Yılın iddialı filmlerinin Türkiye galalarına ve ünlü yönetmenlere ev sahipliği yapacak olan, 16 Şubat’ta İstanbul’da start alıp 2 Mart’ta Ankara ve İzmir’e uğrayacak !f İstanbul’da ön satışlar dün itibariyle başladı. Peki 16. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali programında bizi neler bekliyor? Keş!f, Aşk ve Başka Bir Dünya, Oyun, !f Kült, Gökkuşağı, Galalar, !f Müzik, Sanat Hayat İçindir!, Görme Biçimleri: Yaratıcı Belgeseller, Ev, Karanlık & Köşeli, Özel Gösterimler, Türkiye’den Kısalar ve !f Yarın olmak üzere Festivalde bu yıl 14 kategori bulunuyor. Festivalin açılış filmi ise Barry Jenkins imzalı “Moonlight / Ay Işığı”.Keş!f 10’uncu yılını kutluyor10. yaşını kutlayacak Keş!f bölümünde, Akher Ayam El Madina, Anashim Shehem Lo Anı, Corki Dancingu, Dao Khanong, El Futuro Perfecto, Icaros: A Vision, Lantouri, Le Parc ve Maudit Poutine filmleri seyircilerle buluşacak.Bu yılın Aşk & Başka Bi Dünya seçkisinde Gacı Gibi, Death in the Terminal, Nawet Nie Wiesz, Jak Bardzo Cie Kocham, The War Show, Rat Film, Une Jeune Fille De 90 Ans ve Whose Country? filmleri yer alacak.Gökkuşağı seçkisinde Below Her Mouth, Lovesong, King Cobra, The Pass ve The Queen of Ireland filmleri sinemaseverlerle buluşurken, “Oyun” bölümünde ise Aloys, The Love Witch, The Giant, Window Horses ve The Fits var. Birbirinden iddialı belgesellerSanatçı belgesellerini bir arada toplayan “Sanat Hayat İçindir!” bölümünde, ünlü yönetmen David Lynch’in hayatını konu eden “David Lynch: The Art Life/David Lynch: Yaşama Sanatı”, performans sanatçısı Marina Abramovic’in Brezilya’da ki kutsal yolculuğunu aktaran “The Space in Between: Marina Abramovic’ and Brazil/Marina Abramovic Araf’ta”, Maya Angelou hakkında çekilmiş ilk film “Maya Angelou And Still I Rise/Maya Angelou: Yine de Ayağa Kalkarım”, aktivist Ye Haiyan’ın mücadelesini konu alan “Hooligan Sparrow/Holigan Serçe” ve “Franca: Chaos and Creation/Franca: Kaos ve Kreasyon” yer alıyor. İsmini geçtiğimiz ay aramızdan ayrılan İngiliz yazar, sanat eleştirmeni John Berger’den alan Görme Biçimleri: Yaratıcı Belgeseller seçkisinde ise All These Sleepless Nights, Fraud, The Challenge, Lovetrue, Untitled gibi yapımlar seyircilerin karşısına çıkacak.!f Müzik seçkisi bu yıl çok renkliEfsanevi müzik grubu The Rolling Stones’un 2016 turnelerinin son ayağı Havana konserinin perde arkasını anlatan “The Rolling Stones Olé Olé Olé!: A Trip Across Latin America/The Rolling Stones: Latin Amerika’da Bir Yolculuk Hikâyesi”, daha önce görülmemiş arşiv görüntülerine dayanan, ikonik İngiliz rock grubu Oasis’in yükselişini anlatan “Supersonic”, ünlü rock fotoğrafçısı, aynı zamanda şair Mick Rock’ın hayatını ve anılarını izlediğimiz “Shot! The Psycho-Spiritual Mantra Of Rock Klik! Rock’ın Ruhani Mantrası”, dünyaca ünlü müzisyen İlhan Erşahin’in kurduğu caz kulübünün hikâyesini anlatan “Nublu”, iki genç DJ’in macerasına odaklanan “Raving Iran” ve Japonya’da müzikal bir devrim başlatan X Japan’ın sıradışı hikâyelerini konu eden “We Are X/Biz X’iz” !f Müzik’te meraklılarıyla buluşacak.‘Kült’ gösterimleri kapsamında Twin Peaks: Fire Walk With Me, Trainspotting ve Multiple Maniacs izleyicinin karşısına çıkarken, “Özel Gösterim”de bu yıl Ceux Qui Font Les Révolutions A Moitie N’ont Fait Que Se Creuser Un Tombeau, Dawson City: Frozen Time, Shadow World filmleri var.Anti Porno, Prevenge, The Eyes of My Mother, The Transfiguration, The Darkest Universe ve Disutorakushon Beibîzu ‘Karanlık & Köşeli’de seyirciyle buluşuyor. “Ev” bölümünde ise Genco, Ismyrne, Lüfer, Güreş, Midnight Return: The Story Of Billy Hayes And Turkey, Not Everyday is Spring yer alıyor. “Türkiye’den Kısalar” gösterimleri ülkemizdeki yönetmenlerin ve ‘hareketli görüntüyle üretenler’in işlerinden örnekleri tematik derlemeler etrafında bir araya getiriyor. Festivalin bu yılki yenilikleri arasında !f Yarın bölümü var.Festivalin “Galalar” bölümünde Their Finest, Welcome to Norway, Moonlight, Tanna, T2 Trainspotting, Sausage Party, Planetarium, My Entire High School Sinking into the Sea, The Red Turtle, Everybody Wants Some!!, Koca Dünya, The Man Called Ove, Christine, Certain Women, Buster’s Mal Heart, Billy Lynn’s Long Halftime Walk ve Aquarius Türkiye’deki ilk gösterimlerini yapacak.
İstanbul Film Festivali’nin on yıl önce başlattığı “Türk Klasikleri Yeniden” projesi sinemamızın önemli yapıtlarını yenileyerek tekrar gösterime hazır hale getirmeyi sürdürüyor. 36. İstanbul Film Festivali’nde bu yıl ise Ömer Kavur’un Yusuf Atılgan’ın aynı isimli ünlü romanından uyarladığı başyapıtı “Anayurt Oteli” restore edilecek. En güçlü edebiyat uyarlamalarındanYapımından tam 30 yıl sonra yeniden beyazperdede izleyiciyle buluşacak, başrollerini Macit Koper, Serra Yılmaz, Orhan Çağman ve Şahika Tekand’ın paylaştığı, Osman Alyanak, Kemal İnci, Cengiz Sezici, Songül Ülkü, Ülkü Ülker, Yaşar Güner, Arslan Kacar, Osman Çağlar ve Orhan Başaran’ın da rol aldığı Anayurt Oteli, Türk sinemasının en güçlü edebiyat uyarlamalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu yıl İstanbul Film Festivali’nin Sinema Onur Ödülü verilecek olan filmin başrol oyuncusu Macit Koper, filmdeki performansıyla Nantes Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülüne layık görülmüş ve SİYAD tarafından Yılın En İyi Erkek Oyuncusu seçilmişti. Kültür Bakanlığı’nın En İyi 10 Türk Filmi listesinde de yer alan Anayurt Oteli, 1987 İstanbul Film Festivali’nde En İyi Türk Filmi, 1987 Nantes Film Festivali’nde Büyük Ödül, 1987 Antalya Film Festivali’nde En İyi İkinci Film, En İyi Yönetmen, 1987 Valencia Film Festivali’nde Bronz Ödül, 1988 Venedik Film Festivali’nde ise FIPRESCI Ödülü kazanmış, SİYAD tarafından beş dalda ödüllendirilmişti. Zebercet: ikonik bir anti-kahramanÇekimleri Nazilli’de yapılan Anayurt Oteli “Ne ölü, ne sağ” bir yaşamın kahramanı olarak ifade edilen, Türk sinemasının unutulmazlarından, ikonik anti-kahramanı Zebercet’in hikayesine odaklanıyor. Zebercet küçük bir kasabada kendi iç dünyasıyla savaş halinde yaşayan bir otel müdürü katibi... Acınası yalnızlığını horoz dövüşleriyle, filmlerle ilgilenerek ve hizmetçisine (Serra Yılmaz, hizmetçi Zeynep rolünde) tacizlerde bulunarak aşmaya çalışıyor. Ancak bir gün gizemli bir kadının otele gelişiyle tükdüze hayatı şekil değiştiriyor. Zebercet bir hafta sonra tekrar otele geleceğini söyleyip otelden ayrılan, Şahika Tekand’ın hayat verdiği bu kadını takıntı haline getiriyor. Rüyaların, gerçeğin, hayallerin iç içe geçtiği bir kozanın içinde zamanla her şeye yabancılaşan Zebercet için yaşam anlamını yitiriyor ve kendini asma planları yapmaya başlıyor... 5-16 Nisan’da gerçekleşecek festivalde Zebercet’in restore edilmiş dünyası ziyaret edilmeli...7 dile daha çevrilecekTürk edebiyatının usta yazarlarından Yusuf Atılgan’ın ilk olarak 1973 yılında yayımlanan romanı Anayurt Oteli dünya okurlarıyla da buluştu. Fred Stark tarafından İngilizce’ye çevrilen roman “City Lights Books’tan Motherland Hotel” ismiyle yayımlandı. 7 dile daha çevrilmesi beklenen romanın tanıtım metnini Nobel ödüllü Orhan Pamuk’un kaleme aldığı, yazıda Arjantinli yazar ve çevirmen Alberto Manguel’in “Anayurt Oteli sarsıcı bir başyapıt, mükemmel bir varoluşsal kâbus, ertelendikçe ertelenen cennet bahçesinin eşiğindeki bir ruhun portresi!” sözleri de yer alıyor. w
Çalışmalarına geçtiğimiz Haziran ayında başlanan ilk yerli online dizi “Masum” yayın tarihini açıkladı. 27 Ocak’ta BluTV üzerinden yayınlanacak diziden ilk görüntüler de nihayet meraklısıyla buluştu. Fragmana bakacak olursak, izleyiciyi memnun edecek bir yapımla karşı karşıyayız gibi duruyor. İnternet üzerinden yayınlanacak ilk yapım olacak Masum aynı zamanda Türkiye’nin ilk reklamsız dizi unvanına da sahip olacak.Polisiye ve dram harmanlanmışPolisiye ve dramayı harmanlayarak, emekli komiser Cevdet ve karısının sakin yaşamlarının bir anda kötü bir haberle yerle bir olmasıyla yola çıkan, ilk bakışta sıradan görünen bir Türk ailesinin çevresinde gelişen sıra dışı bir hikâyeyi konu alan dizinin senaryosu Berkun Oya’ya ait. Oya’nın kendi tiyatro oyunu “Bayrak”tan uyarladığı, aynı zamanda proje tasarımını da üstlendiği dizinin yönetmenliğini ise “Çoğunluk” ve “Rüzgarda Salınan Nilüfer” filmleriyle dikkat çeken Altın Portakal ödüllü yönetmen Seren Yüce yapıyor.Bayrak’tan Masum’a geçiş yaptılarDizinin oyuncu kadrosu ise yıldız isimlerden oluşuyor. Haluk Bilginer, Nur Sürer, Ali Atay, Okan Yalabık, Serkan Keskin, Tülin Özen ve Bartu Küçükçağlayan’ın oluşturduğu kadrodan kötü bir iş çıkma ihtimali düşük diyebiliriz... Her biri 60 dakikalık 8 bölümden oluşan dizinin bir tiyatro oyunu uyarlaması olduğunu belirtmiştim. Şöyle de bir detay var ki, 2008 yılında sahnelenen “Bayrak” isimli oyunda, “Masum”da yer alan iki oyuncu Okan Yalabık ve Ali Atay da rol almıştı. Bakalım ilk internet dizimiz umduğu beğeniyi yakalayabilecek mi? İlk izlenimler için 27 Ocak’ı bekleyip göreceğiz...İlk filmi Çoğunluk ile Venedik Film Festivali’nde Geleceğin Aslanı Ödülü olmak üzere yurt içinde ve yurt dışında birçok ödül kazanan Seren Yüce’nin ikinci uzun metraj filmi ise Rüzgarda Salınan Nilüfer.
Kuzuların Sessizliği filmiyle tanınan efsanevi seri katil Hannibal Lecter’ın ilk günlerini anlatan dizi ‘Hannibal’ 2015 yılında üçüncü sezonunda hoşa gitmeyen reytinglerinden dolayı yayından kaldırılmıştı. Mads Mikkelsen, Laurence Fishbourne ve Hugh Dancy gibi isimlerin rol aldığı türünün en iyi dizilerinden biri olarak görülen Hannibal için verilen bu karar dünya çapında hatırı sayılır bir izleyici kitlesine sahip dizi sevenlerine büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştı.Hannibal fanlarını gülümseten haberYeni bir habere göre Bryan Fuller, 2001 yapımı Ridley Scott’un yönetmenliğini üstlendiği, başrollerini Anthony Hopkins, Julianne Moore ve Gary Oldman’ın paylaştığı Kuzuların Sessizliği filmindeki Anthony Hopkins’in Hannibal’ı canlandırdığı hikayesini konu eden bir sezonla diziyi devam ettirmek niyetinde. Dizinin üç sezonu Hannibal’ın 2001 yapımı filmden önceki hikayesine odaklanmıştı. Dedektif Will Graham’in Hannibal Lecter ile dostluğuna ve başka bir katil Garret Jacob Hobbs’ı öldürdükten sonra psikolojisindeki değişimi gözler önüne seriyordu. Hannibal filmlerinde pek yer bulmayan diğer karakterlerle ilgili de detayler veren, birbirleriyle olan ilişkilerini atlamayan dizinin tüm karakterlerin psikolojisini izleyiciye aktarmaya özen gösterdiği aşikar. Son olarak Doctor Strange ve Star Wars’da rol alan Mads Mikkelsen’ın Hannibal rolünde pek ürkütücü olmasa da iyi bir oyunculuk sergilediğini söyleyebiliriz.Şimdilerde, dizinin yaratıcısı Fuller dizinin fanlarına böyle bir güzellik yapmaya niyetlenmiş niyetlenmesine ancak, henüz ortada ciddi manada bir çalışma yok... İlerleyen günlerde yeni haberlerini duyarız...
Düzeni eleştiren, işçi sınıfının sorunlarına değinen sayısız film sinema tarihinde yerinde yer alıyor. Ancak bunların arasından sıyrılıp kendisini farklı bir basamakta sergilemeyi başaran bir film olarak “Metropolis”i gösterebiliriz. 1927 yapımı Metropolis Alman yönetmen Fritz Lang imzalı bir bilim kurgu. Yapımın önemli özelliklerinden birisi sessiz film olması ve ikinci olarak da oldukça yüksek bir bütçeyle çekilmesi. Öyle ki film için yaklaşık 7 milyon Reichsmark (1924 ve 1948 yılları arasında Almanya’da kullanılan para birimi) harcanmış.Kapitalizm eleştirisiFilm, döneminin çok ötesinde, çağımızın da problemlerini irdelemesiyle ayrıca dikkat çekiyor. Bilim kurgu sinemasının temellerini oluşturan yapımın senaryosu, Lang ve eşi Thea von Harbou tarafından kaleme alınmış. Kapitalist düzenden dem vuran Metropolis, işçi ve işveren arasındaki sosyal krize odaklanıyor. Yirmili yılların sonunda çekilmiş bir film olmasına karşın sinema tekniğiyle de göz dolduran yapım, ülkemizde ateizm propagandası yaptığı ve komünizmi övdüğü gerekçeleriyle yasaklanmış. Orjinali 153 dakika olan filmin bazı sahneleri kaybolmuş. Bugün izleyebildiğimiz film 118 dakikadan oluşuyor ve izlerken bir eksiklik hissi vermiyor. Şayet izlemediyseniz, izlemenizi tavsiye ederim...Dizi uyarlaması yoldaSinema tarihinin en önemli filmleri arasında gösterilen bu distopik yapımdan neden bahsettiğime gelirsek, önümüzdeki yıllarda karşımıza bir dizi olarak çıkacak olması. Şimdilerde “Mr. Robot” dizisiyle gündemde olan yönetmen Sam Esmail, Metropolis için ön çalışmalara başladı. 2017’de 3’üncü sezonu yayınlanacak “Mr. Robot”un ardından, bu yeni projeye zaman ayıracak olduğunu düşünürsek, diziyi izlemek için uzuncu bir süre bekleyeceğiz gibi duruyor...
1985 yılında saf barmen Woody Boyd karakterini canlandırdığı efsane televizyon dizisi “Cheers”la gönüllerde yer eden, sinema kariyerine 1986 yılında Goldie Hawn’nın başrolünde yer aldığı Wildcats filmindeki küçük bir rolle başlayan Woody Harrelson, şu günlerde ilginç bir film projesiyle sevenleriyle buluşmaya hazırlandığını duyurdu.Lost in London için kolları sıvadıEn son, iddialı diziler arasında kendisine bir yer bulan “True Detective”de Dedektif Martin Hart karakteriyle de beğeni toplayan Harrelson, ilk yönetmenlik denemesi olacak “Lost in London” filmi için kolları sıvamış. Adından da anlaşılacağı üzere Londra’da çekilecek olan filmde Owen Wilson ve Willie Nelson‘ın da aralarında olduğu yaklaşık 30 aktör rol alacak. Woody Harrelson’ın yazıp yöneteceği filmde kendisinin de yer alacağını söylemeye gerek yok sanırım...550 salonda canlı izlenebilecek!Filmi “ilginç” kılan ise “plan-sekans” tekniğiyle çekilecek olması. Yani film kesintisiz olarak tek plan çekimden oluşacak... Yapımı daha da çarpıcı ve merak uyandırıcı hale getiren bir şey daha var ki, o da çekimleri devam ederken aynı zamanda Amerika’daki sinemalarda gösterilecek olması. Tam 550 sinema salonunda canlı olarak izleyiciyle buluşacak film 19 Ocak 2017’de çekilmeye başlanıyor. “Lost in London”ın türü ise Woody Harrelson’ın deyimiyle komedi barındıran bir iç yüzleşme.Sinema salonunda tiyatro tadı olacakSinemada bir sahneyi tek planda çekmek oldukça zor ve fazlasıyla iddialı bir deneme olacak. Yanılmıyorsam bunun bir örneği de yok. Daha önce uzun planlı sahneler çekip, birleştirerek, izleyiciye tek planda çekilmiş hissi veren yapımlar olmuştu. Günümüze en yakın örneklerinden biri Alejandro Gonzalez Inarritu imzalı 87. Oscar ödüllerinden “En İyi Film” dahil olmak üzere dört ödülle ayrılan “Birdman”. 120 dakikalık tek çekim hissiyatı yaratan film uzun plan sekansların birbirine bağlanarak oluşturulmuş.Yine 2015 yapımı 64. Berlin Film Festivali’nde “En İyi Görüntü Yönetmeni” ödülü alan Sebastian Schipper imzalı “Victoria” da aynı teknikle oluşturulmuş, 140’lık tek çekimde gerçekleştirilen bir soygun öyküsü içeriyor. Ancak Harrelson’ın yapmak istediği bambaşka bir iş. Bakalım ünlü aktör bu projeden alnının akıyla çıkmayı başarabilecek mi? Bekleyip göreceğiz...
Geçtiğimiz Ocak ayında 74. yaş gününü kutlayan efsane yönetmen Hayao Miyazaki, yeni bir haberle sevenlerinin yüzünü güldürdü. 2013 yapımı “The Wind Rises” (Rüzgar Yükseliyor) ile son uzun metraj filmini çektiğini açıklayan ve sinemaya veda ettiğini belirtip hayranlarını üzen Miyazaki’nin vedası neyse ki sadece 3 yıl sürdü. Studio Ghibli’de daha önce gösterimi yapılan çeşitli kısa filmlerin arasında yer alan “Boro the Caterpillar” (Tırtıl Boro) filmini uzun metraj olarak çekmek istediğini ve bu yüzden geri döndüğünü açıklayan Miyazaki, film için yaklaşık 5 sene kadar çalışması gerektiğini ve Tokyo’da 2020’de gerçekleşecek olimpiyatlar öncesinde bitirmeyi planladığını duyurdu.Çizim masasına döndüGhibli Müzesi işlerinden sıkıldığını söyleyen Miyazaki sadece Mitaka’daki Ghibli Müzesi’nde gösterilen 10 dk uzunluğundaki kısa anime filmi “Tırtıl Boro”yu, aslında 1997 yılında gösterilen Prenses Mononoke’den daha önce uzun metrajlı bir film olarak düşünmüş. Ancak film sonrasında, 3DCG türündeki yapım, animasyonda kalem ve kağıt kullanarak geleneksel el çizimlerini tercih eden Hayao Miyazaki’nin bilgisayar grafikleriyle animasyon üretme noktasındaki ilk çalışması olarak Miyazaki yapımları arasında yerini almıştı. Bu durum pek içine sinmemiş olacak ki usta isim on yıl önceki düşüncesine geri dönerek filmin uzun metrajı için kolları sıvadı... Bize de beklemek düşüyor.Son uzun metraj filmi “Rüzgar Yükseliyor”Miyazaki 2013 yapımı filmi “Rüzgar Yükseliyor”da, uçaklara bir hayli ilgili olan ve bir gün uzman bir uçak tasarımcısı olmanın hayallerini kuran başkahraman Jiro’nun hikayesini ele alıyor. En büyük ilgi alanlarından birisi de eski uçaklar olan usta isim uçma tutkusunu ve bu konudaki bilgi ve deneyimini daha önceki fimlerinde de gözler önüne sermişti.
Futbol dünyasının gelmiş geçmiş en büyük isimlerinden biri olarak gösterilen Brezilyalı oyuncu Pêle’nin Sao Paulo’nun varoşlarında başlayan hayatının onu nasıl dünya yıldızı olmaya götürdüğünü anlatan “Pele: Bir Efsanenin Doğuşu” bugün itibariyle sinema salonlarında gösterilmeye başlandı. Bacağının kırılması sebebiyle futbolu bırakmak zorunda kalan eski bir futbolcu olan babasıyla, çok küçük yaşlarda futbol oynamaya başlayan Pele, 1958 yılında katıldığı ilk dünya Kupasında Brezilya’yı zafere götürdü.Ülkesinin yüzünü güldürdüFilm de tam bu noktada, hiç kimseye benzemeyen oyun tarzıyla herkesi şaşırtan henüz 17 yaşındaki Pêle’nin, attığı golle, 1950 yılında kendi ülkelerinde Uruguay’a kaybettikleri Dünya Kupası finalinden beri adeta ulusal bir mesele haline gelen şampiyonluğu, ülkesine getirişini ve zirveye yükselişini konu ediyor.Film istenilen tarihe yetişmediFIFA Dünya Kupası 2014 ile birlikte vizyona girmesi planlanan ancak istenen tarihte tamamlanamayan filmde ünlü futbolcuyu Kevin de Paula canlandırıyor. Paula’nın ilk oyunculuk deneyimi de olacak yapımda, Brezilya Dünya Kupası koçu Feola’yı Vincent D’Onoforio, ezeli rakibi olarak bilinen Jose’yi Diego Boneta oynuyor. 2004 yapımı Suda Yaşam filminde Pele’yi canlandırmış oyuncu Seu Jorge ise bu filmde futbolcunun babası rolüyle karşımıza çıkıyor. Filmin müzikleri ise Oscar ödülünü Milyoner filminin müziklerinde de imzası olan besteci A. R. Rahma’a ait.Futbol kariyeri boyunca çıktığı 1360 maçta, 1280 gol atan Pele’nin kendisi de 1981 yılında “Büyük Kaçış filminde rol aldı. Oyuncu kadrosunda Sylvester Stallone ve Michael Caine’in de olduğu filmde efsane futbolcu Onbaşı Luis Fernandez rolünü canlandırdı. Nazi subaylarının propaganda amaçlı düzenledikleri bir futbol maçı sırasında müttefiklerin stadyumda kaçırmaları filmin unutulmayan sahneleri arasında.