Diş eti tedavisinde 2 yıl sonra randevu veriliyor

26 Şubat 2012

İktidara en muhalif tutumda olanların bile “ama sağlık alanında çok başarılı işler yaptılar” dediklerini duyarsınız. Ben duyuyorum örneğin. Evet hastaların artık hastanelerde daha insanca davranış gördükleri, muayene olabilmek için kör karanlıklarda buz gibi havada sıraya girmedikleri bir gerçek.Sorun sağlık hizmeti kalitesinin ne oranda arttığı? İşler kolaylaştı ama vatandaşlar hakettikleri hizmeti tam olarak alabilliyor mu? Burada henüz sorunlar olduğu sır değil.Bugün sizlere bir dostumun başından geçenleri aktarmak istiyorum.Geçirdiği kalp krizinden sonra by pass ameliyatı oldu. Türkiye’nin sakin köşelerinden birini seçti, başını dinliyor, stresten uzak durmaya çalışıyor.Kalp soruundan kendini kurtarmış ama dişlerinde sorun çıkmış. Sağlık Bakanlığı’na bağlı Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’ne başvurmuş, birçok dişi çekilmiş. Dostum “Bu sayede çene kemiğime yerleşen ürkütücü kistlerden kurtuldum” diyor.Diş Merkezi bu tedaviyi yapmış ama protez bu merkezin işi değilmiş. Yani protez başka yerde yapılacak. Yine devlet karşılayacak masrafı. Zaten dostum da “Emekli maaşıyla geçiniyorum, özel bir merkezde tonla para ödeyemem ki” dedi.Bunun için Nişantaşı Diş Hekimliği Fakültesi’ne başvurmuş, internet üzerinden randevu almış, belirlenen gün ve saatte gitmiş.Kendisine denmiş ki “Protezden önce diş etleri tedavisi gerek, bu durumda protez takamayız.”Dostum “Tamam” demiş “Bu ne kadar sürer, çünkü İstanbul dışında oturuyorum.”Cevap gelmiş. Sıkı durun. “Tahminen” iki yıl sonra. “Şu anda 2009’daki randevulara bile sıra gelmedi” demiş uzman doktor.Dostum şaşkınlıkla “İyi de iki yıl ağzım boş buzdolabı gibi mi dolaşacağım?” diye soracak olmuş, aldığı cevap bu kez biraz sert olmuş “Bu bizi ilgilendirmez.”Üstelik by pass’lı dostum “Diş eti hastalıklarının kalple direk bağlantısı var. Eğer ben bu randevuya sadık kalırsam, iki yılı nasıl geçireceğim. Kalp krizi riskim artacak, bunun hesabını kim verecek” diye yakındı.Peki sonuç ne olacak? Dostum ağzında kalan beş dişi de yine Sağlık Bakanlığı Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde çektirecek. Sonra kendisine damak yapılacak özel bir yerde.Sağlık Bakanı “münferit bir durum” diyebilir. Ama o çok öğünülen sağlık hizmetlerinden küçük bir kesit sundum sadece.*****İşte bu haftanın fıkralarıYıldırım Tuna’dan yine çok güzel fıkralar geldi. Hepinize keyifli pazarlar dilerim;BardakSevgili iyimser, kötümser ve realist; Siz bardağın dolu mu boş mu olduğunu tartışırken ben içindeki suyu içtim. (İmza: Fırsatçı)EvlilikAnnemle babamın 30. evlilik yıl dönümlerini yakın akrabalarımızla bir otelde yemek yiyerek kutladık. Babama bir konuşma yapması için ısrar ettim, “Neler hissediyorsun anlatır mısın baba” dedim, Ayağa kalktı, “Çocuklar ‘Evlilik’ iyi bir öğretmendir” diye söze başladı, “Size sadakati, sabırlı olmayı, tahammül etmeyi, uysallığı, kendi kendinizi kontrol edip kısıtlamayı, sınırlı davranmayı, fedakar olmayı öğretir.. Ve buna benzer bekar ve özgür bir insanın ihtiyacı olmayacak bir sürü lüzumsuz safsatayı işte..!”BoşanmaAdam barda kendi kendine içip homurdanırken tam yanında oturan kadın “Neden söylenip duruyorsunuz?” diye sormuş. “Yahu sormayın, hiçbir şey anlayamadım“ demiş adam şaşkın bir ifadeyle, “Geçen ay nikah dairesinde 2 kelime söylettiler evlendik, geçen gece uykumda 2 kelime etmişim ‘boşandık..!”Jinekologİşsiz kalan jinekolog oto tamircide iş bulmuş, 12 aylık bir çalışma ile işin inceliklerini öğrenmiş, çalıştığı dükkandaki iş arkadaşlarından biri patrona gidip “Ben de motor tamiratı yapıyorum o da..” demiş sinirlenerek, “Ama o benden hızlı terfi etti ve daha fazla haftalık alıyor neden?” Patron “Tamam, sen de aynı işi yapıyorsun ama“ diye cevap vermiş “O bu işi kaputu açmadan, arabaya dokunmadan sadece egzoz borusundan yapıyor..!”Bayat balıkGittiğim ‘sözde lüks’ restoranda garsona seslenip “Bu balık kokmuş” dedim, “Müdürünüzü çağırır mısınız? Bir de o tatsın bakalım ne diyecek?” Garson “Boş ver..” dedi “ Ona biraz önce müşterinin biri ona tavuğunu yedirdi, müdür bey içerde kıvranarak perişan bir şekilde yatıyor, o tavuğun üstüne bir de bu balığı hayatta yediremeyiz, gelmez..!”Kırmızı gülAdam barda dertli dertli otururken arkadaşı onun bu moral bozukluğunun nedenini sormuş, “Sorma” demiş adam, “Doktorum her hafta kolon kontrolüne gelmemi istedi.. Neden bu kadar sık bilmiyorum ve çok da umurumda değil ama geçen gün evime kırmızı güller gönderince acayip rahatsız oldum.. Hayır karım duysa vallahi rezil olacağım..”KuyuAmerika’ya ilk defa resmi davetle giden Afrikalı ?ef, gittiği kokteyllerde alışmadığı ançuez, patates tava, peynir salam gibi şeyleri yiyip acayip susaması nedeniyle ikide bir ona su getirmesi için hizmetkarı Abdül’ü de her toplantıya yanında götürmeye başlamış.Yine bir gün gittikleri davette Abdül işareti almasına rağmen uzun süre su getirmeyip eli boş dönünce “Ulan Abdül? Suyum nerde?” diye sinirlenmiş şef. “Büyük ?ef çok özür dilerim” diye cevap vermiş Abdül, “Sürekli size su aldığım kuyunun üzerine bir adam oturmuş, yarım saattir bekliyorum, kalkmadı..!”*****Kuran yakan Amerikalılara neden tepki yok?Afganistan’da Amerikalı askerlerin çirkin bir marifeti ortaya çıktı 10 gün önce. Amerikalı askerlerin camilerden ve evlerden topladıkları Kuran-ı Kerim’leri ayaklarının altına aldıkları yaktıkları görüntüleriyle belgelendi.Türkiye’de “tık” yok biliyor musunuz? Bir kere hükümetten hiç ses çıkmadı. Kendilerine sivil toplum kuruluşu diyen bazı dinci örgütlerden de ya hiç ses çıkmadı ya da çok cılız tepkiler geldi.Peki neden?Basit, çünkü Kuran-ı Kerim’leri yakanlar Amerikalılar.Danimarkalı olsalar ya da Fransız falan, hele İsrail, ortalığı birbirine katarlardı.Ama Amerika olunca iş değişiyor.Yürekleri yetmiyor besbelli.*****Gani Yıldız’danTSK’nın Kış 2012 Tatbikatı’nı izleyen Cumhurbaşkanı, kendisine verilen dürbünü doğrudan gözüne götürünce merceklerin kapalı olduğunun farkına varmamış. Yasaları “gözü kapalı” onaylamaktan gelen bir alışkanlık olsa gerek!***TÜSİAD, 12 yıla çıkarılması hedeflenen zorunlu eğitimle ilgili olarak endişesini belirtmiş, “Kızlar için sakınca doğar” demiş. Zaten amaç bu değil mi? Kızlar için sakınca doğması ve hatta kızların doğurması. ***Beklenen İstanbul depreminde, depreme dayanıksız okullar 1 milyon çocuğun ölümüne sebep olabilirmiş. Nesilleri dindar yetiştirmeyi düşünmeden önce onları hayatta tutmayı düşünsek daha iyi olacak! ***Eğitim sisteminde yapmayı düşündüğü değişikliklerle “etKİN”, “yetKİN” ve “seçKİN” nesiller yetiştirmek istiyormuş. Bu kadar fazla “KİN”in ülkeye faydalı olup olmadığını zaman içinde göreceğiz.***Sağlık Bakanlığı’nın yeni uygulamasıyla doktorsuz ambulanslar geliyormuş; doktorun yerini acil tıp teknisyeni alacakmış. Vatandaş doktorsuz hastaneye alışmış, doktorsuz ambulans ona vız gelir!***Başbakan, “Kimse kriz duasına çıkmasın” demiş. Ne yani, “Allahım, devletimizin kurumları arasındaki çatışma dayanılmaz hale geldi, sen ülkemizi krizden koru!” diyemeyecek miyiz?!

Devamını Oku

Meğer bütün yandaşlar CHP’liymiş

24 Şubat 2012

Yarın CHP’nin “Tüzük Kurultayı” var. Parti içi hukuki bir kargaşa nedeniyle iki ayrı kurultay yapılacak. Biri yarın diğeri pazartesi günü. Ancak yarın çıkacak sonuca göre belki de ikincisine hiç gerek bile kalmayacak.Peki kamuoyu bu kurultayların neresinde?Açıkçası, hiçbir yerinde.Çünkü CHP’nin tamamen iç tartışması olan bu kurultaylar halkı hiç ilgilendirmiyor.Halk CHP’nin bundan sonra ne yapacağına, iktidar alternatifi olabilecek politikalar üretip üretmeyeceğine, kendisi için bir umut olup olmayacağına bakar.Elbette CHP’de parti içi demokrasinin kurulması, halkın bu beklentilerinin de tetikçisi olacaktır, yine de CHP içindeki kavga partililer hatta delegeler dışında kimsenin gündeminde değil.Ama gazetelere ve televizyon kanallarına bakıyorum, herkes CHP’den söz ediyor.Özellikle bugüne kadar AKP’yi iktidarda tutabilmek ve yapılan bütün hataları örtbas etmek için çırpınan yandaşlar CHP ile yatıp CHP ile kalkıyorlar.Hepsinin de “ulvi” bir amacı var. Hepsi CHP’nin iç tartışmaları bitirip “iyi bir muhalefet partisi” olmasını arzuluyor.Zannedersiniz ki hepsi de Türkiye’nin tek umudunun CHP olduğuna inanıyor. CHP’nin içinde olduğu kötü durumundan hepsi rahatsız, hepsi tedirgin.Hepsi CHP’ye akıl veriyor, hepsi CHP’yi yeni baştan yaratmaya çalışıyor.CHP değişmeliymiş.CHP değişimi okuyamıyormuş.CHP hâlâ geçmişte kalmış.CHP statükodan kurtulamıyormuş.CHP etkili muhalefet yapamıyormuş.CHP dünyayı anlamıyormuş.CHP böyle gidemezmiş.Güzel işte. Madem CHP bu kadar kötü, niye üzülüyorlar, sevinmeleri gerekmiyor mu?Aslına güya demokrasi adına mücadele ettiklerini söyleyen bu yandaşların söylemek istediği, CHP’nin de tıpkı AKP gibi olması.Diyorlar ki:CHP türbana destek vermeli.CHP Kuran kurslarına karşı çıkmamalı.CHP Türkiye’nin bağımsızlığını dile getirmemeli.CHP bizim istediğimiz anayasa değişikliklerine karşı çıkmamalı.CHP Cumhuriyet ilkelerine sahip çıkmamalı.CHP Atatürk devrimlerini artık savunmamalı.CHP artık Atatürk’ten vazgeçmeli.CHP Kürt özerk bölgesini kabul etmeli.CHP Apo’nun affına karşı çıkmamalı.CHP geçmişini kötülemeli.CHP eleştirmek yerine iktidarı desteklemeli.CHP hapisteki milletvekillerinden vazgeçmeli.Kısacası yandaşlar kendi çıkarları için bunları istiyorlar, bunları hayata geçirmek için çırpınıyorlar ve buna demokrasi diyorlar.CHP’yi de buna davet ediyor ve “Takılın AKP’nin kuyruğuna, onun istediklerini yapın, Türkiye’yi birlikte dönüştürelim, siz de payınızı alın” demeye getiriyorlar.CHP’liler sadece bu gerçeği görseler bile Türkiye’nin çehresini değiştirebilirler. Yarınki kurultayda tüm delegeler bunu göz önüne almalı.*****Neden tasarı değil de teklifİktidar eğitim sistemini tamamen değiştirmeye çalışıyor. 28 Şubat’ın intikamı olarak da değerlendirilen yeni eğitim sistemine kısaca “4+4+4” deniyor.AKP’nin eğitimi kökten değiştirerek kendi siyasi görüşü doğrultusunda bir sistem oluşturacağı eleştirileri de giderek artıyor.Burada merak ettiğim şu; genellikle köklü değişimleri sağlayan yasalar hükümet tasarısı olarak getirilir Meclis’e.Bunun anlamı şudur; İktidar “ben köklü bir değişiklikten yanayım ve bunun bütün siyasi sorumluluğunu da üzerime alıyorum” demektedir.Hükümetten gelen yasa isteklerine “tasarı” denir.İktidar partisinden ya da muhalefetten milletvekillerinin getirdiği yasa isteklerine ise “teklif” denir.Yasa teklifleri de elbette görüşülür ve yasalaştığı gibi kabul de görmeyebilir.Buradaki incelik şudur: “İktidarlar yasa tasarısının arkasında durur, sorumluğu alır. Yasa teklifine ise karşı çıkmasa bile sorumluluğunu almış sayılmaz.”Eğitimde köklü değişim tasarı olarak değil teklif olarak geldi. Yani hükümet sorumluluğun altına girmiyor ve sayısal olarak çok üstün olduğu Meclis’e havale ediyor.Yani sorumluluğu Meclis’e yüklüyor.Buna karşı yasanın tasarı değil teklif olmasına rağmen Milli Eğitim Bakanı bunu hararetle savunuyor.Kulağı tersten gösterip halkı yanıltmaktır bu.*****Kız çocuklarının okullaşma oranını düşüreceği eleştirisine hedef olan ve çocukların evde eğitim görmesini sağlayan sistem (Açık Eğitim) üstün zekâlılar içinmiş. İnsan ister istemez düşünüyor: “İnanmamızı bekledikleri bu açıklama da geri zekâlılar için herhâlde!” (Gani Yıldız)*****Müyesser Yıldız “esir hukuku” istiyorOdatv davası nedeniyle tutuklanan gazeteci Müyesser Yıldız isyan halinde. Hakkında hiçbir suçlama yapılmayan, sadece sahte olduğu ve virüsle bilgisayarına gönderildiği bilirkişi raporuyla kesinleşen bir e-posta’da yazılanlarla iddianame düzenlenen Müyesser Yıldız Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’na yazılı başvuruda bulunarak hakkında “esir hukuku” uygulanmasını istedi. Yıldız, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’a da yazdığı mektupta kendisine uygulanan hukuksuzlukları tek tek anlatarak “Şu anda Anayasa Mahkemesi’ne kişisel başvuru hakkım olmadığını biliyorum, ama bu isyanımı hayata geçirebilmem için bana yol ve yöntem göstermenizi istiyorum” dedi.***NOT: Esirler suçlu değil, düşmandır, savaş sırasında yakalandıklarında bu kapsamda tutulurlar. Müyesser Yıldız hakkında bir suçlama olmadığına göre “düşman” sıfatıyla hapiste tutulduğunu ironik biçimde anlatmaya çalışıyor.*****“Büyük örgüt var ama göremiyoruz”Hrant Dink cinayeti davasını gören mahkeme, gerekçeli kararını açıklayınca kıyamet iyice koptu.Çünkü mahkemenin gerekçeli kararında ortada büyük bir örgütün varlığının hissedildiği ama bunun görülemediği kaydediliyor.Hâkimler daha ne desin ki?Örgüt ortada. Ama gel de söyle bunun ne olduğunu.Şimdi AKP ve yandaşları çok öfkeli. Davanın Ergenekon’a bağlanmamasından çok rahatsızlar ve üstelik çok da endişeliler.Eğer mahkeme “büyük örgüt var” tanımı yerine “Bu Ergenekon’dur” deseydi herkes rahatlayacaktı.İktidar ve yandaşları cinayeti Ergenekon’a bağlamak istiyorlar ama temas noktası bulamıyorlar.Çünkü olayda adı geçen neredeyse tüm devlet görevlileri bizzat bu iktidar tarafından “güven duyuldukları” için bulundukları yerlere atanmışlar zamanında.Daha da ötesi, iktidar bu kişilerin çalışmalarından pek memnun ki, hemen hepsi Dink cinayetinden sonra terfi ettirilmişler, biri milletvekili bile seçilmiş.Şimdi gelin de bunları Ergenekon’a bağlayın bağlayabilirseniz.AKP adına konuşan Bekir Bozdağ çok öfkeliydi dün. Dink cinayeti mahkemesini AKP’ye karşı komplo kurmakla suçladı.Kısa bir süre önce de MİT’e yönelik ifade atağı da yine AKP’ye karşı komplo olarak değerlendirilmişti.İktidarda işler çok karışıyor galiba.

Devamını Oku

Hükümet politikası gizli olmaz

22 Şubat 2012

Özel Yetkili Savcıların MİT’e yönelik operasyona kalkışmaları Başbakan’ı çok öfkelendirmişti.Çünkü Erdoğan’a göre “atanmış” olan savcılar “seçilmiş” olan kendisinden hesap sormaya kalkmıştı.Elbette savcıların hedefinde Başbakan Erdoğan yoktu. Ki zaten seçilmişi atanmışı bir kenara bırakın, savcıların Başbakan için de bakanlar için de milletvekilleri için de bir yaptırım gücü yok.Eğer bir suç kanıtı bulunmuşsa Meclis Başkanlığı’na bu durum bir fezleke ile bildirilir. Gereğini Meclis yapar.MİT olayında savcılar eski MİT Müsteşarı ile yardımcısını ve o sırada MİT’le ilgisi olmayan şimdiki MİT Müsteşarı’nı şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırmıştı.Ancak medyaya sızan bilgilere göre savcıların elinde şimdiki MİT Müsteşarı’nın “Başbakan Özel Temsilcisi” sıfatıyla yaptığı bazı görüşmelerde suç niteliğinde konuşmalarda bulunduğu ve sözler verdiği yönünde iddia ve kanıtlar olduğu söyleniyor.Şimdiki MİT Müsteşarı o sırada görevini bizzat “Başbakan’ın emriyle” yaptığını söylüyor terörist muhataplarına. Sanıyorum bu “Başbakan’ın emri” ayrıntısı Erdoğan’ı öfkelendirdi, savcıların asıl hedefinin kendisi olduğu düşüncesine kapıldı.Nitekim Erdoğan hemen harekete geçti ve savcıların bu ihtimali hayata geçirme şansını yok etti.Başbakan ifadeye davet olayını sert biçimde “Seçilmişleri atanmışların kulu yapmayacağız” diye eleştirirken yandaşlar durumdan vazife çıkararak Özel Yetkili Savcıları “hükümet politikalarını sorgulamakla” suçluyor.İşte sorun burada.Çok demokrat ve hukuka bağlı yandaşların görmediği veya görmek istemediği şu;Demokratik bir ülkede hükümet politikaları gizli olmaz.Devletin kamuoyu ile paylaşmadığı bazı politikaları olabilir. Ama bir siyasi iktidarın politikaları açıktır.Teröristlerle görüşme yoluyla Kürt sorunun çözümünü düşünmek bir politikadır, ama gizli yürütüldüğü an durum değişir.Teröristlerle görüşmek ve onlara bazı vaatlerde bulunmak ceza yasalarımıza göre “yardım ve yataklık” suçudur. Eğer bu bir hükümet politikasıysa ve gizli yürütülüyorsa, savcıların bunu anlaması mümkün değildir. Ellerine belge-kanıt geldiği an zaten işlem yapmak zorundadırlar.Bu açıdan bakınca, eğer Özel Yetkili Savcıların eline bu konuda bir kanıt geçtiyse ve hiçbir şey yapmıyorlarsa görevi ihmal ediyorlar demektir. Ki bu da onlar adına suçtur.O halde savcıları “hükümetin politikalarına müdahale ediyorlar” diye suçlamak yanlıştır. Hükümet açık oynamalı ki savcılar da rahat etsin.*****Kurtarılan Hakan Fidan değilJet hızıyla Meclis’ten geçirilen yasa ile ilgili kamuoyunda bilgi eksikliği olduğunu görüyorum. Çünkü konuştuğum neredeyse herkes MİT görevlilerinin son yasa ile korunma altına alındığını zannediyor.Oysa öyle değil. MİT Müsteşarı ve diğer görevliler koruma altındaydı. Savcılar MİT Müsteşarı ve görevlileri hakkında dava açacakları zaman Başbakan’dan izin almak zorundaydı. MİT yasasında bu açıkça gösteriliyor.Sadece MİT değil başka kurumlar ve tüm bürokratlar da koruma altında. Özel Yetkili Savcıların ise “katalog suçlar” denilen suçlarda “izin koşulunu aşma” yetkisi var.Nitekim Özel Yetkili Savcılar son 4 yılda generalleri, polisleri, bürokratları ve pek çok MİT elemanını bu yetkiye dayanarak sorguladı ve hâkimler de onları tutukladı.Jet hızıyla çıkarılan yasaya sadece küçük bir ayrıntı eklendi. Buna göre MİT Müsteşarı’nın veya Başbakan’ın özel talimat verdiği devlet görevlilerinin sorgulanması Başbakan’ın iznine bağlandı.Unutulduğu için son anda bu yeni hükmün geriye doğru işleyebileceği de kanuna geçici madde olarak eklendi.Yani ne oldu? Bugünkü MİT Müsteşarı teröristlerle görüşmeye gittiğinde MİT görevlisi değildi. Başbakan’ın özel temsilcisiydi. Savcılar eğer o görüşmede bir suç kanıtı bulmuşlarsa, o tarihte müsteşarın MİT’le ilişkisi olmadığı için Başbakan iznine gerek duymayabilirlerdi.Şimdi bu “sakınca” ortadan kaldırılmış oldu.*****Enerji Bakanı’nın hassasiyetiSalı günü komşu Enerji Bakanı’nın sözlerinin medyada yansıyan haliyle Yunanistan’ı üzdüğünü yazmıştım. Çünkü iktidara yakın gazeteler Yunanistan Enerji Bakanı’nın Türkiye’den doğalgaz istemesini Taner Yıldız’ın sözlerine dayanarak “Yalvardılar, acıdık” türü başlıklarla duyurmuşlardı.Enerji Bakanı Yıldız dün konuyla ilgili sözlerinin tam metnini gönderdi.Yıldız da haberin bu başlıklarla verilmesine üzülmüş. “Her ülke bu tür durumlarla karşılaşabilir, alay konusu yapmamak gerek” diyor.Bakın Yıldız Yunanistan’ın doğalgaz talebiyle ilgili açıklamasında aynen şunu söylemiş; ‘’Geçen hafta gerek batı hattından, gerek Azerbaycan ve İran doğalgaz boru hatlarından kaynaklanan sıkıntılardan dolayı Yunanistan’a verilen doğalgazda basınç düşüklüğü olmuştu. Gazı verememiştik. Önceki gün Yunan meslektaşım beni aradı. Zor durumda ve sıkıntıda olduklarını söyledi. Şahsen ben dayanamadım, çünkü aynı şeyleri bizler hissediyoruz. Her bakan kendi sorumluluğu çerçevesinde kendi vatandaşlarına bu sıkıntıyı yaşatmak istemiyor. Ukrayna’ya gittiğimde oradaki meslektaşımdan rica ettim, depolarındaki gazlardan bize biraz gaz verecekler. Biz de bir şeyler yapacağız, dolayısıyla Yunanlı meslektaşımızın ricasını kırmadık. Dün gaz akışını başlattık.’’Şimdi bu sözlerden “Yalvardılar. Acıdık” gibi başlık çıkarmak doğru mu?*****Eylem sırası atanamayan öğretmenlerden sonra atanamayan itfaiyecilere gelmiş. Atananlar, daha doğrusu atanacaklar “kulluk etmeye” hazır ama seçilmişlere seslerini duyuramıyor! (Gani Yıldız)*****Hocalı vahşetini tarihin neresine koyacağız?Türkiye 1915’teki Ermeni Tehciri sırasında pek çok Ermeni’nin ölmesinin dünyada “soykırım” olarak algılanmasının yarattığı sorunla boğuşuyor, tarih bilgisinden yoksun kimi sözde aydınlar “özür dileme” yarışına giriyor.Ama 100 yıl önce değil, tam 20 yıl önce yaşanan bir vahşetten söz etmiyorlar.Hocalı Ermenistan işgali altında olan Dağlık Karabağ’daki bir kent. Azeri Türkleri’nin kenti.Ermeniler 1992 yılında bu kente tanklar ve ağır silahlarla saldırdılar. Ama en büyük saldırı 25-26 Şubat gecesi yaşandı. Bu saldırıda 613 Azeri Türkü katledildi. 155 kişi kayboldu. 5000 kişi rehin olarak götürüldü. 1500 kişi ağır yaralandı.Ermenilerin rehinesi 5000 kişiden 500’ü fidye verilerek kurtarıldı, geriye kalan 4500 kişinin hâlâ hapishanelerde işkence çektiği belirtiliyor, ama Ermeni Devleti bunu yalanlıyor.Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan, Hocalı vahşeti için “Azeriler bizim şaka yaptığımızı sanıyorlardı, sivillere el kaldıramayacağımızı düşünüyorlardı. Biz bunu kırdık” demişti.Şimdi gelin bu vahşeti tarihin neresine yazacağınıza ve hesabını nasıl soracağınıza karar verin.Hocalı vahşetinin 20’inci yılında Türk Azeri Birliği “Hocalı Soykırımı Kurbanlarını anma” törenleri düzenliyor.Vahşet anını yaşayanların da katılacağı törenlerin ilki İzmir’de. 25 Şubat saat 14.00’te Ege Palas’ta anma töreni ve vahşetin belgesel filminin gösterimi var.26 Şubat’ta ise saat 13.00’te Galatasaray’dan Taksim’e kadar yürüyüşün ardından miting yapılacak.Ankara’daki anma töreni 27 Şubat saat 19.00’da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Farabi Salonu’nda yapılacak.Son anma töreni ise 28 Şubat saat 19.00’da Adana Seyhan Otel’de.

Devamını Oku

AKP’nin işine gelmezse Özel Yetkili Savcılık kaldırılabilir

21 Şubat 2012

Özel Yetkili Savcılık uzun bir süredir tartışılıyor. Çünkü Özel Yetkili Savcılık kurumu, heyette askeri hâkim ve savcılar da olduğu için demokrasiye aykırı bulunan Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin yerine kurulmuştu.Aslında değişen bir şey yoktu, tek fark, artık askeri savcı ve hâkimlerin bulunmamasıydı.Bu yasanın çıkmasında askerin de önemli katkısı olduğunu unutmamak gerek. Askerler özellikle terörle ilgili suçlarda normal mahkemelerin görev yapamayacaklarını ileri sürerek “devleti korumak için” başka ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de önlemler alınmasını istemişti.AKP askerin bu talebinden rahatsız olsa da fazla karşı çıkamadı, DGM’ler yerine Özel Yetkili Savcılık getirildi, ne gariptir ki, yeni sistem öncelikle bunun için ısrarlı olan askeri vurdu.Çünkü AKP önce aleyhine olabilir diye düşündüğü ve açıkça endişe ettiği Özel Yetkili Savcılık konusunu zaman içinde çok iyi değerlendirdi, kendine tehdit olarak gördüğü kişi ve kurumların üzerine bu savcılarla gitti.Dikkatli okurlar hatırlayacaktır, Ergenekon soruşturmasının başladığı dönemde yandaşlar “Hukuka saygılı olun, bu yasaları siz çıkarmamış mıydınız?” sözünü koro halinde ve hatta biraz da alaylı biçimde söylüyordu.İktidar Özel Yetkili Savcılık kurumunu tepe tepe kullandı. Kimi beğenmiyorsa, kimden korku ve endişesi varsa yargıyı üzerlerine saldı; ne aydın, ne gazeteci, ne işçi, ne general, ne kozmik oda kaldı.Üstelik insanlar eziyet çekse de, adaletsizlik, korku ve dehşet ortamı yaratılsa da, sonuçta her şey yasalara uygun olduğu için kimsenin ağzını açacak hali de yoktu.Böylelikle eleştiriler ister istemez “uzun tutukluluk süreleriyle” sınırlı kalmaya mahkûm oldu.Şimdi durum değişti. İktidar ilk kez muhalif, tehdit ya da düşman gördüğü kesimlere karşı kullandığı Özel Yetkili Savcılık ile karşı karşıya geldi.MİT soruşturması iktidarı şoke etti. Silahın kendilerine dönme olasılığı da belirmişti.Önlem çok hızlı alındı. MİT yasası değiştirilirken, aslında asıl hedef Özel Yetkili Savcılardı. “Ayağınızı denk alın” mesajı verildi.Ancak savcılara ne kadar gözdağı verilirse verilsin, Özel Yetkili Savcıların bir süre sonra yine iktidara yönelmeyecekleri garanti değil. O halde en etkili çare Özel Yetkili Savcılığın kaldırılmasıdır.Nitekim Başbakan evinden AKP’li gençlere yaptığı konuşmada çok çarpıcı sözler söyledi geçen pazar günü.Dedi ki “Önümüze 367 engeli çıkarıldı, aştık. Anayasa’yı değiştirip, Cumhurbaşkanı’nın halkın seçtiği bir sistem getirdik. 27 Nisan muhtırası verildi. 28 Nisan’da sivil muhtıra ile yanıtını verdik. Partimiz hakkında kapatma davası açıldı, kapattırmadık. HSYK krizi çıkarıldı, HSYK’yı değiştiren Anayasa değişikliği gerçekleştirdik. Şimdiye kadar önümüze çıkarılan engelleri tersine çevirdik. Hiçbirine boyun eğmedik.”Başbakan açıkça “Bizim yolumuza kim engel koymaya kalkarsa öyle ya da böyle aşarız” diyor.Özel Yetkili Savcılık kurumunun artık AKP’yi de vurabilir olduğunun görülmesi, iktidarı harekete geçirecektir. AKP şimdilik Özel Yetkili Savcıların üzerlerine gelmesini “yasal şiddet” kullanarak önledi.Sıra bu savcılıkların tümden kaldırılmasına gelecektir. Yandaş medya zaten bu kampanyaya başladı bile.CHP de Özel Yetkili Savcıların kaldırılmasını istiyor. Acaba bir daha mı düşünmeliler?*****Uludere unutuluyorÇabuk heyecanlanan, ani tepkiler veren ama yine çok çabuk unutan bir halkız.Uludere’deki faciayı hararetle tartıştık, Meclis komisyonları kurduk, gazeteciler sanki olayı çözecekmiş gibi bölgeye akın akın gitti.Sonuç var mı? Yok. Herkes olayın aslını değil de gönlündeki söylemeye çalışıyor.Savcılar güya çalışıyor, korucu sorguluyor, kaçakçıların görgü tanıklığına başvuruyor. Milletvekilleri İHA görüntülerini izleyip “kaçakçı mı, terörist mi?” ayrımı yapmaya çalışıyor.Oysa yapılması gereken çok basit: Olayla ilgili herkesin bildiği bazı sorulara cevap aramak.1. İstihbarat nereden geldi?2. İstihbaratı kim değerlendirdi?3. Vur emrini kim verdi?İşte bu kadar. Bu soruların cevabını Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları biliyor.*****Örgüt arayanlara cevapDevlet Denetleme Kurulu’nun Hrant Dink cinayeti raporu dün birçok gazetenin manşetindeydi. Rapor bir faciayı dile getiriyordu.Hrant Dink’in katledilmesindeki devletin ihmali gözler önüne seriliyordu.Mahkeme bittiğinde sözde aydınlar kıyameti koparmıştı. Çünkü mahkeme bu cinayeti Ergenekon davasına bir türlü bağlayamamıştı.O zaman da yazdık çizdik, “eğer varsa örgüt ortada, ama ne yaparsınız ki hepsi buiktidarın adamı, onlar soruşturulacağına terfi bile ettiler” diye.Şimdi üstelikCumhurbaşkanı’na bağlı Devlet Denetleme Kurulu aynı şeyi söylüyor.Ama bu bizim aydın çocukları pek ilgilendirmeyecektir. Cinayet Ergenekon’a bağlanamadıktan sonra ne faydası var değil mi bu tür raporların?*****Teröristlerle görüşmeler açık olsunİktidar MİT şokunu yavaş yavaş üzerinden atıyor. Tehlike jet hızıyla yasa çıkarılarak savuşturuldu.İktidar sözcüleri şimdi tekrar “Oslo sürecine devamdan” söz etmeye başladılar.Oslo sürecinden kasıt, MİT Müsteşarı’nın teröristlerle yaptığı görüşmeler.Anlaşıldığı kadarıyla iktidar İmralı’daki terör lideriyle ve PKK’nın diğer yöneticileriyle görüşmelere devam edecek.Aslında artık bu görüşmeler gizli olmamalı. Halkın yarısından fazlası teröristlerle pazarlık edilmesinden hoşnut. Bunlar ortaya çıktıkça AKP’nin oyu artıyor.O halde Başbakan’ın özel temsilcisini gizlice başka ülkeye göndermesine, yabancı bir ülkenin hakemliğinde toplantılar yapmasına hiç gerek kalmadı.En doğrusu teröristlere “özel pasaport” verilerek Türkiye’ye davet edilmeleridir. Gelirler, hiçbir endişeleri olmadan, resmi törenle karşılanırlar, seçilmişlerden ve atanmışlardan oluşacak heyetlerle pazarlıklarını yaparlar, ardından basın toplantıları düzenlerler.Her şey açıkta olacağı için “kaset sızdırması” ya da bir savcının “işgüzarlık” yaparak soruşturma açmaya kalkması gibi tatsızlıklarla da karşılaşılmaz.

Devamını Oku

Kavga Erdoğan sonrası kavgasıdır

20 Şubat 2012

Başbakan ameliyatlı haliyle müdahale etti ve MİT krizini şimdilik bitirdi. Ancak dünkü yazımda da belirtmiştim, savcıların elinde MİT’le ilgili bazı vahim iddialar olduğu ileri sürülüyor. Demek ki sorunun bir süre sonra tekrar alevlenmeyeceğinin garantisi yok.Bunun yanı sıra, yine daha önce yazdığım gibi bu olaya erkler arası kavga ya da bir cemaatin Tayyip Erdoğan’a karşı açtığı savaş gibi bakmıyorum.Bu olayda belirleyici olan Tayyip Erdoğan’ın bir süre sonra AKP’nin başında olmayacağı gerçeğidir. Erdoğan bu yıl ya da 2014’te büyük olasılıkla Çankaya Köşkü’ne çıkacak. AKP’de bir boşluk doğacak.Son kriz bu boşluktan önce “iktidarın gücü kimin elinde kalacak” mücadelesinin ürünüydü. Yoksa kimsenin aklına AKP iktidarını ve Tayyip Erdoğan’ı devirmek gelmiyor. “O” gidince ipler kimin elinde olacak? Sorun budur.Görünene göre Erdoğan şimdilik iplerin “koşullar ne olursa olsun” kendi elinde olduğunun mesajını verdi. Bu, parti içinde iktidar mücadelesi yapan kesimlere “Ben kararımı vermedim, herkes oturduğu yerde otursun” uyarısıdır.Şurası bir gerçek ki, Tayyip Erdoğan da hükümeti tıpkı Özal gibi düzenleyip gitmek isteyecektir. İşi oluruna bırakmak istemeyecektir. Bunun için de başta bazı yasal önlemler olmak üzere kendisini garantiye alacaktır.Yani Erdoğan “Benden sonra tufan” demeyecek, tam tersine kendisi hangi koşullar altında olursa olsun Çankaya’da otururken iplerin elinde olmasını tercih edecektir.Bu nedenle şu anda Erdoğan’a sımsıkı sarılı olan çekirdek kadro dışında, bu aşamada hiç kimse iktidar mücadelesinde başarılı olamaz.Ancak bir başka gerçek de şu; Tayyip Erdoğan AKP’nin tek güçlü adamı, aynı zamanda parti içindeki koalisyona yapıştırıcı görevi gören bir lider. Erdoğan’ın gitmesi halinde partinin bugünkü disiplin ve birlik içinde olmayacağını da görmek yanlış olmaz.Başbakan’ın iki günlük sağlık sorunu sırasında bile partinin içinden adeta fışkıran aykırı görüşler, tutarsızlıklar, tuhaf söylemler bunun kanıtı zaten.Erdoğan başta otururken, iki günlük yokluğunda bile bu kadar aykırı sesler çıkabiliyorsa, Erdoğan’ın gittiği gün neler olur tahmin etmek zor değil.Bir başka gerçek de şu; AKP Tayyip Erdoğan’la bu kadar güçlü. Falcılık gibi olmasın ama, bundan sonra hiçbir AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın ulaştığı oy oranına ulaşamaz. SONAR’ın son anketinde AKP yüzde 53’lerde görünüyor. Erdoğan’ın olmadığı bir AKP’de bu oranı bırakın tutturmayı, gelinen noktayı koruyabilecek çapta bir isim var mı? Abdullah Gül de dâhil.O halde zaten Erdoğan’ın gidişi AKP’nin aynı güçle iktidarını sürdürebilmesi açısından büyük bir handikaptır.Peki Erdoğan Çankaya’ya ne zaman gider? AKP’nin son yaptığı düzenlemeye göre Abdullah Gül 2014’e kadar Köşk’te oturacak gibi görünüyor. Buna karşı CHP yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilir.Burada belirleyici olan yine Erdoğan’dır. Eğer sağlık durumunu da göz önüne alarak bu yıl Köşk’e çıkmak istiyorsa Anayasa Mahkemesi’nin bu yönde bir kararı hukuken olmasa da “pratik” olarak alabileceğini söyleyebilirim.Bu durumda eylül ayında Cumhurbaşkanlığı seçimi yapabiliriz ve Erdoğan Köşk’e çıkabilir. Ve yine sanıyorum Erdoğan’ı bu konuda şimdilik tek düşündüren konu Gül’ün “Madem beş yıl o zaman ben de aday olmak isterim” demesidir.Bu yazım son birkaç ayda yazdıklardımın bir tekrarı gibi oldu. Ancak zaman içinde yaptığım analizleri tek parça halinde tekrar sizlere sunarak önümüzdeki günlerin siyaseti için bir ufuk açmayı düşündüm.*****Satış mı takas mı?Savcıların MİT operasyonu için düğmeye bastıkları gün çok ilginç bir MİT olayı daha yaşanmıştı. Antakya’da bir MİT görevlisi Türkiye’ye sığınarak kamplarda yaşayan etkili bir Suriyeli albayı 100 bin dolar karşılığında Suriye makamlarına teslim etmişti. Bu albayın kurşuna dizildiği ileri sürülmüştü.İstihbarat konusunda bir dönem yetkili olan bir uzman dostum aradı “Bu işte bir gariplik var” dedi.Garipliğin ne olduğunu sordum. “O albay Türkiye’ye sığınmış önemli bir isimdi. Televizyonlara çıkıp Esad’la ilgili açıklamalar yapıyordu, bir devlet görevlisi birkaç kişi ile birlikte bu tür bir satış operasyonuna cesaret edemez” dedi.Çünkü bu bölgede hiçbir şey gizli kalmazmış. Uzman dostum “Bu kadar göz önünde olan birini satmaya kalkan kişi anında yakalanacağını blimeyecek kadar ahmak olamaz, ama bir takas söz konusuysa bilemem” diye sürdürdü konuşmasını.“Ne takası?” diye sordum. “Suriye dipsiz kuyu gibi bizim için. Bölgede müthiş hareketlilik var. Türkiye’den ciddi sızmalar olduğunu duyuyorum. Bu sızmalar sonucu Suriye’de yakalanan bazı Türk görevlileri de olduğu söyleniyor” cevabını verdi.Yanisi şu ki o albay Suriye’de yakalanan bazı Türk görevlilerin iadesi için takas edilmiş ama iş ortaya çıkınca bu tür her olayda olduğu gibi operasyonu yürüten MİT’çi kurban edilmiş olabilirmiş.İstihbaratçı dostumun anlattıklarını dinledikten sonra “Komplo teorisi olabilir mi?” diye düşünürken internet sitelerindeki bir haber dikkatimi çekti.İsrail ’de yayımlanan Haaretz Gazetesi Suriye’de 40 MİT’çinin tutuklandığını ileri sürüyordu. Habere göre Türkiye bunun yaratacağı diplomatik krizden korkuyor ve bu kişilerin özgür kalabilmesi için Suriye ile yoğun müzakereler sürdürüyor. Suriye’nin de hâlen Türkiye’de tutulan bazı subaylarını geri istediği belirtiliyor.Suriye sınırı çok hassas olaylara sahne oluyor. Bu kesin de...*****Komşuya ayıp olduEnerji Bakanı’nın Yunanistan’ın doğalgazda sıkıntıya düştüğünü ve Yunan Bakanı’nın kendisini aradığını, bunun üzerine komşuya doğalgaz verdiğimizi açıklaması Yunanistan’da tepkiyle karşılanmış. Enerji Bakanı, Yunan mevkidaşından sitem aldı ki kendini korumak için suçu hemen medyaya attı. Sözlerinin abartıldığını ve Yunanistan’ın rencide edildiğini söyledi.İyi de buna kendisi neden oldu. Çünkü açıklaması “Komşu yalvardı, dayanamadım doğalgaz verdim” türündeydi. Özellikle iktidara yakın gazeteler de haberi aynen bu şekilde verdiler.Şimdi bakanla aralarına kara kedi girdi, haberi veriş tarzlarını savunuyorlar. Kötü niyet olmadığını söylüyorlar.Kötü niyet var ya da yok, “Yalvardılar, gaz verdik” başlığı elbette muhatabını çok rahatsız eder.Yarın öbür gün bizim de doğalgaz sıkıntımız olabilir, Bakan örneğin Azerbaycan Bakanı’na telefon edip samimiyete güvenerek “Millet perişan, hastanelerde hastalar donacak, evlerde yemek pişmiyor” dese, Azeri bakan da kendi medyasına çıkıp “Türklere çok üzüldüm, acıdım, hemen doğalgaz gönderdim” dese, Azeri medyası da bunu “Zavallı Türkler” başlıklarıyla verse, bırakın üzülmeyi, delirmez miyiz?AKP yandaşları işlerine geldiğinde hep “empatiden” söz ederler de...*****Başbakan ile ifade özgürlüğü polemiğine giren yazar Paul Auster’ın kitabı “çok satanlar listesi”nde “bir numara” olmuş. İster misiniz, “Ergenekon’un bir numarası” diye adamın peşine düşsünler! (Gani Yıldız)

Devamını Oku

Yasa çıktı çıkmasına da ya savcılar diretirse!

19 Şubat 2012

Sevgili okurlar; geçen hafta demokrasi tarihimizin en hızlı yasasının müthiş bir mücadele sonunda kabul edildiğine tanık olduk. MİT Müsteşarı böylelikle KCK soruşturmasını yürüten savcılara ifade vernmekten “şimdilik” kurtuldu. Tabii kurtulan MİT Müsteşarı mı oldu yoksa işin arkasında başka bir şey mi var, o henüz tam belli değil.Bu ne sevinçYıldırım hızıyla geçen yasa iktidar cephesinde ve yandaşlar arasında inanılmaz bir sevinç yarattı. Yandaş gazeteler mantığını nasıl kurdularsa artık Müsteşar’ın kurtarılmasını “demokrasinin zaferi” olarak tanımladılar. Müsteşar’a yapılan davetin düşmesini manşet yaptılar. Demek ki bu olayın arkasında bayağı korkutucu bir şey varmış. Rahatladılar.Müsteşar kaçaktıElbette MİT Müsteşarı Cumhurbaşkanı ve Başbakan’dan aldığı destekle yasa çıkıncaya kadar ifade vermeye gitmedi. Ancak bu kez ortaya garip bir durum çıktı. Çünkü Müsteşar tam 9 gün boyunca kaçak yaşadı. Bu da tarihimizde bir ilk oldu. MİT Müsteşarı 9 gününü kayıplara karışarak ve yasal açıdan “kaçak” geçirdi. Güler misiniz ağlar mısınız?Dalan örneğiMüsteşar 9 gününü kaçak olarak geçirince aklıma Dalan’ın durumu geldi. Onu da ifadeye çağırmışlardı, yurt dışındaydı ve gelmedi. Kaçak diyoruz ona. Nasıl öfke yapıldı ve yapılıyor Dalan’a. “Suçu yoksa ne korkuyor gelip teslim olmalı” dedi iyi niyetli saflar. Ama sıra MİT Müsteşarı’na gelince kaçak değil demokrasi kahramanı oluverdi.Savcı ya ısrar ederseMeclis’in Müsteşar’ı korumak için çıkardığı yasa aslında bir yere kadar. Yani savcılar aynı işlemi bu kez önce Başbakan’a sorarak tekrarlayabilir. İşte o zaman ne olacak? Başbakan “Tamam ifadesini alın” mı diyecek yoksa izin vermeyecek mi? İzin verirse sorun yok, ne olup bittiğini öğreniriz, ama izin çıkmazsa ortaya bambaşka bir sorun çıkacak,Belge sunulacakSavcılar cesaret edip Müsteşar’ı sorgulamakta ısrar ederse, izin talebi elbette kuru kuruya olmayacak. Başbakan’a sorgulama talebinin içeriği gönderilecek, eğer varsa suç iddiaları sıralanacak. Başbakan da kararını bu iddialara göre verecek. İzin çıkmaması Başbakan’ın tüm bu suçlamaların sorumluluğunu üzerine aldığını bir göstergesi olacaktır.Altından kalkmakMedyaya sızdırılan iddialar çok vahim. Çünkü bu iddialara göre MİT’in KCK içine sızma amaçlı operasyonlarında pek çok Mehmetçik şehit oldu, bir o kadar da sivil öldü. Bunların da ötesinde iddialara göre zaten KCK yapılanması da MİT’in eseri. Başbakan izin vermezse bu iddialarını sorumluluğunu üstlenmiş duruma düşecek. Bunu yapar mı?Asıl endişe başkaAncak anlaşıldığı kadarıyla iktidar kanadını zora sokan asıl endişe başka. KCK ile bağlantılı olarak sorgulanmak istenen MİT Müsteşarı’nın terör örgütü liderleriyle yaptığı görüşmeler mercek altına alınmış. Bu görüşmeler zamanında gizlenmişti ama deşifre olduktan sonra “hükümetin politikası” olarak sunuldu. İktidar görüşmeleri savundu.Teröristle pazarlıkSöylendiğinde sevimsiz gelen “teröristle pazarlık” kavramı iktidar ve yandaşları tarafından “barış için gerekli, akan kanı durduracak gelişme, Kürt sorununu çözecek ilaç” olarak sunuldu kamuoyuna. Oysa yine anlaşıldığı kadarıyla verilen sözler, parlak gibi sunulsa da AKP tabanında bile rahatsızlık yaratacak cinsten. İktidarı korkutan bu.Türkiye’nin bölünmesiÇünkü verildiği söylenen sözlere göre İmralı’daki teröristbaşı önce ev hapsine alınıyor sonra da siyaset yapması için serbest bırakılıyor, Kürt özerk bölgesi oluşturuluyor, PKK’lı teröristler Kürt bölgesinin güvenlik güçleri haline getiriliyor. Bunu bırakın bütün Türkiye’ye, AKP’ye oy verenlere bile alıştırmadan anlatmak mümkün olabilir mi?Başbakan söyleyebilir mi?Savcıların incelediği belgelerde bulunduğu ileri sürülen “verilmiş bu sözler” iktidar yandaşları tarafından aslında birkaç yıldır dile getiriliyor. Ancak bu sözleri Başbakan çıkıp söyleyebilir mi? Bunun bir hükümet politikası olduğunu açıklayabilir mi? Başbakan İmralı’da görüşmeler yapıldığını bile söyleyememiş, “Bunu iddia eden şerefsizdir” demişti.Devlet- hükümetBaşbakan teröristlerle MİT Müsteşarı’nın görüştüğü imalarını bile bile doğrulamamış ve “Hükümet görüşmez, devlet görüşür” savunmasını yapmıştı. O tarihlerde Başbakan’ın devletten kastettiğinin asker olduğu ileri sürülmüştü. Yandaş medya ise teröristle görüşme yapmanın kötü olmadığını anlatmaya çabaladı bu süreçte.Oslo görüşmeleriKamuoyu “teröristle görüşme” fikrine alıştırıldığı sırada nereden geldiği belli olmayan bir ses kasetiyle hükümetin emri doğrultusunda teröristlerle görüşmeler yapıldığı ortaya çıktı. Ancak hazırlanmış olan kamuoyu buna tepki göstermedi. İktidara destek verdi. Görüşmelelerin içeriğini tartışmak isteyenler de “ırkçı-darbeci” diye suçlandı yine.Korkmayın bunlar olmazİktidar yanlıları bu yazdıklarımın gerçekleşmesinden endişe duyabilirler. Ama rahatlatayım, korkmasınlar, hiçbir şey olmaz. Eğer iktidar bu kadar şiddetli biçimde olayın üzerine gidiyorsa, artık tek bir savcı bile cesaret edip de MİT Müsteşarı’nı sorgulamak için Başbakan’dan izin “ricasında” bulunmaya kalkamaz. Anında başına geleceğini bilir.Sadece bu olay mı?Son çıkan yasanın yaratacağı iklimde savcılar iktidardan yana olduğu bilinen hiç kimse için izin gereksin gerekmesin, bir soruşturma açamazlar artık. Yasanın asıl amacı budur. MİT adı kullanılarak aslında iktidara yakın herkes koruma altına alınmıştır. Sorun izin istemek değildir, iktidarla ilgili bir kişiyi suçlamaktır. Hiçbir savcı buna cesaret edemez.Cumhurbaşkanı’nın tavrıMİT olayında en garip tavrı Cumhurbaşkanı takındı. Olayın duyulması üzerine soluğu Köşk’te alan MİT Müsteşarı’nı dinledi ve kendisine destek verdi. Cumhurbaşkanı Meclis’in çıkardığı bir yasayı 7 saat gibi inanılmaz bir sürede inceleyip onayladı. Anlaşılan iktidarın korkusuna Cumhurbaşkanı da hak veriyor ve gereğini yerine getiriyordu.Kimyalar bozulduMİT olayının ortaya çıkması iktidar yandaşı medyanın da kimyasını bozdu. O güne kadar yapılan hukuksuzlukları, haksızlıkları, hileleri gördükleri halde sesini çıkarmayanlar, MİT olayında birden şahin kesildiler. Ortaya çok komik bir manzara çıktı. Ama fark etmiyor tabii. Sadece onların sesi çıktığı için halkın yarısı inanıyor bunlara.İyi de oluyorTabii olaya iyimser açıdan bakalım. Demek ki neymiş; “Soruşturmalar gizliymiş, insanların kişilik hakları varmış, kişilerin onurlarıyla oynanamazmış, mahkeme hüküm vermeden herkes masum sayılırmış, medyaya belge sızdırmak çok ayıp ve suçmuş.” Bunları ülkemizin gerçek demokratları söylemiyor, yandaşlar söylüyor. Daha komik bir şey olabilir mi? Hepinize iyi haftalar dilerim...

Devamını Oku

İşte bu haftanın fıkraları

19 Şubat 2012

Yıldırım Tuna’dan gelen fıkralarla keyifli pazarlar dilerim;İlk gelen otururTemel ilk defa uçağa binmiş, uçakta dışarıyı en iyi görebileceği koltuğu hayli aramış, bulmuş ve oturmuş, biraz sonra adamın biri gelip “Kalkar m ısınız?.. Orası benim koltuğum” demiş nazikçe. “Git be başımdan” demiş Temel sinirlenerek, “Buraya önce ben oturdum!” Adam “Tamam ulan..!” demiş bu sefer kızarak, “Uçağı sen uçur o zaman.. Manyak..!”NankörAdam atıyla gezerken attan düşüp ayağını kırmış, durumu çok kötüyken at dişleriyle onu kemerinden kavrayıp bir ağacın altına yatırmış, elinden geldiğince ayağı kırık adamın rahat etmesi için sırtını, başının altını otlarla beslemiş ve yardım getirmek için oradan dörtnala çiftliğe koşmuş. Aradan haftalar geçmiş,adam bu olayı bir arkadaşına anlatınca arkadaşı çok şaşırıp atın zekasına inanamadığını söylemiş, “Ne zekisi be!” demiş adam sinirlenerek, “Senin salak gitti bana veteriner getirdi..!”Önemli özellikAdam kayak yapmak için gittiği dağ otelinde telesiyej sırası beklerken tepeye çıkmak isteyenleri almak için boş dönen lift arkasından dolanıp ensesine çarpmış, adam o sadmeyle yüzükoyun kara kapaklanmış, kaldırıldığı hastaneden telefonla ‘Sa ğlık Sigortasını’ aramış, sigortacı olayı dinledikten sonra hastane masraflarını reddedince“ Neden?.. Sigortam spor yaralanmalar ını karşılamıyor mu?..” diye sormuş üzgün bir ifadeyle. “Etraf ı aval aval seyrederken ense kökünüze sandalyeyi yemişsiniz ama” demiş telefondaki görevli, “Bu sizin resmen ‘dikkatsiz bir salak’ olduğunuzu ortaya koyuyor.. Sigortalanırken bu önemli özelliğinizi şirketimizden gizlemeniz nedeni ile maalesef ödeme yapamıyoruz..!”Müthiş tesadüfYorgun işadamı gece yarısı otele gelip tek kişilik bir oda istemiş, resepsiyon memuru giriş işlemlerini yaparken adamın gözü lobide kendisine bakıp gülümseyen harika kadına takılmış, görevliye “Bir dakika bekler misiniz?” diyerek koşmuş lobiye ve kısa bir müddet sonra kolunda o kadınla dönmüş resepsiyona “İnanılmaz tesadüf.. Karıma rastladım, odayı çift kişilik yapalım lütfen” demiş nazikçe. Ertesi sabah otelden ayrılırken kendisine 3000 dolarlık fatura uzatılınca “Neee??.. Ama bir gece kald ım ben?” demiş müthiş şaşırarak. “Hakl ısınız efendim” demiş resepsiyon görevlisi saygılı bir ifadeyle, “Ama eşiniz hanımefendi beş kuruş vermeden tam 3 haftadır bu otelde kalıyordu!”AlışkanlıkPatron inşaatında çalıştırdığı işçisine haftalığını ödedikten sonra işçi “200 lira eksik verdiniz” demiş. “Seni uyanıııkk..!” diye cevap vermiş patron, “Geçen hafta bilerek 200 lira fazla verdim, gıkını çıkartmadın ama?” İşçi boynunu büküp “Hatalı ödeme bir kereye mahsus olabilir efendim” demiş “Ama bunu alışkanlık haline getirdiğinizi hissettim, sadece o nedenle uyarmak istedim, o kadar..!”Fikri yokŞeriatla idare edilen bir ülkede küçük çocuk süpermarkette annesini kaybedince başlamış ağlamaya.. Onun bu durumunu gören mağaza yetkilisi çocuğun yanına gidip “Korkma oğlum” demiş, “Şimdi buluruz.. Söyle bakayım annen nasıl biri?” Oğlan “Ne bileyim amca?” demiş burnunu çekerek, “Hiçbir fikrim yok ki..!”*****Eğlenceli laflarAçıkçası aşağıdaki cümleler bana da gönderilen (belki binlerce kişi gibi) bir mesajdan alındı. Başka yerlerde yayınlanmış olabilir. Ama ben hiç okumamıştım. Hepsi pek komik. Sizlere de komik gelir sanıyorum. Daha önce okuduysanız da gülersiniz diye düşündüm;Az önce Fransız bir turist Sultanahmet’e nasıl gideceğini sordu, ben de onu Sultangazi ’ye yolladım. Fransa, bu daha başlangıç!***Düğün videomuzu tersten oynattıkça sevinçten uçuyorum. Yüzükler çıkıyor, karım salondan çıkıp arabaya binip gözden kayboluyor. Süper!***Bakkalda 10 kuruş eksiğim çıktı cebimdeki sakızı uzattım, afalladı. Gün intikam günüdür bakkal amca!***Bilgisayar önce masaüstüne, sonra dizüstüne, daha sonra cebimize girdi. Eğer böyle devam ederse gireceği yerin düşüncesi ürkütüyor beni.***Ateşin icadından önce ölüp cehenneme giden mağara adamı, hala şaşkınlık içerisinde!***Ofsaytı bilen kadından uzak duracaksın hacı. Ofsaytı bilen kadın Hakan diye kaydettiğin Ece’yi de bilir, yemeğe çıkardığın sözde amcanın kızını da...***Türk kızları mı Rus kızları mı deseler hiç düşünmeden Türk kızları derim. Çünkü düşünürsem Rus kızları derim.*****Filozof kadınlarBu da mesaj olarak geldi. Kadınlar zaman zaman “flozofça sözler” söylerler. Peki hangi filozofça sözü hangi kadınlar söyler acaba. Buyrun bakın;- Mutlu etmeyeceksen meşgul de etme! (40+ kadın)- Ayrıca tatmin etmeyeceksen, tahrik de etme! (45+ kadın)- Bedenim bakire olsa ne yazar, ruhum çapkın olduktan sonra. (Bulamayan kadın)- Diz üstü yaşamaktansa ayakta ölmeyi tercih ederim. (Aldatılmış ve affetmemiş kadın)- Hayat yollardan çizilmiş olsa bile bu yollardan birini seçeceksin, seçtiğin yolda ölüm olsa bile selam verip geçeceksin.” (Evli kadın)- Her zaman mutluluğun doruğundayken gülünmez, bazen sırf hayata gıcıklık olsun diye uçurum kenarındayken bile gülümseyeceksin. (Aldatan kadın)* Ben ‘seninle toprağa girerim’ diyenleri çok gördüm, öyle diyenleri hep yalnız gömdüm. (Ertesi gün aranmayan kadın)- Her genç delikanlının sevgilisi olabilir ama her genç kızın delikanlı sevgilisi olamaz. (Yüz bulamayan kadın)- Biz konuşursak âlem dilsiz kalır. (İntikamcı kadın)- Bir kız bir erkeğe boyun eğmez. Hiçbir erkek de bir damla göz yaşına değmez. (Feminist kadın)- Az kaşardan tost, çok kaşardan dost olmaz. (Sevgilisini kaptıran kadın)- Varlığım hissedilmeyebilir belki ama yokluğum koyar. (Terk edilen kadın)- Evlenip balayına gideceğime evlenmeyip alayına giderim. (Özgür kadın)- Kısmetse dönerim. (Gece kız kıza çıkan kadın)*****Gani Yıldız’danİktidarın beğenmediği işler yapan savcılar için soruşturma izni “jet hızı”yla verilirken, gözde savcılar için soruşturma izni “hızlandırılmış tren” gibi gidiyor; yol kazasına uğrayıp seferden çekiliyor.***Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, “Rusya’dan aldığımız doğalgazı geçen yıldan daha uygun fiyata alıyoruz” demiş. Bari dikkat edelim de, “aldığımız bu gazla” daha fazla gaz alıp fiyat avantajını kaybetmeyelim!***Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, öğrencilere dağıtılması planlanan tabletler için, “Beyaz bir içerik taşıyacaklar” demiş. Müfredatta “beyaz bir sayfa” açılacağı kesin, yeter ki ideolojik yüklemelerle “ak bir sayfa”ya dönüşmesin!***CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, MİT yöneticilerinin hukuki soruşturmalarını Başbakan iznine bağlayan MİT Kanunu’ndaki değişiklik için, “Trafikteki kırmızı ışığı kaldırmak kadar aptalca bir teklif” demiş. Neden aptalca olsun ki? Tek adamlığa giden yolda yavaşlatan ve durduran bütün unsurlar ortadan kaldırılıyor işte!***Meclis Başkanı’nı ziyaret eden çocuklar, “Bizim anlayabileceğimiz bir anayasa yapın” demiş. Belki de bazen “çocuk aklı”na uymak en iyi seçenek; kolay anlaşılan bir anayasa kulağa hoş geliyor.

Devamını Oku

Balyoz’un muvazzaf subayları için emeklilik pazarlığı yapılıyor

17 Şubat 2012

Balyoz davası nedeniyle tutuklanan pek çok subay cezaevinde birinci yıllarını doldurdu. Subay ailelerinin sessiz desteği ısrarla sürüyor.Silivri’de ailelerin kurduğu çadırlar “buraya daha çok tutuklu gelecek, bu nedenle binayı büyütmek zorundayız, inşaat yapacağız” denilerek kaldırılmıştı.Ama aileler Silivri nöbeti tutmaya devam ediyor.Balyoz’da eski kuvvet komutanları ve orgenerallerin yanı sıra 30’u aşkın muvazzaf general de sanık durumunda.Bu komutanlar bir yıldır hapiste ama rütbeleri henüz sökülmedi, sadece terfi alamadılar, açıkta bekliyorlar.Şimdi yazacaklarım “şiddetli dedikodu” niteliğindedir. Doğrulatma şansım pek yok ama, birçok kaynaktan “isim vermeme” kaydıyla duyduğum bir gelişmeyi anlatmak istiyorum.Balyoz davası bir tür “darbe planı” olarak sunulsa da, hemen her ülkenin genelkurmay başkanlığında yapılan, “beklenmedik gelişmelere karşısında neler yapılması gerektiğini” kapsayan bir plan semineri aslında.Daha önce de yazmıştım, mahkeme bu planın bir darbe olup olmadığını anlamak için çabalıyor. Oysa NATO ülkelerinin askeri yetkililerinden kurulacak bir “Bilirkişi heyeti” planı inceleyebilir ve darbe planı olup olmadığına karar verebilir.Mahkeme bunu yapmıyor. Ancak “sanıklar” bir yıldır iddianameyi “delik deşik” ettiler. Bu konu kamuoyunun pek bilgisinde değil.İddialara göre Balyoz davası iddianamesinde 1542 hata bulunmuş. Tarih, isim, yer hataları çok fazla. Belge olarak sunulan birçok yazışmanın sonradan oluşturulduğu iddiaları zaten çok vahim.İktidar, davanın açılmasından herhalde çok memnun ama seyrinden o kadar da memnun değil. Çünkü bir süre sonra dava tamamen çökebilir.Aslına bakarsanız sanıklar için çoktan tahliye verilebilirdi.Sorun şu; tahliyeler olursa muvazzaf subaylar görevlerine geri dönecek.İşte korkutan bu.Söylendiğine göre Genelkurmay’la gizli bir pazarlık sürüyormuş. Deniyormuş ki, “tahliyelerden önce muvazzaf subaylar emekli edilsin. Böylelikle kimse görevine dönemesin.”Genelkurmay’ın ise buna çok sıcak bakmadığı belirtiliyor. Yani iktidar karşısında baş eğmiş bir görüntü veren ve özellikle asker çevrelerden büyük tepki alan Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, Balyoz’un muvazzaf sanıklarının emekli edilmesine karşı çıkıyormuş.Peki Balyoz’un muvazzaf sanıkları tahliye edilir ve görevlerine dönerse ne olur? Darbe yapmaya mı kalkarlar?Olacak şey değil elbette. Ama bir yıl hapiste kaldıktan sonra görevlerinin başına dönen üst rütbeli komutanların tekrar yetkili hale gelmesi iktidarı ister istemez ürkütüyor.Elbette darbe yapamazlar ama tekrar yetkilerine sahip bir durumda görevlerinin sonuna kadar onları kontrol edebilmek, onlara baş eğdirebilmek zorlaşır.Ayrıca bir yıl hapiste kalmış generallerin, gerek Yüksek Askeri Şûra’da gerekse başka önemli toplantılarda iktidar mensuplarıyla bir araya gelecek olması da iktidarın karizmasında hasar yaratır.Bunlar, dedikodu olsa da hiç de mantıksız değil. Balyoz sanıkları sırf bu yüzden hâlâ içerde yatıyor olabilir.*****Biz onu Genelkurmay Başkanı sanıyorduk, meğer o orduya sızmış bir teröristmişİlker Başbuğ hakkındaki iddianame aklı başında herkesin vicdanını sızlatacak cinsten.Çok ilginç bir hukuk anlayışımız var. Genelkurmay Başkanı’nın, devletin diğer üst yetkililerinin önünde, kamuoyundan hiç saklanmayan ve hatta kimisi televizyonlardan canlı olarak yayınlanan neredeyse tüm konuşmaları “suç kanıtı” olarak iddinameye girmiş.O zaman en azından sonrak gerek; “Başbuğ görevinin başındayken bunlar bilinmiyor muydu? Madem bu sözler suçmuş, o halde bu konuşmalara tanık olan Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar ve diğerleri görevlerini ihmal etmiş olmuyorlar mı?”Hepsini geçelim, iddianamenin en komik cümlesi “Başbuğ’un Ergenekon adına orduya sızmış bir yönetici olduğu.”“Sızmak” nasıl oluyor? Askerlik yaşamına taa Kuleli Askeri Lisesi’nden başlayan, Harp Okulu’nu ve Harp Akademisi’ni bitiren, orgeneralliğe kadar gelip sonunda Genelkurmay Başkanı olan bir kişi için nasıl “sızdı” tanımı kullanılabilir?Ama fark etmiyor. Komik de olsa bu tür iddianamelerle yüzlerce kişi hapiste, sevdiklerinden ayrı, özgürlüklerini tadamadan ömür tüketiyor.*****Şu “kâğıt parçası” konusuAskeri örselemekle demokrasi ve hukuk savaşı verdiğini iddia eden koronun diline doladıklarından biri, eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un Dursun Çiçek’in yazdığı ileri sürülen “İrtica ile mücadele eylem planı” için “kâğıt parçası” demesi.Daha olay ilk ortaya çıktığında da yazmıştım, Başbuğ’a burada büyük haksızlık yapılıyor.Sadece haksızlık da değil, alay ediyorlar, bu söz üzerinden aşağılıyorlar. Bu nasıl vicdandır, bu nasıl ahlâktır, anlamak zor.Evet, Başbuğ “kâğıt parçası” dedi ama, AKP’lilerin, yandaş ve yalakalarının atladığı bir kelime daha var. Başbuğ’un konuşmasını bir daha dinleyin. “Arkadaşlar, bu hukuki olarak bir kâğıt parçasıdır” diyor Başbuğ. Çünkü bu sözlerin sarfedildiği tarihte, Dursun Çiçek imzalı belge bir fotokopiydi. Yani hukuken geçerliliği yoktu. Daha sonra ortaya “gerçek imzalı” bir belge çıktı. Ama bu sefer de altındaki 400 sayfa ortadan kaybolmuştu.Başbuğ “gerçek imzalı belgenin” ortaya çıkmasından sonra böyle bir söz söylemedi ki. İkincisi, yine Başbuğ’un “boru” sözü de alayla anılıyor. Yandaş ve yalakalar o görüntüleri tekrar incelesinler. Başbuğ basın toplantısında bir LAW silahı gösteriyor ve gülerek “Korkmayın, boş bu, LAW silahı bu haliyle sadece borudur” diyor.Tamam, intikam duyguları içinde Başbuğ’u ve birçok subayı tepe tepe yargılıyormuş gibi yapın, ama biraz da vicdan lütfen.*****Bekliyoruz!..“Supermodel of Denmark” yarışmasını kazanarak mankenliğe başlayan Tülin Şahin, “Topmodel Nasıl Olunur?” adlı bir kitap yazmış. Yalakalık yarışını kazanarak köşe sahibi olan yandaşlardan da “Konu Mankeni Nasıl Olunur?” kitabını bekliyoruz artık!*****Bu ne hassasiyetİktidardan habersiz MİT Müsteşarı’nı şüpheli sıfatıyla ifadeye çağıran Savcı Sadrettin Sarıkaya önce bu dosyadan alınmıştı şimdi de hakkında soruşturma yapılıyor. Adalet Bakanı “çok adil” davranarak soruşturma iznini verdi. Gerekçe, savcının gizlilik taşıyan bilgileri medyaya sızdırmasıymış.Eğer savcı belgeleri medyaya sızdırdıysa elbette hakkında soruşturma yapılacak ve suçu sabit görülürse cezalandırılacaktır.Ancak 4 yıldır süren başka davalarda ifade tutanakları sorgulanan kişiler kapıdan çıkar çıkmaz medyaya veriliyordu, neden hiçbir savcı için bu tür bir soruşturma açılmadı?Ya gazetelerinde “yasak olmasına rağmen” bu gizli olması gereken soruşturma belgelerini çarşaf çarşaf yayınlayanların şimdi “Olur mu ama böyle, gizli belgeler nasıl sızdırılır” diye feryat etmelerine ne demeli?“Yetmezci çocuklar” hâlâ yetmedi mi?

Devamını Oku