Daha çok ararsın, çook...

10 Mart 2010

Epey oldu, neredeyse 15-20 gün kadar önce bir haber okumuştum.Başlık şu:“İki yıldır G noktasını arıyoruz, nerededir bu?” Kulağın arkasında!!!Bi orası kalmıştı ya aramadığınız...Şimdi bu haberin bir de fotoğrafı var; kadın fotoğrafı...İnsan bir bakışta, “bu kadında hiç de öyle iki yıl G noktası aranacak tip yok ama...” diyor.Tabii iki yıl G noktası aranan kadın tipi nasıl olur ki diye sorarsanız...Bence sormayın. Ne bileyim, anlaşılıyor işte!Tıpkı uzun süre sevişmeyen bir kadın anlaşıldığı gibi... Gerçi onun semptomları daha fazla ama!Gelin biz habere devam edelim...“İngiliz Daily Mail Gazetesi’nin Güzin Abla’sı Rowan Pelling her gün cinsellikle ilgili birçok soru alıyor.” Haa... Fotoğraf Rowan’ınmış...Rowan’a en çok sorulan soru G noktası ile ilgiliymiş. Gelen son mektuplardan birinde tatmin olma sorunu yaşayan bir kadın:“İki yıldır uğraşıyorum, G noktamı bulamıyorum. Arkadaşım bana G noktamı bulduğum takdirde cinsel yaşamımın renk kazanacağını söyledi. İki yıldır erkek arkadaşımla G noktasını arıyoruz. Bazı araştırmacılar böyle bir noktanın olmadığını söylüyor, artık aramaktan vazgeçmeli miyim?” diye sormuş.İki yıl! Dile kolay!Nerede aradılar acaba?O kadarcık bir alanda iki yıl boyunca arayacaksın ve bir şey bulamayacaksın... Pes!Türkiye’ye gelsin abla, bir ay içinde kistini bulup çıkarıp bir de biopsiye yollar bizimkiler!!!Heh heh hee...Siz şimdi bunu iltifat olarak algıladınız değil mi?Hey Allahım, hey!Takıldım ben şimdi buna..Gerçekten de nerede aradılar acaba?Hadi bizimkiler olsa, arıyorum diye yapmadıklarını bırakmazlar diyeceğim ama... Adam İngiliz...Bir dakika...Kadın İngiliz de, adamın İngiliz olup olmadığını bilmiyoruz ki! Kesin buralardandır.“Honey, don’t move, I’m seeking” Kadın da yazık, bulacağız diye...Keşke bana yazsaydı, doğru yolu gösterirdim:“Kızım, sen G noktası arayacağına yeni bir sevgili ara!” Bu kadar! Dur bakalım Rowan ne cevap vermiş? “Eğer G noktasını bulduğunu iddia eden jinekolog Ernst Grafenberg bu nokta ile ilgili bütün sırları kendine saklamasaydı, var diyebilirdik. Ben de 14 senedir bu soruları cevaplıyorum ama bildiğim kadarıyla benim de bir G noktam yok.” Haydaaa... Ben patron olsam G noktası olmayan cinsel hayat yazarını kovarım. Bir de “Bildiğim kadarıyla...” diye de açık kapı bırakıyor... Hani, yarın-öbür gün bir bulan olur belki diye... Gelin gelin... Hepiniz buraya gelin.Hatta rotasyon yapalım...Siz buraya gelin, biz de oraya...

Devamını Oku

Şimdi bu intikam mı değil mi?

9 Mart 2010

Bilen bilir; ben her zaman gerçek intikamı, “onsuz mutlu olmak” diye tarif ederim.Ama gerçekten mutlu olacaksın...Tabii en güzeli hem onsuz hem de başka biriyle birlikte mutlu olmak...Dünkü “hüzünlü” hikâyemizde adam kadını eski ve yaşça büyük sevgilisiyle aldatıyordu...Tam kadın başkasını bulduğunda ise ortaya çıkıp tekrar onunla birlikte olmak istiyordu...Kadın da sırf intikam olsun diye ona bir intikam atışı yapıp (yatıp) yeni sevgilisiyle yoluna devam ediyordu..Pekiii...Onsuz ve başkasıyla mutluysan...Yine de intikam duygun devam eder mi?Yoksa...Yok olur gider mi?Bakalım...***Biri diyor ki:“Eğer kadın ikinci adamdan gerçekten hoşlansa, kimseden intikam almakla falan uğraşmaz, çeker gider... hatta çoktaan çekmiş gitmiştir.” Erkekler daha farklı düşünüyor tabii...“Kadının başka bir kadına giden adamı tekrar kabul etmesi bir gece de olsa tekrar birlikte olması bile adam için bir zaferdir. Bundan sonrası olur olmaz hiç önemli değil adam gitmiş ve geri döndüğünde tekrar kabul edilmiş gerisi hikâye.” (Ne yani? Önemli olan yatmak mı? Hem de bir kere... Yapma!)Olaya başka yorum getiren de var: “Hikâye gerçekten hüzünlü ama insanı zorla kötü yapıyorlar... İnsan gibi oyunsuz, hilesiz ‘seni sevdim’ dediğinde ucuzsun... İki oyun, yok olabilme ihtimali ortaya koyduğunda kıymetlisin...” Kadınlarla erkeklerin yorumları nasıl da anlaşılıyor değil mi? Bilin bakalım aşağıdaki hangisi? Kadın mı, erkek mi?“Adamın yaptığından farklı değil yaptığı... Bu zihniyetle gittiği sürece de muhtemelen o avukat sevgili de onu aldatacak ya da terk edecektir.” (Niye? Nereden biliyorsun?)Peki buna ne dersiniz?“Her seçiş bir vazgeçiştir... Bu hikâye hüzünden çok bir kaybeden hikâyesi. Acısını başkasıyla bastırmak (hatta bazen evli olanlarla) ve intikam ruhu ‘kaybeden’lere has bir durum. Hepimizin başına gelebilir...” ***Başka şeye takanlar da var:“Bence bu hikâyenin hüzünlü tarafı adamın kadını KENDİNDEN YAŞÇA BÜYÜK diğer kadın için terk etmiş olmasıdır.” (Sen de az kıskanç değilsin ha!)Peki buna ne diyorsunuz?“Ağlarsın ağlarsın, sonunda gözyaşı da adam da biter ve ne ironiktir ki sanki bittiğini anlamış gibi tam o sırada geri dönmeye çalışır.” (Gerçekten! Hepsi aynı anda gelip aynı anda yok olurlar.)“Erkeğimiz”e bakın, ne diyor:“Eksik kalan bi tarafı var; kadın yemeğe gittiği yerin garsonunu falan da beğenmiş mi? Hayatta insanlar ancak kendilerini aldatır. İntikam aldıklarını düşünseler bile.” (Başkasıyla mutlu diyoruz. Önüne gelenle yapmıyor. Hemen sinirlenme!)Ne acayip değil mi?Erkekler sanki başlarına gelmiş kadar sinirleniyor, kadınlar hemen empati yapıyor.Evet evet...Gerçekten hüzünlü...

Devamını Oku

Hüzünlü bir hikâye...

8 Mart 2010

Hüzünlü bir gün... Ben de size hüzünlü bir hikâye anlatacağım...Daha doğrusu bir mail’i yayınlayacağım...Okuduktan sonra, ‘Bunun nesi hüzünlü? Hatta tam senlik! ‘Kadının gerçek zaferi budur’ dedirten bir hikâye’ diyeceksiniz...Siz bi okuyun da sonunda ben niye hüzünlü olduğunu yazacağım... “Bir kadının korkunç intikamı... Kariyerli, güçlü, hoş bir kadın, 40’lı yaşlarının başında...Beğendiği bir adamla bir süredir beraber.Ancak bir ay kadar önce, adam kendisinden yaşça büyük eski sevgilisiyle yeniden beraber olmaya başlıyor ve kadınla arasına mesafe koyuyor...Aramalar taramalar boş, adam eski sevgilisindedir ve kadın için yapılacak fazlaca bir şey yoktur...Kadını o haliyle gördüğümde, sinirleri müthiş bozuktu...İntikamını nasıl alacağını bilemediğinden, gerilmişti...O sırada, yıllar önce ayrıldığı kocasının polisle başının dertte olduğunu öğrendi...Eski kocası iki çocuğunun babasıydı ve kadının morali iyice bozuldu...‘Ağlama nöbetleri’ geçiriyordu ve tam anlamıyla dibe vurmuştu...Ama hayat ilginçti...Çok enteresan bir tesadüf o anda meydana geldi... Eski kocasının durumuyla uğraşırken, bir avukatla tanıştı...Avukatla aralarında çok hızlı bir elektriklenme oldu...İkinci konuşmalarında randevulaştılar...İlk randevulaşmada, elektrikler arttı, kadının ağlamaları azaldı...O randevudan sonra çok ilginç bir olay daha oldu... Kadının kendisini terk eden sevgilisi onu aradı ve yeniden görüşmek istediğini söyledi...Kadın hiçbir şey olmamışçasına eski sevgiliyi evine davet etti...Birlikte yemek yediler, romantik saatler geçirdiler... Erkek geceyi terk etmiş olduğu kadının evinde geçirdi...Sabah ayrıldılar...Erkek mutluydu...Sevgilisini yeniden bulmuştu...Ertesi günü erkek işine giderken, kadın hiçbir şey olmamışçasına yeni randevulaştığı adamı aradı...Akşama onunla randevulaştı...Artık onu arzuluyordu...Onunla buluşmayı iple çektiği saatlerde, gece beraber olduğu sevgilisi aradı...Buluşmak istiyordu...Gece güzel geçmiş, duygular yeniden doruğa çıkmıştı...Yani erkek öyle zannediyordu...O anda kadın intikamını yavaş yavaş almaya başladı...‘Çok isterdim ama...’ dedi, ‘Bugün bana gelemezsin... Başka misafirlerim olacak. İşlerim çok yoğun. Hoşçakal...’Erkek şaşırmıştı...Dün yeniden döndüğünü düşündüğü sevgili kayıplara karışmış, başka aşklara yelken açmıştı...Kadın artık oralı değildi, akşam yeni randevulaştığı adamla yemeğe çıktı...O gece aralarında bir şey olmadı...Ama yakın zamanda olacaktı...Eski sevgiliden intikam aheste aheste, acımasızca hatta gaddarca alınacaktı...Şimdi daha fazla çektirmeyi düşünüyordu kadın...Yani:Bir kadının ‘ağlamaları, sızlamaları, dibe vuruşları’ sanılır ki kadınları batırır...Oysa bu olay erkekleri fena aldatır...Ağlama nöbetleri kadının zaafını göstermez... Birazdan gelecek sağanak yağışın gök gürültüsüdür onlar...Gerçekte kadın, en fazla dibe vurdu denilen anlarda ayaklanır...‘Bitti bu’ dendiği an da, ‘karşısındaki erkeği bitirdiği’ andır...” ***Hikâye bu.Gelelim işin hüzünlü tarafına...Ne biliyor musunuz?Bütün bunların yaşanıyor olması...

Devamını Oku

5 yılda kadınların gerileyişi...

8 Mart 2010

Hem de rakamlarla... (*) İşte karşınızda Türkiye’de kadın ve erkeğin toplumsal haklara erişimi arasındaki eşitsizliğin 2005 yılından bu yana giderek nasıl arttığı...* Cinsiyet Eşitliği Endeksi’ne göre Türkiye 134 ülke arasında 129’uncu sırada... 2006 yılında 105’inci, 2007 yılında 121’inci, 2008 yılında 123’üncü,2009 yılında ise dört basamak gerileyerek 129’uncu oldu. Gürcistan 84’üncü...Malta 89,Azerbaycan 90, Ermenistan 91Arnavutluk 92.Ve Türkiye 129’uncu... *** İş gücüne katılımda, kadın ve erkekler arasındaki uçurum daha da açılarak yüzde 29’dan yüzde 26’ya düştü...* Ekonomik Katılım ve Fırsat Eşitliği endeksinde kadın-erkek eşitliği açısından en kötü sonucu aldı ve 130’uncu oldu. Dünya ülkeleri arasında iş gücüne katılımda eşitlik açısından 125, Eşit ücret açısından 84’üncü, Yasama, üst düzey bürokrasi ve iş âleminde yöneticilik sıralamasında 108’inci, Profesyonel ve teknik işçilik eşitliği sıralamasında da 95’inci sırada...Kadınların parlamentoda temsilinde 108’inciyiz.* Eğitime Erişim’de kadın-erkek eşitliği endeksinde ise Türkiye 110’uncu sırada...* Okuryazarlık oranı sıralamasında dünyanın 106’ncı ülkesi... * İlköğretime Erişim’de “eşitlik” sıralamasında 110, Ortaöğretime Erişim’de 119, Yükseköğrenime Erişim’de ise 101’inci sırada... Sağlık durumu ve yaşamın sürdürülebilmesinde, kadın ve erkekler arasındaki eşitlikte 93’üncü sırada...Türkiye kadın ve erkeklerin siyasette sahip oldukları yetkilerdeki eşitsizlik açısından yapılan dünya sıralamasında son sıralarda yer alarak 107’nci oldu. Kadınların parlamentoda temsili sıralamasında 134 ülke içinde 108’inci olan Türkiye, bakanlık pozisyonundaki kadınlar sıralamasında 127’nci ülke. Genel eşitlik listesinde en iyi durumda bulunan Müslüman ülkeler arasında Kırgızistan 41’inci sırada yer alarak Türk dünyasını en iyi temsil eden ülke oldu. Azerbaycan 92’nci sırada bulunuyor. Türkiye 129.G20 ülkeleri arasındaki sıralamada ise Türkiye kadın erkek eşitliği açısından sondan ikinci oldu. Türkiye kadın erkek eşitliği açısından G20 ülkelerinden sadece Suudi Arabistan’ı geçti.Vah Türkiyem, vah!(*) Dünya Ekonomik Forumu’nun geleneksel “Küresel Cinsiyet Eşitliği Raporu” 2009

Devamını Oku

Maçtan önce mi sonra mı?

5 Mart 2010

Bence önce...Nedenini sonra anlatacağım...Hani Yılmaz Vural, “Futbolcular maçtan önce seks yapmasın” demiş ya...Kıyamet koptu tabii...Herkesin ayrı bir fikri var.Fikirleri geldi yani!!!“O zaman Yılmaz Hoca da yapmasın” diye intikam alanlar...“Adamına göre değişir” diyenler...Ki bu ağır bir yorum...E tabii...Hangi babayiğit, “Abi bana dokunuyor, enerjim düşüyor” der ki! İnadına yapar. Yapmak zorunda kalır!“Haydar Dümen’e danışın” diyen de var.Netekim danışmışlar da!O da, “sadece sevişilse iyi ama kadın direkt seks yapmaz, yemekti eğlenceydi derken adamı yorar” demiş.Sanki hepsi de yeni tanıştığı kızla seks yapacak...Ama yine de haklı tabii, “Hadi uzatma şunun şurasında 15 dakikalık işimiz var” diyecek hali yok.Abarttım mı acaba? 15 dakika derken!!!Birisi de, Sinan Engin galiba, “Ön sevişme ne demek?” diye soruyor.Ona konuyu şöyle anlatalım:“Ön sevişme...” Yok, ne olmadığını anlatayım daha iyi:“Ön sevişme hani kadını görünce ve canın isteyince aklından geçenler değil.” “Ön sevişme, hiç yapmazken ” sana kahve yapayım mı “ demek de değil.” “Ön sevişme, kadının karşısında süt dökmüş kedi gibi durmak hiç değil.” Bir de son sevişme var ki, bu da genellikle önsevişmeyi bilmeyenlerin başına gelir!Bu konuda uzmanların da fikirlerine başvurmuşlar...Mesela Mentör Prof. Dr. Turgay Biçer...Mentör ne yahu?Durun bi bakayım...Danışman ya da koçluk gibi bir şeymiş.Mentör!Bu hocamız da, “Önemli olan skor peşinde koşmamak” demiş.Bir de seksolog Akif Poroy’a sormuşlar.O da, şunları söylemiş:“İlişkiye boşalmadan girerlerse enerji kaybı olmaz.” Hı?Nasıl yani?Onu da anlatmış:“Boşalma ve orgazm ayrı şeylerdir. Boşalmadan doyuma ulaşmak erkeklerde mümkündür. Uzak Doğu tekniklerinde bunun yeri vardır.” Düşünebiliyor musunuz futbolcuları...Hatta bütün erkekleri...Yatakta bağdaş kurmuş, eller bitişik, “Ohummm... Ohummm...” N’apıyorsun?Doyuma ulaşıyorum.Kiminle?Heh heh hee...Bence mi?Dedim ya bence yapılsın.Maçtan önce seks yapılsın.Hatta sahada, tribünlerde ve televizyondan izleyen herkes yapsın.Yapılması mecbur olsun. Şart koşmalı.Artık nasıl tespit edilir, onu bilemem...Bir ölçüm aleti mi yapılır, beyana mı bağlı olur, başka bir çözüm mü üretilir onu da bilemem. “Nasıl kontrol edeceksin?” demeyin.Çünkü zaten kimin yapıp yapmadığı hemen belli olur!Oraya buraya saldıran, küfreden, elini yüzünü boyamış abuk sabuk bağıran...Onu çekeceksin önce iyilikle soracaksın:- Kardeşim yaptın mı?- Yaptım...- E ne bu halin?- Abi kesmedi de!!!Sonra tavsiyelerde bulunacaksın: “Bak kardeşim, bu zamanda kesmedi, bulamadım gibi bahaneler olmaz. Yapacaksın. O kadar!” Bu da olmadı ceza keseceksin.Niye biliyor musunuz?Medeni insanlar gibi maç etmek ve seyretmek için!İddia ediyorum:Seks yapan insan ne oraya buraya saldırır, ne ona buna küfreder...İnsan gibi davranır.Ha doğru düzgün seks hayatı olunca maça gider mi?Onu bilemem...

Devamını Oku

Homo erektuslar...

3 Mart 2010

Sadakatsiz erkeklerin IQ seviyelerinin eşlerini aldatmayanlardan düşük olduğu ortaya çıkmış.Gerçi geçenlerde aynı sonucu sigara içenler için de söylemişlerdi...Ona inanmamıştım ama buna...Buna inanırım.Şimdi siz “ona niye inanmıyorsun?” diye soracaksınız...“Akıllı insan sağlığını düşünür” diyerekten...Hayır. Fazla akıllı insan zart zurt sağlığını düşünmez. Einstein mesela...Sizce sağlığını düşünüyor muydu?Hayır. Var mı itirazı olan?Neyse gelelim asıl konumuza...London School of Economics and Political Science’da görevli bilim adamlarının yaptığı araştırmada, evrimden ötürü zeki erkeklerin karılarını aldatma olasılıklarının zeki olmayanlardan daha az olduğu ortaya çıkmış.Yani buradan “evrimini tamamlayamayanlar aldatıyor” gibi bir sonuç çıkarabiliriz...Çok doğru.Zaten tiplerine de baksan anlaşılıyor.Çoğunun tipi Homo Erektus aşamasında kalmış gibi...Heh heh hee...Erektus dediysem yanlış anlaşılmasın!İyi bir şey değil. Sizin bildiğiniz erektusla alakası yok yani!!!Öyle tabii...Çok yakışıklı ve komplekssiz adamların aldattığına pek rastlamadım ben.Zaten boru değil bu, koskoca üniversitenin tespiti...Dr. Satoşi Kanazawa IQ seviyesi yüksek erkeklerin, tek eşliliğe kendilerinden daha az zeki erkeklere oranla daha fazla değer verdiklerini ortaya koymuş..Doktora da bak; Satoşi...Satoşi Kazanawa...Sapık Japonlar gibi...Kazanawa, çalışması çerçevesinde ABD’de binlerce genç ve yetişkinin IQ’larıyla sosyal davranışlarını inceleyen iki kapsamlı araştırmadan yola çıkarken, “Ampirik inceleme, erkeklerin zekâları arttıkça monogamiye (tek eşliliğe) daha az zeki erkeklerden daha fazla değer verme eğiliminde olduklarını gösteriyor” demiş.Dr. Satoşi ampirik incelemeyi burada yapsa hayli şaşırırdı herhalde...Adamların aklı fikri amprik çıkınca... Zekâ ve monogami arasındaki ilintinin kökenlerinin evrimde yattığını savunan Kanazawa, önüne gelenle cinsel ilişkide bulunmaya programlanmış ilkinsanların tek eşlilikten çok az fayda sağlayacağını, ancak modern dünyanın, erkeklere böyle bir evrimsel fayda sağlamadığını da kaydetmiş.Bir şey anladınız mı?Ben sizin neyi anladığınızı biliyorum.Yukarıdaki cümlede, “önüne gelenle cinsel ilişkide bulunmak”tan başka bir şey gördüyseniz ne olayım!Ben olayı basitçe anlatayım...Diyor ki...“Tek eşliliğin bir faydası yok. Aptala yat daha iyi!” Araştırmacıların, zeki kadınların genel nüfusa oranla sadık kalma olasılığının daha fazla olup olmadığı konusunda ise herhangi bir kanıt bulamadıkları belirtildi.Onu da ben biliyorum ama söylemem.

Devamını Oku

Yataktan kız kaçırma

2 Mart 2010

Geçen gün kendi kendime verdiğim sözü bozdum ve bir Türk filmine gittim...Romantik Komedi...İyi ki de gitmişim.Süperdi...İçinde fakir edebiyatı olmayan, mafyanın karışmadığı, intikam, kan, gözyaşı görmediğimiz, çarpık ilişkilerin de bulunmadığı gerçek hayattan sahnelerin, diyalogların yer aldığı bir film.Adı gibi, romantik komedi... Çok güldüm çook...Gerçi ikinci bölümde, işin romantik kısmında olaylar beni pek sarmadı ama...Hayır, romantik olmasından değil, olayı bağlayış şekilleri beni açmadı doğrusu...Bence romantizm öyle bir şey değil de ondan...Yine de güzeldi ama...Hani bana sorsalar, “Nasıldı?” diye, tek kelimeyle cevap veririm“Çok tatlı bir film, gidin mutlaka...” Dedim ya, gerçek hayattan kesitler var diye... İşte şimdi ben onlardan birine taktım.Hani daha çıktığınız ilk gece bir elektrik olur da...İlk gece milk gece dinlemezsin de...Tam o sırada, tam tutuşmuşken...Aslında her şey çok da iyi giderken...Kadın birdenbire durur, olayı da durdurur...Adamı da tabii...Adam da, “Ne oldu şimdi? Ne güzel gidiyorduk” diye bakar...Ya da sadece,“Ne oldu?” diye sorar.Kadın da, “Bilemiyorum. Birden huzursuz oldum. Daha birbirimizi tanımıyoruz ki” der.Kimse “İki dakika önce böyle demiyordun ama...” diye soramaz tabii...Kimse dediğim, adam...Kimse de iki dakika önce gayet ateşli ve samimi olan o kadının ne olup da ve ne arada bu sorgulamaya geçtiğini de anlayamaz.Kendisi bile...Peki o anda ne yapar?Kadının ne yaptığı belli zaten; adamlar ne yapar?Ne yapmalı?Ben önce adamların ne yaptıklarını anlatayım, ne yapması gerektiğini siz bulun. Ok?Bu durumdaki davranışlarına göre adamlar üçe ayrılırDevam edenler...Küsenler... Sinsiler...Açayım mı? Konuyu...Peki.Devam edenler: Bu durumda hiçbir şey olmamış gibi devam etmek büyük risktir. Kadın her an kapıyı çekip gidebilir. Ha, bu işi çok iyi bilenler denemeli. Yani öyle bir yakalamalı ki kadın gidememeli. Ama zor, çok zor...Küsenler: O da, biri iki küçük deneme daha yapar, baktı ki kadın tersleniyor, küser. Kalkar yataktan hatta. Küser ki, kadın gelsin gönlünü alsın, devam etsinler diye... Öyle bir beklentisi vardır yani... Yoksa niye küssün? Küsüyorsa da, oldu o zaman yani... Gelelim sinsilere... Bunlar var ya, hiç istiflerini bozmazlar. “Tamam canım, sen nasıl istersen” havasına girerler. “Tamam ama gitme n’olur! Birlikte uyuyalım” derler.Ahhh...Ah!Bu laf kadını bitirir işte!Vermeyeceği varsa da verir kalbini...O laf kadının bütün kaygılarını yok eder. Hatta birlikte uyuyacaklarına bile inanır.Gerçekten inanır.Peki ya adam?Bırak yaa...Hangi erkek yataktan kız kaçırmış!Zaten o sırada olmazsa bir daha hiç olmaz...

Devamını Oku

Evlilik demişken...

28 Şubat 2010

En son ‘evlilik’ diyorduk ya, devam edelim...Geçenlerde okumuştum; bir uzman, birçok evliliğin bitmesinin nedenlerinden birinin de cinsel istek azlığı olduğunu söylüyordu...Bana sorarsanız tek neden ama...Öyle tabii...Zira bu iş, seks yani, herkesin gazını alır.Diğer sorunları da beraberinde yok eder.Sinir minir kalmaz!Yalan mı?Cinsel hayatı iyi olan kaç kişi ayrılmış?Kim ayrılır?Kimse!Ayrılamaz ki!Bu kadar da iddialıyım.Ama o bitince...Onan sonrasını biliyorsunuz zaten... Ayrılmalar, aldatmalar, katlanmalar vs.Yani onunla ya da onsuz bir şekilde seks yapınca ayrılınmıyor...Ama bazen de “yap” deyince yapılmıyor bu iş. Yapılamıyor...Niye?Okuduğum o yazıda uzman, cinsel isteksizliğin fizyolojik ve psikolojik birçok nedenleri olduğundan bahsediyor.Psikoseksüel gelişim aşamalarında ortaya çıkan aksaklıkları sıralamış.Ben de parantez içinde mealini yazayım mı?* Erken çocukluk dönemine ait bilinçaltı çatışmalar.(Babam anneme hizmetçi muamelesi yapıyor ama aynı zamanda onunla sevişiyor; nasıl yani?)* Cinselliğe dair gerçeküstü ve hatalı beklentiler.(Kötü Alman pornolarından öğrendikleri...)* Cinselliğe dair edinilmiş hatalı bilgiler.(Seksi skor, santim ve kere hesabına endekslemek...)* Öğrenilmiş hatalı davranışlar.(“İnsan sevdiğiyle sevişir mi?” mantığı...)* Utanç, suçluluk, günahkârlık duygularına kapılma.(Yüzyıllar boyu bir zar yüzünden kaç şehit verirsen sen de suçluluk duyarsın.)* Cinselliğin yasaklandığı tutucu ve katı ahlak kurallarının bulunduğu toplumlarda yetişme.(Nietzsche ne demiş: Ahlaki fenomenler yoktur ama sadece fenomenlerin ahlaki yorumları vardır.)* Evlilik problemleri ve çatışmaları.(Bi doğru düzgün sevişseler sorun kalmayacak ama...)* Eşlerin ikisinden birinde cinsel yaşamı olumsuz yönde etkileyen psikiyatrik bir hastalık bulunması (depresyon gibi).(İkisinde birden olsa her şey süper mi olacak? Yok, o iş olsa depresyon da olmaz.)* Kişinin kendi bedenine, özellikle cinsel organlarına dair olumsuz düşünceler içerisinde olması.(Kişi derken, danalar herhalde... Hepsi kendisininkinin küçük olduğunu düşünüp büyük muamelesi yapar ya...)Var mı itirazı olan?

Devamını Oku