Onbirinci Cumhurbaşkanı’nı kim seçecek?

8 Mayıs 2007

Başbakan Tayyip Erdoğan üç hafta öncesine kadar Meclis’teki üçte ikiye yakın çoğunluğuna, iktidar olmanın verdiği avantajlara güvenerek “Her şey bizim istediğimiz gibi olacak” diyordu.Ama her şeyin sayılardan ibaret olmadığı son on günlük süreçte net biçimde ortaya çıktı.Yine Erdoğan, cumhurbaşkanı adayını açıklamaktan ısrarla kaçınıp muhalefete yüklenirken, “Bizim de kendimize göre taktiklerimiz, stratejimiz var” diyordu.Sağlıklı bir strateji olmadığı, var idiyse de ilk darbede çöktüğü anlaşılıyor. İktidar partisinin şu anda uygulamaya çalıştığı yöntemlerin de akılcı, planlı bir taktik manevralar zinciri olduğunu söyleyebilmek çok güç.Son günlerde anlık gelişmelere göre taktik geliştirmeye, durumu kurtarmaya çalışıyor AKP, ama siyasal gelişmeleri kontrol altına alabildiğini söyleyebilmek güç. Tam bir savrulma hali yaşanıyor şu anda.352 milletvekiliyle Meclis’te ezici bir üstünlüğe sahip olan AKP grubunda da tam bir moral bozukluğu hakim. Çünkü kısa süre öncesine kadar kendine güvenli, emin adımlarla hedefe ilerleyen iktidar partisi ilk defa bocalamaya başlamış durumda.Ortaya konan temel hedefler konusunda tam bir hayal kırıklığı yaşanıyor:Parlamento AKP grubundan bir cumhurbaşkanı seçemedi ve Anayasa gereği erken seçime gidiyor.Üstelik de hayal kırıklığını oya dönüştürme kaygısıyla parlamento şimdi rejimle ilgili çok daha temel işler yapmaya çalışıyor.Başbakan Erdoğan’ın direktifiyle geçen hafta iki ayrı Anayasa paketi gündeme getirildi. Birincisi seçilme yaşını 25’e indiren hükmün bu seçimlerde uygulanmasına ilişkindi. Bu Anayasa değişikliğinin ilk oylaması geçen hafta yapıldı ve muhalefetin de desteği ile kabul edildi. Ancak şimdi AKP bu düzenlemeden vazgeçme eğilimi içinde. Seçim süreci başladığı için yarın hukuki sorun çıkabileceğinden endişe ediliyor.Bundan çok daha önemlisi ise parlamenter sistemin temeliyle ilgili bir başka kritik anayasa değişikliği; cumhurbaşkanının halk oyuyla seçilmesi. Geçen 4.5 yılda enine boyuna tartışılmamış, ne getirip ne götüreceği netleştirilmemiş bu son derece kritik Anayasa değişikliği sürpriz bir şekilde adeta intikam duygularıyla, Abdullah Gül’e oy vermeyen muhalefeti sıkıştırmak amacıyla Meclis gündemine getirildi.Teklif ilk gündeme geldiğinde AKP görünüşte ısrarlı gibiydi ama bazı etkili kurmaylar, “nasıl olsa muhalefet destek vermez, 367 bulunamaz kadük olur” diyorlardı. Fakat dün ortaya çıktı ki Erkan Mumcu liderliğindeki ANAP Grubu teklife tam destek veriyor.İşte bu durum AKP’nin hiç beklemediği bir gelişmeydi. AKP’nin amacı sistem değişikliği değil, buna karşı çıkacak olan muhalefeti halka şikayet etmekti. Hem sadece muhalefeti değil, Cumhurbaşkanı’nı da, Anayasa Mahkemesi ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ni de “sizin oyunuza güvenmiyorlar, onun için bizi engelliyorlar” diye seçmene şikayet edip daha güçlü destek isteyecekti AKP.Ama ANAP’ın tam desteği hesapları karıştırmış durumda.Şimdi ne olacak? İki gün sonra yapılacak ikinci tur askıya mı alınacak, yoksa Cumhurbaşkanı Sezer’in vetosuna mı bel bağlanacak?11. Cumhurbaşkanını seçimden sonra oluşacak yeni parlamento mu seçecek, yoksa bu anayasa değişikliği çok zor görünse de o zamana kadar yürürlüğe girecek ve halk mı seçecek?Türkiye ne gibi yeni sorunlarla karşılaşacak?Hiçbiri şimdilik belli değil. Çünkü Ankara’da siyaset rüzgara göre yön değiştiriyor...

Devamını Oku

Solda birleşme zor görünüyor...

7 Mayıs 2007

Merkez sağda düne kadar birbirlerinin düşman kardeşi olan, yıllardır birbirlerine karşı acımasızca mücadele eden iki parti; DYP ve ANAP bütünleşme kararı alabildi. Akılcı bir düşünce ve anlayış birliği ile her iki parti de ana gövdede bir araya geldi.Bu birleşme merkez sağ tabanda kuşkusuz büyük bir rahatlama yarattı, moral aşıladı.Peki ya merkez sol?Önce Ankara Tandoğan’da, ardından İstanbul Çağlayan’da, önceki gün Manisa, Çanakkale ve Marmaris’te meydanları dolduran yüzbinler “birleşin” diye merkez sol partilere çağrı yapıyor.Seçmen kafa karışıklığı istemiyor, sandık başında tek sosyal demokrat parti görmek istiyor. Bu isteğini de çok açık biçimde her iki parti; CHP ve DSP’ye iletiyor. Bu çağrıyı duymamak, duymazdan gelmek elbette ki mümkün değil.Şimdilik çağrılar ilgili adreslere ulaşmış gibi gözüküyor. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, önceki gece buluştular. Bu buluşmada belirli bir anlayış birliğine varıldığı söyleniyor. Ama DSP tarafı henüz birleşme fikrine uzak.Aslında belki de birleşme, bütünleşme görüşmeleri için Deniz Baykal’ın seçtiği “muhatap” bu konuda yüzde yüz yetkili değil. Yetki, DSP’nin kurucusu Rahşan Ecevit’te. Rahşan Ecevit de eşi rahmetli Bülent Ecevit’le birlikte kurup büyüttüğü, iktidara taşıdığı partisinin bu birleşmeyle yok olmasını kabullenemiyor. Ayrıca öteden beri yıldızının barışmadığı Deniz Baykal’ın kontrolüne geçmesini hiç hazmedemiyor.O yüzden de Zeki Sezer, “Birleşme değil, ittifak, güçbirliği olsun” istiyor.DSP’nin önceki güne kadar önerisi şuydu: CHP ile masaya oturalım. DSP seçime girmesin. Bunun karşılığında liste pazarlığı yapalım. Listelerin garantili yerlerinden 35-40 DSP’li, CHP adayı olarak seçime katılsın. Seçimden sonra biz kendi partimize dönüp Meclis’te grup kuralım ama bu arada CHP ile dayanışma ve işbirliğimiz devam etsin, iktidar çoğunluğunu bulabilirsek koalisyon oluşturalım.Buna da CHP ve Baykal razı olmuyor...Haksız da sayılmaz Baykal. Çünkü bu yöntem, merkez solda arzu edilen birleşme değil, aksine bölünmüşlüğü daha da derinleştirmekten, kalıcı hale getirmekten başka bir işe yaramayacak. CHP aynı seçmen tabanı için rekabet ettiği ve bugün parlamento dışında kaldığı için dezavantajlı bir konumda olan DSP’yi kendi eliyle, kendi oylarıyla, Meclis’e taşıyıp, niye göreceli olarak daha avantajlı bir konuma getirsin ki?Ama birleşme, bütünleşme noktasına gelinebilse, o zaman durum çok farklı. O zaman DSP’nin amblemi de, CHP’nin 6 oklu parti ambleminin yanına eklenecek. Gidilecek bir olağanüstü kurultayla bugünkü DSP yöneticilerinin bir bölümü CHP yöneticisi olacak. İki parti adil bir işbirliği ve kaynaşma ortamına girebilecek. Dün DSP Parti Meclisi, CHP ile işbirliği görüşmelerinden elde edilen sonuçları değerlendirdi ve Genel Başkan Zeki Sezer’e görüşmeleri sürdürme konusunda tam yetki verildi.Ancak bu görüşmelerden birleşme çıkma ihtimali zayıf. Çünkü Sezer birleşmeyi kabul etse, içine sindirse bile, Rahşan Ecevit’in kabullenmesi zor görünüyor.Özetle birleşme zor ama belki bir ara yol, ara formül bulunacak: DSP kapatılmayacak ama seçimlere de katılmayacak. CHP’li kalmayı taahhüt eden, içine sindirebilecek olan isimler CHP listelerinden aday gösterilecek ve seçimden sonra partileri birleştirme projesi hayata geçirilmeye çalışılacak.

Devamını Oku

Cumhurbaşkanı adayları halka ne vaat edecekler?

4 Mayıs 2007

AKP’nin içine düştüğü sıkışıklıktan kurtulmak için ortaya attığı cumhurbaşkanını iki turlu seçimle halka seçtirme projesi işlemeye devam ediyor. Buna yönelik anayasa değişiklik teklifi dün Meclis Anayasa Komisyonu’nda görüşüldü.Önümüzdeki günlerde de muhtemelen Genel Kurul’da görüşülüp ilk tur oylaması yapılacak. Bu önemli projenin bugüne kadar gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceği tartışılıyordu. Ancak Anavatan’ın da destek verme kararı almasıyla şimdi anayasa değişikliğinin en azından Meclis’ten geçme olasılığı yükseldi.Cumhurbaşkanı da veto etmez, halkoyuna sunma gereği duymaz ise belki de cumhurbaşkanını halk seçecek.Ve bu durum yeni ve çok daha ciddi bir tartışmayı beraberinde getirecek. Cumhurbaşkanını Meclis’e değil halka seçtirmenin parlamenter sistemin özüyle çelişip çelişmediği bir yana, en basitinden cumhurbaşkanı adaylarının propaganda çalışmaları bile tartışma konusu olacak.Cumhurbaşkanını halk seçecek ama yetkileri aynı kalacak.Görev ve yetkiler Anayasa’nın 104. maddesinde belirtilmiş. O zaman adayların ve adayları destekleyen partilerin propaganda bazını bu madde oluşturacak.104. maddede deniliyor ki; “Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milletinin birliğini temsil eder...” Kırıcı, yıkıcı bir seçim kampanyasıyla birliği temsil edilecek olan milletin iki kampa ayrıldığı bir ortamda seçilecek cumhurbaşkanının bu birliği daha sonra nasıl temsil edebileceği ayrı konu. Seçim meydanlarında ne diyecek cumhurbaşkanı adayları? Halka ne vadedecekler?Bunun çerçevesi de elbette Anayasa’nın 104. maddesinde sıralanan görev ve yetkiler olacak.Mevcut Anayasa’daki görev ve yetkilere göre adaylar acaba şunları mı söyleyecekler?:- Meclis’in kabul ettiği yasaları onaylamak, veto etmek veya Anayasa Mahkemesi’ne başvurmak:“Yasaları en iyi ben incelerim”, “En iyi ben veto ederim”, “En hızlı ben onaylarım”...- Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Başkomutanlığını temsil etmek:“Askerliğimi kısa dönem çavuş olarak yapmıştım Başkomutanlığı çok iyi yaparım.” “Ben asteğmen olarak yaptım, benim başkomutanlığım daha ağırlıklı olur.” “Kuzey Irak’ı işgal emri verip, PKK’nın kökünü kuruturum...” “Askerlik süresini kısaltacağım.” - Genelkurmay Başkanı’nı atamak:En demokrat aday acaba, “Sivilleşmeden ve demokrasiden yanayım, onun için Genelkurmay Başkanlığı görevine bir sivil demokratı atayacağım...”mı diyecek?- Atamalar da dahil hükümetin gönderdiği kararnameleri onaylamak:“Hiç problem çıkarmam hükümetin gönderdiği bütün kararnameleri jet hızıyla onaylarım...” “En iyi kararnameyi ben imzalarım.” “Bürokratların üzülmesini istemem onun için hiçbir görevden alma kararnamesini imzalamam...” - YÖK ve rektör atamaları:“En iyi rektörü ben tayin ederim.” “Ben daha iyisini, daha yakışıklısını/güzelini tayin ederim.” “En çalışkan öğrenciyi YÖK üyesi, en zeki profesörü YÖK Başkanı yapacağım...” - Yüksek Yargı ve Anayasa Mahkemesi üyelerinin atanması...“En iyi yargıcı ben tayin ederim.” “Yüksek mahkemelere laik cumhuriyeti savunacak yargıçlar atayacağım...” “Yüksek mahkemelerde alnı secdeye değmiş dindar hakimler görev yapacak...” Bu söylemlerle bu sloganlarla mı propaganda yapacak cumhurbaşkanı adayları?Ya da Çankaya Köşkü’nü halka açma vaadinde mi bulunacaklar?Yoksa rakiplerinin rejime, demokrasiye ve cumhuriyete bağlılığını mı sorgulayacaklar? Laik-antilaik kamplaşmasına mı bel bağlayacaklar?

Devamını Oku

Vaatlerin yerine şikayetler mi alacak?

4 Mayıs 2007

AKP iktidarda geçirdiği son dört buçuk yılda sanki hiç boş zaman bulamadı, hiç fırsat olmadı, şimdi parlamento seçim kararını aldıktan sonra parlamenter sistemin temel esaslarını ilgilendiren bir anayasa değişikliği yapmaya çalışıyor.İktidar 353 milletvekili ile parlamentoda ezici bir çoğunluğa sahip olmasına karşın cumhurbaşkanını seçememe beceriksizliği gösterip siyaseti mahkemeye düşürdükten sonra şimdi öfkeyle yeni çıkış yolu arayışlarında. “Cumhurbaşkanını parlamento mu seçmeye devam etmeli, halk mı seçmeli?” tartışması dünün konusu değil. Yıllardan beri Türkiye bu tartışmayı yapıyor. Bugünkü iktidar da ilk günden beri bu tartışmanın elbette farkındaydı. Ama geçen dört buçuk yıllık sürede bu konuda en küçük bir girişim yapmadı. Hatta son dönemde cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmalarının en hararetli döneminde bile bazı muhalefet partileri hükümeti uyardılar. Örneğin ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu Başbakan Erdoğan destek için kendisine geldiğinde cumhurbaşkanını halka seçtirmeyi önerdi. Mumcu, son gün bile AKP’ye halka gitme çağrısı yaptı. Ancak AKP bu çağrıları, bu önerileri hiç dikkate almadı. Çünkü bir hafta öncesine kadar Çankaya’yı deyim yerindeyse çantada keklik görüyordu. İstediği adayı rahatlıkla seçim Köşk’e gönderebileceğini varsayıyordu.O nedenle de istikrar bahanesi ile seçimlerin 2006 sonbaharında yapılmasına razı olmadı, muhalefetin bu yılın ilkbaharda seçim çağrılarına kulaklarını tıkadı.Ancak eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun 367 iddiası tutunca AKP’nin bütün planları yattı. Bütün hesaplar bozuldu. Önce Türk Silahlı Kuvvetleri’nden muhtıra niteliğinde bir bildiri geldi. Ardından cumhurbaşkanını AKP’nin oyları ile seçme planı Anayasa Mahkemesi’nden döndü.Sonuçta cumhurbaşkanını seçemeden erken seçime gitmek zorunlu oldu.Ve bu şekilde hazırlıksız bir şekilde seçime gidilirken sürpriz bir biçimde daha önce kulak tıkadığı, elinin tersiyle ittiği cumhurbaşkanını halk seçsin fikrine dört elle sarıldı AKP.Dün önemsemediği halk seçsin formülü konusunda bugün son derece ısrarlı ve kararlı gözüküyor iktidar partisi.Peki nasıl olacak, anayasa değişikliği nasıl yetiştirilecek?Çok zor, hemen hemen imkansız. Fakat AKP ısrarla bastırıyor.Diyelim ki bugün teklif komisyona geldi. Yarın Genel Kurul gündemine alındı. Ciddi itirazları ve tereddütleri olmasına karşın ANAP’ın da desteği ile ilk tur oylama yarın yapıldı ve 367 bulundu. 8 Mayıs’ta ikinci tur oylama yapılacak ve Cumhurbaşkanı’nın onayına sunulacak. Cumhurbaşkanı’nın 15 günlük inceleme süresi var. Bu süreyi sonuna kadar kullanıp 23 Mayıs’ta veto ettiğini düşünün Sezer’in. O zaman ne olacak?Seçim çalışmaları için tatile giren Meclis yeniden toplanıp bu tasarıyı görüşebilecek mi? Adaylık heyecanının kızıştığı bir ortamda acaba yeniden 367 rakamına ulaşılabilecek mi? O da kolay değil.Yine de ulaşılsa, görüşülüp aynen kabul edilse bile bu kez de Cumhurbaşkanının değişikliği referanduma götürme riski var. O nasıl aşılacak? İktidar partisinin etkili isimlerinin bile bunun olacağına inancı yok ama yine de ısrar ediliyor. Sanki amaç, seçmene muhalefeti, Anayasa Mahkemesi’ni, Cumhurbaşkanı Sezer’i ve Muhalefeti, Anayasa Mahkemesi’ni, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ni şikayet etmek için gerekçe yaratmak gibi...Acaba seçmen vaatlerden mi şikayetlerden etkilenir?

Devamını Oku

Amaç cumhurbaşkanını halka seçtirmek mi muhalefeti sıkıştırmak mı?

3 Mayıs 2007

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın önceki akşam açıkladığı çifte sandık ve cumhurbaşkanını halkın seçmesi önerisi Ankara’da kafaları iyice karıştırdı. Şimdi herkes bu önerinin samimi olup olmadığını tartışıyor. Son iki günden beri Ankara’da erken seçim konusunda ince ince taktik manevralar sergileniyor.Erdoğan’ın erken seçim kararı kimse için sürpriz olmadı. Bu beklenen bir karardı ve içine düşülen sıkıntılı durumda tek çıkış yoluydu. Sürpriz olan Erdoğan’ın cumhurbaşkanını halkın seçmesi noktasına gelmiş olması. Bu arada da cumhurbaşkanlığı seçim süreci de devam edecek. Devam edecek de bunun nafile tur olacağı, sonuç çıkmayacağı çok açık. Çünkü AKP’nin umut bağladığı ANAP’ın Genel Başkanı Erkan Mumcu oylamaya katılmayacaklarını dün ilan etti.İşin ilginç yanı, AKP’nin bu turlar için öngördüğü takvim de sakat. Deniyor ki “Birinci tur oylama 6 Mayıs’ta yapılacak. Fakat toplantı yeter sayısı (367 milletvekili) bulunamaz ise 9 Mayıs’ta yapılacak.” Bu hesaba göre takvimin tamamlanması 18 Mayıs’ı buluyor. Oysa anayasal süre, 15 Mayıs’ta doluyor. Burada da çok açık bir iç tüzük ihlali yok mu? CHP yine Anayasa Mahkemesi’ne giderse kim suçlu olacak CHP mi, AKP mi?Aslında Cumhurbaşkanlığı seçiminin artık imkansız olduğunu görüyor AKP ve o yüzden anayasa değişikliği ile halk seçsin diyor. Diyor ama o projenin de olabilirliği yok.Dün AKP Meclis Grubu toplantısında Erdoğan, “Cumhurbaşkanımızı halka seçtirmek için iki sandığı aynı anda milletimizin önüne koyacağız” dedi.İyi de nasıl?Anayasa’da çok önemli değişiklikler yapılarak... Cumhurbaşkanının inceleme ve onay süreci de dikkate alındığında bu değişikliklerin yürürlüğe girebilmesi için en az 20 günlük bir süreye ihtiyaç var; o da cumhurbaşkanı veto etmezse...Diyelim ki bu süre içinde Anayasa değişikliği gerçekleşti. Acaba cumhurbaşkanının halkoyuyla seçilmesi için sadece anayasa değişikliği yeterli olacak mı?Hukukçulara göre hayır. Teklifte öngörülen iki turlu seçimin usul ve esaslarını belirleyecek olan uygulama yasasının da çıkarılması gerekiyor. Yani Seçim Yasası’nda da anayasa değişikliğine uygun bir düzenleme yapılacak. Bu durumda 24 Haziran’da da olsa 22 Temmuz’da olsa çifte sandık imkansız...Bunu AKP kurmayları bilmiyor mu?Elbette cumhurbaşkanını halkın seçmesine ilişkin sistem değişikliği içeren anayasa değişikliğinin erken seçime yetiştirilebilmesinin imkansızlığını onlar da biliyor. Ancak AKP bu düzenlemeleri zaten çok arzuladığı, ülke çıkarları açısından en doğrusunun bu olacağını düşündüğü için gündeme getirmiş değil.Çok değil bundan iki hafta önce ANAP ve DYP Genel Başkanları Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar, cumhurbaşkanını halkın seçmesine ilişkin anayasa değişikliği önerilerini yaptı AKP’ye. Ve aynı AKP o gün, tartışmaya bile değer görmeden elinin tersiyle ittiği bu öneriyi bugün çare olarak gündeme getiriyor.Neden?Muhalefete göre AKP’nin bu konudaki derdi “üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek”. Yani muhalefeti sıkıştırmak. Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesine ilişkin düzenlemelerin parlamentodan geçmesinin çok zor olduğunu, seçim sürecine yetiştirilmesinin hemen hemen imkansız olduğu biliniyor. Fakat buna rağmen öneriyi gündeme getirmek, ciddi bir avantaj, ciddi bir siyasal rant elde edebilme hesabına dayanıyor. Değişiklik parlamentodan geçmezse veya geçer de Sezer’in vetosuna takılırsa veya Anayasa Mahkemesi’ne iptal için götürülürse seçmene dönüp şunu söyleyecek AKP: “Görüyorsunuz bunlar millete güvenmiyorlar. Sizin seçtiğiniz temsilcileriniz olarak bizim cumhurbaşkanı seçmemizi engellediler. Cumhurbaşkanını millete seçtirelim dedik, millete güvenmedikleri için onu da engellediler. Bunlar (muhalefet ve devlet kurumları) millete güvenmiyorlar. Milletin oyunu, milletin tercihini küçümsüyorlar. Gerekeni sandıkta yapın, bizi daha güçlü iktidar yapın milletin tercihlerinin önünü açalım.” İşte AKP’nin asıl hesabı bu. Seçim propagandası için malzeme biriktirmek.Zaten Başbakan Erdoğan da dünkü grup toplantısında çifte sandık meselesini anlatırken buradaki niyetlerinin ipucunu şu sözlerle veriyor:“Bakın şimdi kaçanları göreceksiniz. İşte şimdi milletle beraber kim var kim yok göreceğiz.” Kısacası, seçim kesin ama çift sandık zor görünüyor...

Devamını Oku

Anayasa Mahkemesi “Uzlaşma şart” dedi...

2 Mayıs 2007

Ankara’da iktidarıyla muhalefetiyle herkes dün akşam saatleri itibariyle derin bir nefes aldı. Aslında sadece siyaset değil tüm Türkiye rahat nefes aldı. Genelkurmay’ın geceyarısı bildirisinin ardından başlayan kaygı ve gerilimleri aşma yolunda önemli fırsat penceresi aralanmış oldu. Bu da toplumu olduğu kadar piyasaları, yerli ve yabancı sermayeyi de rahatlattı.Anayasa Mahkemesi’nin kararı, CHP’nin haklılığını tescil ettiği gibi, AKP’ye de içine düştüğü sıkıntılı durumdan onurlu bir çıkış kapısı aralamış oldu.Anayasa Mahkemesi’nin CHP’nin başvurusu üzerine dün verdiği kararla Anayasa’da ve Meclis İçtüzüğü’nde açık hüküm olmadığı için uzunca bir süreden beri tartışılan ve kafa karışıklığı oluşturan son derece önemli bir konuda da içtihat oluşturuldu. Artık cumhurbaşkanlığı seçiminde toplantı yeter sayısı için tartışmaya, tereddüde yer yok; anayasa değişmediği sürece bu sayı 367.367 zorunluluğunun Anayasa Mahkemesi kararıyla tescil edilmesi, bundan sonraki cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili bir tartışmayı da doğal olarak yeniden gündeme getirecek.AKP kanadının bugüne kadar öne sürdüğü bir tez var: Eğer toplantı yeter sayısı 367 olarak kabul edilirse bundan sonra parlamentoda cumhurbaşkanı seçimi hemen hemen imkansız hale gelir. 183 milletvekiliyle parlamentoya giren bir parti ikna edilmez ise o parlamento cumhurbaşkanını seçemez...Evet teorik olarak doğru bir hesap. 183 milletvekiliyle bir partinin muhalefette kaldığını, diğer partilerin uzlaşıp koalisyon oluşturabileceğini varsayalım. Koalisyon kanadından bir milletvekili de Meclis başkanı olacağı için kalan sayı 366. Bu durumda Cumhurbaşkanı seçilemez mi?Seçilir.Üç şekilde seçilir. Birincisi Anayasa Mahkemesi kararıyla siyasete cumhurbaşkanı seçiminde uzlaşma şartı getirilmektedir. Bunun gereği yerine getirilirse, yaşanan son başarısız süreçte AKP’nin uyguladığı yanlış yöntem uygulanmaz, “benim sayısal çoğunluğum var, ben ne dersem o olur” yaklaşımı terk edilir ve partiler arası uzlaşma aranırsa seçilir.İkincisi, parlamentodaki sandalye dağılımı bugünkü gibi orantısız olmaz, en az iki parti 200 civarında sandalyeye sahip olursa birden çok aday çıkacağı için seçilir.Üçüncüsü ama en önemlisi, seçimden yeni çıkmış bir parlamento cumhurbaşkanı seçemediği için kendini feshetmeyi göze alamaz. Liderler istekli olmasa bile milletvekilleri uzlaşmayı zorunlu kılar. O nedenle seçilir.Özetle Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer muhtemelen iki üç ay daha görevine devam edecek. Ama Haziran sonu veya Temmuz ayı başlarında yapılması muhtemel seçimden sonra oluşacak parlamento yeni cumhurbaşkanını Anayasa Mahkemesi’nden çıkan mesaj doğrultusunda gönüllü yada gönülsüz bir uzlaşmayla toplumda da genel kabul görecek şekilde seçecektir.Bugün itibariyle gündem artık erken seçim. AKP muhtemelen son bir nafile deneme daha yapacak Abdullah Gül için. Ama o da başarısız olursa bir kaç gün içinde erken seçim kararı Meclis’ten çıkacak.Şimdi bütün taraflar artık olanca hırsıyla, enerjisiyle seçime asılacak. Ve ne yazık ki Türkiye tıpkı 70’li yıllarda olduğu gibi gerilimli ve daha kötüsü cepheleşme eğilimlerinin ağır bastığı bir seçim dönemi yaşayacak.

Devamını Oku

Seçimden başka çıkış yolu var mı?

30 Nisan 2007

Türkiye’nin yaşamakta olduğu siyasal krizi aşmak için erken seçimden başka yol olmadığı çok açık. Bunu iktidar partisi de görüyor. Ama en azından şimdilik görmezden geliyormuş izlenimi veriyor. Bugün aleyhine çalışan gelişmeleri seçim kampanyasında nasıl lehe çevirebileceğinin hesaplarını yapıyor.O yüzden de günlerdir yapılan erken seçim çağrılarına yanıt vermiyor Başbakan Recep Tayyip Erdoğan. Cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül açıkça söyledi; “adaylığımı çekmem sözkonusu değil. Süreç devam ediyor” dedi. Başbakan da farklı düşünmüyor. Peki ne yapacaklar? Hiçbir şey olmamış gibi, birinci tur oylamanın yapıldığı 27 Nisan günü saat 23.00’ten sonra da hiçbir şey değişmemiş gibi yola devam mı edecek AKP?Tabii ki Erdoğan ve kurmayları da hiçbir şey değişmemiş gibi yola devam edilemeyeceğini görüyorlar. Onlar da seçimden başka çıkış olmadığının farkında. Ama seçim kararını da kendi inisiyatifleriyle almayı tercih etmiyorlar. Anayasa Mahkemesi’nden çıkacak karara bel bağlamış durumdalar. Yüksek Mahkeme’nin CHP’nin başvurusunu kabul ederek birinci tur oylamayı iptal edeceğini tahmin ediyorlar.Gerçekten de Anayasa Mahkemesi beklendiği gibi bu yönde bir karar verirse herkes rahatlayacak. Erken seçimin önü açılacak.Ama ya aksi olursa? Anayasa Mahkemesi CHP’nin başvurusunu reddeder ve AKP’nin hatta CHP dışındaki muhalefetin savunduğu gibi Cumhurbaşkanlığı seçiminde de Meclis’in toplantı yeter sayısının 184 olduğuna hükmederse ne olacak?O zaman Meclis yarın toplanıp ikinci tur oylamayı mı yapacak? 367 yine bulunamaz ise 9 Mayıs’ta üçüncü tur oylamayı yapıp Abdullah Gül’ü AKP’nin oyları ile Türkiye Cumhuriyeti’nin 11. Cumhurbaşkanı seçip Çankaya Köşkü’ne gönderebilecek mi?Genelkurmay’ın bildirisini, 17 gün önce Ankara’da, 3 gün önce İstanbul Çağlayan’da yapılan ve milyonların katıldığı protesto mitinglerini yok farzederek, kaale almayarak bu yolda yürümeye devam edebilir mi AKP?Böyle bir ihtimal tabii ki yol değil. Ancak, bu yolun ülkeyi ve demokrasiyi sonu belirsiz bir çatışma ortamına, karanlığa götürme riskinin son derece yüksek olduğunun da farkında hükümet.O nedenle AKP’nin birinci tercihi Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı üzerine erken seçimi gündeme getirmek.Ama Anayasa Mahkemesi’nin kararı aksi yönde çıksa dahi bu karar üzerinden bir durum değerlendirmesi yapıp yine erken seçim rotasına yönelecek gibi gözüküyor AKP.Çünkü meydanlardan gelen erken seçim çağrılarına, TÜSİAD başta olmak üzere iş dünyasından, Türkiye Esnaf ve Sanatkar Konfederasyonu’ndan gelen erken seçim çağrılarına yarın yenileri eklenecek. Sendikalar benzer çağrılar yapacak. Genelkurmay bildirisi bir yana, bu çağrılara dahi kayıtsız kalabilmesi zor hükümetin.Krizin daha fazla derinleşmesini, çatlayan vazonun kırılmasını önlemenin tek etkili yolu erken seçim.

Devamını Oku

Gözler Anayasa Mahkemesi’nde...

29 Nisan 2007

Genelkurmay bildirisiyle krize dönüşen cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde en kritik hafta bugün başlıyor.İktidar kanadı da muhalefet de, bugünden itibaren Ankara’da ortaya çıkacak gelişmelerin, krizden çıkış süreci için kritik önem taşıdığı görüşünde birleşiyor.Aslında krizden çıkış için beklenen en önemli gelişme kuşku yok ki Anayasa Mahkemesi’nin Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin olarak CHP’nin başvurusu ile ilgili olarak alacağı karar.Geçtiğimiz cuma günü akşam saatlerinden itibaren başvuru ellerinde olan Anayasa Mahkemesi üyeleri, aslında bununla ilgili incelemelerini büyük ölçüde tamamladılar. Kafalarında bir karar oluştu. Şimdi artık prosedürün tamamlanması gerekiyor. Onun için de aynı gün çalışmalarına başlayan Anayasa Mahkemesi raportörü, raporunu yazıyor. Bu rapor da muhtemelen bu sabah üyelerin masasında olacak.Yüksek Mahkeme’de bugün ve yarın eski bakanların yargılandığı davalar görülecek. Anayasa Mahkemesi’nin, yarın ya da çarşamba günü ikinci tur oylama başlamadan önce kararını açıklaması bekleniyor. Genel kanı, kararın başvurunun kabulü ve seçimin sakatlığı yönünde olacağı. Bu durumda Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılamamış sayılacak ve parlamento otomatik olarak erken seçime gidecek.Bu beklenti gerçekleşirse, herkes derin bir nefes alacak. Asker de rahatlayacak, hükümet de, muhalefet de. Mahkeme kararıyla da olsa en doğru yol, en gerçekçi çözüm yolu kazasız belasız bulunmuş olacak. Demokratik süreç ufak tefek hasar almış olsa da işleyişine devam edecek.Ya aksi yönde bir karar çıkarsa?İşte onu şu anda Ankara’da hiç kimse düşünmek bile istemiyor. O zaman krizden çıkış çok daha zor. Türkiye çok daha zorlu çok daha gerilimli, çatışmalı bir ortama girecek. Ve bunda korkulan sadece askerin bildirisi (bazılarına göre muhtırası) değil. Ondan daha önemli gelişme toplumdaki kutuplaşma eğilimlerinin güçlenmesi. İki hafta önce Ankara Tandoğan Meydanı’ndaki miting, ardından dün İstanbul Çağlayan mitingi bu bakımdan çok önemli göstergeler.İktidar partisinin Genelkurmay bildirisi bir yana meydanlardaki yüzbinlerin tepkilerine gözünü kulağını kapatıp Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecine devam edebilmesi kolay değil.O nedenle erken seçim her halükarda tek çıkış yolu ve kaçılınmaz. Bunu iktidar da görüyor. Ama kendi inisiyatifi ile bu konuda adım atmayı düşünmüyor. Mahkeme kararıyla gidilecek bir seçimi kendisi açısından avantajlı görüyor AKP. Bu durumu, yaşanan krizi CHP’ye karşı seçim malzemesi olarak kullanmayı yeğliyor. CHP’yi “askeri kışkırtarak, siyaseti mahkemeye düşürerek Türkiye’nin istikrarını bozduğu” iddiası ile seçmene şikayet etmeyi planlıyor.

Devamını Oku