Perdede şiir!

20 Mart 2017

Sinema tarihinin başyapıtlarını ve kült filmlerini beyazperdede izleme fırsatı sunacak 36. İstanbul Film Festivali 5-15 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek. Festivalin bu yıl sinema dünyasının en iyilerini, yol gösterenlerini ve köşe taşlarını sinema tutkunlarıyla buluşturacak yeni bir bölümü var: “Cinemania”. Senaryosu Yılmaz Güney’e ait Şerif Gören’in çektiği “Yol”, Francis Ford Coppola imzalı mafya klasiği “Baba”, George Orwell’in klasik romanından beyazperdeye uyarlanan “1984” bu seçkide yer alacak filmlerden sadece birkaçı...16 dakikalık şölenAncak ben seçkide yer alacak başka bir eserden ve onun yaratıcısından söz etmek istiyorum... Filmlerinin zihnimizde, kalbimizde, lezzetli bir tat bıraktığı İranlı yönetmen Abbas Kiarostami’den... Akira Kurosawa’nın “Sözcükler onunla ilgili duygularımı anlatmaya yetmez. Satyajit Ray’in ölümü beni epey kederlendirmişti. Ancak Kiarostami’nin filmlerini gördükten sonra, bize onun yerini dolduracak doğru insanı gönderdiği için Tanrı’ya şükrettim.”, Martin Scorsese’nin “Kiarostami, sinemadaki en üst düzey sanatsal yeteneği temsil ediyor.”, Jean-Luc Godard’ın “Sinema D.W. Griffith ile başlar Abbas Kiarostami ile biter.” dediği bu usta isim maalesefki geçen yıl aramızdan ayrıldı. Fakat gitmeden önce de, sevenlerine son görsel şiirini bırakmayı da ihmal etmedi. Şöyle ki, İstanbul Film Festivali’nin “Cinemania” bölümünde yayınlanacak 16 dakikalık kısa filmi “Take Me Home”la bizlere hoş bir veda etmiş olacak. İzleyici festivalde aynı zamanda Kiarostami’nin sıkı dostu fotoğraf sanatçısı ve aynı zamanda ressam olan Seyfullah Samadian’ın “76 Minutes and 15 Seconds with Abbas Kiarostami” isimli şiirsel belgeselini de izleme şansı yakalayacak. Belgesel, usta sinemacının bu alemde yaşadığı süreyi simgeliyor...O bir şair!Bu arada fotoğraf demişken, Kiarostami on parmakta on marifet insanlardan... Şair, fotoğrafçı, grafik tasarımcı, senarist, yapımcı, yönetmen vs... Tek bir fotoğrafın bir filmin sebebi olabileceğini, sinemanın başladığı yerin tam da orası, tek bir fotoğraf olduğunu söyleyen ustanın fotoğrafları da şiirsel... Ayrıca, “Rüzgârla Yoldaş” isimli bir kitapta türkçeye kazandırılmış şiirlerine de göz atmanızı tavsiye ederim.Gelelim Kiarostami filmlerine... Belgesel tarzı hikâye anlatımına sahip Kiarostami’nin en önemli filmleri arasında Köker Üçlemesi (Deprem Üçlemesi) yer alıyor. Serinin ilk filmi “Arkadaşımın Evi Nerede?” yönetmenin 1987 yılında çekilen ilk minimal filmi. Diğer iki film ise, 1991 yapımı “Ve Yaşam Sürüyor” ile 1994 yapımı “Zeytin Ağaçları Altında”. “Arkadaşımın Evi Nerede?” de, arkadaşına defterini vermek için onun evini arayan Ahmed’in, çocuk gözünden naif mücadelesini ekrana yansıtırken, ikinci film “Ve Yaşam Sürüyor” bir baba ve oğlunu merkeze oturtuyor. Arkadaşımın Evi Nerede filmindeki iki küçük çocuğu bulmak için yaptıkları yolculuğa eşlik ederken, deprem sonrası hayata tutunuşun en acı ve en yumuşak diline tanık oluyoruz filmde. “Zeytin Ağaçları Altında” ise ikinci filmden kısa bir sahne üzerinden gelişiyor...Hepsi ayrı bir tat!1997 yapımı “Kirazın Tadı” Kiarostami’nin iddialı filmlerinden biri. Öyle ki yönetmen bu filmi Cioran’ın “Eğer intihar olasılığı diye bişey olmasaydı, şimdiye kadar kendimi çoktan öldürmüştüm.” sözü üzerine çekmiş. İntihar öncesi bir adamın ruh halini işleyen filmin kahramanı Bedii mezarını örtecek birini bulmak için yolculuğa çıkıyor. Adını İranlı şair Fürüğ Ferruhzad’ın aynı isimli şiirinden alan “Rüzgar Bizi Sürükleyecek” 1999 yapımı bir film... İsmini şiirden alan bir filmin elbette içi de şiir barındırıyor. Belgesel çekmek için köyün en yaşlı kadının ölümünü bekleyen insanlar üzerinden, Kiarostami yine ölümü sorguluyor...Gerçek bir öykü!Yönetmenin izlenmesi gereken bir diğer filmi ise “Yakın Plan” 1990’da çekilen film Hüseyin Sabzian’ın gerçek öyküsüne dayanan yarı belgesel niteliğinde. Gerçekdışı gibi görünen bu öyküde, Sabzian ailesini geçindirmekte güçlük çeken fakir bir adamken, zengin bir ailenin onu yönetmen sanıp hürmet gösteriyor. Ancak oyunun sonunda dolandırıcı damgasıyla hapse düşüyor Sabzian...Yönetmenin dili Farsça olmayan ilk filmi olma özelliğini taşıyan Fransızca olarak çekilen “Aslı Gibidir” ise oyuncu kadrosuyla da dikkat çekiyor. 2010 yapımı filmde, Fransız oyuncu Juliette Binoche ve William Shimel yer alıyor. Binoche’un film boyunca giydiği elbisesi nedeniyle İran’da yasaklanan yapım yazdığı öykü kitabının tanıtımı için İtalya’ya gelen bir yazarla Floransa civarındaki bir sanat galerisinin sahibi olan Elle’in ilişkisini ekrana yansıtıyor...Kiarostami’nin izlenesi filmleri elbette bunlarla sınırlı değil... Festivalde son görsel şiirini izlemekle kalmayıp, “Her filmim bir tek filmin bir parçası” diyen usta yönetmenin, basit diliyle, yormadan izleyiciyi etkisi altına alan yapımlarına da mutlaka bir göz atın...

Devamını Oku

Sahibinden satılık Pink Floyd tabloları

14 Mart 2017

Çığır açan rock gruplarından Pink Floyd’un müziği kadar albüm kapakları da uzun yıllar oldukça dikkat çekti. Psychedelic müziğin ve rock müzik tarihinin en etkili grubu Pink Floyd’un albüm kapakları, geçtiğimiz yıl İngiliz Kraliyet Postaneleri’nde pul seti olarak piyasaya sürülmüştü. Şimdi ise grup “The Wall” albümününün hazırlık aşamasında ekibe dahil olan ve sonraki albümlerde de Pink Floyd’la birlikte çalışmaya devam eden Gerald Scarfe’nin tabloları satışa çıkıyor.Scarfe’nin grubun The Wall isimli belgeselinde animasyon haline getirilip kullanılan resimlerden 11 tanesini seçip meraklıları için satacak. The Scream, The Mother , The Teacher, Comfortably Numb gibi Pink Floyd’la özdeşleşmiş görsellerin de aralarında yer alacağı sergi resimlerin replikasıyla yetinmeyen hayranlar için heyecan verici olsa gerek... San Fransisco Art Exchange’de yer alacak sergi Haziran ayına kadar devam edecek. Oralara gidip görme şansı olmayan büyük çoğunluk ise bu tabloları serginin web sitesinden açıklamaları ile görebilir...Ondan önce Thorgerson vardı!Ancak Pink Floyd ve albüm kapakları dediğimizde unutulmayacak bir isim var ki o da; Storm Thorgerson... 2013 yılında hayata gözlerini yuman Thorgerson için Scarfe’den önce o vardı diyebiliriz. Bana kalırsa albüm kapağı üzerinden sanat yapan ilk tasarımcı. Başkası varsa da ben bilmiyorum... 1977’de Animals albümünün hazırlıkları sırasında, 1960 senesinden ta lise yıllarından arkadaşı Roger Waters ile yaşadığı tartışma sonucunda, 1985’te Waters’ın gruptan ayrılmasına kadar olan süreçteki kapakları o tasarlamadı. Yani Relics, The Wall, Piper At The Gates Of Dawn ve The Final Cut albümlerinin tasarımlar kendisine ait değil.Pink Floyd icin yaptıgı A Momentary Lapse Of Reason çalışması için kumsala 3500 tane ikiz yatak yerleştirecek kadar bilgisayar tekniklerinden uzak durmayı tercih eden Thorgerson, Led zeppelin, Muse, Genesis, Phish, Scorpions, Black Sabbath, Bruce Dickinson, Dream Theater, Megadeth ve The Cranberries gibi birçok grubun kapak tasarımlarında da yaratıcılığını konuşturdu. Pink floydun high hopes klibinin de yönetmeliğini yapan Thorgerson’ın “Mind Over Matter: The Images of Pink Floyd” kitabında unutulmaz albüm kapaklarınıın hikayelerini anlatıyor...“Biraz politik, biraz kederli!”1985’te Pink Floyd dan ayrılması rağmen gruba damgasını vurmayı başaran 75 yaşındaki efsanevi solist Roger Waters ise 25 yıl aradan sonra yeni bir albümle sevenlerinin yüzünü güldürmye hazırlanıyor. İsmi “Is This The Life We Really Want?” olacak ve 12 şarkıdan oluşacak albümde Radiohead’in yapımcısı Nigel Godrich ile çalışan Waters yeni çalışmasını “Biraz sihirli halıda uçmak gibi, biraz politik, biraz kederli” olarak tanımlıyor. Ve ekliyor; “Düşündürücü. Hayatlarımızın ne kadarını sevgiye ayırıyoruz, varsayalım ki ayırıyoruz, bu sevginin başkalarının varlığında ışıldamasına ne kadar izin veriyoruz.”2013’te İstanbul’da konser veren ve “The Wall”un tamamını canlı olarak dinleme güzelliğini ülkemiz dinleyicisine de sunan esfanenin albümü 19 Mayıs’ta hayranlarıyla buluşacak... Kim bilir, belki bu yeni çalışmasıyla da buralara gelir ve sevenleri bir kez daha bayram eder...

Devamını Oku

Gosling cephesinde neler oluyor?

9 Mart 2017

Her ne kadar bambaşka rollerle hafızalara kazınsa ve ününe ün katmış olsa da Ryan Gosling denildiğinde aklıma gelen ilk karakter Blue Valentine’deki Dean oluyor... Cindy’e olan öfkemi şimdi bile net hissediyorum... İnsanın boğazına yumru gibi oturan filmlerden biri ne de olsa... Ancak Ryan Gosling, Derek Cianfrance’in yazıp yönettiği 2010 yapımı bu filmin ardından elbette birçok güzel projeye imza attı.Yapımcılığa soyundu!Bu yıl ‘La La Land’ filmindeki performansıyla Oscar’da en iyi erkek oyuncu adayı olan Ryan Gosling şimdi de yapımcılığa soyunuyor. Kanadalı sanatçı Jeff Lemire’ın 2012 yılında yayınlanan ve yılın en çok satan grafik romanlarından biri olan ‘The Underwater Welder’, kendini bir de bu alanda göstermeyi amaçlayan Gosling’in yapımcılığında sinemaya uyarlanacak. Ödüllü yazar Lemire’ın kariyerinin en özellerinden biri olarak anılan kitap, bir dalgıçın suyun derinliklerinde babasının hayaletiyle karşılaşmasını konu ediniyor. Filmin yapımcı kadrosunda IDW Publishing ekibinden Ted Adams ve Top Shelf’ten Chris Staros’la birlikte grafik romanın yaratıcısı Jeff Lemire da bulunuyor. Ancak Gosling’in filmde rol alıp almayacağı henüz muallakta...Öte yandan La La Land ile bu yılki tüm ödül törenlerini ziyaret eden Damien Chazelle ve Ryan Gosling’i tekrar bir araya getiren “First Man”in vizyon tarihi de belli oldu. 20 Temmuz 1969’da Apollo 11 ile yaptığı ay yolculuğunda aya ilk ayak basan insan olarak tarihe geçen ABD’li Astronot Neil Armstrong’un hayat hikayesini ele alan film, 12 Ekim 2018’de gösterime girecek. Film, James Hansen’in “First Man: The Life Of Neil Armstrong” kitabından senarist Josh Singer tarafından beyazperdeye uyarlanacak filmde, daha çok 1961’den 1969’daki aya ilk adım atışa kadarki döneme odaklanılacak. Damien Chazelle ve Ryan Gosling bakalım 2019 Akademi Ödülleri’ne hazır olması planlanan “First Man”de yine ödül avcılığına çıkacak mı?Soundtrack albümü geliyor!Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen 89. Akademi Ödülleri’nde En İyi Yönetmen Oscar’ını alan en genç yönetmen namına erişerek bir ilke imza atan Damien Chazelle‘den bahsetmişken onun cephesinde de farklı projeler yok değil... Chazelle’in 2009 yılında Harvard’da öğrenci olduğu zamanlarda yazıp yönettiği “Guy and Madeline on a Park Bench”in daha önce yayınlanmayan soundtrack’i Milan Records etiketiyle bu ay müzikseverlerle buluşacak. Siyah beyaz yapımın besteleri, La La Land ve Whiplash’in de müziklerini yapan Justin Hurwitz’e, şarkıların sözleri ise Damien Chazelle’e ait. Görünen o ki, Harvard’dan arkadaş olan ikili yıllarca birlikte çalışmaktan vazgeçmemişler... Jerry Quinn, Jason M. Palmer ve Desiree Garcia’nın rol aldığı Guy and Madeline On A Park Bench, yetenekli bir trompetçiyle utangaç bir kızın öyküsünü konu ediyor... İzlenecekler listesinde!Tekrar Ryan Gosling’e dönecek olursak, 17 Mart’ta ABD’de vizyona girecek Terrence Malick filmi Song To Song’dan da oldukça etkileyici bir fragman geldi. İç içe geçen iki aşk hikayesini anlatan filmde, Ryan Gosling, Michael Fassbender, Natalie Portman, Rooney Mara, Cate Blanchett, Christian Bale, Benicio Del Toro, Val Kilmer gibi yıldız isimlerin yanında, Iggy Pop, Patti Smith, Red Hot Chili Peppers, John Lydon, Neon Indian ve çok daha fazlası da var... Ülkemizde gösterim tarinibelli değil, İzlenecekler listesinde şimdiden yerini aldı.

Devamını Oku

Bauby’e göz kırpın

8 Mart 2017

Peki ya siz, genç insanlar, benim sonsuz yalnızlığıma yaptığınız bu yolculuktan sizin aklınızda ne kalacak?” diyor, Jean Dominique Bauby, nam-ı diğer Jean-Do sadece tek göz kapağını kırparak yazdığı kitabı “Kelebek ve Dalgıç Giysisi”nde...Aklımızda kalan, insan azminin umudun bittiği yere kadar değil, varlığımız süresince var olabileceği diyebiliriz bu soruya cevaben... Ve ilaveten aklımızda kalan, hayatı sorgulatan güzel bir kitap ile hoş bir film...Gerçek anlamda hayata tutunuş!1997 yılında tam da bugün hayata veda eden Jean-Dominique Bauby dünyaca ünlü dergi Elle’in Fransa baskısının editörlüğünü yapıyordu. Özenilen bir hayata sahipken 1995 yılında ocked-in sendromu adı verilen felç hastalığına yakalanmasıyla her şey tamamen değişti onun için... Korkunç hastalık ona sadece beyni ve işitme duyusunu bırakmıştı, sol gözü dışında bedeninin hiçbir yerini kullanamıyordu... Bauby’nin özyaşamöyküsü olan “Kelebek ve Dalgıç Giysisi” için gerçek anlamda vazgeçmeyişin, hayata tutunuşun inanılmaz öyküsü diyebiliriz...Fransızcada en çok kullanılan kelimeler bir dil terapisti tarafından düzenleniyor . Harfler tek tek okundukça doğru harfte Jean-Do sol gözünü kırpıyor. Bu şekilde kitap tamamlanıyor. Yani, Bauby kitabı hareket ettirebildiği tek organı olan sol göz kapağını kırparak yazdırıyor...Kısa 28 bölümden oluşan ve ilk haftada 150.000 satan kitap Mart 1997’de yayımlandı. Kitabın basılmasından 10 gün sonra ise Bauby zaattüre nedeniyle vefat etti.Jean-Dominique Bauby’nin imkansızı başararak yazdığı kitabının ismi de oldukça manidar. Zihnini özgür bir kelebek, göz kırpışını ise bu kelebeğin kanat çırpışları olarak nitelendiren Jean-Do, bedeninin hareketsizliğini de bir dalgıç kıyafetinin içinde olduğunu hayal ettiği için kitabına “Kelebek ve Dalgıç Giysisi” ismini vermiş...Bu inanılmaz hikaye elbette sinemaya uyarlanmadan olmazdı ve 2007’de Julian Schnabel tarafından beyazperdeye aktarıldı. Schnabel’e en iyi yönetmen ödülü getiren film yabancı dilde en iyi film ödülü de dahil birçok ödül kazandı.Jean-Do kitapta diyor ki; “Şimdilik, ağzımda sürekli biriken tükürüğü adam gibi yutabilsem dünyanın en mutlu insanı olabilirdim.”Benim de diyeceğim şu ki; ölüm yıl dönümü vesilesiyle anımsadığım Bauby’nin iç dünyasında yaşadığı geçmiş hesaplaşmalara, pişmanlıklara kulak verin... Kitabı okumadıysanız okuyun, filmi izlemediyseniz izleyin, Bauby’e göz kırpın...

Devamını Oku

Daktilo aşkı Tom Hanks’e kitap yazdırdı!

6 Mart 2017

Oyuncuların, yönetmenlik, şarkıcılık gibi farklı dallara geçiş yapmasına alışığız ancak kitap yazmasına pek alışık olduğumuz söylenemez. Forrest Gump, Er Ryan’ı Kurtarmak, Yeşil Yol gibi şahane filmlerle ününe ün katan Oscar ödüllü usta aktör, Tom Hanks tam da bunu yapmış. Evinde yüzden fazla eski daktilosu bulunan oyuncu, “Uncommon Type: Some Stories” ismini taşıyan 17 öyküden oluşan bir derlemeyle okurların karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Öykülerin hepsi hünerlerini edebiyat sahnesinde gösterecek Tom Hanks’in daktilo tutkusu üzerinden tek bir temada buluşuyor.Film çekimlerinde kitap yazmış!Hanks’in 2014 yılında The New Yorker dergisinde bir öyküsü yayımlanmış ve “Uncommon Type: Some Stories”i basacak olan yayınaevi Knopf’un Başkanı ve Genel Yayın Yönetmeni olan Sonny Mehta bu hikayeye bayılmış ve oyuncunun olağanüstü bir yazma dili olduğunu her fırsatta dile getiriyor. Belki de Mehta onu kitap yazması konusunda yüreklendiren insanların başında. Kasım ayında meraklısıyla buluşacak kitabı 2015’te yazmaya başlayan Hanks, öykülerini iki yıl boyunca New York, Berlin, Budapeşte ve Atlanta’da film çektiği dönemlerde kaleme almış. Planlı hareket edebildiğinde sabah 9’dan öğlen 1’e kadar yazdığını söyleyen usta aktör, bu sürenin dışında bulabildiği her fırsatı yazmak için değerlendirmiş...“Bir aktörün eğlence alemi!”Kitabın içerik açıklamasında şu cümleler var: “Bir göçmen Doğu Avrupa’dan ülkesindeki iç savaş yüzünden ailesi ve hayatı dağıldıktan sonra New York’a varır. Her işi yolunda giden ve her oyunu kazanan bir adam sonunda ESPN’in yeni şöhreti haline gelir. Şimdi kusursuzluk ve ünün hayatındaki sevdiği şeyleri mahvedeceğine karar vermelidir. Amerika’da daha büyük şeylerin peşindeki eksantrik bir milyarder ve sadık yönetici asistanı; bir aktörün eğlence alemi, romantizim ve biraz gerçek hayat”.Kitabın basım hakları şimdilik 7 farklı ülkeye satılmış bile... Türkçeye de kısa sürede çevrilmesini bekleyelim ve Hanks’in kalemi de oyunculuğu gibi başarılı mı görelim...

Devamını Oku

'Mr. Gay Syria' bir başkaldırış hikayesi!

1 Mart 2017

Ayşe Toprak tarafından yazılan ve yönetilen Suriye’den Türkiye’ye göçmüş 2 LGBTİ bireyin, Mahmoud ve Husein’in yaşadıklarından yola çıkarak Suriyeli eşcinsel mültecilerin hayatına değinen “Mr. Gay Syria” belgeseli geçtiğimiz günlerde ilk fragmanını yayınladı. Mültecilerin ülkelerinde yaşanan iç savaş nedeniyle göç ettikleri ülkemizde yaşadıkları hem kimlik hem de sosyal mücadelelerini konu etmesi belgeseli oldukça dikkat çekici kılıyor.Çıkış noktası bir güzellik yarışması2 yıldan fazla bir sürede çekilmiş belgeselin ana karakterlerinden Hussein Sabat 23 yaşında erkek arkadaşı IŞİD tarafından öldürülmüş bir genç. Aynı zamanda ailesinin baskısıyla evlenmek zorunda bırakılmış Hussein, iki farklı hayatın içinde yaşıyor. Bir diğer ana karakter Mahmoud ise Suriye’nin ilk LGBTİ örgütünün kurucularından biri. Bu iki ismi bir araya getiren Malta’da düzenlenen Mr Gay World yarışması. Türkiye dışında Almanya, Malta ve Norveç’te de çekimleri yapılan belgeselde, her ülkeden bir temsilcinin katıldığı Mr. Gay World’de Suriye adına yer alabilmek için yapıma da adını veren “Mr. Gay Syria” yarışmasını düzenleyen, İstanbul’daki Suriyeli LGBTİ topluluğuna tanıklık ediyor izleyici.Amacı farkındalık yaratmakGüzellik yarışması üzerinden, mülteci krizine, aidiyet ve kimlik mücadelesine, aşka değinen, Mr. Gay Syria, eşcinsellerin sesini duyurabilmek, onların da var olduğunu gösterebilmek için önemli bir farkındalık yaratmayı amaçlıyor. Henüz post-prodüksyon aşamasında olan belgesel için bir de Kiss Kiss Bank Bank üzerinden yardım kampanyası başlatıldı. Hedeflenen bütçenin yarısına ulaşılan kampanyanın bitmesine sayılı günler var. Destek olmak isterseniz, www.kisskissbankbank. com adresinden kampanyaya ulaşabilirsiniz...

Devamını Oku

‘Dune’ ile yeniden

10 Şubat 2017

Bilim kurgu serilerinin tadını alan hollywood her geçen gün bu türde yapımları izleyiciyle buluşturmak için hakereke geçiyor. Özellikle de kitap uyarlamalarının prim yaptığı şu dönemde yine bir uyarlama haberi daha geldi. 1965’te yayımlanan ve dünyanın en çok satan bilim kurgu romanları arasında yer alan Frank Herbert’ın kült romanı “Dune” bir kez daha beyazperdede hayat bulacak. Bu işte imzası olacak isim ise ‘Arrival’ adlı filmiyle en iyi film ve en iyi yönetmen dahil pek çok dalda aday olan Denis Villeneuve... Aynı zamanda 6 Ekim’de vizyona girecek “Blade Runner 2049”ı da yöneten Villeneuve, geçmişte verdiği röportajlarda en büyük hayalinin “Dune”u yönetmek olduğunu söylemişti. Bu da demek oluyor ki, Villeneuve hayalini gerçekleştirerek bilim kurgu meraklılarının da yüzünü güldürecek...David Lynch’ın Dude hüsranı!Serini beyazperdeyle macerası yeni değil. 70’li yıllarda birçok başarısız projeyle, Herbert’ın bu klasikleşmiş eserinin uyarlamaları hayal kırıklığıyla sonuçlandı. Öyle ki efsane yönetmen David Lynch bile başarısızlıkla sonuçlanan bir Dune uyarlamasına imza attı. Başrolünde Kyle MacLachlan, Sting, Jose Ferrer, Virginia Madsen, Linda Hunt, Patrick Stewart, Max von Sydow, Sean Young ve Jürgen Prochnow’un yer aldığı 1984 tarihli bu film, o dönem için şaşırtıcı efektleri olmasına rağmen, yayınlandığında olumsuz eleştirilere maruz kaldı. Eleştirilerin en başında da filmin gereksiz uzunluğu geliyordu. Uzun bir roman serisini bir filme sığdırma işi pek de kolay değil neticede... 2000’de John Horrison’un yönettiği ve William Hurt’un başrolünde olduğu 3 bölümlük mini dizi Dune uyarlaması da beklenen etkiyi yapmadı.Jodorowsky’s Dune izlenmeliDune denemelerinin en çok sözü edileni ise 1973’te Şilili yönetmen Alejandro Jodorowsky’nin Salvador Dali, Orson Welles, H. R. Giger ve Mick Jagger gibi birçok ünlü ismi içeren projesi... Sonu dahi getirelemeyen bu film projesinin akılda kalmasını da sağlayan aslına bakarsanız , bu proje hakkında hazırlanmış bir belgesel... 2013 Frank Pavich imzalı “Jodorowsky’s Dune” ‘El Topo’ ve ‘The Holy Mountain’ gibi kült filmlerin yönetmeni Alejandro Jodorowsky’nin Dune ile arasındaki tutkulu ilişkiyi ekrana yansıtıyor.Tanrıyı dünyaya indirecektim!“Film değil bir peygamber yaratmayı istiyordum, hayatımın en büyük amacı Dune’u çekmek ve dünyayla paylaşmaktı. Filmin dünyayı değiştireceğine gerçekten inanıyordum. Bu filmle tanrıyı dünyaya indirecektim”diyen Jodorowsky 2 yıl üzerinde çalıştığı filmini maalesef bitiremedi. Ancak ekibi sonraki yıllarda birbirinden iddialı başarıya imza attı. Dan O’Bannon, Alien ve Total Recall’u yazdı. H.R. Giger, Alien’ın yaratıcı ekibindeydi. Chris Foss, Alien ve Superman’i beyazperdeye taşırken, Jean “Moebius” Giraud, The Empire Strikes Back, Tron ve The Fifth Element’teki dünyaları yarattı. Jodorowsky’nin hayali gerçekleşemese de projenin sinema tarihine katkısı oldu... Şimdi ise bu iddialı iş için kolları sıvayan Denis Villeneuve bakalım nasıl bir filmle izleyici karşısında olacak. Onun Dune hayalini gerçekleştirmesini beklerken, “Jodorowsky’s Dune”u izleyin derim...

Devamını Oku

Leyla ile Mecnun İstanbul Modern Sinema’da

7 Şubat 2017

İstanbul Modern Sinema’nın SİYAD işbirliği ve Türk Tuborg A.Ş.’nin katkılarıyla düzenlenen “Yönetmenlerle Buluşma” programında bu hafta sonu Onur Ünlü’nün televizyon dizileri ve en son vizyona giren “İtirazım Var” filmi izleyiciyle buluşacak.Ünlü’nün gösterime girecek dizilerinden birinin yayınlandığı dönemde yoğun ilgi gören “Leyla ile Mecnun” olması elbette ki kaçınılmaz. Bir diğer dizi ise yine ses getirmiş bir yapım olan “Şubat” olacak.Efsaneyi izleme şansıBir yandan oldukça tuhaf diğer yandan çok sıradan karakterleri, ince göndermeleri, absürt mizahı ve oyunculuklarıyla öne çıkan dizi “Leyla İle Mecnun” 12 Şubat Pazar günü saat 15.00’te gösterimde olacak. Yayınlandığı dönemde hatırı sayılır bir izleyici kitlesi edinmiş ve hatta final yapamadan yayından kaldırılması büyük tepkilere yol açmış olan dizi toplam 103 bölüm çekilmişti.Hayranı çok!Senaryosunu Burak Aksak’ın yazdığı dizide, aynı gün, aynı hastanede dünyaya gelen iki bebek, yatak sayısının azlığından dolayı yan yana yatırılırlar. Ailelerinin “doğar doğmaz birbirlerini buldular” sözü üzerine beşik kertmesi yapılan bebekler, isimlerini de efsane aşıklar Leylâ ve Mecnun’dan alır. 25 yıl sonra bir sabah ailesi Mecnun’a durumu anlatır ve Leyla’yı istemeye giderler ve başta bu durumdan rahatsızlık duyan Mecnun Leyla’yı görür görmez aşık olur. Onu etkilemek için ne yapacağını bilemeyen Mecnun’un imdadına rüyasına giren aksakallı dedeyi yetişir. Aksakallı dedenin rüyalarından çıkıp Mecnun’la beraber yaşamaya başlamasıyla da işler iyice karışır.Her biri zeka ürünü olan efsane replikleriyle dikkat çeken “Leyla İle Mecnun” tekrar tekrar izlenip asla bıkılmıyacak dizilerden biri...Şubat 12 Şubat’taAlican Yücesoy, Melisa Sözen, Özkan Uğur, Tansu Biçer’in rol aldığı Genel Yönetmenliğini Onur Ünlü’nün yapığı “Şubat”ın hikayesi Güzel ve Çirkin’den esinlenmiş. Şubat, yaşadığı yetimhanede çıkan yangından sonra İstanbul’un dehlizlerinde yaşamaya başlamış bir adamdır. Yağmur ise varlıklı bir ailenin, haber spikerliği yaparak kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan güzel kızı. Şubat, ‘Haberler’ dediği bu genç kadını televizyonda görüp aşık olur ve yakından takip etmeye başlar ve şimdiye kadar hayatlarında onları bir araya getirebilecek birçok şeyin yaşandığını farkederler. Dizi 12 Şubat Pazar 17.00’de izleyiciyle buluşacak.

Devamını Oku