Güntekin Onay

Güntekin Onay

gonay@gazetevatan.com

Birer puan ikisine de az gelir

30 Ekim 2010

DERBİ kıvamında bir maç oldu. Hatta futbolun temposu, kalitesi, mücadelenin yoğunluğu geçen haftaki derbinin daha üzerindeydi. İlk 10 dakikanın ardından orta alan egemenliğini eline geçiren F.Bahçe, Emre-Alex-Semih işbirliği ile golü bulduktan sonra da iyi oynamaya devam etti. Bu iyi oyunda sarı-lacivertli takımın oyun konsantrasyonu ve kazanma kararlılğının yüksek seviyede olması önemli bir etkendi. İyi baskı yaptılar. Rakibi çıkartmadılar. Bursa’nın kendi sahasında topun arkasına dizilen ve rakibin topla oynamasına izin veren anlayışı da F.Bahçe’nin işini kolaylaştırdı. F.BAHÇE ilk yarım saatteki yüksek tempo ve baskısının dezavantajlarını devre sonlarına doğru yaşadı. Ekonomik kullanılmayan enerji Bursa’nın 30’dan sonra üstünlüğü ele almasına yol açtı. Özellikle duran toplar ve 2. toplara yapılan baskıyla gol arayan yeşil-beyazlılar, golü bulamasa da 2. yarı öncesi özgüvenle soyunma odasına gitti. 2. yarının başı da ilk yarının son bölümleri gibiydi. Duran topla gelen Bursa golüyle hem skora hem oyuna denge geldi. Niang ve Dia yoktu ama Semih 11’de başladığında F.Bahçe ne zaman kazanamadı ki? Ayrıca Alex ile iyi anlaşıyorlar ve skora kesinlikle katkıda bulunuyorlar. Caner’in kontrolsüz girişleri, pozisyonunu zaman zaman kaybetmesi ve yaptığı gereksiz fauller takımın dün de başını ağrıttı. Ayrıca Dia’nın yokluğunda orta alanda fazladan bir asker daha vardı ve takım savunması daha güçlüydü. ‘GÖNÜL’SÜZ!F.BAHÇE’NİN ihtiyacı olan şey ise gol bölgesine Semih ve Alex dışında daha fazla oyuncu gönderememesi. Sürekli hücuma çıkan G.Gönül ise final paslarını ve ortaların kalitesini geliştirmek zorunda. BURSA duran topları çok etkili kullanan bir takım. Volkan gününde değildi ve ev sahibi onun etkinliğini aradı. Gol vuruşlarını geliştiremeyen Sercan 3 net fırsattan sonuç alamazken F.Bahçe’yi en zorlayan isimdi. F.Bahçe’nin kazanma kararlılığını ve mücadele gücünü beğendim. Teslim olmadı. Yavaş futbol oynanan ligimizde hızlı oynanan tempolu harika bir maç oldu. Ancak 2 takımda 2’şer puan kaybetti.

Devamını Oku

120 dakikalık ağır bir idman

29 Ekim 2010

FUTBOL gerçekten de enteresan. Bundan çok daha az pozisyona girip çok farklı kazanılan maçları defalarca gördük. Beşiktaş farklı kazanacağı maçta 90 dakikada gol bile bulamadı. Bunun nedenleri var. 11’e 11 oynanıyormuş gibi görünen maçta 2 takım arasında büyük kalite farkı olmasına rağmen sakatlıktan çıkan uzun süre oynamamış futbolcuların çokluğu Beşiktaş’ı eksik oynattı. Yusuf, Fatih ve Guti’nin kondisyon ve maç eksikleri var. Ağır sahada rakip Mersin İdman Yurdu bile olsa tempo yapamadılar. Bu tip rakiplere karşı golü erken bulursanız maç antrenman temposunda geçer. Bulamazsanız eziyete dönüşür. BEŞİKTAŞ’IN karşısında Süper Lig ekibi olsa, Mersin’in yapamadığı şeyi yapardı ve gece kâbusa dönerdi. Böyle bir rakibe karşı yapılması gerekeni aslında yaptı Beşiktaş, hızlı başlayıp golü erken bulmayı amaçladı. Fakat golü bulamadı. Bobo formsuzdu. Fatih gücünü toplayamamış. Yusuf büyük futbolcu ama profesyonel bir sporcunun fizik kalitesinin çok uzağında. CEZA alanı içinde çoğalıp hızlı hareket etmezseniz, son vuruşları iyi yapamazsanız rakip kim olursa olsun golü bulamazsınız. Tabata, G.Antep’tekinin 3 misli koşuyor ama sahip olduğu becerilerin 5’te 1’ini sergileyemiyor. Kanatları sadece İsmail ve Hilbert ile kullanmak, sahayı enlemesine kullanmamak, yay civarından şut atmamak, 2. topları kazanamamak gibi eksiler düşük tempoya eklenince gece uzadıkça uzadı. GUTI HARİKA OYNADISONLARA doğru sorumluluk alan Guti, maçı uzatmaya götürmemek için elinden geleni yaptı. Ama Eser’in iyi oyunu, beceriksizlik ve şanssızlık golü getirmedi. Elinizde Guti gibi bir usta varsa ceza alanı civarında topsuz koşular yapmanız yeterli. Kalitesinin yanında iş ahlakı ve sorumluluk duygusu çok yüksek. Özellikle 70’inci dakikadan sonraki 50 dakikalık bölümde harikaydı. MERSİN İdman Yurdu maçı 120 dakikalık ağır bir antrenman oldu Beşiktaş için. Maç eksiği olan oyuncular için bu bir artı. Ancak sarfedilen efor Sivas maçına olumsuz yansır mı? Bunu pazar akşamı göreceğiz.

Devamını Oku

Beşiktaş kesinlikle bu olamaz

26 Ekim 2010

KAZANMAK zorunda olmak ve deplasmanda oynamak, futboldaki en zor kombinasyonlardan biri. Schuster geldiğinden beri en tedirgin Beşiktaş’ı izledik. Ofansif aksiyonların en az yaşandığı, pozisyonların kısır olduğu bir maç. Beşiktaş’ın tedirginliği ve yaratıcılıktan uzak futbolunun yanında Kayseri’nin sabırlı, kontrollü oyunu, hatta ‘sıfır risk’ anlayışı da maçı sıkıcı hale getirdi. CANGELE, Troisi ve Zalayeta gibi önemli hücum silahlarından yoksun Kayseri savunmada hata yapmazken çok fazla üretemedi de. Toplam 3 kez gole çok yaklaştılar, ikisi Rüştü’nün hatalarıyla geldi. Schuster, Onur ile başladı. Yetenekli ve gelecek vaat eden iyi bir kumaş Onur ama böyle bir maçı kaldırmasını beklemek fazla iyimserlik gibi geldi bana. İSMAİL NEDEN YOK?DİKKAT çeken bir başka konu da orta alana kadar çıkan çizgi savunması ile eleştirilen Beşiktaş defansı, çok fazla çıkmadığı maçta yine önemli pozisyon hataları yaptı ve güven vermedi. İ.Üzülmez 37 yaşında ve üst üste gelen yüksek tempolu maçları kaldıramıyor. İsmail’in neden oynatılmadığı burada sorgulanabilir. Beşiktaş ilk kez fiziksel açıdan da bu kadar rakibin gerisinde kaldı. BOBO sorumluluk alması gereken günde hiç ortalarda yoktu.Nihat gücü yettiğince zorladı, ancak Bobo ile uyumsuzlukları da yine gözden kaçmadı. 65’ten sonra Guti ve Fatih’i oyuna alarak kazanmak için hamle yaptı Schuster. Son çıkış yoluna yöneldi. Bu dakikaya kadar 0-0 giden oyun bir şanstı onun için. Uzun süre forma giymemiş 2 kaliteli ama güçsüz oyuncusunu doğru zamanda maça sokma şansını yakalamış oldu. BU dakikadan sonra daha çok rakip ceza sahasında görünen Beşiktaş, Fatih Tekke ile karambolde inanılmaz bir gol kaçırdı. Savunmada kalan rakibi karşısında kazanma zorunluluğunun verdiği istekle karşı kaleye yüklenmek de yeterli üretkenliği getirmedi. Son saniyede defansın yerleşim hatasıyla oluşan Furkan’ın golü üst üste 4. resmi maçta da mağlubiyet anlamına geliyordu. Bursa, Trabzon ve Kayseri ile açılan puan farkı da işin başka boyutu. Düşüş engellenemiyor. Oyun anlayışı ve isimler değişse de kayıplar sürüyor. Açıkçası bu kadro ile böylesi zor bir deplasmanda daha fazlasını almasını beklemiyordum. Uyumsuz bir savunma ve üretkenlikten uzak bir orta saha. Beşiktaş bu değil, olamaz da.Şampiyonluk çok uzakŞampiyonluk için ligimizde gereken maç başı puan ortalaması 2.1 ila 2.3 arasında. Beşiktaş’ın şu anki puan ortalaması ise 1.44. Yani çok az. Şampiyonluk çok uzakta görünüyor gerçekçi olmak gerekirse. G.Saray maçına kadar fikstür avantajı ve sakatların düzelmesi ile birlikte her maçta 3 puan alması şart. Ancak o zaman tekrar ‘Şampiyonluğa ortak oldum’ diyebilir.

Devamını Oku

Villas Boas bir dahi mi?

23 Ekim 2010

Beşiktaş’ı İnönü’de dağıtan Porto’nun 33 yaşındaki hocasının hikâyesini kaçırmayın. Şu kadarını söyleyelim, bugüne dek ayağını topa değdirmemiş!ANDRE Villas Boas.. Henüz 33 yaşında ve Porto gibi bir dünya markasının teknik patronu.. Futbolculuk kariyeri yok. Peki nasıl oluyor da Porto gibi büyük ve hedefleri olan bir kulüp böyle bir gence emanet ediliyor? VILLAS Boas yeni Jose Mourinho olmaya aday bir teknik adam olarak gösteriliyor. Porto, Chelsea ve Inter’de Mourinho’nun teknik ekibinde yer alan genç antrenör, rakiplerin maç analizlerini yaparak başladı. Tıpkı ustası Mourinho gibi.. Henüz 20 yaşına gelmeden Bobby Robson döneminde Porto’nun istatistik ekibinde çalışmaya başlayan bu yetenekli genç, Mourinho 2002’de göreve geldikten sonra ünlü teknik adamın dikkatini çekti. Rakip takımların güçlü ve zayıf taraflarını ortaya koyan detaylı teknik analizleri, oyuncu raporları Mourinho’yu etkiledi. ANTRENMAN bilimi ve saha içindeki taktik organizasyon konusunda çağı yakalayan ve Mourinho’nun yanında uluslarası futbol arenasında kendisini geliştiren Villas Boas’ın tek eksiği tecrübe. Geçen sezon küme düşmesine kesin gözle bakılan lig sonuncusu Academica’da teknik direktör olarak ilk deneyimini yaşayan genç çalıştırıcı takımın ligi 11. sırada bitirmesini sağladı. GEÇEN sezon büyük bir hayâl kırıklığı yaşayarak ligi 3. bitiren Porto, yıllardır takımı çalıştıran Jesualdo Ferreira ile yolları ayırıp bu zorlu görevi 33 yaşındaki Villas Boas’a verdi. Porto’lu eski teknik adamlar, yorumcular ve otoriteler genç teknik adamın bu işi yapamayacağını, futbol oynamamış böyle genç birisinin Porto gibi büyük bir kulüpte başarılı olamayacağını iddia etti ve Porto yönetiminin büyük bir hata yaptığını vurguladı. 12 MAÇTA 11 ZAFERAncak Villas Boas’ın bu eleştirilere cevabı kısa sürdü. Porto, Portekiz Ligi’nde 8 maçta 7 galibiyet, 1 beraberlikle lider. UEFA Avrupa Ligi’nde de 3’te 3 yaptı. Ayrıca sezon başında Benfica’yı yenerek kazandığı Süper Kupa’yı da eklersek oynadığı 12 resmi maçta 11 galibiyet aldı. ÜST seviyelerde futbol oynamadığı halde teknik adamlıkta başarılı olan Mourinho, Wenger, Benitez, Houllier gibi birçok teknik adam var. Ancak amatör olarak bile krampon giymemiş olan Villas Boas’ın öyküsü hepsinden daha ilginç.Jose Mourinho’dan çok şey öğrendiğini ancak kendisinin her anlamda farklı olduğunu söyleyen ve Portekizce dışında İngilizce, İtalyanca, İspanyolca ve Fransızca bilen bu yetenekli gencin yeni bir dahi olup olmadığını ise zaman gösterecek.

Devamını Oku

Emekler boşa gitti

22 Ekim 2010

BU kadar sakat ve eksiğin olduğu bir günde elde avuçta ne varsa sahaya sürdü Schuster. Saygı duyulacak, güçlü, organize ve formda bir rakip vardı karşısında. Herşey olumsuzdu Beşiktaş için kağıt üstünde.. Ancak futbol çimlerin üzerinde oynanıyordu ve rakibinden çekinmeyen, inanmış bir Beşiktaş vardı sahada.. İyi başladı, baskı kurdu, pozisyonlar buldu. Yanlış bir korner ve Hakan’ın hatasından hiç haketmediği bir gol yedi. Maicon’un da atılmasından sonra gol için artan baskı kalabalık savunmayı aşma çabası kanatlara yönlendirdi Kartal’ı.BECERİ EKSİKLİĞİROBERTO Hilbert güçlü ve arzuluydu maç boyunca. Porto’yu en çok zorlayan Beşiktaşlı oydu dün akşam. Hızlı oynayan baskı yapan rakibi sıkıştıran bir Beşiktaş vardı ikinci yarının başında.Harika gelişen organize ataklar final paslarında ve yapılan ortalardaki beceri eksikliği yüzünden hep eridi gitti. Bireysel hataları ve eksikleri kenara bırakırsak Schuster’in bu takıma bir oyun mantalitesi, temposu ve kültürü verdiğini çok net bir şekilde gözlemeyebiliyoruz. Hakan’ın ve Zapo’nun boşa çıkmalarını, kaçan golleri kenara bırakın. Onlar Schuster’in hatası değil. Sahadaki kadroya oynanan ve ortaya konmak istenen futbola bakın. Ülkemizde hâlâ rağbet gören ancak avrupa’da tamamen terkedilmiş olan yavaş kontrol futbolundan uzak bir takım inşa ediyor Schuster. Yapamadığı ortalar, boşa çıkan kalecinin yedirdiği goller Zapotocny’nin 70 metreden süzülerek gelen topu sektirmesi tüm emekleri ne yazık ki mahvediyor. Futbolda bireysel hata var. Bundan kaçamazsınız. Ancak aynı oyuncular hep aynı hataları yapıyorsa sorgulanması gereken o hataları yapan oyuncuların kalitesidir. PROFESYONEL dünyada iyi niyet yeterli ve geçerli bir kriter değildir. Profesyonel hayat acımasızdır ve ne kadar iyi niyetli olursa olsunlar işini yapma yeterliliğini gösteremeyenler yaşama şansı bulamazlar. Bernd Schuster de bunu hesaba katmalı artık. *****Hakan oturmalıBEŞİKTAŞ Teknik Direktörü Bend Schuster artık ısrarı bırakmalı. Hakan Arıkan artık oturmalı. Çünkü yaptığı hatalar bir çuval inciri berbat ediyor. Spor Toto Süper Ligde oynanan F.Bahçe ve Antalyaspor maçlarından sonra dün akşam da takım iyi oynarken hiç pozisyon yokken yaptığı hata yine pahalıya mal oldu. Hakan’da Israr etmek yanlış ve Rüştü Deçber ile Cenk Gönen’e haksızlık.

Devamını Oku

Kara bulutlar

17 Ekim 2010

BEŞİKTAŞ hızlı, istekli ve tempolu başladı. Orta alanda Necip’in kaptırdığı bir top ile savunma az adamla yakalandı ve kalesinde golü gördü. Bu gole cevap vermek için yoğun bir baskı kuran siyah-beyazlılar çok geç kalmadan Bobo ile beraberlik sayısını kazandı. Devrenin sonuna kadar rakip yarı sahada Manisa’nın savunma kalabalığını açmak için uğraşan siyah-beyazlılar rakibinin dirençli savunmasını delemezken orta alanda kaybettiği toplarla da rakibe tehlikeli olma şansı verdi. İKİNCİ yarının başında duran toptan gol yiyen Beşiktaş’ın hemen ardından Tabata’nın da atılması ile işi iyice zora girdi. Kontrataktan gelen 3’üncü golün ardından oyun disiplini de kalmadı ve maç koptu. İKİ maçta alınan 0 puan; sakat futbolcuların çokluğu, arka arkaya gelecek zorlu maçlar, ligin en havalı takımını karamsar bir tabloya doğru itti. Zapo ve Fink, Schuster’in oynatmak istediği futbolun oyuncuları değil.. Bunlara İ.Üzülmez ve Nobre’nin mücadeleci, ancak yaratıcılıktan uzak oyununu da eklersek Beşiktaş’ın çok fazla seçeneği olmadığını açıklayabiliriz. Necip, Türk futbolu için önemli bir oyuncu ancak bu takımda 11 oyuncusu olmak için zamana ihtiyacı var. GUTI ve Quaresma ile başka bir boyuta ulaşan Beşiktaş 2 süper yıldızın yokluğunda başka bir boyutta. Boyutlar arasındaki fark ortada. Saha içinde ne yaptığını bilmeyen panik bir takım görüntüsü var. Puan alma kararlılığında olan ve 1-2 etkili kontratak oyuncusu olan her takım özellikle İnönü’de Beşiktaş’a böyle mağlubiyetler yaşatabilir. BERND Schuster, teknik kapasitesi bu kadar kısıtlı bir takımla rakip duvarı delmek için çok riskli oynattı takımını. O duvar delinemeyince de squash maçı gibi bir karşılaşma oldu. Top duvara çarptı döndü. Fabian Ernst’in takımını ayakta tutma çabası gerçekten takdiri hakederken Holosko ve Nobre’nin kaçırdığı goller Beşiktaş’ı en azından 1 puandan etti. Hikmet Karaman ile inanmış bir takım olan Manisaspor çok iyi savunma yaparken rakibinin zaaflarından da faydalanmayı başardı. Barış Şimşek harikaydıHAKEM Barış Şimşek 90 dakikanın genelinde ne gördüyse çaldı. Bence harika bir yönetim gösterdi. Tereddüt bile etmeden çıkarttığı her iki kırmızı kartta da doğru tercihler yapıp, oyuncuların saha içerisinde onu aldatmasına izin vermedi. Eğer bu çizgisini lig maçlarının genelinde de sürdürürse, büyük takımlar onunla özellikle iç saha maçlarında çok puan kaybeder. Ama MHK, Şimşek’i bu maçlara verir mi? Bilemem.

Devamını Oku

Tok Timsah olur mu?

16 Ekim 2010

BURSA’DA 5 puan farkla gelen liderlik somut bir rehavet yaratmış. Hem futbolcular, hem taraftarlar “Karabük maçını nasıl olsa kazanırız, puan kaybedersek bir şey olmaz “ duygusunu fazlasıyla hissetirdi dün akşam. Ertuğrul Sağlam, rotasyona devam ederken elindeki geniş kadrodan maksimum verim almaya çalışıyor. Oynayan veya oynamayan futbolcular arasında çok fazla kalite farkı yok. Sadece formda bir Volkan’ın alternatifi olmadığını gördük. RAKİBİ çok fazla sıkıştırmadan tempo ve baskı yapmadan gelen 2 Turgay golü ilk yarıda yeşil-beyazlıların hakettiğinden fazlasını getirdi. İsmail’in net kaçırdığı pozisyonu da katarsak Bursa maçı ilk yarım saatte bitirebilirdi. KARABÜK RAHATKARABÜK’ÜN şu ana kadar topladığı puanlar da konuk takımı hayli rahatlatmış. Özellikle top rakipteyken çok yumuşak bir takım görüntüsünde idiler. Yardımlaşmaları azdı ve orta alanda büyük boşluklar bıraktılar. Cernat’ın bireysel becerisi ve kalitesi dışında ilk 45 dakika endişe verici bir çizgileri vardı. Takımın ve ligin yıldızı Emenike anlamsızca tuhaf bir durgunluktaydı. Belli ki yıldız olduğuna o da inanmış. En küçük bir katkısı bile olmadı takımına. İKİNCİ yarıda Cernat ustanın yokluğunda işi daha çok ciddiye alan ve daha çok koşan bir Karabükspor vardı sahada. Belli ki ilk yarıdaki oyun 2 gol getirse de puan için yetmeyecekti. Ertuğrul Sağlam takımını canlandırmak için Sercan ve Ergiç’i oyuna sokarken Karabükspor daha disiplinli ve sert savunmasıyla puan alma kararlılığını daha fazla ortaya koydu. SON 20 dakikada Karabükspor’un skoru koruma düşüncesi ile kapanması ve Bursaspor’un doğal baskısı sonucu değiştermek için yeterli olmadı. Belli ki akıllar biraz da Manchester United maçındaydı. Rotasyondan da kaynaklanan saha içi uyumsuzluk Bursaspor’un puan kaybetmesine yol açtı. Karabükspor Cernat sakatlanmasa veya Emenike geçmiş haftalardan esintiler sergilese 3 puanla da ayrılabilirdi.

Devamını Oku

Almanya korkusu

9 Ekim 2010

ALMANYA karşısında kaybetmemiz doğal karşılanabilir. Ancak bu kadar silik bir oyunla yenilmeyi kimse beklemiyordu.Sahanın her metrekaresinde Almanlar’ın üstünlüğünü kabul ettik. Neticesinde 3-0’lık skor ortaya çıktı. Üstelik rakibimiz maçı baştan sona yüksek tempoda oynayan bir takım da değil. Boşlukları iyi değerlendiren ve kontrayı seven bir takım vardı karşımızda.. Sadece Aurelio’nun çıkışına bağlamamak lazım 2. yarıdaki etkisiz futbolu. İlk yarıda oyunu tutmayı başardık. Ancak ne olduysa 2. yarıda oldu ve tarihi bir farkla da sahadan ayrılabilirdik.SAVUNMAYI daha yerleşmeden dengesiz yakaladılar. Rahat bir galibiyet aldılar. Almanya’dan korktuğumuz ve çekindiğimiz ortaya çıktı. Bıraktığımız boşlukları iyi değerlendirdiler.Mesut, Klose ve Podolski yakaladıkları boşlukları iyi değerlendiren oyuncular. Sahadaki futbola ve Almanya’nın kaçırdığı gollere bakarsak daha farklı bir skor da ortaya çıkabilirdi. Çok basit bir Türkiye vardı sahada.. Özellikle büyük beklentiler içinde olduğumuz Nuri ve Emre hücumda etkisiz kaldılar. Hiddink’in kafasındaki oyun ve hesaplar tutmadı. Hiddink Rusya’nın başındayken de bu Almanya’ya 2 kez yenilmişti.CEZAYI KESTİLERDURAN ve yan toplarda yaşadığımız büyük sıkıntılara bir de Almanlar’ın bu konudaki ustalığı eklenince gece bizim için felaketle sonuçlandı. Almanlar taktik disiplini üst düzeyde bir takım. Bizde özellikle Gökhan 2. yarıda hücuma katıldı ama sağ kanatta Almanlar’a çok açık verdi. Gökhan Türkiye’de bunları yapabiliyor. Çünkü burada cezayı kesemiyorlar. Ama Almanya başka takımlara benzemez. Hemen cezayı keserler. Gökhan hücumu seven oyuncu ama verdiği açıklar farkı yarattı.Bizden üstünler35’LİK Miroslav Klose orta sahada çok top kazandı. Üstelik bu Klose yarım sezondan beri Bundesliga’da suskunluğunu bozamıyor. Almanlar bizden her açıdan üstün olduklarını gösterdiler. Fizik açıdan üstünlükleri zaten tartışılmaz ancak övündüğümüz teknik kapasitemizden de eser yoktu. Normalde coşkulu bir takımız ama Berlin’de o da yoktu. Takımı ateşleyen Tuncay Şanlı formsuzdu. Arda da olmayınca hücumda varlık gösteremedik. Almanya’yı 2005 yılından beri yenemememiz kesinlikle şans değil. Löw’ün eseri olan bu takım disiplin ve tekniği birleştirerek farkını ortaya koydu.

Devamını Oku