ALMANYA yarı finale gelene kadar turnuvanın en iyi takımıydı. Hemen her maçta oyunun kontrolünü ellerinde tutuyorlar ve sonuca kolay gidiyorlardı. Ancak bu kez rakipleri farklıydı. İspanya öyle bir oyun mantalitesine sahip ki, nerede, kimle oynarlarsa oynasınlar oyunun hiçbir bölümünde topu ve kontrolü rakibe bırakmıyorlar. Bu durum Almanya’yı farklı bir anlayışa itti. İspanya, Barcelona’nın oyun kültürünü o kadar iyi uyguluyor ki, hem top kendi ayaklarındayken, hem de rakipteyken rakip yarı sahadan hiç ayrılmıyorlar. Pique, Puyol ve Busquets’le başlayan bu felsefe, sahanın diğer bölümlerinde Xavi ve Iniesta’yla devam ediyor. SAHAYA çok iyi yayılan, pas yapan İspanya topa sahip olarak rakibin dengesini bozuyor. Oyunun genellikle ilk yarılarında İspanya tempoyu yükseltmeden çoğunlukla skor için değil de topa sahip olmak için pas yapıyor. Böylece rakip yoruluyor ve 2. yarılarda İspanya tempoyu yükseltip, gerektiği anda ‘öldürücü’ darbeyi vuruyor.MESUT’TAN DÜNYA’YA! ALMANYA’DA Müller’in eksikliği fazlasıyla hissedildi. Schweinsteiger oyun kurarken çok yalnız kaldı, Podolski ise Ramos’u kovalamaktan hücuma çıkamadı. Mesut da skor 1-0’a gelinceye kadar sanki farklı bir dünyadaydı. Harika Almanya belki de daha fazlasını hakettiği turnuvada süper rakibine boyun eğdi. Kim ne derse desin, İspanya bu kalitesiyle, felsefesiyle, oyun kültürüyle finalde de favori.SKORLARIN cılız kalması Torres’in yokluğunun bir nedeni. Yoksa bu İspanya daha da fazlasını yapabilir. Del Bosque için de ayrı bir parantez açmak lazım. Tecrübeli teknik adam sadece futbolun doğrularını yaparak üstüne düşeni fazlasıyla yerine getiriyor. Maceraya girmiyor ve bu mükemmel makineye çomak sokmuyor.
FUTBOL 22 kişinin bir topla 90 dakika oynadığı ve sonunda Almanlar’ın kazandığı basit bir oyun. Bu meşhur futbol sözünü 90 Dünya Kupası’nda Gary Lineker sarfetmişti. Bir kez daha gerçek oldu. Turnuvanın ilk gününde yazdım çok büyük futbolcu olmak iyi bir teknik adam olmak anlamına gelmiyor. Maradona büyük hatalar yaptı. Cambiasso ve Zanetti’yi çağırmayarak zaten şaşırtmıştı. Sadece hücumda oynayan futbolcuların yeteneğine inanan kolektif anlayıştan saha içi organizasyonundan uzak uyumsuz ve kopuk bir takım Arjantin.MARADONA çağı yakalayamamış. Sanıyor ki kendisi Arjantin’e tek başına maç kazandırıyordu. Messi de kazandıracak. Yazdım Nijerya maçından sonra “Bu takım tipik bir öndekiler-arkadakiler” takımı. Bu sonuç, Arjantin’in tükenişi, teknik adamlık mesleğinin saygınlığının kurtuluşudur. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük futbolcusu da olsan iyi bir teknik adam olmak için yeterli değil.Önceki gün yazdım, tekrarlıyorum, Almanya bu turnuvanın en iyi futbol takımı. Tüm oyuncular görevlerini çok iyi yapıyor, dengeli, organize ve kolektifler.LOW’ÜN BAŞARISIYARDIMLAŞMALARI en üst seviyede. Schweinsteiger, Khedira orta alanda tüm rakiplere üstünlük kuruyor, oyunu 2 yönlü oynuyor. Podolski, Mesut ve Müller, Klose’nin boşalttığı alanlara çok iyi giriyor ve rakip savunmaları paramparça ediyor. Lahm harika bir bek. Mertesacker ve Friedrich uyumlu ve akıllı. Boateng’in defansif yönü harika. Klose hem atıyor hem de koşularıyla alan yaratıyor. İngiltere’yi ve Arjantin’i eze eze 4 golle geçmek olağanüstü bir başarı ve bu Joachim Löw’ün başarısıdır.MESSİ, bu turnuvada Müller’in, Mesut’un, Podolski’nin yaptığının 10’da 1’ini bile yapamadı. Böylece Messi-Maradona tartışmaları da bir daha yapılmamak üzere tamamen ortadan kalktı. Maalesef Dünya Kupası’nda tek bir gol bile atamadı Messi. Şöyle bir gerçek de var: Mesut’un pozisyonunda Almanya’da Messi olsa işte o zaman her şey çok farklı olurdu. Yine ve tekrar en önemlisi takım olmak !BU maç bu turnuva bize bir kez daha şunları gösterdi. Yetenek önemli ama maçları ortasahalar, güçlü olanlar, organize olanlar ve takım olanlar kazanır. Cristiano Ronaldo, Messi, Kaka ve Robinho’lar da olsa takım değilseniz bir yere varamazsınız.
İSPANYA için turnuvanın başından beri gerek uluslararası medyada gerekse de ülke içinde “Bu Avrupa Şampiyonu değil” yorumları yapıldı.PORTEKİZ kolay kaybetmeyen ve gol yemeyen bir takımdı ve bu eşleşme öncesi kafalarda soru işaretleri vardı.ŞU ana kadar patlama yapamayan Ronaldo sahneye çıkabilir ve Portekiz İspanya’yı geçebilir miydi? İspanya bu sorulara net cevabı verirken rakibini sahadan sildi ve kalanlara da bir anlamda gözdağı verdi. Çünkü özellikle maçın başındaki ve ikinci yarıdaki futbollarıyla Avrupa şampiyonu ekipten esintiler vardı sahada..SAVUNMADA Pique ve Puyol’un harika uyumu. Orta alanda Xavi ve İniesta’nın harmonisi İspanya’nın anahtarları. Ancak Ramos’un temposu ve Villa’nın sihiri bu takımı farklı kılıyor. Tek eksikleri Torres’in ritmini bulamamış olması. Del Bosque bu sorunu bertaraf etmek için ilk kez Llorente’yi hatırladı ve bu hamle işe yaradı.RAKİBİ kendi yarı sahasına hapseden ve savunmanın tüm direncine rağmen çok iyi pas yapıp topu hızlı dolaştıran İspanya ikinci yarıda güçlü rakibini sürklase etti. Geliyorum diye bağıran golle 1-0 öne geçen İspanya kontrolü rakibine hiç bir bölümde vermezken haklı bir galibiyet aldı.PORTEKİZ teknik direktörü Queiroz uluslararası arenada saygı gören bir hoca. Ancak sadece yenilmemek, gol yememek ve rakibi durdurmak üzerine kurduğu oyun planı dün iflas etti. 4’lü savunmanın önünde oynayan stoper Pepe’nin yanı sıra 2 defansif orta saha oyuncusu Meireles ve Tiago ile hiç hücuma çıkamayan Portekiz 1-0’dan sonra B planı da olmayınca çaresiz bir takım görüntüsündeydi.MİLLİ Takım’da bugüne dek 3 yıldızlık bir oyun sergilediğine şahit olamadığımız Ronaldo ise yine etkisiz, egoist, arkadaşlarından kopuktu. Bu kadar yetenekli bir oyuncu yıllardır milli takıma bir şey veremiyorsa sorumlusu sadece kendisi olmamalı. Verim alamayan, onu yanlış kullanan teknik adamlar da sorumludur.ANTİ futbolu seçen taraf çeyrek finali göremeden evine döndü. Bu maç, dünyanın dört bir yanında bu karşılaşmayı izleyerek referans alacaklara da önemli bir etki yapacaktır. Her şeyden de önemlisi bir kez daha “Futbol” kazanmıştır.
URUGUAY dengeli bir takım. İşin sırrı burada. Futbolun gerektirdiği her şeyi iyi, takım savunmasını çok iyi yapıyorlar. Tabarez deneyimli bir teknik adam. Takımını çok iyi tanıyor, oyuncularının neyi yapabileceğini neyi yapamayacağını çok iyi biliyor. İşin sırrı burada.LUGANO ve Godin bir stoperde olması gereken temel özelliklere fazlasıyla sahipler. Güçlü, hamleli, sertler. Tecrübeleri var ve yürekliler. İşin sırrı burada. Savunmanın önünde oynayan Arevalo Rios dinamik ve özverili.. Kanatları savunan Fucile ve Perreira işlerini iyi yapıyorlar. FORLAN gerçek bir lider. Yeteneklerini ve oyun zekâsını takımı için kullanıyor. Kendi istatistiği için değil takımı için oynayan bir yıldız. İşin sırrı burada. CavanI yetenekli. Ama özverili ve güçlü. Ayrıca savunmaya da yardım ediyor. İşin sırrı burada.LUIS Suarez bir gol makinesi. Yakaladığı fırsatları kaçırmıyor. İşin sırrı burada. ***URUGUAY golü bulduktan sonra defansif bir anlayışla skoru korumayı tercih etti. Bu doğal. Ancak ikinci yarı G.Kore golü öncesi kendi ceza alanlarına çok fazla gömüldüler ve çıkamadılar. Bu da onlara pahalıya mal oldu ve turnuvadaki tek golü kalelerinde gördüler. G.Kore’nin hırsı, kazanma arzusu, yardımlaşması ve temposu harikaydı. Ancak Uruguay’ın kalitesi ve tecrübesi ağır bastı. 1-1’den sonra kontrolü yeniden ele alan Güney Amerika temsilcisi gerektiğinde gol için oynayabileceğini yeniden kanıtladı.URUGUAY yarı finale uzanabilir. Kanımca 2 önemli eksikleri var. Birincisi savunma hattını gerektiğinde orta çizgiye kadar çıkartmakta zorlanıyorlar ve bu hattı top rakipteyken çok geride kuruyorlar. İkincisi ise orta alanın ortasında yetenekli, hücumları yönlendirecek bir maestroları yok. Bu işi Forlan yapmaya çalışıyor ama o aslında bir golcü. Harika bir maç oldu. Elenen G.Kore yıldızları olmayan bir futbol takımının neler yapabileceğini herkese gösterdi ve başı dik bir şekilde evine döndü.
İNGİLTERE kararlı ve hırslı başladı. 4-4-2’nin sağı için ideal bir oyuncu olan James Milner’ın sayesinde çok daha olgun ve etkili ataklar yapabilmeleri bu maçtaki en büyük farklarıydı. Milner arkasından sürekli destek veren Johnson ile birlikte sağ kanadı çok iyi kullanırken, uzun boylu Sloven savunması arasında gerek Jermain Defoe gerekse de Rooney havadan gelen toplarla buluşmakta güçlük çekti. Milner’ın Defoe’ye attırdığı golün ardından kontrolü elinde tutmaya devam eden İngiliz takımı ikinci yarıda tempoyu da yükseltince ilk kez beklenen çizgisine ulaşmış oldu.KAĞIT üstünde kadrosunda kaleci ve santrfor bölgelerinde yıllardır sorun yaşıyor İngilizler. Rooney’nin yanında kim oynamalı sorusunun cevabı görüldü ki herşeye rağmen Defoe. Manchester United, Chelsea, Arsenal ve Liverpool’da bu mevkiilerde oynayan tüm santrforlar ve kaleciler (Rooney hariç) yabancı.. Bu durum milli takımı da olumsuz etkiliyor.İKİNCİ yarının ilk 20 dakikası sonrasında düşen tempo ile Slovenya, İngiltere ceza sahasına gelmeye başlayınca Capello, Rooney’i çıkartıp Joe Cole’u oyuna alarak tek santrfora döndü. Bu bölümden sonra skoru korumak isteyen İngiltere’ye -0-0 devam eden diğer maçın da etkisi ile- risk almak istemeyen bir Slovenya eklenince maç yavan bir ekmeğe benzedi.İNGİLTERE önceki maçlarına oranla daha pozitif ve umut veren bir görüntü çizerken gruptan ABD’nin son saniyede gelen golü Slovenya’yı devre dışı bırakmanın yanı sıra İngilizler’i de grup ikinciliğine itti..SLOVENYA turu kaybetti ise bu maça değil 2-0’dan berabere bitirdiği ABD maçına yansın. Şahsi fikrim ABD’nin bu grupta liderliği en çok hakeden takım olduğu şeklindeydi ve hakeden kazandı..BİR kez daha görüldü ki “Futbol böyle bir şey, kendi işini kendin yapmazsan bazen de sonuçlarına katlanmak zorunda kalırsın.’’
GÜÇ dengeleri bakımından 2 takım birbirine yakın gözükse de oyun anlayışları tamamen farklı. Meksika topa sahip olmayı, önde baskı yapmayı ve rakip yarı alanda oynamayı severken; Uruguay kontrollü oynayan, topla kendi kalesi arasında pozisyon alan bir ekip. Güney Amerika temsilcisi skoru da bulunca oyun tam istediği şekilde seyretti.. 2 ekip arasında en önemli pozisyonlarda da oyuncu kalitesi farkı var. Meksika’da bir Forlan ve Luis Suarez klasında forvetlerin yanı sıra Diego Lugano ve Godin gibi uyumlu, güçlü stoperler de yok. (Godin dün yoktu ama yerine oynayan Victorino da eksikliğini hissettirmedi) Buna karşılık Meksika orta sahasında topla daha yumuşak oyuncular var ve kanat bekleri çok daha hücumcu.BİR paragraf da çoğumuzun anlamakta güçlük çektiği Giovani Dos Santos için. Sanıyorum kendisini nihayet çözdüm. Turnuvada dikkat çeken bir performans ortaya koyan Giovanni Dos Santos görünen o ki bunun ötesine geçemiyor. İlginçtir G.Saray’da da topla öne doğru kateden, şut atan hareketli oyunuyla “dikkat çeken’’ ancak skora hiç katkı yapamayan Dos Santos, Dünya Kupası’nda da aynı.. Yine skora katkısı yok ama hareketli ve girişimci... Çok iş yapıyor gibi görünüyor ama istatistiksel anlamda “tıkı’’ yok. URUGUAY çok haklı bir şekilde bu grupta liderliği elde etti.. Forlan gerçek bir lider ve yıldız. Lugano-Godin çok uyumlu ve sağlam. Suarez ve Cavani çok yetenekli. Diğer oyuncular da görevlerini çok iyi yapıyor. MEKSİKA ve Uruguay’ı futbolun gerçek ruhuna uygun hareket ederek kazanma arzusuyla oynadıkları için alkışlamak gerekiyor. Tat vermeyen bu Dünya Kupası’nda şu ana kadarki ender güzelliklerden biri bu maçın ruhuydu..
İLK maçlarında sükse yapan iki takımın karşılaşmasından çıkacak sonuç, ikinci turun kapısını aralayabilirdi. İsviçre iyi başladı ancak Suudi hakem yanlış bir kararla Behrami’yi oyundan atınca dengeler bozuldu. 10 kişi kalan İsviçre kendi yarı sahasından çıkamadı, bekledi.ŞİLİ hemen hemen tüm futbolcularıyla topa yatkın bir takım. Kanatları iyi kullanıyorlar, topu iyi dolaştırıyorlar, birebirlerde adam eksiltebiliyorlar. Ancak sakatlıktan çıkan Suazo bekleneni veremedi ve bu, gol bölgesinde Şili’yi çok olumsuz etkiledi. İlk maçın yıldızlarından Alexis Sanchez, İsviçreliler’i en çok zorlayan oyuncuların başında geldi. HITZFELD büyük tecrübeye sahip önemli bir teknik adam. Son maçın Honduras ile olduğunu hesaba katarak buradan çıkacak bir beraberliğin hanesine artı yazacağını çok iyi biliyordu. Uzun süre 10 kişi oynamalarına rağmen disiplinli, kuvvetli ve organizelerdi. Ancak Şili atakları karşısında bu kadar direnebildiler. 3 Türk’ün yer aldığı İsviçre bizlerin artık daha fazla sempatiyle baktığı bir takım.ANCAK Eren için çok üzüldüm. Bu yetenekli çocuğun kaderinde kahraman olmak galiba yok. İspanya maçında direkten dönen topuna bu maçta 90’da kaçırdığı golü de eklersek ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Bu iki pozisyon gol olmuş olsa Eren kahramandı. Futbol işte böyle bir şey. Bu grupta 3 takımın son maçlara 6 puanla girme olasılğı yüksek. Honduras’a çok atan kârlı çıkacak.
HOLLANDA, futbolu seven, hemen herkesin sempati ile baktığı bir takım. 74 ve 78’de en iyi futbolu oynamalarına rağmen kaybetmiş olmaları babadan oğula hâlâ anlatılır. Her turnuvada Portakallar’dan beklenti büyüktür. Genel anlamda skoru elde etmek için oyunu çirkinleştirmeyen bir felsefe ile hareket ettiklerinden büyük desteği hakettiklerini söylemek lazım.DANİMARKA maçında kazanan ama tat vermeyen Portakallar, Japonya önünde de lezzetden yoksundu. Kazandı ama izleyenleri doyurmadı. Arjen Robben’in yokluğu tabii ki çok büyük bir eksiklik. Sneijder, Van der Vaart, Van Bommel, Kuyt, De Jong’dan kurulu orta alan yetenekli ve üretken. Rakip kaleye en yakın oyuncu olan Van Persie yeteneklerine rağmen tek forvet olarak kendi kalitesinin altında oynuyor..BU isimler ve orta alan kurgusuyla Hollanda, doğal olarak topa daha fazla sahip olan takımdı. Ancak disiplinli ve pozisyon hatası yapmayan Japon savunması karşısında hücumda üretkenlikten çok uzaktılar. Sneijder’in golünden sonra beraberlik için risk alan Japonya geni∫ alanlar bırakınca Portakallar ancak bu ∫şekilde bir kaç pozisyon bulabildi.ROBBEN ŞART HUNTELAAR iyi bir sezon geçirmemesine rağmen tek santrfor olarak tercih edilebilecek bir isim. Robin Van Persie forvet arkasında serbest oynadığı zaman çok daha verimli olabiliyor. Robben de ilerleyen maçlarla dönerse Hollanda hücumda da∫yaşadığı sorunları minimuma indirgeyebilir. Ancak savunma hattının kalitesi orta alan ve forvetin seviyesinde değil. Bu durum Portakallar’ın çok daha güçlü rakipler karşısında başını ağrıtabilir.JAPONYA son dakikada bulduğu pozisyonu gole çevirebilse Hollanda karşısında fazlasıyla hakettiği beraberliği alacaktı. Güçlü rakibi önünde 90 dakika boyunca çok iyi mücadele eden Japonlar ne yazık ki oynadıkları futbolun karşılığını da sonuç olarak alamadı.