BEŞİKTAŞ, Konyaspor’un oyununu çözmekte zorlandı ilk yarım saat. Bol markajlı, kalabalık savunma aşması zor bir duvarken korner dönüşü yenen gol sanki her şeyin daha da zor olacağının sinyallerini veriyor gibiydi. Mamadou Kere’nin kendi kalesine attığı gol ihtiyacı olan özgüveni çabuk geri getirirdi siyah-beyazlılara. Konyaspor’un ters gelen adam adama markajlı oyun planını sürekli alan değiştirerek bozan Beşiktaşlı forvetler pozisyonlar da bulmaya başladı. Quaresma’nın sakatlanıp çıkması gerek oyunsal gerekse de psikolojik olarak etkilemedi siyah-beyazlıları.ANCAK ikinci yarıya 3.’yü bulmak için hızlı başlayan Beşiktaş, Holosko ve Tabata’nın kaçırdığı %100 pozisyonları değerlendiremeyince maçı kopartma şansını yakalayamadı. Savunmanın inanılmaz yerleşim hatasından yenen 2. gol ise profesyonel bir futbol takımı için değildi. Aynı ilk gol gibi...SADECE 3 kere hücum yapan bir takımdan 2 gol yemek Beşiktaş’ın özeli.. Bu konunun Schuster ile alakası olması ise pek akla yatkın değil. Tamamen savunma oyuncularının kalitesinden ve pozisyon hatalarından kaynaklanıyor. Koskoca maçta rakibin kalenize bu kadar az hücum yapıp da 2 gol bulmasının başka türlü izahı olamaz. Guti, Bobo, Quaresma gibi kaliteli ayaklar sahada yok tamam ama 2 gol bulmuşken ve öndeyken 2. golü yemeyeceksin. Yersen çıkartamama riskin her zaman var.İNÖNÜ KLASİĞİ!2-2’NİN ardından gelen panik ve azalan süre ile birlikte rakibinin üzerine saldıran Beşiktaş ise yine bir başka İnönü klasiği yaşattı. Savunmayı kalesine bu kadar yakın kuran rakip karşısında ceza alanına çok adam göndermek ve topu kanatlarda kullanmak gerekiyordu.. Rakibin bile beklemediği 2-2’lik skor, Konya’nın direncini ve inancını arttırdı.BİR futbol takımı bu kadar kolay gol yiyiyorsa ve bu soruna bir türlü çare bulamıyorsa çok ciddi sorunları var demektir. Oyunun son bölümlerinde saha içi disiplinden bu kadar uzaklaşmak ve hatlar arasındaki mesafeyi de bu kadar açık tutmak da ayrı bir problemdi Beşiktaş için.***Futbolcuları kutluyorum!FARKLI kazanması gereken bir oyunu bu noktaya getiren Beşiktaşlı oyuncuları kutlarım! Umutla stada koşan ve takımını destekleyen taraftara gerçekten yazık. Beşiktaş gibi bir takım kendi evinde K.Paşa ve Konya gibi saha içi organizasyonu bu kadar sorunlu olan takımları yenemiyorsa lig yarışına havluyu atmış demektir.ASIL sorgulanması gereken ise farklı bir anlayışı oturtmaya çalışan hoca değil mevcut kadrosundaki oyuncularının kalitesidir.
FUTBOL seviyesi olarak değil belki ama psikolojik açıdan sezonun en zor maçlarından biriydi Beşiktaş için. Futbolun temel unsurları olan fizik güç, teknik kalite, taktik anlayış gibi kavramlar kadar önemli oyuncu psikolojisi. O güven kaybolduğu zaman mürekkebi bitmiş tükenmez kalem gibi oluyor futbolcu. Belli belirsiz karalıyor sadece. Yazar sanıyorsunuz, zorluyorsunuz ama yazmıyor bir türlü. İşte onun gibi birşey. Üstüne üstlük bir de fizik olarak güçsüz ise daha da kötü. KAZANMAK zorunda olmanın bilinciyle oynanan yüksek tempolu, mükemmele yakın bir 30 dakika var. Ancak bu oyun zenginliğinin içinde santrforsuzluğun getirdiği bir yokluk, aranan golü getirmedi. Guti güçlü ve diriyken, Ernst de kendisine ortak olduğu zaman orta alanı çok iyi organize ediyor. Ne zaman ki Guti yoruluyor, Beşiktaş’ın pas trafiği sekteye uğruyor. İlk yarının son 10 dakikasında da böyle oldu. Ağır penaltı kararında yine sorumluluk alan Guti, usta bir pokerci gibi geçen haftaki köşeye vurdu. Riskliydi ama kalecinin kendi soluna yatacağından emindi. SÜPER LİG GEREĞİMAÇIN ikinci yarısında Schuster’in istediği değil, Süper Lig gerçeklerinin oyunu vardı sahada. Kapanan ve kontradan rakibin hatasını arayan Beşiktaş, dakikalar geçtikçe kendi kalesine daha da yaklaştı. İçgüdüsel bir kazanma duygusu ve skoru koruma arzusu baskın çıktı ister istemez. Schuster de buna ayak uydurdu dün ilk kez. Değişiklikleri buna göre yaptı ve çok sakin olumlu hamlelerle oyunu harika okudu. BU savunma oyununda Ersan başarılı gözükürken, İbrahim Üzülmez ve Rüştü gibi 2 emektar, tecrübeleri ile güven verdi. Hilbert takımın en enerjik en hızlı ve en güçlü oyuncusuydu sahada. Mükâfatını attığı golle aldı Alman dinamo. Bazılarının çok eleştirdiği Aurelio, tabii ki eski temposunda değil ama o kadar doğru poziyon alıp o kadar yerinde hamleler yapıyor ki O’nsuz da olmuyor. O varken Beşiktaş ve milli takım kaybetmiyor. O yokken durum ortada. Q7 kenarlara indiğinde etkili ve tehlikeli. Ortada oynadığında ise savunmanın içinde boğuldu. Holosko futbol yaşantısının en kötü oyunlarından birini sergilerken kendisine bir terapi gerektiği gerçeği ile yüzleşmeli. Çünkü Holosko bu değil. PSİKOLOJİK olarak çökmüş, kadro olarak eksik Beşiktaş dünü bir şekilde geçmeliydi. Günü kurtarmak için değil geleceğe umutla bakabilmek, lige tutunabilmek için. Yoksa 2. yarıdaki oyunun başka bir mazereti olamaz. G.Birliği Zec ve Harbuzi olmayınca sıradanlaşıyor. Oyunu iyi forse ettiler ama 2 klas ayak olmayınca pozisyon bulamadılar.
BEŞİKTAŞ iyi başladığı ve rahat götürdüğü maçta rakibinin 25 metreden attığı golle paniğe kapıldı. Her takım yenik durma düşebilir, gol yiyebilir. Peki bu panik neden? Tamamen kaybolan özgüven eksikliğinden. Bir futbol takımı bu kadar özgüvensiz oynarsa tabii ki kazanamaz. Sorun çok açık. Bu takım 4-3-3 oynamayı bilmiyor. Çünkü 4-3-3 komplike bir sistem. Beşiktaş hücumdayken rakip ceza sahasına oyuncu sokamıyor. Kanat bekleri orta sahayı beşleyemiyor. ORTA alanda görev yapanlar baskı zamanlamasını ve yerini kestiremiyor, ikinci topları kazanamıyor, rakip ceza alanına toplu veya topsuz kat etmiyor. Stoperler alanı daraltamıyor. 1 veya 2 kişiyle hücum yapmaya çalışan rakipler karşısında bile baskı yapmak yerine geriye kaçıyor. Bobo’nun yanına giren 2. bir oyuncu yok. Asıl sorun bu stoperlerle, bu orta sahayla bunu oynamaya çalışmakta.ÖNÜNDE 2 FIRSAT VARG.BİRLİĞİ ve Konya maçları krizden çıkmak için son fırsat. Bir de not: Lucescu ile olan sohbetlerimizde ısrarla “Oyun geriden kurulur ve takımın dümeni savunmadadır. Arkada oynayan oyuncuların kalitesi ve oyun bilgisi bir futbol takımı için çok belirleyicidir” derdi. Ne demek istediğini pazartesi ve dün bir kez daha çok iyi anladım.
ARCANMIŞ, boşa tüketilmiş bir 45 dakika vardı dün Beşiktaş açısından. İstediklerini sahaya yansıtamayan bir Beşiktaş ve inançlı, dirençli bir Kasımpaşa izledik ilk yarıda.Ligin en çok pozisyon veren, en çok gol yiyen takımı karşısında her şeyin kolay olacağını sananlar yanıldılar. Bu yanılgıda Schuster’in de payı büyüktü. Yanılgı onunla başlamıştı.K.PAŞA sorunlu takım ama orta sahası pasa yatkın. Onlara Guti ve Aurelio etkin şekilde pres yapamadı. Orta alandaki 3’lüden ikisi rakibe önde baskı yapacak fizik kalitede değil. Bunlara öndeki 3’lüyü de katarsak koskoca orta sahada sadece Ernst’in baskı yapması biraz fazla iyimserlikti.. Bobo’nun ceza alanında değil de sol kanatta görev yapması da hücum aksiyonlarını etkisiz kıldı. Erhan’ın iyi niyetine rağmen hücumlardaki etkisizliği, Holosko’nun koordinasyonsuzluğu da eklenince devre 0-0 bitti.YANLIŞLARLA dolu 45 dakikanın ardından 2. yarı oyuna yaratıcılık getirecek Q7, Aurelio’nun yerine oyuna girdi. Kanımca daha etkin pres için Necip, daha etkili ataklarıiçin de Hilbert gerekliydi.38 gündür maç oynamayan Quaresma da güçsüz olunca Beşiktaş hücumda yokları oynadı. Fizik olarak, tempo olarak, taktik disiplin olarak bu kadar kötü bir Beşiktaş dün akşamki futboluyla resmen dibe vurdu.İSMAİL’İN şans golü sonrası son bir çaba ile yüklenen Beşiktaş rakibinin de paniği ile 3 puan için yüklendi. Ancak 80 dakikayı tüketen Beşiktaşlılar da az olan gücü zaten tükenmişti ve 1 puan ne K.Paşa’nın ne de Beşiktaş’ın işine yarayan bir skor olarak siyah-beyazlıları lige resmen havlu attırdı..Iverson’ı tartışmakMAÇLA alakası yok biliyorum ama içimde kaldı.. Günlerdir Iverson yerden yere vuruluyor. Iverson gibi bir ismi tartışmak hata. Eğer bunu tartışan biri varsa ben spor kültüründen şüphe duyarım. 11 kez all-star, 4 kez sayı kralı olmuş NBA’in gelmiş geçmiş en iyi oyuncularından biri. Geçmişi tartışılmaz ama bugün Beşiktaş’a yararlı olur mu belki o tartışılır. Bugünkü durumu konuşulur, tartışılır belki ama kesinlikle Türkiye’ye gelmiş geçmiş en iyi yabancı oyuncudur.
EŞİKTAŞ’IN bu sezon çıktığı 21’inci resmi maçıydı dün akşamki Porto mücadelesi. Henüz kasım ayının başındayız ve 21’inci resmi maç. Kolay değil. Hele bir Türk takımı için müthiş bir maç trafiği. Oyuncuların yorgunluğu, üst üste gelen sakatlıklar ve takımda kaybolan ritmin sebeplerini anlayabilmek zor değil. ANCAK anlayamadığım şey şu:BU kadar basit pas hataları ve pozisyon yanlışları nasıl olabiliyor? Rüştü’nün son anda sakatlanması nedeniyle şans bulan kaleci Hakan’ın hamle zamanlamasında yaptığı bir hata penaltıya dönüştü.. Bu basit hata sonucu yediği golden sonra Beşiktaş oyunun kontrolünü tamamen kaybetti. Bireysel hatalar arttı ve kendisini çok da fazla zorlamayan rakip karşısında anlamsızca zor durumlara düştü Beşiktaş. BELLİ ki Porto’nun aklı hafta sonu oynayacağı Benfica derbisinde. Bu nedenle tempoyu İnönü’deki kadar yükseltmediler. Sadece Beşiktaş’ın hatalarından faydalanmaya çalıştılar. Yani ‘bolca’ yapılan hatalardan. İKİNCİ yarıda Christian Rodriguez’in oyundan atılması, Beşiktaş’a aradığı güveni getirdi. Holosko’nun direkten dönen topu “Galiba biz de golü bulabiliriz” düşüncesini zihinlere sokarken Nihat’ın mükemmel golü sessiz geçen ayların silkinişiydi adeta. Nihat harika bir gol attı, ancak onun ötesinde dün akşam dimdik duran, ne yaptığını bilen, özgüvenli ve güçlü bir Nihat vardı sahada. Herkesin beklediği, özlediği Nihat’tı yani... Umuyoruz ki bu önemli gol, yepyeni bir sayfa açar Nihat’ın Beşiktaş kariyeri için.1-1’DEN sonra iyi oynayan Beşiktaş rakip yarı alana yerleşip kazanma sinyalleri vermeye başlarken, bu kez de İbrahim Toraman’ın acemice gördüğü ikinci sarı kart çıktı sahneye. O dakikadan sonra beraberlik iyi sonuçtu ve Beşiktaş 1-1’i sağlama almak için oynamak durumunda kaldı. ERSAN’A BRAVOBOBO’NUN direkten dönen topu ve Ersan’ın insanüstü bir hamle ile çizgiden çıkarttığı gol topu, bu zevkli maçın berabere bitmesini sağladı. Bu kadar genç ve deneyimsiz bir oyuncunun böylesine üst düzey bir rakibe karşı 1-2 hatası dışında oynadığı futbol gelecek için umut verdi. PORTO deplasmanında alınan 1 puan harika. Gruptan çıkmak için atılmış büyük bir adım. Ancak hepsinden önemlisi; Nihat’ın iyi futbolu ve attığı harika gol, Aurelio’nun dönüşü, Holosko’nun aylar sonra ilk kez kıpırdanması gibi umut veren artılar var. Bu maçta alınan skorun getirdiği morali de bunlara katmak lazım. Bireysel hataların minimize olması için özgüven kesinlikle şart...Beşiktaş’ın önü açıldı artık!AURELİO, Beşiktaş için ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu dün gece bir kez daha ispat etti. Uzun bir sakatlıktan yeni çıkmış olmasına rağmen temiz ve hatasız oynadı. Toraman’ın atılmasından sonra mecburen stoper oynadığı bölümlerde bile sırıtmadı. Pas yüzdesi yüksek, sezgileri kuvvetli. ÜST üste oynayarak maç kondisyonunu da kazanacak Aurelio. Kısacası Beşiktaş için işler yoluna girmeye başlıyor. Quaresma, Nobre, Ferrari, Ekrem gibi önemli silahlar da yakın zamanda sakatlıktan çıkacağı için “Beşiktaş’ın önü açık” diyebiliriz. Art arda gelen 2 sonuç moralleri de bir ölçüde yerine getirdi.
BURSASPOR’UN Şampiyonlar Ligi’ndeki başarısızlığı sadece kulübün başarısızlığı olarak algılanmamalı. Bu başarısızlık, bu sonuçlar hepimizin. Bursa’nın misyonu, ülke şampiyonu, namağlup lideri olarak Türk futbolunun kalitesini, seviyesini yansıtmak olmalı. Golsüzlük ve puansızlık sadece Bursa’nın sorunu değil. Türk futbolunun ve genel bakış açısının yanlışlığının ürünü. TÜRKİYE’DE oynanan oyunun adı futbol ise ve Bursa son 2 yıldır bunun zirvesindeyse yeşil-beyazlıları suçlayamayız. Her şeyi baştan başlatmamız gerekiyor. Dünya Kupası sırasında Milner ve Barry gibi önemli oyuncuların 3 Büyükler’de bile oynayacak kalitede olmadığını düşünenler vardı. Bu ülkedeki genel futbol ritüeline göre Carrick ve Fletcher da birçok kişiye sorsanız bizim 3 Büyükler’de oynamaz. Çünkü çalım yapmazlar, topla yumuşak değillerdir. RAKİP EKSİK OLMASA!BİRAZ da başka şeylere bakmak lazım. Fizik güç gerçekte nedir, ne değildir... Top tekniği en baştan ele alınması lazım... Fletcher’ın attığı goldeki kontrol ve vuruş, Carrick’in pası... İşte asıl teknik budur. Bütün gücünü koyan Bursaspor’un başa baş oynadığı dakika sayısı sadece 10. Ancak rakip, sakatlanan Nani’yi de katıyorum, Rooney, Giggs ve Ferdinand gibi çok önemli oyuncularından yoksundu. Ancak Manchester United çok da fazla sıkmadan Bursaspor’a, şampiyonumuza çok fazla geldi. Arada o kadar çok fark var ki, üzücü olan, düşündürücü olan bu. Üretemiyoruz, zorlayamıyoruz ve bütün iyi niyetimize, çabamıza rağmen mahkûm oynuyoruz. BURSASPOR’DA eleştirilecek çok fazla bir şey yok. Gözüme çarpan en önemli eksiklik, futbolumuzun eksiklerini kenara bırakırsak, Ömer Erdoğan ve İbrahim Öztürk’ün baskıyı yedikleri anda gelişigüzel uzun top oynamalarıydı. Bursaspor’un iyi oynadığı dakikalarda bile rakip savunmaya atılan gelişigüzel uzun toplar, yeşil-beyazlılarıın oyun kurmasını engelledi. Tempo, fizik, kalite, taktik anlayış, teknik olarak rakibin bu kadar gerisinde olmak Bursaspor’a dün akşam pek şans vermedi ve veremezdi. Ne Ertuğrul Sağlam ne Bursasporlular değil ders alması gerekenler. Şampiyonumuzun Devler Ligi’ndeki durumu futbolumuzun net bir yansımasıdır. Eleştirilecek olan Bursaspor değil, bu futbol gemisindeki herkesdir. ŞAYET bu takım bugün ligimizde namağlup lider olmasaydı fatura başka hedeflere çıkabilirdi. Ama görünen o ki, gerçekler tüm açıklığıyla ortada. Fatura Türk futbolunun.***Avrupa’da dibe vurdukBURSASPOR’UN ve Beşiktaş’ın Avrupa Kupaları’nda son 2 temsilcimiz olarak kalması, bu iki kulübün başarılarının kaçınılmaz olduğunu kabullenmemiz lazım. UEFA’daki ülke puanımız giderek azalıyor. Rakiplerimiz daha fazla temsilciyle puanları topluyor. Bu gidişle Şampiyonlar Ligi’ne direkt gitmek bile birkaç yıl içinde hayâl olabilir. UEFA Avrupa Ligi’nde takım sayımız azalabilir. Bu olumsuz sonuçların neticesini bugün değil, önümüzdeki yıllarda sırtımızda taşımak zorunda kalacağız. Tehlike büyük. NE yazık ki, içerideki didişmeler, kavgalar veya kendi küçük dünyamızda yarattığımız büyük futbol rüyasından uyanamazsak, acı gerçeklerle 1-2 yıl sonra sert bir şekilde yüzleşmek durumunda kalacağız.
BEŞİKTAŞ’IN ihtiyacı olan kazanmaktı. İyi futbol dün akşam için ikinci plandaydı. Erken gelen gol Sivas’ın direncini kırarken Necip’in golü Beşiktaş için kolay bir galibiyet geliyor sinyallerini veriyordu İnönü’de. Sivas’ın cılız hücumları Beşiktaş savunmasını zorlamazken 2-0’dan sonra düşen tempo Guti’nin paslarıyla zaman zaman heyecan kıvılcımları getiriyordu. SEZONUN en düşük tempolu en ağır Beşiktaş’ı vardı sahada. Arka arkaya kaybedilen maçların baskısı mı? 120 dakikalık Mersin İY maçının yorgunluğu mu? Oyuncuların Porto maçını düşünmesi mi? Yoksa 2-0’ın erken gelmesi mi etkendi bunda ancak bir gerçek vardı ki 3-0, 4-0’a gitmesi gereken maç ikinci yarıda çekilmez bir futbola dönüştü Beşiktaşlılar için. BİR TÜRLÜ KOPMADISAHANIN o dakikaya kadar en iyisi Necip’in kaptırdığı top ve yenen gol rakibe cesaret ve umut verirken Beşiktaş’a da panik getirdi. Futbolu artık tamamen unutmuş gözüken Holosko’nun etkisizliği de Beşiktaş’ın hücum gücünü olumsuz etkiledi. Ersan yerinde hamleleri ve güçlü fiziğiyle hatasız bir oyun ortaya koyarken gelecek için de umut verdi. Beşiktaş’ın dün geceki önemli eksilerinden biri topun kaybedildiği noktada yapılmayan baskıydı. Oyunu rakip yarı sahada kuran ve savunmayı öne çıkartan takımlar topu kaybettikleri bölgede hemen baskıya başlamak zorunda. Siyah-beyazlılar dün gece bunu yapamadı. İKİNCİ yarıdaki Yusuf-Nihat-Fatih hamlesi ile oyun üstünlüğünü tekrar ele geçiren Beşiktaş 2 kez 3. gole de yaklaştı ancak maçı kopartamadı. Bu sezon kaybettiği maçlarda bile daha hızlı oynayan, ofansif anlayışıyla rakipleri bunaltan, pozisyonlara giren Beşiktaş dün gece hiç yoktu. KORKU FİLMİ GİBİ3 puan lig yarışına tutunması sağladı ama oyun önümüzdeki maçlar için umut vermedi. Önceki maçlarda erken gol bulamamanın sıkıntılarını yaşayan Beşiktaş bu nimeti dün akşam iyi kullanamazken kolay maçı zora sokarak bir korku filmine dönüştürdü. Son dakikada kaçan Sivas pozisyonu Beşiktaş için ligin sonu anlamına gelebilirdi. Beşiktaş büyük bir kâbusun eşiğinden döndü KARŞILAŞMANIN hakemi Tolga Özkalfa oyun gereği faullerle, kasıtlı hareketleri ayırt etmekte zorlanıyor ve oyunu çok kesen bir yönetim anlayışına sahip.
G.SARAY için lige tutunma maçıydı. ‘Dönüş’ demiyorum çünkü Trabzon ve Kayseri deplasmanlarında alacağı sonuçlar dönüp dönmeyeceğini gösterecek. Hagi çok ciddi bir kadro zaafiyetiyle karşı karşıya. Bir takım düşünün, elindeki oyuncu kadrosunda en kaliteli 4 oyuncusu da yok. Arda, Baros, Kewell ve Elano’nun yokluğunda ofansif opsiyonların bu kadar az olması Romen teknik adamın elini kolunu bağlıyor. Elindeki tek mevcut seçenek olan Pino ve Misimovic’in yanına Sabri’nin enerjisi ve bilinmezliğini de ekleyerek soruna çözüm getirmeye çalışmış. ORTA alanda 3 agresif oyuncu Sarp, Cana ve Barış’ın mücadele gücü, formanın ağırlığı ve kazanma arzusu maçın başında Antalyaspor’u sıkıştırmalarına yetti. 15 dakika süren yüksek tempolu baskı G.Saray’a pozisyon getirmezken, ilerleyen dakikalarda dengeyi sağlayan Antalya oyunun kontrolünü de eline geçirdi. MEHMET Özdilek her şeyden önce güvenli bir takım yaratmış. Oynamaya çalışan, elindeki kadro kalitesinin üstüne çıkmak isteyen.. Oyun hızlanınca sıkıntı yaşıyorlar. Ancak düşük tempoda iyiler. Futboldan biraz anlayan birisi bile dün akşam mavi formalı takımın sahaya daha iyi yayıldığını görebilirdi. Ancak duran toplarda adam adama savunmanın getirdiği paylaşım sorunundan golü yediler. 3 GENÇ TAKVİYE‘Golü alanlar atmaz, adamlar atar’ diyerek adam adama savunmayı savunanlar var. Ancak golün olacağı bölge her zaman belli. O alanı iyi savunmak da çözüm getirebiliyor. İKİNCİ yarının ilk 20 dakikasında adeta tek kale oynayan Antalyaspor, savunmanın pozisyon hatasından bir gol bulurken ikinci gol tehlikeleriyle de burun buruna geldi. Yüksek temponun ve baskının getirdiği yorgunluk 3 genç oyuncu ile takviye edilen ev sahibi G.Saray’ın taze ayakları ile da birleşince tekrar denge sağlandı. SON dakikalarda skoru koruma ihtiyacı hisseden G.Saray, Misimovic ile bulduğu net pozisyondan sonuç alamadı. Takımın yarısının tribünde çekirdek çitlediği bir akşamda Antalya önünde alınan bu 3 puan için Hagi’yi ve oyuncuları kutlamak lazım.***Trabzon’a YEMEZ! G.SARAY’IN sakatlıklara boğulan kadrosu bundan daha fazlasını yapamazdı ve dün akşam Antalya önünde maksimumunu ortaya koydu. Hagi ve Tugay’ın takım üzerinde yarattığı mükemmel hava ve kazanma arzusu 2 haftadır sarı-kırmızılılara olumlu yansıyor ancak bu Trabzonspor deplasmanında kesinlikle yeterli olmaz. G.Saray’a biraz da kalite şart.. Fakat ne yazık ki bu konuda şu an için yapacak fazla bir şey yok..