Bilmece gibi...

19 Nisan 2007

Tayyip Erdoğan’ın aday olup olmayacağı siyasi kulislerde tam anlamıyla bilmeceye dönüşmüş durumda. Önceki gün yapılan MKYK toplantısından sonra AKP’lilerin, Erdoğan’ın en yakınındaki isimlerin bile kafaları karmakarışık. Düne kadar Erdoğan’ın adaylığına kesin gözüyle bakılırken, dünden itibaren hava değişmeye başladı. AKP çevrelerindeki ağırlıklı tahmin dünden itibaren “olmayacak, geri adım atacak” yönünde. Ancak bazı kurmaylar hâlâ “olacak” diyor.Ve söylenenlerin hiçbiri bilgiye dayalı değil, tıpkı biz gazeteciler gibi AKP kurmayları da Erdoğan’ın bir davranışından bir sözünden anlam çıkarmaya çalışıyorlar. Bilmeceyi çözmek, Erdoğan’ın kafasından geçenleri net biçimde okuyabilmek çok güç. Çünkü belli ki Erdoğan da hâlâ kararını netleştirebilmiş değil. Onun da kafasındaki bazı soru işaretleri hâlâ net yanıt bulabilmiş değil. O nedenle de en yakınındakilere dahi net bir sinyal vermiyor.Önceki gün yapılan MKYK toplantısı Erdoğan’ın kararını netleştirmesi bakımından büyük önem taşıyordu. Ve eğer bu toplantıda Kurul üyelerinin değerlendirme ve önerilerine göre bir karar verecek olursa aday olmama ihtimali var.Kendisi aday olmaz ise kimi gösterecek?Böyle bir ihtimal karşısında adı ön plana sürülen ilk isim Abdullah Gül oluyor AKP çevrelerinde.Oysa bir süre öncesine kadar “ya Sayın Başbakan ya da düşük profilli bir isim” deniyordu. Ki Erdoğan’ın kararının da bu yönde olacağına inanılıyordu. Fakat dünden itibaren “düşük profilli aday” formülüne karşı kulis faaliyeti yoğunlaştı AKP’de. AKP’nin önde gelen isimlerinin çoğunluğu bu formüle karşı çıkıyor. Özellikle de anketlere konu olan isimlere şiddetli muhalefet var AKP içinde. Eşitler arasından birinci çıkarılmasına itiraz ediyor AKP milletvekilleri. Bu itiraz, Erdoğan’ın en korktuğu sonucu doğurabilecek kadar da güçlü. Kulislerde konuşulanlara bakılırsa, düşük profilliler listesinde yer alan bakan veya milletvekillerinden birinin aday gösterilmesi halinde bir grup milletvekili Meclis Başkanı Bülent Arınç’ı aday gösterecek. Zaten korkulan da bu. O nedenle son günlerde hem parti içinden hem de parti dışı yakın çevreden Erdoğan’a “Siz aday olmazsanız, Abdullah Gül Bey’i gösterin” öneri ve telkinleri yapılıyor.Erdoğan adaylık meselesini bir iki gün daha kafasında tartacak, bazı görüşmeler daha yapacak. Nihai kararını ise Bülent Arınç ve Abdullah Gül ile yapacağı kritik görüşmeden sonra verecek.Kim aday olacak? Erdoğan kendisi mi, Abdullah Gül mü, yoksa düşük profilli bir isim mi?Bu bilmeceyi henüz kimse çözebilmiş değil...

Devamını Oku

Erdoğan neden zorlanıyor?

18 Nisan 2007

Türkiye aylardan beri sertlik dozu giderek yükselen cumhurbaşkanlığı kavgası yaşıyor. Bu kavga, basit bir siyasi tartışmadan, siyasi sertlikten ibaret de değil, hem yürütülüş biçimi itibariyle hem de sonuçları itibariyle toplumu kutuplaştırma, cepheleştirme tehlikesini de gün geçtikçe hissettiriyor artık.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylığı ve dolayısıyla da 11. Cumhurbaşkanı olarak Çankaya’ya çıkması kesin gibi. Fakat buna rağmen Erdoğan bir türlü resmen açıklayamıyor adaylığını ve o çok zayıf, binde birlik ihtimal hala önemini koruyor.Çünkü Erdoğan kafasındaki kaygıları aşabilmiş değil. Kaygı birden fazla. Sadece muhalefetten destek alamadığı için sayısal sıkıntı veya çıkması olası 367 meselesi değil Erdoğan’ı düşündüren. Çünkü sayısal yönden hiçbir eksiği bulunmuyor. İlk iki turda olmasa da 3. turda seçileceği kesin. Ayrıca 367 meselesi yüzünden mahkemelik olmaktan da kaygı duymuyor. İki nedenle kaygı duymuyor; birincisi bunun hukuki bir engel oluşturmayacağına, konunun Anayasa Mahkemesi’ne götürülse dahi reddedileceğine inanıyor. Bunun ötesinde Anavatan Partisi’nden umduğu desteği alamamış olmasına karşın, muhtemelen çok isterse bu partinin içini karıştırarak 7-8 milletvekilini oylama sırasında Genel Kurul Salonu’na girmeye ikna etmenin zor olmayacağını da hesaplıyor. Ayrıca bağımsız milletvekillerinden de umutlu AKP kurmayları.Kaygısı, kendisinden sonra AKP’nin ne olacağı da değil. Hatta en rahat olduğu konu AKP’nin kendisinden sonra da Abdullah Gül’ün liderliğinde emin ellerde olacağı.Ya da dünkü MKYK toplantısında umduğu havayı bulamamış olması da değil Erdoğan’ı düşündüren. MKYK’nın havası “Bu noktadan sonra geri adım atılmaz. Geri adım yenilgi demektir. Sizin için de parti için de hayırlısı cumhurbaşkanı olarak Çankaya’ya çıkmanızdır” diye özetlenebilir.Ama bunlar yeterli olmuyor Erdoğan’ın gönül rahatlığı ile kararını kesinleştirmesine. Erdoğan’ı asıl düşündüren 17 Mayıs sabahı itibariyle Türkiye’nin, tüm kurumlarıyla ve sokağı ile yani toplumu ile nasıl bir havada olacağı. Çankaya’ya doğru ne tür sert rüzgarların esebileceği...Ve bir başka nokta, AKP’nin emin ellerde olacağından endişesi yok ama acaba seçimlerde nasıl bir sonuç alacak geride bıraktığı partisi?İşte Erdoğan’ı en fazla düşündüren, kaygılandıran nokta bu. AKP’nin birinci parti olarak çıkacağına hiç kuşkusu yok. Ama, yine yüzde 30’un üstünde bir oy alsa bile acaba tek başına iktidar çoğunluğunu yakalayabilecek mi?CHP’nin oy oranını arttırma ihtimalini hesaba katıyor Erdoğan’ın kurmayları. Ayrıca MHP’nin barajı geçebileceğini de görüyorlar. Bu arada Anavatan DYP işbirliği de son derece önemli ve yeni dönemde dört partili bir Meclis ihtimali son derece yüksek.Bu durumda, arkada bıraktığı partisi iktidarı ve siyasal inisiyatifi kaybederse bugün itibariyle kendisini Köşk’ten indirmeye, hatta yargılamaya yeminli gözüken partilerin oluşturacağı bir koalisyon karşısında Çankaya’da rahat oturabilecek mi?İşte Erdoğan’ın kafasını kurcalayan en önemli sorun bu.Bu sorun Erdoğan’ı adaylıktan vazgeçirebilir mi? Zayıf ihtimal ama binde bir de olsa bir ihtimal olarak hala duruyor. Bülent Arınç ve Abdullah Gül ile yapacağı görüşmelerde bu sorunları son kez masaya yatıracak Erdoğan ve kararını kesinleştirecek.

Devamını Oku

Birleşmenin ilk adımı

17 Nisan 2007

ANAP ve DYP Cumhurbaşkanlığı seçiminde ortak hareket edecekler...Anavatan-DYP birleşmesinde artık mutlu son çok yakın gözüküyor. Son anda sürpriz bir aksilik çıkmaz ise iki parti seçime tek çatı altında, tek listeyle girecekler. Hatta bu birleşmenin iki partinin bir araya gelmesinden ibaret, sadece basit bir kurumsal birleşme olmayacağı, merkez sağın çeşitli nedenlerle dağılmış kadrolarının da bir araya getirileceği, buna ek olarak kamuoyunun yakından tanıdığı bazı sosyal demokrat kimlikli siyasetçileri de bu yapı içine katma gayretlerinin devam ettiği konuşuluyor.Onun için de birleşme operasyonunun mimarları, yeni oluşuma “merkez sağda birlik” yerine “merkezde bütünleşme” demeyi tercih ediyorlar.Konuşulan isimler ilginç. Bir dönem CHP ve DSP saflarında siyaset ve bakanlık yapmış isimler. Örneğin, Hikmet Çetin, Onur Kumbaracıbaşı, Hüsamettin Özkan, İstemihan Talay...Ancak dün hem Hikmet Çetin hem de Hüsamettin Özkan ile telefonda konuştuk. Her ikisi de bu gelişmeden haberdar olmadıklarını söylediler. İkisi de bu oluşumda yer alırız veya almayız demediler ancak, hiç kimseyle hiçbir görüşmelerinin olmadığını söylemekle yetindiler.Bu isimler operasyona sosyal demokrat sos katma ve merkezde büyük buluşmayı sağlayabilme açısından önemli. Olur mu olmaz mı, onu tabii ki zaman gösterecek.Ancak Anavatan ile DYP’nin seçime birlikte girecekleri hemen hemen kesinleşmiş gibi.Dün gelinen son noktayı DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar ile konuştuk. Ağar, “Görüşmelerimiz ve gelişmeler çok olumlu yönde seyrediyor” diyor. İşin teknik ayrıntılarına girmek istemiyor. Haklı olarak bazı hassas noktaları görüşme aşamasında kamuoyu ile paylaşmanın sürece zarar verebileceğinden kaygı duyuyor.Özetle şunları söylüyor Mehmet Ağar:“Bu olay, bu süreç, basit bir parti birleşmesi olarak görülmemelidir. Bu olay Türk siyasetindeki tıkanıklığı, siyasetin önünü açacak olan çok önemli bir gelişmedir. Biz Türk siyasetinde 12 Eylül müdahalesinden sonra ortaya çıkan bölünmüşlüğü, dağınıklığı giderme misyonunu üstlenmiş durumdayız bugün. İnşallah olumlu bir sonuç alacağız...” Ağar, Mumcu ile diyalog kanallarının karşılıklı olarak sürekli açık olduğunu da belirterek “Her şeyi konuşuyoruz, sağlıklı ve başarıya gidecek, iktidarı hedefleyen bir birlikteliği oluşturmaya çalışıyoruz” diyor.Cumhurbaşkanlığı seçim süreci bu iki partinin işbirliği yönünde önemli bir zemin olacak. Önceki gün uzun bir telefon görüşmesi yapan Anavatan Genel Başkanı Erkan Mumcu ile DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde ortak hareket etme kararına vardılar. Bu kararın ne yönde olduğu konusunda sır vermiyor Ağar.Ancak edindiğim bilgilere göre, Başbakan Erdoğan ve AKP’nin arzuladığı gibi oylamalar sırasında Anavatan Genel Kurul’a girip 367 sayısının bulunmasına destek olmayacak. Ama iki partinin bir de sürpriz hazırlığı var. Bazı pürüzler aşılabilirse nikaha dönük görünür ilk büyük adım bu ay atılacak. DYP’nin 28 Nisan’daki Bursa mitingi önemli... Ağar ve Mumcu belki kürsüye belki birlikte çıkacak, DYP ve Anavatan örgütleri kolkola miting meydanına gelecek, merkezde bütünleşme sürecinin tarihi günü yaşanacak. Süreç muhtemelen cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından hız kazanacak

Devamını Oku

DYP ile ANAP birleşme yolunda...

17 Nisan 2007

Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin tartışmalar AKP ile CHP arasında bir inatlaşmaya dönüşürken, “olursun-olamazsın” inatlaşmasına aktif olarak müdahil olmayan partiler ise Cumhurbaşkanlığı seçimine bitti gözüyle baktıkları için genel seçime kilitlenmiş durumdalar.Geçen seçimde baraj altında kalan partilerde özellikle de merkez sağın iki düşman kardeşi DYP ile Anavatan arasındaki ilişkiler şimdi farklı bir zemine gelmiş durumda. Bu iki parti arasında yaklaşık bir yıl önce ANAP’ın eski Genel Başkanı Mesut Yılmaz’ın dışardan girişimiyle başlatılan birleşme görüşmeleri sessiz ve derinden ilerliyor.Gerek Mesut Yılmaz’ın aktif girişimleri, gerekse de 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in telkinleri genel başkanların başlangıçtaki direncini önemli ölçüde kırmış durumda. Şu anda Anavatan Genel Başkanı Erkan Mumcu da DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar da birleşmeye taraftar. Tabii ki henüz nihai imzalar atılmış, her şey olmuş bitmiş değil. Daha aşılması gereken pek çok pürüzlü nokta var. Fakat bu iki partinin genel seçimlere tek liste halinde girmesi hemen hemen kesinleşmiş gibi.Birleşmenin DYP çatısı altında olması ağırlık kazanmış görünüyor. Ancak bu noktada şimdilik aşılamayan bir ayrıntı var. Anavatan tarafı isim konusunda tereddüt yaşıyor. Anavatan yönetimi, “Partinin kapısına kilit vurup DYP’ye iltihak ettiler” görüntüsünden rahatsız; liberal merkez sağda geniş bir bütünleşme havasında yapılmasını istiyor. Onun için de DYP adının değiştirilmesini öneriyor. Örneğin DP (Demokrat Parti) olsun. DP daha önce de önerilmişti. Ve iki partinin de kapılarına kilit vurulup DP çatısı altında merkezde yeni bir büyük oluşum yaratılsın, denmişti. Fakat, bu durumda da Hazine yardımında sorun çıkacağı için bu öneri havada kalmıştı. Şu anda Anavatan tarafı öneriyi farklı bir biçimde gündeme getiriyor: “DP kendini feshedip bize katıldığı için isim hakkı bizde. DYP hemen olağanüstü kongreye gitsin, biz isim hakkını verelim ve adını DP olarak değiştirsin. O zaman bizim yeni isimle beraber bu partiye katılmamız daha kolay olur.” Anavatan Genel Başkanı Erkan Mumcu, yaptıkları son görüşmede bu öneriyi Mehmet Ağar’a iletti. Ancak şu ana kadar olumlu bir yanıt alabilmiş değil. Mumcu’nun önerisinde toplanacak DYP kongresinde isim değiştirme prosedürünün tamamlanmasının ardından Anavatan’ın bu partiye katılması, ayrıca bugün çeşitli nedenlerle bu iki partinin de dışında duran kamuoyunun yakından tanıdığı İlhan Kesici ve Mehmet Ali Bayar gibi isimlerin bu oluşumun içinde olduklarının ilan edilmesi de öneride yer alıyor...Yani bütün küslüklerin, kırgınlıkların geride bırakıldığı, merkez sağdaki bütün aktörlerin yeniden aynı çatıda toplanabileceği yeni bir oluşum.DP aslında DYP’nin de Anavatan’ın da atası, baba ocağı sayılabilecek partinin ismi... Sızan bilgilere göre Ağar’ın isim değişikliğine itirazı var. İsim değiştirme kongresinin birleşmeden sonra yapılmasını öneriyor; bir anlamda “önce nişan, sonra düğün” diyor. Ağar’ın karşı önerisinin özeti şu:“Anavatan kendini kapatıp, seçime DYP listelerinden girsin, seçimden sonra da iki partinin ilçe ve il teşkilatları birleştirilsin. Yapılacak olağanüstü kongrede de hem partinin adı DP’ye dönüştürülebilir, hem de yönetimi değişir.” Şu anda görüşmeler bu noktada. Tabii ki bu nedenle iplerin kopma tehlikesi yok değil ama çok zayıf ihtimal...Birleşme, en azından seçimlere ortak liste ile girme konusunda önemli rol oynayan Mesut Yılmaz da yeniden aktif siyasete dönme hazırlığı yapıyor.Yılmaz’ın Rize’den bağımsız aday olacağı kesin. Ancak birleşme görüşmeleri çerçevesinde gelen öneri, bağımsız olsa bile DYP listesinden seçime girmesi yönünde.

Devamını Oku

Cepheleşme kaygısı...

16 Nisan 2007

Cumhurbaşkanlığı seçim süreci ve Türkiye’nin yakın geleceğinin nasıl şekilleneceği bakımından geçen hafta perşembe, cuma ve cumartesi günleri arka arkaya üç önemli gelişme yaşandı.Perşembe günü Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın konuşması; sözde değil özde laik cumhuriyetten yana olmalı temennisi. Cuma günü Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Harp Akademilerinde yaptığı, laik cumhuriyetin tarihinin en büyük tehdidiyle karşı karşıya bulunduğu biçiminde özetlenebilecek saptamalar içeren, çok sert ve suçlayıcı konuşması. Ve ardından önceki gün Ankara’da yapılan miting...Bu üç önemli gelişme Türkiye’nin havasını değiştirmeye yetti.Düne kadar Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilecek olmasını, 1989 yılında Turgut Özal’ın cumhurbaşkanı olmasına, yaşanan tartışmaları da o günkülere benzetenlerin bile kafalarında soru işaretleri belirmeye başladı.Düne kadar “Tayyip Bey Cumhurbaşkanı olur. Başlangıçta itiraz edenler, olmaz, olamaz diyenler de zaman içinde alışır, bağlılıklarını bildirirler” diyenlerde bile bugün ciddi endişeler var.Muhalefet partileriyle yaşanan gerilim, anamuhalefet partisi CHP ile iplerin kopması bile fazla önemsenmiyor, ilişkilerin zaman içinde normalleşeceği varsayılıyordu. Fakat son gelişmeler AKP cephesinde bile belirgin bir kaygıya neden olmuş durumda.Bu kaygının gerisinde, devlet kurumları ile gerilimin önümüzdeki günlerde giderek boyutlanması, toplumun da sonuçları bugünden kestirilemeyecek bir kutuplaşma sürecine girmesi tehlikesi yatıyor.Kutuplaşma tehlikesi, bazı AKP kurmayları dahil aklı başında herkesi endişelendiriyor. O nedenle de üç gün öncesine kadar Tayyip Erdoğan’ı kesin olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 11. Cumhurbaşkanı gören AKP’lilerin dahi bugün kafaları karmakarışık; “Acaba hiçbir şeye aldırmayıp Çankaya’ya çıkması mı hayırlı yoksa en azından türban sorunu olmayan birini aday gösterse daha mı iyi?” ikilemindeler.Bu noktadan sonra Erdoğan’ın geri adım atmayacağını da biliyorlar aslında.Erdoğan’ın siyasal stratejisini iyi bilen, onu yakından tanıyan bir AKP milletvekili ise “geri adım için artık çok geç” diyor ve özetle şu değerlendirmeyi yapıyor:“İş artık Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olup olmamasını bile aştı. Erdoğan olmayıp Abdullah Gül’ü aday gösterse gerilim düşecek mi? Hayır. Eşi türbansız ama her dediğini yapacak kadar yakın, o kadar güvendiği birini aday gösterse? Hayır. Mesele AKP’li birinin cumhurbaşkanı olup olmaması noktasına geldi son konuşmalarla. Bu noktadan sonra da Tayyip Bey’i hiçbir kuvvet yolundan çeviremez. Zaten Köşk’e çıkmama yönünde en ufak bir eğilim olsaydı şimdiye açıklardı, ortamın bu kadar gerilmesine izin vermezdi...” Aynı AKP kurmayı milletvekili, toplumdaki kutuplaşma tehlikesinin kendilerini de rahatsız ettiğini belirtiyor. Ancak parti olarak “rövanşist” tavırlardan uzak duracaklarını, Erdoğan’ın da önümüzdeki günlerdeki söylem ve eylemleri ile ortamı yumuşatmaya çalışacağını tahmin ettiğini söylüyor.Erdoğan da Almanya’dan bu yönde mesajlar gönderiyor. Hâlâ aday olup olmayacağı konusunda sır vermiyor ama, Cumhurbaşkanı seçilen kişinin değişeceğini, gündelik siyasetle, parti siyasetiyle bağını keseceğini söylüyor. Ama bu söylem gerilimi düşürmeye yeterli olacak mı?

Devamını Oku

Başkomutan, Genelkurmay Başkanı’ndan daha sert...

14 Nisan 2007

Görev süresi bir ay sonra dolacak olan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Harp Akademileri Komutanlığı’nda dün yaptığı veda konuşması, tahminlerin ötesinde çok sert mesajlarla, iktidara örtülü suçlamalarla yüklüydü. Herkesin önceki gün Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’tan beklediği sert açıklamalar, Akademi’de “Başkomutan” sıfatıyla veda konuşması yapan Cumhurbaşkanı Sezer’den geldi. Gündemdeki siyasal tartışmalar, cumhurbaşkanlığı seçimi, Tayyip Erdoğan’ın aday olup olmayacağı ve bu tartışmaların yarattığı gerginlikler de dikkate alındığında Sezer’in sözleri adeta AKP iktidarına yönelik “muhtıra” niteliğindeydi.“Türkiye’de siyasal rejim, Cumhuriyet kurulduğundan beri, hiçbir dönemde günümüzde olduğu kadar tehlikeyle karşı karşıya kalmamıştır. Laik Cumhuriyet’in temel değerleri ilk kez açıkça tartışma konusu yapılmaktadır” diyor Sezer.Sezer’in kastettiği tehlike, irtica ve bölücük.Bölücü terör malum. Cumhurbaşkanı’nın irticai tehlike ile ilgili değerlendirmesi ise son derece çarpıcı. Mevcut hükümete yönelik ciddi mesajlar var bu değerlendirmede:“...çağdışı görüntüler, dinci fetvalar ve saldırılar, kamusal alanlarda türban kullanılmamasına ilişkin tüm yüksek yargı kararlarına karşı tutumlar, görevi din adamı yetiştirmek olan okulları bitirenler ile tarikat ve cemaat mensuplarının devletin her kademesine yerleştirilmeye çalışılmaları, Türkiye’nin nereye götürülmek istendiğinin anlaşılması için yeterli olacaktır...” Konuşmanın bu paragrafındaki hedef çok açık: Bugünkü siyasal iktidar...Kamusal alanda türban inadını kim sürdürüyor? İmam hatip mezunlarını, cemaat ve tarikat mensuplarını devletin her kademesine kim yerleştirmeye çalışıyor? Atamalar konusundaki bütün bilgiler kendisinde olduğuna ve hükümetten gelen yüzlerce atama kararnamesini veto ettiğine göre elbette bunu çok iyi biliyor Sezer.Sezer, gündemdeki Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmalarına açıkça yer vermiyor konuşmasında ancak, cumhurbaşkanında olması gereken nitelikler, görev ve yetkileri, hukukçu kimliğiyle, Anayasa maddelerinden derleyerek, uzun uzun anlatıyor. Nasıl bir cumhurbaşkanı olması gerektiği konusunda tarif veriyor. En başta da “laik demokratik rejimden yana taraf ama partiler üstü, tüm toplumu kucaklayan bir cumhurbaşkanı” diyor. Yani o da sözde değil, özde laik cumhurbaşkanı diyor...Yani, kendisi gibi birini tarif ediyor Cumhurbaşkanı. Tayyip Erdoğan’ın bu cumhurbaşkanı tarifine uymadığı da malum...Ve konuşmasının bir yerinde Anayasa’nın 5. maddesine vurgu yaparak, “Devlete, Cumhuriyeti ve demokrasiyi koruma görevinin verildiğini” hatırlatıyor. Buradaki devletten kasıt da muhtemelen Türk Silahlı Kuvvetleri. Konuşma son derece sert ve muhtıra gibi uyarılarla yüklü. Bu nedenle de dün akşam saatlerinden itibaren Ankara kulislerinde, hem önceki günkü Genelkurmay Başkanı’nın konuşmasının hem de Sezer’in dün yaptığı konuşmanın önceden paslaşılarak, koordineli biçimde hazırlanmış olduğu ve bunların Cumhurbaşkanlığı seçim süreci öncesinde yapılan son uyarılar olduğu değerlendirmesi yapılıyor.Sezer’in dile getirdiği saptama ve değerlendirmeler, bugünden itibaren Cumhurbaşkanlığı tartışmalarına damgasını vuracak, gerilimin dozunu iyice artıracak gibi gözüküyor.

Devamını Oku

Erdoğan’ın artık geri dönüşü yok

13 Nisan 2007

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, dün Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ilgilendiren ama aynı zamanda bölücü terör ve Kuzey Irak gibi ülkenin de karşı karşıya bulunduğu çok temel sorunlarla ilgili bir basın toplantısı yaptı.Basın toplantısı için önceki gün yapılan açıklamada da Orgeneral Büyükanıt’ın silahlı kuvvetleri ilgilendiren konulardaki görüşlerini açıklayacağı bildirilmişti. Ancak o andan itibaren ülkede siyasetçisinden işadamına, borsacısına sokaktaki vatandaşa kadar herkesin merakı Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili, özellikle de Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olup olmamasıyla ilgili ne diyeceği merak konusuydu. Herkesin aklı bu noktadaydı.Çünkü Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu konuda ne diyeceği aylardan beri siyaset dünyasının da toplumun da başlıca merak konusuydu. Ki kulislere sızdırılan bazı haberlerle bu merak körükleniyordu da. Erdoğan’ı bilemem ama Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasını çok isteyen AKP’liler, hatta Erdoğan’ın yakın çevresindeki bazı isimler de bu merak içindeydiler.Büyükanıt da bu merakı biliyordu ve konuşmasının sonlarına doğru çok önemli, çok çarpıcı bir mesaj verdi:“Cumhuriyetin temel değerlerine, anayasamızda ifadesini bulan laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti idealine, devletin üniter yapısına bağlı, ama sözde değil özde, bunu davranışlarına yansıtan bir cumhurbaşkanının oraya seçileceğine olan inancımı belirtmek istiyorum. Karar Meclis’indir. Cumhurbaşkanlığı konusunda zaten bundan başka da bir şey söyleme durumunda değilim. Hukuken de hakka sahip değilim.” Bu sözler merakı gidermeye yeterli mi? Yeterli olmadığı daha toplantının bitiminde belli oldu. Çünkü toplantıya katılan gazeteciler arasında bile Orgeneral Büyükanıt’ın bu sözlerle neyi ima ettiği tartışma konusu oldu. Bazı gazeteciler “Tayyip Erdoğan’a aday olma” mesajı verdiği, bu konuşma sonrasında artık niyeti varsa bile Erdoğan’ın aday olamayacağı yorumunu yaparken ben ve benim gibi algılayanlar ise farklı yorumladı.Büyükanıt TSK’nın bu konudaki temel hassasiyetini özetledi. Ama seçime müdahil olmayacaklarını, kararı Meclis’in vereceğini de altını çizerek ifade etti.Bu sözlerin anlamı şu: Olmasını istediğimiz cumhurbaşkanı bugüne kadar ki 10 cumhurbaşkanı gibi sözde değil özde Anayasa’ya bağlı ve laik demokratik cumhuriyetten yana olmalıdır. Bunu davranışlarıyla da göstermelidir.Kimin seçileceğine karışmayız ama bugüne kadar olduğu gibi bundan sonraki gelişmeleri, uygulamaları da izleriz. Çünkü TSK’nın Anayasal ve yasal olarak cumhuriyeti, cumhuriyetin temel prensiplerini koruma ve kollama görevi vardır...Şimdi bazı siyasetçi ve yorumcular tarafından “Tayyip Erdoğan’ın adaylık ihtimalinin iyice zayıfladığı” iddia ediliyor. Bize göre tam aksine artık hiç kuşku yok Erdoğan 16 Mayıs’ta Türkiye Cumhuriyeti’nin 11. Cumhurbaşkanı olarak Çankaya’ya çıkacak. Çünkü, düne kadar aday olmayacağını ilan etseydi belki nedenini izah edebilirdi. Ama şimdi bu noktadan sonra ne diyecek, çıkmamasını nasıl anlatacak? “Ben Anayasa’ya, cumhuriyetin temel değerlerine, laiklik ilkesine özde değil sözde sahip görünüyordum” mu diyecek?Tabii ki hayır. Tayyip Erdoğan’ın artık Çankaya yolundan geri dönüşü yok...

Devamını Oku

Seçim mahkemelik olacak mı?

11 Nisan 2007

Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili bir süredir devam eden 367 tartışması çözüme kavuşmuş değil. Tayyip Erdoğan’ı cumhurbaşkanı görmek isteyenler “saçma” diyor,istemeyenler “görürsünüz Anayasa Mahkemesi bu seçimi iptal eder” görüşünü savunuyor.Yani bu konuda da uzlaşma yok.İktidar kanadı her ne kadar 367 tartışması için “saçma” dese de işi o noktaya getirmeden bitirme yönünde bazı gayretleri de yok değil. O nedenle AKP kurmaylarının gözü kulağı şimdi Anavatan Partisi’nden gelecek sinyalde. Yani eğer Anavatan, “Biz bu kavgada yokuz ilk tur oylamadan itibaren genel kurul salonuna gireriz” derse mesele baştan çözülüyor. AKP’nin 353 milletvekiline Anavatan’ın 19 milletvekili de eklendiğinde sayı 372’ye yükseliyor ve hatta ileri bir yorum belki ama cumhurbaşkanının ilk turda seçilme ihtimali bile beliriyor. Peki Anavatan ne yapacak, nasıl bir strateji izleyecek, oylamalara katılacak mı, katılmayacak mı?Şu ana kadar renk vermiş değil.Dün bu konuyu Genel Başkan Erkan Mumcu’ya sorduk.“Henüz arkadaşlarla bu konuda bir değerlendirme yapıp kararımızı vermedik” dedi Mumcu ve hemen ardından şunu ekledi: “Ama kararımızı vermiş olsak bile bunu şu anda kamuoyu ile paylaşmayız. Anlıyoruz ki bizim oylarımız değerli. CHP de bizi yanında görmek istiyor, AKP de. Ama CHP’nin arzuladığı gibi bugünden genel kurula girmeyeceğimizi söylersek siyasi çözüm yollarını kendi ellerimizle tıkamış oluruz. Gireceğiz dersek o zaman da AKP’nin cebine kart koymuş oluruz. Biz kimsenin yedeği değiliz. Biz kimsenin küçük hesaplarına alet olmayacağız. Biz bu durumu ülkemiz için bir fırsata çevirmeyi düşünüyoruz.” Nasıl bir fırsat olduğunu anlatırken de tıpkı 9. Cumhurbaşkanı Demirel ve bazı siyasetçilerin söyledikleri gibi Mumcu da “Cumhurbaşkanını halk seçsin” diyor.Bu konuda söyledikleri özetle şöyle:“Biz Cumhurbaşkanlığı meselesinin demokrasi içinde, siyaset içinde milletin uzlaşmasıyla çözüm imkanının var olduğunu düşünüyoruz. O da cumhurbaşkanını iki turlu seçim yöntemiyle halka seçtirmek. Bunun için hâlâ zaman var. En azından CHP 2 maddelik bir Anayasa değişikliği teklifi versin biz bunu destekleyelim. AKP desteklemezse o zaman bu partinin hiçbir uzlaşmaya yanaşmadığı, halkın nazarında netleşmiş olur. Muhtemelen o zaman onlar da kaçamaz...” AKP’nin bu öneriyi kabul edip Anayasa değişikliğine ikna olması pek olası gözükmüyor da acaba CHP kabul eder mi Mumcu’nun önerisini? O da ihtimal dahilinde gözükmüyor. Her şey Anavatan’ın tavrına kilitlenmiş durumda. Oylama günü Meclis Genel Kurulu’na girerlerse cumhurbaşkanlığı seçimi mahkemelik olmaktan kurtulacak. Siyasi kulislerdeki ağırlıklı beklenti girecekleri yönünde. Ama Mumcu şimdilik renk vermiyor...

Devamını Oku