ALMANYA yarı finale gelene kadar turnuvanın en iyi takımıydı. Hemen her maçta oyunun kontrolünü ellerinde tutuyorlar ve sonuca kolay gidiyorlardı. Ancak bu kez rakipleri farklıydı. İspanya öyle bir oyun mantalitesine sahip ki, nerede, kimle oynarlarsa oynasınlar oyunun hiçbir bölümünde topu ve kontrolü rakibe bırakmıyorlar. Bu durum Almanya’yı farklı bir anlayışa itti. İspanya, Barcelona’nın oyun kültürünü o kadar iyi uyguluyor ki, hem top kendi ayaklarındayken, hem de rakipteyken rakip yarı sahadan hiç ayrılmıyorlar. Pique, Puyol ve Busquets’le başlayan bu felsefe, sahanın diğer bölümlerinde Xavi ve Iniesta’yla devam ediyor.
SAHAYA çok iyi yayılan, pas yapan İspanya topa sahip olarak rakibin dengesini bozuyor. Oyunun genellikle ilk yarılarında İspanya tempoyu yükseltmeden çoğunlukla skor için değil de topa sahip olmak için pas yapıyor. Böylece rakip yoruluyor ve 2. yarılarda İspanya tempoyu yükseltip, gerektiği anda ‘öldürücü’ darbeyi vuruyor.
MESUT’TAN DÜNYA’YA!
ALMANYA’DA Müller’in eksikliği fazlasıyla hissedildi. Schweinsteiger oyun kurarken çok yalnız kaldı, Podolski ise Ramos’u kovalamaktan hücuma çıkamadı. Mesut da skor 1-0’a gelinceye kadar sanki farklı bir dünyadaydı. Harika Almanya belki de daha fazlasını hakettiği turnuvada süper rakibine boyun eğdi. Kim ne derse desin, İspanya bu kalitesiyle, felsefesiyle, oyun kültürüyle finalde de favori.
SKORLARIN cılız kalması Torres’in yokluğunun bir nedeni. Yoksa bu İspanya daha da fazlasını yapabilir. Del Bosque için de ayrı bir parantez açmak lazım. Tecrübeli teknik adam sadece futbolun doğrularını yaparak üstüne düşeni fazlasıyla yerine getiriyor. Maceraya girmiyor ve bu mükemmel makineye çomak sokmuyor.
Kültür farkı
Haberin Devamı

