Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının iddiası, birlikte yola çıktıkları farklı eğilimleri tek potada eritip, AKP'yi güçlü ve kalıcı bir parti haline getirmekti ama en azından şu ana kadar "eritme" işlemi sonuç vermiş değil. Eğilimler dipdiri duruyor AKP içinde. Baskın eğilim de "milli görüş."Kamuoyuna çok açık biçimde yansımasa da hemen her kritik konuda AKP içindeki farklı eğilimler fay hatları gibi açığa çıkıyor. Irak savaşı sırasındaki tezkere krizinden AB ile ilgili düzenlemeler konusuna, bazı kritik demokratikleşme yasalarından hükümetin Kıbrıs politikasına, hatta türban, zina ve imam hatiplere kadar hemen her kritik tartışmada fay hatlarının kırılması riski hep karşısına çıktı Tayyip Erdoğan'ın.Nihayet dün enerji birikimin en yoğun olduğu fay hattı kırıldı AKP'de. Uzunca bir süredir hükümet ve parti politikalarından rahatsızlık duyan Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu hem bakanlıktan hem de partisinden istifaettiğini açıkladı.Mumcu, hükümetin ve partisinin Irak konusunda izlediği politikadan rahatsızlık duymuştu. İzlenen politikanın neden olabileceği sakıncaları Tayyip Erdoğan'a ve Abdullah Gül'e anlatmış ancak sonuç alamamıştı. Bir süreden beri de hükümetin ekonomi politikasıyla ilgili bazı uygulamalarına, Kürt politikasına ve Kıbrıs konusunda atılan adımlara muhalefetini kabine toplantılarında da dile getirmekten çekinmiyordu Mumcu.Türban ve öğrenci affı konusunda önceki gün yapılan Bakanlar Kurulu'nda yaşanan sert tartışmalar nihayet bardağı taşırdı ve Mumcu, güvendiği bazı milletvekilleriyle yaptığı kısa durum değerlendirmesinin ardından dün istifa mektubunu Başbakanlığa ve Meclis Başkanlığı'na gönderdi.Mumcu'nun istifasının, AKP açısından kritik bir dönem noktası oluşturacağına kuşku yok. AKP orta şiddette bir deprem yaşayacak gibi gözüküyor.Çünkü Erkan Mumcu AKP içinde tek başına hareket eden bir isim değil. AKP içinde "Milliyetçi Kanat" diye adlandırılan ve sayıları kimilerine göre 35-40, kimilerine göre de 15-20 dolayında olan milletvekiliyle birlikte hareket ediyor.Erkan Mumcu'ya yakın bir kaynak, önümüzdeki günlerde aralarında bazı liberal isimlerin de yer alacağı 30-40 kişilik bir grubun AKP'den kopacağı iddiasında. Sayı biraz abartılı olsa da bir kopma olacağı kaçınılmaz gibi görünüyor. AKP kurmayları da Malatya Milletvekili Miraç Akdoğan, Yozgat Milletvekili Mehmet Erdemir, Hatay Milletvekili Fuat Geçen, Bursa Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır ve Muğla Milletvekili Hasan Özyer başta olmak üzere 10-15 milletvekilinin daha Mumcu'nun ardından istifa edebileceğini tahmin ediyorlar.Yeni parti mi ANAP mı?Aslında Erkan Mumcu'nun istifası sürpriz olmadı. Bu istifa bir süreden beri bekleniyordu. Mumcu'nun ve parti içinde birlikte hareket ettiği bir grup milletvekilinin rahatsız olduğu, her an kopabilecekleri Tayyip Erdoğan'ın da malumuydu. Bilinmeyen sadece zamanlamaydı...Mumcu, bundan sonraki yaşamını sıradan, bağımsız bir milletvekili olarak sürdürüp, dönem sonunda siyasete veda edecek değil elbette.Peki ne yapacak?Önce AKP içindeki arkadaşlarından kendisini izleyip istifa edecek olardan bekleyecek ki bu konuda değişik sayı tahminleri var. Ardından temas halinde olduğu bağımsızlar ve bazı CHP'li milletvekilleriyle biraraya gelecek. Yakın çevresine göre kısa sürede Meclis'te grup kuracak bir sayıya ulaşılacak.Ve ardından da partileşme süreci başlayacak.Mumcu'nun yakın çevresinde, genel başkan bulmakta bile büyük zorluklar çeken ANAP'ı devralmak ve "Turgut Özal ruhunu canlandırmak" görüşünü taşıyanlar olduğu gibi, partinin yolsuzluk iddiaları nedeniyle çok yıprandığını söyleyip buna itiraz edenler de var.Muhtemelen ANAP'ın kendini feshederek iltihak edeceği, CHP'den umudunu kesenlerin de gönül rahatlığıyla katılabileceği yeni bir parti yapılanmasına gidilecek. Şimdilik hava böyle...
Olağanüstü ve olağanüstü olaylı CHP Kurultayı'nda Genel Başkan Deniz Baykal, kendisine yönelik tehdidi bertaraf ederek, parti içindeki gücünü perçinledi. İstediği Parti Meclisi listesini de seçtirerek parti yönetimindeki çatlak sesleri ayıkladı.Fakat Kurultay süreciyle birlikte başlayan parti içi operasyon hazırlıkları ve iç çatışmalar henüz sonuçlanmış, CHP'deki sular durulmuş değil. Aksine kongre öncesinden daha da bulanık.CHP önümüzdeki dönemde çok önemli gelişmelere gebe gözüküyor, doğum sancılan devam ediyor. Kurulların oluşmasıyla birlikte yapılacakların ilk sinyalini dünkü Meclis Grup toplantısındaki konuşmasıyla verdi Genel Başkan Deniz Baykal...Öyle anlaşılıyor ki yeni oluşan Yüksek Disiplin Kurulu'nun ilk gündemi Mustafa Sarıgül'ün ihracı olacak. Ki, zaten yapılan son olağanüstü kurultayın gerekçesi de buydu. Sadece Sarıgül değil, onunla birlikte hareket eden 5-6 milletvekilinin daha ihracı gündeme gelecek. Örneğin, Kurultay'da Divan Başkanı'na yumruk atan Urfa Milletvekili Turhan Tüysüz ve Hasan Aydın, Ahmet Güryüz Ketenci gibi isimlerin de topun ağzında olduğu anlaşılıyor.Sarıgül ile birlikte hareket etmeye devam eden, muhalif kalma kararlılığında olan milletvekillerinin işi zor. Muhalif ekip ya saf değiştirecek ya istifa edip ayrılacak ya da Yüksek Disiplin Kurulu marifetiyle uzaklaştırılacak.Operasyon sadece milletvekilleriyle sınırlı tutulmayacak. İl örgütlerinde de Sarıgül ekibiyle organik bağ içinde olan unsurlar ayıklanacak.Özetle Deniz Baykal, Sarıgül ve ekibini CHP'de yaşatmamaya kararlı.* Baykal'ın bir başka kararlılığı, CHP'de hiç bitmeyen iç çatışmaları sona erdirmek. Bunun için de Bülent Ecevit'in DSP'de sağladığı parti içi disiplini CHP'ye taşıyacak. Ecevitler'in DSP'de uyguladığı taktikle CHP'nin de huzurlu, kavgasız gürültüsüz, iç muhalefetsiz bir parti yapılanmasını gerçekleştirmek.Aslında bunu gerçekleştirmede fazla da zorlanmayacak. Çünkü Sarıgül ve ekibi Yüksek Disiplin Kurulu marifetiyle tasfiye edilirken, Zülfü Livaneli, Kemal Derviş ve Fikret Ünlü'nün aralarında bulunduğu çok sayıda milletvekili de geçen hafta sonunda yapılan Kurultay'dan, Kurultay görüntülerinden ve sonuçlarından sonra artık CHP'den umutlarını kesmiş durumdalar. Bu grup, muhtemelen bugün bir değerlendirme toplantısı yapacak ve ardından da birer ikişer istifalar başlayacak.'Zulmetmeye ahali kalmıyor'Ancak CHP'deki muhalifler sadece Sarıgül ekibi veya partinin geleceğinden umudunu kesen Zülfü Livaneli ve arkadaşları değil. Başka muhalif gruplar da var CHP'de. Örneğin ihraç edilip mahkeme kararıyla dönen Ertuğrul Günay ve arkadaşları...Onlar Baykal ve ekibine karşı mücadeleyi sürdürüp olağan kongreyi beklemeyi tercih ediyorlar. Ama acaba mücadele şansı bulabilecekler mi?Ayrıca olağanüstü kurultayda niye şanslarını denemediler?Ertuğrul Günay bu soruları yanıtlarken, "Bu kurultayda Deniz Baykalcılar ile Sarıgülcüler kavga etti. Bizim gibi CHP'liler de bağırlarına taş basıp üzüntüyle seyretti" diyor.CHP kulislerinde konuşulan "iç barışı ve disiplini sağlamak için kıyım boyutunda bir ihraç operasyonu başlatılacak" yönündeki spekülasyonu hatırlattığımda, "Evet konuşuluyor" diyor Günay ve Şair Eşref'in Osmanlı padişahına yazdığı şu ünlü dizeleriyle Baykal'a gönderme yapıyor:Padişahım, bir drahta (ağaca) döndü sanki vatan,Her dalı bir baltadan hal'i kalmıyor.Gam değil amma bu mülkün böyle elden gitmesiGitgide zulmetmeye elde ahali kalmıyor...
CHP'de Deniz Baykal'a karşı öteden beri hep muhalif bir kanat oldu. Zaman zaman umutlanan muhalifler Deniz Baykal'ı devirebileceklerini umdular, ortak lider adayı çıkarma girişimlerine yöneldiler ama bunda da başarılı olamadılar. Fakat dün itibariyle artık muhalifler iyice kanaat getirdi ki, mevcut parti yapısı ve delege sistemiyle Deniz Baykal'ı devirmek imkânsız. Ancak kendiliğinden istifa ederse CHP yeni bir genel başkana kavuşabilir. O da yine Deniz Baykal ile birlikte belirlenecek bir isim üzerinde uzlaşma ile...O nedenle Deniz Baykal'ın önceki gün kurultay salonunda yaptığı adaylık konuşmasının bir bölümü hem Baykalcılar hem de muhalif kanat tarafından dikkatle not edildi. Mustafa Sarıgül'ü kıyasıya suçlayıp eleştirdiği konuşmasının bir bölümünde şunları söylemişti Baykal:"CHP yönetimi, CHP genel başkanı elbette değişebilir. Ancak CHP'ye genel başkan olacak kişi, CHP'yi satmamış, CHP'yi satın almaya kalkmamış olacak...Partiye yakışan, fikriyatı, zihniyeti, ahlâki yapısı pırıl pırıl genç bir genel başkanı hep birlikte bir gün partinin başına getirebiliriz..."Konuşmasında o genç lider adayını elinden tutup il il Türkiye'yi dolaşacağını da söyledi Baykal.İşte CHP delegelerini en fazla etkileyen, heyecanlandıran nokta, Baykal'ın uzun konuşmasının bu bölümü olmuştu.* Ve önceki gün seçim sonuçlarının alınmasıyla birlikte CHP kulislerine, "Baykal'ın tarif ettiği veliaht adayı kim?" sorusu damgasını vurdu.Bu konuda farklı spekülasyonlar yapılıyor. Deniz Baykal'ın ekimdeki olağan kurultayda yeniden aday olup seçileceği, partiyi seçimlere götürüp birinci parti yapma iddiasını bir kez daha deneyeceği, ancak daha sonraki olağan kurultayda ise yerini bu genç veliahta bırakacağı kulislerde konuşuluyor.Hatta Deniz Baykal'ın tarif ettiği "CHP'ye yakışan fikriyatı, zihniyeti, ahlaki yapısı pırıl pırıl genç veliaht"ın kim olacağı konusunda da isim toto oynamaya başladı CHP'liler. Herkesin birbirine sorduğu soru: "Genel Başkan kimi tarif etti?"* Evet, Baykal gerçekten somut bir isim mi tarif etti yoksa soyut bir aday çerçevesi mi?Kurultay salonunda bulunan çoğu milletvekili ve delegeye göre Baykal'ın kafasında somut bir isim var. En çok adı geçen isim, Parti Meclisi'nin (PM) en genç üyesi olan Doçent Orsan Övmen.***Örsan Öymen gerçekten de iyi eğitim almış, CHP ve sosyal demokrat ilkelere yürekten bağlı pırıl pırıl bir genç. Ayrıca dededen, babadan CHP'li. Amcası, eski CHP Genel Başkanı gazeteci Altan Öymen, Baykal muhalifi olmasına karşın Orsan Öymen Baykal'ın en yakınında ve en güvendiği genç isimlerden biri. PM toplantılarında etkili çıkışları ile tanınıyor. Hatta Kemal Derviş'in Genel Başkan Yardımcısı olduğu bir dönemde PM'de Derviş'in savunduğu politikaları çok sert biçimde eleştirerek dikkatleri üzerinde toplamıştı. Baykal'ın sevgisini ve güvenini kazanmış bir isim.Bu açıdan bakıldığında neden olmasın?* Dün konuştuğumuz Örsan Öymen, ismi üzerinde yapılan bu spekülasyonları şiddetle reddediyor, "Bunlar asılsız yakıştırmalar. Öyle bir şey gündemde değil, olamaz. Deniz Bey konuşmasının o bölümünde, Sarıgül'ün niye olamayacağının altını çizip olması gereken genel çerçeveyi ifade etti" diyor.Baykal'a çok yakın bir başka isim, Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş de Orsan Öymen gibi düşünüyor. O da Baykal'ın kafasında halefi konusunda henüz somut bir isim olmadığını söylüyor.* Tabii ki Baykal bugünden yarına CHP genel başkanlığını devretmeyi düşünüyor değil. Ancak konuşmasında da belirttiği gibi sonsuza kadar genel başkan kalmayacak. Üç beş yıl sonrası için kafasından elbette bazı isimler geçiyor olabilir. Orsan Öymen ismi de bu açıdan mantıklı geliyor. Tabii aradan geçecek süre içinde CHP'de, Baykal-Öymen ilişkilerinin seyrinde ne gibi gelişmeler olabilir onu da bugünden kestirmek güç...
CHP'nin dün başlayan olağanüstü kurultayında CHP adına, CHP'liler adına son derece tatsız, üzücü olaylar meydana geldi. Ama hiçbir sürpriz yaşanmadı. Her şey günler öncesinden tahmin edildiği gibi gelişti kurultayın ilk gününde.Kavgayla, itiş kakışla, başlayan kurultay, küfürleşmelerle, yumruklaşmalarla devam etti. İki taraf da birbirini çok ağır sözlerle suçladı. Karşılıklı olarak yapılan "rüşvet" suçlamaları; "mafya", "maganda", "faşist", "hırsız", "ahlaksız" yakıştırmaları kurultay salonunda gerilimi zaman zaman doruğa tırmandırdı. Kurultay için Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün görevlendirdiği delege sayısından fazla polis gücü salondaki ve salon dışındaki arbedeyi önlemekte zaman zaman güçlük yaşadı. Bir parti kongresinde belki de ilk defa Divan Başkanı bir milletvekili tarafından yumruklandı, hakarete uğradı.Ve CHP 80 yıllık tarihinde ilk defa salon içinde Çevik Kuvvet polislerinin yoğun güvenlik önlemleri altında kongresini yapabildi.Kurultay sürecinde ve kurultay salonunda yaşananlar bu kurultayın sonuçlarından daha önemli hale geldi.Aslında, bu kurultay Baykal-Sarıgül hesaplaşmasının arenası olmaktan çıkarılamadığı andan itibaren sonuç aşağı yukarı belli olmuştu. Zülfü Livaneli, Kemal Derviş ve arkadaşlarının iyi niyetli çabaları sonuç vermeyince, "üçüncü yol-üçüncü aday" üzerinde muhalefet uzlaşamayınca kurultayı Deniz Baykal'ın kazanacağı zaten belli olmuştu.Bu satırların yazıldığı saatlerde henüz resmi sonuçlar alınmış değildi. Fakat, Baykal'ın bu kongreden de zaferle çıkacağı anlaşılıyordu. Aslında çok değil bundan 7 ay önce, 3 Temmuz 2004 tarihinde de Deniz Baykal bir kurultay zaferi kazanmıştı. Tek aday olarak girdiği o olağanüstü kurultayda da delege nezdinde güven tazelemişti.Baykal CHP'nin sıkça yapılan olağan ve olağanüstü kurultaylarında girdiği hiçbir yarışı kaybetmiyor. Hep kazanıyor...Ama ya CHP?CHP'nin açıldığı günden bu yana yaptığı 13 olağan ve olağanüstü kurultayda ne kazanıp kaybettiği bir yana, dün Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu'nda yaşananlar, kamuoyuna yansıyan görüntüler ve karşılıklı ağır suçlamalar bu partiye en azından kredibilite kaybettirdi.Ki yarından itibaren CHP'de başka gelişmelerin yaşanması, itibar kaybına, kan kayıplarının da ekleneceği kaçınılmaz gözüküyor.Kısa dönemde Sarıgül ve arkadaşlarının ihraçlarının yanı sıra partiden ciddi bazı kopmalar olacağına da kuşku yok.Baykal ve ekibi, Sarıgül ve arkadaşlarının CHP ile yollarının ayrılması, hatta Meclis'te grup oluşturabilecek sayıda milletvekilinin ayrılmasını da göze almış durumda. Ancak, Sarıgül ile direk bağlantısı olmayan "üçüncü yol" arayışındaki ekibin kopuşunu önlemeye özen gösteriyor. O yüzden de bugün yapılacak olan Parti Meclisi seçimi için daha kapsayıcı, parti içindeki farklı grupları tatmin edici bir liste hazırlama yoluna gidiliyor. Gözden çıkarılan Sarıgül ekibi dışındaki muhaliflere "sonbahardaki olağan kurultayı bekleyin" mesajı veriliyor.Mesaj adresi bulur mu, şimdiden kestirmek güç. Ancak önümüzdeki günlerde CHP içinden en azından bir parti daha çıkacağı, Meclis'te AKP ve CHP'nin yanısıra üçüncü bir grup daha oluşacağı şimdiden kesin gibi...
Genel Başkan Deniz Baykal'ın beklenmedik kurultay kararının ardından CHP'de iki günden beri müthiş bir kulis faaliyeti yaşanıyor. 29 Ocak günü yapılması öngörülen kurultay, beklenenin ve hatta Baykal'ın planladığının aksine bir Deniz Baykal-Mustafa Sarıgül hesaplaşması olarak algılanmıyor. Topyekûn bir hesaplaşma ve yenilenme fırsatı olarak görülüyor.CHP'yi olağanüstü kurultay noktasına hiç kuşku yok ki Baykal-Sarıgül hesaplaşması getirdi. Ancak gelinen bu noktada hesaplar değişmeye başlıyor. Yeni çıkış arayışları, umulmadık ittifak girişimleri dünden beri CHP kulislerini dalgalandırmaya başlamış durumda.Bir yandan Deniz Baykal ve Genel Merkez, diğer yandan da Sarıgül cephesi var gücüyle kongre için tahkimat yapmaya yönelirken CHP'de dün itibariyle bir başka hareketlenme başlıyor.Partiyi içine düştüğü kısır iç çekişme, hatta iç savaş ortamından çıkarma, derleyip toparlama, iç barışı sağlama hareketi...Bu hareketin içinde yer alanlar henüz tam olarak biraraya gelmiş, ortak program ve aday etrafında örgütlenmiş değil. Ama kaygıları aşağı yukarı aynı: Kurultay eğer Baykal-Sarıgül hesaplaşması biçiminde geçerse bu CHP'nin sonu olur. Kim kazanırsa kazansın CHP kaybeder, büyük bölünmeler, parçalanmalar olur...Çare olarak düşünülen formül ise şu şekilde özetleniyor:Üçüncü Yol, Üçüncü isim...Baykal ve ekibinin hedefi, bu kurultayda CHP'nin tek sorunu olarak gördükleri, "virüs, cerehat" gibi çok acımasız ifadeler kullandıkları Mustafa Sarıgül ve ekibini tasfiye etmek.Sarıgül cephesinin temel hedefi ise, "bugüne kadar hiçbir seçim başarısı olmayan, partiyi küçültmekten başka hiçbir şey yapamayan Baykal ve ekibinin elinden CHP'yi kurtarmak, iktidar alternatifi yapmak" diye özetleniyor.'Üçüncü yolcuların' adayıAralarında Kemal Derviş ve çok sayıda milletvekilinin de bulunduğu bir başka büyük grup ise, her iki tarafın da yanlış yolda olduğunu, CHP'yi iyice içinden çıkılmaz noktalara sürükleyeceğini düşünüyor.Onlar, CHP'de, sosyal demokrat hareketin geleceğine gönül veren bütün unsurların biraraya gelebileceğine inanıyorlar. Kısa vadeli hırs ve çıkarların dışına çıkabilen, dar bakış açılarını, hizipçi yaklaşımları kırabilen kapsayıcı bir yaklaşımla CHP'nin ideolojik, fikri ve kadro yapısını dönüştürüp yenileyebilecek, partiyi yeniden kitlelerin umudu haline getirebilecek bir büyük derlenip toparlanma sürecini başlatmanın hayalini kuruyorlar. Bunun yolunun da kurultayı kişisel hesaplaşma arenası olmaktan çıkarmak olarak görüyorlar.Dile getirilen üçüncü yolun özeti bu.Sorun üçüncü isimde..."Tek adam hareketi değil, kadro hareketi" olmalı diye altı çizilen bu hareketin genel başkan adayı kim olacak?Bu noktada sorun henüz tam olarak çözülmüş değil. Arayışlar, ikna görüşmeleri sürüyor. Çok sayıda aday adayının isimleri de dolaşıyor kulislerde. Dün itibariyle öne çıkan isim ise İstanbul Milletvekili Zülfü Livaneli...Kemal Derviş ve ekibi ile birlikte hareket eden Livaneli'ye milletvekillerinden bazı il başkanlarından ve parti örgütlerinden de yoğun biçimde "aday ol" baskısı geliyor. Livaneli ismi "üçüncü yolcular"ın kafasına yatmış durumda.Peki Livaneli aday olur mu?Üçüncü yol formülü tutar, Baykal-Sarıgül hesaplaşması arka plana düşürülür ve 29 Ocak kurultayını CHP için tarihi bir yenilenme, derlenip toparlanma kurultayına dönüştürme eğilimi ağır basarsa neden olmasın?
29 Ocak günü yapılacak olan CHP'nin olağanüstü kurultayında bu partinin delegeleri sadece Deniz Baykal veya Mustafa Sarıgül için değil, hatta CHP için de değil, sosyal demokrat hareket açısından tarihi bir karar verecekler. CHP'nin ve sosyal demokrat hareketin kaderini belirleyecekler.* CHP'nin yıllardan beri kırılamayan bir açmazı var: İç kavgasını bitiremeyen bir parti CHP; kendi içinde sürekli kavga eden, kan kaybeden, kendi iç sorunlarını, iç hesaplaşmasını tamamlayamayan bir yapı görünümünde. Genel Başkan Deniz Baykal dahil herkesin kabul ettiği ve sürdürülemez olarak gördüğü bu durumu değiştirebilmek için son yıllarda sayısız kurultay yaptı CHP ama sonuç değişmedi.* Belki de sorunun köküne inilemedi, küçük hesapları görmek tarafların daha çok işine geldiği için asıl sorun hep görmezden gelindi...Tıpkı 2004 yılı 28 Mart yerel seçimleri öncesindeki aday belirlemeleri ve ardından alınan seçim başarısızlığının tartışılması sırasında yaşananlar gibi. 28 Mart seçimlerinin ardından çıkan iç karışıklık üzerine olağanüstü kurultay bile topladı CHP ama hiçbir zaman başarısızlığını gerçekçi biçimde analiz edip tartışamadı. O nedenle de o kurultayda aldığı güvenoyuna rağmen Genel Başkan Deniz Baykal hep parti içi tartışma gündeminin birinci maddesi olarak kaldı.Tabii bu arada çok tatsız gelişmeler yaşandı parti içinde. Yıllarını sosyal demokrat harekete adamış kadrolar genel merkez yönetiminin talimatıyla yargısız infaza tabi tutuldu, ihraç edildi. İhraç edilenlerin çoğu da mahkeme kararıyla geri döndü.* Pek çok skandal yaşandı CHP'de ve son olarak da Sarıgül olayı... CHP Genel Merkezi, sırf Genel Başkan'a muhalefet ediyor; il il Türkiye'yi dolaşıp genel başkanlığa hazırlanıyor, Deniz Baykal'ın koltuğuna göz dikti diye en yüksek oyla seçim kazanan belediye başkanını "rüşvetçi" ilan etmekte beis görmedi.Bununla da yıldıramadıkları Sarıgül'ü partiden ihraç etmek için harekete geçtiler. Yüksek Disiplin Kurulu istenilen ihraç kararını vermeyince de kurul üyeleri rüşvetçi ilan edildi.İç savaş bitecek miCHP'de iç mücadelelerde rakip partilerin yıpratma amaçlı olarak bile kullanmaya cesaret edemeyeceği yöntemler kullanılıyor, adeta CHP intihar ediyor.Sorun şimdi yeniden olağanüstü kurultaya taşınıyor. Acaba bu kurultay Baykal'ın Sarıgül ile hesaplaşma platformu mu olacak?Eğer öyle olursa CHP'nin durumu daha da vahim noktalara gidebilir. Bugüne kadar önemli bir seçim başarısı olmasa da CHP'de girdiği bütün kurultay yarışlarını genellikle kazanan Baykal ve ekibi belki bu kurultayda da Sarıgül ve ekibine karşı kazanabilir. Ama CHP ne kazanır?Hiç...Aksine, çok şey kaybeder. Bu tehlikeyi gören CHP'liler, "Eğer böyle bir şey olursa bu bizim son kurultayımız olur" demeye başladılar.Onun için de olağanüstü kurultayı Baykal-Sarıgül hesaplaşması zemininin dışına çekip partinin geleceğini kurtarma kurultayına çevirmeye dönük bazı girişimler yapılıyor. Baykal ve ekibine karşı geniş bir cephe oluşturma gayretleri var. Bu proje, "CHP'deki, şu veya bu nedenle CHP dışında kalmış sosyal demokratları biraraya getirecek geniş bir uzlaşma zemini üzerinde yeni bir kadro hareketi; hem parti içinde hem ülke kamuoyunda saygınlığı olan yıpranmamış bir isim etrafında birleşme" diye özetleniyor...Bu proje gerçekleştirilebilir mi gerçekleştirilemez mi şimdiden kestirmek güç. Fakat eğer gerçekleştirilemezse CHP'nin sonu belirsiz bir yola girebileceği, yaşanan iç savaşın kaçınılmaz biçimde yeni bölünmelere, yeni arayışlara kayacağı anlaşılıyor.
Tayyip Erdoğan'ın milletvekili seçildiği gün başlayan ve bir türlü gerçekleşmeyen geniş kapsamlı kabine revizyonu beklentisi son günlerde yeniden AKP kulislerinin en heyecanlı gündemi.Erdoğan, Başbakanlığı devralınca zorunlu nedenlerle üç bakan koltuğunu kaybetmiş, ancak (Abdullah Gül Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı görevlerini birlikte üstlenince Ertuğrul Yalçınbayır ve Yaşar Yakış ile Çevre Bakanı İmdat Sütlüoğlu kabine dışı kalmışlardı,) Gül kabinesini aynen korumuştu. Böylelikle bakanlık beklentisindeki çok sayıda AKP milletvekilinin umudu bir başka bahara ertelenmişti.Yaz aylarında yapılan Abant toplantısında Erdoğan'ın milletvekilleriyle teker teker görüşmelerinde yaptığı bazı açıklamalar "kabine değişiyor" spekülasyonunu yeniden alevlendirdi.Erdoğan, "yorulan arkadaşları dinlendiririz" deyince de çok sayıda milletvekili bakanlık beklemeye başladı. O günlerde bu beklentiler de boşa çıktı. Fakat umutlar hiçbir zaman kaybolmadı. Sözde "Başbakan'a çok yakın" bazı kaynaklar ilk kabine revizyonunda kırmızı plakayı garanti gören çok sayıda milletvekilinin beklentisini hep canlı tuttu.* Şimdi AB'yle tam üyelik müzakerelerine başlama kararının alınmasıyla birlikte artık AKP kulislerinde kabine revizyonuna kesin gözüyle bakılıyor. Bu beklenti ve tedirginlik son günlerde bazı bakanlara da yansıdı. "Acaba gidici miyim?" endişesi içindeki bakan sayısı da az değil..."Tam zamanıdır"* Deniyor ki;"Erdoğan bazı bakanların performansından öteden beri memnun değil. Bazı bakanlara da gruptan büyük tepki var, bunu biliyor Başbakan. Bu bakanları değiştirecek ama onları incitmemeye de özen gösteriyor, uygun zamanı bekliyordu..."* Bu "en uygun zamanın" şimdi olduğu görüşü hakim AKP'de. Bütçe görüşmeleri tamamlanıp Meclis yeni yıl tatiline girdiğinde Erdoğan'ın Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ve bir iki kurmayı ile daha yapacağı "istişare" nin ardından yeni yılın ilk günlerinde kesin kararını vereceği ve kabinede kapsamlı bir revizyonu gerçekleştireceği söyleniyor.Bütün bunlar şu anda tabii ki spekülasyonunun ötesine geçmiyor. Tayyip Erdoğan bu konuda en ufak bir ima veya açıklama yapmış değil. Bugün Erdoğan'a çok yakın gözüken isimler bile kabine revizyonu olup olmayacağı, kimlerin gidip kimlerin kalacağı konusunda kesin bir bilgiye sahip değil.Dün bu konuyu biri genel başkan yardımcısı, biri bakan, Erdoğan'a çok yakın iki önemli AKP kurmayı ile konuştuk. İkisinin de bazı tahminleri var ama bilgileri yok, "Kafasında kesin kararı oluşturmadan bizimle paylaşmaz, kimseyle de paylaştığını zannetmiyoruz" diyorlar. Kulislerdeki spekülasyonları ise Başbakan'ın yakın çevresinde gözüken bakanlık beklentisindeki bazı milletvekillerinin körüklediğini söylüyorlar. Tahminini soruyorum kurmaylardan birine, "yeni yılda kabinenin değişme ihtimali yüzde 70'in üstündedir" diyor.
AB konusunda Ankara'nın ve hükümetin canını sıkan tek konu Kıbrıs paragrafı. Kalıcı ya da geçici kısıtlamalar, müzakerelerin ucu açık oluşu en azından şimdilik fazla önemsenmiyor. Ama Kıbrıs öyle değil. Konunun daha şimdiden muhalefet tarafından acımasızca siyasi malzeme olarak kullanılmaya başlaması, 3 Ekim 2005 öncesi imzalanacak protokol konusunda hükümeti düşündürüyor.Ayrıca iş, bu sıkıntılı protokolün imzalanmasıyla da bitmiyor. Kimilerine göre Rum yönetimini Ada'nın tek meşru hükümeti olarak dolaylı biçimde tanıma anlamına gelebilecek olan gümrük birliği ile ilgili ek protokolün imzalanması sadece müzakere sürecinin başlatılmasına yetiyor. Ondan sonraki aşamada tam üyeliğe giden yolu aşabilmek için müzakerelerin her bölümünde Rum yönetiminin onayı gerekecek ki bunun da yaklaşık 60 kez tekrarlanacağı hesaplanıyor. Ve her seferinde Türkiye, Rumların veto tehdidiyle karşı karşıya kalacak.* O nedenle de hükümet hiç vakit kaybetmeden Kıbrıs'ta yeni bir çözüm atağı başlatmış durumda. Bir yandan Dışişleri Bakanlığı'nda Kıbrıs'ta iki alternatifli yeni bir çözüm planı üzerindeki çalışmalar hızlandırılırken diğer yandan da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan BM Genel Sekreteri Kofi Annan'dan randevu talep ediyor.* Referandumda Rum tarafının reddettiği Annan Planı esas alınarak şekillendirilmekte olan yeni çözüm planına 2005'in ilk haftalarında son biçiminin verilmesi öngörülüyor. Çalışmalar, Genelkurmay ve diğer devlet birimleriyle koordineli biçimde yürütülüyor.ABD ve İngiltere'nin rolüAslında çözüm planının teknik hazırlığı zor ve uzun bir çalışmayı gerektirmiyor. Yapılan iş Annan Planı'na yeni bir şapka giydirmekten, bazı teknik ayrıntılarını değiştirmekten ibaret.* Sorun, bu planı Rum tarafına kabul ettirebilmekte. Çünkü bugün gelinen aşamada Rumların eli her zamankinden çok daha güçlü. Türkiye'ye karşı veto kartını cebinde tutan ve AB'nin desteğini arkasına alan Rum yönetiminin şimdi masaya oturmakta çok daha nazlı olacağına, çok daha ağır talepler ve koşullar öne süreceğine hiç kuşku yok.O nedenle de Hükümet, Rumların çözüme karşı olan uzlaşmaz tavrını ve direncini kırabilmek için bir yandan BM ve Kofi Annan'ı devreye sokmaya, diğer yandan da ABD ve İngiltere'nin desteğini almaya çalışacak.Takvim ise KKTC'de 2005 yılının Şubat ayında yapılacak milletvekili genel seçimleri ve Nisan ayındaki Başkanlık seçimlerine göre belirleniyor. Muhtemelen Mayıs ayında düğmeye basılacak.Rumlar geçen nisan ayında reddettikleri çözümü şimdi Türkiye'ye karşı daha güçlü bir pozisyonda olduklarını düşündükleri bir aşamada acaba kabul ederler mi? ABD, İngiltere ve AB ağırlık koyarsa belki...