DSP ile seçim ittifakı konusunda tam mutabakatın sağlanmasıyla birlikte CHP’nin seçimlerdeki şansının önemli ölçüde arttığına kuşku yok. Bu CHP’yi birinci parti yapar mı, tek başına iktidara taşır mı, yoksa yine muhalefette mi bırakır, bunlarla ilgili tahmin yapmak için henüz çok erken.Ancak seçimde dört partinin barajı geçme ihtimalinin güçlenmesine paralel olarak CHP’li koalisyon seçeneği bir süreden beri çeşitli kesimlerde konuşuluyor. Özellikle sermaye piyasalarının, ekonomiyle ilgili kesimlerin kafalarını meşgul eden en önemli soru şu:CHP AB sürecine, piyasa ekonomisine ve ekonomik programa ne kadar sadık kalacak?Dünkü sohbetimiz sırasında Deniz Baykal’a bunu da sorduk. Ne AB sürecinden ne de serbest piyasa ekonomisinden geri dönüş olmayacağının altını çizen Baykal, “Türkiye artık dünyadan kopuk, kendi içine kapalı bir ülke olmayacak” dedi.Peki CHP iktidarında ya da CHP’li bir koalisyonda ekonomik program, ekonomiyle ilgili uygulamalar aynen bugünkü gibi mi devam edecek?Tabii ki hayır.“Damgamızı vuracağız, belirli alanlarda acil ihtiyaç duyulan düzenlemeleri, düzeltmeleri yapacağız” diyor Baykal.Ana çizginin değişmeyeceğini, mali disiplinin süreceğini söylüyor ancak bunun yanı sıra iki önemli unsura dikkati çekiyor CHP lideri:Birincisi, sosyal politikalara daha fazla ağırlık verilmesi, işsizlere, en alt gelir grubundaki kesimlere sosyal destek ve yardım. İkincisi de yeni sanayileşme ve yabancı sermaye politikası.Baykal’ın “Türkiye’de hiç kimse aç yatağa girmeyecek” diye özetlediği sosyal yardım programı çerçevesinde devlet belirli kriterlere göre işsizlere, toplumun en yoksul kesimlerine aile bazında her ay 250 YTL gibi düzenli bir gelir desteği yapacak. Bu destek de doğrudan evin hanımına ödenecek.“Kaynağı nasıl bulunacak?” diye sorulduğunda “Yüzde 6.5 olarak öngörülen kamu kesimi faiz dışı fazla oranının yüzde 5-5.5 düzeyine indirilmesiyle, bir miktar özelleştirme gelirlerinden, bir miktar da işsizlik fonundan” diye yanıtlıyor Baykal.Bu arada yeni sanayileşme ve yabancı sermaye politikası çerçevesinde Türk sanayiinin rekabet gücünün artırılmasına, ihracata dönük üretim ve üretimde katma değer oranlarının yükseltilmesine önem vereceklerini, bunun için doğrudan üretim ve yatırıma gelen yabancı sermayenin destekleneceğini anlatıyor Baykal. Sanayinin rekabet gücünün arttırılması bağlamında enerji fiyatlarının ucuzlatılmasına, istihdam vergilerinin düşürülmesine ağırlık verilecek.Bu arada akaryakıttan alınan KDV ve ÖTV oranlarının indirilerek benzin ve mazot fiyatlarının da ucuzlatılmasını öngörüyor CHP lideri.Ama bütün bunları anlatırken, mali disiplinin, kamu mali dengelerinin kesinlikle bozulmayacağını da söylüyor Baykal.Ayrıntılar seçim beyannamesinde daha net biçimde görülecek tabii ki.Ancak ekonomik programın ana doğrultusunun değişmeyeceğini, günün şartlarına uygun revizyonlar yapılacağını şimdiden söylemek mümkün. Çünkü CHP programının hazırlanmasında, halen uygulanmakta olan programın hazırlanmasında da Kemal Derviş’in sağ kolu olarak görev yapan Faik Öztrak önemli rol üstlenmiş durumda.
Ankara’da günlerden beri binlerce aday adayı seçimde iddiası olan siyasi partilerin kapısında birbirini kırıyor. Özellikle AKP, CHP, MHP ve DP çatısı altında birleşme yolunda ilerleyen DYP ile ANAP’ta listelerin ilk sıralarında yer alabilmek için büyük yarış var. Günler öncesinden Ankara’da kamp kuran aday adayları partilerin etkili ve yetkili isimleri nezdinde lobi faaliyeti yürütüyorlar.Binlerce aday adayı 4 Haziran günü Yüksek Seçim Kurulu’na verilecek listelerin garantili sıralarında yer alabilmek için yarışırken, partiler arasında da ilginç bir aday kapma yarışı var.Bir yanda binlerce aday, öte yanda partilerin aday kapma yarışı...Belki de ilk kez bu seçimde iddia sahibi hemen her parti, vitrinini süsleyebilmek, albenisini arttırabilmek için rakip partinin arka bahçesinden aday devşirmeye çalışıyor.Çünkü bu seçimlerde sağ etiketli parti sol seçmenin, sol etiketli parti sağ seçmenin de oyuna talip.İktidar partisi AKP, “laiklik karşıtı, milli görüşçü” iddialarını geçersiz kılabilmek, merkezde muhafazakar ama aynı zamanda da liberal bir parti imajı verebilmek için yeni vitrin oluşturma gayreti içinde. Bu nedenle de kamuoyunun yakından tanıdığı, liberal, hatta sosyal demokrat geçmişi olan isimlere adaylık teklif ediyor. Bu isimleri özellikle laiklik konusunda duyarlı bölgelerde aday göstererek buralardaki zaafiyetini giderme planları yapıyor. Sol ve liberal kesimden kamuoyunun yakından tanıdığı; laiklik, ulusalcılık konularındaki duyarlılıkları tartışılmayacak isimleri vitrinine taşımayı hedefliyor. Hatta ordu ile ilişkilerdeki gerilimin kitleler üzerindeki negatif etkisini giderebilmek için bazı emekli generallere de doğrudan veya dolaylı adaylık teklifi yapıldığı ancak şu ana kadar sonuç alınamadığı kulislerde konuşuluyor. AKP böylelikle “Türkiye’nin ana damarını ben temsil ediyorum, merkez partisi benim, laik demokratik cumhuriyetle de hiçbir sorunum yok” mesajını vermeye özen gösteriyor.Aynı şekilde CHP de bir yandan DSP ile ittifak yapmaya çalışırken diğer yandan da sadece sol kimlikli bir parti olmadığını, merkezi temsil ettiğini kitlelere gösterme arayışı içinde. O nedenle de geçmişte sağ partilerde simge olmuş isimleri listesine almaya çalışıyor. Sağ seçmene açılım bakımından CHP için önemli isimlerden biri Mehmet Ali Bayar idi. Ancak Bayar son anda CHP’nin kapısından döndü ve baba ocağı DYP’de yerini aldı. Aynı şekilde İlhan Kesici de öyle.Şu anda eski AP-DYP çizgisinden bazı isimlerle, bazı eski bakan ve milletvekilleriyle görüşmelerin sürdüğü söyleniyor. Özetle partilerin aday listeleri bir hayli renkli olacak. Turgut Özal’ın 1983’te başarıyla uyguladığı “dört eğilimi birleştirme” modelini bugün bütün partiler şu veya bu ölçüde taklit etmeye çalışıyorlar. Farklı siyasi eğilimlerin temsilcilerini vitrinlerine koyarak “en hakiki, en güçlü merkez partisi benim” diyebilmek istiyorlar.Görünen o ki, bazı adaylar da partiler gibi “siyasi çizgi” uyuşmasına değil, vitrin süsü olup Meclis’e kapağı atmanın derdinde. Bakalım bu durum seçimden sonra oluşacak Meclis’te parti değiştirme trafiğini nasıl etkileyecek?
CHP ile DSP arasındaki seçim ittifakı pazarlıkları son derece kritik bir aşamada. İpler geriliyor ama iki taraf da ipi koparmaya cesaret edemiyor. Çünkü üzerlerinde çok büyük bir kamuoyu baskısı var. Sosyal demokrat ve sol seçmen “birleşin aksi takdirde birleşmeyeni sandıkta cezalandırırız” diyor.Önceki gün, sayı pazarlığı yüzünden bir ara ip kopma noktasına gelmişti ama dün karşılıklı iyi niyet açıklamalarıyla sürecin devam etmekte olduğu kamuoyuna en yetkili ağızlardan duyuruldu. Dün DSP’den üç önemli açıklama geldi. Genel Başkan Zeki Sezer ve Genel Sekreter Ahmet Tan, sürecin kesilmediğini söylediler. Ancak en önemli ve satır aralarıyla birlikte okunması gereken açıklamayı ise yazılı olarak partinin en yetkili organı sayılan Kurucu Genel Başkan Rahşan Ecevit yaptı.Ecevit’in açıklamasında üç kritik mesaj var. Birincisi “Güçbirliği mutlaka sağlanmalıdır” diyor. Ki görünüşte iki tarafta da bunun aksini söyleyen yok.İkincisi “Geciktirilmemeli, gecikme Türkiye’nin geleceğini tehlikeye atar” diyor. Ki burada iki tarafa da mesaj gönderiyor. Gecikmeden, işin ağırdan alınmasından Rahşan Ecevit’in de rahatsız olduğu anlaşılıyor. Ancak anlaşılması zor olan nokta, gecikmenin kaynağının DSP’de olması ve DSP’nin de Rahşan Ecevit’in uzaktan kumandasında bulunması. Bugün Rahşan Ecevit, “uzatmayın bu işi yarın bitirin, sayı pazarlığı yapmayın” dese DSP’de hangi yetkili organ buna itiraz edebilir? Hiçbir itiraz gelmez...Rahşan Ecevit’i iyi tanıyan, DSP’de işlerin nasıl yürüdüğünü iyi bilen bir politikacı, yazılı açıklamanın “Parti ya da şahısları ilgilendirebilecek çıkarlar üzerinde durmak, tartışmak, dayatmalarda bulunmak...” biçiminde başlayan paragrafa dikkati çekiyor. Bu cümlenin “milletvekili listesinin garantili sıraları iki parti arasında adil paylaşılmalı” diye okunması gerektiğini söylüyor. Ki bu da üçüncü kritik mesaj. Eğer öyleyse DSP, milletvekili listesinin “fermuar” veya “merdiven” modeli diye adlandırılan yöntemle hazırlanmasını yani eşit paylaşımı savunmaya devam edecek.CHP’nin ise bunu kabullenebilmesi hemen hemen imkansız.DSP her ne kadar “öyle değil” dese de ittifak görüşmeleri sayı pazarlığına kilitlenmiş durumda. Bugün veya en geç yarın yapılması beklenen Baykal - Sezer zirvesinde sayı sorununun aşılmasına çalışılacak.Aşılabilir mi, aşılamaz mı şimdiden kestirmek güç. Ancak, iki tarafta da kamuoyu baskısı korkusu olmasa ipler şimdiye kadar çoktan kopmuş olurdu. Baskı iki tarafı da en azından şimdilik ittifak noktasına yakın tutuyor.Çelebi: Telkinimiz olmadıDİSK Genel Başkanı ve solda yeni oluşum diye de adlandırılan “10 Aralık Hareketi”nin sözcüsü Süleyman Çelebi telefon etti. CHP ile DSP arasındaki ittifak görüşmelerinde ortaya çıkan pürüzler konusunda kendilerinin hiçbir sorumluluğu olmadığını söyledi. “CHP ile ittifakı bırakın DSP çatısı altında CHP dışındaki solu toplayan geniş bir birliktelikle seçime gidelim” diye bir telkinde bulunmalarının kesinlikle sözkonusu olmadığını belirten Çelebi özetle şunları söyledi: “Bize göre bu yetmez. Bizim arzuladığımız CHP - DSP ittifakı değil, bütün solu, sosyal demokratları kapsayan daha geniş bir bütünleşmedir. Ancak CHP ve DSP ittifak anlayışına girdikleri andan itibaren iki partiye de ’çabalarınızda başarılar diliyoruz’demişizdir. Bunun dışında DSP’ye herhangi bir telkinimiz olmamıştır...”
Meydanları dolduran yüzbinlerin “birleşin” baskıları karşısında CHP ile DSP’nin zoraki olarak girdikleri işbirliği arayışı çıkmaza doğru ilerliyor. DSP aylar öncesinden CHP’ye seçim ittifakı ve işbirliği çağrısı yapıyor, CHP, “İttifaka hayır. Bu hülledir, kanuna karşı hiledir. Ama birleşmeye varım” diyordu. Sonunda kamuoyu baskısının da etkisiyle CHP, DSP’nin önerisine yaklaştı; “Peki kabul ediyorum, seçim ittifakı yapalım” dedi.İki taraf da ittifak projesini hayata geçirmek için heyecanlı bir teknik çalışma içine girdiler. Ama ne olduysa DSP’nin “yetkili kurulları”nda konu tartışmaya açıldığı andan itibaren işler zorlaşmaya başladı.DSP ve CHP kulislerinden gelen bilgilere göre ittifakı zora sokan üç temel faktör var. Şöyle ki; DSP önce kendi içinde sorun yaşamaya başladı. Düne kadar “kapalı kutu”, “tek adam partisi” görünümündeki DSP’de ciddi fay hatları olduğu ortaya çıktı. Partideki farklı kanatların farklı sesler vermeye, farklı hesaplar yapmaya başladıkları görüldü. Genel Başkan ve parti yönetiminin seçim döneminde geçici olarak istifa edip CHP listelerinden aday olmaları durumunda parti içindeki bir grubun milletvekili adayı olamayan yada listelerin garanti yerlerinde adını göremeyen küskünlerle birleşip bir olağanüstü kongreye giderek yönetimi devralma hesabı içine girdiği spekülasyonları DSP içine yayıldı. Hatta bu grubun başını Masum Türker’in çektiği bile iddia edildi. Bunun üzerine Genel Başkan Zeki Sezer, milletvekilliğinden feragat ettiğini, partisinin başından ayrılmayacağını ilan etti. Ama tüm sorunlar bununla bitmedi.DSP’yi sıkıntıya düşüren ikinci nokta ise sayısal. Yani CHP’nin listelerin seçilme garantisi olan sıralarında kaç kontenjan vereceği ile ilgili. CHP, milletvekili listesinin seçilme garantisi olan bölgesinden DSP’ye seçimden sonra Meclis’te grup kurabilecek kadar (en az 20 milletvekili) kontenjan ayırabileceğini bildirdi, bunu kamuoyuna da açıkladı.Fakat bu da DSP’yi tatmin etmeye, il başkanlarını ve DSP yetkili kurullarını ikna etmeye yetmedi. Resmen açıklanmış değil ama DSP’nin CHP’den listenin seçilme garantisi olan bölgesinden en az 46 milletvekili kontenjanı istediği konuşuluyor. Ki bu da neredeyse bir partinin yüzde 10’luk seçim barajını aşması durumunda çıkarabileceği milletvekili sayısına yakın.İşte bu talebi de CHP’ye kabul ettirebilmek olası gözükmüyor.İttifakı zora sokan, DSP’yi “gerekirse başımıza, kendi amblemimizle seçime gireriz” noktasına getiren üçüncü bir unsur da şu veya bu nedenle CHP dışında kalan Baykal muhalifi küskün sosyal demokratlar, DİSK’in öncülüğünde yeni sol parti kurma girişimini yürüten isimler, yeni oluşumcular. Onlar da DSP’ye DSP çatısı altında işbirliği öneriyorlar; “DSP, CHP dışında kalan solun işbirliği ve ittifak çatısı olsun.” Böylelikle CHP’den adaylık için yeşil ışık göremeyen bazı eski şöhretlere de yeniden milletvekilliği yolu açılacak.Bu, DSP için belki CHP ile ittifaktan daha cazip bir teklif. Ödül büyük ama risk de büyük. 22 Temmuz’da yine baraj geçilemez, sonuç hüsran olursa endişesi yüzünden teklife balıklama atlayamıyor DSP yönetimi ve CHP ile ipi en azından şimdilik koparmamaya dikkat ediyor.Özetle ittifak ipi henüz kopmuş değil ama en azından DSP’de kafalar karışık. Belki Rahşan Ecevit’in bugün yapacağı söylenen yazılı açıklama kafa karışıklığını giderebilir...
Türkiye sancılı bir seçim sürecine giriyor. İktidar partisi AKP, cumhurbaşkanlığı seçiminde uğradığı başarısızlığın hesaplaşmasını seçim meydanlarına indirme planları yapıyor. Kendilerini engellediğini düşündüğü devlet kurumlarını ve bu arada da CHP’yi halka şikayet edecek AKP. Bunun ilk işaretlerini önceki gün düzenliği Erzurum mitinginde verdi Tayyip Erdoğan.Muhalefetin planı da farksız değil. Merkez sağ ve merkez sol muhalefet partileri birleşme ve ittifaklar yoluyla güçlerini konsolide edip toplumsal barış, cumhuriyetin temel değerleri ve laiklik ekseni üzerinden iktidar partisiyle hesaplaşmayı hedefliyor.Güçbirliği konusunda merkez sağda sorun çözülmüş gibi gözüküyor. Artık DYP de ANAP da birleşme yolunda geri dönülemez bir noktaya gelmiş bulunuyorlar. 27 Mayıs kongresinin ardından tek çatı altında birleşecekler ve seçime birlikte girecekler.Ancak merkezin solunda henüz bir netlik yok. CHP ve DSP en azından seçim işbirliği, ittifak noktasında bile henüz anlayış birliğine varabilmiş değiller. Birleşme umudunun gündemden kalkmasıyla güçbirliği formülü ortaya atıldı. Bu da seçim ittifakı yoluyla olacak. DSP seçime katılmayacak, adayları CHP listelerinden milletvekili seçilecek.Bu formüle solda birlik için her ne kadar ilk adım denilse de ayrışmayı daha da derinleştirecek bir sonuç verme ihtimali oldukça yüksek. Çünkü, DSP şu anda Meclis dışında ve seçimlerde barajı aşabilme ihtimali de yok denecek kadar düşük. Belki bir dönem daha Meclis dışında kalması durumunda solda alternatif olma iddiasını tümden kaybedecek. İttifak formülü DSP’nin gelecek dönemde iddiasını devam ettirebilmesini sağlayacak. CHP listelerinden seçilip Meclis’e giren milletvekilleri bir süre sonra partilerine dönüp Meclis grubu oluşturduklarında seslerini kamuoyuna ve sol seçmene daha güçlü duyurabilme olanağına kavuşacak DSP. Bu durumda ayrışma kalıcı hale gelecek. Bunu CHP ve Deniz Baykal görmüyor mu? Elbette görüyor. Ancak tabandan gelen “birleşin” baskıları, Cumhuriyet mitingleri için meydanlara toplanan yüzbinlerin “birleşin” haykırışları CHP’yi ve Baykal’ı da, DSP’yi ve Zeki Sezer’i de en azından ittifaka mecbur etmiş gibi gözüküyor.Birleşme görüşmeleri şu ana kadar centilmence güven ve anlayış ortamı içerisinde yürütülüyormuş gibi gözükse de bu projenin önünde henüz aşılması zor ciddi bazı engeller var.DSP’nin içinde ciddi sıkıntılar var. Parti örgütlerinde “yönetim kadrosu kendini milletvekili seçtirmek için bu projeye onay veriyor” itirazı var. İl başkanlarının milletvekili listelerinin ön sıralarında gözükme iddiaları var. Sayısal sıkıntılar var.Listelerin seçilme garantisi olan sıralarında en azından grup kurabilecek sayıda DSP adayına yer verilmesi talebi var. Ki kulislere yansıdığı kadarıyla bu sayı 30 civarında. DSP yönetimi böylelikle gelecekte fire olsa, bazı isimler CHP’de kalmayı tercih etse bile, gelenlerle Meclis Grubu’nu garantiye almayı amaçlıyor.CHP ise sayıyı sınırda tutarak DSP’nin olası bir grup sayısına ulaşmasının ve ayrışmanın kalıcı hale gelmesinin önünü şimdiden kesmenin hesabını yapıyor.İşte bu iki temel sorun nedeniyle geçen hafta çarşamba gününe kadar bitmesi planlanan ittifak projesinin teknik çalışmaları bugüne kadar sonuçlandırılamadı. Bugün muhtemelen Deniz Baykal ve Zeki Sezer bir araya gelecekler. Sayı ve diğer ittifak ilkelerine son şeklini verip şöyle yada böyle noktayı koyacaklar. Ancak, son olarak dün de İzmir’den yükselen “birleşin” çağrısı, liderleri zoraki ittifaka mecbur bırakacak gibi gözüküyor...
Merkezin sağında ve solunda birleşme ve güçbirliği yönünde hem son derece hareketli hem de çok sancılı günler yaşanıyor. En ilginç gelişme ise birleşme yönünde çok önemli adımlar atan ANAP-DYP cephesinde yaşandı önceki gün. Erkan Mumcu eski genel başkanı Mesut Yılmaz’ın ortak listeden aday gösterilmesini veto etti.Oysa Mesut Yılmaz, “merkez”de birleşme formülünü ilk ortaya atan, bu yöndeki girişimleri başlatan isimdi. Bir yıl önce bu yönde çalışmalara başlamış, Erkan Mumcu ile Mehmet Ağar’la ayrı ayrı görüşüp bir araya gelmelerini sağlamaya çalışmıştı.Yılmaz’ın orijinal projesi sadece merkez sağ birliği, yani ANAP-DYP birleşmesi değildi. O daha geniş bir yelpaze düşünüyor ve bu iki partinin bir araya gelmesiyle sağlanacak yeni oluşuma merkez soldan Hikmet Çetin, Celal Doğan, Seyfi Oktay gibi isimleri de katmayı planlıyordu.Şu anda projenin ilk aşaması gerçekleşti. DYP ile ANAP birleşme yönündeki en önemli adımı attılar. Bu adımın atılmasında kuşkusuz Mesut Yılmaz çok önemli rol üstlendi. Sonuçta iki parti DP çatısı altında birleşme sürecine girdi. Şu anda da ortak milletvekili aday listesi hazırlıyorlar. Merkezi ne kadar kapsayıp kapsayamayacakları oluşturacakları yeni vitrinle ortaya çıkacak.Ve bu vitrini oluşturabilmek, herkesi memnun edebilmek de son derece zor, çok ince mühendislik isteyen bir iş. Onun için bu günler Mehmet Ağar için de Erkan Mumcu için de çok zor geçiyor.İşte tam bu ortamda birleşme projesinin en önemli mimarlarından biri olan Mesut Yılmaz, önceki gün Ankara’ya geldi.Akşam saatlerinde DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar’la çok kritik bir görüşme yaptı Yılmaz. Görüşme birleşmenin sağlıklı gerçekleşmesi, seçimlere sorunsuz ve güçlü bir havada nasıl girilebileceği ve en yüksek oy düzeyine nasıl ulaşılabileceği üzerineydi.Yılmaz öteden beri dile getirdiği, merkezde birlik için sosyal demokrat isimlerin de yeni oluşuma katılması fikrini bir kez daha anlattı Mehmet Ağar’a.Bu arada söz milletvekili listelerinin hazırlanmasındaki güçlüğü gelince Yılmaz’la Ağar arasındaki diyalog özetle şöyle gelişti:Yılmaz: Ben bu süreçte size yardımcı olabilmek için elimden gelen gayreti gösteriyorum ve göstermeye devam edeceğimden herhalde kuşkunuz yoktur. Şimdi bana arkadaşlarımdan Rize’den bağımsız milletvekili olmam konusunda yoğun baskı var. Ancak eğer size katkısı olacaksa ben sizin listenizden de aday olabilirim...Ağar: Sizin yanımızda olmanız bize büyük katkı yapar. Özellikle Karadeniz’de siz olmazsanız sıkıntı yaşayabiliriz. Sizin olmanız bize güç verir. Ben sizin bizim listemizde olmanızı arzu ederim. Ancak Sayın Erkan Mumcu eski isimlere sıcak bakmıyor. O nedenle bağımsız aday olmanız belki daha hayırlı olur...İki lider arasında geçen konuşmanın özeti bu. Erkan Mumcu, Mesut Yılmaz’ın da sosyal demokrat eski bakan ve politikacıların da listelerde yer almasına sıcak bakmıyor...Dün Ankara kulislerine yansıyan bu bilgiyi öğrendikten sonra Mesut Yılmaz’la konuştum. Görüşmenin ayrıntısını anlatmadı ancak adaylığına Mumcu’nun sıcak bakmadığını doğruladı.Peki ne yapacak, Rize’den bağımsız aday olacak mı?Şu anda arkadaşlarıyla durum değerlendirmesi yapıyor. 23 - 24 Mayıs günleri Karadeniz turuna çıkıyor. 24 Mayıs’ta Rizeli hemşehrileriyle konuşacak. Aynı gün Rize’de bağımsız aday olacağını ilan etmesi kuvvetle muhtemel.
Ankara yakın tarihin en heyecanlı, en gerilimli siyasi olaylarını yaşadı son üç haftalık süreçte ve hâlâ da yaşamaya devam ediyor. Gelişmelerin geri planını örten sis perdesi tabii ki henüz tam olarak aralanmış değil. Örneğin Tayyip Erdoğan’ın adaylıktan niye vazgeçtiği, Gül’ün adaylığının niye son anda kesinleştiği, Türk Silahlı Kuvvetleri ile hükümet arasındaki iplerin nasıl ve neden gerildiği henüz tam olarak netliğe kavuşmuş değil. Ama Başkent kulislerinde çok ilginç hikayeler anlatılıyor. Örneğin 23 Nisan günü...Devlet erkanı ve siyasetin önde gelen isimlerinin çoğu fiziken törenlere katılıyor ama ruhen, kafa olarak çok başka yerdeler. Çünkü o gün adaylık heyecanının dorukta olduğu gün... Artık Erdoğan’ın aday olmayacağı kesin. Herkes düşük profilli adayın kim olacağını merak ediyor. Adı ön plana çıkan bazı isimlerin heyecandan neredeyse kalbi duracak. Parlamentonun da kamuoyunun da gözü kulağı Tayyip Erdoğan’da; acaba kimi işaret edecek? Düşük profilli aday adayları son girişimlerini yapıyorlar.Destek isteyen bakan Düşük profilliler arasında o günlerde adı öne çıkan isimlerden biri de Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül. Kulislerde anlatılan bir spekülasyona göre Gönül, CHP’nin önemli isimlerinden biriyle konuşuyor:- Tayyip Bey’in aday olmayacağı kesinleşti. Eğer Abdullah Gül de olmaz ise muhtemelen iş bana dönecek. Gerçi şu anda Beşir Bey (Devlet Bakanı Beşir Atalay) daha kuvvetli, parti içinde desteği daha yüksek ama sayın Başbakan son anda benim üzerimde karar kılabilir. Bana ordunun da itirazı olacağını zannetmiyorum. Bir korgeneral vasıtasıyla yukarı (komuta kademesine) mesaj gönderdim. Sıcak bakıyorlar. Bak sen de mülkiyelisin, ben de. Sizin partinin de bana destek olması lazım. Sayın Genel Başkan’a da lütfen destek talebimi iletin... Destek talebine ilişkin mesaj aynı gün Deniz Baykal’a iletiliyor. Baykal’ın tepkisi şu oluyor:- Hele bir açıklasınlar bakalım...İddia bu. Ancak dün konuştuğumuz Bakan Gönül, bu iddiayı reddediyor ve şunları söylüyor:“O günlerde CHP’den de ANAP’tan da bazı arkadaşlarla konuştuğum doğrudur. Ama kesinlikle destek talebinde bulunmadım. Çünkü aday değildim. Bir korgeneral vasıtasıyla komuta kademesine haber gönderdiğim iddiası da kesinlikle doğru değildir.” Özal içki içer miydi?Ve 24 Nisan günü...Tayyip Erdoğan, AKP Grubu’nda Abdullah Gül’ün adaylığını açıklıyor. Sonra bakanlarla özel bir toplantı yapıyor.Toplantıda bakanlar Gül’ü kutluyor. Bazıları kısa konuşmalar da yapıyor.Ve Gönül söz alıyor. O toplantıya katılan bir bakanın anlattığına göre söylediklerinin özeti şu:“Efendim hayırlı olsun. Çok isabetli bir tercih yaptınız. Gerçekten de Türkiye Cumhuriyeti ilk defa dindar bir cumhurbaşkanına kavuşacak. Turgut Bey için de dindardı diyorlar ama rahmetli bir kere içki içerdi. O dönemde... Başbakanlık konutunun tavanları patlatılan şampanyaların mantarları ile delik deşik olmuştu...” Çalışma Bakanı Murat Başesgioğlu dayanamayıp araya giriyor ve sözünü kesiyor Gönül’ün:“Sayın Bakanım ayıp olmuyor mu? Size yakıştı mı şimdi bu? Siz o dönemde rahmetli Turgut Özal’la birlikte çalışmış birisiniz. Özal gerçekten sivil demokrat başarılı bir siyasetçi ve devlet adamıydı. Şimdi arkasından böyle şeyler konuşmak doğrusu çok yakışıksız...” Dün Çalışma Bakanı Murat Başesgioğlu’nu arayıp böyle bir tartışma olup olmadığını sorduğumda, yalanlamadı sadece “Bu gizli bir toplantıydı, benim detay anlatmam doğru değil” demekle yetindi.Gönül: Övmek maksadıyla...Bir süre sonra da Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’den bir telefon aldım. Belli ki Başesgioğlu haber vermiş. Gizli ve çok özel bir toplantıda konuşulanların dışarı sızmış olmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi ve “Size anlatılan doğru değil. Doğrusunu benden dinleyin” diyerek şunları söyledi: “Ben o toplantıda Sayın Gül’ün adaylığı ile ilgili olarak Özal örneğini verdim ve şunu dedim: “Turgut Bey, Türkiye’nin ana nehrinden gelmiş bir başbakanımız, cumhurbaşkanımızdı. Yine ana nehirden bir aday geldi. Turgut Bey’in en yakınındaki insanlardan biriydim. İçki içerdi şöyleydi böyleydi denirdi ama ben hiçbir resmi toplantıda içki içtiğini görmedim...” “Konuşmanıza hiç itiraz gelmedi mi diğer bakanlardan?” diye sorduğumda da şu yanıtı verdi:“Çalışma Bakanı arkadaşımız itiraz etti. Ben de Bunları rahmetli Turgut Bey’i yermek değil, aksine övmek maksadıyla anlattığımı söyledim. Ayrıca Konut’ta içki meselesini anlatan kişinin adını da verdim orada.” Hikayenin doğrusu tabii ki Gönül’ün anlattıklarıdır.Bu son üç haftalık süreçte yaşananlarla ilgili kulislerde çok şey anlatılıyor... Zaman geçtikçe, sis perdesi aralandıkça daha pek çok öykü açığa çıkacak, siyasi tarihe geçecek pekçok gelişmenin perde arkası aydınlanacak.
Seçim süreci bugün fiilen çalışmaya başladı. 22 Temmuz milletvekili genel seçimlerinde oy kullanacak seçmenlerle ilgili listeler dün askıya çıktı.Ve geçici listelerin askıya çıkmasıyla birlikte büyük bir skandal, 2002 seçimleriyle ilgili çok konuşulacak çok tartışılacak bir kuşku da ortaya çıkmış oldu. Bu skandalı ilk tespit eden CHP İstanbul Milletvekili Bülent Tanla. Kamuoyu araştırmaları ve rakamlar konusunda uzmanlığı ile bilinen Tanla, 2002 seçimlerinde seçmen sayısı konusunda öteden beri tereddüt taşıyan bir isimdi. Dün aradı ve “Haklı çıktım, çok büyük bir skandal bu. 2002’den beri seçmen sayısı artmamış aksine azalmış” dedi.Gerçekten de Tanla’nın verdiği rakamlar vahim bir tablo ortaya koyuyor. Şöyle ki: 2002 yılında Türkiye’nin toplam nüfusu 69 milyon 302 bin. 2002 seçimlerine baz oluşturan seçmen kütüklerine kayıtlı seçmen sayısı ise tamı tamına 41 milyon 405 bin. 2004 yılı Mart ayında yerel seçimler yapılıyor. O zamanki il genel meclisi seçimlerine baz oluşturan toplam seçmen sayısı 1.5 yılda 2 milyon 145 bin artarak 43 milyon 553 bine çıkıyor.Şimdi bugün askıya çıkarılan 22 Temmuz seçimlerine ilişkin seçmen listelerindeki toplam sayı ise 41 milyon 465 bin. Bu rakam Mart 2004’e göre 2 milyon 85 bin daha düşük. Oysa aynı dönemde nüfus 71 milyon 152 binden 2 milyon 723 bin artarak 73 milyon 875 bine çıkmış. Aynı şekilde 2002 yılında toplam seçmen sayısı 41 milyon 405 bin iken toplam nüfus 69 milyon 302 bindi. Bugün ise 73 milyon 875 bin. Yani toplam nüfusta 4 milyon 573 binlik bir artış var. Bu durumda normal olarak seçmen sayısının, genç nüfusun yoğunluğu da dikkate alındığında daha fazla artması lazım. Yani bu seçimlerde en az 46,5 milyon seçmen olması gerekiyor.Ama değil, nüfus artarken seçmen sayısı azalmış gözüküyor. İşte asıl skandal burada.Tanla’ya göre bu durum 2002 seçimlerinde çok fazla mükerrer ve sahte seçmen isminin yer almasından kaynaklanıyor.Tanla, Yüksek Seçim Kurulu’nun yaptığı son saha çalışmalarıyla mükerrer ve sahte isimlerin büyük ölçüde temizlendiğini söylüyor. En az 4 milyon mükerrer seçmenin kütüklerden silindiğini ve çıkan son rakamın doğru olduğunu belirten Bülent Tanla, “bu durumda 2002 seçimleri ve seçim sonuçlarının üzerine çok ciddi bir soru işareti düştüğünü” kaydediyor.Gerçekten de vahim bir durum. Şimdi ister istemez herkesin aklına şu sorular geliyor: Acaba mükerrer yazımlar seçim sonuçlarını ne ölçüde etkiledi? Bu mükerrer yazılan seçmenlerin oyları hangi partiye gitti? İktidar partisine mi? Bu durum MHP ve DYP’nin kılpayı baraj altında kalmalarında ne ölçüde etkili oldu?Tabii ki bu soruların yanıtları hiçbir zaman bilinemeyecek. Bu fark belki de 2002 seçimlerinde seçime katılmamış gözüken 8 milyon 639 bin seçmenin içinde kaldı. Bunları bilmek mümkün değil ama bilinen tek gerçek 2002 seçimlerindeki seçmen listelerinin hatalı olduğu en az 4 milyon civarında bir sahte seçmenin o zamanki kütüklerde kayıtlı olduğu...Tabii bu noktada şu da söyleniyor: “Yeni seçmen listeleri henüz askıya çıktı. TC kimlik numarası olmayan 2 milyona yakın seçmen bu listelerde yer almıyor olabilir. Ayrıca itirazlar gelecek sayı değişebilir...” Fakat bugünkü 41 milyon 465 kişilik seçmen listesi ne kadar değişse de 2002’deki hatayı telafi etmeyecektir. Belli ki 2002’de bir şeyler olmuş.Tanla, “Kesinlikle oldu. 2002 seçimlerinde mükerrer oy çok kullanıldı. Çünkü en az 4 milyon gerçek olmayan seçmen vardı o listelerde” diyor ve hükümete şu çağrıyı yapıyor:“Sağlıklı bir demokrasinin temeli seçimler olduğu gibi seçimin sağlığı da seçmen kütüklerinden geçiyor. Ama görülüyor ki 2002 seçimleri öyle olmamış. Bu rakamlar iktidarın hangi yöntemle nasıl geldiğini ortaya koyan tipik bir örnektir. Şimdi ben iktidarı milleti oyalamak yerine önümüzdeki seçim için sağlıklı ve dürüst bir ortam hazırlamaya davet ediyorum...”