F.BAHÇE’NİN Alves, Kadlec ve Ba gibi 3 stoperinin takımdan ayrılmasından sonra bu bölgeye 2 üst düzey oyuncu takviyesi yapması şarttı. İlk tercih olan Roman Neustadter, Alman kökenli bir Rus vatandaşı. Babadan oğla, aileden bir futbolcu. İyi bir sporcu karakterine sahip. İş ahlakı yüksek bir oyuncu. Maç devamlılığı ve sayısı yıllardır yüksek. Sezon başına ortalama 30 maçı düzenli olarak yakalamış. Alt yaş gruplarında Alman Milli Takımı’nda oynadı. Hatta Alman A Milli Takımı’nın formasını da giydi.FUTBOLA Almanya’da başladı ve bu ülkede yetişti. Ancak doğup, büyüdüğü Rusya’dan teklif gelince Rus Milli Takımı’nı tercih etti. Euro 2016’da da kendisini görev yaparken izledik. Neustadter aslında defansif orta saha. Ancak son dönemde stoper pozisyonuna evrildi. Gerektiğinde orta sahada da görev yapabilir. Geçen sezon Schalke’de stoper olarak oynadı.TOPU OYUNA SOKMADA İYİ1.90 boyuyla yüksek toplarda çok etkili, güçlü bir oyuncu. Bir stoper için orta sahadan dönüştüğünden dolayı teknik kapasitesi fazlasıyla iyi. Kjaer’in topu oyuna sokma konusunda çok sınırlı bir tekniğe sahip olduğunu hesaba katarsak Neustadter’in geriden oyun kurarken takımın önemli bir parçası olacağını öngörebiliriz.ULUSLARARASI tecrübeye sahip, böylesine istikrarlı bir oyuncuyu bonservis ödemeden getirmek bence F.Bahçe için bir başarı. Neustadter, Süper Lig’de zorlanmadan başarıyla görev yapabilecek bir isim. Neticede Bundesliga’nın üst düzey kulüplerinden birinin ilk 11 oyuncusu. Ancak Avrupa’nın sayılı takımlarının vazgeçilmezi olacak bir potansiyelde olmadığını da belirtmeliyiz.
ÇOK duygusal bir milletiz. Bir bardak suda kasırgalar kopartıyoruz. Her şeyimiz abartılı. Yenildiğimiz Hırvatistan ve İspanya çok güçlü ekiplerdi. Evet, çok kötü oynadık, hatalar yaptık ama eleştirilerin ötesinde hakaret ve yok etme kampanyası bayağı ağır oldu. Hem de daha turnuva bitmeden. Fatih Terim ve Arda’ya destek olan bizlere bile sert eleştiriler yapıldı. Ne gerek vardı ki tüm bunlara?YAPICI olmak yerine bu boyutta yıkıcı olmak neden? Başka milli takım mı var ? Arda’dan başka uluslararası bir yıldızımız mı var? Peki turnuva bitmeden ortalığı yangın yerine çevirenlerin yüzü hiç mi kızarmayacak?BU milli takım. Kulüp takımı değil ki. Gruptan çıkarsak ve Galler ile eşleşip tur atlarsak ne olacak ? Alkışlayacağız. Fransa çıkıp elenirsek hain mi olacak bu çocuklar ? Hayır. Yine alkışlayacağız. Sırtlarını sıvazlıyacağız.DÜN Fatih Terim, Volkan Şen-Burak Yılmaz ve Emre Mor 3’lüsü ile rakip kaleye daha hızlı gidebilecek bir takım çıkarttı sahaya. 10’uncu dakikada hızlı gidip golü bulduk. Ardından oyunu kendi yarı alanımızda kabul ettik. 2-0’a kadar Çekler oyun hakimiyetini elinde tuttu. Bu durum biraz da skor ile bağlantılıydı. Volkan Şen yerine Oğuzhan girince rakip yarı alana daha isabetli çıkmaya başladık ve 2’nci gole daha yakın bir görüntü ortaya koyduk nitekim bir duran top devamında da 2-0’ı bulduk.YÜREKLİ VE COŞKULU OYUNDÜN harika bir futbol mu oynadık? Hayır. Ama tüm gücümüzü sahaya verdik. Her şeyimizi ortaya koyduk. Önemli olan da buydu. Yürekli ve coşkulu oynadık. 5 dakika oynayan Cenk Tosun dahil 14 futbolcumuz da elinden geleni yaptı. İstediğimizi almayı başardık.“BİZ bitti demeden bitmez” mottosuna yakışır bir mücadele ortaya koyduk. Gruptan çıksak da çıkmasak da üzerimize düşeni yaptık. Bravo çocuklar, boynunuz bükülmedi. Bravo Fatih Hoca pes etmedin.
KABUL etmek gerekirse İspanya çok güçlü bir takım. Son yıllarda kulüp takımları Avrupa’da diğer ülkelere kupa bırakmadı. Son 2 turnuvada Avrupa Şampiyonu. Bir kere bunu bilerek rakibin sizden kat be kat güçlü olduğunu kabul etmek zorundayız. Böyle bir rakibe karşı ancak güçlü ve organize bir savunma ile rakibi bozarak sonuç alabilirsiniz. Ne yazık ki sahaya çıkan bu takım derin savunma yapabilecek bir 11 değil. 4-1-4-1 oynuyoruz. Savunmamızın önündeki Selçuk İnan, rakipten top kazanan dinamik bir futbolcu değil.ORTA sahada direnç sağlayacak tek oyuncumuz olan Mehmet Topal stoper oynuyor. Bu pozisyonda oynamayı bilmiyor. İspanya gibi bir ekip karşısında bu kadar dirençsiz bir kadroyla sahaya çıkınca da maalesef sonuç kaçınılmaz oluyor. Bu kadro pas yapar diye bekliyoruz. İspanya karşısında dünyada hiçbir takım rakipten fazla topa sahip olamaz. Bu faktörü de göz ardı ediyoruz.HIRVATİSTAN maçında kötü oynadık. Santrfor hariç sahada aynı takım var. Maalesef Ozan sadece geriye veya yanındakine oynadığı zaman isabetli pas yapıyor. Oğuzhan ise Beşiktaş’ta oynadığı gibi başrolde değil. Kayboldu gitti.FATİH Terim, İspanya karşısında savunmada bekleyerek sonuca gidemeyeceğimizi biliyor. Aslında onun da yapacakları kısıtlı. Ancak en azından daha diri, dirençli, dinamik, basan bir orta saha ile çıkabilirdi. 2 güçlü rakibimize de belki yine kaybederdik ama Arnavutluk gibi, K.İrlanda, İzlanda gibi en azından mücadele ederdik. Onu da yapamadık.ARDA GURURUMUZBU turnuvada dikkat edersiniz ki hiçbir rakip favorilere kolay teslim olmadı. Ne yazık ki biz dün gece olduk. Hırvatistan ve İspanya’ya yenilmek utanç verici neticeler değil zaten favori onlardı. Üzücü olan bu kadar kötü görünmemiz. Kaybetsek dahi “Türkler iyi futbol oynuyor” dedirtmeliydik.SADECE bize mahsus olan bazı olumsuz şeyler de var. Böylesine önemli bir maçtan önce oyuncularımız basın toplantısında kendilerini savunuyor. 1 bardak suda fırtınalar kopartıyoruz. İspanya’ya yenildik diye en iyi futbolcumuzu yuhalayan taraftarlar var. Arda kötü oynayabilir, o hepimizden fazla istiyor iyi oynamayı bir şeyler yapmayı. Milli formaya büyük hizmetleri var. Sırtını sıvazlamak, teselli etmek yerine yuhalıyoruz. Spor kültürümüz, empati kurma yetimiz hiç yok.ARTIK Çekler’i yenip en iyi 3’üncüler arasına girme şansını zorlayacağız. Ancak eksi gol averajıyla ve 3 puan ile çıkmak da pek ihtimal dahilinde gözükmüyor.
BU niye oynuyor, falanca niye çağrılmadı?’ gibi tercihler üzerinden değerlendirme yapmak an itibarı ile çok anlamsız. Hırvatistan güçlü bir takım. Teknik ve fizik olarak bizden üstünler. Saha içi organizasyonları da iyi. Böyle bir rakip karşısında ayakta kalabilmek için yüksek mücadele gücü gerekiyor. Bu alanda da bizden çok savaştılar.YEDİĞİMİZ golde Modric’in hakkını vermek lazım fakat orada hatalar zinciri de var. 1: Topun uzaklaştırıldığı yer yanlış, 2: Ozan topun önüne blokaj için daha seri gitmeliydi, 3: Volkan Babacan da şutu beklemediğini topa uzanırken belli etti. Normal koşullarda çıkartabileceği bir toptu, elinin altından gitti.2. yarı daha agresif bir milli takım beklerken tamamen oyundan düştük, hiç üretemedik. Hırvatistan orta alanı ele geçirdi. 4-5 kez 2. gole yaklaştılar, 2 topları direkten döndü. Rakip ceza alanına daha fazla gitmek için Oğuzhan yerine V.Şen’i soktuk. Hiç pas yapamadık. Şanslıydık ki Hırvatlar maçı kopartamadı.HIRVATLAR’IN umut bağladığı oyuncular kendi kalitesini ortaya koydu. Srna, Modriç, Rakitic bu. Hep yıllardır aynı çizgideler. Bizim bel bağladığımız yıldızlarımız ise başta Arda olmak üzere kendi seviyelerinin altında kaldı. Çok eleştirilen Ozan, mücadele anlamında ayakta kalan tek isimdi.KÖTÜ OYNADIKCANER ve Arda kanadından çok darbe yedik. 2 oyuncumuzun da maç devamlılığı olmaması fizik olarak 2. yarıda düşmelerine sebep oldu. Umut olarak oyuna soktuğumuz Emre, belki de ileride büyük futbolcu olacak. Çabuk ve kıvrak ama fizik olarak çok zayıf. Uluslararası deneyimi hiç yok. An itibarı ile bu seviyede maç kurtarmasını beklemek fazla iyimserlik oluyor.KAYBETMENİM ötesinde kötü oyun üzücü olan. Ancak bitmiş bir şey yok. 3 puan bile bizi gruptan çıkartabilir. Fiziksel ve psikolojik olarak rehabilitasyon için önümüzde 5 gün var. Bu çocuklar başarabilir. Dünü unutalım ama ders alalım.
G.SARAY’IN dün akşam sahaya çıkan orta sahasının teknik kapasitesi F.Bahçe’ye oranla daha yüksekti. Nitekim sarı-kırmızılılar pas kalitesi yüksek Selçuk İnan, Emre Çolak ve Wesley Sneijder ile maça daha etkili başladı. Topa daha fazla sahip oldu ve 1-0’a kadar olan bölümü rakip yarı alanda oynadı. İlginçtir, Lukas Podolski kafayla attığı golün bir benzerini de maçın başında ayakla kaçırdı.KÖŞE vuruşlarında kaleciler direk dibine oyuncu koymalı mı? Hep tartışılır. Tabii ki bazı durumlarda avantaj getiriyor lakin dünkü gibi direk dibinden çıkan Hasan Ali’nin yakalandığı şekilde ofsaytı bozup golü de yemek mümkün.F.BAHÇE, Lukas Podolski’nin golüyla yenik duruma düştükten sonra devre sonuna kadar rakip kalede sadece duran toplarla etkili olmaya çalıştı.F.BAHÇE HEP AYNISEZON boyunca “Hücumda planı yok” diye eleştirdiğimiz F.Bahçe, sezonun 58’inci resmi maçında da benzer sorunları yaşadı. Orta alan oyuncuları rakip savunmanın arasına girmiyor, gol bölgesine destek olmuyor.LUIS Nani’nin anlık patlamaları ve Volkan Şen’in 1’e 1 çabaları dışında F.Bahçe taraftarı maçı seyrederken heyecanlanmıyor. F.Bahçe çok para harcadı diye süper bir kadro oluşturduğunu savunan dostlara bir sorum var: “Aynı kadroyla yeni sezona başlasın mı?” Teknik direktör Vitor Pereira’nın da hataları mutlaka oldu ama bu kadronun kapasitesi sanıldığı kadar da yüksek değil.MARKOVIC’İN İZAHI YOK!İKİNCİ yarıda F.Bahçe, Wesley Sneijder’siz sarı-kırmızılılar karşısında daha üstün görünse de netpozisyonlar Ba ve Denayer ile karşılıklı geldi.TEKNİK direktör Vitor Pereira’nın 110 gündür 1 dakika oynamamış Lazar Markovic’i umut olarak oyuna almasının ise hiçbir izahı yok. Son 20 dakika yürüyecek hali kalmayan G.Saray karşısında pozisyon bile bulamayan F.Bahçe, sezonu kupasız ve hayâl kırıklığı kapadı.G.SARAY ise kötü geçirdiği sezonu ilk 30 dakika iyi oynayarak kupayla ve derbi zaferiyle noktalamayı başardı.
İNGİLTERE maçı EURO 2016 öncesi son ciddi sınavımızdı. Skordan çok önemli olan oyundu. Maçın henüz başında yediğimiz ‘ofsayt’ golle adeta 1-0 yenik başlamasına rağmen 1 yılı aşkın süredir maç kaybetmeyen milliler bu özgüvenle iyi bir reaksiyon gösterdi. Rakip yarı alana yerleşti ve Oğuzhan’ın harika derin pasında Volkan’ın asistiyle Hakan ‘tarihi’ golümüzü attı.1-1’DEN sonra da oyunu rakip yarı sahada oynamaya devam ettik. İyi pas yaptık, İngilizleri çıkartmadık. 25’inci dakikadan sonra İngilizler kontrolü ele geçirmiş gibi görünse de pozisyon vermedik.İNGİLTERE genç ve atletik oyunculardan kurulu, yüksek potansiyele sahip bir takım. Euro 2016 maçı öncesi onlar da bu maça büyük önem veriyorlardı ve oynadığımız futbolla saygı duyulacak bir ekip olduğumuzu ispat ettik. İlk yarının sonlarında duran topta Mehmet Topal ile; 2’nci yarının da başında 2 kez Cenk ile üstünlük sayısına yaklaştık. Son 30 dakika oyunda düşüşler ve kopmalar yaşamaya başladık. Maça iyi başlayan Volkan Şen ve Oğuzhan yoruldu. Top kayıplarımız arttı. Kolay değil, en büyük yıldızımız Arda yoktu ve Caner 2.5 aydır maç ritminden uzaktı.ÖZEL maç temposunda oynadığımız halde Kane’in kaçırdığı penaltıya kadar İngiltere’ye net pozisyon vermedik. Bizim için bu maçtan çıkarılacak önemli kazanımlar var. Her iki devrenin de ilk 20 dakikalık bölümlerinde iyi oynadık. Bu en olumlu taraf. Özellikle de 70’ten sonra oyundan düştük bu da dün için tek olumsuzluk idi. Arda sahada olsa top bizde daha fazla kalırdı. Ayrıca oyuncu değişiklikleri de bizi geriye götürdü.REAKSİYON ÇOK ÖNEMLİYEDİĞİMİZ 2’nci gol ise büyük talihsizlik. Biz İngilizler’den daha fazla uğraştık. Son dakikalarda beraberlik için İngiltere kalesini baskı altına aldık. Özellikle Yasin ve Olcay’la poziyonlar bulduk. Skordan çok gösterdiğimiz reaksiyon bizim için önemliydi.ŞİMDİ Avrupa Şampiyonası için önümüzde 3 haftalık bir süre var. Başta Caner olmak üzere bazı oyuncularımız fizik olarak hem yukarıya çıkacaktır. Hem de sezon yorgunluğunu yaşayanlar rehabilite olacaktır.BAKMAYIN skora. Milliler dün için ışık verdi. Karakterli bir oyun ortaya koydu. İngiltere grup elemelerinde 10 maçta 30 puan almış güçlü bir takım ve böyle bir ekibe karşı deplasmanda oynamak kolay değil.
'GÜNEŞ KANUNLARI' YÖNETİCİLER İÇİN DE GEÇERLİYDİ:'Kampta 1 geceden fazla kalamazsınız'Çaycısından-masörüne tavizsiz ve disiplin içinde geçen sezon başı kampının tek amacı çok çalışmaktı. Hocanın katı tavrı nedeniyle çatlak sesler çıkıyordu.ŞENOL Güneş yılların verdiği tecrübe ile hazırlık kampının fizik, teknik, taktik ve takımdaşlık duygusu açısından çok önemli olduğunu biliyordu. İşi sıkı tutacak, oyuncuları yeni sezona güçlü bir şekilde hazırlayacaktı.ALMANYA ve Avusturya kamplarında Şenol Güneş kanunları ‘Demokles’in Kılıcı’ gibi kendini ilk günden itibaren göstermeye başladı. Katı disiplin anlayışı ve ciddiyet oyuncuları, personeli ve bazı yöneticileri şaşırttı, hatta rahatsız etti.ŞENOL Hoca kampta kimsenin kalmasını istemiyordu. Yöneticiler bile 1 geceden fazla kampta kalamadı. Çaycısından-masörüne tavizsiz ve disiplin içinde geçen kampın tek amacı çalışmak, çok çalışmaktı...FAZLA detaya girmeden açıkça belirtelim: Bazı oyuncular, yöneticiler ve personel Şenol Hoca’nın kurallarından ve katı tavrından şikâyetçiydi. Kulüpte çatlak sesler yükselmeye başlamıştı. Takımda Biliç döneminden farklı olarak bir ‘sıkıyönetim’ rüzgarı esiyordu. Bu durum bir hoşnutsuzluk yaratmıştı.ÇALIŞAN OYNAR MESAJIYENİ teknik ekipte yer alan İspanyol kondisyoner Miguel Peiro, kamp döneminde adeta futbolcuların pestilini çıkarıyordu. Ağır antrenmanlarla geçen hazırlık döneminde oynanan maçlarda Şenol Hoca ideal 11 yerine farklı kadrolar ile arayış içindeydi. Böylece kadrodaki tüm futbolculara “Siz bu takımın bir parçasısınız, formayı siz alacaksınız. Çalışan oynar” mesajını verdi.STURM Graz, Lille, Nice ve Olympiakos gibi takımlara karşı maç kazanmadan geçen hazırlık kampındaki oyun aslında beklentilerin altındaydı. Fakat bu maçlarda sahada ideal 11 hiç oynamadı. Ağır antrenmanlarla geçen kamp dönemi Şenol Güneş için bir gözlem aşamasıydı. Kafasındaki 11’i yavaş yavaş şekillendiriyordu.1.HAFTA / MERSİN İYCenk Gomez'le rekabete hazırBİR parantez Cenk Tosun için açalım. Genç santrfor tatil dönemini fizik ve teknik ağırlıklı bir çalışma temposuyla geçirmişti. Almanya’da bireysel antrenör eşliğinde çalışmış ve fiziksel olarak tüm eksiklerini gidermişti. Yeni sezonda Mario Gomez ile forma rekabetine girmeye hazırdı.LİGİN ilk maçı Mersin deplasmanındaydı. An itibarı ile Mersin geçen yılın 7.’si ve henüz sorunlarla boğuşan bir takım görüntüsünde değildi. Beşiktaş, sıcak hava ve rezil bir zemine rağmen harika bir oyun ile Mersin karşısında 5-2 kazandı. Cenk Tosun’un hat-trick yaptığı maçta siyah-beyazlılar sezon boyunca nasıl bir futbol oynayacağının da sinyallerini vermiş oldu.2.HAFTA / TRABZONDaha 2. haftada merhaba yenildiFİZİKSEL olarak hazır olmayan Gomez, Mersin maçının son 15 dakikasında forma giydi. Şenol Güneş %100 hazır olmadan Alman santrforu oynatmak niyetinde değildi. Ligin 2. maçı Olimpiyat Stadı’nda Trabzon’laydı. Quaresma’nın kırmızı kart gördüğü maçın son 30 dakikasını 1 kişi eksik oynayan Beşiktaş sahadan 2-1’lik yenilgiyle ayrılıyor ve mağlubiyetle henüz 2. haftada tanışıyordu.3.HAFTA / G.ANTEPBambaşka bir Oğuzhan3. haftadaki G.Antep deplasmanında ilk 11 ile tanışan Gomez’e rağmen golü bulmak için 76 dakika bekleyen Beşiktaş, Oğuzhan-Kerim ve Cenk’in yıldızlaştığı maçı 4-0 kazanarak yüreklere su serpti. Oğuzhan attığı frikik golüyle kilidi açan isim olmuştu. Bu sezon bambaşka bir Oğuzhan vardı...4. HAFTA / BAŞAKŞEHİRMario'nun ilk resitali4. hafta Başakşehir gibi güçlü bir rakip karşısında Mario Gomez’in ilk resitalini izledik. Alman futbolcu, 2 güzel golle maçın yıldızı olurken siyah-beyazlı ekip çok pozisyona girdiği maçta oynadığı futbolla büyük beğeni topladı.5. hafta G.Birliği deplasmanından 1-1 ile dönen Beşiktaş baskılı oyununa rağmen istediğini alamamıştı.6. HAFTA / F.BAHÇENihayet derbi zaferiBeşiktaş’ın 6. haftada F.Bahçe karşısında elde ettiği galibiyet aynı zamanda önemli bir eşiğin aşılması anlamını taşıyordu6. hafta Olimpiyat Stadı’nda F.Bahçe derbisi vardı. Son 2 sezon ezeli rakipleri ile oynadığı 8 maçta tek bir galibiyet alamayan, hatta bir sezon önce derbilerde gol sevinci bile yaşayamayan Beşiktaş’ın derbi sendromu acaba son bulacak mıydı?MAÇA tutuk başlayan Kartal, Kjaer’nın kendi kalesine ve ardından Gomez’in golleriyle 2-0’ı bulsa da Tosic’in kendi kalesine attığı golle devreye 2-1 girmişti. F.Bahçe, maça yedek başlayan Van Persie ile 2-2’yi yakalarken Gomez, Gökhan Töre’nin asistiyle bir kez daha sahneye çıkıyor ve Beşiktaş sahadan 3 puanla ayrılıyordu.BU sadece bir galibiyet değil, ayrıca Beşiktaş’ın önemli bir eşiği geçmesi anlamına geliyordu. Uzun bir aradan sonra bir derbi zaferi gelmiş, üstelik dünya çapında bir golcü bu maça damga vurmuştu. TARAFTAR ve camia bu galibiyetin ardından şampiyonluğa ilk kez bu kadar çok inandı. Beşiktaş 6. haftayı lider kapatıyordu...8. HAFTA / Ç.RİZEVe Quaresma geri döndüARDINDAN Eskişehir deplasmanında gol kaçırma rekoru ile elde edilen 2-1’lik zafer ve 8. hafta Başakşehir’deki ilk Çaykur Rize maçı. ŞAMPİYONLUK öyküsünün önemli halkalarından birisi de Başakşehir Kulübü’nün kapılarını Beşiktaş’a açmasıydı. Olimpiyat eziyetinden kurtulan siyah-beyazlılar, yeni evinde Rizespor’u çok pozisyona girdiği maçta 1-0 yendi. Bir önceki hafta Gomez’e gol attıran Quaresma bu kez galibiyeti getiren gole imza atmıştı. Q17 de geri dönmüştü...11. HAFTA / BURSAKötü oyunlada kazanan takımETO’O’LU Antalyaspor karşısında 5-1 ile deplasmanda adeta şov yapan siyah-beyazlılar, 9. haftayı 22 puan ile G.Saray ve F.Bahçe’nin 4 puan önünde lider kapattı. Taraflı tarafsız tüm medya Beşiktaş’ın futboluna övgüler yağdırıyordu. Takım ritmini bulmuştu. Fakat ekim ayı sonu ve kasımda Avrupa Ligi ile çakışan maç takvimi Beşiktaş’ı zorlamaya başladı. KASIMPAŞA ile 3-3 berabere kalan Beşiktaş, kötü oynadığı maçta Bursaspor’u son saniyede Oğuzhan’ın golüyle 1-0 yendi. Bu galibiyet şampiyonluk yarışında ileriki günler için büyük önem taşıyordu. Sadece puan olarak değil; psikolojik olarak da “Kötü oynayarak da kazanan” bir takım olmak zirve yarışı için olmazsa olmazdı...13. HAFTA / KAYSERİSosa'nın doğuşu13. hafta Akhisar karşısında Fatih Terim Stadı’nda alınan 2-0’lık yenilgi ve ardından Kayseri’de olumsuz bir oyunla kazanılan 2-1’lik maç. Bir başka keskin viraj kötü oyuna rağmen dönülmüştü. Bu maçın anlamı ise şuydu: Sosa 1 gol, 1 asist ile galibiyeti getirmişti ve Kayseri, Arjantinli’nin çıkışının başlangıcıydı. Şampiyonluğun mimarlarından Sosa bir daha hiç inmemek üzere o maçla birlikte yükselmeye başladı.15. HAFTA / G.SARAYKartal, Aslan’ı yarış dışına ittiSOSA’NIN şampiyonluk yarışında devreye girdiği Kayseri maçının ardından G.Saray derbisi vardı. Beşiktaş, hafta içinde Portekiz’de Sporting’e 3-1 yenilmiş ve son haftaya avantajlı girmesine rağmen Avrupa’ya veda etmişti. Eleştiri okları kaleci Tolga’ya yönelmişti. (O tarihte ben Beşiktaş’ın şampiyonluk yolunda önemli bir yükten kurtulduğunu savunmuştum. Lakin çok geniş olmayan bu kadroyla hem ligi hem de Avrupa’yı bir arada götürmek olanaksızdı.)15. haftada oynanan derbi öncesinde Beşiktaş, G.Saray’ın 6 puan önündeydi. Mustafa Denizli ile yeni bir ivme arayan sarı-kırmızılılar kazanırsa tekrar yarışa ortak olacak; kaybederse fark 9’a çıkacaktı.TOLGA’NIN yerine kalede Günay ile başlayan Beşiktaş üstün oyununa rağmen golü bulamadı. 0-0 biten devrenin ardından Beşiktaş ceza alanına bile gelmekte güçlük çeken G.Saray, kaleci Günay’ın orta sahaya çıkıp ıskaladığı topu Sneijder’in 40 metreden ağlara yollamasıyla öne geçti. Fakat Gomez gecikmeden ceza alanı dışından attığı golle yanıt verirken Gökhan Töre’nin de girmesiyle rakip kaleye iyice yüklenen Beşiktaş, bu oyuncunun attığı golle derbiyi 2-1 kazandı.Bir başka derbi daha kazanılmış ve G.Saray yarış dışı kalmıştı. Beşiktaş, Sporting karşılaşmasının kara bulutlarını dağıtmış yoluna emin adımlar ile ilerliyordu.YARIN:Devre arasına giriş ve ocak kampı, Ersan Gülüm’ün Çin’e gidişi ve ara transferler
İlk adım Güneş'e doğruCamiada Şenol Güneş ismine dudak bükenler oldu. Ama aslında Beşiktaş’ın üzerine ‘GÜNEŞ’ 11 Haziran’da atılan imza ile doğdu.BEŞİKTAŞ’IN şampiyonluk öyküsünün ilk adımı takımı üst üste 2 yıl 3. yapan Biliç’in ayrılması ile başladı. Hırvat hoca oynadığı 8 derbide tek bir galibiyet elde edememiş sadece 2 puan toplayabilmişti. Beşiktaş’ın genç kadrosu gözle görülür bir gelişme göstermiş ancak final niteliği taşıyan maçlarda ve derbilerde hüsran yaşamıştı.‘3.’LÜK BAŞARI’ DEDİLERSAHA içi organizasyonu bakımından aslında derli toplu bir oyun vardı. Takım savunmasını iyi yapan, disiplinli bir ekip olduğu konusunda futbol kamuoyu hemfikirdi. Ancak neticede Biliç, hedeflerin gerisinde kalmış ve başarısız olmuştu. Çoğu F.Bahçeli ve G.Saraylı olan medya içindeki birçok kişiye göre ise Beşiktaş’ın bu “yetersiz” kadrosunun stadı yokken elde ettiği 3.’lükler bile başarıydı!DENİZLİ VE AVCI DA VARDIBİLİÇ’İN ayrılmasının ardından yeni bir teknik adam için arayışlara başlandı. 2. başkan Ahmet Nur Çebi, 2013 yılı Haziran ayından beri çok istediği Şenol Güneş ismini bir kez daha ortaya attı. (Lakin Şenol Güneş, Slaven Biliç tercihi yapılırken boştaydı ancak “çeşitli sebeplerden dolayı” göreve gelememişti.)BURSASPOR’A ofansif futbol oynatan, takımdaki oyuncuların muazzam bir aşama göstermesini sağlayan, ligin en çok gol atan takımını yaratan Şenol Güneş ismi, yönetim kurulunda yapılan oylama sonucunda Mustafa Denizli ve Abdullah Avcı isimlerinin de tartışıldığı bir toplantıda kabul edildi.‘TAKIMI UÇURUR’ DEMİŞTİMBEŞİKTAŞLI bazı eski futbolcular da Şenol Güneş ismine dudak büktüler. Camia içinde hoşnutsuz karşılayanlar oldu. Ancak Beşiktaş’ta yeni bir dönem başlıyordu.O dönemde benim fikrim ise net ve güçlüydü: “Bursa ile tempolu, hızlı, baskılı, ofansif oynayan Güneş bu takımı uçurur. Çünkü bu takım Şenol Güneş felsefesine çok uygun!”ASLINDA Beşiktaş’ın üzerine “GÜNEŞ” 11 Ha-ziran 2015 tarihinde atılan imza ile doğdu...Transferde çok akıllı hamleler,TRANSFERDE ise yönetim akılcı işler yapıyordu. Bir önceki sezonun yıldızı Demba Ba ve genç stoper Atınç Nukan’ın satılmasıyla kasaya 19 milyon Euro girmişti. Beşiktaş, bu sıcak paranın büyük kısmıyla futbolcuların taksitlerini ödedi. Vodafone Arena inşaatının da nakit akışı ile hızlanmasını sağladı.Bonservissiz Tosic, sudan ucuz 2 kaptanTRANSFERDE ilk olarak bonservisi olmayan Tosic alınmıştı. Hem sol bek hem de stoper oynadığı için akılcı bir hamle olmuştu. Uzun süredir takip edilen Gremio kaptanı Rhodolfo, deneyimli ve aranılan niteliklerde bir futbolcuydu. Sadece 3.3 milyon Euro’ya transfer edildi. Hoffenheim’ın kaptanı Andreas Beck’in getirilmesiyle de sağ bek sorunu çözülmüş oldu. Stuttgart’ta Bundesliga şampiyonluğu yaşamış olan ve istikrarıyla dikkat çeken Alman oyuncu için de yalnızca 1 milyon 750 bin Euro ödendi.RVP, Boğaz’ın diğer yakasındaSANTRFOR arayışlarında ise Beşiktaş büyük oynuyordu. Demba Ba’dan daha iyisi aranıyordu. Başkan Fikret Orman ve Erdal Torunoğulları, Van Persie ve M.United ile anlaştı. Ancak daha sonra devreye F.Bahçe girip İngiliz kulübüne daha yüksek bir bonservis ödeyince Beşiktaş aradan çekildi ve Van Persie Boğaz’ın öbür yakasına gitti.Gomez’le 12’den vurduB planında Gomez ve Mitroglou vardı. Gomez, Erdal Torunoğulları’nın çabasıyla Beşiktaş’ın teklifini kabul etti. Dünya çapında bir santrfor hem de bedelsiz alınacaktı. Gomez sakatlığını atlatmış ve eski günlerine dönmek için hazırdı. Tek ihtiyacı olan kendisine inanan bir kulüp ve doğru bir takımdı... Beşiktaş yine 12’den vurdu ve Gomez’i renklerine bağladı.‘Süper Mario’ 28 gol attı ve Ba’yı solladıBU transferin gerçekleştiği günkü yazımda Mario Gomez’in Demba Ba’nın bir seviye üstünde olduğunu ve sakatlık problemi olmazsa sezonda 30 gol atacağını vurgulamıştım. Nitekim Alman yıldız resmi maçlarda 28 gol attı!Ricardo Quaresma tekrar ‘evine’ döndüBEŞİKTAŞ’IN transfer döneminde bir diğer bombası ise Ricardo Quaresma oldu. Taraftar Q7’yi çok seviyordu ve unutamamıştı. Yeni stada kombine satmak ve heyecan yaratacak bir transfer istiyordu başkan Orman. Ayrıca Porto’da harika bir sezon geçirmiş ve bir takım oyuncusu hüviyetine bürünmüştü. Üstelik bonservisi de yok denecek kadar azdı. Şenol Hoca “Ben onu oynatırım” onayını verince Beşiktaş, Quaresma’yı ken-disinin deyimi ile “evine” geri getirdi.Çok bilenler eleştirdiHER ne kadar çeşitli menajerler ve camiadaki çok bilmişler(!) transferleri eleştirip Gomez ve Quaresma yerine N’Doye ve Dzsud-zsak için ısrarcı olsa da (daha sonra bu oyuncular Trabzon ve Bursa’ya gitti) Beşiktaş yönetimi hata yapmadı.ŞAMPİYONLUK için ilk adımlar atılıyordu. Eksik yerlere akılcı, nokta transferler yapılmıştı. Hem de hiç para harcamadan!