İyi bir şey yapmadınız Sayın Başbakan

23 Kasım 2011

Sayın Başbakan; “Dersim” konuşmanızı dikkatle dinledim. Daha sonra da aynı dikkatle iki kere okudum.Çok üzüldüğümü, canımın çok sıkıldığını söylemeliyim. Bırakın bir Başbakan olmayı, normal bir Türk vatandaşı olarak bile yapmamanız gereken bir konuşmaydı.Dersim olayını, bu konuda hiçbir bilgisi olmayan milyonlarca kişiye, olabilecek en kötü iki üç örneği ortaya koyarak anlatmanız, sadece toplum içinde husumetler yaratacaktır, ülkenin büyük bir bölümünü Atatürk’e, Cumhuriyet’e ve ülkemize kazandırdıkları tüm değerlere düşman haline getirecektir.Bir başbakan olarak tamamen günümüzün siyasi çekişmelerini odağa taşıyıp, rakip gördüğünüz bir siyasi lideri altetmek uğruna Dersim’den söz ettiniz. Atatürk’ü mahkûm ettiniz.Yapmanız gereken, madem Dersim resmi tarihte yer almıyor, madem bir tabu olarak korunuyor ve halka yanlış bilgiler veriliyor, herkesin kabul edeceği bilimsel bir tarih heyetinin tüm gerçekleri belgeleriyle ortaya çıkarması için ön ayak olmaktı.Oysa siz, ismi bu tür konularda tartışmalı olan bir yazarın kitabını kaynak göstererek adeta bir yara kabuğunu kaldırmaya çalıştınız. Bunun size de ülkemize de bir yararı olmadığı açıktır.Sayın Başbakan; halk diliyle “damardan” girerek, zaman zaman gözleriniz de sulanarak, çok duygusal bir öykü anlattınız milyonlarca kişinin önünde.Ama “Bizim kökümüz” dediğiniz Celal Bayar’ın da düzenleyicisi olduğu Dersim operasyonlarının neden başladığına hiç değinmediniz. Sizi dinleyen ve konuyla ilgili hiç bilgisi olmayanların zihnine “Atatürk yaşamaktan gayrı hiçbir amaçları olmayan masumların üzerine ordu gönderdi. Bu ordu çoluk çocuk demeden katliam yaptı, babalarına kavuşmak isteyen sabileri bile süngüyle delik deşik etti” gibi bir fikri aşıladığınızın farkında mısınız?Dersim olayları birkaç günlük olay değildir. Cumhuriyet’in hemen kuruluşundan sonra başlayan ve 17 yıl süren isyanlar, kalkışmalar ve bunların bastırılması sürecidir.Bu sürecin içinden cımbızla çekilen, aklı, vicdanı, inancı olan herkesi öfkelendirecek birkaç olayı, üstelik en duygusal biçimde sömürerek kamuoyuna mal etmeye çalışmak herhalde sorumlu bir davranış değildir.Sayın Başbakan; elbette size devlet yönetimiyle ilgili akıl vermenin haddim olmadığını biliyorum. Ancak Dersim’de yaşanan, sonuçlarıyla bir kesimi çok üzen olayların, temelinde ağalık düzenini korumak için devlete başkaldıran ve bu uğurda yabancı güçlerden de destek alan çıkar çevrelerinin işi olduğunu bilmiyor olamazsınız.Emperyalizmin batırdığı bir imparatorluğun küllerinden yepyeni bir devlet kuranların bu devleti temelinden yıkmaya çalışanlara karşı elinin boş duramayacağını biliyorsunuzdur.Nitekim, çok gerilere gitmeyin, paralel devlet kurmakla ve Türkiye Cumhuriyeti’ne başkaldırmakla suçladığınız PKK’ya karşı alınacak önlemler konusunda devletin güvenlik birimleriyle toplantılardan sonra verdiğiniz kimi talimatlarla, dün belge diye sunduğunuz kararlar arasında bir fark var mı?Askeri operasyonlara, kara harekâtlarına, sınır ötesi operasyonlara izin niteliğindeki talimatlarınız 50 yıl sonra “katliamın belgesi” olarak mı sunulacak?Bu satırları sizi siyasi olarak hep eleştiren, ama bu ülkeyi yöneten bir Başbakan olduğunuzun elbette bilincinde olarak saygı duyan, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine, Atatürk’e, ilke ve devrimlerine yürekten bağlı, ülkesini seven bir vatandaş olarak yazdığımı bilmenizi dilerim.İyi bir konuşma yapmadınız. “Özür dilerim” demiş olmanız durup dururken insanların arasına yeni husumet tohumları ekmiş olduğunuz gerçeğini yok etmeyecektir.*****Gani Yıldız’dan bedelliye atışlarHer Türk asker doğar, parası olan hariç!***Bir süre öncesine kadar askerliğin “yan gelip yatma yeri” olup olmadığı tartışılıyordu. Şimdi parayı veren kış uykusuna bile yatabilir.***Bedelliden gelecek para şehit yakınları ve gaziler için harcanacakmış. Bedellinin kendilerinde açtığı yaraları tedavide kullanırlar artık...***Bedelli askerliğin çıkarılma sebeplerinin başında “bakayaları eritmek” geliyormuş. Güzel de, “bakayadan bakiyeye geçilerek” toplumun bir bölümünün duyarlılığı göz ardı edilmiş oldu sanki.***Artık, “Şafak kaç?” sorusunun cevabı, bedelli kredisinin kalan vade sayısı.*****“Adam gibi paşa olsan...”Ay başında Maltepe Belediye Başkanı Prof. Dr. Mustafa Zengin’le buluşup yemek yemiştik. Pek çok konu gibi, kurmaya çalıştığı Belediye Senfoni Orkestrası için yolsuzluk yapıldığı iddiası ile makamına yapılan baskını da konuşmuştuk. Dehşet bir şey tabii. Sanat düşmanlığı mı, CHP’li bir belediyeyi sıkıntıya sokmak mı artık her neyse. “Her şeyi o kadar titizlikle yapıyorum ki, hiçbir korkum yok; ellerinden geleni arkalarına koymasınlar” demişti.Maltepe Belediyesi sanat faaliyetlerine çok önem veriyor. Başkan Zengin “Eğer başka işin yoksa 17 Kasım’da mutlaka bekliyorum” demiş ve eklemişti “Bir de sürprizim var.” O gün birkaç tiyatro sanatçısı dışında tamamen amatörlerden oluşan Maltepe Sanat Tiyatrosu’nun yeni oyunu “Fehim Paşa Konağı” sergilenecekmiş.Elbette gittim. Oyun Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde sergilendi. Müthiş bir kültür merkezi. Mimarisiyle, olanaklarıyla, görkemiyle Maltepe’ye çok yakışmış.Fehim Paşa Konağı “Şu Çılgın Türkler” kitabı milyonun üzerinde satan Turgut Özakman’ın oyunu. Abdülhamit döneminde geçiyor. Devlet yönetiminin, “paşalık” kurumunun nasıl kokuştuğunu, toplumda yaratılan korkuyu, endişeyi, cehaleti ve kulluğu anlatan çok güzel bir oyun.30 kişilik bir kadro. İki saati aşan ama hiç sıkmayan bir oyun. İki perde ama sayısız sahne var.Özcan Alpar’ın yönettiği oyunda Sedat Küçükay, Ümit Aksoylu, Alev Aykent dışındaki tüm oyuncular amatör. Kimi Belediye’de çalışıyor kimi tiyatro çalışmalarına katılan amatör gençler.Sürprize gelince. Kalp cerrahı olmasına rağmen sanatsever kişiliği çok ağır basan Mustafa Zengin oyunun sonunda “Temsilci Abdullah Bey” rolünde izleyicinin karşısına çıkıyor. Zengin “Her oyunda elbette rol alamam ama, sanatçı arkadaşlarımı yalnız da bırakmayacağım” dedi.Zengin’in aslında oyunun orijinalinde olmayan bir repliği var ki, dakikalarca alkışlandı.İstibdat dönemi bitiyor, meşrutiyet ilan edilmiş, kokuşmuş düzenin paşalarından Deli Suat Paşa’ya temsilci Abdullah Bey “Sen Yemen’e atandın” diyor. Paşa çok bozuluyor ve “Neden Yemen, başka yer yok muydu?” diye sorunca Abdullah cevabı yapıştırıyor; “Adam gibi paşa olsan Silivri’ye atardım.”Maltepe Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde çok güzel bir gece geçirdik.*****Bütün öğretmenlerin ellerinden öperimAnnem babam öğretmen. Hem anne baba olarak hem de öğretmen olarak ilk öğretmenlerim. Onları her gün arıyor, bir gün aradan sonra bile özlüyorum. Ama bugün onların ve tüm öğretmenlerin günü.Bizler Atatürk’ün ilkeleri doğrultusunda, özgür, ilerici, demokrasi ve hukuka bağlı, insan haklarına saygılı şekilde eğitildik büyütüldük. Başta annem babam olmak üzere tüm öğretmenlerime borçluyum bunu.Büyük küçük tüm öğretmenlerin o tertemiz ellerinden öpmek istiyorum.Bugünün anısına okurum Erhan Tığlı’nın gönderdiği bir şiiri de paylaşmak istiyorum;Ata’nın öğretmenleriAtasından aldığı güçle / Yürüdü kötülüklerin üstüne / Uygarlık bilinciyle / Aştı tüm engelleriÖğrencileri de onu izledi / Yılmadı hiçbiri / Dönmediler asla geri / Erdem ve özveri oldu ilkeleriAçtı bahçemizin kültür çiçekleri /Aydınlattı evrenimizi / Öğretmenin güçlü elleri / Dedi; İleri hep ileri!Güzelliklerle dolup taşalım / Sevgi, bilgi kanadına tutunup / Hür maviliklere uçalım / Onu yılda bir kere değil / Her gün, gece gündüz analım.

Devamını Oku

Demokrat görünümlü olunca her şey mübah

22 Kasım 2011

Başbakan hemen her yerde Suriye’yi eleştiriyor. “Beşaaar” diyor “Gün gelecek sen de gideceksin, o koltuklar baki değil.” Sonra ekliyor “Halkının sesini dinle, muhalefete kulak ver, sana karşı olanları hapse tıkma.”Erdoğan Esad’ı “Kendi halkına karşı savaşmakla da” suçluyor “Bu korkaklıktır” diyor, Kaddafi’yi örnek göstererek “sonun öyle olur” demeye getiriyor.Erdoğan’ın çaresi şu: “Kur sandığı, al halktan oyunu, aç demokrasinin önünü.”Esad babasından devraldığı Suriye yönetimini sürdürüyor. Ülkede “bildiğimiz” anlamda demokrasi yok. Esad tek adam. Asker onun, bürokrasi onun, yargı onun, ekonomi onun iki dudağına bakıyor, üniversiteler ona bağlı, medya var da Esad’ın medyası.Türkiye’de durum farklı mı? Değil. Ordu artık bir güç değil, (tabii ki doğrusu bu) sivil otoritenin hizmetinde. Başbakan yargının tamamına, bürokrasiye, üniversitelere hâkim. İş dünyası Başbakan’ın ağzının içine bakıyor, ondan habersiz yatırım bile yapamıyor. Medya bırakın baskı altında olmayı, bizzat iktidar ortaklarının sahipliğinde.Sokak eylemlerini bastırmakta da aynı gibiyiz. Suriye’de Esad halkın üzerine yürüyor. Türkiye’de de sokağa çıkıp gösteri yapmaya artık kimsenin yüreği yetmiyor. Çıkanın başına balyoz gibi iniliyor. Yediği coplar, gözüne kaçan biber gazları yanına kâr kalıyor.Suriye’deki olaylarda ölenler oluyor. Bizde çok şükür ölüm neredeyse yok gibi. Demek ki polisimiz bu konuda daha deneyimli ve yetenekli, öldürmeden halledebiliyor.Suriye ile farkımız şu. Türkiye’de demokrasi var.Suriye’de demokrasi yok.Garip bir durum ama demokrasinin olması, demokratik olmayan her türlü tutum ve davranışların örtüsü gibi oluyor.Suriye’de demokrasi olmadığı için, Esad’ın yönetim biçimi yerden yere vuruluyor.Türkiye’de demokrasi olduğu için benzer tutum ve davranışlar alkışlanıyor.Yine garip bir durum Dersim tartışmalarında yaşanıyor. Başbakan bugün yapacağı konuşmada Dersim’e çok geniş yer vereceğini açıkladı. Merakla bekliyoruz tabii.Ama şu ana kadar söylediklerinden bugün ne söyleyeceğini tahmin edebiliriz. Yine “katliam” diyecek, yine “CHP’yi eleştirecek.”Yandaşlar da “halkına bomba yağdıran Atatürk” diye koro halinde tempo tutacak.İyi güzel de, bunlar konuşulurken televizyon haberlerinde büyük bir iştahla “Jetlerimiz Tunceli’de bombalama yapıyor” haberlerini veriyordu. Yandaş gazeteler “teröristlerin sıkıştırıldığını, 800 teröristin imha edilebileceğini” yine aşkla heyecanla yazıyorlar.Genelkurmay büyük bir gururla “270 teröristi öldürdük” diye açıklama yapıyor, milletçe sevinç gösterisi yapıyoruz.Türkiye’de demokrasi var, ama kendi vatandaşını öldürmek bu kapsamda değil herhalde.Neden öldürüyoruz? Terörist olmaları dağ başlarında ağır bombardımana tutulup öldürülmelerini mi gerektiriyor? Evet, askerimizi, polisimizi, kadınlarımızı öldürdüler onlar. Ama demokratik bir devletin görevi onları yakalamak ve yargılamaktır, öldürmek değil.İyi ki Suriye değiliz.*****Trafik cezası yemişsem Beşiktaş ödesinAtalarımız “büyük lokma ye, büyük konuşma” derler. Aynen öyle. Bazen “asla yapmam” dediğiniz bir şeyi yapıverirsiniz, yapmak zorunda kalırsınız.Yıllardır trafikle ilgili yazılar yazarım. Hiçbir şekilde alkollü araç kullanmadığımı, emniyet şeridine girmediğimi, hız sınırlarına uyduğumu belirtirim. Bunlara uymayanları da kıyasıya eleştiririm. Bu hafta “Mavi lambalı arabalardan illallah” başlıklı bir yazı yazacaktım. Hani tepesindeki mavi lambayı yakıp da emniyet şeridinde gitme hakkını kendinde bulanlar.Son zamanlarda o kadar çoğaldı ki, emniyet şeritleri cayır cayır masmavi ışıklarla dolu trafiğin sıkıştığı her an.Ama ne oldu, “magandalar” diye öfkelendiklerimin yaptığını yaptım. Yapmak zorunda kaldım. Utanıyorum ama, nafile; oldu bir kere.Nasıl mı? Pazar günü Ümraniye Altunizade yolundayım. Tam Çamlıca tüneline geldim ki trafik durdu.. En sağ şeritteyim. Yol daralıyor, tünelde emniyet şeridine girmemek için sola yanaşmaya çalışıyorum.Arkamdan bir polis otosu geldi, emniyet şeridine girdi. Hemen arkasından siyah bir makam arabası, derken bir otobüs. Otobüs geçti, baktım Beşiktaş. Maça gidiyorlar. Ama bitmiyor ki, hemen arkasında otobüse koruma yapan çevik kuvvet otobüsü, herhalde yönetici araçları. İleride otobüse yol açmak için normal şeritteki trafiği durdurmuşlar, kimse kıpırdayamıyor.Birden megafonla bir anons duydum, bana “Yürü” diyor. Sola giremiyorum, önüm emniyet şeridi, arkamda “yürü” diyen polis.Girdim tabii mecburen. Önde Beşiktaş, maça gidiyor, arkasından geliyorum. Yerde nal gibi EDS yazıyor, tepede kameralar.Şimdi Beşiktaş’a ve o konvoya ceza yazmazlar da, aradaki benimkine yazıverirler. Üstelik fotoğraf da var, gel de anlat derdini.Önümüzdeki günlerde elime fotoğraflı bir ceza kâğıdı tutuştururlarsa Beşiktaş’a götüreceğim “Ödeyin bunu sizin yüzünüzden ceza yedim” diyeceğim.İşe bakın ki, Beşiktaş’ın Başkanı aynı zamanda bizim de patronumuz.Saygılar efendim.*****Medyum polisler14 gazetecinin yargılandığı Odatv davası dün başladı. Gidecektim, gitmedim. Çünkü gürültüsü çok çıkan bir kesim sadece yargılanan iki ismin peşinde, diğerlerini ise baştan suçlu ilan etmiş durumda. Amaçları fikir özgürlüğü değil, dolaylı AKP yandaşlığı.Duruşmadan önce bir şey öğrendim. Sanıklardan Müyesser Yıldız gözaltına alındıktan iki gün sonra sorgulanmış. Yapılan her işlem dakika dakika kayda geçirilmiş.Çok ilginç; polisler Yıldız’a bilgisayarındaki bazı yazılarla ilgili 11 soru sormuşlar. “Neresi ilginç?” diyeceksiniz. Şurası; kayıtlara göre Müyesser Yıldız’ın bilgisayarındaki inceleme, bu sorular sorulduktan sonra yapılmış.Yani polisler daha incelemeden bilgisayarda olanları biliyorlarmış. Demek ki ya polislerde medyumluk var ya da iddia edildiği gibi bu gazeteci arkadaşlarımızın bilgisayarlarına virüsle bazı dosyalar atıldığı doğru.*****Haydi hayırlısıBedelli isteyenlerin arzusu gerçekleşti, Başbakan sonunda kararını verdi, bedeliyi de açıkladı.Hasretle bekleyenler 30 bin liraya ne diyecekler bilemiyorum tabii. Bankalar kredi verseler de maaşı 2-3 bin lira olanların eğer başkaca birikmişleri yoksa bu parayı ödemeleri kolay değil. Bu nedenle kaç kişinin başvuracağını da merakla bekliyorum.Başbakan’ın kararını açıklarken yüzünde beliren ifade ve milletvekillerinin hararetli alkışları da çok hoştu. Daha üç ay önce “Şehit kanları varken bedelliye imza atmam mümkün değil, referandum bile olabilir” dedikten sonra “21 günlük eğitimi bile kaldırmak” bize özgü bir davranış herhalde.Eğer askerliğimi yapmamış olsaydım ve parasını bulup bedelliye yazılsaydım, “Tezkeremin iyisinden bir albayla gönderilmesini rica ederim” diye bir dilekçe yazardım.ın bilgisayarlarına virüsle bazı dosyalar atıldığı doğru.*****CHP’nin yaptığı her şeyi kötü olarak gören bir zihniyet var. Bu durumda CHP’nin bu millete yaptığı en büyük kötülük “Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmak” oluyor! (Gani Yıldız)

Devamını Oku

Neden CHP yüzleşsin ki?

21 Kasım 2011

Bir Dersim fırtınası estiriliyor. “Yüzleşelim, tabuları yıkalım” adı altında asıl hedefin Atatürk ve devrimleri olduğunu artık kimse saklamaya gerek duymuyor.İklim artık çok uygun, Atatürk’e, devrimlerine, Cumhuriyet değerlerine hakaret etmek, bunun üzerinden Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türkiye’yi aşağılamak neredeyse “yükselen trend” haline geldi.Önüne gelen “Dersim” diye söze girip, Türkiye’ye yönelik kinini kusuyor. 12 Eylül yetiştirmesi nesil ise her türlü bilgiden, beceriden, duyarlılıktan yoksun, adeta paraya tapar hale getirildiği için Twitter’ın 140 vuruş kıvamındaki beyin yıkama bilgilerini doğru kabul edip, Türkiye sevgisizliği yolundaki adımlarını hızlandırıyor.Söyleyecek fazla bir şey yok. Meydan bu kadar boş olunca sapla saman birbirine karışır.İktidar ve yandaşları lafı her ne kadar artık Atatürk’e kadar getirdilerse de, henüz önlerinde katedecek mesafeleri olduğundan büyük oranda CHP üzerinden dolaşıyorlar ve CHP buna cevap vereceğine, kendi içinden çıkanların yarattığı fırtınayı dindirmeye çalışıyor.İktidar ve yandaşları diyorlar ki “CHP Dersim’le yüzleşsin.” İyi de neden CHP? Örneğin DP, AP, ANAP, DYP, AKP değil de CHP?Dersim olayları sırasında CHP iktidardaydı.Başbakan bu temayı çok kullanıyor. Bugünkü CHP ile 1946 öncesi CHP’sini aynı kefeye koyup canı ne istiyorsa söylüyor. Halkımızın yarısı da buna yürekten inanıyor. İnanmakla kalmıyor, Atatürk’e, Cumhuriyet’e ve devrimlerine düşman oluyor.Şunu bilmek gerek ki, 1946’ya kadar Türkiye’de tek parti vardı. Cumhuriyet Halk Partisi devletin partisiydi.1946’dan itibaren CHP içinde devlet adına siyaset yapan isimler ayrı partiler kurdular. Bunlardan Demokrat Parti 1950’de iktidara geldi.Demokrat Parti’nin tüm kurucu ve üyeleri şimdi çok eleştirilen tek parti döneminin CHP’li sorumlularıdır. Dersim diye dile dolanan olayların finalindeki Başbakan Celal Bayar’dır. Dersim’de isyanın bastırılmasını hararetle alkışlayanların çoğu daha sonra DP milletvekili olmuşlardır. Oradan devşirilenler de ardından AP’yi, ANAP’ı, DYP’yi kurmuşlar ve bugüne kadar her dönem iktidarda olmuşlardır.1946’dan itibaren var olan CHP tek parti döneminin CHP’si değildi. İçinde hâlâ kendini devletin temsilcisi gibi gören unsurları barındırıyordu ama, iktidara gelen DP de aslında pek farklı değildi.27 Mayıs’ta sarsılan CHP asıl değişimi 12 Mart muhtırasından sonra yaşadı. CHP Ecevit ile birlikte ideolojik olarak da diğer partilerden farklı bir yere oturdu.Çok partili hayata geçtikten sonraki 60 yılda Dersim’i ya da Cumhuriyet döneminin diğer olaylarını “tabu gibi koruyan” CHP değil, hepsi de sağda olan iktidarlardır.*****Sabiha Gökçen şehvetiDersim olaylarını diline dolayarak Türkiye’yi yine sis bulutları arasına itmeye çalışan çevrelerin sözcüleri harıl harıl tarih kitaplarını karıştırarak “isim bulmaya” çalışıyorlar. Atatürk devrimleriyle özdeşleşmiş isimler üzerinden karalama yapmaya devam etmek için tabii.Son buldukları isim Sabiha Gökçen. Türkiye’nin ilk kadın pilotunun Dersim olaylarında hava kuvvetlerinin bombalamalarında yer almasını bahane ederek “Böyle rezil bir kadının adını nasıl olur da İstanbul’daki bir havalimanına veririz” diye soruyorlar.Şunu söylemek gerek bunlara; Sabiha Gökçen’in adı havalimanına Dersim’de bombalamalara katıldığı için değil, Türkiye’nin ilk kadın pilotu olduğu için verildi.Herhalde Sabiha Gökçen’in sorumluluğu Dersim’de bombalama emrini veren Başbakan Celal Bayar’dan daha fazla olamaz değil mi? Bu mantıkla Celal Bayar’ın adını da konulduğu her yerden çıkaralım. İnönü’yü de yok edelim, Fevzi Çakmak’ın rütbelerini gıyabında söktürelim. Dersim’i alkışlayan Menderes’i de Anıt Mezar’dan fakirler mezarlığına taşıyalım.Ama bunların asıl niyetini aklı olan biliyor tabii. Eğer Sabiha Gökçen bombalamaya katıldığı için lanetleniyorsa, o sırada Cumhurbaşkanı olan Atatürk’ün de aynı kefeye konması gerekir. Bunlar aslında “Katliam yapan Atatürk için Anıtkabir’e gerek yok” diyecekler de şimdilik o kadarına yürekleri yetmiyor. Ama emin olun diyecekler.Ve son not: Ayrıca bugün “terör takibine” çıkan ve bombalamaları görüntülü olarak halka izlettirilen F-16’ları alkışlayan zihniyet de budur.*****Ali Sami Yen toplanma yeri olabilirAli Sami Yen Stadı yıkıldı, yanındaki likör fabrikası da yıkılmak üzere. Ancak buraya yapılacak 6 gökdelen inşaatı için şimdilik vize yok. Konu 2.5 ayı aşkın zamandır Danıştay’da bekliyor.Daha önce de yazmıştım, Şişli’deki sivil toplum kuruluşları bu alanın gökdelen ve alışveriş merkezi yapılarak değil yeşil alan olarak değerlendirilmesini istiyordu. Çünkü Mecidiyeköy Gayrettepe çevresinde buradan başka nefes alınacak yer yok.Van depremi ve İstanbul’daki olası bir deprem tartışmaları Şişli’deki sivil toplum güçlerini yeniden harekete geçirdi. Bu bölgenin yeşil alan olması ve bir derpem sırasında toplanma yeri olarak kullanılmasına uygun düzenlenmesi isteniyor.Şişlili girişimciler İstanbul’da 9 milyon binayı yıkmaktan söz eden Başbakan’ın bir talimatıyla bölgenin kurtulacağını belirterek “Eğer bu alan da gökdelenlere kurban verilirse depreme karşı duyarlılıktan söz edilebilir mi?” diye soruyorlar.*****Amerika yakaladığı her fırsatta, Suriye’ye baskı yapması için Türkiye’yi cesaretlendirmeye çalışıyor. Bir türlü kapanmayan cari açıkta büyük ortaktan aldığımız “gazın” etkisi olabilir! (Gani Yıldız)*****Sevince bakınTürk basını Amerika’yı eleştiriyor. Çünkü Amerikan polisi küresellik karşıtı gösteri yapanların gözlerine biber gazı sıkıyor, yaka paça yakalıyor, itip kakıyor.Türkiye’de sıradan olay bunlar oysa. Gerçi buna karşı basınımız Amerika’ya yönelik olduğu gibi tek yürek olamıyor. Taksim’de yürüyen PKK’lı göstericilere gaz sıkınca tepki var da, Hopa’da üstelik ölümle biten gazlı saldırıya ses yok. Hatta tam tersine “Ama onlar teröristti” gibi abuk bir savunma var.Sanıyorum basının Amerika’ya yönelik bu eleştirilerine en çok polisler seviniyordur. Eh Amerikan polisi bile göstericileri gazla, tazyikli suyla, copla döverek engelliyorsa, bizdeki “orantısız güç kullanımı” eleştirmeye kimsenin hakkı olamaz.*****Elmas gerdanlıkKadın sinir içinde cep telefonundan “Bu saate kadar hangi cehennemdesin?” diye kocasını aramış, “Aşkım o hiç unutamadığın harika elmas gerdanlığın bulunduğu kuyumcu var ya.. Hani o zaman param yoktu alamamıştım, ‘Sevgilim bir gün mutlaka bunu sana alacağım, göreceksin’ demiştim.. Hatırladın mı?” Kadın birden yumuşamış, konuşurken heyecandan titreyen sesi ile “E.. Evet bir tanem hatırlamaz olur muyum?..” diye cevap vermiş “Evet balım” demiş adam, “ İşte o kuyumcunun hemen yanındaki barda arkadaşlarla içiyoruz meleğim..!” (Yıldırım Tuna)

Devamını Oku

Herkes terörist kabul edilirse açılım kime olacak?

20 Kasım 2011

Sevgili okurlar; bu hafta başında sizlerle yine “Kürt sorunu” üzerine sohbet etmek istiyorum. Her gün yeni bir gündeme uyanıyoruz, başımızda savaş bulutları bile esiyor ama değişmeyen gündem hep Kürt sorunu. Üstelik Başbakan Erdoğan da hızlı biçimde vites değiştirerek Kürt sorununu bir kenara bırakıp terör üzerinde siyaset yapmaya başladı. Bu da açılımın artık giderek bir hayal olmaya başladığını gösteriyor bizlere.Tarihi yeniden yazmakBaşbakan cuma günü Bitlis’te konuştu. Canlı yayında kendisini dinlerken “sanki tarihi yeniden yazıyor” diye geçirdim içimden. Birkaç yıl önce başlatılan Kürt açılımı sırasındaki tavrından artık eser yok Başbakan’ın. Demokrasi açısından çok eleştirilen eski anti-terör söylemlerine dönen Başbakan, kendisine en çok destek verenlerle de ipleri giderek koparıyor. Yakında bir yandaş kıyımı görmeye başlarsak kimse için sürpriz olmasın bu.Herkes mi terörist?Kürt kimliği ile ilgili mücadeleyi başlatan ve bugünlere kadar getiren PKK. Bunun dışında sürekli kapatıldığı için binbir ismi olan bir Kürt siyasi partisi var. Bir süre önce kamuoyu bir de KCK ile tanıştı. Bu örgüt PKK’yı da Kürt partisini de kapsayan bir büyük yapılanma. PKK terörist, bunu biliyoruz. Siyasi parti BDP PKK’ya bağımlı olmakla suçlanıyor. KCK ise terörün beyni olarak niteleniyor. Kürt kimliğini savunan her kesim terörist yani.Sonuca nasıl gidilecek?Başbakan’ın öfkeli tavrı her üç yapılanmaya karşı. Tamam PKK terörist. Ama BDP ve KCK’yı da koşulsuz biçimde “terör kefesine” koyarsak, Kürt açılımı kime yapılmış olacak? Çünkü hepimiz biliyoruz ki, Kürt halkı adına talepler bu yapılanmalardan geliyor ve bunların dışında kalanların Kürt kimliğini savunmak gibi bir arzuları yok. Tam tersine, o kesim zaten AKP’nin yanında ve kendilerine egemen olan ağaların hizmetinden ayrılmıyor.Erdoğan’ın haklı tarafıEvet Başbakan başlattığı Kürt açılımı projesinden çok uzaklaştı. Ancak bunda asla uzlaşmaya yanaşmayan Kürt temsilcilerinin de rolünün olduğunu görmeliyiz. İktidar sorunu çözmek için “terör örgütünün lideriyle bile masaya oturdu.” Tabii bir söz verip vermediğini, verdiyse sonradan bunları tutup tutmadığını bilmiyoruz, ama uzatılan bu ele giderek tırmanan terörle cevap verildiği de malum. Kürt temsilciler bunu bir daha düşünmek zorunda.İstenen bu muydu?Konuya bir başka açıdan daha bakalım. İktidar, güya demokratların sandığı gibi gerçekten bir Kürt sorunu olduğuna inanıyor ve çözmek için elinden geleni yapmaya çabalıyor mu? Yoksa asıl amaç açılımı bilerek açmaza sokmak ve Kürtlere etnik değil dini bir kimlik kazandırarak sorunu çözmüş gibi mi yapmaktı? Başbakan’ın son zamanlardaki dini vurgularına bakarak bu konuda zihnimde şüpheler oluştuğunu söylemeliyim.Başında da vardıGerçi Erdoğan Kürt kimliği yerine ısrarla “Müslüman olma” kimliğini bugüne kadar defalarca söyledi. Bunun karşılığını da bölgeden en yüksek oyu alarak görüyor zaten. “Zerdüşt” tartışması da açarak, PKK-BDP-KCK’ya destek veren halk kesimlerinden de bir çözülme olması amaçlanıyor mutlaka.İktidarın burada başarılı olduğunu da görmeliyiz. Özellikle PKK’nın bir cemaati hedef alması, bu politikanın bir panik yarattığını da gösteriyor.Terör çözülebilirDaha önce de yazmıştım, KCK operasyonları genişledikçe PKK eylemlerinde ciddi azalmalar olmaya başladı. Özellikle büyük kentlerde kitlesel eylemler eskisi gibi yapılamıyor. Her ne kadar molotoflu, araba yakmalı eylemler olsa da bunlar artık çok da etkili değil. Ama en önemlisi hemen her gün ya PKK’lı bir terörist yakalanıyor, ya hazırlanan bombalar patlamadan ele geçiriliyor. Bunlar da çok ilginç gelişmeler değil mi?İstihbarat ne oldu böyle?Yakın bir geçmişe kadar en büyük şikâyetimiz PKK eylemlerinin önceden öğrenilememesiydi. Her kanlı olaydan sonra istihbarat örgütlerini suçluyorduk. Son bir ayda ise eylem aşamasında yakalanan terörist sayısı çok yüksek. İnsan “İstihbarat örgütlerine ne oldu böyle, bir anda müthiş operasyonlar yapmaya başladılar” diye düşünmeden edemiyor. Büyük ihtimalle bunlar biliniyordu ama bir şey yapılmıyordu, günü bekleniyordu muhtemelen.Kamuoyu da hazırDikkat ediyor musunuz, bir süre öncesine kadar Kürt kimliği, Kürtçe, ana dilde eğitim, özerklik gibi kavramlar çok tartışılıyordu. Şimdi bu tartışmalarda da ciddi bir azalma var. “Terörle mücadele” kavramı daha öne geçti. PKK’nın kanlı saldırıları, şehit cenazeleri ve en sonunda Van’da depremden sonra yaşananlar kamuoyunun ciddi tepkisine yol açtı. Terörle mücadeledeki sertleşme, yapılan operasyonlar kamuoyunda büyük sempati yaratıyor.PKK kaybediyorTüm bunların ışığında PKK’nın giderek kaybettiğini söylemek mümkündür artık. Erdoğan iktidarı yakın bir gelecekte terörü sıfıra indirebilir, tıpkı 2000’lerde olduğu gibi. Ancak iktidar bu defa “asıl sorunu çözme” riskini üzerine almayı istemeyebilir. Ki zaten terör ortadan kalkınca bunu “talep eden” de kalmayacaktır. Başbakan “Daha ne istiyorsunuz ki” sözünü boşuna söylemiyor elbette. Terörü bitiren lider olarak duruma hâkim olacaktır.Anayasal durumKimi saf yandaşlar yeni anayasa çalışmalarının özünü Kürt sorununa dayandırmak istiyor, iktidarın bu yolda adım atacağına inanıyor ve bu yüzden destek veriyor. Bu konuda da hüsran yaşayacaklarını sanıyorum. AKP iktidarı kendi tabanında da oluşan tepkiden sonra Kürt konusunu bir anayasa maddesi haline getirmekten de kaçınacak ve fazla gürültü çıkarmayacak bir orta yol arayacaktır. Çünkü yeni anayasanın asıl amacı farklı bana göre.PKK durumun farkındaGözlediğim kadarıyla PKK ve Kürt hareketinin öncüleri hızla yaklaşan bu tehlikeyi fark etmiş durumda. İktidarın “devlet” adı altında PKK liderleriyle bütün yaşananlardan sonra yeniden bir araya geldiği haberleri yayılmaya başladı dünden beri. Üstelik talep terör örgütü liderlerinden geliyor ve ateşkes yapmayı kabul ettikleri belirtiliyor. Aksi takdirde PKK’nın uluslararası durum nedeniyle de tarihe karışabileceğini anlıyorlar demek ki..Barzani - Talabani ikilisiDünyanın gözü Suriye’ye, oradan da İran’a dikilmişken, Kürt devleti kurmaya hazırlanan Barzani ve Talabani’nin, PKK’yı desteklemek uğruna önlerine konan kısmeti tepmeyeceklerini de düşünmek gerek. Nitekim Erdoğan’ın Ankara’da Barzani’ye bu gerçeği “hayli sert” biçimde ilettiği dedikoduları da yabana atılır cinsten değil. Türkiye’deki Kürtçü hareket Kuzey Irak’taki yapılanmadan eskiden olduğu gibi destek alamayabilir artık.Ve sorunun çözümüBütün bu gelişmelerden çıkardığım sonuç şu; İktidar terörü bitirir ya da en aza indirir. Güneydoğu’da Kürt olduğunu söyleyebilen, daha dindar, yerel yönetimlerde artık AKP’yi tercih etmiş, Türkiye ile çatışmak yerine ranttan pay almaya çalışan kitleler oluşturur. Bölgeye inşaat yatırımları yapılır. Cemaatlar eğitim, sağlık ve para işlerini üstlenir. Yardımlarla yoksullar kollanarak pasifize edilir. “Kürt sorunu”nun konuşulmasına gerek kalmaz.Haftaya karşı görüşlerSevgili okurlar, pek çok yazımda Kürt olmayan vatandaşların Kürt sorunu adı altında Kürt temsilcilerden gelen bazı talepleri anlayamadıklarını belirttim. Bu konuda geniş bir araştırma yapmaya çalıştım. “Kürt kimliğini” öne çıkaranların bu konulardaki “karşı görüşlerini” derledim. Bunları da sizlerle gelecek pazartesi paylaşmak istiyorum. Belki tek tek üzerinde durunca sorunun çözümüne katkı sağlayabiliriz diye düşünüyorum.Hepinize iyi haftalar...

Devamını Oku

Hafiften politik fıkralar da var ona göre

20 Kasım 2011

Bu pazar da fıkra açısından zenginiz. Üstelik Yıldırım Tuna araya birkaç politik fıkra da serpiştirmiş. Keyifle okumanız dileğiyle:Ben bilirimAdamı hükümete sövdüğü için karakola getirmişler. “Bir hata yapıyorsunuz komiserim” demiş adam, “Ben bizim değil, Paraguay hükümetine sinirlenmiştim.” Komiser, “Hadi ordan uyanık” demiş, “Ben bu kadar yıllık polisim, bilmez miyim hangi hükümete çakılacağını.”Tutuklu gazeteciUzun süredir tutuklu olan gazetecilerle ilgili cezaevi müdürü ile konuştum. “Burada kalmaları onların çıkarlarına” dedi müdür:- Bir kere kaldıkları hücre gazetelerindeki çalışma odalarından daha büyük..- Günde 3 öğün yemek yiyorlar, çalışsalar bir öğün yemek yiyecek zamanı zor bulurlar, hem de üzerine para ödeyerek..- Gardiyan bütün kapıları onlar için kilitler, açar, oysa sivil hayatta ellerine bir güvenlik kartı tutuşturulur, bütün kapıları kendileri açar ve kapatırlar- TV seyreder, kitap okur ve oyun oynarlar, bunları çalışırken yapsalar anında kovulurlar.- Hücrelerinde kendi tuvaletleri vardır, çalıştıkları yerde ise tuvaleti bir sürü kişiyle paylaşmak zorunda kalırlar..- Bütün içerideki harcamaları vergi ödeyenlerce karşılanır oysa çalışsalar cezaevindekilerinin harcamaları onların maaşlarından vergi olarak kesilir..LombozAdam arkadaşına seyahate çıktığı gemiyi anlatıyormuş. “Kaldığım kabin çok güzeldi” demiş, “Ama duvardaki çamaşır makinesi rezalet bir şeydi.” Arkadaşı, “Yahu o yuvarlak şey çamaşır makinesi değil, lomboz!” demiş. “Her ne haltsa” demiş adam, “Çamaşırları geri alamadık işte.”Nur içindeÖğretmen sınıfı toplayıp birlikte fotoğraf çektirmeye uğraşıyormuş. “Düşünün çocuklar” demiş, “Yıllar sonra bu fotoğrafa bakacaksınız, ‘Bu Yeşim.. Eczacı oldu, Bu Mahir.. İşletme mühendisi’ diyeceksiniz.” Arkadan Temel’in sesi duyulmuş: “Bu da öğretmenimizdi, nur içinde yatsın.”Haklısınız- Doktor sanırım artık gözlük kullanmaya başlamam gerek..- Tamamen haklısınız efendim.. Burası banka.PapağanGazetecinin biri polis karakoluna gelip “Papağanım kayboldu” demiş. “Bana ne papağanından kardeşim” diye sinirlenmiş komiser. “Şeyy” demiş gazeteci, “Politik görüşleriyle bir ilgim olmadığını zapta geçirmek istiyordum da..”Sağlıklı yaşamDoktor hastasını şöyle bir süzdükten sonra “Tamam” demiş, “Size sağlıklı yaşayacaksınız dedim ama bu ‘Meyhaneye eşofmanla gitmek’ de neyin nesi?”Yaşlıya yardımÖğretmen sınıfta öğrencilerine yaptıkları bir iyiliği anlatmalarını istemiş. “Ben yaşlı bir amcayı karşıdan karşıya geçirdim” demiş biri. İkinci el kaldırmış, “Ben de arkadaşıma yardım ettim efendim” diye. “Aferin çocuklar” demiş öğretmen. Üçüncü çocuk “Ben de onlara yardım ettim” diye ayağa kalkınca “İyi de üç kişi bir yaşlıya yardıma çok değil mi?” diye sormuş öğretmen. “Öyle demeyin efendim” demiş biri, “Adam karşıya geçmek istemeyip direnince üç kişi bile az geliyor efendim.”Demokratik açılım- Demokratik açılım paneli için hazırlıklar tamam mı?- Tamam efendim..- Kapılara yeterli görevli yerleştirildi mi?- İki kişi yeterli efendim..- Koca salona iki kişi mi? Nasıl yani?- Birincisi ön kapıda durup “Boşuna girmeyin içeride bir numara yok..” diye uyarıda bulunacak, öteki arka kapıda durup her önleme rağmen içeri sızanlara “Salak.. Biz size demedik mi?” diye azarlayacaklar efendim..Tiryakiye bakHakim sanığa, “Sabaha karşı neden dükkana girdin?” diye sormuş. “Sigara tiryakisiyim efendim” diye cevap vermiş sanık, “Sigarasızlık başıma vurunca mecburen girmek zorunda kaldım.” Hakim, “Kasayı da açmışsın ama?” diye sorunca sanık cevaplamış: “Efendim parasını koymadan gitmek ahlaklı bir davranış şekli olur muydu sizce?”*****Bedeli ödense bile 28 gün askerlik yapılacak....da- Bedelli için gelmiştim..- Hoş geldiniz efendim. Nizamiyenin önünden buraya kadar golf arabaları ile aldılar sizi değil mi?- Mmm.. Yol acıktırdı.. Yemekte ne var?- Mercimek çorbası ve makarna efendim..- Nee? Al şu 40 euroyu odama ‘Kremalı mantar çorbası ve kırmızı şarapta marine edilmiş bonfile’ gönder..- Hay hay efendim.. Şurada giyebileceğiniz üniformalar var.. Abhazoğlu imzalı.. Ona hazırlattık.. Bu sene yeşil moda diyorlar.. Şu karşı kreasyon kahve, bej ve yeşil karışımlı ‘Bukalemun Çıldırtan’ serisi.. Hangisinden hoşlanırsınız bilemedik, biz de seçmeli yaptık..- Bir ara bakarız.. Hangi odada kalacağım?- 4 tip odamız var.. Dumlupınar, Sakarya, Conk Bayırı ve Kandil.. Tek mi kalacaksınız?- Mmm.. Nadya gelmek istemedi.. Afralar, tafralar.. Kandil’i istemem.. Manzaralı olsun, bir de ayakucumda TV.. Al şu yirmiliği hallediver.. Çıkışta hediyelik eşya alabileceğim bir stand var mı?- Kasatura, eskitilmiş palaska, içi boşaltılmış el bombası, her şey var efendim.. Bedelli ücretini rica edeyim..- 20.000 değil mi? Bir 20 daha atsam binbaşı, yarbay falan olabilir miyim?- Meclis’te ona uğraşıyorlar, ama henüz çıkmadı.. Akşam yemeği 20-22 arasında, kahvaltınız sabah 8-10. Geç kalkanlar için pentatlon alanında çay ve kek sunumumuz var.. İşte ‘Vatan Borcu’nu son damlasına kadar nakden ödediğinize dair makbuzunuz.- Şu kılıksızlar kim?..- Onlar para veremeyip, şayet kışlanıza bir saldırı olursa görevleri sizi korumak olan uzun dönem askerler.. Bornozunuz, jakuzinizin hemen yanında asılı..(Yıldırım Tuna)*****Gani Yıldız’danİlçe belediye başkanlarıyla “Deprem Odaklı Koordinasyon Toplantısı”nda buluşan Kadir Topbaş, “Bu toplantı gelecekte milat olacak” demiş. Umarız olur ve deprem konusunda “Milattan Önce”de kalan İstanbul’u yaşadığımız asra taşır!***Tutuklu 66 subay, Hasdal Askeri Cezaevi’nden alınarak Hadımköy’de inşa edilen yeni cezaevine nakledilmiş. Ülkemizde “vicdani ret” uygulaması henüz yok ama tutukluluğun cezaya dönüşmesini “vicdanen reddetmeye” de engel yok, değil mi?***Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin maddelerini ihlâlde ilk sıradaymış. Demek Avrupa’dan, ileri demokrasimizi tarif etmelerini istesek, “Çok gitmişsiniz. Sizin demokrasi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin gerisinde” cevabını alırız.***Van’da 10 hastane tek çatı altında toplanmış. Yer Van, konu “çatı” olunca insanın, “Aman dikkat!” diyesi geliyor.***Meclis’te kavga eksik olmuyor. Bir öneri: Yasama yılı böyle geçecekse “oturum” kavramının yerini “raunt” alsın, vatandaş kandırılmasın.***CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, “Dokuz aydır isteğim dışında tek kişilik hücrede tutuluyorum” demiş. Bu durum, “milletvekili dokunulmazlığının cezaevi versiyonu” olsa gerek.***Van’da yıkılan Bayram Otel’in mimari projesindeki kolon sayısı ile oteldeki kolon sayısının örtüşmediği, üst katlardaki kolonların da kesildiği ortaya çıkmış. Bu da ülkemize has ve kesinlikle öldürücü bir “kolon kanseri” türü.

Devamını Oku

TV8’de neden çok öfkelendim?

18 Kasım 2011

Önceki akşam üzeri TV8’de Gökmen Karadağ’ın Haberaktif programındaydım. Bugün Gazetesi’nden Nuh Gönültaş da diğer konuktu. Ana konumuz CHP’de yeniden başgösteren “Dersim krizi” ile Meclis Başkanlığı tarafından Abdülmecit için düzenlenen sempozyumdu.Özellikle CHP’deki krizle ilgili heyecanlı konuşmalar yaptım. Dün bazı arkadaşlarım arayarak “İnternet sitelerinde haber olmuşsun yine, masaları yuruklamışsın” diye takıldılar. Açıp baktım, gerçekten birçok internet sitesinde “aynı” haber vardı. Aslında “bir” internet sitesi programı izleyip haber yapmış, diğerleri hiçbir zahmete katlanmadan, “copy-paste” yöntemiyle hiçbir değişiklik yapmadan koymuşlar kendi sitelerine. Sadece eleştirmek için yazmıyorum bunu, ama madem haber oluyoruz, bari bir kişi de sorsa.Gazete yazılarımla televizyonlardaki konuşmalarını ayırırım hep. İkisi farklıdır. Sorumlulukları da farklıdır. Bu nedenle televizyon konuşmalarımdan çok söz etmem yazılarımda. Ama bugün özellikle bir siyasi partiyi de ilgilendirdiği için, izlemeyenlere ne olduğunu anlatmak istiyorum.Ben heyecanlı bir insanım, hızla öfkelenirim, aynı hızla da tekrar eski hâlime dönerim. Öfke uzun sürmeyince, öfkenin getirdiği hatalar da azalıyor. Böyle olunca da sonradan üzüleceğiniz veya tamir etmekte güçlük çekeceğiniz şöyler söylemiyorsunuz. Ama açık söyleyeyim, o heyecanlı anlarda da sakin anınızdakinden daha sert sözler çıkıyor tabii.Önceki gece de böyleydi.Olay şu: CHP’li bir milletvekili (Tunceli - Hüseyin Aygün) çıkıyor “Dersim’deki katliam sırasında Atatürk Cumhurbaşkanıydı, her şeyi biliyordu.” Programda bunu tartışıyoruz.CHP’de anlamadığım şu; Başbakan’ın gündeminde Van depremi, Yeşil Kart, Suriye, KCK, Orta Doğu’nun lideri olma, yabancı doktor getirme, ekonomi, İstanbul’da binlerce binayı yıkma gibi konular var. Bunların neredeyse hepsinde de sıkıntı yaşıyor, ana muhalefet partisi ise Dersim tartışıyor.Üstelik Atatürk’e ve Cumhuriyet’e düşman gözüyle bakanların ağızlarını sulandırıyor. Buna kimsenin hakkı olamaz.İşte bu duygularla heyecanlandım ve “Atatürk de Cumhuriyet de yerle bir ediliyor, ağzımızı açamıyoruz. CHP’li biri de kalkmış Dersim katliamı sırasında Atatürk Cumhurbaşkanıydı diyor. Sanki bilmiyoruz. Peki o sırada Başbakan kimdi? Celal Bayar, hani demokrasi kahramanı ya. Genelkurmay Başkanı ise gelmiş geçmiş en dindar komutan olan Maraşel Fevzi Çakmak. Eeee, ne yapacağız şimdi? Herkesi ülkesine de Atatürk’e de Cumhuriyet’e de düşman ettiler. Tamam kardeşim Anıtkabir’i de yıkalım, Atatürk’ü tamamen gömelim, kurtulalım hep birlikte. Bu işi de sanki CHP üstlenmek istiyor, olur mu böyle şey. Bu parti siyaset yapmayı bilmiyor, en iyisi CHP’yi kapatmak ve müze yapmak, yerine sol mu, sosyal demokrat mı başka bir şey mi yeni bir parti kurmak gerek. İbişlikle olmuyor işte” dedim.Dersim konusu CHP’ye ve onun üzerinden Atatürk’e saldırmanın yumuşak noktası haline getirildi. CHP de bu oyuna sürekli düşüyor. Bu gidiş CHP’yi de parçalayabilir. Çünkü işin içine Alevi-Sünni nifakı sokmak isteyenler de var.O halde CHP, herkesin kabul edeceği isimlerden oluşan bir tarih-bilim heyeti kursun. Genelkurmay’ın, Meclis’in arşivleri bu heyete açılsın, ortaya tam olarak “ne olduğunu anlatan” bir rapor çıksın.Hiç olmazsa vatandaş gerçeği objektif biçimde öğrensin, ondan sonra istediğiniz kadar tartışın.*****Vanlı’ysan yer sofrasında oturursunElbette bir örnek, genelin de öyle olduğu anlamına gelmez. Ama aynı gazetede, iki fotoğraf da aynı olunca gerçekten şaşırdım ve üzüldüm.Sabah Gazetesi dün manşetten güzel bir habercilik örneği sergilemiş. “Kardeşlik sofraları” başlıklı haberde Vanlı ailelere kendi evlerini açan hayırsever vatandaşlar anlatılıyor. Bursalı ve Malatyalı iki aile Van’da evlerini kaybeden iki aileyi evlerinde konuk ediyorlar.Gazete hem Malatya hem de Bursa’dan fotoğraf koymuş, aileler topluca yemek yiyorlar, ama yer sofrasında.İnsana çok tuhaf geliyor, bir taraftan gelişmişlik nutukları atılırken yemekler hâlâ yer sofralarında mı yeniyor? Yoksa farkında olarak olmayarak bir yaşam biçiminin reklamı mı yapılıyor ya da “Vanlı’ysan alışıksındır yerde yemeye” mi deniyor, işin içinden çıkamadım.Başbakan’ı kapak yapan ünlü TIME dergisinin başlığı “ERDOGAN’S WAY” yani “Erdoğan’ın Yolu” olmuş. İktidarın en büyük icraatı olarak görülen “duble yol”un TIME’da yer alması insana gurur veriyor! (Gani Yıldız)*****PKK yardım zengini mi olmuş?Van depremi herkesin yüreğini acıttı, daha ilk günden itibaren muazzam bir yardım kampanyası başladı, bölgeye yardım aktı. Ama bakıyoruz bölgede hâlâ çok ciddi sıkıntılar var, karda çıplak ayakla oynayan çocuklar, çadırda donan bebekler ve çadır yangınında yanan çocuklar, bir dilim ekmek için dondurucu soğukta bekleşenler herkesin içini sızlatıyor.Bu manzaralar, olayı duyar duymaz elinde avucunda ne varsa yardım olarak gönderen insanları da huzursuz ediyor; zihinlerdeki merak, yardımların yerine ulaşıp ulaşmadığı.Dün Diyarbakır’dan zaman zaman bilgiler gönderen bir tanıdığım “Yardımların yeterli olup olmadığını bilemem ama, PKK bir yıllık stoğunu yaptı, kışı çok rahat geçirecek” dedi.Bazı yardım konvoylarının engellendiğini, bazılarının yağmalandığını zaten biliyorduk. Ancak yerel kaynaklar yardımların bir bölümünün PKK’ya gittiğini ısrarla söylüyor.İşe bakın ki devlet halkın yürekten yaptığı yardımı bile koruyamamış.*****Öğretmenin derdi hiç bitmiyorBir tarafta hâlâ atanamayan öğretmenler var, bir de sözleşmeli öğretmenlerin deprem bölgesinde yaşadığı dram. Atanamayan, atanamadığı için sözleşmeli personel olmayı kabul eden, ama deprem bölgesinde çalışan öğretmenlerin durumu yürekler acısı.Sözleşmeli öğretmenler ancak çalıştıkları süre için para alabiliyorlar. Sömestr tatili mi oldu, öğretmenin parası da SSK primi de kesiliyor. Yaz tatilinde de öyle. Hatta kar yağdı, okul mu kapandı, o bir gün bile kesiliyor.Van’da deprem nedeniyle okulların çoğu öğretim yapamıyor. Tabii sözleşmeli öğretmenler de para alamıyor. Hem para alamıyorlar hem de SSK primleri kesiliyor. Peki ne yapsın bu öğretmen? Zaten üç kuruşa çalışıp karnını doyurmaya çalışıyor. Depremde belki yakınlarını kaybetti, belki kendisi de yaralandı, evi barkı gitti, ama mevzuat gereği henüz derse giremediği için açlığa mahkûm ediliyor bir de üstelik.Bakanlık herhalde bir şey yapacaktır diye düşünmek istiyorum.

Devamını Oku

Mehmetçik Vakfı algılama kurbanı

16 Kasım 2011

Mehmetçik Vakfı’nın Kurban Bayramı’nda “kontenjan doldu” diyerek vakıf aracılığı ile kurban bağışı yapmak isteyenleri geri çevirmesine büyük tepki olduğunu yazmıştım dün.Vakıf Genel Müdürü Salih Güloğlu yazıyı okur okumaz aradı. “Başka çaremiz yoktu. Çünkü anlaşma yaptığımız sayıdaki kurbana ulaştıktan sonra istesek de bağış kabul edemezdik” dedi.Güloğlu Kurban Bayramı’nda vakıf aracılığı ile kurban kesmek isteyenlerin taleplerini karşılayabilmek için aylar öncesinden çalışmalara başladıklarını belirterek “Biz kurban adı altında bağış almıyoruz, aldığımız her paranın karşılığında bir kurban kesiliyor” dedi. Güloğlu 28 ilde kurban kesimi için ihale açtıklarını söyledi ve ekledi “Ancak ne yazık ki sadece 8 ihale yapılabildi, yeterli hayvan olmaması nedeniyle ihalelere giren az oldu.”Bu 8 ihale sonunda 46 bin kurbana uygun canlı hayvan temin edildiğini açıklayan Güloğlu “Çok kısa bir süre içinde 46 bin kurbanlık hayvan satışı bitti. Daha fazlası için para almamız yasal olarak da ahlaki olarak da ayrıca dini olarak da doğru değildi” dedi.Güloğlu “Kurbanla bağış farklı” diyerek bu konuya şöyle açılık getirdi: “Vakfımız normalde bağış alıyor elbette. Ancak kurbanda durum farklı. Kurban parası adı altında alınan her 460 lira ile bir canlı hayvan kesiliyor. Olmayan kurban için para almamız mümkün değildi.”Bu durumda anladığım kadarıyla ortaya şu gerçek çıkıyor. Kurban kesimini Mehmetçik Vakfı aracılığı ile yapmak isteyen vatandaşlar, bunu aynı zamanda bir bağış olarak da algılıyor. Yani, vakfa 460 lira yatıran vatandaş, bununla bayramın ilk üç günü kurban kesilip kesilmemesini önemsemiyor. Bu paranın vakıf eliyle hayırlı bir işte kullanılacağına inanıyor.Vakfa başvurup “kontenjan doldu” uyarısıyla karşılaşınca da öfkeleniyor ve vakfın doğru çalışmadığını düşünüyor.Bunun nedeni de anladığım kadarıyla, aynı şekilde çalışan kimi cemaat ve dini dernekler olması. Cemaat ve dini derneklere kurban kesilmesi için para yatıranlar, bu paralarla gerçekten kurban kesilip kesilmediğini pek düşünmüyor, öncelikle kurban kesildiğine inanıyor, kesilmemiş olsa bile toplanan paranın daha sonra iyi bir işte kullanılacağına inanıyor.Mehmetçik Vakfı’na para yatıranlar da “Cemaatler halkın dini duygularını istismar ederek milyonlar topluyorlar, bu paraların ne olduğunu bilmiyoruz. Mehmetçik Vakfı nasıl olur da bağışları geri çevirir” diyorlar.Yani Mehmetçik Vakfı “algılama kurbanı” olmuş durumda.*****Gel de buna bedelli verBedelli askerlik çıkacak artık. Başbakan zamanını da söylediğine göre iş bitiyor demek ki. Yasa çıksa da çıkmasa da hem vicdani, hem ahlâki hem de maddi olarak çok tartışılacak.Benim gibi birçok gazeteciye her gün “bedelli isteyenlerden” mesajlar geliyor. Hem de aylardır. Bu mesajlardaki temel talep “İşimizi kurduk, evlenip çoluk çocuğa kavuştuk, bundan sonra askerlik yapacağımıza parasını verelim” söylemi üzerine kurulu.Sizlerle çok ilginç bir mesajı paylaşmak istiyorum. Önce lütfen bu gencimizin askerlikten ne anladığına bakın. Sonra da yeni gençliğin tek hedefinin para olduğuna dikkatinizi çekmek istiyorum.Bu mesajı okuyunca içimden “Şu bedelliye karar verme yetkisi sadece bende olsa sen nah alırsın” demek geldi.Okuyalım:Hayırlı günler,Bedelli askerlik tartışıldığı günlerde duyumlara göre 01. 01. 1986 doğumlulardan itibaren bedelli askerlik çıkacakmış. Ben 6. ayın başında doğmuş bulunuyorum, Vatani görevi yapmak çok güzel bir şey ama 5 ay askeriyede taş dizip, manasız çukur kazıp sonra o çukur bir daha kapatmak yerine şirket başında ülkeme döviz kazandirabilmek daha güzel olduğunu düşünüyorum.Sizden istihamım lütfen 86 doğumluların hepsini kapsasın bu yasa. Bununla ilgi günden yaratılsın. Bu ben ve benim gibi olanlar için ne kadar önemli bir bilseniz, Öyle ki sokakta bazen elinizde sadece otobüse binecek, başka birşey alamıyacak kadar paranız kalır işte o ne kadar değerliyse, bugun bedelli ben ve benim gibi olanlar için değerli....*****Esad mı Esed mi?Dikkat ediyor musunuz, Suriye haberlerinde Devlet Başkanı’ndan söz edilirken hep Esad denilirken, bazı kişiler Esed diyor. Önce Samanyolu televizyonu kırk yıldır Esad dediğimiz halde Esed demeye başladı.Önceki gün baktım Başbakan Erdoğan da Esed dedi. Gerçi aynı konuşmada birkaç kez de Esad dedi ama, Esed dilimize yeni girdi.Beşar Esad’ın babası 30 yılı aşkın Suriye Devlet Başkanlığı görevinde bulundu. Ona da hep Esad denildi.Ne oldu da Esad Esed oldu? Tam doğrusu hangisi? Başbakan da Esed demeye başladığına göre 40 yıldır biz mi yanlış söylüyorduk?*****500 kişilik duruşma salonuSilivri’ye aynı anda 500 kişinin yargılanabileceği yeni bir duruşma salonu yapılıyormuş.Sevinelim mi üzülelim mi?Ama şu bir gerçek ki, kendimizi en az 500 sanıklı davalara hazırlamamız gerekiyor. Adalet Bakanlığı böyle bir adım atıyorsa vardır bir bildiği. “Terörle mücadele yasası” bir anda istenilen herkesi “terörist” konumuna sokacak nitelikte olduğundan 500 sanıklık duruşma salonu yapılması kararı herkes için ürkütücüdür.İşler böyle başlar. Önce salon yapılır. Davalık sayısında sanık bulmak ise işin kolay yanıdır.*****VadaaaaBakan açıkladı; Kredi kartına taksitli bedelli askerlik.Komutan: Nasılsın Asker?Asker: Vadaaaaaaa(Leman Dergisi’nin son sayısının kapağından.)*****Her şeyi açıklamak doğru değilUzun yıllar istihbarat görevinde bulunan eski bir tanıdığımla konuştum dün telefonda. Dedi ki “Bazı yöneticiler başarılarını anlatmak için fazla konuşuyorlar, bu da teröristlere yol göstermek gibi bir şey oluyor.”Ne anlama geldiğini sordum bu sözlerinin.“Bak” dedi “Biri kalktı deniz otobüsü kaçırdı. Eylem terörist öldürülerek sonlandırıldı. Artık bundan sonra fazla detaya gerek yok. Ama vali kalkıp (Bu kişiyi kullandığı deniz otobüsü biniş kartından teşhis ettik) diyor. Bu ne demek. Benzer eylem yapacaklar elektronik olarak izlenebilecek hizmetlerden yararlanmasın demek.”Bu görüş bana yanlış gelmedi. Güvenlik güçlerinin izleme, saptama, yakalama yöntemleri bu kadar açık olarak konuşulursa terör örgütlerinin de buna göre hesap kitap yapmaları mümkün olabilir tabii.*****Cari açıkta yıllık rekor kırılmış. Keşke şu meşhur cari açık bir rekor denemesinde düşüp bir yerini kırsa ve sahalardan uzun süre uzak kalsa! (Gani Yıldız)

Devamını Oku

Bedelli olmazsa vicdani ret var

15 Kasım 2011

Hükümet gerçekten bedelli askerlik yasası çıkarmak istiyor mu, tam emin değilim.Ama konuyu diri tutup arkasındaki desteğin sürmesini sağlamaya çalıştığı da kesin.Çünkü bedelli konusunda AKP’nin tabanından gelen bir talep yok. Elbette partinin ileri gelenlerinin çocukları ve yakınları içinde askerlik çağı gelip çatanlar vardır. Bir yasa çıkarsa onlar da kurtulur ama, sayıları çok fazla değildir.Asıl talep AKP’ye kayıtsız şartsız destek veren, maskeli liberal kesimden geliyor. Çoğu üniversitelerde çevre sahibi olduklarından master, doktora, ikinci fakülte adı altında eğitim sürelerini uzatıyor ve askere gitmekten kurtuluyor.Tabii bunun da bir sonu var, bir kişi kaç master kaç doktora yapar, bir an geliyor ki askere gitme gerçeği ile karşı karşıya kalıyorlar.Gürültüyü koparan bunlar aslında.AKP’nin tabanının ise zaten “paralı askerliğe” yetecek maddi gücü yok.Anladığım kadarıyla hükümet de bu gerçeği bildiği için konuyla tekrar oynamaya başladı. Hatırlarsınız, seçimden önce de konu ortaya atıldığında AKP hiç renk vermemişti. Maskeli liberaller ortalığı birbirine katarken, iktidarın ileri gelenleri tebessümle kafalarını sallıyorlardı. Başbakan ise öyle bir gülümseme yayıyordu ki yüzüne, parasını verip askerlikten sıyırmak isteyenlerin yüreğini bir umut dalgası kaplıyordu..Seçimler bitti, hükümet bedelli askerlikle ilgili hiç oralı bile olmadı. Hatta bir ara bedellinin tamamen tarihe gömüldüğüne bile inandı herkes.Peki şimdi ne oldu da bedelli tekrar gündeme geldi.Çok basit; iktidarın sesi çok çıkan bu maskeli liberal kesime ihtiyacı var. Görmüyor musunuz en yalaka kalemler bile iş PKK terörüne gelince Başbakan’ın ve AKP iktidarının aleyhine dönüveriyor. O halde gündemi başka tarafa çekmek, bu küçük ama gürültücü kesimin çıkarlarına hizmet edip onlardan tekrar destek sağlamak için yeni bir plan yapmak gerekiyordu.Bedelli lafı yine ortalıkta. Dikkat edin hepsi balıklama atladı bedelli haberleri üzerine. Pazartesi günkü bakanlar kurulunda tarihi bir karar alınacağı bile ileri sürüldü. Sonra ne oldu. Tam tahmin ettiğim gibi hükümet sözcüsü gülümseyen çehreyle medyanın önüne çıkıp “bu konu hiç gündeme gelmedi” deyiverdi. Zaten gazeteciler de başka şey sormadılar.Cebindeki üç beş kuruşuna güvenip askerlikten sıyırmak isteyenler belli ki bir süre daha azap çekecek.Tabii şimdi bir de “vicdani ret” konusu var. İnancı gereği askerlik yapmak istemeyenler bunun yerine bir kamu hizmetinde bulunacaklar aynı süre kadar.Ben vicdani ret olayını çok destekliyorum. İşin içine “inanç” girdiğine göre, kimbilir ne bahaneler öğreneceğiz. Sırf iktidardan nasiplenmek için inanç sömürüsü yapmaktan çekinmeyenlerin, şimdi askerlikten sıyırma şansı bulduklarında aslında hangi inançlara sahip olduklarını öğrenebileceğiz. Çok eğleneceğiz.*****Beylikdüzü’nde facia olunca mı önlem alınacak?Geçenlerde Büyükçekmece’deydim. Yılların dostlarından Atilla Baydemir göl kıyısındaki bir kebapçıya davet etmişti. Uzun süredir görmediğim pek çok arkadaşımla birlikte olma fırsatı bulmuş oldum.Dönüşte hava kararmıştı. Beylikdüzü’nden geçiyorum. Yol inanılmaz. Çünkü metrobüs hattı buraya kadar uzatılıyor, bu nedenle yoğun bir inşaat çalışması var.Ancak hiçbir önlem alınmamış. Yüz binlerce aracın geçtiği E-5 tarla gibi. Hiç ışıklandırma yok. Trafik işaretleri yok. Büyükçekmece’den yokuş çıkarak hızla gelen araçlar gece karanlığında kendilerini bir anda derin çukurların olduğu bir tali yolda buluyor.İnanmayacaksınız ama yaklaşık 5 kilometrelik bölümde iki hasarlı kazaya tanık oldum. Hızla çukura giren araç savruldu ve önündeki kamyonete çarptı arkadan. Diğeri de herhalde benzer bir kazaydı, onlar kenarda tartışıyordu.Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün’e de söylemiştim “Can Bey, iki ayda 40’ın üzerinde kaza oldu, hâlâ önlem yok” demişti.Öyle sanıyorum ki, buranın ihalesi verilirken sözleşmeye gerekli her türlü önlemin alınacağına ilişkin maddeler de konulmuştur. İhaleyi alan firma ise sözleşmeye uymuyordur, sağa sola koyduğu birkaç dubayı yeterli görüyordur. İhaleyi verenler gelip denetlemeyince de sürücülerin işi Allah’a kalıyor.Beylikdüzü’nde önlem alınması için ille çok ölümlü bir facia yaşanması mı gerekiyor?Kadir Topbaş, metrobüsle yüz binlerce İstanbullu’nun hayır duasını alıyor. Lütfen söylediğim yeri bir görsün. Haksızsam ne isterse söylesin.*****Mehmeçik Vakfı’na tepkiÖnce annem babamdan öğrendim. Allah uzun ömürler versin artık ikisi de 80’li yaşlarda. Eskiden bizim evde her bayram kurban kesilirdi. Son yıllarda bizimkilerin buna pek takatı yok, genellikle Mehmetçik Vakfı’na ya da Kızılay’a vekalet verip para gönderiyorlardı.Bu yıl özürlülere tekerlekli sandalye alan bir hayır kurumuna vermişler kurban parasını. Yani artık kurban kesmiyor hayır yapıyorlar. Babam “Mehmetçik Vakfı’nı aradık önce, ama kontenjanları dolmuş, kabul etmediler” dedi.“Nasıl olur, ne demek kontenjan doldu?” dedim. Öyleymiş işte. Geçen yıl yolsuzluk söylentileri, tutuklamalar falan olunca Mehmetçik Vakfı “yoğurdu üfleyerek” yiyormuş. Bir kontenjan ayırmışlar ve onunla yetinmişler.Bayramdan sonra ise okurlardan ciddi tepkiler almaya başladım. “Nasıl olur?” diyorlar, “Mehmetçik Vakfı gibi bir vakıf yolsuzluktan korkup da kendisine umut bağlayanları nasıl yolda bırakır?”Okurlarım, “Artık büyük kentlerde kurban kesebilmek zorlaştı, hiç olmazsa Mehmetçik Vakfı üzerinden hayır yapma şansı buluyorduk. Ama Mehmetçik Vakfı bizi yüzüstü bıraktı, oysa dini siyaset edenler, cemaatler, iktidar yanlısı ne olduğu belirsiz dernekler ortada cirit atıyor. Meydanı onlara bırakmanın adı yolsuzluktan kaçınmak mı oldu, Mehmetçik Vakfı bu kadar korkak mı?” diyorlar.Vallahi benim de kafam karıştı. Mehmetçik Vakfı neden böyle yapar ki?*****Herkes Türkçe bilirmiş meğerKürt sorunu konusunu sadece medyadan izleyen milyonlarca kişinin aklının karışık olduğu kesin. Çünkü doğru ve gerçek bilgi alamıyor, söylenenle yetiniyorlar. Örneğin bugün Kürt olmayan halkın beynine “Güneydoğu’da insanlar Kürtçeden başka dil bilmiyor” bilgisi adeta nakşediliyor. Öyle bir propaganda taktiği uygulanıyor ki, milyonlarca kişi kendi devletine düşman oluyor.Van’daki depremin ilk gününden beri çeşitli kanalların yaptıkları yayınları izliyorum. Sizin de dikkatinizi çekti mi; kameramanlar hiç teklifsiz çadırlara giriyor, sokak ortasında herkesle konuşuyor. Van, Erciş, dağ köyleri fark etmiyor. Çocuklar da konuşuyor, yaşlı kadınlar da. Ama şu ana kadar hiçbir röportajda Türkçe konuşmayan birine rastlamadım. Eee hani bölgenin yarıdan fazlası Türkçe bilmiyordu? Bu yüzden bankalar bile Kürtçe bilen memur alıyordu? O çadırlarda bir kişi de mi çıkmaz muhabirin ne dediğini anlamayan?Anlıyorsunuz değil mi, nasıl bir oyun oynandığını.*****Kemal Derviş, “Avrupa’daki borç dalgası Türkiye’yi de vurabilir!” demiş. Vurursa şöyle vurur; birileri o dalgayı kullanıp sörfün keyfini çıkarır, vatandaş dalganın altında kalıp boğulur... (Gani Yıldız)

Devamını Oku