Erdoğan’ın büyük sürprizi ne?

20 Haziran 2007

Ankara kulislerinde birkaç günden beri Başbakan Tayyip Erdoğan’ın seçimden sonra müthiş bir sürpriz yapmaya hazırlandığı iddiası konuşuluyor. Kulislere yansıyan bu iddianın kaynağı New York, Londra ve İstanbul merkezli. İddiaya göre, Erdoğan çok yakın çevresine, cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde yaşanan tatsızlıklardan belki siyasi olarak fazla zarar görmeyebileceklerini, bu olayların partiye oy artışı bile sağlayabileceğini söylüyormuş. Ama öte yandan bu süreçteki olumsuz gelişmelerin kendilerine ciddi bir imaj ve itibar kaybettirdiğini de kabul ediyormuş.Günlerden beri cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde yaşananların ve bundan sonraki olası siyasi gelişmelerin muhasebesini yapan Erdoğan bir süre önce çok önemli bir karara varmış: Sistemle ve kurumlarla olan gerilim ve kavga her ne pahasına olursa olsun bitirilecek... Söylendiğine göre Erdoğan vardığı bu kararı 22 Temmuz seçimleri sonuçlanıncaya kadar kamuoyuna açıklamayacak. Şu anda da Abdullah Gül ve yakın çevresinde çok sınırlı bir kadro Erdoğan’ın bu kararını biliyor.Abdullah Gül muhtemelen Erdoğan’ın bu kararını ilk öğrenenlerden biri. Çünkü karar doğrudan kendi siyasi geleceğini ilgilendiriyor. Onun için Erdoğan kararını oluştururken Gül’le de enine boyuna konuyu tartıştı. Evet Erdoğan’ın sürpriz kararı 11. Cumhurbaşkanı’nın kim olacağı ile ilgili. Eğer kulislere yansıyan bilgi doğru ise Gül artık aday değil...Erdoğan seçimden sonra tüm toplumu ve kurumları çok rahatlatacak olan bu sürpriz kararını kamuoyuna ilan edecek.Muhtemelen de 11. Cumhurbaşkanı’nı ana muhalefet partisi CHP ile uzlaşarak seçeceğini ilan edecek. Böylelikle milletvekili adaylarını belirlerken “Milli Görüş”çüleri liste dışı bırakarak ilk sürprizi yapan ve merkez partisi olma yolunda önemli bir adım atan Erdoğan şimdi seçimden sonra yapacağı bu ikinci sürpriz atakla merkezdeki yerini pekiştirmeyi hedefliyor.Erdoğan’ın henüz kamuoyu ile paylaşmadığı bu kritik kararını çok güvendiği bir kurmayı aracılığıyla çok büyük bir iki uluslararası finans kuruluşuna da bildirdiği anlatılıyor.Zaten bu bilgi de dış dünyadan içeri, önce İstanbul’a, ardından Ankara kulislerine geliyor.Borsada ve döviz piyasasında son birkaç günden beri yaşanan olumlu gelişmede de bu bilginin etkisi olduğu konuşuluyor.

Devamını Oku

Ucuz mazotun faturasını kim ödeyecek?

19 Haziran 2007

Son yıllarda uygulanan ekonomik politikaların, doğrudan gelir desteği ve benzeri tedbirlere rağmen tarım kesimini olumsuz etkilediği açık. Tarımsal ürünlerin tüketiciye yansıyan fiyatları belki yükseldi, enflasyon endekslerini yukarı çekti ama çiftçinin eline geçen fiyatlarda ciddi aşınmalar olduğu gerçek. Muhtemelen de o yüzden Türkiye İstatistik Kurumu uzun yıllardan beri devam eden bir endeks serisine, çiftçinin eline geçen fiyatlar endeksine iki yıl önce hiçbir açıklama yapmadan son verdi. Çünkü en son 2005 yılı Ocak ayında açıklanan bu endekste çiftçi oldukça zararda gözüküyordu.Çiftçilikle uğraşan, hayvancılıkla uğraşan küçük üretici sıkıntılı. Hükümet de bunun farkında, muhalefet partileri de...O nedenle de siyasi partilerin seçim beyannamelerindeki en önemli vaat kalemlerinden birini çiftçiye verilecek ilave destekler oluşturuyor. Partiler böylelikle çiftçinin, köylünün gönlünü ve oyunu kazanabilmeyi umuyorlar.Bulunan en çarpıcı formül de kuşkusuz tarımdaki en önemli girdi kalemlerinden birini oluşturan mazot fiyatları...İşin mucidi Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan. Aslında Cem Uzan’ın vaatleri biraz bekarın boşanma hikayesine benziyor, bugüne kadarki vaatlerini alt alta toplasanız neredeyse bütçenin yarısı kadar ilave bir kaynağa ihtiyaç var. Bunun nereden bulunacağı da belli değil.Fakat Uzan’ın çarpıcı “Mazot 1 YTL olacak” sloganı bütün muhalefet partilerinin ilgisini çekmiş durumda. Dün en son DP Genel Başkanı Mehmet Ağar da Aydın’da miting meydanından mazot fiyatının 1 YTL’nin altına indirileceği müjdesini seçmenlerine verdi.AKP ile birlikte seçimin en iddialı partisi durumundaki CHP’nin seçim beyannamesi de bugün açıklanacak. Muhtemelen bugün Deniz Baykal da mazotu 1 YTL’ye indireceklerini ilan edecek.Bu iş nasıl olacak? Niye mevcut iktidar döneminde mazot 2,4 YTL’ye satılıyor? Herhalde tüketiciye, çiftçiye, nakliyeciye eziyet olsun diye değil.Gerçekten de sadece ham petrol fiyatı, rafinaj bedeli, işçilik ve nakliye maliyetleri dikkate alındığında mazotun litre fiyatı 1 YTL’nin altında. ÖTV ve KDV’yi eklediğinizde fiyat 2,4 YTL’ye yükseliyor. Şimdi muhalefet partileri seçimden sonra iktidara geldiklerinde bu vergilerden vazgeçeceklerini ve mazotu 1 YTL’ye indireceklerini vadediyorlar.Bu vergileri sıfırlamanın yıllık maliyeti de 4 milyar YTL’si KDV, 12,9 milyar YTL’si de ÖTV olmak üzere toplam 16,9 milyar YTL. Bu faturayı kim ödeyecek? Tabii ki tüm vergi mükellefleri ödeyecek; ya ilave vergi yükleriyle ya da bozulan kamu maliyesi, bozulan makroekonomik istikrar ve yükselen enflasyon ile.Bu konuyu dün CHP Tekirdağ adayı Faik Öztrak’a sordum. Bu hesapları çok iyi bilen eski planlamacı, eski Hazine Müsteşarı Öztrak, CHP’nin mazot projesinin diğer partilerden farklı olduğunu söyledi. “Bizim vaatlerimizin hesabı kitabı var. Kamu mali dengelerini bozmadan bunları yerine getirebiliriz” diyen Öztrak’ın anlattığına göre, CHP sadece tarımda kullanılan mazotun ÖTV’sini sıfırlayacakmış. Bunun maliyeti 3.9 milyar YTL. Bütçede zaten 400 milyon YTL civarında mazot destek primi olduğunu, geri kalan miktarın da milli gelirin binde 7’si civarında bir yük oluşturacağını söyleyen Öztrak, “Çiftçi gerçekten çok sıkıntıda, bir takım iyileştirmeler, ferahlatmalar kaçınılmaz” diyor. Acaba mazotu herkese 1 YTL’ye indirmek için 17 milyar YTL’yi gözden çıkaranların da hesabı var mı?

Devamını Oku

Hangi koalisyon?

19 Haziran 2007

Terör ve sınır ötesi operasyon tartışmaları, diğer yandan cumhurbaşkanını halk mı seçecek, meclis mi, referandum süresi kısalacak mı kısalmayacak mı tartışmaları, hâlâ zaman zaman seçim kampanyasının önüne geçebiliyor. Ama artık seçime de 33 gün kaldı. Bu hafta sonundan itibaren meydanların harareti iyice yükselecek. Aslında seçim kampanyasının zeminini de büyük ölçüde bu tartışmalar oluşturacak gibi gözüküyor. Liderlerin bugüne kadar izledikleri stratejiye, kullandıkları üsluba bakılırsa kampanya çok sert geçecek. Daha şimdiden karşılıklı çok ağır suçlamalar yapılıyor.Özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Baykal’ın birbirleriyle ilgili söylediklerine bakılırsa sanki hiç bir araya gelemeyecekler, hep kavgalı ve küs kalacaklar gibi.Acaba bu kavgalı, gerilim dozu yüksek kampanya döneminin ardından 22 Temmuz gecesi seçim sandıkları nasıl bir tablo ortaya çıkaracak? Tek parti iktidarı mı, yoksa koalisyon mu?Partilere ve genel başkanlara sorarsanız hepsi tek başına iktidar hedefliyor. Bugün barajı geçip geçemeyeceği bile kuşkulu olan DP de tek başına iktidar hesabı yapıyor, CHP ve MHP de. Doğal olarak AKP de iktidar çoğunluğunu kaybetme fikrini aklına bile getirmek istemiyor. Ama acaba gerçekten bu seçim tek parti hükümeti çıkarabilir mi? Çok zor gözüküyor. Çünkü bugün yapılan anketler ve tahminler en az üç partinin yüzde 10 barajını rahatlıkla aşabileceğini gösteriyor. Eğer dört parti barajı aşarsa tek parti hükümeti matematiksel olarak imkansızlaşıyor.Ancak üç partinin yüzde 10’u geçmesi halinde de tek parti hükümeti çantada keklik değil. Böyle bir sonuçta AKP, CHP ve MHP Meclis’te grup kuracak. Bunun üzerine eğer DTP’nin bağımsız aday stratejisi sonuç verirse onlar da dördüncü grup olarak parlamentoda yerlerini alacaklar. Böylelikle parlamento dört partiyle göreve başlayacak. Bu tablodan tek parti hükümeti çıkma olasılığı yok değil ama zayıf. Örneğin MHP’nin oyu yüzde 10 - 12 düzeylerinde, CHP’nin oy oranı yüzde 20’lerde kalırsa mümkün.Ama eğer CHP yüzde 26-27, MHP yüzde 16 - 17 civarında oy oranları ile gelirse işte o zaman AKP yüzde 38’lik bir oy oranına ulaşsa dahi tek başına hükümet kurabilecek 275 milletvekilini bulamayabiliyor. Arı Hareketi’nin internet sitesinde seçim tahminleri ile ilgili ilginç bir bilgisayar programı var. Partilerin tahmini oy oranlarını yazdığınızda olası milletvekili sayılarını hesaplıyor. Bu programın hesabına göre AKP’ye yüzde 38, CHP’ye 27, MHP’ye 17, bağımsızlara yüzde 4 verdiğinizde sandalye dağılımı şöyle çıkıyor: AKP: 271, CHP: 161, MHP: 93, Bağımsız (DTP): 25.Tabii ki dağılım önemli ve yüzde 38’in altında bir oy oranıyla da tek başına iktidar mümkün. Ancak koalisyon ihtimali oldukça yüksek. Ve acaba bu tablodan nasıl bir koalisyon çıkar? CHP ve MHP’nin sayıları yetmeyebilir. O durumda CHP- MHP- Bağımsızlar koalisyonu mu olacak? Bugün itibariyle ihtimal dışı. AKP- MHP koalisyonu mu olacak? O da çok zor. Başbakan Erdoğan’ın kategorik olarak reddetmediği DTP- AKP koalisyonu mu olacak? O da çok kolay göze alınabilecek gibi gözükmüyor AKP açısından. Geriye iki seçenek kalıyor ya büyük koalisyon, yani AKP - CHP ortaklığı veya sonbaharda erken seçim...Tabii ki önümüzdeki 33 günlük seçim sürecinde köprülerin altından çok sular akacak, bu hesap ve tahminler de çok değişecek.

Devamını Oku

Cumhurbaşkanını kim seçecek?

18 Haziran 2007

Başbakan Erdoğan ve AKP’nin, 353 milletvekili ile cumhurbaşkanını seçememiş olmanın verdiği hırs ve intikam duygularıyla karışık bir ruh haliyle giriştikleri Anayasa değişikliği, 11. Cumhurbaşkanı’nın nasıl seçileceğini tam anlamıyla çok bilinmeyenli denkleme dönüştürdü.Cumhurbaşkanı Sezer, cumhurbaşkanını halkın seçmesine ilişkin Anayasa değişikliğini ikinci defa veto hakkı olmadığından, referanduma götürme kararıyla Resmi Gazete’de yayınladı.Şimdi cumhurbaşkanını halkın seçip seçmeyeceğine de halk karar verecek. Ama bu kararın ne zaman verileceği henüz belli değil. AKP, referanduma ilişkin yasayı değiştirip, 120 gün olan süreyi 45 güne indirmiş ve YSK’nın gerekli hallerde bunu daha da kısaltabileceğini öngörmüştü. Yani 22 Temmuz’da çift sandık formülünü hayata geçirmek istemişti. Ancak bu yasa değişikliği henüz Cumhurbaşkanı Sezer’in onayından çıkmadı. Cumhurbaşkanı muhtemelen bu yasayı da veto edecek.Bu durumda AKP, Meclis’i derhal olağanüstü toplantıya çağırıp, aynı yasayı hiç değişiklik yapmadan ikinci kez Köşk’e gönderebilirse, Sezer’in yapacağı bir şey yok. Referandum süresi kısalacak ve 22 Temmuz’da -zayıf bir ihtimal de olsa- bir sandıkta milletvekili seçimi, diğer sandıkta referandum için oy kullanılacak.Ama AKP bunun için Meclis’i toplamayı göze alabilir mi? Bu güçlü bir ihtimal değil... Toplayamazsa Anayasa referandumu 15 Ekim’de yapılabilecek. Ve bu referandumda “evet” çıkarsa, Anayasa gereği cumhurbaşkanını iki turlu seçimle halkın seçmesi gerekecek. Ama 11. Cumhurbaşkanını değil, eğer o zamana kadar Anayasa değişmezse, 7 yıl sonraki 12. Cumhurbaşkanı’nı...Çünkü 22 Temmuz’da milletvekili genel seçimi yapılacak. Muhtemelen ağustos ayının ilk haftası içinde milletvekilleri yemin edecek, Meclis Başkanlık Divanı oluşacak ve ardından yürürlükteki Anayasa uyarınca cumhurbaşkanlığı seçimi başlayacak. Meclis’in ilk işi 11. Cumhurbaşkanını seçmek olacak.Eylül ayı ortalarına kadar yeni Meclis cumhurbaşkanını seçerse, sorun yok. Seçemezse, yeniden derhal erken seçime gidilecek. Ancak bu kez yeni Meclis’in uzlaşma ile cumhurbaşkanını seçebileceğine kesin gözüyle bakılıyor. O durumda cumhurbaşkanını halkın seçmesine ilişkin Anayasa değişikliği ile ilgili koparılan bunca gürültü neye yarayacak? Hiç...Ülke boşu boşuna enerji, para ve zaman kaybetmiş olacak. Ekim ayında yapılacak Anayasa referandumunda değişiklik onaylansa bile, 7 sene sonrası için hüküm icra edebilecek. Tabii o zamana kadar yeni bir Anayasa değişikliği yapılıp, yürürlükten kaldırılmaz ise.Şimdi bütün bu karışıklıkları, gerilimi, sorunu önleyebilecek tek yol var; CHP’nin açtığı, Cumhurbaşkanı Sezer’in de açmaya hazırlandığı Anayasa Mahkemesi’ndeki iptal davaları.Eğer Anayasa Mahkemesi değişiklik paketinin bir maddesi 366 oyla kabul edildiği gerekçesi ile iptal kararı verirse, siyasi ortam da, sistem de rahatlayacak. Aksi halde Türkiye referandumun yapılacağı 120 gün sonrasına kadar anlamsız bir tartışmanın gerilimin içinde yaşayacak...

Devamını Oku

Terör Erdoğan’a zor günler yaşatıyor...

14 Haziran 2007

AKP ve Başbakan Tayyip Erdoğan 4,5 yıllık iktidar döneminin en zor en sıkıntılı dönemini yaşıyor.Tırmanışa geçen bölücü terör, peş peşe gelen şehit haberleri hiç kuşku yok ki bütün ulusun herkesin yüreğini paralıyor, herkesi derinden üzüyor. Fakat yine hiç kuşku yok ki siyaseten en büyük sıkıntıyı iktidar partisi ve Başbakan yaşıyor. Başbakan Erdoğan 4.5 yıllık iktidarı döneminde şu son birkaç aydan beri yaşadığı sıkıntılı günleri muhtemelen hiç tahmin etmemiş, aklına bile getirmemişti. Oysa hemen her bakımdan şanslı bir dönem geçirmişti AKP ve Erdoğan, uluslararası konjonktürün estirdiği rüzgarın da etkisiyle ekonomide işler iyiye gitmiş, terör nispeten bir durgunluk, suskunluk evresine girmişti.Cumhurbaşkanlığı seçim sürecindeki talihsizliklerle birlikte her şey tersine dönmeye başladı. İlk defa bu süreçte çok güçlü bir toplumsal muhalefetle karşı karşıya geldi iktidar partisi. İktidara karşı Türkiye tarihinin hiçbir döneminde görülmemiş büyüklükte kitle gösterileri yapıldı büyük şehirlerde. Milyonu aşan göstericinin katıldığı mitinglerin ardından cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde yaşanan siyasal başarısızlık ve Genelkurmay’ın muhtıra niteliğindeki bildirisiyle sarsıldı AKP ve Başbakan Erdoğan.Ardından cumhurbaşkanı seçilemediği için zorunlu erken seçim kararı geldi.Oysa bunlar hiç hesaplarında yoktu Başbakan’ın ve kurmaylarının.Hesapta olmayan bir başka gelişme de seçime çeyrek kala bölücü terör eylemlerindeki tırmanış oldu.Bu durum iktidarın kamuoyu ve seçmen nezdindeki prestijini şu veya bu ölçüde aşındırıyor. Ayrıca terör eylemlerinin arttığı hemen her dönemde gündeme gelen Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyon tartışmaları da Başbakan açısından oldukça sıkıntılı bir durum.Başbakan Erdoğan 22 Temmuz seçimleri öncesinde Kuzey Irak’a yönelik bir askeri harekatı düşünmek bile istemiyor ama bu noktada üzerinde çok ağır bir muhalefet ve kamuoyu baskısı olduğu da gerçek. Türkiye’nin 25 yıldan beri devam eden bölücü terörle mücadelesi ilk kez bu ölçüde seçim malzemesi haline dönüşmüş durumda. MHP ve CHP muhalefet stratejilerini adeta bu noktaya, Erdoğan ve AKP’nin yumuşak karnı olarak tespit ettikleri terör ve terörle mücadele noktasına odaklandırmış görünüyorlar. Deniz Baykal’ın ve Devlet Bahçeli’nin Başbakan Erdoğan’a yönelik eleştiri ve suçlamalarının dozu gün geçtikçe yükseliyor.Oysa Erdoğan’ın seçim döneminde muhalefetle tartışmak istediği konuların başında ekonomik ve siyasi istikrar geliyordu. 4,5 yıllık iktidarı döneminde elde edilen ekonomik başarılar; enflasyon, kalkınma hızı, döviz bolluğu gibi konuları tartışmak istiyordu muhalefetle Erdoğan. Aslında muhalefetin baskılarına boyun eğip seçimi 2006 sonbaharında yapsaydı belki de öyle olacaktı. Ve Erdoğan çok daha rahat ve kendinden emin bir seçim kampanyası yürütebilecekti. Şansı çok daha yüksek olacaktı. Şimdi ise işi daha zor...

Devamını Oku

Sınırötesi polemiği sertleşiyor

14 Haziran 2007

Söze geldiğinde bütün siyasiler terörle mücadelenin ulusal bir mesele olduğunu, bunun iç siyaset malzemesi yapılmaması gerektiğini söylüyor. Fakat bu kez öyle anlaşılıyor ki iç siyasetin en çarpıcı malzemesi olmaya aday terör konusu.Şehit cenazelerinde, cami avlularında başlayan terör üzerinden siyaset iktidarla muhalefet arasında son derece acımasız bir sertlikle devam ediyor. Özellikle Kuzey Irak’a yönelik sınır ötesi operasyon tartışmalarının seçim kampanyasına damgasını vuracağı anlaşılıyor. Başbakan Tayyip Erdoğan, öteden beri terör olayları tırmanışa geçtiğinde hep gündeme getirilen Kuzey Irak’a askeri operasyon konusuna önceki gün verdiği net bir yanıtla aslında noktayı koydu. Yakın gelecekte, en azından seçimler öncesinde Kuzey Irak’a yönelik bir operasyon sözkonusu değil.“Sınırlarımız içinde 5 bin terörist var. Bunlar halledildi mi Kuzey Irak’taki 500 teröristle ilgili operasyon safahatine geçilsin” diyen Başbakan’a dün çok çok ağır yanıtlar geldi. CHP lideri Baykal, “Bizzat Başbakan terörle mücadelenin önündeki en büyük engeldir...” derken MHP lideri Bahçeli de “Bugüne kadar etnik bölücülüğe cesaret veren ve güvenlik güçlerimizin terörle mücadelesini zaafa uğratan Başbakan Erdoğan, bugünkü kanlı ve karanlık tablonun baş mimarıdır” suçlamasında bulundu. Türkiye çeyrek asırdan beri bölücü terör belasıyla uğraşıyor. Bu uğurda binlerce şehit verildi, onbinlerce vatandaşımız bölücü teröristlerin saldırısı sonucu hayatını kaybetti. Türkiye Cumhuriyeti nüfusuna kayıtlı 20 bini aşkın terörist ölü ele geçirildi. Çok kan ve gözyaşı aktı bu mücadelede.Bugüne kadar bir yandan bu mücadele sürdürülürken bir yandan da siyasal platformda tartışması yapıldı. Ama siyasi tartışmalar hiç bu düzeye gelmedi. Hiçbir Başbakan bu kadar ağır bir suçlamanın hedefi olmadı.Bu son derece ağır suçlamaların ardından telefonla konuştuğumuz Deniz Baykal’a “Fazla ağır değil mi, bu kadarını hak ediyor mu Başbakan?” diye sorduğumda şu yanıtı verdi:“Evet ağır bir ifade, bunun farkındayım ama bu değerlendirmeyi yapmak zorundaydım. İşin gerçeği Başbakan çok daha ağırını hak ediyor. Çünkü Başbakan, Barzani’nin ağzıyla konuşuyor. Başbakan terör meselesini kavrayamamıştır. Terörle mücadele edememiş, tam tersine terörü azdıran bir siyaset izlemiştir...” Kendince “Niye”sini de yanıtlıyor Deniz Baykal:“AKP’nin yapısı mı, Başbakan’ın çevresi mi bilemem ama bu hükümet terörle mücadelede yapılması gerekenin tersini yapmıştır ve yapmaya da devam ediyor...” Kuşku yok ki Erdoğan bu sözlere yanıt vermekte gecikmeyecektir. O da çok daha ağır ifadelerle Deniz Baykal’ı ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi suçlayacak.Ve seçim yaklaştıkça bu karşılıklı suçlamaların dozu daha da artacak. İnsan ister istemez bugün Başbakan Erdoğan’ı sınır ötesi operasyona soğuk durduğu için suçlayan siyasi liderler 22 Temmuz seçimlerinden iktidar olarak çıksalar acaba ne yapacaklar diye merak ediyor.

Devamını Oku

Erdoğan sınır ötesi operasyona soğuk...

13 Haziran 2007

Başbakan Tayyip Erdoğan, kamuoyunda günlerdir devam eden sınır ötesi operasyon tartışmalarına Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt’ın da katıldığı kritik güvenlik zirvesinden saatler öncesinde son noktayı koydu: Önce sınırımızın içini halledelim sonra ötesini...Başbakan Erdoğan, gazete ve televizyonların Ankara temsilcilerine bugün resmi açılışı yapılacak olan AKP Genel Merkez binasını gezdirirken terörle mücadele konusundaki soruları yanıtladı.Erdoğan terörle mücadele konusunda kamuoyuna yansıyan tartışmalara, şehit cenazelerindeki protesto gösterilerine ve bazı emekli generallerin televizyon programlarında hükümete yönelik eleştirilerine sert tepki gösteriyor. Tırmanan terörün ve şehit cenazelerinin hükümete karşı bir yıpratma aracı olarak kullanılmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirirken, bazı çevrelerin 22 Temmuz seçimleri öncesinde kendilerine karşı adeta sistemli bir “psikolojik olumsuz hava” yaratma gayreti içine girdiklerini ifade ediyor.“Neyi eksik, neyi yanlış yaptık?” diye soruyor Başbakan ve ekliyor:“Terörle ilgili toplantılardan birinde Genelkurmay Başkanımıza ve kuvvet komutanlarına , ‘Bizden yana isteyip de vermediğimiz bir şey var mı?’ diye sordum. ‘Hayır’ dediler. Ama maalesef böyle aksi bir hava yaratılıyor. Güvenlik güçlerimize maddi, yasal, her yoldan ne gerekiyorsa yaptık.” Tabii ki hükümetin bundan sonra da Türk Silahlı Kuvvetleri’nden olsun diğer güvenlik birimlerinden olsun terörle mücadele konusunda gelecek tüm talepleri karşılayacağından kuşku yok. Ancak, son günlerin en heyecanlı tartışma konusu Kuzey Irak’a yönelik sınır ötesi operasyon kararı, bunun için hükümetin Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırıp yetki isteyip istemeyeceği. Bugünden yarına, seçimler öncesinde herhangi bir sınır ötesi operasyon olmasa dahi, hükümetin Meclis’ten yetkiyi alıp cebinde hazır tutması öneriliyor. Bunun en azından Kuzey Irak’taki Kürt yönetimi üzerinde baskı oluşturabileceği varsayılıyor. Tabii alınan bu yetkiyi cepte bekletmenin riskleri de ayrı bir tartışma konusu ama acaba hükümet bu yolu deneyecek mi?Erdoğan’ın dünkü güvenlik zirvesi öncesinde söylediklerine bakılırsa kesinlikle hayır. Diyor ki Başbakan; “Türkiye’nin dağlarında 5 bin terörist var. Türkiye’deki bu 5 bin teröristle ilgili mücadele bitti mi, bu halledildi mi ki Kuzey Irak’taki 500 tane teröristle uğraşma safahatına gelinecek?” Başbakan, açıkça önce kendi topraklarımızdaki 5 bin teröristi etkisiz hale getirmemiz gerektiğini söylüyor. Yani terör örgütünün ülke içindeki yuvalarının dağıtılmasını, kitle desteğinin kesilmesini öngörüyor. Sınırın ötesi konusunda ise en azından şimdilik hem merkezi Irak Hükümeti ile hem de ABD ile diplomatik temasların yoğunlaştırılmasıyla, ABD ve Irak’ı işbirliğine ikna etmek yoluyla çözüm üretmek yanlısı Erdoğan.Başbakan’ın açıkça ifade etmediği ama hükümetin öteden beri gündeminde olan bir başka konu da bugün şu veya bu ölçüde bölücü örgütün propagandası etkisinde olan, bölücü örgüte sempati duyan, destek veren yöre halkının kazanılması. Bu da bugünden yarına sonuç alınabilecek bir proje değil. Terör devam ettiği sürece, terörle mücadele devam ettiği sürece çok zor, çok incelik isteyen bir yol.

Devamını Oku

Sınırötesi harekat ihtimali güçleniyor...

12 Haziran 2007

Hiç kuşku yok ki Başbakan Tayyip Erdoğan’ın son günlerde en fazla canını sıkan, kafasını meşgul eden olay bölücü terör ve buna karşı alınacak yeni önlemlerin niteliği.Muhalefetin söylemlerine ve kamuoyu baskısına bakılırsa hemen Meclis kararı alınıp Kuzey Irak’a yönelik olarak çok kapsamlı bir sınırötesi askeri operasyona girişilmesi gerekiyor. Ama bu Türkiye’ye ne kazandırıp ne kaybettirecek? Terör sorununu bıçak gibi kesip ortadan kaldırabilecek mi yoksa Türkiye’nin başına çok daha ağır dertler mi açacak?Ankara’da son günlerde dillendirilen bir başka senaryo da -ki bölücü terörün tırmanışa geçtiği hemen her dönemde bu senaryolar canlandırılıyor- bazı Güneydoğu illerinde yeniden olağanüstü hal ilan edilmesi. Böylelikle özgürlüklerin daraltılması ve güvenlik birimlerinin operasyon etkinliğinin arttırılması. Bu yolla en azından yurt içinde teröre yardım ve yataklık yapanlara, kitle desteği sağlayanlara karşı çok daha etkili mücadele edilebileceği, terör örgütünün içerden aldığı desteğin kesilebileceği varsayılıyor.Ancak bu senaryoya dayalı bir formül şu anda hükümetin kabul edebileceği bir durum değil. Özellikle seçimler öncesi böyle bir yola girilmesinin siyasi iktidara ciddi biçimde prestij kaybettireceği, oy kaybettirebileceği açık. O nedenle hükümet açısından olağanüstü hal ilanı Kuzey Irak’a yönelik sınırötesi harekat kararından dahi daha zor...Ancak teröre uygulanmakta olan strateji kapsamında yeni bazı önlemler alınmasının, yeni bazı düzenlemelere gidilmesinin de kaçınılmaz olduğu anlaşılıyor.Bu açıdan Başbakan Erdoğan’ın başkanlığında bugün toplanacak olan Güvenlik Zirvesi kritik öneme sahip. Zaman zaman yapılagelen bu zirve toplantıları şimdiye kadar Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün başkanlığında yapılıyordu. O nedenle Genelkurmay’ı temsilen 2. Başkan Orgeneral Ergun Saygın katılıyordu.Bugünkü toplantı Başbakan Erdoğan’ın başkanlığında olacağı için Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt katılacak.Muhtemelen bu toplantıda bölücü terör sorunu bütün detayları ile masanın üstüne yatırılacak. Ayrıca Başbakan’la Genelkurmay Başkanı arasında medya aracılığıyla yürüyen Kuzey Irak’a sınırötesi harekat kararı da yüzyüze ve tüm boyutları ile ele alınabilecek. Taraflar ne demek istediklerini hiçbir yanlış algılamaya, anlamaya yer kalmayacak biçimde birbirlerine net olarak ifade edebilecekler.Bu noktada Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün şu sözü de önem kazanıyor:“Her şeyi göze aldık...” Bunun anlamı gerektiğinde, gerektiği zaman Kuzey Irak’a yönelik etkili bir askeri harekat. Bugünkü toplantıda bu nokta da kuşkusuz konuşulacak.Toplantıdan ne gibi bir karar çıkacak şu anda bilemiyoruz. Ancak önümüzdeki bir kaç gün içinde hükümetin Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırarak sınırötesi askeri harekat yetkisi alabileceği kulislerde konuşuluyor.Fakat alınsa bile bu yetki, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yarın Kuzey Irak’a yönelik bir askeri harekat yapacağı anlamı taşımayacak. Hükümet bu yetkiyi cebine koyacak ve hem Irak hükümetine hem de ABD’ye çağrılarını yenileyecek. Bu sonuç verir mi, vermezse hükümet sınırötesi operasyon kararını uygulamaya koyabilir mi? Kestirebilmek güç ama bugün itibariyle Ankara’da hiç kimse seçimden önce bir sınırötesi operasyon beklemiyor.

Devamını Oku