“Vuruşarak çekilme” taktiği mi?

29 Nisan 2007

Genelkurmay Başkanlığı’nın önceki geceyarısı yaptığı sert uyarı Cumhurbaşkanlığı seçiminin siyasette ve toplumda yarattığı gerilimi dahi ikinci plana atmış durumda. Şu anda siyasal gerilim değil Türk Silahlı Kuvvetleri ile hükümet arasında ciddi bir kriz yaşanıyor.Genelkurmay’ın “son uyarı” niteliğinde diye değerlendirilen bildirisine hükümet, dün aynı sertlikte bir bildiriyle yanıt verdi. Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek’in okuduğu bildiride Genelkurmay bildirisinin “hükümete karşı bir tutum olarak algılandığı” belirtiliyor ve şu çarpıcı ifadeye yer veriliyor: “Başbakanlığa bağlı bir kurum olan Genelkurmay Başkanlığı’nın herhangi bir konuda hükümete karşı ifade kullanması demokratik bir hukuk devletinde düşünülemez.” Yani hükümet açıklamasının daha girişinde deyim yerindeyse Genelkurmay’ın haddini aştığı vurgulanıyor.Peki madem ki Genelkurmay hükümete bağlı bir kurum ve yaptığı iş de kabul edilemez olarak görülüyor. O zaman buna karşı bir yaptırım uygulanacak mı? Yani Genelkurmay Başkanı görevden alınacak mı?Tabii ki böyle bir şey olmayacak. Böyle bir şey ne hükümetin aklından geçiyor, ne de geçse bile buna Cumhurbaşkanı’nın onay vermesi olası değil.Yani herhangi bir yaptırım niyeti söz konusu değil.Zaten Çiçek’in okuduğu hükümet açıklamasının devamına bakıldığında, açıklamanın biçimi, zamanlaması, Cumhurbaşkanlığı seçiminin Anayasa Mahkemesi gündemine taşındığı bir anda bu açıklamanın yapılmış olması oldukça sert ifadelerle eleştiriliyor. Genelkurmay bildirisinde dile getirilen cumhuriyetin temel değerleri ve irtica konularındaki hassasiyet ve şikayetler konusunda da şu yanıtı veriyor hükümet:“Devletimizin temel değerlerini koruma konusunda birincil görev hükümetindir. Hükümet bu konuda tavizsiz bir şekilde taraf olduğu için hükümete bağlı tüm kurumların bu doğrultuda taraf olmaları zaten eşyanın tabiatı gereğidir. Türkiye’nin her sorunu hukuk kuralları ve demokrasi içerisinde çözülecektir. Aksi bir düşünce ve tutum asla kabul edilemez...” Hükümet açıklamasındaki kilit paragraf bu. Şimdi hükümet muhtemelen sert bir açıklama yaparak kendine güvenini ortaya koymayı amaçladı. Askere kamuoyu önünde net bir biçimde şu mesajı verdi:“Benimle basın aracılığıyla haberleşme. Sıkıntıları bana bildir. Ben gereken tedbirleri alırım. Dile getirdiğiniz konularda en az sizin kadar biz de hassasız.” Şimdi önümüzdeki günlerde Milli Eğitim Bakanlığı’nda bazı yeni uygulamalar, görevden almalar gündeme gelebilir. Ayrıca devlet kurumları içinde “kadrolaşmakta olduğu” iddia edilen bazı tarikat ve cemaatlere karşı bir takım operasyonlar da yapılabilir. Ki, Başbakan Erdoğan’ın dün MİT Müsteşarı Emre Taner ve İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu ile yaptığı görüşmeler bu açıdan dikkat çekici.Genelkurmay bildirisine karşı kamuoyunda kendine güvenli, bildiri karşısında mağdur ama mağrur bir dik duruş sergileyen hükümet, krizi aşma, asker ve devlet kurumları ile ilişkileri normalleştirme konusunda da muhtemelen ciddi bazı adımlar atacak. İlk olarak da Anayasa Mahkemesi’nin cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili vereceği olası bir iptal kararı hükümet için can simidi olacak. Böylelikle geri adım atmadan viraj alma olanağına kavuşacak. Erken seçimin yolu kendiliğinden açılacak. Yani Erdoğan bir anlamda vuruşarak geri çekilmiş olacak. Askerden korkmadığını demokrasiyi siyasi iradenin koruma ve kollama kabiliyetine sahip olduğunu göstermiş olacak ama aynı zamanda da askerin rahatsızlıklarını giderici adımları atmış olacak...

Devamını Oku

Krizi aşmanın tek yolu seçim

28 Nisan 2007

Cumhurbaşkanlığı seçimiyle igili matematik tartışmaları dün gece saat 23.15 itibariyle önemini değerini kaybetti. O saatte Genelkurmay Başkanlığı’ndan internet aracılığıyla yapılan son derece sert ifadelerle yüklü laiklik uyarısı artık gündemi başka bir noktaya taşımış durumda. Dün gece yarısından itibaren başkentte yoğun bir telefon trafiği başlamış durumda. Açıklamanın içeriği bir yana yapılış saati önem taşıyor. Genelkurmay, geçmişte de laiklik ve bölücülük başta olmak üzere hassas olduğu temel konularda zaman zaman açıklamalar yapmıştı. Ama bu açıklamaların hiçbirisi gece yarısı saatlerinde değil normal mesai saatleri içinde yapılmıştı. Ve bugüne kadar yapılan açıklamaların hiçbirinin tonu bu denli sert ve uyarı yüklü ifadeler içermiyordu.Niye dün yapıldı niye geceyarısına doğru?Bir kere açıklamanın içeriğinde de yer aldığı gibi genel durumun tesbitinin yanısıra cumhurbaşkanlığı seçimine ve bu seçimle ilgili tartışmalara da atıf var açıklamada. Ve geceyarısı yapılmış olması ile ilgili bazı emekli askerlerin yorumuna göre, eğer seçim ilk turda sonuçlanmış olsaydı açıklama ile yetinilmeyebilirdi. Yani açıklamanın son bölümünde belirtildiği gibi TSK cumhuriyetin temel niteliklerinin korunması konusunda kendisine kanunlarla verilen açık görevleri, yani “koruma ve kollama” görevini açıkça yerine getirebilirdi.Tabii ki bunlar yorum.İkinci nokta şu:Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en üst komuta kademesi bir süreden beri devamlı irtica tehdidi uyarısı yapıyor. Son olarak Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt 12 Nisan tarihindeki basın toplantısında bu yöndeki tesbit ve uyarılarını dile getirdi. Ki daha önce hem ayrı ayrı kuvvet komutanları hem de Genelkurmay Başkanı’nın bu yönde pek çok uyarısı olmuştu.Ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere iktidar bu uyarılara anında yanıt verdi. Türkiye’de irtica tehdidi bulunmadığını, laik cumhuriyetin güvencede olduğunu vurguladılar.Bu durum, TSK ile hükümet arasında laiklik ve irtica tehdidi konusunda ciddi tanım ve görüş farkları olduğunu aslında ortaya koyuyor.Ve öyle anlaşılıyor ki hükümetin yapılan uyarıları fazla önemsememesi, özellikle Milli Eğitim’le ilgili şikayetleri dikkate almaması bir şekilde zaten not edilmişti.Şimdi bunun üzerine bir de cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşananlar da eklenince dünkü sert bildiriyi yayınlayarak son uyarıyı yapıyor TSK. Sonuç olarak Genelkurmay’ın dünkü uyarı açıklamasıyla birlikte ortaya tam anlamıyla bir kriz durumu çıkmış bulunmaktadır.Başbakan Erdoğan ve kurmayları gece sabaha kadar durum değerlendirmesi yaptılar.Dün geceki eğilim, açıklamayı elbette dikkate almak ama fazla büyütmeden, Genelkurmay Başkanı ile görüşerek bu krizi aşmak, bu arada cumhurbaşkanlığı seçim sürecini devam ettirmek yönündeydi.Ancak bugün itibariyle bu eğilim muhtemelen değişecek.Ve muhtemelen de Türkiye hızla erken seçime gidecek ve 11. Cumhurbaşkanı’nı seçimlerde oluşacak yeni parlamento yeni bir anlayışla uzlaşmayla seçecek.

Devamını Oku

Siyaset matematik ve mahkeme...

27 Nisan 2007

Bilal çetinCumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili olarak aylardan beri devam eden siyasi tartışmalar artık yerini hukuk ve matematiğe bırakmış durumda. Sürecin en kritik yönü bugün yapılacak oylamada Meclis Genel Kurul salonunda kaç milletvekilinin hazır olacağı. Eğer bu sayı 367 ve üzeri olursa oylamanın sonucunu bile beklemeye gerek yok; 16 Mayıs’tan itibaren Türkiye Cumhuriyeti’nin 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül.Ya aksi çıkar 366 veya daha düşük bir sayı ile Meclis toplanırsa ne olacak?İşte bu durum Abdullah Gül’ün ve AKP’nin en korktuğu sonuç. O zaman Cumhurbaşkanlığı seçimi mahkemelik olacak, sonucu Anayasa Mahkemesi tayin edecek. 367 tezini 2006’nın son günlerinde ilk olarak emekli Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu ortaya attığında CHP’den başka itibar eden olmamıştı. Özellikle de iktidar partisi bu iddiaya hiç prim vermemişti.Ancak, Abdullah Gül’ün adaylığının ilan edilmesiyle birlikte şimdi AKP’de ciddi bir 367 paniği gözleniyor. Çünkü Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı verebileceği yönünde ciddi bazı endişeler oluşmuş durumda AKP’de.O nedenle de Tayyip Erdoğan’ın aylardan beri hiç ihtiyaç duymadığı muhalefetle diyalog arayışını şimdi Abdullah Gül çok ciddiye alıyor. En azından 367 için uzlaşma, destek sağlamaya çalışıyor. Bunun için muhalefet partilerinin yanı sıra tek tek bağımsız milletvekillerini ikna etmeye özen gösteriyor.Hatta Meclis’te bir milletvekili bulunan Genç Parti’nin Genel Başkanı’ndan bile randevu isteyip makamında ziyaret edecekti dün Gül. Fakat, Cem Uzan, ince bir manevra ile “atanmış adayla görüşmem” diyerek Gül’ü geri çevirdi.CHP’den, ANAP’tan, DYP’den ve 1’er milletvekili ile temsil edilen küçük partilerin hiçbirinden destek bulamadı Gül.Ancak Gül’ün resmi temaslarının yanı sıra AKP kurmaylarının muhalefet cephesinden “milletvekili çekme” gayretleri de iki günden beri yoğun biçimde sürüyor. Bunun için düne kadar 14 altın adam arıyordu AKP. Fakat dün Amasya Milletvekili Hamza Albayrak’ın partiden istifasıyla eksik 15’e çıktı. AKP’liler özellikle ANAP’ın oylamaya katılacağından umutluydu. Fakat ANAP’ın parti olarak genel kurula girmeme yönünde eğilim göstermesi üzerine şimdi tek tek milletvekilleriyle temas kuruluyor.Dün itibariyle bağımsızlardan 4 milletvekilinden söz aldı AKP’liler. Fakat geride 11 eksik kalıyor. O eksiğin de 5 veya 6’sının ANAP’tan tamamlanabileceği umudu var. Fakat halihazırda kesin söz alınan ANAP’lı sayısı 4’ü geçmiş değil.Kırgın CHP’liler üzerindeki çalışmaları da sürüyor AKP’nin. CHP’den de 3 milletvekilinin Deniz Baykal’a rağmen oylamaya katılabileceği hesaplanıyor.Ama sayı yine yetmiyor. Dün akşam saatleri itibariyle AKP’nin hâlâ 4 eksiği vardı.İkna çalışmaları bugün oylamanın yapılacağı saat 15.00’e kadar devam edecek. Umut bağlanan ANAP’lı milletvekillerinin katılımıyla 367 rakamına ulaşılabilirse sorun kalmayacak. Aksi halde ise bugün yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu CHP tarafından iptal istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne götürülecek.Anayasa Mahkemesi istemi yerinde görmeyip reddederse sorun yok. Ama ya yerinde görür ve birinci tur oylamaya 367 milletvekilinin katılmamış olması nedeniyle iptal ederse işte o zaman bütün siyasi hesaplar yeniden yapılacak. Türkiye önümüzdeki hafta ortasından itibaren erken seçim ortamına girecek...Ve eğer bu olasılık gerçekleşirse yapılacak seçim milletvekili genel seçimi olma özelliğinin çok ötesinde bir anlam kazanacak. Çünkü cumhurbaşkanını da bir anlamda bu seçimde kullanılacak oylar belirleyecek...

Devamını Oku

Baykal: Bütün cumhuriyetçi güçler teyakkuz durumunda olmalıdır

26 Nisan 2007

AKP her ne kadar 367 zorunluluğuna inanmadığını söylese de Cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül, yarın yapılacak ilk oylamada bu sayıya ulaşabilmek için büyük çaba harcıyor. Bunun için siyasi partilerin yanı sıra tek tek bağımsız milletvekilleri ile dahi görüşüp destek istiyor.Çünkü bu konu Anayasa Mahkemesi’ne gittiğinde cumhurbaşkanlığı seçiminin iptali, erken genel seçim riski var. Bu riski sıfırlayabilmek için de “14 altın adam”ın desteğine ihtiyaç var. Umutlar da gözler de ANAP’ta ama Gül, ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu ile dün yaptığı görüşmede bu desteği peşinen alamadı. Fakat kapı, hala aralık. DYP ve ANAP muhtemelen bugün ortak bir tutum belirleyecekler.Eğer Gül’ün umduğu destek gelmez ise seçim mahkemelik olacak.Çünkü CHP bu konuda sonuna kadar mücadele etmeye kararlı. Oysa iş dünyası ve bazı sivil toplum örgütleri CHP’nin de işi artık daha fazla germemesi gerektiğini görüşünde. Onlara göre, “Tayyip Erdoğan adayı olmadı, aşağıdan yönetip yönlendirebileceği birini de aday göstermedi. O zaman CHP hâlâ niye itiraz ediyor?” diye soruluyor.Dün konuştuğumuz CHP Lideri Baykal da yanıt veriyor:“Abdullah Gül’ün Tayyip Erdoğan’dan, Bülent Arınç’tan ne farkı var? Güler yüzlü, tatlı dilli, uzlaşmacı görüntü sergiliyor diye mi kendimizi avutacağız? Zihniyet olarak hiç bir farkları yok.” Ve çok çarpıcı bir iddia ortaya atıyor Deniz Baykal: “Türkiye’nin cumhuriyet ve demokrasi birikimi çok ciddi bir tehdit altındadır. Bütün cumhuriyetçi güçler teyakkuz durumunda olmalıdır...” Abdullah Gül’ün zihniyet olarak Tayyip Erdoğan’dan hiçbir farkı olmadığı, uzlaşı ile tüm toplumun benimseyebileceği bir cumhurbaşkanı adayı çıkarılmamasını da AKP’nin bilinçli bir planının sonucu olduğu görüşünde Baykal. Bu konuda söylediklerinin özeti şu:“Bu bir tek parti hegemonyası oluşturma planıdır. Sözünü ettiğiniz tek parti normal bir siyasi parti olsa bile kabul edilebilecek bir durum değilken şimdi karşımızdaki siyasi parti, normal, sıradan, alışılmış bir siyasi parti değil. Unutmamak gerekir ki son on yılda üç defa kapatılmış bir siyasi geleneğin uzantısı. Şimdi bütün iktidar odakları ve onların yetkisi dahilindeki Anayasa Mahkemesi, yüksek yargı, YÖK ve üniversiteler bu hegemonyanın kontrolüne girecek. İşte en büyük tehlike budur. Türkiye’nin tarihsel demokrasi ve cumhuriyet birikimi ciddi bir tehdit altındadır...” Baykal, Erdoğan ve Gül’ün geçmişteki gibi olmadıklarını, Milli Görüş gömleklerini çıkardıkları, gizli gündemleri olmadığı yolundaki açıklamalarını da inandırıcı bulmuyor. Ve diyor ki;“Şimdi kamuoyu duyarlılığını kırmak için belli bir süre çok dikkatli davranıp herkesi ferahlatmaya gayret edeceklerdir. ‘İşte merkeze geldiler, bir şey olmaz’ dedirtmeye çalışacaklardır. Yeni aldatmacalar ortaya koyacaklardır ama bu gerçeği değiştirmez, tehlikeyi ortadan kaldırmaz...” Peki bu tehdidi, tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapacak CHP?Yanıtı şu:“Önce toplumsal duyarlılığı ön plana çıkarmak, herkesin ilgisini, dikkatini buraya çekmek lazım. Siyasetin yanı sıra medyaya, sivil toplum örgütlerine, iş dünyasına çok büyük görevler düşüyor. Bunlar kendilerinin dikkatle gözlendiğini hissetmeliler. Bütün toplum, bütün cumhuriyetçi güçler teyakkuz durumunda olmalıdır. Birinci aşama bu.İkinci aşama mevcut siyasi dengenin acilen değişmesi lazım. Bu da seçimle olacaktır. Onun için önümüzdeki seçimlerde cumhuriyet tarihi bir sınav verecektir. Bu sınavı başarıya kavuşturmak için herkes gerekeni yapmalıdır. Türkiye tarihi bir karar noktasına doğru geliyor...” CHP’nin önümüzdeki seçimdeki en temel sloganı da böylelikle ortaya çıkıyor:“Bütün cumhuriyetçiler, laik demokratik cumhuriyetten yana olanlar birleşin...”

Devamını Oku

Arınç faktörü etkili oldu...

25 Nisan 2007

Çok sevdikleri, partililerin de dillerinden düşürmediği şarkının sözlerinde ifadesini bulduğu gibi “beraber yürümüşlerdi” bu yollarda. Ama Tayyip Erdoğan hep bir adım öndeydi, o liderdi, genel başkandı.Bir hukuki pürüz yüzünden 2002 seçimlerinde aday olamadı. İl il, meydan meydan dolaştı Türkiye’yi ve partisini iktidara taşıdı. Ama Başbakan olamadı. Başbakanlık koltuğu Abdullah Gül’e kaldı. O günlerde Erdoğan’ın iç dünyasında ne fırtınalar estiğini tabii ki bilemiyoruz ama başbakanlık makamını güvenle, gönül rahatlığı ile Gül’e emanet ettiği bir gerçek.Erdoğan’ın yasağının kaldırılması sürecinde Gül de içtenlikle çaba harcadı. İşin ilginci bugün Erdoğan’ın Çankaya yolunu kesmiş olmakla övünen CHP ve Deniz Baykal da samimi olarak Erdoğan’ın Meclis’e girmesine, başbakanlık koltuğunu devralmasına yardımcı oldu. Bunu demokratik bir görev olarak yaptı CHP...Erdoğan altı aylık bir gecikme ile de olsa hakkı olan koltuğu 2003 baharında Gül’den devraldı.Şimdi bütün bunlar geride kaldı. Ancak daha o günlerden itibaren Erdoğan ve arkadaşlarının cumhurbaşkanlığı hesabı olduğuna da hiç kuşku yoktu. Bugünkü hesaplar o günden düşünülmüş planlanmıştı. O nedenle de ilk hedef olarak Anayasa’daki 5 yıllık seçim döneminin sonuna kadar kullanılacağı ilan edilmişti. Bu bildirimin gerisindeki en önemli faktör cumhurbaşkanlığı seçimiydi. AKP “tam iktidara” daha o günlerden kilitlenmişti. Ve yine AKP’lilerin büyük bölümünün hiç kuşkusu yoktu ki Erdoğan 16 Mayıs 2007’de Çankaya’ya çıkacaktı. Durum son bir haftaya kadar da öyleydi. Erdoğan Çankaya konusunda kararlı bir strateji uyguluyordu. Ama olmadı, olamayacağını gördü. En azından toplumun ve devletin çeşitli kademelerinden gelen reaksiyonlar, son Tandoğan mitingi Erdoğan’ı şu veya bu ölçüde etkiledi. En azından ülkede ciddi bir kutuplaşma tehlikesi olduğunu, kendisinin cumhurbaşkanı seçildiği andan itibaren gerilimin giderek şiddetlenebileceğini düşündü.Bu arada AKP içinde ciddi endişeler oluşmaya başladı. Hem gerilim, hem de ondan daha önemlisi AKP’nin Erdoğan’sız seçim kazanıp kazanamayacağı endişesi. Sonuçta Erdoğan çok kritik bir karar verdi ve çok yaklaştığı Çankaya’dan, cumhurbaşkanlığından feragat etti.Peki kimi aday gösterecekti? Yine 2002 sonunda Başbakanlıkta olduğu gibi partinin iki numaralı ismi Abdullah Gül’ü mü?Hayır. Erdoğan’ın orijinal planında Gül ilk sırada değildi. Erdoğan’ın kafasındaki en güçlü aday Vecdi Gönül idi. Ancak Erdoğan partisinde belki de ilk kez istediğini yapamadı. Düşük profilli aday formülünde öne çıkarılan Vecdi Gönül’e karşı hem parti yönetiminden hem milletvekillerinden ciddi muhalefet geldi. En önemlisi de Meclis Başkanı Bülent Arınç’ın gösterdiği kararlı tutum. Arınç ilk günden beri oyunu net ve açık oynamıştı: “Tayyip Erdoğan veya Abdullah Gül aday olurlarsa saygıyla karşılarım ve arkalarında olurum. Ama bir üçüncü isme asla...” Bu tutumunu önceki gece Erdoğan’la yaptığı son görüşmede de değiştirmedi Arınç. Ve önceki gün gece yarısına kadar Gönül gayri resmi Cumhurbaşkanı adayı iken gece yarısından itibaren Erdoğan kesin kararını verdi: 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül.Dün Meclis’te konuştuğumuz AKP’nin önde gelen isimlerinden biri Gül’ün adaylığını yorumlarken şu espriyi yapıyordu:“Adayı Tayyip Bey tayin edecek sanıyordunuz ama yanıldınız. Bülent Arınç tayin etti...” Gerçekten de son birkaç günde AKP zirvesinde yaşananların özeti bu espride gizli.Sonuçta Erdoğan tıpkı 2002’de olduğu gibi bu kez de çok yaklaştığı, hak ettiği bir makamı, ki devletin zirvesi, en üst makam olan Cumhurbaşkanlığı makamını da iki numaraya Abdullah Gül’e emanet etmek durumunda kaldı...“Kaderin cilvesi” dedikleri bu olsa gerek...

Devamını Oku

Son dakikada düşük profilli aday mı açıklanacak?

23 Nisan 2007

Danışma Kurulu henüz karar vermedi ama Meclis, 11. Cumhurbaşkanını seçmek için muhtemelen perşembe günü ilk tur oylamayı yapacak. Fakat Tayyip Erdoğan’ın aday olup olmayacağı, olmayacaksa kimi aday göstereceği hâlâ belli değil. Kimin cumhurbaşkanı adayı olacağını cumhur da bilmiyor, seçecek olan milletvekilleri de...İşin ilginci, adayın ne zaman ilan edileceği de hâlâ belirsizliğini koruyor. Beklenti bugün yapılacak olan AKP Grup toplantısında büyük bir coşkuyla alkışlar arasında adayın ilan edileceği yönünde.Ancak dün Meclis’te konuştuğumuz bazı AKP yöneticileri bile bundan emin değiller. Yakın çevresi bile hâlâ Başbakan Erdoğan’ın aday olup olmayacağından emin değil, adayın bugünkü grup toplantısında ilan edilmesi olasılığı da zayıf görünüyor.Birkaç gün öncesine kadar AKP’liler bugün yapılacak olan partilerinin Meclis Grubu toplantısının “demokrasi tarihimiz açısından önemli bir dönüm noktası özelliği taşıyacağını” söylüyordu. Çünkü beklentileri bugünkü toplantıda Erdoğan’ın adaylık önergesinin alkışlar arasında okunup ardından da Meclis Başkanlığı’na verileceği yönündeydi. Ama öyle olmayacak.Dün itibariyle hava Erdoğan’ın aday olmama ihtimalinin güç kazandığı yönündeydi. Aslında bunu da henüz kimse kesin olarak bilmiyor ama gelişmelerden, Erdoğan’ın konuşmalarından çıkardıkları tahmin öyle.Aslında kararını netleştiremediği için değil. Karar artık netleşmiş durumda. Adayı, dolayısıyla da 11. Cumhurbaşkanını Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç dışında Erdoğan’a çok yakın bir iki isim daha belki biliyor. Ama onun ötesinde milletvekilleri hala papatya falı açıyor. Onlar için de Türkiye için de aday hâlâ sürpriz olma özelliğini koruyor. Peki bu sürprizi ne zaman açıklayacak Erdoğan?Onu da kimse bilmiyor. Ama bugün açıklanması ihtimali iyice zayıflamış durumda. Bugün saat 11.00’de yine her hafta olduğu gibi iktidar partisinin grup toplantısı yapılacak. Erdoğan yine olağan konuşmalarından birini yapacak bu toplantıda ama adayı açıklamayacak.Grup toplantısının ardından Bakanlar Kurulu toplantısı yapılacak. Rutin gündemdeki meseleler ele alınacak, belki Cumhurbaşkanlığı seçiminin önemi, genel ilkeleri konuşulacak. Bakanların ve “düşük profilliler” listesinde adları yer alan dört bakanın da çok merak ettiği sır aday muhtemelen bu toplantıda da açıklanmayacak.Belki de adaylık başvurularının son günü olan Çarşamba akşam saatlerinde olağanüstü grup toplantısı yapacak. Sürpriz aday bu toplantıda açıklanacak ve başvuru süresinin bitimine dakikalar kala isim Meclis başkanlığına bildirilecek.Erdoğan mı, Gül mü, düşük profilli mi?Öyle anlaşılıyor ki bu spekülasyon iki gün daha sürecek. Erdoğan, kendi milletvekillerine ve bakanlarına da son ana kadar papatya falı açtırmaya, bilmece çözdürmeye devam edecek gibi gözüküyor.Acaba bu durum, Erdoğan ve kurmaylarının bilinçli bir stratejisi mi yoksa karşılaşılan bazı sıkıntıların sonucu mu?

Devamını Oku

AKP’de kim hangi ince hesabı yapıyor?

22 Nisan 2007

Cumhurbaşkanlığı konusunda Tayyip Erdoğan’ın kesin kararının ne olacağı elbette bilinmiyordu ama herkesin bir tahmini, bir oyun planı vardı. AKP’nin bir hafta on gün öncesine kadar orijinal senaryosu şuydu: Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı, Abdullah Gül Genel Başkan ve Başbakan...Bu senaryonun işleyip işlemeyeceği hala belirsizliğini koruyor fakat bir hafta öncesine göre soru işaretleri ciddi biçimde artmış durumda. Şimdi daha çok alternatif senaryolar konuşuluyor Ankara kulislerinde ve AKP’de.Özellikle de Başbakan Erdoğan’ın, “Kesin kararımızı MKYK toplantısından sonra vereceğiz” açıklamasının ardından yapılan 18 Nisan tarihli toplantıda çıkan çatlak sesler, kamuoyuna yansıyan “Erdoğan aday olmayabilir” havası, AKP’de kafaları ciddi biçimde karıştırmış durumda.Erdoğan’ın vazgeçebileceği ihtimalinin güç kazanması, cumhurbaşkanı adaylığı meselesi, AKP içinde geleceğe dönük olarak ciddi biçimde iktidar mücadelesi, koltuk kapma, konumunu emniyete alma mücadelesine dönüşüyor.Partide, özellikle milletvekilleri arasında çoğunluk, Başbakan Erdoğan’ın aday olup, Çankaya’ya çıkmasını arzu ediyor. Ama önemli bir kesim de, açıkça ifade etmese bile “İnşallah aday olmaz” diye dua ediyor.Kimse Erdoğan’ın kafasından geçeni net olarak kestiremediği için aklından geçeni, arzu ettiğini yüksek sesle dillendirmeye de cesaret edemiyor. Ama hepsinin “en doğru tercih” konusunda bir fikri, bir yorum ve değerlendirmesi var. Bu yorum ve değerlendirmelerin, samimi tarafı olduğu kadar, herkesin kendi pozisyonu ile ilgili bir gelecek planı ve ince hesabı içerdiği de gerçek.“OLMALI” DİYENLERİN HESABIMeclis grubunun büyük çoğunluğu “Cumhurbaşkanı Erdoğan olmalıdır” görüşünde. Ancak bunu diyenler üç gruba ayrılıyor:1- Samimi olarak salt bunu arzulayanlar; “Erdoğan’ın bu yüce makamı hak ettiğini ve ülke için de parti için de en hayırlısının bu olacağını” düşünenler.2- “Bu noktadan sonra çıkmaz ise bu geri adım olarak algılanır. Bu durum hem genel başkan için hem de parti için zaafiyet oluşturur. Korktu denir, özde laiklik konusunda kendisine güvenemedi denir” diyenler.3- Erdoğan Çankaya’ya çıktığında Genel Başkan ve Başbakan olacak isim belli; Abdullah Gül. Bu dönemde umdukları mevki ve makamlara ulaşamayanlar, dahası gelecek seçimde listenin hangi sırasında olacağını tahmin edemeyenler. Onlar, Gül döneminde partide ve hükümette daha etkili olacaklarını düşünüyorlar.“OLMASIN” DİYENLERİN KAYGISI“Erdoğan Çıkmasın” diyen kanatta da iki temel yaklaşım hakim. 1- Bazıları, ülkede gerilim çıkar diye düşünüyor. Bazıları seçim döneminde Abdullah Gül’ün göstereceği performansa güvenemiyor. “Seçimde oy kaybederiz, parti zarar görür. Tek başına iktidar olamaz isek Erdoğan Çankaya’da rahat edemez” diye düşünüyor. Seçim kaygısı özellikle il ve ilçe teşkilatları ile belediye başkanlarında hakim. 2- Erdoğan Köşk’e çıktığında partide de hükümette de kadrolar değişecek. Kendi koltuklarını muhtemelen Gül’e yakın isimler devralacak. Milletvekili listeleri Gül ve ekibinin tercihlerine göre yapılacak. Belki de kendileri listelerin ön sıralarında yer alamayacaklar. Bu da önemli bir kaygı, o nedenle de “Çıkma” mesajı vermeye çalışıyorlar... Bu kaygıların, yorum ve değerlendirmelerin, ince hesapların kimler tarafından nasıl yapıldığının elbette Erdoğan da farkında. Ama şimdilik renk vermiyor. Eğer bu gece karar sürecine noktayı koyarsa, bu haftaki grup toplantısında aday ilan edilecek. En geç de 25 Nisan günü saat 23.59’da...Acaba kim?Erdoğan mı, Gül mü, düşük profilli mi?

Devamını Oku

Erdoğan için yüksek profil tercihi mi zor düşük profil mi?

21 Nisan 2007

Cumhurbaşkanlığı tartışmasında bir hafta öncesine kadar Erdoğan’a göre muhalefet “çelik-çomak” oynuyordu. Ancak son bir haftadan beri yaşanan gelişmeler, oyunun aktörlerini değiştirdi. Şu anda Başbakan’ın deyimi yerindeyse çelik çomak oyunu AK Parti içinde oynanıyor. Hem de alabildiğine hırs ve heyecanıyla...Başbakan Erdoğan aday olup olmayacağını henüz en yakınlarına bile açıklamış değil ancak AKP içinden estirilen rüzgar olmayacağı yönünde.Peki kimi aday gösterecek? İşte AKP’de ortalığı da kafaları da karıştıran kritik soru bu? Bu konuda AKP kaynaklı spekülasyonlar dışardan yapılanları geçmiş durumda.Çünkü cumhurbaşkanı adaylığı meselesi, parti içinde geleceğe dönük olarak ciddi biçimde iktidar mücadelesine; koltuk kapma, konumunu emniyete alma mücadelesine dönüşüyor.O yüzden de AKP kaynaklarından Erdoğan’ın sürpriz yapacağı, “şok karar” alacağı haberleri pompalanıyor.Erdoğan’ın sürpriz yapıp yapmayacağı en geç 25 Nisan günü saat 23.59’da belli olacak.Ancak sürpriz veya şok karar ne olabilir? Tabii ki Erdoğan’ın bu aşamadan sonra aday olmaması sürpriz. Ama bu, Erdoğan’ın aday olacağına dair bahse girenler için ve yakın çevre için belki sürpriz olacak ancak Erdoğan açısından sürpriz olmayacak. Çünkü Erdoğan bu ihtimali kafasının bir kenarında ikincil opsiyon olarak zaten tutuyordu. Şartları uygun görmeyip kendisi adaylıktan vazgeçtiğinde Meclis grubundan “düşük profilli” diye adlandırılan bir milletvekili veya bakanı aday gösterip seçtirecekti. Muhtemelen böyle bir ismi seçtirdiğinde daha sonra onu dışardan yönlendirebileceğini de hesaplıyordu.Onun için düşük profilli formül Erdoğan bakımından sürpriz değil.Erdoğan için sürpriz ve şok karar kendisi dışında “yüksek profilli” aday. Yani Abdullah Gül...İşte ilk günden itibaren zaman zaman akla gelmiş olsa da hiçbir zaman tercih etmediği formül belki de buydu Erdoğan’ın. Abdullah Gül’e karşı olduğundan, ona güvenmediğinden, aralarında rekabet bulunduğundan değil. Aksine belki de en fazla güvendiği isim Gül. Bu tercihin zorluğu tamamen psikolojik nedenlere dayalı: Bugün yardımcısı olan, partinin ve hükümetin iki numaralı ismi olan Abdullah Gül’ü devletin zirvesine amiri konumuna yükseltmek... Erdoğan belki kesin kararını verdikten sonra bunu önemsemeyecek. “Bizim için mevki makam önemli değildir, önemli olan ülkeye ve millete hizmet etmektir” diyecek ve öyle de davranacak. Ama bu psikolojiyi, bu duygu çatışmalarını kim yaşamaz ki? Ayrıca bunun bir örneği var mı? Yok. Ne Atatürk-İnönü ilişkilerinde ne de Celal Bayar-Adnan Menderes ikilisinde böyle bir şey yaşanmadı.Belki de bir ilke imza atacak Erdoğan. Ve özverisi hiç kuşku yok ki düşük profilli adaya göre çok daha yüksek olacak...

Devamını Oku