Aslında şu anda Başbakan Erdoğan istese yarın 60. Hükümeti, yeni Bakanlar Kurulu listesini onay için Sezer’e sunabilir. Ama sunmayacak.Çünkü şu anda Erdoğan’ın gündemindeki en hafif, en sorunsuz konu yeni kabine. Erdoğan’ın kafasını günlerden beri meşgul eden ve kesin kararını açıklamakta zorlandığı kritik sorun, cumhurbaşkanı adaylığı.Erdoğan bu sorunun çözümünü kafasında netleştirmeden hükümet kurma konusunda adım atmayacak. Perşembe gün yapılacak olan Meclis Başkanlığı seçiminde AKP’nin gerçek adayının kimliği dahi Çankaya’ya kimin gideceği ile bağlantılı.Önceki gün bir davette karşılaştığımız Erdoğan’ın yakın çevresindeki bir milletvekilinin bu konuda şakayla karışık söyledikleri ilginç:“İki kritik makama aday belirlenecek. Ben iki isim tahmin ediyorum; Abdullah Gül ve Vecdi Gönül. Ama Vecdi Bey’in cumhurbaşkanı adayı mı, Meclis Başkanı adayı mı olacağını bilmiyorum. Muhtemelen Sayın Başbakan da kesin tercihini henüz yapmadı...” Her ne kadar Abdullah Gül aday olduğunu kamuoyuna hissettirmiş olsa da Erdoğan’ın kurmayları bunun bir adaylık açıklaması olmadığında ısrarlı. Erdoğan da Gül’ün açıklaması ile ilgili sorulara net cevap vermekten kaçınıyor. “Gül’ün adaylığı devam ediyor” yönünde güçlü bir mesaj çıkmadı Başbakan’ın ağzından.Erdoğan önümüzdeki günlerde CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ı ziyaret edecek, ardından randevu verirse MHP lideri Bahçeli’yi.Bu ziyaretlerin ana gündemi adaylık meselesi. O nedenle de Erdoğan, “Gül’ün adaylığı devam ediyor” dediğinde bu ziyaretleri anlamını kaybedecek.Aksine davranır, Gül’ün yanısıra farklı isimleri de içeren üç dört kişilik bir aday listesi ile muhalefete gider, farklı bir isim konusunda muhalefetin de mutabakatını alırsa Abdullah Gül’ün durumu ne olacak?Cumhurbaşkanı adaylığı gerçekten de Erdoğan için en zor en kritik karar. Gül’ün adaylığında karar kıldığında bu kez seçilmesinde bir sorun çıkmayacak. Ama acaba ülkede ne gibi gerginlikler oluşacak? İş dünyası, sivil toplumun etkili güç odakları, toplumun laiklik konusundaki duyarlı kesimleri ne tepki verecek? Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere devlet kurumlarının vereceği tepki, doğabilecek memnuniyetsizlik, kuşku ve gerilimler nasıl törpülenecek? Yumuşak geçiş nasıl gerçekleştirilecek?İşte son dönemde Erdoğan’ın kafasını en fazla meşgul eden konu bu sorular.Ülkede yeni bir gerilim çıkmasından, oluşan ılımlı havanın dağılmasından kaygı duyan iş çevrelerinin arzusu da Gül’ün aday olmaması yönünde. Bu konuda Başbakan’a dolaylı yönden bazı mesajlar gittiği de anlaşılıyor.İş dünyasının gönlünden geçen, bir Anayasa değişikliği yapılarak cumhurbaşkanının yetkilerinin daraltılması, Çankaya’nın sembolik bir temsil makamı düzeyine getirilmesi. Ardından da Gül yerine eşinin türban sorunu olmayan düşük profilli bir AKP milletvekili’nin seçilmesi.Peki bu durumda Gül kırılmaz mı? İstanbul’un etkili çevreleri ona da formül bulmuşlar:“Gül aylıktan feragat ederse bir şey kaybetmez. Ülke ve piyasalar derin nefes alır. Böylece uzlaşma havasının ağır bastığı ılımlı bir ortamda Erdoğan, dönem sonunda Türkiye’yi hayal ettiği kişi başına 10 bin dolar milli gelir seviyesine ulaştırır ve tarihe geçer...” İşte Erdoğan da bugünlerde bütün bunları kendi terazisinde tartacak ve karar verecek. Bu karar da hem Meclis Başkanı’nın kim olacağını, hem de Bakanlar Kurulu iskeletini şekillendirecek. Yani her şey Gül’ün adaylığına bağlı...
CHP, seçim yenilgisini bu kez geçmiş dönemlere göre daha düşük bir iç gerilim ve düşük yoğunluklu bir iç hesaplaşma ile atlatmaya çalıyor. Yine “Baykal istifa”, “yönetim istifa” sesleri çıkıyor sağda solda, partinin önünde bazı küçük çaplı gösteriler yapılıyor ama 2004 yerel seçimleri sonrasındaki kadar gür çıkmıyor muhalif grupların sesi. Bu, belki geçen süre içinde muhalefetin umudunu kesip sağa sola dağılmasının bir sonucu. Belki de daha ilk günden Mustafa Sarıgül ve arkadaşlarının uygulamaya koyduğu muhalefet stratejisinin tutmamış olmasının, Sarıgül ekibinden farklı düşünen muhaliflerin “şimdilik” sessizliği tercih etmesinin bir sonucu.Şu anda dışarıda Sarıgül ve arkadaşlarının estirdiği muhalefet rüzgarından daha fazla tepki var aslında CHP’nin içinde. Ama şimdilik bu tepki dışa vurulmuyor, tıpkı fırtına öncesi sessizlik gibi. Parti yönetiminin, Deniz Baykal ve arkadaşlarının söyleyeceği gerekçeler, atacağı adımlar bekleniyor. Seçim sonuçlarıyla ilgili olarak parti yönetiminin ilk ciddi değerlendirmesi dün yapılan ve seçim sonuçlarıyla ilgili çok sert tartışmaların, ağır suçlamaların yapıldığı Parti Meclisi toplantısına sunulan Merkez Yönetim Kurulu raporu oldu.MYK raporunda 22 Temmuz seçim sonuçlarıyla ilgili çok ilginç gözlem ve değerlendirmelere yer veriliyor. Özellikle AKP’nin oy oranını yüzde 34’ten yüzde 47’ye yükseltmesinin nedenlerinin irdelendiği bölümde çarpıcı ifade ve iddialar var CHP raporunda. Deniyor ki;İkinci cumhuriyetçilik söylemi adeta resmi ideolojiye dönüştürüldü. Medya üzerinden beyin yıkandı,- Tarikatlar ittifak halinde AKP iktidarına destek oldu, - Halkın dini duyguları sömürüldü. Cami imamları AKP propagandasında aktif rol oynadı,- AKP’li büyük şehir belediyeleri seçmene rüşvet paketleri dağıttı,- Yanlı medya, iktidar yanlısı propaganda yaptı, RTÜK ve YSK sessiz kaldı,- Yerli ve yabancı sermaye, tüketici ve konut kredisi kullanmış halk kesimleri “iktidar değişmesin, tek parti iktidarı sürsün” saplantısı ile AKP’ye yöneldi.- Merkez sağ bütünleşemediği için oylar AKP’ye aktı...” Bu ve benzeri pek çok saptama yer alıyor raporda. CHP MYK’sının bu değerlendirme ve iddiaları elbette tartışmaya açık. Bunlar tartışılır, doğrudur veya yanlıştır ama sonuçta bütün bunlar AKP’nin seçim başarısı ile ilgili.Peki ya CHP’nin başarısızlığı? CHP’nin DSP ittifakına rağmen oy oranını niye artıramadığı, niye 112 milletvekiliyle yetinmek zorunda kaldığı pek irdelenmiyor CHP raporunda.Özetle CHP yönetimi en azından şimdilik “Nerede hata yaptık?” sorusunu kendi kendine sormaya cesaret edemiyor. 2002 seçimlerinden sonra da bu soruyu soramamıştı. 2004 yerel seçimlerinden sonra da...Ve CHP bu soruyu kendine soramadığı, ideolojisini programını, söylemini ve siyaset yapma biçimini, kadro yapısını ve yönetim tarzını gözden geçiremediği sürece bundan sonra yapılacak ilk seçimde yine rakibinin başarısının sebeplerini analiz etmeye kaçınılmaz biçimde mahkum kalacak...
Başbakan Tayyip Erdoğan, bu dönem çok daha güçlü, siyasi rakipleriyle aradaki farkı tahminlerin ötesinde açmış durumda. Yüzde 47’ye ulaşan oy oranı ve 341 milletvekili ile çok parlak bir zafer elde etti seçimlerde. Ancak bu kez sıkıntısı da sorumlulukları da geçen döneme göre daha fazla.Sıkıntısı tabii ki hükümet kurmak veya parti yönetimi ile ilgili değil. O alanlarda son derece rahat. Ancak hükümet kurma işinden daha önemli iki adım var Erdoğan’ı bekleyen. Birincisi cumartesi günkü yemin töreninin ardından gündeme gelecek olan Meclis Başkanlığı seçimi. İktidar partisinin göstereceği adayın seçileceği kesin. Ama kimi aday gösterecek Erdoğan? İkincisi ve Erdoğan açısından daha zor olan tercih ise cumhurbaşkanı adayı. Özellikle de Abdullah Gül’ün geçen hafta yaptığı aday olacağı yönündeki açıklaması bu konuda Erdoğan’ın hareket sahasını çok daraltıyor.İşte Erdoğan’ı zorlayan iki kritik tercih ve iki isim. Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adaylığı konusunda seçim öncesinde verdiği uzlaşı mesajları, kamuoyunda, etkili sivil toplum örgütlerinde, muhalefette ve hatta kendi partisinin bir bölümünde bu işin artık yeni bir gerilime dönüştürülmeden uzlaşmayla sonuçlandırılacağı beklentisini kuvvetlendirmişti.Son günlerde kamuoyuna yansıyan AKP’nin anayasa değişikliği ile ilgili hazırlıkları da bu beklentiyi güçlendiriyordu. Çünkü AKP’nin taslaklarında cumhurbaşkanının yetkileri önemli ölçüde tırpanlanıyor. Cumhurbaşkanının bugün varolan yürütmeyle ilgili çok geniş yetkilerinin hükümete ve başbakana devredilerek bu makamın sembolik bir konumuna getirilmesi öngörülüyor.Bu da doğal olarak Erdoğan’ın Nisan sürecinde de tartışılan “düşük profilli” aday formülünü devreye alacağı olasılığını akla getiriyordu. Yakın çevreden, AKP’nin bazı etkili isimlerinden alınan izlenim de bir süredir hep bu yönde olmuştu. Yani eşi türbanlı olmayan liberal eğilimli, ılımlı bir AKP’linin muhalefetin de desteği ile tam bir uyum ve uzlaşma görüntüsü içinde Cumhurbaşkanı seçileceği sanılıyordu. Erdoğan’ın yeni dönemde gerginlikleri, gerilimleri bitirmek için kafasında böyle bir model oluşturduğu söyleniyordu.Ta ki Abdullah Gül’ün geçen hafta yaptığı basın toplantısına kadar. Gül’ün açıklamaları bu modeli öldürmüş durumda. Gerçi bazı AKP kurmayları Abdullah Gül’ün adaylığının resmiyet kazanmadığını, Erdoğan’ın tutumunda bir değişiklik olmadığını ve önümüzdeki hafta muhalefet liderlerini ziyaret ederek uzlaşı arayacağını söylüyorlar. Erdoğan öteden beri adaylık konusunda “Takdir Abdullah Bey’indir” diyerek Gül’den fedakarlık beklediğini belli etmişti. Fakat, Gül Erdoğan’ın bu mesajını duymazdan geldi ve geçen hafta adaylığının sürdüğünü ilan etti.Bu noktadan sonra Erdoğan’ın önünde iki seçenek var: Ya her ne pahasına olursa olsun Gül’ü cumhurbaşkanı seçtirmek için gerilimi göze alacak ve bütün gücüyle arkasında duracak. Ya da Gül’e “muhalefetle ve kurumlarla mutabakat sağlayamıyoruz” diyerek çekilmesini isteyecek. Ki bu da kolay değil, o zaman da Abdullah Gül kırılacak, partide şu veya bu ölçüde bir iç gerilim doğacak.
Cumhurbaşkanlığı seçim süreci henüz başlamadı. Fakat, tartışmaları, seçim sürecine ilişkin kaygıları günden güne artıyor.Özellikle de önceki gün Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın yaptığı açıklamalar, 12 Nisan’daki “Sözde değil özde laik ve bunu davranışlarına yansıtmış” biçimindeki aday tarifini yinelemesi iktidar kulislerini dalgalandırmış durumda.AKP kulislerinde şimdi Orgeneral Büyükanıt’ın 12 Nisan konuşması ve Genelkurmay’ın 27 Nisan bildirisi yeniden tartışmaya açılıyor. Konuşma ve bildiri metni yeniden satır satır okunuyor, satır arası kodları yeniden deşifre edilmeye, yorumlanmaya çalışılıyor.Aslında Orgeneral Büyükanıt’ın önceki günkü açıklamasında şaşılacak bir yan yok. Ne deseydi Genelkurmay Başkanı? “Nisan ayındaki Türkiye şartları başkaydı; bugün başka. Bugün Türkiye yeni bir genel seçimden geçti. İktidar partisi oy oranını yüzde 47’ye yükseltti. O nedenle bizim 12 Nisan ve 27 Nisan’da söylediklerimizin hükmü kalmadı” mı deseydi?Tabii ki hayır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin laiklik duyarlılığında elbette değişen bir şey olmadı. Aslında TSK’nın tutumunda herhangi bir değişiklik olmasını AKP kurmayları da beklemiyordu. Ancak, en azından artık o sürecin unutulmaya yüz tutacağı, 27 Nisan bildirisi ile açılan yaranın kabuk bağlayacağı ve asker-hükümet ilişkilerinin normalleşeceği umuluyordu.Bu umut en azından şimdilik gerçekleşmemiş gibi gözüküyor.TSK’nın cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin tutum ve değerlendirmelerinde bir değişiklik olmadığı artık ayan beyan ortada.Peki AKP’nin çizgisi değişecek mi? Başbakan Tayyip Erdoğan’ın seçim kampanyasının son döneminde dile getirdiği, “muhalefetle uzlaşma arayacağız, gerilimden uzak duracağız” biçimindeki söylemine bakılacak olursa Nisan ayındaki politika ve çizgi önemli ölçüde değişecekti.Kamuoyunda oluşan ağırlıklı beklenti de AKP’nin yeni bir aday çıkaracağı yönündeydi.Ancak Abdullah Gül’ün geçen hafta yaptığı basın toplantısıyla adaylığını gayri resmi olarak ilan etmesi bu beklentiyi boşa çıkarmış durumda.Gül’ün açıklamalarından sonra artık Erdoğan’ın muhalefete farklı, seçenekli bir aday listesi götürebilmesi de olası gözükmüyor.Ancak bu noktada AKP kulislerinde ilginç bir iddia dolaşıyor birkaç günden beri. Deniyor ki; “Abdullah Gül’ün adaylık açıklaması Tayyip Bey için de sürpriz oldu. Basın toplantısı yapacağını önceden söylemişti ama adaylık konusu hiç konuşulmadı ikisi arasında...” Bu iddia Erdoğan’ın son günlerde izlediği yumuşama stratejisi ile uyumlu. Ama öte yandan da Gül’ün böylesi kritik bir konuda Erdoğan’la görüşmeden onun onayını almadan açıklama yapmış olması da pek akla uygun gelmiyor.Ayrıca kendisinden habersiz olsa dahi Erdoğan’ın, bu açıklamadan sonra artık “hayır adayımız Gül değil” demesi de beklenmemeli.Ve özellikle de Orgeneral Büyükanıt’ın önceki gün yaptığı açıklamadan sonra Gül’ün geri çekilmesi çok daha zor. Çünkü bu noktadan sonra aday değişikliği AKP’de “gerilimin krize dönüşmesini önlemek” değil, “korkup geri adım atmak” olarak algılanıyor. Tayyip Erdoğan’ın kafasında her ne kadar eşi türbanlı olmayan ılımlı bir AKP’liyi Çankaya’ya göndermek ve anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanının yetkilerini daraltmak formülü olsa da buna dönüş yapabilmek artık bir hayli güçleşmiş durumda.Fakat cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin başlamasına, resmi adaylık açıklamasına iki haftadan fazla süre var. O arada çok şeyler de değişebilir.
AKP kulislerinde bugünlerde yüksek sesle konuşmamaya, tartışmamaya özen gösterilen tek konu Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı adaylığı.Kapsamlı anayasa değişiklikleri, yeni kabine oluşumu, hükümetin yeni dönemde izleyeceği ekonomik siyasi ve sosyal politikalar tartışılıyor ama Gül’ün adaylığı hiç konuşulmuyor.Başbakan Erdoğan da bu konuda çıkıp “Evet cumhurbaşkanı adayımız Abdullah Gül” demedi. Konuyu geçiştirmekle yetindi.Çünkü Gül’ün adaylık açıklamasının ve hemen ertesi gün MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den gelen “oylamaya katılırız, 367 sorunu çıkmaz” yönündeki açıklamanın Erdoğan’ın planını bozduğu anlaşılıyor.Erdoğan’ın planı neydi?Bunu kesin olarak bilmek elbette ki mümkün değil. Gönlünden Abdullah Gül’ün adaylığını devam ettirmek mi geçiyordu? O konuda da kesin bir şey söyleyebilmek güç. Ancak, gerek Erdoğan’a yakın çevrelerin değerlendirmelerine, gerekse de Erdoğan’ın seçim kampanyasının son döneminde verdiği uzlaşma mesajlarına bakılırsa, sanki Gül’ün adaylığı birinci tercih değildi, sonucu çıkıyor.Çünkü Erdoğan’ın bu konuda kamuoyuna yaptığı açık bir taahhüt var. Cumhurbaşkanlığı seçiminde muhalefetle uzlaşma arayacağını, bunun için liderler turuna çıkacağını söylemişti Erdoğan.Fakat Abdullah Gül’ün geçen hafta basın toplantısı düzenleyip adaylığını ilan etmesi, Erdoğan’ın “uzlaşma” taahhüdünü havada bırakmış durumda.Acaba Erdoğan seçimlerde yüzde 47 değil, daha düşük bir oy oranı ve 300 civarında bir milletvekili tahmin ettiği ve muhalefetle uzlaşmaya mahkum kalacağını düşündüğü için mi taahhütte bulunmuştu? 341 milletvekili çıktığını görünce Gül ile konuşup adaylık açıklamasını ona bırakarak uzlaşma taahhüdünden kurtulmak için bir taktik mi geliştirmişti?Erdoğan’ın yakın çevresi bu değerlendirmeyi şiddetle reddediyor. Anlatılanlara göre Başbakan, adaylık konusunda Gül’e herhangi bir görüş belirtmemiş. Hatta daha önce söylediği “Adaylığını devam ettirip ettirmemek Abdullah bey’in takdiridir”, “muhalefete alternatifli isimler önereceğim” biçimindeki açıklamalarının da aslında Gül’e dolaylı biçimde “aday olma” mesajı içerdiği ifade ediliyor bazı AKP’lilerce.Ancak aynı AKP’liler, Gül’ün açıklamasından sonra artık başka bir aday düşünmesinin söz konusu olmayacağının da altını çiziyorlar. Bu noktadan sonra birinci tercihi olmasa, çok arzu etmese de Erdoğan’ın Gül’ü mümkün olan en yüksek siyasi ve kurumsal mutabakatla Çankaya’ya uğurlayabilmenin zeminini oluşturmaya gayret edeceği söyleniyor.Erdoğan, yemin töreninin ardından muhtemelen önümüzdeki hafta içinde CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve randevu verirse MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi ayrı ayrı ziyaret edecek. Resmi adaylık başvurusu öncesinde Gül’ün seçimi için destek isteyecek. Tabii ki bundan önce Erdoğan’ın başkanlık edeceği çok kritik bir toplantı var: Yüksek Askeri Şura...27 Nisan bildirisinin ardından Erdoğan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tepe kadrosu ile topluca biraraya gelecek. Toplantıda cumhurbaşkanlığı meselesinin gündeme gelmesi elbette sözkonusu olmayacak. Ancak, 27 Nisan bildirisinde yer alan irtica kaygılarının gündeme getirilmesi yüksek olasılık.TSK’nın Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesinden “mutluluk duymayacağı” biliniyor, ama öte yandan buna karşı açık bir tepki vermesi de beklenmiyor. Muhtemelen Bülent Arınç’ın Meclis Başkanlığı’nın ilk döneminde olduğu gibi eşli olarak verilecek davetlere “kamusal alanda türban” nedeniyle katılmama gibi bir tavır sözkonusu olabileceği ve bunun ilk uygulamasının da 29 Ekim resepsiyonunda görülebileceği iddiaları dolaşıyor kulislerde.
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın seçimlerden kısa bir süre önce cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili çok önemli bir açıklaması olmuştu. Yeni dönemin farklı olacağına işaret eden Erdoğan, anayasa referandumundan önce Meclis’in yeni cumhurbaşkanını seçebilmesi için muhalefet partileriyle uzlaşma arayacağını açıklamıştı. Parti başkanlarını ziyaret edeceğini, birkaç isimli bir aday listesi götürerek bunun üzerinde uzlaşma arayacağını bildirmişti.Ancak önceki gün Abdullah Gül’ün basın toplantısında adaylığını ilan etmesi Erdoğan’ın seçimden önceki bu yaklaşımı konusunda ciddi soru işaretleri doğuruyor kafalarda.Şimdi Erdoğan, Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli’ye yapacağı ziyaretlerde neyi konuşacak? “Bizim adayımız Abdullah Gül. Desteğinizi bekliyorum” mu diyecek? Öyle derse bu nasıl uzlaşma arayışı olacak?Belki de yüzde 46’lık oy oranını, seçmenin uzlaşması olarak kabul edip muhalefet partileriyle uzlaşmaya gerek görmeyecek.Abdullah Gül’ün önceki gün yaptığı açıklamalara bakılacak olursa Erdoğan muhalefet liderleriyle aday ismi üzerinde bir görüşme yapmayacak gibi. Sadece destek isteyecek. Ve muhalefet destek vermese dahi, oturumu boykot etmeyi göze alamayacakları için Abdullah Gül AKP’nin oyları ile Ağustos ayının ikinci yarısında muhtemelen 11. Cumhurbaşkanı olarak Çankaya Köşkü’ne çıkacak. Konuyu dün CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a sorduk. Baykal, yeni döneme “uyum ve uzlaşma” anlayışının damga vurması gerektiğini söylüyor.Gül’ün adaylığı veya başka bir isim tartışmasına girmekten özenle kaçınan Baykal, “Bu noktada şimdilik söyleyebileceğim şudur” diyor ve devam ediyor:“Seçim Türkiye’de yeni bir dönem açmalıdır. Yeni bir uzlaşma ve uyum dönemine Türkiye’nin ihtiyacı var. Cumhurbaşkanlığı seçimi bu açıdan çok belirleyici olacaktır. Eğer AKP yönetimi diğer partilerle bir ortak aday oluşturma yaklaşımı içine girerse, kendisi de Türkiye de bundan çok kazançlı çıkar. Geçen dönemin gerginliklerini, çatışmalarını, ‘meydanlar böyle istiyor Meclis’te bizim adayımıza oy vermeseler de engellemeyecekler’ diyerek dayatmayı sürdürmek yanlış olur. Uzlaşma herkesin özveri, fedakarlık göstermesini gerektirir. Bakalım AKP yönetimi böyle bir yapıcı, kucaklayıcı yaklaşım içine girebilecek mi?” Baykal’a Abdullah Gül’ün adaylığı ile ilgili sorduğum soruları ise ısrarla duymazdan geliyor. Gül’ün adaylığı ile ilgili değerlendirme yapmaktan özenle kaçınıyor CHP lideri. Diyor ki; “Sayın Başbakan’ın bir angajmanı var, ‘geleceğim, konuşacağım, müzakere edeceğim’ dedi seçimden önce. Şimdi onu bekliyorum...” Yine ısrar ediyorum. Gül’ün adaylığı ile ilgili olarak MHP lideri Bahçeli’nin Meclis’e girecekleri, seçim sürecini tıkamayacakları yönündeki açıklamalarını hatırlatıyorum. Bunun üzerine de “Evet MHP açıklamış, ‘gireceğiz’ demiş. O zaman mesele yok seçebilirler” diyor.“CHP’nin tutumu ne olacak?” diye sorduğumda ise “Onlar seçebilir. Bize ihtiyaçları yok o zaman” demekle yetiniyor Baykal.Baykal, Erdoğan’ın uzlaşma taahhüdünü yerine getirmesini, Gül dışında bir isim üzerine uzlaşma aramasını bekliyor. Ancak Abdullah Gül’ün önceki günkü açıklamalarından sonra Erdoğan’ın böyle bir yaklaşım içine girmesi de pek olası gözükmüyor artık...
Abdullah Gül dünkü basın toplantısında lafı doğrudan söylemedi, çok dolaştırdı, muhtemelen Dışişleri Bakanlığı koltuğunda oturuyor olmasının da etkisiyle diplomatik bir dil kullandı. Direk olarak “süreç başladığında yine cumhurbaşkanı adayı olacağım” demedi ama, sözlerinin tercümesi oydu. Zaten tüm Türkiye de öyle anladı. Gül Ağustos ayının ikinci yarısında yapılması beklenen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yine aday.Gül’ün dünkü açıklamasından sonra AKP’den artık başka bir aday çıkması beklenmemeli. Çoğunluk partisinin tek adayı geçen dönemde olduğu gibi yine Abdullah Gül.Peki geçen dönemde parlamentoda toplantı yeter sayısı olan 367 milletvekili bulunamadığı için seçilemeyen Gül bu kez seçilebilecek mi?Hiç kuşku yok seçilecek. AKP’nin milletvekili sayısı bu kez daha düşük, geçen dönemde 352 olan sayı şimdi 341 ama bu sayı bu kez Gül’ü Çankaya’ya çıkarabilecek gibi gözüküyor.Neden mi?Çünkü, Nisan ayındaki seçimde muhalefet blok halinde seçimi boykot etmiş ve 367 o nedenle bulunamamıştı.Bu kez böyle bir toplu boykot olmayacak.Çünkü, geçen dönem seçimi boykot eden ana muhalefet partisi CHP’nin de bugün üçüncü parti olarak parlamentoya giren MHP’nin de temel itiraz gerekçesi adaya değildi. Her iki parti de geçen dönem parlamentosunun yenilenmeden cumhurbaşkanı seçmemesini istiyordu. Geçen dönemde “seçmen iradesinin büyük bölümünün parlamento dışında kaldığı, AKP’nin toplam seçmenin dörtte birinin, seçime katılan seçmenin de üçte birinin oyu ile parlamentoda üçte ikilik çoğunluğa sahip olduğu ve buna dayanarak bir cumhurbaşkanı seçmesinin doğru olmayacağı” iddiasını dile getiriyordu muhalefet. Ve cumhurbaşkanlığı seçiminden önce erken seçim diye bastırıyorlardı.İstedikleri oldu, erken seçimler yapıldı, halk iradesi ortaya çıktı ve parlamento yenilendi.Şimdi ne olacak?Abdullah Gül’ün adaylıkla ilgili açıklamasının hemen ardından NTV’ye konuşan CHP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Özyürek, “Bizim duruşumuz değişmez. Gül’ün adaylığını desteklemeyiz” diye bir açıklama yaptı. Şimdi acaba Genel Başkan Deniz Baykal ve parti yönetimi de bu açıklamanın arkasında duracak ve CHP geçen seferki gibi yine cumhurbaşkanlığı seçim turlarını boykot mu edecek?Henüz partiden resmi bir açıklama gelmiş değil ama bu sefer CHP’nin de bu yola gidebilmesi kolay değil. Bunu yapmaya kalksa bile CHP listelerinden seçilen 13 DSP’li milletvekili de bu tutumu benimseyecek mi, onlar da yeni bir erken seçimi göze alabilecekler mi, kuşkulu. Ayrıca dün konuştuğumuz bazı yeni CHP milletvekilleri de “Artık seçimi boykot etmek doğru olmaz. Gül’e tabii ki oy vermeyiz. Belki aday çıkarırız, belki çıkarmayız bilmiyorum ama oylamaya katılmasak bile seçimi engelleyici bir rol üstlenmeyiz” görüşünü dile getiriyorlar.MHP’deki hava da farklı değil. MHP’liler de Gül’ün dünkü açıklamasının Başbakan Erdoğan’ın daha önce yaptığı “uzlaşma arayacağız” açıklamasıyla çeliştiğini söylüyorlar. Onlar da Gül’ün tutumundan yola çıkarak AKP’nin yine dayatmacı bir siyaset izlemeye devam etme eğiliminde olduğunu düşünüyorlar, bu tutumu eleştiriyorlar. Dün konuştuğum bir MHP yöneticisi “Biz bu konuyu henüz konuşup bir karar almadık, onun için resmi bir şey söyleyemem” diyor. Ama yazılmamak kaydıyla söylediklerinden çıkardığım şu ki, CHP ile blok oluşturup Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılmasını engellemek, Meclis’i boykot etmek gibi bir eğilim yok MHP’de.Bugünkü havaya bakılırsa Ağustos ayının ikinci yarısında yapılması beklenen cumhurbaşkanlığı seçiminin en kuvvetli (belki de tek) adayı Abdullah Gül. İlk tur oylamada olmasa bile üçüncü turda 300’ün üzerinde bir oy alarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 11. Cumhurbaşkanı olarak Çankaya’ya çıkacağına da kuşku yok Abdullah Gül’ün.Tabii Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 27 Nisan bildirisinin ne olacağı, hala Genelkurmay’ın internet sitesinde olan yer alan bu metnin silinip silinmeyeceği de ayrı konu...
Seçim sonuçlarının CHP’nin başarılı olamadığını netleştirmeye başladığı pazar günü akşam saatlerinden itibaren sosyal demokrat kesimde müthiş bir hareketlilik yaşanıyor. Muhalif gruplar toplantı üzerine toplantı yaparak strateji belirlemeye çalışırken CHP Genel Başkanı Deniz Baykal da dün parti genel merkezinde bir basın toplantısı düzenleyerek çekilmeyeceğini, doğru bildiği yolda devam edeceğini ilan etti.Baykal “yola devam” diyor ama hiç bir şey olmamış, seçimde alınan sonucu normal, kabul edilebilir görerek devam etmeyeceğinin de ipuçlarını veriyor. Seçim sonuçlarını analiz edeceklerini, nedenlerini araştıracaklarını, “toplumdan daha geniş destek almanın yollarını arayacaklarını” söylüyor.Söylediği bir başka nokta da şu Baykal’ın:“CHP yeni kadroları ve yeni insanları ile geleceğe kendini hazırlayacak. Yeniden yapılandırmayı gerekli ve yararlı görüyorum. CHP’nin siyasal söyleminin içeriği bakımından bir değişiklik arayışında değiliz. Söyleyiş biçimi ve yöntemi ile ilgili her türlü değerlendirmeye açık olacağız...” Yani CHP’de şimdilik bir olağanüstü kurultay olmayacak, Baykal çekilmeyecek ama öte yandan parti yönetiminde bazı değişiklikler yapılacak. Bazı isimler geri plana çekilecek, vitrine yeni bazı isimler sürülecek. Bu arada muhtemelen bazı il örgütleri görevden alınacak, yeni atamalar yapılacak. Böylelikle seçim başarısızlığının parti yönetimi üzerindeki baskısı atlatılmaya çalışılacak.Muhalif kanatta zayıf da olsa Baykal’ın bu sonuç üzerine çekilebileceği umudu vardı. Hatta bazılarının aylar öncesinden planları bu yöndeydi. Bir bölümü halen partili, bir bölümü parti dışındaki Baykal muhalifleri aylar öncesinden bu seçimde alınacak başarısız bir sonucun Baykal’ın sonunu getireceğine inanıyor ve hesaplarını bunun üzerine kuruyorlardı. Fakat Baykal’ın dünkü açıklaması bu umutları öldürmüş durumda. Ne çekilmeyi ne de olağanüstü kurultayı düşünüyor Baykal. “Genel Başkan bugünkü ortamda partinin geleceği bakımından en doğru olanı yaptı” diyor Baykal’a yakın bir CHP’li ve ekliyor:“Çekilme veya olağanüstü kurultay yönünde bir eğilim açıklasaydı partide tam anlamıyla bir fetret devri başlar, kaos ortamı doğardı. Daha ilk anda Mustafa Sarıgül’ün ortaya çıkması Baykal’ın kararlılığını artıran bir etken oldu. Parti tabanının ve örgütlerin de genel başkanın bu tavrını destekleyeceğine inanıyoruz...” Parti tabanının, örgütlerin bu tutumu ne ölçüde destekleyip desteklemeyeceği önümüzdeki günlerde netleşecek. Ancak sosyal demokrat kanatta CHP içinde olsun dışında olsun sular kolay durulmayacak.Özellikle parti dışındaki muhalifler bu kez oldukça kararlı gözüküyor. İstanbul ve Ankara’da toplantı üstüne toplantı yapıyorlar. CHP’de normal kurultay zeminlerinde Baykal ve ekibini yönetimden uzaklaştırabilmenin hemen hemen imkansız olduğunu da görüyorlar. Tek çıkış yolu kalıyor; yeni ve gerçek anlamda bir sosyal demokrat parti kurmak. Ama bunun da konuşulduğu kadar kolay olmadığını biliyorlar. Baykal’a muhalefet etme konusunda birleşiyorlar ama iş parti kurmaya, liderlik meselesine geldiğinde hepsinin gönlünde başka bir aslan yatıyor. İşleri zor...