16 ay askerlik yaptım, 30 bin liramı geri verin

3 Aralık 2011

Bedelli askerlik bekleyenlerin “bir bölümü” muradına erdi. “Zenginler babam sağolsun, fakirler vatan sağolsun diyor” geyikleri falan da bitti. Şimdi piyango çarpanların bir bölümü “babalarından aldıkları” paraları askerlik şubelerine götürürken bir bölümü de bankalarda sıra bekliyor.Anayasal eşitlik, vicdan micdan tartışmaları da geride kaldı.Ama yine de benim aklıma hukuki bir hinlik takılmadı değil.Ben zamanında 4 ayı eğitim 12 ayı da yedeksubaylık olmak üzere 16 ay askerlik yaptım. Bunun 12 ayında maaş aldım. 4 ayı bedavaya geldi.Son bedelli yasası ile sanki ortaya hukuki bir durum da çıktı.O da şu: Bugüne kadar çıkan bedelli askerlik yasalarında uygulama şöyleydi. Önce kimlerin yararlanacağı belirleniyordu. Sonra bedelin kaç para olacağına karar veriliyordu. Hakkı kazanıp parayı yatıranlar sonra da belli bir süre eğitime tabi tutuluyordu.Son yasada “eğitim” yapma koşulu yok.Yanisi şu ki, bastıracaksın parayı “vatan borcu” olan askerliği satın alacaksın.Askerlik mi var, kaça, tamam, al paranı ver askerliği durumu.Eşitlik açısından bakarsak ortada haksız bir durum var.Daha önce bedelli yapanlar aslında “vatan hizmetlerini” yapmış oldular, bu biraz kısa oldu, ama üstüne biraz da para verdiler.Şimdi “vatan borcu” kavramı tamamen ortadan kalktı.Parayı ver, askerliği satın al.Kısacası “vatan borcu” olan askerlik bir tür mal haline getirildi. Fiyatlandırıldı.Parayı verip askerlik yapmayan askerliği satın almış oluyorsa, gidip askerlik yapan da mal durumuna düşmüş olur.Biri gelip parayı veriyor ve askerlik denen malı satın alıyor.Ama parası olmayan askerlik yapıyorsa, aynı mal ortada kalmış demektir. O halde onun da biri tarafından satın alınması gerekir. Satın alınmıyorsa ya depoya kalkar ya da imha edilir, en kötü ihtimalle bedava dağıtılır.Askerlik gibi bir hizmet depoya da kalkmaz, imha da edilmez, bedava da dağıtılmaz. O halde birinin satın alması gerek.Satın almak durumunda olan da tek kapı var, devlet.Yani eğer ben askerliğimi yapmışsam devletin üste 30 bin lira ödemesi gerek.Şimdi parası olana “temel eğitim” verilmeyeceğine göre parası olmayan birinin askerliğini yapmaya gittiğinde “Tamam askerliğimi yaparım ama bana bu malın değeri olan 30 bin lirayı ödemeniz gerek” demesi, anayasal eşitlik ve hukuk açısından geçerli olur mu olmaz mı?Şaka bir yana, bedelli askerlik yasasındaki bana göre en kırıcı madde eğitim şartının kaldırılması.Çünkü, bu temel eğitimde, bir savaş durumunda ne yapılacağı anlatılır. Vatan savunması bilinci verilir. Silahlarla ilgili bilgiler öğretilir.Şimdi parasını verenler bunları hiçbir şekilde öğrenemeyecek.Yarın bir savaş çıktığında düşman paralı parasız tanımayacaktır.*****Haftanın fıkralarıYıldırım Tuna’dan gelen fıkralarla bu pazarınızın da güler yüzle geçmesini dilerim:Ne zaman evlendi?Anneanneme dedemle nasıl tanışıp evlendiğini sordum, “18 yaşındaydım, birbirimize âşıktık ve bir gün o savaşa gitti” dedi, “Hemen her gün ondan mektup almaya başladığımda dedenin ne kadar harika bir adam olduğunu fark etmeye başladım tatlım.” Bunun üzerine “Savaşın bitiminde mi evlendiniz?” diye sordum. Cevabı aldım “Yok bir tanem, hemen evlendik.. Senin Deden o sıralar postacıydı!”Kötü niyet yokİş seyahatinden gece yarısı döndüğümde aşırı gök gürültüsü ve yıldırımdan korkan çocuklarım annelerinin koynuna girmişlerdi, ben de o gece mecburen salondaki kanepede iki büklüm yattım, ertesi sabah iki çocuğumu karşıma aldım “Annenizin yanında yatmanız güzel de” dedim, “Tekrar olmasın, ben uyuyamadım.” Birkaç hafta sonra tekrar bir iş seyahatinden döndüğümde çocuklar ve karım havaalanına beni karşılamaya gelmişlerdi, çıkış kapısında göründüğümde oğlum yolcu bekleyen kalabalığı yarıp bana doğru koştu, “Babaa” dedi bağırarak, “Sen yokken bu sefer annemle hiç kimse yatmadı!” Yolcu karşılama salonu birden çok sessizleşiverdi..Büyük paraAdam hapishanede “Buraya nasıl düştün? ” diye soran koğuş arkadaşına “Çal ışma hayatımda büyük para yaptım diye beni buraya attılar” demiş. “Nasıl yani? ” diye sormuş arkadaşı “O paranın vergisini mi vermedin? ” Diğeri “Yok, öyle de ğil” demiş adam, “Kenarlardan 2’şer santim büyük olmuş, hepi topu o işte!..”Ortak paydaDin adamlarının katıldığı uluslararası bir toplantıda, divan başkanı “Dünyada bir sürü din var art ık hepsini ortak bir paydada toplamamız gerekir..” demiş. “Olur mu öyle şey? Her dinde ortak olan bir payda nasıl bulunabilir?” diye itiraz etmiş bir katılımcı. “Var” demiş divan başkanı “Cemaatten para toplamak mesela..”Özel hayatSilvio Berlusconi istifa etti... “Özel hayatıma daha fazla vakit harcayacağım” dedi... “Aileme, kızıma, kızımın arkadaşlarına...”Erkek şoförKadın şoförler gerçekten çok tehlikeli otomobil kullanıyorlar. Bu sabah arabamla işime giderken hayli süratle giden bir kadın dikiz aynasında rujunu tazeliyordu... Birden benim şeridime girince korkudan konuşmakta olduğum cep telefonum elimden fırladı, diğer elimdeki pilli tıraş makinesi az daha kucağımdaki kahvenin içine düşüyordu!..Ya tutarsaKarı koca yurt dışı gezilerinde o ülkedeki dillere destan ‘Dilek Kuyusu’na gitmişler, adam söylenildiği gibi gözlerini kapatmış, cebinden çıkarttığı bozuk parayı kuyuya atmış, sonra karısına dönüp “Hayatım vedalaşalım istersen” demiş, “Kuyu anlattıkları kadar meşhursa belki gerçekten tutar falan..”*****Gani Yıldız’danBaşbakan Yardımcısı Beşir Atalay, “Yapılan araştırmaya göre Van halkının yüzde 75’i, deprem sonrası hükümetin performansını iyi buldu” demiş. Van’da “bulunamamakla” eleştirilen hükümetin performansının iyi bulunması hayret verici...***Beklenen depremde İstanbul halkının toplanması ve çadır kurması için belirlenen alanlara alışveriş merkezleri yapılıyormuş. Anlaşılan “rantın büyüklüğü” depreminkini geçmiş!***Yaşananların Meclis’te tartışılması için bir fırsat olan “Dersim’i araştırma önergesi” iktidar milletvekillerinin oylarıyla reddedilmiş. Bu durum muhalefetin vatandaştan, “iktidar adına” özür dilemesi için iyi bir fırsat sanki!***Soru: Son on yılda demokrasi için yapılan olumlu işleri beyaz perdeye aktardığımızda filmin türü ne olur? Cevap: Kısa film.***Merkez Bankası Başkanı’na göre, cari açığın finansmanında kalite yükseliyormuş. Ne diyelim, “Kaliteli finansmanımız olsun, milyarlarca dolar cari açığımız olsun!”***Fas’ın anayasal düzende yapılan ilk seçimini, İslami çizgideki “Adalet ve Kalkınma Partisi” kazanmış. Muhalefetimizi, “Taklitler aslını yaşatır” korkusu alırsa şaşırmamalı!***Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, “Enkaz kaldırmada dünyanın en ileri ülkelerinden daha ilerideyiz. Fakat yapı denetiminde belli bir yere gelemedik” demiş. Evet, o yüzden “cenaze kaldırmada” da çok ilerideyiz!

Devamını Oku

İktidar mensuplarının ailelerine dokunulamaz!

2 Aralık 2011

Değerli dostum Suat Kılıç; aramızda yıllar öncesinden oluşan ve tabii meslektaş olmamızdan da kaynaklanan hukuk nedeniyle küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum.Kamer Genç’in Meclis’te bazı aile fertlerinizin devlet hizmetinde olduğunu söylemesine çok sert tepki gösterdiniz. Bu konudaki duygusallığınızı anlamakla birlikte çok da haklı olmadığınızı belirtmek istiyorum.Siyasetçilerin yakınlarının çeşitli kamu hizmetlerinde olmaları sadece bugün değil hep dile dolandırılmış, çoğu kez eleştirilmiştir. Elbette bir siyasetçinin aile yakınları, akrabaları devlette hizmet yapabilir. Ama aslolan liyakattır. Eğer bir siyasetçinin aile bireyleri, yakınları ve akrabaları, o siyasetçinin iş başına gelmesinden sonra ve belirli kriterlere uygunluk atlanarak o görevlere getirilmişlerse bu mutlaka sorgulanmalı ve hatta o kişiler o görevden alınmalıdır.Sizin de eğer aile bireyleriniz, akraba veya yakınlarınızdan herhangi biri devlet görevindeyse ve o göreve liyakatı sayesinde gelmişse hiçbir sorun yoktur ve olamaz.Gösterdiğiniz şiddetli tepkiden anladığım kadarıyla ailenizden bazı kişiler liyakatları nedeniyle devlet hizmetinde.Durum buysa “İnsanların aile bireyleri şerefli insanlar tarafından Meclis gündeminde mevzubahis edilemezler” cümleniz doğru olmamış. Bu konuyu gündeme getiren kamer Genç’i “nezaketsiz ve edep dışı davranmakla” suçlanamanız bana göre yanlış.Bir milletvekilinin bunu sormaya hakkı olduğunu kabul ederek, gerçeği de bütün açıklığı ile dile getirmeniz en doğrusudur. Söz konusu aile bireylerinizin liyakati nedeniyle görevde bulunduğunu söylemeniz yeterliydi.Buradan bir başka konuya geçmek istiyorum. Geçmişte medya olarak iktidar sahiplerinin aile bireyleri, akraba ve yakınlarıyla ilgili acımasızca denilebilecek haberler yaptık. Doğrusuna yanlışına bakmadan, sırf bir iktidar mensubunun ailesinden diye nicelerini karalamaktan, aşağılamaktan çekinmedik. Bunlar arasında doğrular yok muydu, vardı tabii ki. Ama kampanyalar zaman zaman o kadar şiddetli oldu ki, akla karayı ayırmak da çoğu kez mümkün olmadı.Öyle sanıyorum ki, bu durumu önceden gören ve bilen Başbakan Erdoğan, iktidara geldiği ilk günden itibaren tavrını ortaya koydu ve aile bireylerine yönelik en küçük eleştiriyi bile hoş görmedi.Açıkçası Başbakan’ın bu tavrı medyayı dize getirdi. Başbakan’ın aile bireyleri ilgili olumsuz hiçbir haber yapılmadı, yapılamadı.Ancak bu kez de medya sadece Başbakan’la ilgili değil, tüm iktidar mensuplarıyla ilgili çok dikkatli davranmaya, iktidar nimetlerinden gerçekten yararlanan aile bireylerini de görmezden gelmeye başladı.Sayın Kılıç; bu, demokratik açıdan önemli bir sorundur. Yıllardır medyada AKP’li iktidar sahiplerinin aileleri, akraba ve yakınları ile ilgili haberlerin hemen hemen hiç çıkmaması, her şeyin dürüst ve namuslu biçimde yürümesinden değil, korkudan.İktidar bu konuda öyle şiddetli bir tepki gösteriyor ki, kimse bırakın haber yapmayı soru sormayı bile göze alamıyor.Yoksa, mutlaka siz de biliyorsunuz ki, iktidar sahiplerinin aile, akraba ve yakınları arasında devlet olanaklarından yararlanarak palazlanmış nice isimler var. Sadece birini hatırlatmama izin verin. Şimdi etkin görevde olmayan bir bakanın, devletin kontrolündeki birçok şirketin başına nasıl çöreklendiğini herkes biliyordu da...*****Filmdeki kişi Obama mı?Bir haftadır sinemalarda gösterilen “Zirveye Giden Yol” ABD Başkanlık seçimleri öncesi adayların kampanyalarını anlatıyor. George Clooney’nin hem yönetmeni, hem prodüktörü olduğu hem de başrolünü oynadığı film durgun akıyor ama hiç sıkmıyor. Clooney başkanlık yarışındaki çok dürüst ve ilkeli bir politikacı; öyle ki seçimi kazanmasını sağlayacak, ama ahlâki yönden çok zayıf birinin desteğini bile reddedecek kadar ilkeli bir politikacı tipi çiziyor.Clooney’yi bu duygularla izlerken, bir anda şokla karşılaşıyorsunuz. Çünkü o dürüst ve ilkeli, aile bağları çok güçlü politikacı meğer kampanyasını destekleyen bir stajyeri bir gecelik ilişki sonucu hamile bırakmış. Sonrasını filmde izleyin.Benim dikkatimi çeken nokta başka. Filmde başkan adayı rolündeki Clooney’nin bir kampanya posterini görüyoruz. Ama hep uzaktan ve ilk bakıldığında tıpkı Obama.ABD Başkanı’nın son seçim kampanyasında kullandığı posterdeki pozun aynısı ve uzaktan bakılınca oymuş gibi görünüyor.Komplo teorisi meraklısı değilim fazla ama, Amerikan sinemasında bazı gizli bilgilerin de senaryolar içine serpiştirildiğini biliyoruz.Filmde bu poster dışında, Obama ile bağlantı kurulabilecek hiçbir şey yok. Ama o poster kafa karıştırıyor. Acaba yapımcılar bu filmle bir mesaj mı veriyor?*****Kıyamet kopmadıEgemen Bağış Brüksel’de medyaya Türkiye’deki gazetecilerin aslında başka suçlardan cezaevine gönderildiğini anlatırken “Maalesef Başbakan’ın eşiyle yatak odalarındaki özel sohbetlerinin kaydı bile bulundu”dedi.Anlaşıldığı kadarıyla Başbakan’ın yatak odası dinlenmiş. Yeri göğü sarsacak bir haber değil mi bu?Hiçbir şey olmadı. Bağış sanki çok sıradan bir olaymış gibi anlattı geçti.Hiçbir konuda duyarlılığımız da, merakımız da, tepkimiz de kalmadı demek ki.***NATO’nun ülkemize kuracağı füze kalkanına tepki gösteren arkadaşlarının gözaltına alınmasını protesto eden gençlerin tartaklanıp gözaltına alındığı yer demokrasi parkıymış. Demokrasinin adını parklarda bile yaşatamamamız ne kadar üzücü! (Gani Yıldız)*****TMSF’den bir rica dahaPerşembe günü Uzan Grubu’nda çalışırken, patronlarının isteğine boyun eğerek bazı şirketlerde “kâğıt üzerinde” yönetim kurulu üyesi gözüken ama şimdi TMSF ile başları dertte olan düşük ücretli çalışanlardan söz etmiştim.Bugün de, TMSF tarafından el konulduktan sonra Çalık Grubu’na satılan Sabah Gazetesi’nde çalışan 10 muhabirin uğradığı haksızlıktan söz etmek istiyorum.Sabah Grubu Dinç Bilgin’in sahipliğindeyken pek çok şirketi barındırıyordu. Bunlardan biri de Sabah Haber Ajansı idi. Şirketin kurulma nedeni tamamen o günkü mali politikalardı. Çalışanlar yine Sabah’ın muhabiriydi. Şirket doğal olarak asla kâr etmiyordu ama vergilendirme avantajı sağlıyordu herhalde.Gün geldi Etibank’a daha sonra da Sabah Grubu’na el kondu. TMSF medya grubunu bir süre yönettikten sonra satışa çıkardı. Sabah Grubu, tüm şirketleriyle satıldı. Ama Sabah Haber Ajansı zaten kâr etmediği düşünülerek bir kenarda bırakıldı ve kapatıldı.Çalık Grubu’na satılan tüm şirketlerde çalışanların bir bölümü ya işine devam etti ya da yasal haklarını alarak ayrıldı. Sadece Sabah Haber Ajansı’nda çalışan 10 gazeteci ortada kaldı. Aslında haklarını TMSF’den almak durumundalar ama orada da muhatap bulamıyorlar.Devletin milyarlarca lirasını tahsil eden TMSF’nin yasal alacakları da çok büyük olmayan 10 gazeteci arkadaşımıza artık el uzatmasını rica etmekten başka bir şey gelmiyor elimizden.

Devamını Oku

Şüphelerimde haklı çıktım

30 Kasım 2011

Şike soruşturmasının başlamasından ve Fenerbahçe’nin Avrupa Kupalarına katılmasına izin verilmemesinden sonra 30 Ağustos’ta “Lütfi Arıboğan’ın rolü” başlıklı bir yazı yazmıştım.Tamamen gözlemlere ve bunun oluşturduğu şüphelere dayanan bir yazıydı.UEFA müfettişi Pierre Cornu İstanbul’a gelmişti. Kendisini Futbol Federasyonu Başkanvekili Lütfi Arıboğan ağırlamıştı. Arıboğan gün boyu Cornu’dan hiç ayrılmamış, Cornu’nun başkalarıyla görüşmesini de engellemişti.Aradan biraz zaman geçtikten sonra UEFA Fenerbahçe ile ilgili “Şampiyonlar Ligi’ne katılamaz” kararı vermişti.Bu karar üzerine Cornu’nun İstanbul ziyareti aklıma gelmiş ve o sırada zihnimde oluşan şüpheleri yazmıştım.Şöyle demiştim;Bugün kafama çok takılan bir noktayı yazmak istiyorum. Federasyon neden paniğe kapıldı, kendini de yok etme pahasına UEFA’ya boyun eğdi?Diyelim ki UEFA Fenerbahçe yüzünden Türkiye’ye 8 yıl ceza verileceğini söyledi, o halde neden hâlâ Fenerbahçe’nin ligde kalıp kalmayacağı konusunda bir karar alınamıyor?Bu noktada gözler başkandan sonra Futbol Federasyonu’nun en önemli ismi Lütfi Arıboğan’a çevriliyor. Arıboğan neden UEFA’ya gitti, ne konuştu? Arıboğan İstanbul’a gelen UEFA yetkilisi Pierre Cornu ile gün boyu neden hep baş başa kaldı, neleri görüştü? Fenerbahçe ile ilgili UEFA tarafından alınan kararda Arıboğan’ın söyledikleri etkili oldu mu? Arıboğan Fenerbahçe yerine Trabzon’un Şampiyonlar Ligi’ne alınacak olması üzerine “O takım hakkında da soruşturma var, başkanı sanık durumunda, peki mahkûm olurlarsa Fenerbahçe yüzünden başımıza gelecek olan bu kez gelmeyecek mi?” diye sordu mu?Kafalar karışık tabii, umarım Arıboğan gibi bir isim kötü bir oyunun aktörlüğüne soyunmamıştır.Aradan tam üç ay geçti. Spor yazarı Ahmet Çakar İsviçre’nin Lozan kentindeki bir yemekte konuşulanlara tesadüfen tanık olan bir yakınının ağzından müthiş bir iddiayı gündeme getirdi.Çakar’ın anlattığına göre UEFA Müfettişi Cornu ile yemek yiyen Lütfi Arıboğan ve yine Federasyon Baş Hukuk Müşaviri İlhan Helvacı kutlama yapıyormuş. Çünkü bu ikili Cornu’ya “Fenerbahçe şike yaptı, Trabzon ve Beşiktaş’ın durumu o kadar kötü değil” bilgisini vermişler, UEFA da bunun üzerine Fenerbahçe’yi Şampiyonlar Ligi’nden çıkarmış, yerine Trabzon’u almış.Fenerbahçe Asbaşkanı Ali Koç da önceki gün medyanın karşısına geçerek bu bilgiyi doğruladı ve Federasyon üyelerinin anayasal suç işlediğini belirterek istifa etmelerini istedi.Üç ay önceki yazıma hiçbir tepkinin gelmemesi şüphemi hayli artırmıştı. Normal olarak Arıboğan’ın “Böyle bir şey söz konusu olamaz” demesi gerekirdi, ama şüphem doğruymuş ki, zamanında hiç seslerini çıkarmadılar.Bundan sonra ne olur? Arıboğan ve Helvacı istifa edebilirler de ne değişir? Herhalde “Biz elimizde belge bilgi olmamasına rağmen UEFA’ya böyle bir açıklama yaptık” demeleri UEFA nezdinde durumu değiştirmeyecektir.Türkiye kendi içinde yapılanın hesabını sorar sormasına belki ama Fenerbahçe onarılması güç bir yara almış oldu.Sonuçta futbolu da siyasetin emrine sokmaya çalışan zihniyet bunda başarılı oldu. Ama Türkiye’de futbol heyecanı öldü. Kulüpler ve taraftar arasında düşmanlık tohumları atıldı. Futbol anlamsız hale getirildi.Sorumlularının vicdanı rahat mı şimdi?*****TMSF’ye çağrı; bu insanlara eziyet çektirmeyin artıkTasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) bankalara el koyma operasyonlarında çok ciddi işler yaptı. İktidarın hukuka aykırı da olsa çıkardığı bankacılık kanununu tavizsiz uygulayarak tahsili çok zor olan büyük batıkları kurtarmayı başardı.Bu güzel de bugün sizlere geçinecek kadar bile para kazanmayan ama yakasını da TMSF’den kurtaramayan birçok kişin dramını anlatmak istiyorum.Uzan Grubu’na ait İmarbank’a el konmuş, daha sonra çıkarılan yasa ile Uzan ailesinin bütün fertlerinin tüm malları satılmış ve kamu alacağının tamamına yakını tahsil edilmişti.Bu operasyonlar sırasında Uzanlar’a ait yüzü aşkın şirkete de el konmuş bunların yönetim kurulları ile ilgili soruşturmalar da açılmıştı.Ancak bu şirketlerin çoğunun yönetim kurullarında Uzanlar’ın yanında çalışan düşük maaşlı kişiler olduğu saptanmıştı.Bu düşük maaşlı çalışanlar, işlerinden olmamak hatta işlerini garantiye almak adına şirket yöneticisi olarak görünmeyi kabul etmişlerdi.Dün Uzan Grubu’nda çalışmış olan ve bir şirkette yönetim kurulu üyesi gözüken bir grup ziyaretime geldi. Hepsi grubun güvenlik personeli. O tarihlerde orada çalıştığım için hepsini de tanıyorum, en azından çoğuna aşinayım.O tarihlerde özel güvenlik yasası çıkmadığı için güvenlik personeli olarak çalışanlar silah ruhsatı alamıyormuş. Bunun üzerine hepsi bir şirkette yönetim kurulu üyesi olarak gösterilmiş ve silah ruhsatı almaları sağlanmış.Aradan 7 yıl geçtikten sonra, herhalde sıra şirketin soruşturulmasına gelmiş olmalı ki, TMSF hepsine ağır bir borç yükü çıkarmış ve haciz göndermiş.Bu kişiler şimdi değişik firmalarda 1000 liranın altında maaşla çalışıyorlar. Kendilerine salınan vergileri ödemeleri mümkün değil. Ne yapacaklarını bilemez haldeler.TMSF belki hukukun gereğini yapıyor ama, bundan 7 yıl önce bu tür şirketlerin nasıl kurulduğu artık biliniyor.Yönetim kurullarında gözüken düşük maaşlı personelin hiçbir suçu olmadığı gibi hepsi de o şirketlerin ne işe yaradığından habersiz. Tek umutları işlerini korumaktı.Sadece Uzanlar’da değil, bu durumda olup başka şirketlerde çalışmış daha yüzlerce kişi var ve hepsi bir dram yaşıyor.Uzanlar’ın her şeyi alındı, satıldı, aileden Türkiye’de yaşayan hiç kimse kalmadı.Yasal bir düzenleme yapılmasına bile gerek kalmadan TSMF’nin bu durumda olanları göz önüne alarak bir tebliğle sorunu çözmesi mümkün.Yazık bu insanlara. Eğer bir hesap varsa Uzanlar’dan soruldu, bu insanlara “gâvur azabı” çektirmeye gerek var mı hâlâ?*****Büyük satışFıkra başka bir yerde yayınlandı mı, bilmiyorum, ama çok hoşuma gitti. Bilmeyenler için paylaşmak istiyorum;Bir Katolik, bir Protestan, bir Müslüman ve bir Yahudi yemekte konuşuyorlar:Katolik: Büyük servetim var. Citibank’ı satın alacağım!Protestan: Çok çok zenginim. General Motors’u alacağım!Müslüman: Ben prensim, korkunç zenginim. Microsoft’u alacağım!Yahudi sakin sakin kahvesini karıştırır, kaşığı masaya koyar, kahveden bir yudum alır, onlara bakar ve umursamaz bir sesle konuşur: Satmıyorum!*****DikkatsizlikDünkü yazımda bir hata vardı. “Bugün 70 yaşında olan biri 1938’de üç yaşındaydı” yazmışım. Cümlenin aslı “Bugün 70 yaşında olan biri 1938’de henüz doğmamıştı” olacaktı. Tersten bakış hatası var yani. Eksi 3 olacağına artı 3 yapmışım.Hepinizden özür dilerim.*****Başbakan’ın bağırsak ameliyatının detaylarını ameliyattan çok sonra öğrenebildik. Umarız, “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” denilerek savunulan davaların gerçekte ne olduğunu öğrenmek için bu kadar beklemeyiz. (Gani Yıldız)

Devamını Oku

Dersim yalanlarına kanmamak gerek

29 Kasım 2011

Dersim konusunda tartışmalar pek bitmeyecek gibi. Tartışmayı sürdürmeye çalışan birkaç kesim var çünkü. Bunların en baskın çıkanı “Türkiye Cumhuriyeti, devrimler ve Atatürk’le” ilgili düşmanlıklarını her fırsatta dolaylı yollardan da olsa ortaya koyanlar.Siyasi iklim nedeniyle bu değerlere saldırmak artık daha kolay. Dersim olayı da bu kesim için can simidi gibi. Yıllardır kulağı tersten gösteren yöntemler kullanarak yaptıkları propagandaları şimdi açıktan yapabilme yeteneğine ulaştılar.Bu kesimin hiçbir ilkesi olmadığı için Aleviliği bugüne kadar ezmiş, insan yerine koymamış, din dışı olduklarını iddia ederek Aleviliğe buldukları her fırsatta saldırmış olmalarına rağmen bir anda “Dersim hayranı” kesilmelerine de şaşırmamak gerek.Dersim’i tartışan ikinci kesim “hangi konu Türkiye aleyhine kullanılır, Türkiye’ye nasıl zarar veririz” diye düşünmekten başka işleri olmayan maskeliler. Onlar için konu fark etmiyor. Yeter ki sonuçta iktidardan nemalanma alanı bulunsun.Dersim konusunda söylenen iki temel yalan var:Birincisi, “Dersim bir tabuydu konuşulamıyordu, nihayet konuşabiliyoruz” söylemi.Türkiye’de bilmesi gereken herkes Dersim’i bilir. Dersim olayları bir tabu değildir. Ders kitaplarında da bile vardır. Üzerinde yazılan araştırmaların sayısı 100’den fazladır.Dersim olaylarını yazdı ya da üzerinde konuştu diye baskıya uğrayan, hapse giren, sürülen, öldürülen kimse de olmamıştır.En somut kanıtlarından biri de Necip Fazıl Kısakürek’tir. Daha 1950’lerde Dersim’i yazmıştır. Cahil olduğu için Dersim’i yeni öğrenenler “Bir tabu yıkılıyor” diye çığlıklar atıyor ama çocuk zekâsı bile “Madem bu konu tabuydu Necip Fazıl bu kitabı nasıl yazmış?” diye sormaz mı önce?İkinci yalan ise Dersim’de bir isyan olmadığı söylemi.Kısa bir dönem uygulanan yöntem ve sonuçları can acıtıcıdır, ama Dersim’de çok ciddi bir kalkışmanın yaşandığı bilinen bir gerçektir.Yani konuyu sömürmek isteyenlerin söylediği gibi “Devlet ortada hiçbir şey yokken, Dersim’e saldırmış” değildir.Bölgedeki toprak ağaları, Osmanlı’dan kalma alışkanlıklarını sürdürerek, yeni devletin hiçbir kanun ve kuralını kabul etmemişlerdi. Vergi vermiyor, mahkemeleri kendileri kuruyor, okul istemeyip kendi okullarında eğitim yapmak istiyorlardı.Bunun da ötesinde eşkıyalık çok yaygındı. Askere yapılan saldırıların ötesinde bölgede yaşayan halka da büyük zulüm yapılıyor, köyler basılıyor, mallar çalınıyor, karşı çıkanlar da öldürülüyordu.Bu durumda “Devlet bu kadar sert olmalı mıydı?” sorusu elbette sorulabilir. Ama ona da cevabı bugün ulaştığımız demokrasi, hukuk, insan hakları duyarlılığı ile veremeyiz.Bütün bunların sonunda asıl merak ettiğim konu şu; ısrarla bir Dersim yarası açılmak isteniyor. Gerçeklerin ortaya çıkmasından, yüzleşmeden söz ediliyor.O halde asıl yapılması gereken dürüst tarihçilerden oluşan bir bilimsel heyetin, devlette ve diğer kesimlerdeki tüm arşivleri toplayıp bir rapor hazırlaması değil midir? Aklına esen, yarası olan ya da siyasi pozisyonu nedeniyle konuyu sadece bir açıdan ele alan tutumlarla sonuca varabilir miyiz? Yoksa bu “yüzleşme” adı altında yepyeni düşmanlıkların filizlenmesine mi yol açar? Aklıselim sahibi herkesin bunu iyi düşünmesi gerekir.*****Başımız iyice dertteİktidarın Suriye politikasında bir değişiklik var mı? Bana göre var artık. Çünkü belli ki öne geçme, bölgede itibar kazanma amacıyla Suriye’ye yönelik başlatılan sert demeç politikası, gerçek hayatla yüz yüze geldi.İlk andaki “Bir gireriz, öte taraftan çıkarız” mantığının geçerli olmadığı artık anlaşılıyor.Batı’nın ve şimdi de Arapların desteği ile Suriye’ye karşı yapılacak bir eylemin ters tepeceği görülüyor.Nitekim iktidara yakın medya organlarında son birkaç gündür “Suriye bataklığından” söz edilmeye başlandı.Ve sanıyorum İran’da dünkü İngiltere Büyükelçiliği baskını da olayı beklenmedik bir aşamaya çekecektir.Bu nedenle çok yakın bir gelecekte Abdullah Gül - Ahmet Davutoğlu ikilisi ile Başbakan Erdoğan arasında bir gerilim yaşanabilir.*****Hıncal Bey’e küçük bir katkıSabah yazarı Hıncal Uluç Bey dün Galatasaray maçlarına seyirci gitmemesini “yönetimin yanlışlarına” bağlamış. Kendi evindeki herkes Galatasaraylı olduğu halde Galatasaray’ın maçlarının televizyondan bile izlenmediklerini anlatmış.Galatasaray’da bir yönetim sorunu var mı, bunu bilemem ayrıca karışmam da. Ancak taraftarın maçlara ilgisizliğinin sadece yönetimsel sorundan kaynaklanmadığına inanıyorum.Şike davası adı altında Türkiye’de futbol sevgisi öldürüldü, heyecan bitirildi.Açık söyleyeyim, bir Fenerbahçeli olarak, lig başından bu yana hiçbir maçı izlemedim. İzlemek içimden gelmiyor. Çoğu kez ertesi gün sonucu öğreniyorum ve içimden sadece “Bu da mı şike” demek geliyor.Birçok kişinin de eskisi kadar maçlarla ilgilenmediğini gözlemliyorum. Galatasaraylısı da Fenerbahçelisi de, Beşiktaşlısı da, diğer Anadolu kulüplerini tutanlar da bu ligden keyif almıyorlar. Hıncal Uluç Bey’in yazısında eksik kalan bu.NOT: Hıncal Bey’in trafik magandaları için yazdığı “O çocukları” yazısını çok kıskandığımı da söyleyeyim bu arada.***CHP milletvekili Mustafa Balbay, bugün Silivri’deki bininci gününü dolduruyor. Yargı uzun süre “tutukluk” yapınca tutukluluk süreleri de uzun oluyor haliyle! (Gani Yıldız)*****Hüseyin AygünDersim tartışmalarının tetiğini çeken CHP’li Milletvekili Hüseyin Aygün’ü izledim önceki gece CNN’de, Ahmet Hakan’ın programında.Nasıl sakin, nasıl mülayim. Elinde belge, bilgi yok; “tanıklar var” diyor. Dersim’de isyan olmadığını, devletin durup dururken gelip insanları katlettiğini söylüyor.15-20 cümlede bir Başbakan Tayyip Erdoğan’a teşekkür ediyor. Dersim olaylarında Celal Bayar’ın adının anılmasına ne kadar üzüldüğünü belirtip adeta CHP ve Atatürk’ün hedef yapılması gerektiğini ima edip “Bunu bile sağa yıktılar” diyor.Bugün 70 yaşında olan birinin “soykırımdan rol yaparak nasıl kurtulduğunu” hüzünlü bir yüzle dile getiriyor. Ama aklına gelmiyor ki, bugün 70 yaşında olan biri 1938’de üç yaşındaydı.Bütün bunları söyledikten sonra Atatürk’e olan hayranlığını, cumhuriyetin devrimlerine bağlılığını söylemek zorunda hissediyor kendini. Bir de üstüne devrimci olduğunu altını çizerek söylüyor.CHP ve özellikle Kılıçdaroğlu, çok mu aradı bu adamı?*****Geçmiş olsunBaşbakan Erdoğan beklenmedik bir ameliyat geçirdi. Kendisine geçmiş olsun demek isterim. Hafta sonuna kadar hastanede kalacağının söylenmesine rağmen dün taburcu olması durumunun beklenenden daha iyi olduğunu gösteriyor.Ancak sürekli şeffaflıktan söz eden Başbakan’ın ameliyatını saklaması bence doğru olmadı. Keşke hastaneye yattığı an durumu kamuoyunun bilgisine sunsaydı. Açıklama yapılmayınca dedikodu gazetesi çalışmaya başlıyor çünkü. Bu, kısa süreli olsa bile hoş bir hava yaratmıyor.

Devamını Oku

Yazarınıza Avrupa Kalite Ödülü

28 Kasım 2011

Türkiye’nin önde gelen pek çok ödüllü reklam ajanslarından WBR’nin Başkanı sevgili dostum Ertan Özyiğit aradı 15 gün önce. “Ay sonunu boş bırak bir sürpriz var, birlikte Londra’ya gidiyoruz” dedi.26 Kasım’da gideceğiz, 27 Kasım’da da döneceğiz. Ne olabilir ki?Yola çıkarken öğrendim süprizi. Başkanlığını Türkiye’deki tüketici bilincinin oluşması için tam 30 yıldır mücadele veren ve başarıya ulaşan Fahri Ustaoğlu’nun yaptığı Tüketici Akademisi’nin bağlı olduğu Word Consumer Academy’nin (Dünya Tüketici Akademisi) 4. Avrupa Kalite Ödülleri törenine gidiyormuşuz.Ama sürpriz Londra’ya gitmek değil sadece. Uluslararası kurumun her yıl dağıttığı Avrupa Kalite Ödülleri’nden biri olan basın dalındaki ödülü bana verilecekmiş.Kurumun uluslararası jürisi her yıl belirlediği kendi alanlarında kaliteyi temsil eden şirket, kurum ve kişiler arasından o yıl ödüle layık gördüklerini seçiyormuş.“Avrupa Kalite Ödülü için neden ben seçildim?” diye sordum. Ertan Özyiğit “Uzun yıllardır sürdürdüğün gazetecilik ve yazarlık başarıların, dik duruşun ve bu dönemde yaptığın kaliteli muhalefet nedeniyle jüri seni seçmiş” dedi. Hoş bir duygu tabii.Avrupa Kalite Ödülleri töreni Londra’daki Hilton Metropole Hotel’de yapıldı. Türkiye’den gelen çok sayıda iş adamı, siyasetçi ve sanatçının yanısıra World Consumer Academy’nin çeşitli ülkelerden gelen temsilcileri de hazır bulundu.Ödül töreninden önce yapılan üç ayrı panelde pek çok uluslararası sanayici ve iş adamı kalite ve inovasyon konusundaki deneyimlerini paylaşarak ARGE çalışmalarının önemini anlattı.Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu’nun ilk konuşmayı yaptığı paneller dizisindeki konuşmamda Türkiye’nin geldiği aşama ile Avrupa Birliği’ni kıyaslamaya çalıştım. Türkiye’nin hızla yükselen grafiğini anlattığım, buna karşı Avrupa Birliği ülkelerindeki sıkıntıları dile getirdiğim konuşma özellikle yabancı konukların ve yurt dışında yaşayan Türkler’in çok ilgisi çekti.Tabii bu konuşma sırasında Burhan Kuzu’nun “İktidarımızın başarılarını kabul etmen çok sevindirici” diye laf atmasına karşılık “Bunu kendinize mal etmeyin, Türkiye’deki gelişmelerin önemli bir bölümü sanal; ekonomi iyi gibi, pamuk ipliğine bağlı. Avrupa’nın çok kötüye gitmesi bizim iyi görünmemezi sağlıyor” diye cevaplamam salonda hayli samimi bir hava estirdi.Burhan Kuzu’nun “Can Bey iyidir hoştur ama şu muhalefet huyundan vazgeçemiyor bir türlü” diye espri yapması ise konukları kahkahaya boğdu.Panellerin sona ermesinden sonra akşam gala yemeği ve ödül törenine geçildi. Televizyon ekranlarından tanıdığınız Ece Vahapoğlu’nun sunduğu ödel töreni piyanist ve pop-caz şarkıcısı Doğa, Londra’da yaşayan pop yıldızı Eylem, Betül Demir ve en sonunda da Sibel Tüzün konseriyle çok renkli bir havada geçti.Sony, Fi Yapı, Göğüş Holding, Sinbo, Xanadu Resort Otel, Kuzu Grup, Visco Fiber gibi tanınmış şirketlerin Kalite Ödülü aldığı gecede Eyüp Belediye Başkanı İsmail Kavuncu da en başarılı hizmetler yapan belediye olarak kalite ödülüne layık görüldü.Europa Quality Awards gecesinde Bahçehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. HasanKöni’ye de bir “Onur Ödülü” sunuldu.Londra’ya cumartesi gittik, pazar akşamı da döndük. Pazar gününü soğuk ama her nasılsa ara sıra güneşli Londra’da kısa bir turistik gezi yaparak değerlendirdik.11 yıl sonra ilk kez gittiğim Londra ile ilgili bazı gözlemlerimi de önümüzdeki günlerde sizlerle paylaşırım.*****Vicdani ret konusunda da doğruyu söylemedilerBedelli tartışılırken, hatırlarsınız ortaya bir anda “vicdani ret” konusu atılmıştı. Aslında bir süredir bu konuyu dile getirmeye çalışanlar vardı ama, o sırada gündeme gelmesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği bir karar üzerine olmuştu.Kendini “vicdani retçi” olarak tanımlayan bir vatandaşımız askere gitmediği için “Halkı askerlikten soğuttuğu” gerekçesiyle (bu bir kanun maddesi) mahkûm olmuştu.Ancak bu kişi mahkûmiyetini tamamladıktan sonra tekrar askere çağrılmış, yine gitmeyince tekrar mahkemeye verilmiş ve yine aynı hapis cezasını almıştı. Sonra bir daha.İnsan Hakları Mahkemesi de aynı suçtan sürekli ceza verilemeyeceğini kayda bağlamıştı.Bu haberin öğrenilmesi üzerine vicdani ret tartışmaları da tekrar başlamıştı. Tartışmaların yaygınlaşması üzerine Adalet Bakanı kameraların karşısına geçerek “Vicdani ret konusunda çalışmalar yapıyoruz. Konuyla ilgili Savunma Bakanlığı bir yasa tasarısı hazırlıyor. Yakında bunu sizlerle paylaşacağız” dedi.İyi, güzel.Derken Başbakan Erdoğan’ın “merakla beklenen” Meclis konuşmasına sıra geldi. Bedelli’nin nasıl olacağını açıkladığı konuşma. Başbakan ballandıra ballandıra bedelli askerliği anlattı, Meclis Grubu 30 bin liraya askerlik yapılacağı ve 21 günlük temel eğitime bile gidilmeyeceği kararını ayağa kalkıp dakikalarca alkışlayarak kutladı.Herkes yerine oturunca Başbakan sözüne devam etti. “Vicdani redde gelince” dedi “Bu konuda asla bir çalışmamız olmadı. Bu konu gündemimize hiç gelmedi.”Buyurun bakalım. Adalet Bakanı ve “Yasa hazırlıyor” dediği Savunma Bakanı’nın düştüğü duruma bakar mısınız?Yine doğrular söylenmedi ama, vatandaşın gıkı bile çıkmıyor. Onlar hâlâ bedelli askerliğin zafer sarhoşluğu içinde kutlamalarına devam ediyor.*****Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Darbe yapacak babayiğit varsa görelim!” demiş. Bir saniye, kafamız karıştı! Darbe yapacak olan mı babayiğit yoksa yerli otomobil yapacak olan mı? Yoksa yerli otomobil yapacak olan “darbecilikten” mi tutuklanacak? (Gani Yıldız)*****Türkiye çok itibarlı da bu vize işkencesi neyin nesi?İngiltere vizesi aldınız mı hiç?Mecbur kalmasam asla almak için çaba harcamazdım. Ama hem pasaportumun süresi dolduğu için vizeleri yenilemem gerekiyordu, hem de Londra’daki sürpriz ödül törenine katılmak zorundaydım ve vize aldım.Daha önce İsviçre’nin vize için istediği koşulları yerine getirmemek için Avrupa Futbol Şampiyonası’na gitmemiştim. Kendi çapımda İsviçre’yi protesto ederek vize başvurusu yapmamıştım. Neyse ki İsviçre bir süre sonra Schengen’e girdi de bu eziyet bitti.Ancak İngiltere AB üyesi olmasına rağmen Schengen’de değil ve inanılmaz bir vize işkencesi çektiriyor Türklere.O kadar çok belge istiyorlar ki, insanın gururu inciniyor. Sanki hepimiz ya teröristiz ya Türkiye’den İngiltere’ye kaçıp onların ekmeğine ortak olacağız. Ya da hepimiz İngilizlerin gözünde ikinci sınıf bir ülkenin vatandaşlarıyız.Daha birkaç gün önce Cumhurbaşkanı Gül İngiltere’deydi ve Kraliçe tarafından olağanüstü bir ağırlama ile karşılandı. Anlaşılan itibarımız yüksek. Ama belli ki sözde bu itibar. Sıradan Türk vatandaşlarına uygulanan aşağılayıcı tutum ve davranışları Cumhurbaşkanı ve hükümet görmüyor mu?Aynı şikâyeti Avrupa Kalite Ödülleri toplantılarında konuşan Burhan Kuzu da dile getirdi. “İngiliz dostlarımızı üzeceğim ama çektirdikleri vize eziyeti olacak şey değil” dedi. Tabii sadece orada söylemek yetmiyor bunları, umarım Burhan Kuzu Ankara’da başta Başbakan olmak üzere Dışişleri Bakanı ve diğer hükümet üyelerine de anlatır şikâyetlerini.Kısacık bir örnek vereyim vize rezaleti ile ilgili. Katıldığımız toplantıya Küçükçekmece Kaymakamı Orhan Öztürk de davetliymiş. Ancak bir milyon nüfuslu ilçenin kaymakamına İngilizler hiçbir gerekçe göstermeden vize vermemişler. Kabul edilebilir bir şey mi bu?

Devamını Oku

Kürtler can alıcı sorulara ne cevap veriyor?

28 Kasım 2011

Sevgili okurlar; geçen haftaki sohbetimizde Erdoğan’ın Kürt sorunu konusunda vites değiştirdiğini; açılımın bittiğini, yerini şahin bir politikanın aldığını yazmıştım. Bunun sonunda PKK’nın çok etkisiz hale gelebileceğini ve iktidarın Kürtler üzerinde büyük bir hâkimiyet kurabileceğini tahmin ettiğimi söylemiştim.Daha da sertleşiyorGeçen bir hafta içinde bu görüşlerimi doğrulayan gelişmelere tanık olduk. Bir yandan Silahlı Kuvvetler uçaklarla operasyonlar yaparken, diğer yandan Kürt hareketini yöneten KCK’ya karşı hukuk savaşı daha da şiddetlendi. Hukuk operasyonu bu kez başta Apo olmak üzere Kürt kesimin avukatlarına yöneldi.Kürtler ne diyorGeçen hafta “kamuoyunda oluşan bazı sorular var, bunlar hakkında Kürt önderler ne diyor, size bunlarla ilgili araştırmamın sonuçlarını yazacağım” demiştim. İşte bu hafta yaptığım çalışmanın sonuçlarını sunmak istiyorum. Kürtlerin görüşlerini öğrendikten sonra değerlendirmelerinizi daha sağlıklı yapabilirsiniz.Daha ne istiyorsunuzKamuoyunda en çok sorulan soru şu: “Kürtler eşitlikten söz ediyor. Oysa Kürtler hiçbir ayırıma uğramıyor; doktor, mühendis, öğretmen olabiliyor, istedikleri yerde iş kurabiliyor milletvekili de bakan da hatta cumhurbaşkanı da olabiliyor. Peki eşitsizlik nerede, engelleyen kim, hangi kürt bunun aksini söyleyebilir?”‘Onlar asimile olmuş’Kürt önderler bu soruya çok ilginç bir yanıt veriyor. Diyorlar ki “Kürtler saydığınız yerlere Kürtler kimliklerini inkâr ettikleri, işbirlikçi oldukları için gelebiliyor. Aksine sistem izin vermez zaten. Ayrıca bu makamlara gelenlerin hiçbiri bugüne kadar Kürtlerin sorunlarını ile getirip çözümü için de çaba harcamadılar.Herkes paylaşmıyorBir soru şu; Kürtlerin hepsi örgütü savunmuyor. Hatta çoğu PKK’nın görüşlerine karşı çıkıyor. Destek veriyormuş gibi yapanlar da korkudan böyle davranıyor. Ama örneğin Kürt kökenli korucular var bunlar devletin yanında yer alıyor. PKK’ya karşı çok ciddi bir mücadele veriyor. Siz bu durumu nasıl karşılıyorsunuz?Hamidiye alaylarıKürtler diyor ki; “Koruculuk sistemi Osmanlı döneminde uygulanan Hamidiye alaylarını andırıyor. Bu, devletin Kürtleri bölmek, parçalamak ve birbiriyle çatıştırmak için bulduğu bir yöntemdir. Korucu adı altında sözde mücadele edenler kendi kişiliklerini unutmuş, hatta inkâr etmiş kişilerdir. Bunlarla işimiz olamaz.Silah bırakma konusuBir başka soru; PKK bir terör örgütü. Türkiye Devleti’nin bir terör örgütüyle ilişkisi olamaz. Devlet elinde silah olanla hiçbir şey konuşamaz. Devlet PKK’nın silah bırakması halinde sorunun çözüleceğini defalarca söyledi, bu yolda adımlar attı, ama PKK silah bırakmıyor, bunun yanlış olduğunu görmüyor musunuz?‘O bir sigorta’Kürtlere göre PKK’nın elindeki silah Kürt varlığının da bir sigortası. Eğer o sigorta bizzat Kürtlerin eliyle yok edilirse, taleplerin karşılanması konusunda hiçbir güvence kalmayacak. Kürtler, ellerinde silah olmazsa devletin verdiği hiçbir sözü tutmayacağına inanıyor. Hele 30 yıl aradan sonra silah bırakmaya yanaşmıyor.Kürt açılımıÇok merak edilen bir konu da şu; iktidar çok tartışılsa da bir Kürt açılımına karar verdi. Tepkileri de göze alıp samimi olarak nitelenebilecek çabalar gösterdi. Sizler neden bu açılıma sıcak bakmadınız da tam tersine tavır aldınız, ardından da yine teröre dayalı eylemlere giriştiniz. Açılıma destek verseydiniz daha iyi olmaz mıydı?‘Samimi bulmuyoruz’Bu soruya Kürt önderlerin hızlı ve net cevaplar veremediklerini gözledim. Genel tavır şöyle: Evet, bir açılıma karar verildi. Ama biz bunu samimi bulmuyoruz. Güvenemiyoruz. Sonuçta görüyoruz ki, açılım adı altında tabanımızı kaydırmak istiyorlar. AKP, açılımı bölgedeki Kürt oylarını kendisinde toplamak için başlattı.Milletvekilleriniz varKamuoyunun aklının almadığı konulardan biri de Meclis’teki BDP’li milletvekilleri. Soru şu: Seçimlere katılabiliyorsunuz, seçiliyorsunuz da. Meclis’te temsil ediliyorsunuz. Siyasi eşitlik olmadığını söylüyorsunuz ama siyasi eşitliği daha güzel gösterecek bir şey var mı? Milletvekillerinize mi güvenmiyorsunuz?Ya yüzde 10 barajı?Kürtlerin bu soruya cevapları çok net; Doğru söylüyorsunuz. Ama unutuyorsunuz ki yüzde 10 barajı var. Biz buna rağmen Meclis’e girebiliyoruz. Yani sisteme rağmen biz seçiliyoruz. Yerel yönetimlerde çok daha başarılıyız ama bu sefer de onlara baskı yapılıyor, devletten pay alamıyoruz. Halkımız cezalandırılıyor.En can alıcı soruGelelim en çok merak edilen sorulardan birine; PKK pek çok eylem yapıyor. Bunlar asker ve polise yönelik eylemler. Ama örgütün birçok eylemi de sivillere karşı üstelik önemli bir bölümü de kendi halkına karşı. Özgürlük savaşı verdiğini söyleyen bir örgüt sivilleri ve kendi halkını öldürür mü, burada bir çelişki yok mu?Bireysel inisiyatifİşte bu can alıcı soruya Kürt önderler tatmin edici bir yanıt veremiyor. Söyledikleri şu; sivillere yönelik eylemler bireysel inisiyatiflerdir. Örgütten izinli ya da örgütün bilgisi dâhilinde değil. Ama en önemlisi bazı eylemlerin adımız kullanılarak yapıldığı bilinmektedir. (Peki hangileri?) Bunun net bir cevabı yok; “bazıları” diyorlar.Ve son soruKürt önderlere sorulan son soru da şu; Kürtçe yasaktı ama şimdi serbest. Konuşmak, kitap yazmak, gazete ve dergi yayınlamak artık mümkün. Kürtçe televizyon da var. Buna rağmen dil konusunda tatmin olamamak, Kürtçeyi ikinci resmi dil ve temel eğitim dili olarak kullanmaktaki ısrar neden? Başka bir ülkede örneği var mı?Evet değişti amaKürtlerin cevabı şöyle; Bir anda 1000 yıllık köylerimizin adı değişti, çocuklarımıza istediğimiz isimleri koyamadık, sokakta konuşamadık, bunlar artık kalmadı ama PKK sayesinde oldu. Kültür dille yaşatılır. Türkiye Balkanlar’da Türkçe eğitim için çaba harcarken bu hakkı bize çok görüyor. Bu mücadeleyi asla bırakmayız.Bu yazının sonuSevgili okurlar, üzerinde fazla yorum yapmadan Kürtlere en çok sorulan soruları ve cevaplarını sizlerle paylaşmaya çalıştım. Söz edilen sorunların çok önemli bir bölümünün tartışmaya ve kavgaya neden olmadan hele silahlara başvurmadan çözülmesi hiç de zor değil. Kalan tek sorun terörün hâlâ sürdürülmesi.İkna olmalılarBu nedenle Kürtlerin güvensizliklerini üzerlerinden atmaları gerek. Silah olmadan bir “hiç” olacaklarını düşünmeleri çok yanlış. Bunu sürdürdükleri takdirde, iktidarın devletin tüm gücünü kullanacağı da artık net biçimde görülüyor. Kürtlerin, Türkiye halkında oluşan samimi duyguları artık görmeleri gerek.Hepinize iyi haftalar dilerim...

Devamını Oku

Genelkurmay ya açıklama yapsın ya da Atatürk resimlerini indirsin

26 Kasım 2011

Günlerdir Dersim’i konuşuyoruz. Atatürk ve Cumhuriyet’le husumetlerini 88 yıldır sürdürenlere gün doğdu. Gazete ve televizyonlar “vahşet” yazılarıyla, 90 küsur yaşındaki mağdurların “yürek paralayan” anılarıyla dolu.Dersim’i kim ne kadar biliyor, ne kadar araştırmış, incelemiş bilemiyorum ama herkes bu konuda “derin” bilgiler verme yarışında.Oysa bu konuda en bilgili kurum Türk Silahlı Kuvvetleri.Çünkü operasyon, dönemin sivil otoritesinin emriyle Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yüklenmişti. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin arşivlerinde o günlerle ilgili tüm emirler, harekât planları, operasyon alanlarından gelen raporlar, istihbarat birimlerinin hazırladığı bilgiler mevcut.Genelkurmay bunları istediği an açıklayabilir.Hükümetten ya da herhangi başka bir yerden emir almasına hiç gerek yok.Belgeler ve arşivler kendilerine aittir. Açıklama hakkı da onlarındır.Ama dikkat ediyor musunuz, Dersim adı altında sürdürülen tartışmalarda Atatürk ve Cumhuriyet devrimleri yerle bir ediliyor, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kadroları faşistlikle, soykırım yapmakla, vahşet tabloları yaratmakla suçlanıyor, bu operasyonları yapan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hiç sesi çıkmıyor.Anladık, askeri vesayet bitti.Askerler emir almadıkça bir açıklama yapmıyorlar.Sadece kendilerini ilgilendiren konularda açıklama yapmaya yetkileri var artık.Ama bu konu çok önemli. Çünkü belgeler, bilgiler askerin arşivlerinde. Konuyu en iyi bilen, yaşayan onlar.O halde hükümetten bir talimat almayı beklemeden açıklama yapmak, arşivlerini açmak zorundadır.Komuta kademesi iktidardan çekinebilir, direkt basına açıklama yapmaktan korkabilir.Ama nasıl Abdülmecit hakkında bir sempozyum düzenlenebiliyorsa, Genelkurmay da kendi içinde bir sempozyum düzenleyebilir. Bu sempozyuma Dersim olayları ile ilgili tarihi bilgisi olan komutanlar konuşmacı olarak katılır. Konuşmacılar Genelkurmay arşivlerinden yararlanarak bilgi paylaşımında bulunur.Medya da bunu izleyeceği için bilgiyi gerçek kaynağından doğru olarak öğrenir.Askerin kendi içinde yapacağı bir sempozyuma hükümet karışamaz herhalde. Demek ki bu kadar korkmaya gerek yok.Eğer Genelkurmay bu konuda da susacak, halkı bilgilendirmeyecekse, insanın aklına “Herhalde Genelkurmay da Atatürk’ün bir soykırımcı olduğunu düşünüyor” demek gelir.Böyle düşünüyorlarsa ya da korkudan gerçekleri açıklamaktan kaçınıyorlarsa, bu Atatürk’e saygısızlıktır. Askerlerin hemen her odasında asılı duran Atatürk resimlerini de derhal indirmeleri gerekir.*****Pazar fıkralarıYıldırım Tuna’nın fıkralarıyla keyifli pazarlar dilerim.Falcının gördüğüBir ülkenin başkanı falcıya gitmiş. Falcı önündeki kristal topa bakıp, “G.. Görüyorum” demiş, “Sizi çiçeklerle süslü geniş bir caddede üzeri açık bir araba ile geçerken görüyorum.. Halk çok mutlu, ellerinde gelecekle ilgili umut dolu pankartlar var.. Arabanızın etrafını sevinçle dans ederek sarıyorlar, polis onlara engel olmak için adeta çırpınıyor.” Başkan “P.. Peki ben ne yapıyorum bu arada?” diye sevinçle titremiş. “Bunu göremiyorum efendim” demiş falcı. “N.. Neden?” diye şaşırmış Başkan. Falcı devam etmiş: “Tabutunuzun üzeri kapalı efendim!”SahtekârPatronum cep telefonumdan aradı, “Durum nasıl?” dedi. “Her şey kontrol altında efendim” dedim, “Yoğun bir gün, arkadaşlarla bir dakika bile boş durmuyoruz.” Patronum “Benim için bir şey yapabilir misin?” dedi. “Ne demek efendim? Not alıyorum, emredin” diye cevap verdim. “Biraz elini çabuk tut ve topa vur” dedi, “Ben tam arkandaki 7. delikte yarım saattir sizin etabı bitirmenizi bekliyorum sahtekâr herif.”Kültür BakanıResim sergisinin açılışına gelen kültür bakanı, önünde durduğu tablodaki adamı parmağı ile işaret ederek, “Bunun yüzü çok kızarmış” demiş, “Neden?” Ressam, “Haklısınız” demiş dişlerini sıkarak, “Bu önemli bakanlığın kimlere kaldığını gördüğü içindir.”İleri demokrasiBankanın en kalabalık saatinde içeri ellerinde otomatik silahlı 3 kar maskeli terörist girmiş. “Hepiniz ileri demokrasiyi özümsemiş bir ülkenin vatandaşlarısınız” demiş baş terörist ve silahının namlusuna mermi sürerken, “Bu bankayı soymamızdan yana olanlarınız lütfen ellerini kaldırsınlar.”MerkepBir depremden sonra hasar tespit ekibi yardım organizasyonu için araştırma yaparken köylüler ilgililere kaybettiklerini sıralıyorlarmış, “Ben eşeğimi kaybettim, İhsan ağa öküzünü “ diye anlatırlarken ekip başı “Ayıp” demiş, “Ayıp.. Eşek denmez.. Merkep diyeceksiniz.” Köylüler ekip başının yanından yavaşça ayrılırken “Boşuna uğraşmayın müdürüm” demiş muhtar, “Siz şimdi çekip gideceksiniz, sizin arkanızdan yine kesin ‘Eşek’ diyip duracaklar.”*****Bedelli geyikleriBelki bazılarını duymuşsunuzdur. Duymayanlar için birkaç tanesini tekrarlamak istiyorum.Bedelsizlerin sloganı: Vatan sağolsunBedellilerin sloganı: Babam sağolsun***- Nereye gidiyorsun?- Ziraat Bankası’na, ya sen?- Ben de Ziraat askerlik şubesine.***Askerlik yapmak için banka şubesine giden Ahmet, önündeki 15 kişilik sırayı görünce derin bir “off” çekip “Bitmez bu askerlik” demiş.***Her Türk asker doğar deyişi değişti, artık Her fakir Türk asker doğar.*****Gani Yıldız’danDersim için özür dileniyor ama Dersim gibi toplumsal travma yaratmış başka olayların adı bile geçmiyor. Acaba bu duruma iktidarın cevabı, “Özür dileriz ama CHP’nin içinde olmadığı olaylar için özür dilemiyoruz” mu oluyor?***Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, derecelendirme kuruluşu Fitch’in not görünümümüzü durağana çevirmesine tepki göstermiş. Klasik öğrenci psikolojisi, yüksek notu “alan” biz oluyoruz, not düşük gelince “veren” öğretmene kızıyoruz.***Adalet Bakanı Sadullah Ergin, “Yargıyı etkileyecek beyandan kaçınalım” demiş. Yürütme tarafından adeta hipnotize edilmiş bir yargıyı hangi söz etkileyebilir ki?!***“Tarihimizle yüzleşiyoruz” diyerek devletin kurucularını ve kuruluş felsefesini ayaklar altına alanlar var. Bu durum “yüzleşmeden” çok “yüzsüzleşme” sanki!***Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın, kadına yönelik şiddetle mücadele için hazırladığı bildirgeye erkeklerden imza desteği bekleniyormuş. İmza yeri olarak genelde “kadın vücudunu” seçen Türk erkeğinin bu bildirgeye desteği sembolik kalır.***BBC’nin diplomasi muhabiri Bridget Kendall, “Türkler güç ve güven dolu yeni bir devrin şafağını hissediyor ve değişim yolculuğunda arka koltukta gitmiyor” demiş. Evet belki ön koltukta gidiyoruz ama ne yazık ki “emniyet kemerine” de ihtiyaç duymuyoruz.

Devamını Oku

“Değerlerle devrimleri barıştırmalıyız”

25 Kasım 2011

Müjdat Gezen Sanat Merkezi’ndeki dersten çıkmıştım ki Berhan Şimşek’e rastladım. CHP’nin eski İstanbul İl Başkanı, sinema sanatçısı Berhan Şimşek.Bir süredir de görmemiştim, onun da vakti varmış, “birer kahve içelim” diyerek yakındaki bir kafede oturduk.Berhan Şimşek’i 80’li yıllardan, sadece sinema sanatçısı olduğu yıllardan beri tanırım. Sonra siyasete girdi, CHP’nin önemli isimlerinden oldu. İl başkanlığını bırakmasına üzülmüştüm. Çünkü, özü sözü bir, ilkeli, dürüst, devrimci niteliklerini koruyan iyi bir insandır.CHP’de daha önemli görevler alabileceğine inanıyordum, ama belli ki mevcut yönetimle kimyası pek uyuşmadı. Şu sıralar kenarda duruyor gibi ama, ben onun siyaseti bırakacağına CHP’den kopacağına ihtimal vermiyorum.Berhan Şimşek’i biraz dertli gördüm. CHP’nin durumuna üzülüyor. “Partinin kişiliği, ideolojisi kayboluyor” dedi örneğin. “Marka değeri düşüyor. Partide her kafadan bir ses çıkması parti içi demokrasi olduğu anlamına gelmez, bu sadece kaos yaratır” diye de ekledi.Şimşek’e göre, parti toplantılarında herkes dilediği gibi konuşmalı, eleştirilerini yapmalı, önerilerini ortaya koymalı, sonra da alınan karara saygılı olmalı, hesaplaşmasını kamuoyu önünde yapmamalı.Tüzük konusuna çok önem veriyor Berhan Şimşek. “Genel Başkan’la hiçbir sorunum yok. Kendisine sonsuz saygım var. Ama partiyi yönetme konusunda tereddütleri olduğunu görüyorum” diyor ve ekliyor;“Örneğin tüzüğümüzün demokratik olmadığını herkes kabul ediyor. Genel Başkan da dâhil, hatta en az 10 kere tüzüğü değiştireceğini söyledi. Ama şimdi bakıyoruz tüzük değişikliğini kurultaya atmış.”Şimşek, Kılıçdaroğlu’nun önce il ve ilçe kongrelerini yapmak istediğini, Kurultayın ilk günü tüzük değişikliği, ikinci günü Genel Başkan seçimi ve üçüncü gün de Parti Meclisi seçimini yapmak istediğini hatırlatarak “Oysa önce tüzük değişmeli. İl ve ilçe kongreleri yeni tüzüğe göre yapılmalı. Eğer tüzük kurultayda değişecekse, antidemokratik dediğimiz tüzükle kongreler yapılacak. Nerede kaldı o zaman demokrasi” diye soruyor.Türkiye’nin çok önemli sorunları olduğunu söyleyen Berhan Şimşek “Örneğin anayasa çalışmaları yapılıyor. CHP’liler bu değişikliklerdeki tavrımızın ne olacağını bilmiyorlar. Oysa bunlar konuşulmalı ve ortak akıl bulunmalı” diyor.Sohbetimizde Dersim’i de konuştuk. Şimşek “Ne yazık ki bu tartışma bir CHP’li milletvekili yüzünden başladı, arkasından Atatürk ve Cumhuriyet devrimlerine saldırılar başladı” dedikten sonra devam etti;“Gerçi buna iyi taraftan da bakabiliriz. Dersim olayı elbette anlatıldığı gibi değil ama, bizim de uzun yıllara dayanan hatalarımız oldu. Biz devrimlerle değerleri barıştırmayı tam başaramadık. Şimdi elimizde bir fırsat var. Devrimlerle değerlerimizi barıştırabilirsek CHP’nin önü açılır. İktidar yoluna gireriz.”Berhan Şimşek’le “bir kahve içimi” sohbet edelim derken iki saati aşmışız. Ara sıra yine bir araya gelerek fikir alışverişini sürdürmeye karar verdik.*****Özürden sonra Alevilerin sorunları giderilecek mi?Dersim olaylarında hayatını kaybedenlerin önemli bölümü Kürt mü Alevi mi? Bu konuda bilgiler çelişik.Havali Tunceli olduğu için birçok kişi ölenlerin Alevi olduğunu söyler.Aynı şekilde bölgede çok sayıda Kürt de yaşadığı için ölenlerin Kürt olduğu da ileri sürülür.Peki hem Kürt hem Alevi olabilir mi?O konuda da kafam karışık. Çünkü kendi tarihleri ile ilgili bilgilerine güvendiğim bazı Alevi dostlarım “Kürtler arasında Alevi yoktur, Kürtler’in büyük bölümü Şafii’dir” derler. Aksini söyleyenler de vardır. Hatta bir gece Alevi bir dostumla bir Kürt dostum bu nedenle kavgaya varan tartışma bile yapmıştı.Bu nedenle kesinlikle bilmediğim konuya girmek istemem.Ancak kimi Alevi derneklerinin yöneticilerinin TV ekranlarından inmediğini ve Başbakan’a hararetle destek vererek Atatürk ve Cumhuriyet’e yönelik ağır sözler ettiğini izliyorum.Demek ki Dersim’de çok sayıda Alevi ölmüş.Başbakan özür dilediğine göre, herhalde en azından gereğini yapmak için de adım atacaktır.Son birkaç yıldır iktidar bir tür Alevi açılımı yaptığını ileri sürüyor. Alevi çalıştayları toplanıyor, Cem evlerinin durumu konuşuluyor. Ama sonuç yok.Nedendir bunu da anlamam. Eğer iktidar bu konuda gerçekten samimiyse en azından Cemevleri konusunu bir gün içinde çözüme kavuşturabilir.Şimdi işte fırsat. Hazır özür dilenmiş. Türkiye Atatürk ve Cumhuriyet devrimlerine hakaret pahasına gözyaşları içinde “korkunç” olayları öğrenmiş. Herkesin yüreği dolmuş, o halde iktidar en azından şu Cemevleri konusunu bitirsin.Ama gariptir, ekranlarda AKP yağcılığı yapan Alevilerin hiçbiri bunu dile bile getirmiyor. İktidarın ise bu konuda ağzını açtığını duymuyoruz. Ne bekleniyor ki acaba?*****Bakanlarımızla gurur duyuyoruzBedelli askerlik konusu bir yasa tasarısıyla halloluyor.Bilmeyene bilgi vereyim. Meclis’te kanunlar iki türlü yapılır. Birincisinde; hükümet bir kanun hazırlar ve bunu Meclis Başkanlığı’na gönderir. Bunun adı kanun tasarısıdır.İkincisi ise Meclis’teki bir ya da birkaç milletvekili veya muhalefet partileri bir kanun hazırlar ve Meclis Başkanlığı’na gönderir. Bunun adı kanun teklifidir.Bedelli hükümetin tasarısı olarak geldi meclise. Kanun tasarıları Meclis Başkanlığı’na gitmeden önce bütün bakanlar altına imza atarlar.Yani bedelli yasası için de bütün bakanlar hazırlanan metnin altına imzalarını attılar.Ama bu kez ilginç bir şey oldu. Bakanlara sadece son sayfa gösterildi ve altındaki boş yere imza atmaları söylendi. Kanun metni gösterilmedi.Çünkü, bedellinin hangi yaşa uygulanacağı ve bedel miktarını Başbakan açıklayacaktı. Başbakan da bunun önceden bilinmesini ve “sızmasını” istemiyordu.Ve bakanlar “boş” sayfaya imza atarak kanun tasarısını imzalamış oldular. Başbakan da grup toplantısında gülerek “Hepiniz merak ediyorsunuz değil mi, durun bakalım” dedi. Tasarıya imza atan bakanlar bile içeriği o dakika öğrendi.Şu “İleri demokrasi” ne kadar şaşırtıcı bir şey değil mi?*****Yabancı avukatlık da geliyorHükümet yeni bir avukatlık yasası hazırlıyor. Pek çok yeniliği kapsayan yeni yasa avukatlar arasında büyük tepki yarattı. Henüz maddeleri kesinleşmemiş olan yasadaki en önemli maddenin yabancı avukatlık şirketlerinin Türkiye’de büro açmalarına izin verilecek olması.Ankara Barosu, hazırlığı yapılan yeni avukatlık yasasına dikkat çekmek için kendi sitesine bir uyarı yazısı koymuş. Tüm avukatları duyarlı olmaya çağıran Ankara Barosu yeni yasanın hukuk sistemine darbe vuracağını belirtiyor.Konu önümüzdeki günlerde belli ki büyük tartışma yaratacak. İlgilenenler www.ankarabarosu.org.tr adresinden yeni yasa ile ilgili uyarıları okuyabilir.*****Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, “HES’ler (hidroelektrik santral), vadileri turistik hale getirecek!” demiş. Gelenler, “HES öncesine ait doğal güzellik kalıntılarını” gezecek herhâlde!

Devamını Oku