Evdeki hesap...

24 Mart 2017

“Eğer bir örs isen kendini sabit tut, eğer bir çekiç isen zamanında vur.”G. HerbertÇarşamba günkü yazımızda ABD’nin PYD’ye verdiği TSK envanterinde bulunmayan lazer güdümlü anti-tank füzeleri Javelin’lerden söz etmiştik.Javelin’lerin vuruş menzilinin TSK envanterindeki tankların atış menzilinden daha uzun olduğuna dikkat çekerek bu hassas konuyu açmaya devam edelim. Ve Pentagon ile CENTCOM’un Rakka operasyonunda YPG’yi Türkiye destekli ÖSO’ya tercih nedenlerini Aristo mantığı ile irdelemeye çalışalım.Öncelikle YPG’nin Javelin, Stinger ve taktik zırhlı araçlarla donatılması salt IŞİD’e karşı olabilir mi sorusuna birlikte yanıt arayalım. IŞİD, Irak ve Suriye ordularından ele geçirdiği az sayıda Rus yapımı T-72 tankı ile zırhlı muharebe araçlarına sahip. SDG ve bağlı olarak YPG’nin elinde halen kimi körfez ülkelerince verilen anti-tank Tow ve Milan güdümlü füzeleri var. Bunlar IŞİD’in sınırlı zırhlı gücünü İncirlik’te konuşlu koalisyon hava gücünün de desteği ile etkisizleştirmeye yeterliyken Türkiye’ye verilmeyen Javelin’ler yanıtını biliyor olsanız da acaba kime karşı diye sorabilirsiniz.Sıra alçak uçuş yapan uçak ve helikopterlere etkili omuzdan atılan Stinger’lere geldiğinde sorun karmaşıklaşmak yerine daha da netleşiyor. Netleşiyor çünkü IŞİD’ın hava gücü hiç olmadı ve yok.YPG elindeki füzeleri örtülü koruması altında olduğu Suriye ordusu, bu silah sistemlerini veren ABD güçleri ile Menbiç ve son olarak Afrin’de kendisine omuz veren Rusya’ya karşı kullanmayacağına göre gereği halinde geriye kalan kim dersiniz?YPG’ye verilen silah sistemlerinin işaret ettiği olası adresi bir kenara not edip bu defa Pentagon generallerinin YPG ve ÖSO’ya bakış açılarını değerlendirmeye çalışalım.ÖSO, hiyerarşik yapı ve komuta-kontrol sistemi zayıf, disiplin açısından sorgulanabilecek farklı hatta rakip gruplardan oluşan heterojen bir silahlı güç. PKK’nın Suriye izdüşümü olan YPG ise homojen, ÖSO’ya oranla disiplinli ve güçlü bir hiyerarşik yapıya sahip. Üstelik eğitimlerini de Amerika’lılardan alıyor. Salt bu açıdan bakıldığında Pentagon’un tercihi sonuç alma bağlamında anlaşılır gibi görünse de sorun askeri bakış açısının çok dışında ve üzerinde. Çünkü Türkiye’nin ABD’ye ilettiği alternatif Rakka harekat planı bir yana PYD/YPG etnik ayrılıkçı bir terör örgütü ve gelecek tasarımları ABD’nin ısrarla savunduğu Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana değil.Afganistan’da Rus işgalini Taliban’ı yaratarak sonlandıran ancak yarattığı bu ejderha ile yıllardır mücadele eden ABD, Suriye’de üzerinde kuluçkaya yattığı yumurtadan ne çıkacağını bilmeyecek kadar deneyimsiz ve öngörüsüz olabilir mi?Bu sorunun yanıtı evet olamayacağına göre ABD, Suriye özelinden yola çıkarak bölgede, üstelik Türkiye’yi beka sorunu olarak nitelediği bir konuda karşısına alarak ne yapmak istiyor?Son anda Afrin’de Rusya’nın da dahil olmasıyla YPG’nin Suriye borsasında değerinin yükselmesi de bu fotoğrafa eklendiğinde yanıt çok açık değil mi?Biz yine de Washington’daki hesabın Suriye ve Orta Doğu’nun kaygan, değişken ve kırılgan çarşısına uymayacağını tek yönlü olsa da dostluk adına ABD’ye hatırlatalım. 90’lı yıllarda Irak’ta tüm dengeleri değiştiren İncirlik ve Pirinçlik merkezli Çekiç Güç harekatında Türkiye Örs’tü. Şimdi ise ne zaman ve nasıl vuracağını çok iyi bilen bir Çekiç var.

Devamını Oku

Gölgede kalanlar

22 Mart 2017

“Siz savaşla ilgilenmiyor olabilirsiniz ama savaş sizinle ilgilenmektedir.”Leon D. TroçkiMenbiç, Rakka ve El Bab her gün duymaya alıştığımız açıklamalar, gazete manşetleri ve haber bültenlerinden düşeli sizce kaç gün oldu dersiniz?Başta Hollanda ve Almanya olmak üzere kimi AB ülkeleriyle yaşanan ve mevcut retoriğin yumuşamaması halinde derinleşerek yayılma eğilimi gösteren kriz, kamuoyunun gündeminden düşürmüş görünse de Suriye’deki gelişmeler olumsuz yönde tırmanmaya devam ediyor.Hollanda’da ırkçı Wilders’in umduğu sonucu elde edememesi Avrupa’da radikal sağ ve popülizmin yükselişinin önünde şimdilik bir engel oluştursa da, Nisan ayında Fransa ve Eylül’de Almanya’da gerçekleşecek seçimlerde yabancılara yönelik söylem ve eylemlerin yinelenmesi baskın bir olasılığı işaret ediyor.Bu nedenle devletin radarları Irak’taki gelişmeleri de eklediğimizde birden fazla alçak basınç alanını eş zamanla izlemek ve gerekli proaktif önlemlerin alınması için uyarı göndermek zorunda...Suriye’ye gelindiğinde, pek çok kez yazılmış ve söylenmiş olmasına karşın belleklerimizi tazeleme adına yineleyelim. Her askeri harekatın mutlaka siyasi bir hedefi vardır. Fırat Kalkanı’nın siyasi hedefleri IŞİD’i sınırlarımızdan topraklarımıza saldırı gerçekleştiremeyecekleri bir uzaklığa sürmek ve PYD’nin Cerablus üzerinden Kobani-Cizire kantonlarını Afrin’le birleştirerek Suriye sınırımız boyunca bütünlüklü bir koridor oluşturmasını engellemek.Cerablus, Dabık ve El Bab, IŞİD unsurlarından temizlenerek Fırat Kalkanı’nın birinci siyasi hedefine ulaşılmış durumda. Ancak Türkiye’nin ulusal güvenliği açısından yaşamsal önemdeki ikinci hedefin gerçekleşmesi ABD, Rusya ve Esad rejiminin Menbiç’e yönelik operasyonları sonucu belirsiz bir konuma evrilmiş bulunuyor.Suriye ordusunun El Bab’a güneyden yaklaşarak Rus uçaklarının desteği ile Tadif’i ele geçirmesi, ABD deniz piyadeleri ve Rus elit birliklerinin Menbiç’te konuşlanması,Türkiye’nin PYD’nin oluşturacağı koridoru engellemesinde kilit önemde bu yerleşim birimine askeri harekatını şimdilik imkansızlaştırmış görünüyor.Mevcut durumda PYD kuzeyde,Türkiye sınırına bitişik bölgeler üzerinden gerçekleştiremediği koridoru Esad rejimi ile işbirliği, ABD ve Rusya’nın onayı ile bu defa güneyden, Afrin-Tadif-Menbiç üzerinden oluşturma olanağına kavuşmuş bulunuyor. Bu da Pentagon’un niçin ısrarla Türkiye’nin Suriye’de 20 km. derinlikten öteye inmemesi gerektiğini açıkladığı gibi Rusya’nın da El Bab ve hemen güneyinde rejim güçlerinin elindeki Tadif arasında mevcut karayolunu yeşil hat olarak deklare ettiğini gösteriyor.El Bab’ın tam da IŞİD’den temizlendiği günlerde meydana gelen bu gelişmeler Suriye’de neredeyse tüm aktörlerin Türkiye’nin Menbiç’e girmesini istemediği ve PYD’yi gerek öznel çıkarları gerekse Suriye’ye ilişkin gelecek tasarımlarında bir enstrüman olarak kullanmak istediklerinin açık bir göstergesi olmalı.Buna ABD’nin Kongre onayını bahane ederek Türkiye’ye satmadığı lazer güdümlü, fırlat-unut olarak adlandırılan FGM-148 Javelin anti-tank füzeleri ile alçak uçuş yapan uçak ve helikopterlere etkili FIM-92 Stinger füzelerini her ne kadar SDG deseler de YPG’ye verdiği eklendiğinde fotoğraf biraz daha netleşmektedir. Fotoğrafı daha da netleştirmek için Rusya’nın PYD’ye Moskova’da ofis açma izni verdiğini, Cenevre’de masada yer almalarını istediğini ve Suriye’nin yeni anayasa taslağında özerklik konusunun kayda geçirildiğini de ekleyelim.Küresel ve bölgesel aktörlerin bölgenin yeniden yapılandırılması ve konumlarını konsolide etme mücadelesinin arasına sıkışan ise Türkiye’nin beka sorunu...Yıllar önce söylendiği gibi siz savaşla ilgilenmeyebilirsiniz... Önemli olan O’nun sizinle ilgilenip ilgilenmediği...

Devamını Oku

Yaygınlaştırmak ya da yalnızlaştırmak

16 Mart 2017

“Zayıf korkunç olabilir, çünkü kuvvetli görünebilmek için çok cüretkar olur...”Rabindranath Tagore“Amsterdam’da havaalanında Türkiye’ye gitmek için beklerken THY’nin uçağı on dakika rötarlı anonsu yapıldığında on yılın gidiyor. O, on dakika geçmiyor bir türlü. Sanki yaşamından çalınmış on yıl gibi. Ama İstanbul’dan dönerken 1900 sefer sayılı Amsterdam uçağı iki saat gecikmeli denildiğinde kalkıp göbek atıyorum. Çünkü iki saat daha fazla kalıyorsun memleketinde... İster havaalanı olsun, ister bağ, ister çamurun içi, hiçbir şey fark etmez, orası vatan çünkü..”“Yasaklı olduğum için yirmi sene gidemedim Türkiye’ye... Tatile çıktığımda Kos adasına gidiyorum. Bodrum’un karşısında kendimi Türkiye’de hissedeyim diye... Oradan bakınca Türkiye’nin ışıklarını görüyorsun... Türk televizyonunu seyrediyorsun... Gündüz tekneler geliyor, arkalarında gelincik gibi salınan bayrağım... Hele bir de rakı ile Türk gazeteleri geldi mi, o an daha başka ne ister ki insan... Adımız neye çıkarsa çıksın biz küsmedik vatana... Bir an olsun kopmadık... Tek bir ahdim var, cenazem gitmeden sağ olarak bir kez olsun vatan toprağına ayak basmak...”“PVV diye bir parti var burada, adını bile duymak istemiyorum. O kadar çok oy alıyor ki, kalbimiz duruyor... Çok tehlikeli... Bütün sorun ekonomi... Kimi suçlayacaksınız? Yabancıları... Mesela Almanya’da 30’larda ekonomik bir kriz yaşandı, kim suçlandı? Yahudiler... Şimdi yine aynı, suçlu hazır. Yabancılar... Hollanda’da entelektüel kesim Wilders’in bir hata yapmasını bekliyor.”Beş yıl önce Hollanda’da yürüttüğümüz bir alan çalışmasından, üstelik Rotterdam’dan aktardığım duygu yüklü bu açıklamaların birincisi kendisini Milli Görüşçü olarak niteleyen adı bende saklı birisine ait. İkincisi 12 Eylül darbesinden sonra Yunanistan üzerinden yurtdışına kaçan bir solcu... Sonuncusu ise Türkiye’yi yakından tanıyan Hollanda’lı kadın bir aydın...Türk insanının, vasat bir Avrupalının anlayamadığı -dilerseniz anlamak istemediği de diyebilirsiniz- vatan sevgisi ve aidiyet duygusu bir refleks olarak ortaya çıktığında demokratik kültüre sahip olduğu varsayılan Hollanda’nın, Rotterdam sokaklarında sergilediği utanç verici eylemler her şeyden önce bu ülkenin görüşlerini örneklediğimiz sağduyu sahibi uygar vatandaşlarını rahatsız ve rencide etmeli. Bu nedenle, bizim açımızdan onur kırıcı ancak Hollanda açısından utanç verici yaşanan krizi tüm Hollandalıları içine alan söylemlerle genelleştirmek yerine gerçek muhatapları ile sınırlı tutmak, bu gibi durumlarda devreye girecek diplomasiye alan kazandırarak hasarı azaltacaktır.Bir ikinci önemli nokta da, krizin yaygınlaşarak cephenin genişlemesinin önüne geçilerek uluslararası arenada Hollanda’nın yalnızlaştırılmasıdır. Yaşanan örneklere bakıldığında uzun süreli ve yüksek maliyetli krizlerle karşılaşıldığında toplumun başlangıçtaki destek ve direncinin, sürenin uzaması ve maliyetin yükselmesine koşut olarak azalmaya başladığı görülmektedir. Bu durum ise yönetenler üzerinde yarattığı baskı nedeniyle karşılaşılan güçlükleri çarpan etkisiyle katlamakta, zaman baskısı ve toleransın azalması krizin yönetim sürecinde hata payını yükseltebilmektedir.Öte yandan hiçbir şekilde kabul edilmesi mümkün olmayan, uluslararası sözleşme ve teamüllere tümüyle aykırı yaşananların günümüz ve gelecekteki birinci derece muhataplarının başta Hollanda olmak üzere diğer Avrupa ülkelerinde yaşayan vatandaşlarımız olduğu atılacak adımlar ve söylemlerde dikkatlerden uzak tutulmamalıdır. Kuvvetli görünebilmek için Rotterdam sokaklarında acınası zayıflıklarını sergileyenlere kendilerini düşürdükleri zavallılığın utancı çok bile...

Devamını Oku

Kaybedince kıymetini anlamak...

14 Mart 2017

“Güvercin kargalarla arkadaşlık yaparsa tüyleri beyaz kalır, fakat kalbi kararır.”Alman atasözüNeyi mi? Sağlığınızı örneğin... Ya da bir ikinci görünmez göbek kordonuyla bağlı olduğunuzu ancak kaybedince duyumsadığınız, yokluğu hiç dinmeyen bir sızı eşliğinde göğsünüze çöreklenip göz pınarlarınızı nemlendiren annenizi...Belki de yaşanan günde çok önemli gibi görünen ancak bir devletin sonsuzluğa uzanan ömründe nokta kadar olsun yer tutmayan çekişme ve çatışmalara aymazlıkla kurban edilen toplumsal huzur, birliktelik ve paydaşlığınızı...Veya Türkiye’nin ulusal çıkarları, güvenliği, iç barışına yönelik tehdit ve tehlikeler karşısında yüzyılların imbiğinden süzülerek gelen, bizi biz yaparak yaşadığımız kaygan ve kırılgan coğrafyada ayakta tutan ortak değerlerinizi...Bu nedenle, yakın tarihinin belki de en zor ve sancılı dönemini yaşayan son evimiz Türkiye’nin her zamandan çok daha fazla dayanışma, karşılıklı anlayış, sevgi ve saygıya ihtiyacı olan bir zaman diliminde Çarşamba ve Cuma günleri sorumluluğumuza emanet edilen bu köşenin değerli Vatan okurlarına açılan içtenlikli bir iletişim ve paylaşım penceresi olmasını amaçlıyoruz.Yaşamımızın hemen her an ve aşamasında bilinçle içine çekildiğimiz kirli ve yönlendirici bilgi sağanağı karşısında köşemizde seçilmiş değil gerçek doğrulara yer vereceğiz. Gerektiğinde eleştiri hakkımızı yalnızca ülke ve toplum yararına yapıcı anlamda kullanacağız. Her görüşe karşı saygılı ve yansız ancak Cumhuriyetimizin temel değerleri, ulusal güvenlik ve çıkarlarımızın savunulma ve korunmasında taraf olacağız.Dünya genelinde yaşanan belirsizlikler, yükselen ırkçılık, ayrımcılık, ötekileştirmenin beslediği olağanüstü çalkantılı bir dönemde iç ve dış dinamiklerin karmaşık bileşkesinin henüz merkezi olmasa da güçlü çekim alanına girmiş görünen Türkiye’mizin, kalıcı hasarlar yaratabilecek savrulmalardan korunabilmesi için ortak bir gelecek tasarımı çevresinde bütünleşmemiz her görüşe mensup yurttaşlarımızın kaçınılmazlıktan da öteye zorunlu ödevi olmalı.Çünkü irademiz dışında yaşanan ve Türkiye’yi etkisi altına alan olumsuz gelişmeleri geçersiz kılabilme ve bölgemizde belirleyici aktör olabilmenin en geçerli yolu Seneca’nın anlatımı ile suyun üzerinde sürüklenen saman parçalarından çok suyun ta kendisi olmaktan geçiyor...Bu duygu ve düşüncelerle bencil değil paydaş, ayrıştırıcı değil birleştirici, çoğunlukçu değil çoğulcu, seçkinci değil eşitlikçi, çatışmacı değil barışçı, ötekileştirici değil bizleştirici ve dayanışmacı değerlerin başatlık ve egemenliğinde huzur ve güven içinde hep birlikte aydınlık bir geleceğe uzanma ve ulaşma dileği ile “ kaybetmeden kıymetini anlayabilmek” için Vatan okurlarına ‘Merhaba’...

Devamını Oku