İyi ki 28 Şubat’ta değiliz

12 Aralık 2011

ANALİZBir Cübbeli Ahmet Hoca rüzgârı esiyor ki, anlayana aşkolsun.Gerçi bu rüzgârı yıllardır estirenler var, ama bu kez durum çok farklı.Cübbeli adı verilen şahıs tıpkı 28 Şubat’ta örneklerini gördüğümüz türde bir operasyonla tutuklandı, hapse atıldı.Kendi hesapta “din adamı” ama tutuklanma gerekçesi “fuhuş yapmak.” Üstüne bir de çetecilik eklenmiş.Aslına bakarsanız bu şahısla ilgili dedikodular yeni değil. Önce kendi meşrebine hiç uymayan biçimde dünya sosyetesinin cirit attığı Monte Carlo’da jet ski görüntüleri ile gündeme gelmişti. Herkes şaşırmıştı. Bu kadar “dini bütün” biri nasıl oluyor da neredeyse çırılçıplak kadınlarla dolu olan plajda sosyetik oyuncaklarla vakit geçiriyordu.Bahanesini bulmuşlardı o zaman. Bir kere çıplak olanlar Müslüman kadınlar değil, ayrıca dinimizde bu tür şeyler kadınlar için sakıncalı, erkeklere her yol mübah.Kimse inanmadı tabii bu bahanelere ama, geçti gitti.Sonra bir “seks kaseti” iddiası atıldı ortaya. Hatta iddiayı öne süren “kimliği belirsiz” kişiler bu kaseti etrafa da saçtılar.Cübbeli lakaplı kişi buna da bir bahane buldu. Önce “montaj bunlar” dedi. Sonra “Benim görüntümü oraya koymuşlar, artık teknolojinin yapamayacağı şey yok” dedi.Kim ne kadar inandı bilemiyorum, ama görüntülerdeki bazı kadınların “fuhuş amacıyla pazarlanmak için kullanıldıkları” yolunda iddialar üzerine Cübbeli lakaplı kişi hakkında suç duyurusunda bulunuldu.Yanılmıyorsam mahkeme bu konuda “takipsizlik” kararı vermişti o tarihlerde. 6 ay kadar oluyor.Sonra ne olduysa oldu ve Cübbeli lakaplı kişi kendini bir anda önce poliste sonra savcının karşısında buluverdi. Daha sonra önüne çıktığı hâkim de tutuklayıverdi.Hayrola? Ne oldu da Cübbeli lakaplı kişi tutuklandı böyle?İddialar yüz kızartıcı. Para karşılığı erkeklere kiralanmak üzere yurt dışından kadın getiriyorlarmış. Garip olan da, kısaca “fahişe” olarak kullanılan bu kadınlar, Müslüman ülkelerden getiriliyor. Dini bütün “Cübbeli”ye bakar mısınız.Tabii bu iddialar ne kadar doğru. Cübbeli lakaplı kişi bir komploya mı kurban ediliyor yoksa bilmediğimiz başka hesaplaşmalar mı var?Ancak yöntem tıpkı 28 Şubat’ı andırıyor. Ali Kalkancı, Müslüm Gündüz olayları gibi olaylar geliyor akla. Nedense bu kesime yönelik operasyonlar hep “belden aşağı” konularda. Akıllarından başka bir şey mi geçmiyor, yoksa göründükleri gibi mi değiller, insanın aklı karışıyor.Ancak neresinden bakarsanız bakın, bu operasyonda bir gariplik var. Türkiye’de oluşturulan “iklim” nedeniyle Cübbeli lakaplı kişi de benzerleri de son derece özgürler. Diledikleri gibi konuşuyorlar, artık hiçbir engelle karşılaşmıyorlar.Demek ki “iklim” bizim gördüğümüz gibi değil. İçeride başka fırtınalar kopuyor anlaşılan.Nitekim Cübbeli lakaplı kişinin arkasındaki güç İsmailağa cemaati, isim vermeden “okyanus ötesi” şifresini kullanarak Fethullah Gülen cemaatini suçluyor.İlginç bir çatışma. Sanki iktidar çevresinde çöreklenmiş dinci çevreler kendi 28 Şubat’larını yaratıyorlar gibi.*****BUNU YAZMAK GEREKŞike konusunda cezaları indiren değişiklik, AKP’nin bir kanadında büyük tepki yarattı. Bu AKP’lilere göre vicdanlar yaralandı. Şikecilere gün doğdu.Yalnız, unutulan bir nokta var. Şike kanunu geçen yıl nisan ayında çıktı. Şikeye ağır cezalar kondu. Ama o güne kadar şikeye hiç ceza yoktu.Şimdi deniyor ki “Cezalar çok aşağıya çekildi, bu da vicdana uymaz.” İyi de kıstas ne? 6 ay öncesine göre mi yoksa düne göre mi?Şikeye zaten hiç ceza yoktu. Yanlış bir yasa ile anormal ceza kondu. Şimdi düzeltildi.Ayrıca işin bir de Federasyon tarafı var. Şike sonunda bir takımın küme düşmesi az ceza mıdır?*****Nisan ayında 702 efenin oynadığı “Harmandalı Zeybeği” Guinness Rekorlar Kitabı tarafından tescillenmiş. Eee iş “efelenmeye” gelince rekorları altüst ederiz! (Gani Yıldız)*****MERAK ETTİKLERİMGülen cemaatinin gücü nedir?AKP iktidarının üçüncü evresinde en çok sözü edilen kesim Fethullah Gülen cemaati.Yaşadığımız hemen her olayda cemaatin adı geçmesin, neredeyse mümkün değil.Poliste, yargıda, bürokraside, medyada, iş dünyasında çok etkin konumlara hep cemaatçi isimlerin getirildiği ileri sürülüyor.Türkiye’yi yerinden oynatan birçok operasyonda da cemaatçi izi olduğu söyleniyor.Hatta son olarak Çankaya’nın bile bu etki altında kalarak kendisine yeni bir rota çizdiği iddiaları var. Başbakan’ın rahatsızlığını bahane ederek “Tayyip Erdoğan sonrası” tartışmalarının da kaynağında yine bu cemaatin olduğunu söyleyenler çoğunlukta.Bu belli ki cemaati de artık rahatsız etmeye başladı. Çünkü bir güç bu kadar açığa çıkarsa, ona yönelik operasyonların da gelmesi kaçınılmaz olabilir. Cemaat bu tehlikeyi görüyordur mutlaka ve sanıyorum önlemini almak için de yoğun bir halkla ilişkiler çalışması başlattı.Son günlerde cemaatçi olmadığı bilinen, hatta dinle bile hiçbir ilgisi olmayan kimi yazarlar, akademisyenler “Fethullah Gülen paranoyası” olduğunu belirten yazıları kaleme alıyorlar.Hafif dalga geçen üsluplarla yazılan bu yazılarda “cemaatin etkisinin abartıldığı, her taşın altında cemaat arandığı, bu paranoyanın toplumu yanlışa götürdüğü” belirtiliyor.Bunları gösterge olarak kabul edersek, iktidar çevresindeki gruplar arasında çok ciddi bir “bilek güreşi” yaşandığını söyleyebilirim. Gelişmeleri nasıl olsa birlikte yaşayacağız, şimdilik bu kadar.*****CANIMI SIKAN ŞEYLERKöprüde eziyetİnsanın başına gelmeyince bazı şeyleri öğrenemiyor. Öğrenince de canı sıkılıyor.Köprü ve otoyollarda biliyorsunuz artık para geçmiyor. Ya OGS adı verilen bir cihaz kullanacaksınız ya da KGS denilen bir kart.Geçen cuma karşıya geçerken gişelerdeki ekranda “Kaçak geçiş, 41 lira bilmem kaç kuruş ceza” yazısını okudum. Büyük ihtimalle ya sistem OGS’yi okumadı ya da kredi bitti. Ama kredi bitse önceki birkaç geçişte ekranda bu uyarı çıkardı.Ertesi gece yine köprüye geldim, ama geçmeden OGS-KGS merkezine uğradım. Cihazı gösterdim “Biz bakmıyoruz, gündüz gelin” dediler. Peki karşıya nasıl geçeceğiz, kart yine ceza yazabilir. KGS almamı önerdiler. Şansa bakın ki üzerimde bir kuruş yok. Kredi kartı ile almak istedim, olmazmış, sadece nakit çalışıyorlarmış.Günde on binlerce aracın geçtiği köprüdeki memurlar normal mesai yapıyor, hafta sonları da çalışmıyorlar. Nöbetçi yok.KGS almak için kredi kartı kullanamıyorsun. Artık bakkaldan kibrit alırken bile kullanılan kredi kartı köprülerde geçmiyor.Mecburen yine 41 lira bilmem kaç kuruş ceza yazısını okuyarak geçtim karşıya. Şimdi mesai saatleri içinde köprüden bir geçiş yapacağım anı kolluyorum ki, OGS cihazımı göstereyim. Tabii yanımda 50 lira bulunduracağım ki hiç olmazsa KGS alabileyim. İşe bakın.NOT: Bu arada devlet hizmeti olan köprülerde neden bir devlet bankası değil de, Bank Asya hizmet verir?

Devamını Oku

Erdoğan AKP Grubu’ndan güvenoyu alamadı

11 Aralık 2011

Sevgili okurlar; çok ilginç bir haftayı geride bıraktık. Öyle görünüyor ki bu haftaya damgasını vuran gelişmeler önümüzdeki haftalarda da dilimizden düşmeyecek. Başbakan’ın rahatsızlığı ile AKP içinde gizli bir huzursuzluk olduğunu fark ettik. Bu rahatsızlığın yakın gelecekte çok ciddi gelişmelere neden olacağını söylemek yanlış olmaz.Ne oldu böyle?Hafta içinde de yazdım. AKP’ye yandaşlıklarıyla ünlü bazı isimler, Başbakan ameliyat olduktan sonra durup dururken “Erdoğan’dan sonra AKP” tartışması açtı. Dayandıkları nokta ise 2012 ya da 2014’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri. Bu bahaneyi ahlâki ve vicdani bulmadığımı belirtmiştim. Ama tartışmaların ardı arkası kesilmiyor.Ne CumhurbaşkanlığıElbette bir süre sonra yeni Cumhurbaşkanı’nı seçeceğiz. Ama biliyor musunuz, henüz seçim tarihi bile belli değil. Gül’ün görev süresi 5 yıl mı 7 yıl mı, bu bilinmiyor. YSK topu taca atıyor, Meclis kılını kıpırdatmıyor. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı seçiminin bir yasası bile yok. Sadece tahmin ve temenniler var. Ağırlıklı görüş Gül’ün 7 yılı doldurması gerektiği yönünde.Bildiğiniz mi var?Başbakan sağlığına kavuşmak için çırpınırken tahminen üç yıl sonra yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi bahanesi ile “Erdoğan’dan sonra AKP” tartışması açmak çok ayıp. Ancak eğer Başbakan’ın geleceği ile bilmediğimiz bir gerçek varsa durum başka tabii. Ama o zaman da bu tartışmayı açanların dürüst olması ve gerçeği söylemesi gerekmez mi?Garip gelişmelerBir taraftan Erdoğan’ın sağlık durumunun çok iyi olduğu açıklanır ve Başbakan doktorların uyarılarına rağmen “işbaşı yaptı” fotoğrafları çektirirken AKP içinde kaynayan bir kazan olduğunu ve fokurdamanın tencereden taşmaya yol açtığını görüyoruz. Şike ile ilgili son gelişmeler AKP’de çok ciddi bir çekişme olduğunu gözler önüne serdi.Aynen iade kararıŞike cezalarını hafifleten değişiklik teklifi Çankaya’dan veto edilince genel beklenti AKP’nin artık bu değişikliğin arkasında durmayacağı yönündeydi. Bülent Arınç’ın vetoyu destekleyen açıklamaları, Şamil Tayyar’ın zafer çığlıkları bu izlenime neden olmuştu. Beklenmedik gelişme AKP grup başkanvekillerinin “imzamızın arkasındayız” açıklamaları oldu.Başbakan’dan destekAKP grup başkanvekillerinin açıklaması parti içinde şaşkınlık yaratırken, bir beklenmedik gelişme daha oldu ve Başbakan “O imzalar aynı zamanda benim imzamdır, yasa aynen geri gönderilsin” dedi. Muhalefet de iktidarın bu kararının arkasında durdu. Şike yasasına karşı sözler söyleyen bazı AKP’lilerin anında çark etmeleri de mizah konusu oldu.Meclis’e bakalımÇark eden olsun olmasın, gerçeği ortaya çıkaracak yer Meclis Genel Kurulu’ydu elbette ve önceki gece Meclis yasayı aynen iade etmek üzere toplandı. Medya sonucu “Şike yasası aynen iade edildi, 283 milletvekili evet oyu kullandı” diye duyurdu, ama asıl bakılması gereken nokta belki de kasıtlı olarak ihmal edilmişti. O da oylamaya katılan AKP’lilerin sayısı‘ydı.Güvenoyu sayısı yokŞike yasasının görüşülmesine AKP’den 252 milletvekili katıldı. Bu da 74 AKP’linin o sırada Meclis’te olmadığını gösteriyor. Yani AKP’li sayısı Meclis’in salt çoğunluğunu oluşturan 276’nın hayli altında. Elbette bu yasa için 276 AKP’liye ihtiyaç yoktu ama siyasi nezaket, tartışmalara el koyan Genel Başkan’ın arkasında durmayı gerektirir. Bu olmadı.Psikolojik yıkımŞimdi şöyle düşünün. Bir yasa teklifi Genel Başkan rahatsız olduğu için bu konuda konuşmayınca partide yoğun tartışmaya neden olmuş. Genel Başkan hasta yatağından müdahale edip “Bu benim imzam” demiş. Böyle durumlarda, partililer başkanlarının arkasında olduğunu göstermek için Meclis’e tam kadro gelirler. Bu aynı zamanda bir tür güvenoyudur.Demokrasi martavalıTabii şimdi kimileri “Fena mı oldu, AKP’de demokrasi olmadığını söylüyordunuz, şimdi kendinizi inkâr ediyorsunuz” diyebilir. Bu savunma koca bir martavaldır. Parti içi demokrasi bu tür durumlarla ortaya konulmaz. Her konuda indir parmak kaldır parmak kuralına uyanlar eğer bugün böyle bir eylem koyuyorlarsa işin içinde başka şey var demektir.Erdoğan sonrası AKPŞimdi yine dönelim en başa, “Erdoğan sonrası AKP” tartışmalarına. Başbakan’ın beklenmedik ameliyatının içte ve dışta ve şimdilik kapalı kapılar ardında “acaba” sorusuna yol açtığını tahmin ediyorum. Türkiye’den beklentileri olan dış güçlerle, iktidar savaşı yapan iç güçlerin “her ihtimali” gözönüne aldıkları tahmininde bulunmak yanlış olmaz.Aşırı güç endişesiŞurası kesin ki, AKP son seçimlerde aldığı çok yüksek oyla, demokrasiyle yönetilen ülkeler arasında iktidarı en güçlü ülke oldu. Bu tür büyük güçlerin, bir süre sonra zehirlenmeye açık olduğu ve iktidarın başkasına gerek olmadan kendi kendisini yemeye başladığı da bir siyaset gerçeği. Aşırı güç daima endişe yaratır. Türkiye’de yaşanan acaba bu mu?Tersine orantıDüz mantıkla bakıldığında, çok güçlü bir iktidarın tüm sorunları da çözebileceği varsayılır. Ama siyasette bu ters orantılıdır. Güç büyüdükçe sorun çözmek yerine daha büyük sorunların ortaya çıktığı görülür. Nitekim AKP üçüncü kez iktidara geldiği günden beri hiçbir sorunu çözemediği gibi hemen her gün çözümü çok zor yeni sorunlar baş gösteriyor.İsteseniz de durmayabilirAşırı güçlü yapılar bir süre sonra şişer, basınç artar. Adeta bir amiral gemisinin hantallığına ulaşır. Amiral gemisi en önemli güçtür ama bir an gelir bir hücumbota teslim olur, çünkü gemi büyüdükçe, gücü arttıkça hareket yeteneği de azalır. Siz dümeni çevirseniz bile o koca geminin dönüşü hayli zaman alır, bir bakarsınız hücumbot sizi torpillemiş.Türkiye böyle mi?Bazen iktidarın bu hale geldiğini düşünüyorum. Türkiye’yi sarsan, “yenilik” diye yutturulmaya çalışılan, “değişim” adı altında dayatılan pek çok konuda, iktidar yanlışını anlasa bile yanlıştan dönüş yolunu bulamıyor. Belki manevra yapıyor ama tıpkı amiral gemisi gibi döndürmek kolay olmuyor. Bu da paniği artırıyor, yanlışlar yeni yanlışları doğuruyor.Operasyonlar operasyonlar...İktidar gücünü kullanarak birçok operasyona kalkıştı bugüne kadar. Ergenekon, Balyoz, şike, Kürt açılımı, Alevi açılımı, devleti yeniden organize etmek, komşularla sıfır sorun politikası, İsrail’le, AB ile dalaşmak hemen akla gelenler. Ama dikkat edin, hiçbirinde sonuca gidilemediği gibi hemen hepsinde de sorunlar kartopu gibi büyüdü.Şike yasası turnusolüBaşbakan Erdoğan da farkındadır gelinen durumun herhalde. Nitekim son şike yasası turnusol kâğıdı gibi. Çok belli ki iktidar işin tadının kaçtığını, kontrolün elden gittiğini gördü ve şike yasasına müdahale etti. Ama işte amiral gemisi örneğindeki gibi “istese bile” dönüşü gerçekleştirmede sıkıntıya girdi. Kendi yarattığı iklimin esiri oldu, partide ayrılık çıktı.Devam edecektirBaşbakan, aşırı gücün yarattığı basıncın giderek partisine de Türkiye’ye de zarar verdiğini görerek dönüş yolları arayabilir. Ama bunun da başka patlamalara neden olacağı ortadadır. O nedenle istese de manevra yapma yeteneği erozyona uğradığı için başarısız olabilir ve sürekli tavizler vermek zorunda kalabilir. Bu da liderliğini tartışmaya açar.Büyük koalisyonBir başka gerçek de şu ki, AKP çok güçlü ama bu parti aynı zamanda büyük bir koalisyon. Bu koalisyonun tek yapıştırıcısı Başbakan Erdoğan. İktidarın kendi eliyle yarattığı sorunları çözecek tek kişi de Erdoğan. Ama güçlü iktidar basıncı aynı zamanda Erdoğan’ın sorunları çözmesine de engel oluyor. Acaba Türkiye yeniden dizayn edilmek mi isteniyor?Tartışmalara tekrar bakmakBu durumda, “Erdoğan sonrası AKP” tartışmalarına yeniden dönmek ve “Asıl söylenmek istenen, Erdoğan’sız bir Türkiye’yi mi tartışmaya açmak” sorusunu sormak yanlış olmaz. Cumhurbaşkanı’nın tavrı, bir cemaatin son gelişmelerde “aktif taraf” olması, zihnimde bu kuşkuya neden oluyor. Belli ki Türkiye büyük gelişmelere gebe. Hayırlısıyla.Hepinize iyi haftalar dilerim...

Devamını Oku

Bu hafta politik fıkralar da var

10 Aralık 2011

Yıldırım Tuna’dan bu hafta bir dizi fıkra geldi, kıyamadımhepsini koyuyorum. Hepinize keyifli ve neşeli pazarlar dilerim...BarışmaDün gece eski karımı telefonla aradım, “Seni geri istiyorum” dedim, “Seni seviyorum!” Şaşırarak “Hayrola?” dedi “Nasıl oldu bu böyle?” Ben de “Bu gün fotoğrafına bakıyordum da” dedim, “Kısacık siyah saçların, düzgün vücudun, harika gözlerin.” Lafımı kesip “Hangi fotoğrafım o?” diye sordu. “Bu günkü gazetede yayınlanan aşkım” dedim, “Bir elinde şampanya şişesi, diğer elinde üzerinde bu haftaki piyangoda çıkan büyük ikramiyenin yazılı bulunduğu kocaman bir çek olan fotoğrafın miniğim!”HaberBir iyi, bir de kötü haberim var; Açıklandığına göre Yılbaşı geliyor diye işsizlik oranı % 8.4’e düşmüş. Kötü haber de şu ki işe alınacak her personelden iri metal tokalı, kalın siyah kemerli kırmızı elbise, pamuktan yapılmış beyaz sakal ve ucu beyaz ponponlu kırmızı kukuleta isteniyor olması..KahveUluslararası zincire sahip kahve firmaları ülkemizde işe aldıkları elemanlara işe başlamadan önce 32 saat eğitim veriyorlarmış. Her halde ilk 1 saat nasıl kahve pişirileceğini, geri kalan 31 saate bir fincan kahveye 12 lira istenilirken gülmeden, sırıtmadan nasıl düzgün bir yüz ifadesi takınmaları gerektiğini öğretiyor olmalılar..EvliymişBir çift otelin resepsiyonuna gelmişler, genç adam “Karım ve benim için banyolu bir oda rica ediyoruz” demiş. “Çok özür dilerim efendim” demiş resepsiyon görevlisi, “Banyolu odalarımız dolu.. Sadece bir tane duşlu odamız var.” Adam “Mmm, bence olabilir” demiş “Aşkım senin için de uygun mu?..” diye yanındakine sormuş. “Tabii” demiş yanındaki kadın, “Fark etmez bayım..!”RüyaAdam psikiyatrına gitmiş, “Her gece aynı rüyayı görüyorum doktor” demiş, “Dar bir odaya kapatılmışım, kapısında bir yazı var, bütün gücümle kapıyı itiyorum ve açamıyorum.” Doktor “İlginç” demiş doktor, “Kapının üzerinde ne yazıyor?” Adam cevaplamış “Şeyy. Çekiniz!”İşte siyasetçi- Oğlum seninle konuşmamız lazım.. Arabada bir çizik var sen mi çizdin?..- İnanamıyorum baba.. Bunu bana nasıl yakıştırırsın?..- Dün çizik yoktu, arabayı en son sen aldın, daha sonra kimse kullanmadı, başka kim yapabilir ki?- Tamam arabayı ben aldım ama asla ben çizmedim..- Ablan seni görmüş.. Geri geri gelirken posta kutusuna çarpmışsın, daha sonra inip bir de kontrol etmişsin.. Şimdi tekrar soruyorum.. Evet ya da Hayır de..!- Yani bir tanığın olduğunu mu söylüyorsun? İlk ifademde direniyorum, arabayı çizen şerefsizdir.- Yahu ablan görmüş diyorum sana..- Tamam.. Ablamın söylediği gibi ben değil posta kutusu çizmiş..O çizebilir.. Ben ona karışamam.. ama ben, söylediğim gibi asla..- Yavrum arabayı sen kullanıyorsun ama?.. Senin inisiyatifin dışında hareket edebilir mi?.. Senin kontrolünün dışına çıkabilir mi?- Olabilir.. Ama sorunuz “Arabayı sen mi çizdin?” İlk beyanatımda direniyorum. Ben asla çizmedim, çizen şerefsizdir. Çizdiyse posta kutusu çizmiştir, olay benim dışımdadır..- Alla Allaahh.. Böyle tuhaf, böyle akıl dışı bir mantığı sen nereden öğrendin oğlum?..- Pes baba.. TV’de hiç mi haberleri izlemiyorsun ha?.. Hiç mi olanlardan ders almıyorsun?.. Herkes bunu pekala kabul ediyor.. Yeni düşünce tarzı..Haber sızdırmaMuhalefet lideri seçim konuşması yapmak için bir şehre gelmiş, bir bakmış ki meydanda hazırlanan kürsünün önünde sadece 30-40 kişi.. “Benim bizzat konuşma yapacağım bildirildi mi?” diye sertçe çıkışmış yetkililere, “Hayır efendim inanın kimseye bildirmedik” diye cevap vermiş il başkanı, “Ama sanıyorum bir şekilde birileri sızdırmış olmalı..!”Ana haberlerSizce tuhaf değil mi?.. Akşam ana haberleri sunan TV spikerleri hep “İyi akşamlar” diye başlıyorlar ve o akşamın ‘iyi olmadığını’ bıkmadan, usanmadan sürekli anlatıp duruyorlar!”*****Gani Yıldız’danUluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi’nin açıklamasına göre Türkiye, basın özgürlüğünde en kötü ülkeler arasındaymış. O zaman, “İyi kötü özgür bir basınımız var” diyenleri uyaralım: “İyi”sini atın, “kötü” bir basın özgürlüğümüz var!***Fiyatlardaki düşüşe rağmen ilaca ulaşmakta sorun yaşanıyor. Oysa bu ülkede ilaçsız yaşanamaz; ileri demokrasi adı altında yapılanlar için tansiyon hapına, trafik keşmekeşi için sakinleştiriciye, borçlarla uyuyabilmek için uyku ilacına ihtiyaç var!***Legatum Enstitüsü’nün yayımladığı “Refah Endeksi”nde Türkiye, 110 ülke arasında 75’inci olmuş. Ülkenin refah içinde olduğunu savunanların buna cevabını duyar gibiyiz: “İlk 75’teyiz, daha ne istiyorsunuz?!”***Hopa olaylarını protesto ederken gözaltına alınan arkadaşlarına moral vermek için saçlarını kestiren gençler örgüt üyeliğinden tutuklanmış. İleri demokrasi tıraşına devam edenler bu konuda ne düşünür acaba?***AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, “Veto edilen şike yasası konusunda partide çatlak yok, farklı fikirler var” demiş. Aynı şey CHP’de olsa bunlar fikir değil, “çatlak, patlak, kırık, çıkık, yıkık, dökük” olurdu!***Meclis Genel Kurulu’ndaki vekillerimiz haberleri tablet bilgisayarlardan takip ediyormuş. Bu ülkede vekil tabletle uğraşırken hapı yutan vatandaş oluyor gibi...***Avrupa’daki krizi depreme benzeten Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, “Avrupa depremi yaşarken biz kolon sağlamlaştırıyoruz” demiş. Deprem konusunda ne halde olduğumuz belliyken benzetmeyi bunun üzerinden yapmak talihsizlik gibi...***Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, “Türkiye’de kriz olmaz, bugün 2001 yılındaki şartlar yok” demiş. Evet, belki 2001 şartları yok ama insan 2011 şartlarından da korkuyor!***Wall Street Journal, “Yüksek enflasyon ve cari açık kokteyli Türkiye’de baş ağrısı yaptı” demiş. Biz böyle durumları kafaya takmayız; acı reçeteli ilaç alırız, ağrıyı bir süreliğine unuturuz...***ABD Başkan Yardımcısı’ndan sonra Savunma Bakanı da bu ay Türkiye’ye geliyormuş. Trafiğe bakılırsa “Yankee go home!” günleri çok geride kaldı. Şimdi, “Welcome home!” zamanı.

Devamını Oku

Geri zekâlılık savcıdan döndü

9 Aralık 2011

Başlık için özür dilerim ama başka bir tanım bulmak çok zor geldi. Çünkü olay tam bir geri zekâlılık örneği. Dahası, herkesi aptal, sersem yerine koyma alışkanlığının bir yansımasıydı. Neyse ki savcılar bile “bu kadarını da yapmayın artık” demiş olmalılar ki, beklenenin aksine bir karar verdiler.Konu Aydınlık Gazetesi’ne yapılan son baskın. Bugüne kadar 7 kez basılan Aydınlık yayın grubuna bu kez yöneltilen suçlama “Başbakan’a tuzak hazırlamak” olarak açıklanmıştı.İddiaya göre Aydınlık Gazetesi Başbakan Erdoğan’ın adını kullanarak bir e-mail hazırlamış. Mail’de Başbakan Taraf Gazetesi’ne Odatv’ye yönelik saldırı hakkında talimat veriyor.Güya bu e-mail’in çıktısı ağustos ayında yapılan “olağan Aydınlık baskınlarından” birinde bulunmuş. Polis bu e-mail çıktısı üzerinde derin araştırmalar yapmış. Hatta bu nedenle Taraf Gazetesi Genel Yayın Müdürü’nü emniyete çağırıp bilgi vermiş.İşin komiği, polisler Taraf’ın Yayın Yönetmeni’ne “gizlilik yemini” bile ettirmişler. O da bu yeminine sadık kalarak bugüne kadar hiçbir açıklamada bulunmamış, gazetesi de yayın yapmamış.Sonunda polis derin araştırmalarının sonucunda Aydınlık’a yeni bir baskın yapmış, gazetenin sahibi ile Çorlu’daki üç kişiyi gözaltına almış.Bunları Taraf’ın yayınlarından öğrendik. Gazete sürmanşetten Başbakan’a hazırlanan tuzağı ballandıra ballandıra anlatıyordu. Gerçi hepsi okumuş çocuk olduklarından bu kadar geri zekâlı bir komploya inanmadıklarını da belirtiyorlardı ama, neticede “bidon kafalı muamelesi yaptıkları” halka bu haberi sunmakta da bir sakınca görmemişler anlaşılan.Sonunda iddialar ve sanıklar savcının önüne getirildi. Savcı mahkemeye bile göndermeye gerek duymadan sanıkları serbest bıraktı. Bugüne kadar son derece akılsızca iddiaları bile ciddiye alıp nice aydını, gazeteciyi, akademisyeni, siyasetçiyi, askeri tutuklatan savcılar herhalde “Bu kadarı da olmaz ki. Kimse yemez bunları” diye düşündüler.Neyse bu kadar geri zekâlı bir komplonun bozulması elbette sevindirici bir gelişme. “Yeni Türkiye’nin” çığırtkanları “Biz ne kadar geri zekâlı komplolar hazırlasak da, nasıl olsa savcılar istediğimizi yapacak, hâkimler de tutuklamaları gerçekleştirecek” kolaycılığından vazgeçerler belki. Gerçekten akıl, fikir, zekâ ürünü komplolar hazırlamaya yönelirler.*****Hakkınızdır dalganızı geçin!Galatasaraylılar haklı, ne kadar dalga geçerlerse geçebilirler.Hele benim Kanaltürk’te “Galatasaray yarın akşam Fenerbahçe’yi yenemez de, haydi diyelim ki yendi, ne olacak. Bitmiş bir ligde bu galibiyetin ne anlamı var” sözlerimden sonra gerçekten haklılar.Tebrikler, Galatasaray nihayet Fenerbahçe’yi yendi.Bu sayede Başkan’ı da kurtuldu, teknik direktörü de.Fenerbahçe bunca sıkıntısı içinde Galatasaray’a bir iyilik yapmış oldu.Şaka bir yana, en keyif aldığım şeylerin başında Fenerbahçe Galatasaray rekabetini körüklemek ve bunun yarattığı “tartışmalı” ortamlardan gülerek ve kol kola çıkabilmek.Ama şunu da itiraf edeyim. Bu ligin başından beri hiç seyretmedim Fenerbahçe’yi, Galatasaray maçını da izlemedim. Bir ara başka bir ekranda 2-0’ı görünce biraz heyecanlandım, ama o da kısa sürede geçti. Maçın sonucunu inanın ertesi sabah Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde derse girdiğimde öğrencilerin elindeki gazetelerden öğrendim.50 yıldır ilk kez bu kadar meraksızım, ilgisizim. Çünkü bu ligin anlamı da yok heyecanı da.İktidar hırsları uğruna tüm halkın elinden bu keyfi aldılar. Şimdi de birbirlerine girdiler.Ne diyeyim artık.*****Şu maşa edebiyatından kurtulun artıkBakan Egemen Bağış’a gençler yumurta atmışlar. Bu ikincisi. İlkinde yumurta isabet etmemiş ama Bağış’ın ceketini kirletmişti. Bu kez yumurta Bağış’ın yüzüne gelmiş. Canı çok yanmıştır, geçmiş olsun.Yumurta atmak dünyada da uygulanan bir protesto eylemidir. Gerçi doğrusu çürük yumurtadır, isabet etse de etmese de kırıldığında çok kötü bir koku yayar ve koku bir türlü çıkmaz. Zaten yumurta bunun için atılır.Bizde çürük yumurta bulamayan protestocular güzelim taze yumurtaları atıyorlar. Yumurtanın atılanın yüzüne gelmesi hoş değil, amacı aşıyor. Yumurta can yakmak için atılmaz.Egemen Bağış, haliyle çok sinirlenmiş tabii. Kendine geldikten sonra açmış ağzını yummuş gözünü. Doğaldır, canı yanan o, tepki gösterecek.Ancak yine alışıldık üslubu kullanmış. “Zavallı zihniyetlerin maşası” diyor yumurta atanlara. Piyon olduklarını söylüyor.Neden? O gençlerin kendi aklı fikri yok mu ki birilerinin maşası, piyonu olsunlar.Hem eğer o gençler “maşa” ise “piyon” ise siz de devletsiniz, maşayı tutanları yakalasanıza.Bu edebiyat çaresizliğin edebiyatıdır. Yumurta atanların ne istediğini düşünmeyip bunu başkalarının adına yaptıklarını söyleyerek sorumluluktan kaçmaktır. İktidar uğradığı her protestodan sonra bu yola sapıyor. Görünmeyen güçlerin harekete geçtiğini ileri sürüyor.Halkın kafasında hep “bir gizli güç” imajını taze tutup, sonra güya mücadele ediyor ve demokrasiyi kuruyor adı altında faşizmi dayatıyor.Bu oyun aslında bayatladı ama, iktidara biat etmiş olan kör gözler aldırmıyor bile. *****Füze değil kalkanmışİktidar, göbeğini kaşıyan adamlar, bidon kafalılar gibi çok küçük bir kesime yönelik sıfatlandırma yapanlara çok öfkeleniyor ama işine gelince tüm Türkiye’ye bidon kafalı muamelesi yapmaktan hiç çekinmiyor.İşte, hepimizi aptal yerine koyan son açıklama Savunma Bakanı’ndan geldi.Sayın bakan diyor ki “Malatya’ya kurulan füze kalkanı değil, radar üssüdür. Burada füze yok, sadece uyarı sistemi var.”Herkes aptal yerine konulunca bu açıklama da mantıklı gibi görünüyor.Ama işin aslı öyle değil ki. Evet Malatya’daki bir radar erken uyarı sistemi.Ama bu sistem, ateşleme düğmesi başkalarının elinde olan bir füze saldırı sistemine bağlı.Yani, füzeler erken uyarı radarlarının yanında olsa da olmasa da bir şey fark etmiyor. Bu sistem kapsama alanı içinde bir füze gördüğü an harekete geçip uyarısını yapıyor ve Türkiye dışındaki bir yerden karşı füzeler ateşleniyor.Sonuçta, demek ki birileri Batı’ya ya da Batı’nın tuttuğu herhangi bir ülkeye yönelik bir füze saldırısı başlatmadan önce, hedefi koruyan erken uyarı sistemini devreden çıkarmak zorunda hissedecektir kendini.İsrail’e bir füze atacaksanız önce bunu saptayacak merkezi yok etmek durumundasınız ki, karşı füze harekâtı devreye girmesin.Demek ki Bakan’ın “Burada füze yok ki” gibi masumane konuşarak yaptığı konuşmanın hiçbir anlamı yoktur. Füze olsa da olmasa da “cephe” ülkelerinin başında Türkiye vardır.Bu gerçeği türlü çarpıtmalarla başka türlü göstermeye çalışmak tüm halkı aptal yerine koymakla eş değerdir.*****Enerji Bakanı Taner Yıldız, “Yılbaşında doğalgaza zam var ya da yok demem doğru olmaz” demiş. Kesin bir dil kullanıp vatandaşı gaza getirmekten çekinen doğal bir bakanımız olduğu için çok şanslıyız! (Gani Yıldız)

Devamını Oku

Hayrola, Tayyip Bey’den vaz mı geçtiniz?

8 Aralık 2011

Dikkat ediyor musunuz, son birkaç gündür, pek çok yandaş köşe yazarı ve televizyona çıkan bazı kişiler “Tayyip Erdoğan’dan sonra ne olur?” sorusuna cevap arıyorlar.Nereden çıktı bu soru?Tayyip Erdoğan bir yere mi gidiyor?Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı 2014’te bitiyor, Erdoğan Köşk’e çıkıyor. Bu durumda AKP’nin başına kim gelir? Bunu tartışıyorlarmış.Peki sırası mı şimdi?Tayyip Erdoğan, önemini şu anda tam bilemediğimiz bir ameliyat geçirdi, evinde dinleniyor.Tıp açısından tatmin edici bir bilgi verilmediği için “fısıltı gazetesi” almış başını gidiyor.Ve tam bu sırada “Tayyip Bey’den sonrası” tartışması başlıyor.Kusura bakmayın ama, en aptala bile “Biz önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kastediyoruz. Tayyip Bey Çankaya’ya çıkınca ne olacağını sorguluyoruz” bahanesini anlatamaz kimse.Diyelim ki bu bahaneyi anlattılar, millet de amiyane tabirle bunu yedi. Bu da en azından geçirdiği ameliyatın etkilerini üzerinden atmak için çabalayan Başbakan’a saygısızlıktır.Bu tartışmalar genellikle yandaş olarak bilinen kalemler arasında sürüyor. Çok sevdikleri bir laf var hani; “empati.” Yani kendini karşındakinin yerine koyma.Biraz empati yapsalar şu anda evinde dinlenen Tayyip Erdoğan’ın ruh halini gözlerinin önüne getirebilirler.Ciddi bir ameliyat geçirmiş evinizde dinleniyorsunuz ve birileri dışarıda, başka bir bahane üzerinden “sizden sonra ne olacağını” konuşuyor.Bunda bir iyi niyet olabilir mi?Gelelim kafama asıl takılan soruya; “Yandaş takım neden Tayyip Erdoğan sonrasını tartışır, bu konuda ahkâm keser?”Sanki Tayyip Erdoğan bugüne kadar her şeyi şansa bırakmış, kendini olayların akışına kaptırmış da, Çankaya’ya çıktığında ne yapacağını henüz bilmiyor.Aslına bakarsanız o yandaşlar Erdoğan’ın kararını çoktan vermiş olduğundan adları gibi emindirler ama, belli ki başka amaçlarla konuyu şimdiden tartışmaya açtılar.Hepsi zaten Başbakan’la da Cumhurbaşkanı ile de sık sık görüşme fırsatı bulan yandaş isimlerin bu konuya girmeleri insanın aklına ister istemez bazı kuşkular sokuyor.Örneğin “Tayyip Erdoğan bir süre sonra gerçekten köşke mi çıkacak yoksa siyaseti, muhtemelen sağlık sorunlarını öne sürerek bırakacak mı?’’Hazırlık Çankaya’daki bir Erdoğan’a göre mi yoksa siyasette hiç olmayan bir Erdoğan’a göre mi yapılıyor?Sonuç olarak neresinden bakarsanız bakın, henüz evinde dinlenen ameliyatlı bir Başbakan için ayıplı bir tartışmadır bu.NOT: Cumhurbaşkanlığı bahanesi ya da başka bir şey. Tayyip Erdoğan sonrası ile ilgili benim de bir analizim var. Ama en azından Erdoğan’ın sağlığına kavuşmasından sonra sizlerle paylaşmak isterim*****Gül’ün görev süresi kaç yıl?Yeri gelmişken, Cumhurbaşkanlığı ile ilgili bir noktayı da hatırlatmak istiyorum.Şu anda Gül’ün görev süresinin 2012’de mi yoksa 2014’te mi biteceği konusu kesin değil. Gül’ün görevi 5 yıl olarak da 7 yıl olarak da kabul edilebilir. Ama bu konuda bir karar yok.Kişisel tahminim Gül’ün görev süresinin 7 yıl süreceği yönünde. Çünkü Tayyip Erdoğan’ın “2023 hedefi” var. Eğer Başbakan iki kez üst üste Cumhurbaşkanı seçileceğine inanıyorsa, 2012’de yapılacak bir Cumhurbaşkanlığı seçimi ile 2022’ye kadar devam eder ve kendi koyduğu hedefe ulaşıldığında kenarda bekliyor olur.Oysa Cumhurbaşkanlığı seçimi 2014’te yapılırsa ve Erdoğan üst üste iki kere seçimi kazanırsa o takdirde 2023 hedefini Çankaya Köşkü’nde karşılamış olur.Başbakan gibi hedeflerine ulaşmak için büyük çaba harcayan bir siyasetçi, 2023 yılını tam yetkiyle görev başındayken yaşamak ister.Ancak şike vetosu ile gündeme gelen “AKP’de Gül çatlağı” türü haberlerin yaygınlaşması ve bunun rahatsız edici boyuta ulaşması halinde Başbakan kararını verip 2012’de Cumhurbaşkanlığı sandığını halkın önüne koyuverir. Bunu da bir kenara not edin.*****İktidar AB’yi zaten istemiyorduAKP iktidarının “AB’ye girme” hedefini, kendi tabanı dışında kalan kesimleri yanıltmak için kullandığını, asıl amacın AB olmadığını çok uzun yıllardır iddia ederek yazıyorum. Geçmiş yazılarımı hatırlayan olacaktır, özetle şunu söylüyordum;“AKP’nin hedefi AB değil. Ancak meşru olabilmek, devlette tutunabilmek için AB bahanesini öne sürüyor. Böylelikle, sağ ve sol entelektüel kesimleri etkilemeyi amaçlıyor. AKP AB’yi çok istiyor gibi davranacak ama girmemek için de elinden geleni yapacaktır.”Nitekim hatırlayın, iktidarın ilk yıllarında, girmemiz değil, bir görüşme tarihi alabilmemiz için verilen randevuları ne kadar abartmışlar ve sanki AB’ye kabul edilmişiz gibi propagandalar yapmışlardı.Ancak görüşmeler için verilen randevular bitip sıra konu başlıklarına gelince işler rölantiye alınmıştı.Geldiğimiz noktada zaten çok gerideyiz.İktidar AB hedefi ile kendi arzu ettiği noktaya geldi. Devlet çarklarını tümüyle ele geçirdi, orduyu, yargıyı, medyayı, iş dünyasını kendine bağlamayı başardı. Artık etkilemek istediği kesimlerin önüne bir AB havucu koymasına gerek kalmadı.Ve şimdi “Biz girmeyeceğiz, gelsinler yalvarsınlar” babalanması aşamasına geçtiler.Avrupa Birliği’nin içinde bulunduğu sıkıntıyı bahane ederek ve “one minute” çıkışının halkta yarattığı sempatiyi de kullanarak şimdi AB karşıtı oldular. Zaten vatandaşın önemli bir bölümünün de AB’den sıtkının sıyrılması sayesinde şimdi üste çıkan bir görüntü sergiliyorlar.*****Başbakan, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının verilişinin 77’nci yıldönümünde, “Düzenleme pek çok ülkeden önce gerçekleşmiş ancak layıkıyla uygulanamamıştır” demiş. Bu durumda suç, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlarda değil, onu yükseltip yaşatması gerekenlerde. (Gani Yıldız)*****İleri demokrasiTekirdağ F tipi cezaevinde tutuklu olan gençlerden mektup aldım. Bir basın açıklamasına katıldıkları için gece yarısı evlerinden alınan ve aylardır tutuklu olarak tek kişilik hücrelerde tutulan 20’li yaşlardaki gençler yürekler acısı durumlarını anlatıyorlar.Hayatlarının henüz bahar döneminde karartılmaya çalışılan gençler her şeye rağmen insan olmanın temel dayanaklarından biri olan mizahı ironik biçimde dile getirmekten de geri kalmıyorlar.Bana gönderdikleri mektuba bir de “İleri demokrasi” kriterlerini eklemişler, çizgilerle süsleyerek.Size de yazılı olarak aktarayım. Çünkü bu aynı zamanda günümüzün de en korkunç gerçeği;İLERİ DEMOKRASİ: F tipi cezaevleriİLERİ DEMOKRASİ: Uzun tutuklulukİLERİ DEMOKRASİ: Gizli tanıklarİLERİ DEMOKRASİ: Yasal hakların suç gibi gösterilmesiİLERİ DEMOKRASİ: Basılmamış kitabın yasaklanmasıİLERİ DEMOKRASİ: Halkı muhbirleştirme çabasıİLERİ DEMOKRASİ: Dünyada en fazla terör örgütü davası açma rekoru.

Devamını Oku

CHP’ye uyarı; vatandaş çok şikâyetçi

6 Aralık 2011

Cumartesi günü İzmir’deydim. Rotary kulüplerinin sosyal sorumluluk projelerinden biri olan üniversite öğrencilerine yönelik meslek ve kariyer geliştirme seminerine katıldım.Ege Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde öğretmen olmak için heyecanla eğitim gören öğrencilerle 2 saati aşkın bir süre sohbet ettim.Canlı, parlayan gözleriyle geleceğe umutla bakmaya çalışan öğrencilere bir nebze katkım olduysa ne mutlu bana.Seminerden sonra uçak saatine kadar İzmir’in en kalabalık yerlerinden Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde dolayıp hıncahınç dolu kafeteryalarda oturup sohbetler ettim.İzmir bambaşka bir kent. İnsanları özgür, güler yüzlü, umutlu. Ama bir o kadar da hüzünlü, endişeli.Pazar günü CHP’nin mitingi vardı. Yolda yürürken önümü kesenlerin önemli bölümü CHP’den yakındı. AKP’nin uygulamalarına karşıydılar, özellikle İzmir Belediyesi’ne yapılan çirkin operasyon belli ki İzmir halkını çok kızdırmış.Buna karşı CHP’nin kayıtsızlığından yakınıyorlar. Pek çok kişi “Yarın miting var, gideceğiz ama CHP bilmeli ki onları desteklediğimiz için değil AKP’ye karşı olduğumuzu göstermek için alanda olacağız.”İzmirliler AKP’lilerin ve yandaşlarının “AKP kıyıları da ele geçirecek. İzmir ilk seçimde düşecek, İzmir halkı artık gerçek hizmet bekliyor” yolundaki haber ve yorumlara da çok öfkeliler.“Haydi gelsinler de alsınlar, burası başka yerler gibi rüşvetle oy satmaz” diye öfkesini dile getiren o kadar çok yurttaşa rastladım ki...Sözü CHP’ye getirmek istiyorum. CHP giderek kan kaybediyor.Parti yönetimi berbat halde. Herkes konuşuyor, disiplin bitmiş, parti politikası yok, partinin temel ilkelerini bilen de uygulayan da kalmamış.Örneğin dün İzmirli bir okurum “Biliyor musunuz Kemal Bey ilk kez Mustafa Kemal Atatürk’ün adını ağzına aldı” deyince içimin cız ettiğini söylemeliyim.Kemal Bey elbette Atatürk’ün adını anmıştır herhalde bugüne kadar, ama vatandaşın gözünde bu böyle.Genel kanı CHP’nin siyaset yapamadığı yolunda. Partinin sürekli olarak AKP’nin tuzağına düşmesi, gündemi Erdoğan’ın belirlemesi, etkili hiçbir eylem yapılamaması, AKP’ye verilen cevapların ilkokul düzeyinde kalması, Kılıçdaroğlu’nun kendi oğlunun yaşını bile hatırlamaması CHP’lileri çıldırtıyor.CHP bu uyarıları dikkate almalı. Parti yerine bir türlü oturamıyor, pek çok il yönetimi görevden alınıyor; sonra olmadı, bir daha alınıyor, eskiler küstürülüyor, yenilerin umudu kırılıyor.CHP bu durumda. Buna bir de medyanın, misyonu gereği sürekli CHP’ye muhalefet etmesi de eklenince vatandaşın umudu iyice kırılıyor.*****Meclis şike yasasının arkasında durmalıŞike yasasının veto edilmesi yanlış oldu. Dün de yazdım, acaba Cumhurbaşkanı eğer bu yasa 4 partinin ortak kararı değil de bir hükümet tasarısı olsa ve Başbakan Erdoğan arkasında dursaydı yine veto kararı alır mıydı? Pek tahmin etmiyorum.“Yeni Türkiye” diye yırtınan bir avuç maskeli faşist, şike olayından Ergenekon’a uzanmak amacıyla ortalığı birbirine katıyor.Ortaya dökülen sözde ahlâkçılar “Şike yapan, organize suç örgütü kuran, buradan da darbecilere destek olanlar kurtulsun mu?” yaygarası yaparak konuyu hukuk alanından çıkarıp iğrenç bir popülist ortama taşımaya çalışıyor.Elbette şikenin affı olmamalı. Ama futbol sonuçta bir şov olayıdır, bir eğlencedir. Bunu bozmaya kalkanı cezalandıracaksın da 15-20 yıl hapse atarak değil. Makul süre hapis yatar, her türlü spordan ve yöneticilikten menedilir, başında bulunduğu takıma da küme düşme dâhil bir ceza verilir, olur biter.Ama yaratılan ortama bakın. Türkiye’de herkesten hesap sorulurken, kimsenin baş edemediği büyük bir güç harekete geçmiş, Meclis’i de etkisi altına almış, bir tek kişiyi kurtarmak için yasa çıkarmış.Niye, hapiste bir tek Aziz Yıldırım mı var? Yarın öbür gün bir telefon kaydıyla, bir kötü niyetli gizli tanık ifadesiyle Türkiye’nin bir ucundaki köy takımının başkanı içeri bir girer bir daha çıkamaz. Hak mı bu, hukuk mu?Bu yasa değişikliği iktidar partisi dâhil meclisteki tüm partilerin ortak imzasıyla yasalaştı. Bu nedenle her partiye düşen attıkları imzanın arkasında olmalarıdır.AKP, CHP ve MHP temsilcileri imzalarının arkasında duracaklarını söylediler. CHP - MHP bunu başarabilir ama AKP grubunun ne yapacağı meçhul. Grup Başkanvekili iddialı konuşuyor ama sonuçta Başbakan’ın kararı gerekli. İlk operasyon herhalde ona rağmen yapılmadı. O halde Başbakan’ın da partisinin arkasında durması gerek.*****CHP ve MHP tuzağa mı düştü?Şike yasasındaki değişiklik konusunda iktidar partisinin tuzağına düşüldüğü ihtimali var gibi geliyor bana.AKP bunu ikinci kez yapıyor. İlkinde tutuklu milletvekillerinin serbest bırakılmasını sağlamak için AKP ile CHP arasında bir mutabakat imzalanmıştı. Her iki partinin de yöneticileri bunu bir “demokrasi bildirgesi” olarak sunmuşlardı kamuoyuna.Beklenti, Meclis iradesinin mahkemeler tarafından dikkate alınacağı ve tutuklu milletvekillerinin tahliye edileceği yönündeydi.Ancak AKP bu sözünü tutmadı. Mahkemeler de tahliye kararlarını vermediler.Benzeri şike yasasında yaşandı. Her nedense AKP bu kez tek başına hareket etmedi ve işin içine muhalefeti de çekti. Sonra Cumhurbaşkanı eliyle bundan caydı.Sonuçta medyanın da desteği ile AKP işin içinden sıyrılabilir. Ama “onca konu varken iktidarla şike konusunda anlaşan muhalefet” algısı kalacaktır akıllarda.CHP ve MHP tutuklu milletvekillerini kurtarabilmek için hiçbir şey yapamazken futbolla ilgili bir konuda çok iştahlı davranmakla suçlanacaktır.Kısacası AKP bu işin içinden pirüpak çıkarken, muhalefet kirlenmiş olacaktır.CHP ve MHP, siyasete de iktidara güvenmemeleri gerektiğini bir türlü öğrenemiyor.*****Aydınlık’a baskınAydınlık Gazetesi’nin de içinde bulunduğu medya grubu yanılmıyorsam dün 7’inci baskına sahne oldu. Bu kez Aydınlık Gazetesi’nin sahibinin evine baskın yapıldı.Şu ana kadar öğrendiğimiz gerekçe, Ergenekon bağlantısı.İşe bakın ki Aydınlık’a yapılan baskınlar bitmek bilmiyor, sanki her gün yeni bir şey öğreniyorlar da harekete geçiyorlar.Çok merak ediyorum, acaba Aydınlık Gazetesi son günlerde Kâşif Kozinoğlu ile ilgili haberler yapmasaydı, tirajı da sürekli artmasaydı, dünkü baskın olur muydu?Artık bu Ergenekon olayının da tadı iyice kaçtı. Soruşturmalarda açıklar çıktıkça, belgeler çürütüldükçe, söylenen yalanlar, atılan iftiralar anlaşılmaya başlandıkça yeni bir operasyonla karşı karşıya kalıyoruz.Adeta “Oturun oturduğunuz yerde, bunları söylediğiniz sürece hepinizi içeri atarız” mesajı veriliyor.Hâlâ kimi yandaşlar “Ne var, Türkiye’de herkes konuşabiliyor, kimseye baskı yapılmıyor” diye yaygara koparmayı sürdürüyor.Allahım sen aklımızı koru.*****Konu futbol olunca sporun ruhuna uymayan birçok kelime duymak zorunda kalıyoruz. Galiba, “Futbol asla sadece futbol değildir” önermesini yanlış anladık! (Gani Yıldız)

Devamını Oku

Bu lig derhal durdurulmalı

5 Aralık 2011

Futbolun, birinci ligin artık hiçbir önemi ve esprisi kalmadı.Kimse maç izlemek istemiyor. Maç sonuçlarını bile doğru dürüst merak eden yok.Çünkü futbola bir hançer sapladılar. İşin keyifini kaçırdılar.Neden?İki nedeni var:Birincisi, iktidar her alanda olduğu gibi sporda, özellikle futbolda da egemenliğini kanıtlamak istedi. “Bu işin de tek hâkimi benim, başka kimseyi tanımam” dedi.İkincisi, iktidardan nemalanmak için sürekli çabalayan, medyadaki hâkimiyetlerinden dolayı sesleri de çok yüksek çıkan bir kesimin her şeyi olduğu gibi futbolu ve sporu da Ergenekon’a bağlama hırs ve telaşları.Dikkat ederseniz, futbolda şike tartışmalarını “dokunulmayana dokunmak” olarak tanımlayan, şikeye karıştıkları ileri sürülenlerin hapisten çıkarılmamasını isteyenler hep aynı kaynaktan geliyor.Hazırlanan soruşturma dosyaları bile bu kesimdeki kimi gazetecilerin marifetiyle ortaya çıkarıldı. Ergenekon ve benzeri davalarda “aşağılama, karalama, itibar zedeleme” operasyonlarının sürdürülmesi için sözde belge ve bilgiler kimler tarafından veriliyorsa şike olayında da yer aynı.Şimdi konu bambaşka bir noktaya geldi. Şike iddianamesi açıklandı. İddialar zamanında İmralı’daki şahsa yöneltilenden bile beter ve daha ağır cezaları içeriyor.Asıl amaç sporu ele geçirmek ve Ergenekonvari bir hava yaratmak olunca akıl, mantık, vicdan da bir kenara bırakılmış durumda.Bu andan sonra ligin devam etmesinin hiçbir anlamı yok.Başkan ve üyeleri bizzat iktidar tarafından belirlenen Futbol Federasyonu’nun beceriksizliği, çapsızlığı ile ligin zaten selametle sonuçlanmasına olanak yok.Birbirimizi kandırmanın, televizyonlarda sert kavgalara girişmenin, konuyu güya hukuki boyuttan konuşuyor da çözüm arıyormuş gibi yapmanın hiç âlemi yok.Belli ki karar alınmış. Kime ne yapılacağı önceden biliniyor.Vatandaşı da üzmenin, taraftarlar arasına daha fazla düşmanlık tohumları serpmenin bir yarar sağlamayacağı ortada.Fenerbahçe düşürülecekse düşürülsün.Aziz Yıldırım’a çok ağır ceza verilecekse verilsin.Düşürülmesi istenen başka takımlar varsa düşürülsün.Hak mahrumiyeti alması istenenler kimlerse onlar açıklansın.Oyun oynamakla zaman yitirmeyelim.İktidar eninde sonunda istediğini yapacak.Ahlak polisi edasıyla “Yeni Türkiye” çığlıkları atanlar da kına yaksın.*****Gökmen’le Yasin’in babasıYaşı 50’lerde olanlar için Gökmen ve Yasin (Özdenak) ismi çok önemlidir. Türk futbolunun iki kardeş ismi 30 yıl önce sahalarda fırtınalar estirirdi. Yasin kaleci, Gökmen santrfor olarak iki büyük yıldızdı.Dün öğle saatlerinde yazılarıma hazırlık yaparken telefon çaldı. Arayan, “Can bey 90 yaşında bir okurunuzum” dedi. Pazar günü yazdığım bedelli askerlik üzerine esprili yazımı okumuş. “Sen 18 ay yapmışsın, biz savaş yıllarına denk geldik, tam 4 yıl askerdeydim, ben de paramı isterim” diye yazımdaki espriye katılınca “Sizin hakkınızı ödeyemeyiz ki” karşılığını verdim.Askerlik yaptığı yıllardan biraz söz etti, savaş yıllarını anlatırken sesine bir hüzün çöktü. Sonra “biliyor musun ben kimim?” dedikten sonra “Adım Osman, soyadım da Özdenak” diye ekledi.10 saniye kadar düşündükten sonra “Gökmen’le Yasin” dedim. “Bravo, iyi hatırladın” deyince “Onlar unutulur mu” dedim ben de.“Bak” dedi “Sana bir sır vereyim. Gökmen’le Yasin çocukken biz aslında Fenerbahçeliydik. Tıpkı senin gibi. Sonra çocuklar İstanbulspor’a geçip Fenerbahçe’ye rakip olunca bende de bir İstanbulspor sevgisi başladı. Sonra Galatasaray’a geçtiler, o günden beri ben de Galatasaraylıyım, kusura bakma.”Karşılıklı güldük. Osman Bey “yıllarca oğullarımın da sayesinde futbolla çok yakındım. Ama artık futbol keyif vermiyor. Futbolun canına okundu, ne heyecan kaldı ne rekabet. İnan, maçlara bakmıyorum, merak bile etmiyorum” dedi.90 yaşındaki Osman Özdenak her gün gazeteleri okuyor, televizyonları izliyor, ülkede ne olup bittiğini enerjisinden hiçbir şey yitirmeden gözlüyor. Milyolarca kişi gibi o da futbola sokulan hançerden rahatsız. Ne kötü...*****Tayyip Bey istemese Gül veto eder miydi?Cumhurbaşkanı Abdullah Gül şike yasasını veto ederek gürültüsü çok çıkan “Yeni Türkiye” slogancılarının kahramanı oldu. Gül “sorumlu cumhurbaşkanı” gibi davrandığı için övülüyor şimdi.Neymiş, aynı yasayı daha önce onaylamış, şimdi değişikliği imzalaması Çankaya’yı noter durumuna düşürürmüş, ayrıca kamuoyunun tepkisini göz önüne almış.Laflar güzel de, ne kadar doğru?Örneğin çok merak ediyorum, eğer şike yasasındaki değişiklik 4 partinin ortak kararı değil de hükümet tasarısı olarak gelseydi Cumhurbaşkanı şimdiki gibi mi davranırdı. AKP’yi ve Başbakan Erdoğan’ı karşısına alabilir miydi?Örneğin bedelli yasa tasarısı kabul edildi Meclis’te. Başbakan’a sormuşlardı yasa görüşülürken “Meclis’de bir değişikliğe uğrar mı?” diye. Başbakan da “Cık” demişti kafasını iki yana sallayarak “Hiçbir şey olmaz.”Bedelli konusunda da kamuoyu tepkisi vardı, vicdanları rahatsız ediyordu bu yasa ama cumhurbaşkanı tereddüt etmedi imzalamakta.Haydi işin vicdan ve kamuoyu baskısı tarafını geçelim, yaş sınırı ve miktar çok bulunmuştu geniş bir kesimde, Cumhurbaşkanı yine tereddüt etmemişti.Yine sorayım “Başbakan bu değişikliğin arkasında duran iki cümle söylese veto yine de gelir miydi?”*****Ergenekon sanıklarına ziyaret yasağıHaklarında sürdürülen soruşturmalar nedeniyle tutuklu olan on binlerce kişi var. Bu kişilerin aileleri, yakınları ve arkadaşları savcılardan izin alarak ziyarette bulunabiliyor.Nitekim kamuoyuna da çok yansıdı, şike soruşturması nedeniyle tutuklanan pek çok ünlü, yakınları ve arkadaşları tarafından ziyaret edilebiliyor.Uyuşturucudan, kaçakçılıktan, çeşitli adi suçlardan tutuklananlar da ziyaret edilebiliyor.Ancak sıra Ergenekon, Balyoz gibi davalara geldiğinde bu ziyaretlere ya hiç izin verilmiyor ya da çok kısıtlı veriliyor.Dün bir emekli albayla konuştum. Ağlamaklı bir sesle “47 yıllık arkadaşım tutuklu ama savcılık görüşmemize izin vermiyor. Ancak mahkemede 10 metre uzaktan bağırarak konuşabiliyoruz duruşma günlerinde” dedi.Emekli albayın iddiasına göre savcı ile İl Jandarma Alay Komutanı arasında bir tartışma yaşanmış, savcı da bu nedenle hiçbir görüşme talebine izin vermiyormuş.Bu iddia ne kadar doğrudur bilemem ama Ergenekon, Balyoz ve benzeri davalardan tutuklu olanlarla yakınları, arkadaşları zaten büyük sıkıntı içinde, bir de görüştürmeme tavrının kime ne yararı var, anlamak mümkün değil.*****ABD Başkan Yardımcısı ülkemize dublörüyle gelmiş. Bir türlü çözülemeyen sorunları gördükçe insan, “Acaba bizimkiler de o koltuklara dublörlerini mi oturtuyor?” diye sormak istiyor! (Gani Yıldız)

Devamını Oku

Asıl katsayının kaldırılması eşitsizliktir

4 Aralık 2011

Sevgili okurlar; beklenmedik gelişmelerle dolu bir hafta geçirdik. Başbakan Erdoğan’ın ani ameliyatı ister istemez kuşku ve tedirginlik yarattı. Erdoğan’ın ABD Başkan Yardımcısı Biden’ın ziyaretine kadar hiç ortaya çıkmaması, hastaneden taburcu edilirken bile görüntü verilmemesi bu tedirginliği artırmıştı. Neyse ki Başbakan’ın sağlık durumunun iyi olduğu anlaşıldı. Kendisine bir kez daha geçmiş olsun diyerek acil şifalar diliyorum.YÖK’ün katsayı kararıGeçen haftanın en beklenmedik gelişmesi, YÖK Başkanı’nın görev süresinin bitimine çok az kala üniversite giriş sınavlarındaki katsayıyı kaldırmasıydı. Bu kararın tek amacının imam hatip liselerinden mezun olanlara istedikleri üniversitenin kapısını açmak olduğu bilinen bir gerçek. YÖK Başkanı giderayak kendisine yakışan eylemi yaptı. Bu kararın “eşitlikçi” gibi görünmesi ancak safdilleri kandırabilir. Oysa gerçek çok farklı.Beyin yıkama operasyonuSiyasal İslamcı kesim yıllardır laik devlet anlayışı konusunda beyin yıkama amaçlı o kadar çok propaganda yaptı ve medya da buna o kadar çok çanak tuttu ki kavramlar birbirine karıştı. Sonuçta laik devlet anlayışı sürekli yara alırken, toplumun kendi arzusuyla muhafazakârlaşmasının yolu açıldı. En çağdaş görünümlü isimler ile bu beyin yıkama operasyonundan etkilenerek fikir ve görüşlerini yeniden dizayn ettiler.Eşitlik mi sağlandı?İlk bakışta Meslek Liseleri adı altında, ama özel olarak imam hatipler için sağlanan kolaylık “eğitimde eşitlik” gibi görünebilir. Elbette “neden bazıları için üniversite kapılarına engel konuyor?” sorusu kulaklara hoş gelebilir. Buna biraz da inanç açısından soslar eklendiğinde operasyon tamamlanmış oluyor. Önemli kanaat önderleri bile bundan paylarını alarak “Bu zaten bir yaraydı, neyse ki düzeltildi” diye yazabiliyorlar.İki farklı eğitim yoluTemel eğitimden sonra dünyada da bizde de iki farklı eğitim alanı var. Biri üniversite yolunu açarak meslek edindirme yöntemi, diğeri de hemen bir mesleğe yönlendirme eğitimi. Dileyen temel eğitimden sonra üniversite öncesi eğitim alır ve mesleğini gideceği fakülte düzeyinde seçer, dileyen temel eğitimden sonra arzu ettiği mesleğe yönelerek bu alanda eğitim alır. Akranları üniversiteye giderken o da mesleğe terfi eder.Elbette herkese açıkBir meslek eğitimini seçen sadece o mesleğe mahkûm kalmak zorunda mı? Elbette hayır. Nitekim meslek eğitimi alanlar yüksek öğrenime geçmek istediklerinde kendi alanlarındaki fakültelere daha avantajlı biçimde geçebiliyorlardı. Kendi alanı dışındaki eğitim kurumlarına geçmek de elbette mümkün ama bunun belirli kurallarının olması da çok doğal. Nitekim dünyanın gelişmiş tüm ülkelerindeki uygulama da aynen böyledir.Liselere haksızlıkKarşı taraftan bakılacak olursa, meslek eğitimi almış olanların üniversiteye de diğer liselerle eşit koşullarda girmesi lise mezunları açısından haksızlıktır. Elinde en azından bir mesleği olanlarla hiç olmayanların eşit biçimde koşturulmasının hiçbir mantığı yoktur. Bu durumda lise mezunlarının emek verdikleri 4 yılın hiçbir anlamı kalmamaktadır. Üstelik gelecekleri de belirsizdir, buna karşı meslek liselilerin altın bileziği vardır.Türkiye’de durumDünyada hiç tartışılmayan bu konu Türkiye’de neden gündemin en önemli maddesidir? Çünkü 1950’den beri hep başta olan sağ-muhafazakâr iktidarlar dini siyasete alet ederek oy toplamayı “demokratik!” bir yöntem olarak gördüklerinden imam hatip liseleri konusunu istismar etmekten çekinmemişlerdir. Halkın dini duygularını sömüren siyasetçiler, yoksul ve dindar halkı bu yolla kandırmayı seçmiştir.İmam hatiplerin başlangıcıİmam hatip liseleri “Sünni” halkın din görevlisi ihtiyacını karşılamak için 1924 yılında açıldı. İlk sayı dörttü. Ancak bunlar daha sonra kapatıldı yerine imam hatip kursları açıldı. İmam hatip liselerinin (okullarının) asıl başlangıcı Bayar-Menderes dönemindedir. Ardından sayısı hızla arttı. 1974 Ecevit- Erbakan iktidarı döneminde okullar lise statüsü kazandı ve mezunlarına diledikleri üniversiteye girme hakkı verildi.İmam-hatip ihtiyacıİmam hatip liselerinin açılış mantığı din görevlisi açığını kapatmaktır. Ancak sağ iktidarlar yoksul halkı “Çocuğunuz dinini öğrensin” diyerek imam hatiplere özendirmişlerdir. Kendi çocuklarını kolejlere, yabancı ülkelere gönderen din bezirgânları yoksul ve dindar halkı imam hatiplere yönlendirmiştir. Nedense DP, AP, ANAP, DYP’nin yönetici kadrolarında çocuklarını imam hatibe gönderen hiç kimse yoktur.Lise gibi amaEcevit’in meslek eğitimi veren okulları “lise” kapsamına alması özellikle imam hatipleri çok cazip hale getirdi. Çünkü daha önce “okul” iken ağırlıklı din eğitimi verilirdi, lise kapsamına geçilmesiyle birlikte imam hatiplerde matematik, fen ve sosyal dersleri de verilmeye başlandı. Din dersleri ise aynen hatta artarak devam etti. Böylelikle imam hatipler yoksul ve dindar kesimlerin gözdesi haline geldi bir anda.Öncelik siyasal ve hukukErbakan’ın Başbakanlığı sırasında yaptığı Doğu gezisi sırasında dönemin önemli isimlerinden Hasan Hüseyin Ceylan bir sohbetimizde “Ecevit’i imam hatip okulları konusunda nasıl ikna ettiğimizi hâlâ anlamış değilim” demişti. Ceylan imam hatiplerin lise olması ve mezunlarına üniversite yolunun açılmasıyla birlikte öğrencilerin özellikle siyasal bilgiler ve hukuk fakültelerine yönlendirildiğini anlatmıştı. Aradan 40 yıl geçti.Şimdi durum ortada1970’li yıllarda siyasala ve hukuka yönelen imam hatipliler geçen yıllar içinde devletin idari kadrolarında yer alarak kaymakam ve vali oldular. Daha sonraki yıllarda mühendislik, tıp, eğitim fakültelerine yönelim başladı. 40 yıllık süreçte devlette etkili görevlere imam hatip mezunlarının gelmesi sağlandı. Bu da devlet içinde cemaatçi-tarikatçı yapının güçlenmesini sağladı. Sağ-askeri iktidarlar bu biat etmiş kadrolardan çok yararlandı.Şimdi sıra dönüşümde40 yıllık süreçte devlette çok etkili hâle gelen imam hatip kökenli kadrolar bugün artık iktidarda. Artık sıra etkili olmaktan çıkıp Türkiye’nin dönüştürülmesine geldi. “Yeni Türkiye” sloganının altında yatan budur. Türkiye, kuruluş felsefesinin aksine adeta bir karşı devrim aşamasına geldi. Değişim adı altında demokrasi ve hukukun farklı yorumlandığı inanç temeline dayalı bir Türkiye kurma hayali gerçeğe dönüştürülmek isteniyor.Hepinize iyi haftalar dilerim.

Devamını Oku