi. EKSİKLERİNE rağmen İBB orta sahayı kalabalık tutan, çok koşan ve rakibi bozan bir takım. Beşiktaş, Belediye’ye karşı kalabalık ve mücadele gücü yüksek bir orta saha ile çıkınca, ortaya fazlaca alışık olduğumuz bir kaos futbolu çıktı. SAHADAKİ 22 adam içinde bu kaosu çözebilecek 2 sihirli ayak ise kaliteleri diğerlerinin üzerinde olan Bobo ve Tello idi. Nitekim ilk yarı sonunda Bobo’nun klas golü Beşiktaş’a sadece skoru değil, oyunun devamında da büyük avantajı getirdi.1-0’DAN sonra daha geniş alanlar bırakan Belediye’ye karşı Holosko’nun 2. golü bulması beklenen sondu.. Holosko sakatlıktan sonra fizikman toparlanmış, ancak hâlâ koordinasyon eksiği var. NİYE TABATA YOK?BEŞİKTAŞ orta alanı savaşçı oyunculardan kurulu, ancak üretken değil. Rodrigo Tello dışında oyunun temposunu ayarlayacak ve pas trafiğini koordine edecek bir oyuncusu yok.. Kanat beklerinin de hücumlara katılımı ve katkıları kısıtlı olunca ortaya bir türlü zengin bir hücum oyunu çıkmıyor. ŞAMPİYONLUĞA oynayan bir takımın hücum alternatiflerinin çok daha fazla olması gerekiyor. Takım savunması ve Ferrari-Sivok ikilisinin uyumu en büyük artılar. Ancak Beşiktaş’ın daha fazla kaliteye ve iyi bir pas organizasyonuna ihtiyacı var. Orta alandan topu bir an önce ileriye taşıma duygusu Beşiktaş’a çok fazla top kaybı getiriyor. Siyah-beyazlı oyuncuların topun değerini daha fazla bilerek iyi pas yapmaları ve hücumlara derinlik kazandırmaları şart. Bu da şu kurgu ve kadro ile zor görünüyor. Denizli bu işi yapabilecek Tabata’yı nedense düşünmüyor, ancak sonraki 10 haftalık zorlu maç periyodunda sadece mücadele yeterli olmayabilir. BELEDİYE en az kendisi kadar koşan ve bozan bir takımla karşılaşınca istediklerini yapamadı. Beşiktaş’ın zirve inadı devam ediyor. Dün gece herkes görevini iyi yaptı. Buna taraftar da dahil, artık onlar da inanıyor. Ancak şampiyonrluk için, seri galibiyetler için biraz daha kalite ve sihirli dokunuşlar şart.

Devamını Oku