HER şeyden önce sahada bambaşka bir Beşiktaş vardı dün akşam. Oyun felsefesi ile, sahaya dizilişi ile, yardımlaşmasıyla, sürekli pas yapan ve oyuna hükmeden mantalitesiyle... Fark sadece Ricardo Quaresma ve Guti değil. Onlar fark yararatan oyuncular ama Bernd Schuster’in Beşiktaş’ını bu iki isme indirgemek haksızlık olur. BU kadar çok pas yapan, topa hükmeden bir Beşiktaş son yıllarda görmedik. Savunmayı orta alana bu kadar yakın kuran bir Beşiktaş son yıllarda izlemedik. Büyük takım böyle oynar, böyle oynamalı. Beşiktaş bundan önceki yıllarda hep kafasında rakip olan bir takımdı. Şimdi ise kafasında futbol oynamak ve rakibe kendi oyununu kabul ettirmek var. Fark burada... Fark mantalitede. GUTI HAZIR DEĞİLFARKI yaratan oyunculara gelince... Gerçekten de itiraf etmeliyiz ki Ricardo Quaresma bu lige fazla bir oyuncu. Bu kadar yetenekli, bu kadar etkili, sonuca bu kadar kolay götüren bir başka oyuncu daha gelmedi. Yıldız futbolcu kelimesinin tam karşılığı Q7 olsa gerek. Doğrudan skora etki ediyor. Atıyor, attırıyor ve yıldızım kompleksinde de değil. İstekli, gayretli ve tabii ki yürekli.. GUTI ise fizik olarak henüz hazır değil. 4-1-4-1 düzeninde Tabata ile birlikte orta alanın organizasyonuna soyundu. Tempoyu ayarladı, oyunu yönlendirdi. Ancak bizim bildiğimiz Guti’nin ofansif hazinesini henüz açığa çıkarmadığını gözlemledik. O temposu henüz yok. Rakip ceza yayına daha çok gitse, rakip ceza alanına daha fazla girse daha etkili olacak. Bunları yapan bir oyuncu ve kısa bir süre sonra yapacak. DEFANS HATASIZYENİ transfer Roberto Hilbert ise fizik kalitesini yukarı taşımış ve çok faydalı bir maç çıkardı. Temposu iyi. Savunmaya yardım ediyor. Hücumda her yerde var. Zapo ve Ferrari yine hatasız bir maç çıkartırken, Bobo yine durgun göründü. Bu kadar ofansif oynayan Beşiktaş. Guti’nin yanına ceza sahasına daha fazla oyuncu göndermeli. SCHUSTER’İN işi Avrupa maçlarında daha kolay. Yabancı kontenjanına takılmadığı için alternatifleri daha fazla. Ligde ise tercihleri çok daha kısıtlı. TEK pozisyonunu 90. dakikada veren Beşiktaş turu geçecek skoru elde etmeyi başardı. Beşiktaş için skordan daha önemlisi Schuster’in oyun anlayışını bu kadar kısa sürede sahaya yansıtabiliyor olması. Keyif vermesi ve sadece rakip kaleyi düşünmesi...
BUCASPOR yeni bir takım, süper lige çıkmanın heyecanıyla agresif ve konsantre başladılar. İlk 10 dakikanın ardından oyunun tüm kontrolünü eline geçiren Beşiktaş, sadece direnmeye çalışan rakibi karşısında topa sahip oldu, ancak alan bulmakta zorlandı. İlk yarıda aşırı sıcak ve nem bu yüksek tempoya izin vermedi. Guti ve Quaresma’nın bireysel becerileriyle gelen pozisyonlar golü getirmezken, Bucaspor katı savunmadan hiç feragat etmedi. İbrahim Üzülmez ve Erhan Güven’in hücumlara katkısı kısıtlı olunca da genişlik kazanmayan hücumlar Bucaspor’un ekmeğine yağ sürdü. İkinci yarının başında Guti’nin sihirli pasıyla gelen Bobo golü, sahanın doğal patronu konumundaki Beşiktaş’ın işini daha da kolaylaştırdı. Guti büyük bir usta. Henüz ilk maçında fiziksel açıdan hazır olmamasına rağmen, pasları ve oyun görüşü ile sahada klas farkını net şekilde ortaya koydu.GEÇEN yıldan değişik olarak daha çok pas yapan, daha fazla hücumcu kullanan ve savunma hattını orta alana daha yakın kuran bir Beşiktaş var. Siyah-beyazlılarda Guti ve Quaresma dışındaki belirgin farklılıklar bunlar. Schuster’in bu mantalitesi zaman geçtikçe daha fazla oturacaktır. Bülent Uygun’un yaptığı değişikliklerle ikinci yarının başında kısa süreliğine bir dinamizm kazanan Bucaspor, oyuna ortak olmaya çalışsa da etkili hücumlar yapamadı. Ediz’in atılması ile 10 kişi kalan rakibi karşısında farkı arttırması beklenen Beşiktaş, Guti’nin de yorulması ile pas organizasyonundaki etkinliğini kaybetti. Quaresma topu ayağına aldığı her pozisyonda rakip savunmaya sıkıntı yaratırken gol vuruşlarında sakin kalamadı. Beşiktaş’ta Zapo, Ferrari, Ernst kusursuz oynarken, genç Necip orta alana sadece dinamizm değil, kalite de kattı. Kanımca Necip Beşiktaş’ın ve Milli Takım’ın çift yönlü orta saha oyuncusu sorununa uzun yıllar çare olacak gibi görünüyor. GOLÜ atmasına rağmen durgun bir gününde olan Bobo’nun yanı sıra Nihat’ın kalitesinin altında kalması Beşiktaş’ın farkı arttırmasını önledi. İlk maçlar zordur. Sert ve dirençli rakip karşısında 3 puanı alan Beşiktaş iyi başlangıç yaptı.Hoşgorülü bir hakemSıcak hava ve kötü zemin dışında sert ve futbol dışı müdahalelerle rakibi durdurmak isteyen Bucasporlu oyuncuların zaman zaman kasıtlı faulleri hakem Barış Şimşek tarafından hoşgörüyle karşılandı. Hakem oynamak isteyen ile oynatmamayı düşüneni ayırt edebilmeli.
AŞIRI sıcak, nem ve rakibin sert oyunu Beşiktaş’ın oyununu ilk 45 dakikada olumsuz etkiledi. Bunu vurgulayarak başlamak lazım. Ancak yine de Beşiktaş’ın son yıllardaki kronikleşmiş rahatsızlıklarının devam ettiğini de gözardı edemeyiz.SAVUNMA orta saha ve forvet hatları arasındaki kopukluk devam ediyor. Siyah-beyazlılar saha içinde iyi yardımlaşan organize bir takım görüntüsünde değil. Modern futbolun gerektirdiği tek blok halinde alan daraltan anlayıştan hâlâ uzaklar. Delgado bu takımın oyuncusu değil. Dün bir gol attı belki ama o bile görüntüyü kurtarmıyor.Erhan Güven temposu ve gücü iyi ama son topla buluştuğu noktalarda ortaları ve kararları yanlış. Daha çok yol katetmesi lazım. Oyununu geliştirmeli.Kanat beklerinin hücuma olan katkısı yeterli seviyede değil ve savunmadan ileri atılan uzun, serseri toplar, top kayıplarının sayısını arttırmaktan başka bir işe yaramıyor. GEÇEN yıldan beri süregelen hastalıkların yanı sıra top rakipteyken orta alan direnci 4-2-3-1’in 3’lüsünün savunmaya yardım etmemesi nedeni ile yeterli seviyede değil. Ve Ferrari’nin de bu takımda kesin olarak kalması gerekiyor.QUARESMA HARİKAGelelim artılara: Quaresma son derece etkili ve maç kazandıran süper bir yıldız. İlk maçta penaltı kazandırdı, dün gece harika bir gol attı, sıradışı bir asist yaptı, rakipten oyuncu attırdı. Gerçekten de müthiş bir transfer. Sadece yetenekli değil istekli, yürekli ve hırslı. Zoru kolaya çeviren bir yıldız. Quaresma’yı gördükten sonra insan ‘yıllarca kimlere yıldız demişiz?’ diye sormadan duramıyor.NECİP Uysal geçen zamanda futbolunu çok olgunlaştırmış ve bu çizgisiyle takımın değişilmezlerinden biri olacak. GÖRÜNEN o ki Schuster hâlâ takımını tanımaya çalışıyor. Taşların yerine oturması için de biraz daha zamana ihtiyacı var. Guti’nin katılımı ile ofansif gücünü çok daha arttıracak olan Beşiktaş’ın takım savunmasını daha ileriye taşıması şart.11’E 11 oynarken zorlanan Beşiktaş, Viktoria Plzen’in eksik kalması ile zorlanmadan farka gitti. Siyah-beyazlıların eksikleri var ama doğru yolda.
Beşiktaş’ın Plzen karşısında oynadığı bu maçı çok merak ediyordum. Sebebi şuydu: Beşiktaş’ın hiçbir ciddi rakiple şu ana kadar oynamamış olması ve bundan önceki maçlarda Schuster’in çok riskli bir sistemle takımını oyuna sürmesi merakımı arttıran faktörlerdi. Bu maç umuyorum ki Beşiktaş’ın ders maçıydı. Görülen o ki tek ön liberolu sistem kesinlikle olmayacak.ÇÜNKÜ Quaresma, Delgado, Nihat gibi oyuncuların takım savunmasına yardımı hiç yok. İlk yarı Hakan mükemmel oynadı ve Beşiktaş bu sayede bir faciadan kurtuldu. Delgado top ayağındayken yumuşak ama top rakipteyken pamuk helva gibi. Ernst’e hiç yardım etmiyor ve Beşiktaş’ın orta sahasının göbeği yol geçen hanına dönüyor.İKİNCİ yarıda Schuster Necip’i Ernst’in yanına oyuna sürerek sistemi değiştirdi ve Beşiktaş bu basit değişiklikle oyunun kontrolünü tamamen eline geçirdi. Siyah-beyazlıların bu ders maçında bana göre düşünmeleri gereken çok önemli bir konu daha vardı. Yan toplarda havadan ve yerden bu kadar pozisyon hatası yapan bir takım Ferrari gibi bir stoperi nasıl gözden çıkarır? Açıkçası ilk yarıyı izlerken sanıyorum herkes Ferrari ile Fink’i aradı.HILBERT AKSADIBİR başka ders de Nobre’nin bu takımın santrforu olmayacağıydı. Yeni transferlerden Quaresma 3-4 klas hareket dışında kötü bir maç çıkarttı ancak penaltı kazandırarak belki de turu getirdi. HILBERT ise pozisyonunu dolduran bir oyuncu gibi gözükse de hazır değildi. Umuyorum acı bir ders almaktan kaleci Hakan’ın sayesinde kurtulan Beşiktaş ve Schuster, bu maçtan feyzler alırlar. BU arada.. Futbolumuzun nerede olduğu ile ilgili gerçeklere bakalım bir de.. 3 Büyüklerimiz, bütçelerinin çok altındaki vasat takımlardan iyi değillerdi. Bizdeki yabancıları onlara koyun, bizdeki paraları onlara verin bakın neler oluyor. Bu işte bir tuhaflık var.
BİZDE genellikle yersiz ve maksadını fazlasıyla aşan bir ‘köy takımı’ klişesi vardır. Bordeaux ve Steaua Bükreş gibi Avrupa’da isim yapmış, saygın kulüplerin bile bu sıfata layık görüldüğü olmuştur. O meşhur köy takımı klişesinin gerçekteki anlamına en yakın ekip Vikingur. Şaka değil, Faroe Adaları sadece 47 bin nüfuslu bir ülke ve Vikingur da 2 köyün futbol takımlarının birleşmesiyle 2008’de kurulmuş bir ekip. Yani lafın gelişi değil gerçekten de bir köy takımı. Böyle zayıf bir rakiple oynanan maçı ne kıstas almak mümkün ne de bir analiz yapmak doğru.RAKİBİN Beşiktaş kalitesinin çok altında olması tabii ki siyah-beyazlıların suçu değil. Ancak Kartal hazırlık maçlarında da kendisine biraz yakın bir rakiple karşılaşmadı. Bu kadar yumuşak bir orta alanla, bu stoperlerle, bu kadar riskli bir sistemle oynamaya devam ettiği takdirde Schuster, acı sürprizler ile karşılaşabilir. FUTBOL takımları sezon öncesi kendi seviyesinin çok altında rakiplerle başlar ve yavaş yavaş rakiplerin kalitesi artar. Takımlar bu maçlarda kendini gücünü sınar, eksiklerini görür. Beşiktaş A2 ile oynananlar dahil toplam 6 maç yaptı ve tüm rakipler kalite olarak çok düşük seviyedeydi. Bir futbol takımı bu dönemde bir tane ciddi hazırlık maçı oynamaz mı? GERÇEK sınav Victoria ile oynanacak maçlar.. Schuster’e ve Beşiktaş’a gerçek anlamda fikir verecek kanısındayım. Umarım bazı kararlar için geç olmaz. Bu maçlar ne övmek, ne de eleştirmek için kıstas olamiyor ne yazık ki.. Ama uzaktan baktığımda ben fazla beğenmedim Beşiktaş’ı.. *****NASIL TANIYACAK?Alman hoca böylesine zayıf rakiplere karşı oyuncularının gerçek kalitesini nasıl görebilir ve sağlıklı bir değerlendirme yapabilir? Bu sorunun cevabını gerçekten de merak ediyorum. Örneğin Tello hangi yargıyla ve gözlemle gönderildi? Ferrari gerçekten de yollanmak isteniyor mu? Holosko’nun durumu ne olacak ? 10 yabancıya düşse bile sayı kenarda oturacak 4 oyuncu kim olacak? Ernst orta alandaki tek dirençli ve güçlü oyuncu . O’na bir şey olursa yerine kim oynayacak? O kadar çok soru var ki cevap bekleyen Beşiktaş’ta.Schuster rakip sahayı istiyorSchusterli Beşiktaş kabuk değiştirme çabasında. Alman teknik adam futbolcularının oyunu rakip yarı sahada oynamasını istiyor. Stoperler orta çizgiye kadar çıkıyor. Orta alanda ofansif oyuncuları kullanıyor. Buraya kadar her şey güzel ancak olağanüstü zayıf bir rakiple oynadı Beşiktaş ve iddia ediyorum Türkiye profesyonel liglerinde Vikingur kadar zayıf bir takım yok. Schuster de böylesine kuvvetsiz bir rakip karşısında takımının defolarını görme şansını yakalayamadı.
DIA genç (23), yetenekli, hızlı, çabuk ve potansiyeli olan bir oyuncu. Özellikle geçen sezon gol becerisini de arttırdı ve Ligue 1’de 8 gol attı. Sağ ayağını iyi kullanıyor ancak her 2 kanatta da görev yapabiliyor. Hızı ve çabukluğu en önemli silahı. Bu görüntüsü ile ağır defans adamlarının çekinmesi gereken tipte bir karakter. KARİYERİNE baktığımız zaman genç yaşına rağmen 4 yıldır istikrarlı bir çizgisi olduğunu gözlemliyoruz. Formasından hiç uzak kalmaması avantaj. Sanırım Kocaman, solda Stoch’u sağ da ise Dia’yı kullanmayı düşünüyor. Yavaş oynadığı ve kontratak yapamadığı için eleştirilen F.Bahçe’nin bu sorununa çözüm getirmek için yapılan hamleler bunlar. Dia kısa boylu (1.65 metre), ancak bizim ‘pırpır’ diye adlandırdığımız tipte, ayakları yere sağlam basan kuvvetli bir oyuncu. F.BAHÇE’NİN yeni transfer modelinde genç, potansiyeli olan, başarıya aç, gelecek vaat eden yıldız adayları ön plana çıkıyor. Dia yıldız değil tıpkı Stoch gibi bir yıldız adayı. Buradaki soru şu: Nancy’de oynamakla F.Bahçe’de oynamak aynı şey mi? İLK kez yurtdışına çıkan Dia kısa sürede uyum sağlayıp takıma entegre olabilir mi? Nancy’deyken bulduğu boş alanları bakalım F.Bahçe’de bulabilecek mi? Orada 2-3 maç kötü veya vasat oynadığı zaman problem olmuyordu. Burada üzerine binecek baskıyı ve sorumluluğu kaldırabilecek mi? Bu soru işaretleri cevabını bulursa Dia, Aykut Kocaman’ın beklentilerine cevap verebilir.
HER şeyden önce şunu söylemek lazım: Beşiktaş hazır değil. Faroe ekibi son derece zayıf bir takım. Yaz ortasında bir perşembe akşamı tribüne koşan 25 bin kişi, teknik, taktik, fizik açıdan bu kadar yetersiz bir ekibe karşı daha farklı bir galibiyeti izlemeyi hakediyordu. GÖZLER doğal olarak süper transfer Quaresma’daydı. Son derece etkiliydi. Rakip zayıf olmasına rağmen bireysellikten kaçındı ve yardımlaşmayı tercih etti. İstekli ve ciddiydi.. Fizik olarak birçok arkadaşına oranla daha hazırdı. Harika çalımları ve ortalarıyla Beşiktaş’ı gole birçok kez yaklaştırdı. Oyunu hızlandıran driplingleri, tek topları ve arka direğe kestiği sert, isabetli ortalar farklı klasta olduğunun göstergesiydi. Sürekli kanat değiştirdi, çok kolay adam eksiltti. Büyük bir hücum silahı olduğunu ilk maçında gösterdi. Q7 daha da güçlenecek ve zamanla maç eksiğini giderecek. Ancak taraftarın isteğiyle penaltıyı atmasını yadırgadım. Rakip ne kadar zayıf olursa olsun sahada Bobo, Nihat gibi penaltıcılar varken penaltıyı onlar atmalıydı. ATMAMALIYDI!QUARESMA’NIN dışında Nihat iyi bir görüntü ortaya koyarken attığı 2 golle de açlığını dindirdi ve ‘hazırım’ mesajını verdi. Tabata güvenli ve istekliydi. Bu üçlü dışında vasat oynayan Ernst kendisini zorlamayan bu rakip karşısında görevini yaparken diğer oyuncular beklenenin çok altında bir performansla oynadı. SCHUSTER, Vikingur zayıf olduğu için bu kadar hücumcu bir tertiple çıkmış kanısındayım. Orta alanda zayıf rakibe karşı bile baskı yapamadı Beşiktaş. Savunma hattı orta çizgiye yaklaştığı zaman güven vermedi. İkinci topları alan hiç kimse yoktu. Orta alan ve savunmadaki dağınık görüntü Schuster’i endişelendirmiştir. Tek defansif orta saha Ernst idi ve ona yardım etmeye çalışan Tabata vardı. Schuster daha çok işi olduğunu ve bu takımın katedecek çok yolu olduğunu düşünmüştür mutlaka. BEŞİKTAŞ 25 bin kişiye bir antrenman maçı oynadı ve Schuster takımının her anlamda her alanda bir çok eksiği olduğunu gördü. Dün İnönü’de daha kaliteli bir rakip olsaydı şenlik kâbusa dönebilirdi.
İSPANYA’NIN 2008 Avrupa ve 2010 dünya şampiyonluklarının ardından bu ülkede yaşanan ulusal düzeydeki futbol patlaması bütün ihtişamıyla gözler önüne serildi. İspanya son yıllarda sadece futbolda değil, birçok spor branşında büyük ilerlemeler kaydetti. Basketbolda 2006’da Dünya, 2009’da Avrupa şampiyonu oldu. Gasol kardeşler, Rudy Fernandez, Jose Calderon, Ricky Rubio gibi büyük yıldızları dünya basketbol sahnesine sürmeyi başardılar. RAFAEL Nadal, şu an tenis dünyasının 1 numaralı yıldızı. Onun yanı sıra Ferrer, Moya, Ferrero, Verdasco gibi birçok ünlü tenisçileri var ve alttan başkaları gelmeye devam ediyor. Formula 1 pilotu Fernando Alonso 2 kez dünya şampiyonu olurken, MotoGP’de de Jorge Lorenzo ve Dani Pedrosa gibi İspanyol sürücüler başa koşuyor. Carlos Sainz yakın zamana kadar ralli dünyasının süperstarıydı. Ülkemizde olmasa da dünyada çok popüler bir spor olan bisiklette klasik Fransa Turu’nu son 4 yıldır hep İspanyollar kazandı. Hentboldan golfe, yelkenden atletizme birçok branşta örnekler var.1992’DE BAŞLADI1992 Barcelona Olimpiyatı’yla birlikte başlayan çıkış, ülkenin spor politikasının yansıması. Yıllara dayanan programlı bir çalışma, organizasyon ve emek yatıyor bu başarının ardında. İlk yatırım eğitime yapıldı. Federasyonlar, spor kulüpleri, okullar, üniversiteler ve belediyeler ile yapılan çalışma, sporu tabana yayarken kısa adı ADO olan Olimpik Sporlar Federasyonu arttırılan bir bütçe ile antrenör yetiştirmek için kolları sıvadı. Önce sporcuya değil, eğitmene yatırım yapıldı. Çünkü akademisyen ve eğitimli antrenör olmazsa sporcu da iyi yetişemezdi. BAŞARI ve başarısızlığın altyapıdan üstyapıya yansımasının doğal sonucu ortada. Milli Takım’da oynayan futbolculardan David Silva, Sergio Ramos, Raul Albiol, Jesus Navas 24; Pique ve Fabregas 23, Pedro 22, Busquets ve Javi Martinez henüz 21 yaşındalar. Casillas, Puyol, Xavi ve Iniesta dahil tüm oyuncular ise en geç 18-20 yaşından itibaren A Milli Takım forması giymeye başladılar.GENÇLİK AŞISIREAL Madrid ve Barcelona gibi devler bile altyapıdan yetiştirdiği oyunculara her dönemde şans vermekten çekinmiyor. Casillas 18 yaşından beri Real Madrid’in kalesinde.. Fernando Torres Atletico Madrid formasını ilk kez 17 yaşındayken giydi.19 yaşında A Milli oldu ve Atletico Madrid’de kaptanlığa yükseldi. UEFA Avrupa Ligi’ni kazanan Atletico Madrid’in direkt oynayan kalecisi De Gea 19, stoperi Dominguez ise sadece 20 yaşında. Sevilla Avrupa’da 2 yıl üstüste fırtına gibi eserken Capel ile Navas henüz 20 yaşında bile değillerdi. Örnekler o kadar çok ve canlı ki.. Tüm kulüpler ve milli takım genç oyunculara güvenip sorumluluk veriyor. ÇARPICI ÖRNEK...2004 U-19 (19 yaş altı) Avrupa Şampiyonası’nda Nyon’da finalde karşılaşıp 90+2’de yediğimiz golle kaybettiğimiz İspanya Milli Takımı’ndan Sergio Ramos, Raul Albiol, Soldado ve David Silva uluslararası birer yıldız olurken, bizim o takımızdan A Milli Takım’a tek oyuncu bile çıkmadı. Sadece Trabzonlu Selçuk zorluyor, birçoğu ise Süper Lig seviyesinde bile değil. Oyuncu yetişmesine yetişiyor ancak orada kulüpler 18-19 yaşındaki oyuncuya formayı verirken İspanyollarla alt yaş gruplarında hemen hemen aynı seviyede olan bizimkiler şans bulamayıp, önce köreliyor, sonra da yok oluyor.‘YERLİ’ ORANI %77LA Liga’da oynayan futbolcuların %77.1’i İspanyol. %16.7’si Avrupalı ve %6.7’si diğer ülkelerden. Oysa dünyanın 1 numarası sayılan İngiltere Premier Ligi’nde ise İngiliz futbolcu oranı %40’ı bile bulmuyor. Süper Lig’deki kulüplerimizin hepsinin 6+4 kuralını kullanması halinde devşirmeler ve çifte pasaportlular ile birlikte bizdeki oran da fazlasıyla yerlilerin aleyhine. Yabancı sayısının fazla olması her ne kadar kulüplerin lehine gibi gözükse de milli takımlar için aynı şeyi söylemek zor. İngiltere ve İtalya’da ulusal takımların başarısızlığının baş nedeni olarak yabancı sayısının fazlalığı gösteriliyor.22 YILLIK BAŞKANSİYASET sporun içinde değil. Atama, baskı yok. İspanya Futbol Federasyonu Başkanı Angel Maria Villar, Bask kökenli eski bir futbolcu. Hukuk Fakültesi mezunu, 1988’den beri başkanlık görevini sürdürüyor. Şu istikrara bakın!SON olarak kişisel gözlemlerime dayanarak İspanyol gençliğinin genel anlamda diğer ülkelerden farkını da ortaya koymak istiyorum. İspanyol gençliği spor, kültür ve sanata düşkün. Uyuşturucu ve şiddet, gençler arasında yaygın değil. Farklı bir hayat görüşleri var. Kapitalizmin ele geçirmediği, paranın tek statü sembolü kabul edilmediği bir dünyada yaşıyorlar. Daha rahat, doğal ve sadeler. Sokaklarda eşofman ve spor ayakkabı ile dolaşıyorlar. Sinemaya ve konsere gidiyorlar, felsefe okuyorlar, tartışıyorlar, spor yapıyorlar. Yeni jenerasyonda İspanya’nın yetiştirdiği dünyaca ünlü sporcuların hemen hemen tamamı bu profile uyuyor. KATALAN’I, Bask’ı, Endülüslü’sü, Galiçyalı’sı, Valencialı’sı, Kastilyalı’sı ve Asturyalı’sı farklı diller konuşup farklı etnik kökenlere sahip olsa da İspanyol Milli Takımı çatısında birlikte uyumlu bir şekilde forma giyebiliyor. Spor alanlarındaki bu birliktelik de İspanya’nın başarısını sağlayan önemli bir faktör. UZUN lafın kısası İspanya’nın spordaki patlaması devlet politikasıyla oluşturulan bir modelin sonucu. 15-20 yıllık plan-bütçe-organizasyon- çalışma ekseninden çıkan bir tablo bu. Bu patlamayı Xavi-Iniesta’ya indirgemek hata olur. İspanya bir spor ülkesi ve bu modelle zirvede dolaşmaya devam edecektir.İngiltere’nin ‘19’ katı başarısı var SIKI durun! U-16 ve U-21 yaş grupları arasında , İspanya’nın UEFA ve FIFA turnuvalarında genç milli takımlar seviyesinde 1998’den beri kazandığı dünya ve Avrupa şampiyonluğu sayısı toplam 19.. İngiltere’nin aynı altyapı turnuvalarında kazandığı şampiyonluk ise sadece 1.Sporcular ‘dünyaları’ kazanıyor İSPANYA tüm sporlarda altın çağını yaşarken sporcuların kazandıkları paralar dudak uçuklatıyor. F1 pilotu Alonso yıllık 30.5 milyon dolarla zirvede yer alırken tenisin 1 numarası Nadal 20 milyon kazanıyor. NBA yıldızlarında ise durum şöyle: P.Gasol 16.5 milyon, Calderon 8.2 milyon dolar.Lisanslı hoca sayısı tam 14860 Yani Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, İngiltere ve Türkiye’nin toplamı kadar.. İşte mucizenin sırrı da burada.RAKAMLAR çok çarpıcı. Mesela futbol antrenörü eğitiminde ve toplam kalifiye eğitmen sayısında İspanya diğer Avrupa ülkelerine fark atıyor. İspanya’da UEFA’nın A ve pro-lisansına sahip toplam 14860 futbol antrenörü var. Bu rakam Almanya’da 6570, Fransa’da 2588, İtalya’da 1810, Hollanda’da 1137, İngiltere’de ise sadece 1010..TÜRKİYE’DE UEFA A lisansına sahip antrenör sayısı 206 iken pro-lisanslı 26 teknik adam var. TFF A lisansı sahibi teknik adam sayısı ise 2931. İspanya, antrenörlüğün en üst seviyesi olan pro-lisansı 750 saatlik eğitim sonrası verirken bu süre İngiltere’de 245 saat.