Hesaplar 28 Ağustos sonrası için...

22 Ağustos 2007

Aslında MHP’nin “Biz Genel Kurul’a katılırız. 367 sorunu çıkmaz” dediği gün tansiyon düşmüş, tartışma bitmişti. O anda Abdullah Gül’ün 11. Cumhurbaşkanı olarak Çankaya’ya çıkacağı belli olmuştu.Heyecanı, Başbakan Erdoğan’ın bir süre sessiz kalması, yakın çevresinin de (Bürokrat danışmanlar değil) etrafa yaydığı “Tayyip Bey aslında daha geniş mutabakatla seçilebilecek muhalefetle de uzlaşılabilecek bir aday düşünüyor” biçimindeki hava körükledi bir süre de.Fakat artık bütün bunlar geride kaldı. CHP Nisan ayında uyguladığı yöntemi bu kez de kararlılıkla sürdürüyor. Oylamalara katılmıyor ama bunun tarihe kayıt düşmekten öte bir anlamı olmadığını elbette Deniz Baykal da biliyor. CHP dışındaki siyasi partiler Gül’ün cumhurbaşkanlığını içlerine sindirmiş durumdalar. Oy vermiyorlar Gül’e ama süreci tıkama yönüne de gitmiyorlar. Aslında 27 milletvekilinin daha oyunu alabilmiş olsaydı Gül, ilk turda seçilebilecekti. Bunu hem kendisi hem de partisi çok istiyor çok da önemsiyordu. En azından DTP’lilerin oy verebileceklerini umuluyordu.Bu umut gerçekleşmedi.Eğer DTP’liler ilk turda Gül’e oy vermiş olsalardı o turda sonuç alınamasa bile yarın yapılacak olan ikinci turda sonuç alabileceklerine kesin gözüyle bakıyordu AKP’liler.“DTP ikna edilebilseydi yarınki oylamada 367 rahatlıkla bulunabilirdi. Çünkü o zaman MHP’den de 6-7 milletvekili Abdullah Bey’e oy verirdi” diyor Gül’e yakın bir AKP milletvekili. İlk turda fire vermeyen MHP ikinci turda verir mi vermez mi ayrı konu ama artık DTP de ikna edilemediği için asıl seçim 28 Ağustos’ta.Yarın yapılacak ikinci tur oylama formaliteden öte bir anlam taşımıyor. Sırf anayasanın amir hükmü yerine getirilecek yarın. 367 yine bulunamayacak ve üçüncü tura geçilecek. Onun için yarınki tur ne iktidarı ne muhalefeti hiç kimseyi heyecanlandırmıyor. Tartışmayı sadece CHP canlı tutmaya çalışıyor.Gül’ü bekleyen yoğunimza mesaisi CHP dışındaki muhalefet kendini yeni döneme hazırlamaya çalışırken iktidar da bütün hesaplarını 28 Ağustos’a göre yapıyor.Başbakan Erdoğan, hiç zaman kaybetmeksizin bir iki gün içinde yeni kabine listesini yeni cumhurbaşkanının onayına sunacak. Aslında liste hazır. Sezer’in açtırmadığı zarftaki Bakanlar Kurulu listesinde muhtemelen tek değişiklik yapılacak; Dışişleri Bakanı. Bu bakanlığa da muhtemelen Ali Babacan kaydırılacak. Ali Babacan’dan boşalacak Hazine’den sorumlu Devlet Bakanlığı görevi içinse birden fazla milletvekilinin adı geçiyor. Mehmet Şimşek ve Nazım Ekren en güçlü adaylar...Abdullah Gül 29 Ağustos’ta yeni kabineyi onaylamakla başlayacağı Cumhurbaşkanlığı görevinin ilk haftalarında çok yoğun bir imza trafiği bekliyor.Sezer’in onay vermediği için vekaleten görev yapan yüzlerce üst düzey kamu görevlisinin resmi atama kararnamesi peşpeşe Köşk’e gönderilecek. Gül’ün hükümetin göndereceği atama kararnameleri konusunda Sezer’in katı tutumunu sürdürmeyeceği çok açık. Ama acaba her gelen kararnameyi de imzalayacak mı?Gül bu beklenti içinde olanları şaşırtabilir...

Devamını Oku

Yeni anayasa ve sistem reformu

21 Ağustos 2007

AKP’de hazırlıkları devam eden yeni anayasa taslağı ile sistemde çok köklü değişimler öngörülüyor.Bugüne kadar pek çok kez değişiklik yapılmasına karşın 12 Eylül rejiminin baskıcı, anti demokratik özü değişmeyen mevcut anayasası muhtemelen bir kaç ay içinde tarihe karışacak. Çünkü Başbakan Erdoğan ve AKP’nin hedefi, yeni bir anayasa. Bu çerçevede seçimler öncesinde başlatılan çalışmalar taslak aşamasına gelmiş, yeni anayasanın çatısı, temel esasları büyük ölçüde şekillenmiş durumda. Demokrasi, kişi hak ve özgürlüklerinin ön planda tutulduğu yeni taslakta, düşünce ve düşünceyi ifade, din ve vicdan özgürlükleri genişletiliyor. AKP’nin geçen iktidar döneminde çok yakınmasına, değiştirmek istemesine karşın adım atamadığı bazı kritik konuları da anayasa değişikliği ile toptan çözüme kavuşturmayı planladığı anlaşılıyor. Örneğin, YÖK konusu. Yeni anayasa ile YÖK’ün kaldırılarak yerine Üniversitelerarası Koordinasyon Kurulu oluşturulması öngörülüyor. Bu kapsamda üniversite özerkliğinin kapsamı ve sınırları genişletilirken, rektörlerin de atamayla değil, seçimle belirlenmesi öngörülüyor.Üniversitelerde yıllardan beri devam eden kritik sorun ise türban. Yeni düzenleme ile türbanın da kendiliğinden sorun olmaktan çıkacağı, kamusal alan tarifinin yeniden yapılabileceği, kılık kıyafet kısıtlamasının kamuda hizmet alanın değil sadece kamu hizmeti veren kamu görevlileri bakımından bağlayıcı olmasını öngören bir formül bulunabileceği kaydediliyor.Yürürlükteki Anayasa’nın 66. maddesinde “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür” deniyor. Ve bu tanıma öteden beri özellikle Kürtler itiraz ediyordu. Yeni taslakta bu itirazları giderecek daha kapsayıcı bir tanım getiriliyor: “Türkiye’de din ve ırk ayırt edilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese Türk denir.” Yeni taslakta cumhurbaşkanının yetkileri de önemli ölçüde budanıyor. Cumhurbaşkanlığı, 1980 öncesinde olduğu gibi yeniden sembolik bir temsil makam düzeyine indiriliyor. Henüz sonuçlanmamış taslak çalışmalarında son dönemde çok tartışma konusu olan “egemenlik” kavramına da açıklık getiriliyor. Muhtıra tartışmalarının sıcak olduğu bu ortamda getirilmek istenen bu düzenleme demokrasinin sağlığı, asker sivil ilişkileri ve devlet kurumlarının sistemdeki yeri bakımından da kritik önem taşıyor.Taslakta “Türk Milleti egemenliğini, yasama, yürütme ve yargı organları eliyle kullanır” hükmü getiriliyor. Mevcut anayasanın 6. maddesinde ise egemenliğin kullanımı, “Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır” biçiminde ucu açık, esnek bir hüküm içeriyor.Bu esneklik siyaset ile siyaset dışı devlet kurumlarının görev ve yetkilerini tartışmalı hale getiriyordu. Hatta, askeri müdahalelerin, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yasası’nın “Cumhuriyeti koruma ve kollama görevi” ni düzenleyen 35. maddesinin temel dayanağının da bu muğlak anayasa hükmü olduğu savunuluyor.Bu kapsamda anayasa değişikliğinin ardından muhtemelen İç Hizmet Yasası’nın 35. maddesi de zaman içinde gündeme gelecek.Ama ne zaman?AKP’nin kısa vadede böyle bir düzenlemeye gitmesi beklenmiyor. Çünkü bu anayasa değişikliğinden bile daha hassas, daha zor bir konu. Belirli hassasiyetler dikkate alınarak ve muhtemelen de Genelkurmay’ın mutabakatı ile yapılabilecek. O da ancak karşılıklı güven ortamının yerleştiği, geliştiği bir ortamda...

Devamını Oku

Heyecansız tur...

20 Ağustos 2007

Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili olarak Nisan ayındaki başarısız denemenin ardından Meclis dün ikinci kez seçim turlarına başladı.Çankaya’nın adayı yine Abdullah Gül. O değişmedi, bir de CHP’nin tavrı değişmedi. Ama onun dışında Nisan sürecine göre çok şey değişti parlamentoda. Güç dengeleri değişti, milletvekillerinin büyük çoğunluğu değişti. Parlamentoda temsil edilen partiler değişti. Nisan ayında parlamentoda olan DYP ve ANAP bugün yok. MHP var, DTP, DSP, BBP ve ÖDP var geçen dönemden farklı olarak.AKP’nin sayısal gücü bir miktar azaldı ama siyasal gücü çok yükseldi. Dört ay öncesinde yüzde 34 olan arkasındaki oy gücü bugün yüzde 47. Anamuhalefet partisi yine CHP. Oy oranı 2002 seçimlerine göre bir miktar arttı ama milletvekili sayısı yüzün altında. Kendi milletvekillerinin bir kısmına ve kamuoyuna izah etmekte zorlansa da CHP’nin tutumu değişmedi. CHP yine Nisan ayında yaptığını yapıyor, seçimi protesto ediyor ve oylamalara katılmıyor.Fakat bu kez bir fark var; CHP geçen döneminde seçim turlarına katılmama konusunda diğer muhalefet partilerinin DYP ve ANAP’ın da desteğini almıştı. Şimdi ise tek başına. Seçimde ittifak yaptığı, parlamentoya taşıdığı DSP bile CHP’nin yanında değil bu kez.Ve Nisan ayında CHP’nin bu stratejisi sonuç vermişti. Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararının ardından cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin tıkanmasını sağlamış ve erken seçimin yolunu açmıştı. Şimdi ise pasif bir protesto gösterisinin ötesinde anlam taşımıyor.Abdullah Gül, partisinin 340 oyunun üstüne 27 oy daha bularak ilk turda 367 oyla seçilebilmek için çok uğraş verdi. Bunun için partilerle görüştü, tek tek bağımsız milletvekillerine giderek destek istedi ancak dün yapılan ilk tur oylamada partisi dışında sadece BBP’li Muhsin Yazıcıoğlu’nun oyunu alabildiği görüldü.İlk turda olmadı. Ki olmayacağı aslında dünkü oylama öncesindeki havadan da belliydi. Meclis Türkiye Cumhuriyeti’nin 11. Cumhurbaşkanını seçecek ama heyecandan eser yok. Sanki normal, sıradan bir oturum yapılacak havası vardı Meclis’te. Ne iktidarda ne de muhalefette seçim heyecanı vardı. Çünkü DTP de Gül’e destek vermeyeceğini açıkladıktan sonra artık seçimin ilk turda sonuçlanma şansı hiç kalmamıştı. Dolayısıyla da dünkü oylama iktidar milletvekilleri için dahi şekil şartını yerine getirmekten öte anlam taşımıyordu.Cuma günü yapılacak olan ikinci tur oylama da muhtemelen öyle olacak. O gün de 340 - 350 civarında bir oy çıkacağı bekleniyor Gül’e.Kritik gün 28 Ağustos. 28 Ağustos günü yapılacak üçüncü tur oylamada Abdullah Gül’e 276 oy yetiyor. Ancak, Gül ve kurmayları bu sayıyı yükseltmek için şimdiden yoğun bir kulis faaliyeti içinde. Üçüncü tur oylamada gerekli olmasa da 367’nin üzerinde bir rakama ulaşmaya gayret ediyorlar. O nedenle de başta DTP’liler olmak üzere MHP, DSP ve bağımsızlar arasında yoğun bir kulis faaliyeti, destek arayışı var. Üçüncü turda geniş bir uzlaşma görüntüsü sağlanmaya çalışılıyor. Kolay gözükmese de AKP’lilerin umudu ve çabası sürüyor.

Devamını Oku

Gül’e itirazın temelinde türban var

16 Ağustos 2007

CHP dahil hiç kimse açıkça dile getirmiyor ama bugün Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığına yönelik itirazların temelinde türban sorunu, türbanın devletin zirvesine, Çankaya’ya taşınması yatıyor. CHP’nin dile getirdiği başka gerekçeler var...Gül’ün Milli Görüş kökeninden geliyor olması, cumhuriyetin kuruluş felsefesini içine sindirip sindiremediği, geçmişte yaptığı bazı konuşmalar, kaleme aldığı bazı makaleler... Aslında bunların hemen hepsi teferruattan, lafı dolaştırmaktan ibaret.Abdullah Gül bu ülkede Başbakanlık yaptı. O zaman niye kimse itiraz etmedi? Niye “hayır sen Milli Görüş kökeninden geliyorsun, cumhuriyetin kuruluş felsefesini hazmetmemişsin, şu tür yazılara imza atmışsın” deyip itiraz etmedi? Niye Dışişleri gibi son derece kritik bir bakanlık Gül’e emanet edilirken kimsenin aklına bu sakıncalar gelmedi? Gelmedi çünkü o makamlarda bir sakınca görülmedi. Ne asker sesini çıkardı ne de muhalefet itiraz etti. Çünkü bu gerekçeler temel bir sakınca olarak görülmedi veya görülse de fazlaca önemsenmedi.Fakat şimdi durum çok farklı.İki nedenle çok farklı. Birincisi Abdullah Gül’ün en geç 28 Ağustos günü çıkacağı makam yani cumhurbaşkanlığı makamı devletin zirvesi. Gül bu makamda devleti ve milletin birliğini içte ve dışta temsil edecek.Edemez mi, nitelikleri mi elvermez? Edebileceği, bu nitelikleri taşıdığı konusunda itiraz edenlerin dahi fazlaca bir kuşku taşıdığına ihtimal vermiyorum.Ama ikinci ve çok hassas bir konu daha var; Türkiye’nin yeni first leydisi, Gül’ün eşi Hayrunnisa Gül hanımefendinin türbanı.İşte sorunun esası da burada düğümlü.Çünkü, Anayasa Mahkemesi’nin 1989/1 esas ve 1989/12 sayılı kararı ile türbanın “siyasal İslamın simgesi” olduğu anayasa hükmü niteliğinde bağlayıcı bir nitelik kazanmış ve kamusal alanda yasaklanmış. Üniversitelerde, kamu kurum ve kuruluşlarında, askeri tesislerde, garnizon ve orduevlerinde yasaklanmış. Hatta Sezer’in yorumu ile Çankaya Köşkü de kamusal alan sayılarak orada da yasaklanmış...Ve bu yasak nedeniyle Gül’ün eşi üniversiteye girememiş. Bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne dava açmış, Türkiye Cumhuriyeti ile mahkemelik olmuş...Şimdi aynı Hayrunnisa Gül Türkiye Cumhuriyeti’nin bir numaralı hanımefendisi olarak Çankaya Köşkü’nün yeni sahibesi olacak, devletin zirvesinde türbanıyla görüntü verecek.İşte hazmedilemeyen bu. Başta asker olmak üzere devlet kurumlarının ve hatta çok farklı gerekçeler ileri sürse de CHP’nin de itirazının temelinde bu sorun yatıyor.Bu itirazı üç gün önce Hürriyet’ten Fatih Çekirge’ye demeç veren bir yıl önce emekli olan eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök dile getirdi:“Bizim (Türk Silahlı Kuvvetleri’ni kastediyor) kimsenin başörtüsüyle bir sorunumuz olamaz. Ama onun siyasallaştırılmış halinin devletle bu şekilde ilişkilendirilmesi hatalı olur. Uygun olmaz. Doğru olmaz... Çünkü, o makam bütün Türkiye’nin dünyaya temsil edildiği bir makamdır... Bu şekilde siyasallaştırılmış bir görüntüyle çok yanlış olur.” Anayasa Mahkemesi kararlarına göre de, “siyasal İslamın simgesi” kabul edilen türbanın Çankaya’ya çıkmasının yine Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, cumhuriyetin temel ilkelerinin “en temel olanı” sayılan laiklik ilkesinin çok derin, onulmaz bir yara alacağı kaygısı hakim.GÜL’ÜN YAKLAŞIMIAbdullah Gül ise “bu kaygıları gidereceğim” diyor dün Odalar Birliği çıkışında gazetecilerin türban sıkıntısı ile ilgili sorusu üzerine ve ekliyor: “Giyim kuşam da Anayasa’daki bireysel hak ve özgürlükler kapsamında güvence altına alınmıştır. Ayrıca cumhurbaşkanı seçilecek olan eşim değildir. Ben seçileceğim. Benim bu kadar yıllık devlet tecrübem var. Yeri geldiğinde nasıl davranılacağını bilirim.” Gül işadamlarıyla yaptığı kapalı toplantıda asker gerginliği ile ilgili kaygıların hatırlatılması üzerine kesin teminat veriyor. “Merak etmeyin hiçbir gerilim olmayacak” diyor.Acaba olmayacak mı?Olacak. Ve olacağını Gül de biliyor ama bunları krize dönüşmeden aşabileceğini umuyor. Zor da gözükse belki aşılabilir. Ama bunun için Türkiye’nin tüm toplumla ve devlet kurumları ile tam bir uzlaşma sağlanarak kamusal alan ve türban meselesini çözüme kavuşturması gerekiyor. Dahası türbanın siyasal İslamın simgesi olup olmadığının açıklığa kavuşturulması da...

Devamını Oku

Gül gerilimi nasıl yumuşatacak?

14 Ağustos 2007

Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı adaylığı üzerine üç haftadan beri devam eden havanda su dövme faaliyeti nihayet dün Gül’ün TBMM Başkanlığı’na verdiği adaylık dilekçesi ile sona erdi. Aslında Gül, başından itibaren kararlı bir tutum sergiledi ve tepkilere, telkin ve çağrılara kulağını kapayıp doğru bildiği yolda ilerledi. Başbakan Erdoğan da kamuoyuna “yakın çevre”den pompalanan bazı “birinci el” haber ve dedikoduların aksine, ne muhalefetle uzlaşma arayışına girdi ne de tereddüt gösterdi; tüm gücüyle Gül’ün arkasında durdu.Gül, muhtemelen 28 Ağustos günü yapılacak olan üçüncü tur oylamada Türkiye Cumhuriyeti’nin 11. Cumhurbaşkanı seçilecek. Belki de aynı gün yemin edip Çankaya Köşkü’ne çıkacak ve görevi Sezer’den devralacak. Gül’ün, dün adaylık başvurusunu yaptıktan sonra düzenlediği basın toplantısında söyledikleri de son derece ilginçti. Sanki seçilmiş de Meclis Genel Kurulu’nda teşekkür konuşması yapıyor, nasıl bir cumhurbaşkanı olacağını, Çankaya’da neler yapmayı planladığını, Anayasa’yı ve laiklik ilkesini nasıl kararlılıkla koruyacağını anlattı Gül. Böylelikle kaygı duyan toplum kesimlerine, başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere devlet kurumlarına “rahat olun” mesajı verdi.Tereddütleri, kaygıları bugünden yarına giderebilmenin kolay olmadığını elbette Gül de biliyor Erdoğan da. Onun için de Gül adaylığını üç hafta önce açıklamış olmasına karşın Erdoğan sessiz kaldı, net bir tutum belirtmedi ve bir anlamda spekülasyonların önünü açtı. Böylelikle, muhtemelen değişik toplum kesimlerinden, sivil toplum kuruluşlarından ve en önemlisi de devlet kurumlarından gelebilecek tepkileri görmek istediler.Şu anda en yüksek tepki CHP’den geliyor. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Abdullah Gül’ün görüşme teklifini bile kabul etmiyor. Muhtemelen oylamalara da katılmayacaklar. Ancak durum bu kez çok farklı. Nisan ayında CHP oylamalara katılmayarak seçim sürecini tıkayabilmiş ve Gül’ün seçilmesini engellemişti. Şimdi ise 98 milletvekili ile katılıp katılmaması seçim açısından pek bir önem taşımıyor. Fakat öyle anlaşılıyor ki CHP’nin muhalefeti seçimden sonra da devam edecek, Gül’ün cumhurbaşkanlığını kolay kolay içine sindiremeyecek. Bunu da değişik protesto ve boykot yöntemleriyle göstermeye çalışacak. ASKER NE YAPACAK?AKP kurmayları bunu görüyor. Kamuoyunun bazı kesimlerinden de tepkiler gelebileceğini varsayılıyor. Ama bunlar çok da önemsenmiyor. Konuştuğumuz bir AKP’li aynen şunları söylüyor: “Rahmetli Turgut Özal’a da yapmadığını bırakmamıştı SHP ve DYP. Sonuçta ne oldu, Özal’ın dediği gibi bir süre sonra alıştılar...” CHP’nin alışıp alışamayacağı da çok önemli değil AKP için. Asıl önemlisi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tutumu. 12 Nisan açıklaması ve 27 Nisan bildirisinin ardından askerin Gül’ün cumhurbaşkanlığını nasıl karşılayacağı...AKP seçimde yüzde 47 oy aldı diye asker Nisan ayında söylediğini, ortaya koyduğu tutumu değiştirecek değil elbette. Ama ne yapacak?Tabii ki yeni bir bildiri veya sürece müdahale niteliğinde bir girişim beklenmiyor. TSK, Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesinden mutluluk duymayacak belki ama kabullenecek. TSK açısından önümüzdeki dönemde en önemli sıkıntı, Bülent Arınç’ın Meclis Başkanlığı’nın ilk döneminde olduğu gibi yine türban olacak.Belki de Cumhurbaşkanı olarak Abdullah Gül’ün vereceği 29 Ekim resepsiyonuna eşli davet gelmesi durumunda komutanlar gitmeyecek. AKP’lilere göre başlangıçta ufak tefek bazı gerilimler olsa da Gül zaman içinde devlet kurumları ile arasındaki güven bunalımını yumuşatacak. Ve zaman içinde hem bazı toplum kesimlerindeki kaygıları, hem de başta asker olmak üzere kurumlardaki kaygıları giderecek önemli açılımlar gerçekleştirebilecek. Belki bugün için zor görünüyor ama neden olmasın?

Devamını Oku

Aday Gül tavşan kim?

13 Ağustos 2007

Abdullah Gül’ün adaylığı üzerine günlerdir, “olacak-olmayacak”, “Tayyip Bey fedakarlık bekliyor”, “parti rahatsız”, “asker rahatsız” spekülasyonları yapılıyor. Bütün bunlar kamuoyunda birkaç haftadan beri tartışılıyor, Abdullah Gül seçimden iki gün sonra adaylığının devam ettiğini açıklamış durumda ancak ismi üzerindeki onca tartışmaya karşın Başbakan Erdoğan bugüne kadar henüz net bir açıklama yapmış değil. Erdoğan’a yakın gözüken bazı siyasetçi ve işadamlarının söylediklerinden anlam türetilerek “Erdoğan’ın Gül’ün çekildiğini açıklaması halinde çok rahatlayacağı” sonucuna varılıyor. Acaba gerçekten öyle mi, yoksa her ikisi de ortak bir oyun planını mı uyguluyor, belli değil.Başbakan Erdoğan dün önce Bakanlar Kurulu’nu topladı. Gündemdeki rutin konuların yanı sıra cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda da bakanların görüşlerini dinledi Erdoğan. Ardından da adaylık meselesi yine Erdoğan’ın başkanlığında yapılan AKP MYK toplantısında son kez değerlendirildi.AKP içinde, partinin yönetim kadroları arasında büyük çoğunluk bu noktadan sonra Gül’ün adaylıktan vazgeçmemesi gerektiğini, bunun hem seçmen iradesine ters olacağını, hem de rejim üzerine asker gölgesi düşüreceğini savunuyor. Yani “her ne pahasına olursa olsun Gül Çankaya’ya çıkmalı” görüşü hakim AKP’de. Ama öte yandan bu tercihin ülkede gerilimleri yeniden tetikleyebileceği ve bundan hem ülkenin hem de partinin zarar görebileceği kaygısını taşıyanlar da yok değil. Bazı isimler bu kaygılarını Abdullah Gül’e de iletiyorlar. Kulislere sızan haberlere göre, parti içinde kendisine yakın duran bazı milletvekilleri geçtiğimiz günlerde şunu söylemişler Gül’e:“Meydanlar sizi istedi, seçmenin tercihi sizin cumhurbaşkanı olmanız yönünde tecelli etti. Parti teşkilatları da sizi istiyor. Adaylığı sürdürmeniz sizin çok doğal hakkınız, hatta göreviniz. Ama buna rağmen acaba feragat etmeniz ülkenin rahatlaması ve birtakım gerginliklerden kurtulmak için daha hayırlı olmaz mı?” Taraflar doğrudan açıklamadığı için diyalog böyle mi gelişti kesin olarak bilmek mümkün değil ama anlatanlara göre yanıtı şu olmuş Abdullah Gül’ün:“Parti tabanı, parti teşkilatları günlerdir ayakta. Adaylığı devam ettirmem konusunda üzerimde o kadar büyük bir baskı var ki artık bu iş beni aştı, benim de kontrolümün ötesinde. Geri dönüş yok artık...” Evet, anlaşılan o ki Gül’ün adaylığı artık hemen hemen kesinleşmiş durumda. Başbakan Erdoğan, asker başta olmak üzere bazı devlet kurumlarının itirazlarını çok iyi bildiği için belki gönülden istemiyor bu adaylığı. Ancak Gül kendiliğinden fedakarlıkta bulunmadığı için, Erdoğan’ın bu adaylığı sahipleneceğine de kuşku yok. Dolayısıyla en geç 28 Ağustos’ta Gül 11. Cumhurbaşkanı olarak Çankaya’ya çıkabilir. Gerilim konusuna gelince. Şu veya bu dozda bir gerilim yaşanacağını öngörüyor AKP kurmayları da. Beklentileri, umutları, Abdullah Gül’ün edindiği birikim ve diplomasi deneyimiyle zaman içinde bu gerilimleri yumuşatabileceği, askerin de güvenini kazanabileceği yönünde.Özetle geri dönüş yok. Gül’ün adaylığı kesin gibi de Deniz Baykal’ın “tavşan” diye nitelediği yedek aday kim olacak?

Devamını Oku

Baykal’dan mesaj: Cumhurbaşkanını da ilk turda seçebiliriz

9 Ağustos 2007

Yeni dönemde arzulanan yumuşama ve uzlaşma ortamı için dün Meclis’te herkesi mutlu eden bir örnek olay yaşandı. Uzun yıllardan beri ilk kez Meclis Başkanı partilerarası geniş bir uzlaşmayla birinci turda seçildi.CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın dünkü seçimde gösterdiği uzlaşma tavrı AKP’lileri şaşırttı. AKP’liler Meclis Başkanı’nın ilk turda seçilmesi için yoğun çaba harcıyorlardı. Fakat CHP’nin samimi bir destek sağlayacağına da doğrusu pek ihtimal vermiyorlardı. CHP bu desteği verdi ve Köksal Toptan birinci turda 450 milletvekilinin oyunu alarak Meclis Başkanı seçildi.Dün oylamanın hemen ardından konuştuğumuz CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, AKP’nin Meclis Başkanlığı konusunda “İyi niyetli bir açılım” yaptığını söyledi. Gösterilen adayın siyasal geçmişi üzerinde “Milli Görüşçü”, “laik-antilaik” gibi spekülasyonlar yapılamayacak bir siyasi kişilik olmasının önemli olduğunu vurgulayarak, “Olması gereken, toplumun özlediği yumuşama ve uzlaşma böyle sağlanır” dedi. Peki bu yumuşama süreci kalıcı olabilecek mi? 10 gün sonra yapılması beklenen cumhurbaşkanlığı seçimi de yine partilerarası geniş uzlaşmayla, gerilimsiz sonuçlandırılabilecek mi?“Elbette yapılabilir. Biz bugünkü (dün) tutumumuzla onun mesajını verdik, yapılabileceğini gösterdik Türkiye’ye” diyor Deniz Baykal ve ekliyor:“AKP, Sayın Başbakan, eğer Cumhurbaşkanlığı için de uygun bir isim önerebilirse bu Türkiye’yi çok ferahlatır. Herkese rahat bir nefes aldırır. Ekonomi çok rahatlar, iç siyasetteki yumuşamaya katkı yapar, dış politikayı rahatlatır. Türkiye birden bire farklı bir noktaya gelir. Büyük bir gerilimi üstünden atar. Ülke gerçek sorunların çözümü üzerine daha bir kararlılıkla gitmeye başlar. Bu da en çok hükümetin işine yarar. Neden öyle olmasın? Bu yapılırsa korku senaryosu üretenler de susturulmuş olur. Ben çoğunluk partisinin hakkını teslim ediyorum. Cumhurbaşkanı adayı elbette oradan olacak. Onların içinden biri seçilecek. Yeter ki makul bir ismi, bütün kamuoyunun kabul edebileceği, bizim de gönül rahatlığı ile destek verebileceğimiz bir adayı çıkarsınlar. AKP eğer Meclis Başkanlığı’nda gösterdiği özeni cumhurbaşkanlığı konusunda da gösterirse o seçim çok rahat yapılır, Türkiye ferahlar.11. Cumhurbaşkanı’nın ilk turda seçilememesi için hiçbir neden yok. Seçilmesine bizim katkı vereceğimiz çok isim var AKP içinde. Aday telaffuz etmek istemem, bu doğru olmaz. Ama yeter ki iyi niyetle düşünsünler, baksınlar...” Cumhurbaşkanı adaylığı konusunda AKP zirvesinde bir süredir yaşanan Abdullah Gül sıkıntısını hatırlattığımda ise Baykal şunları söylüyor:“Ben o spekülasyonlarla ilgili değilim. Fakat şunu söyleyeyim; liderlik, böyle durumlarda gerekeni yapabilmektir. Sürüklenmek değildir...” Özetle Baykal, Tayyip Erdoğan’a çok önemli bir çağrı yapıyor; “Dün oluşan olumlu atmosferi bozmadan, işi yeniden gerilim ve inatlaşmaya dönüştürmeden cumhurbaşkanını da uzlaşmayla seçebiliriz” diyor.Öyle anlaşılıyor ki Baykal’ın tek koşulu var: Abdullah Gül veya Milli Görüş geleneğinden gelen bir isimde ısrar edilmesin, Köksal Toptan gibi ılımlı, makul bir isim önerilsin. Eğer öyle olursa o zaman belki de uzun yıllar sonra Cumhurbaşkanı da ilk turda ve tam bir mutabakatla seçilebilecek...

Devamını Oku

MHP Erdoğan’dan özür bekliyor...

8 Ağustos 2007

Seçimlerin üzerinden 17 gün geçti ama AKP ile MHP arasında kampanya döneminin kırgınlıkları küskünlükleri hala devam ediyor.Oysa Başbakan Tayyip Erdoğan 22 Temmuz gecesi yaptığı ilk açıklamada yeni dönemde gerginliklerin, kırgınlıkların bir tarafa bırakılacağı, bir uyum ve uzlaşma sayfası açılacağı mesajını vermişti. O nedenle de iş ve siyaset dünyasında AKP’nin Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı adaylığı konusunda dayatmacı olmayacağı, muhalefetle uzlaşma arayarak farklı bir ismi ön plana çıkarabileceği beklentisi hakim olmuştu.Bu beklentinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği meçhul. Hatta AKP kulislerinde, Abdullah Gül’e yakın çevrelerde estirilen rüzgara bakılırsa gerçekleşmeyecek gibi. Gül cumhurbaşkanı adaylığını sürdürmekte kararlı gözüküyor. Ama öte yandan AKP hiçbir sayısal zorunluluğu olmamasına karşın bugün yapılacak olan Meclis Başkanlığı seçimi için muhalefetle uzlaşma arayışı başlattı. AKP heyeti önce DTP’yi ardından da CHP’yi ziyaret ederek destek istedi. Her iki görüşmenin de olumlu bir atmosferde geçtiği anlaşılıyor.Ancak 70 milletvekili ile parlamentonun üçüncü büyük grubunu oluşturan MHP dünkü görüşme trafiğinde yer almadı. İşin ilginç yanı AKP’liler MHP’nin randevu talebine cevap vermediğini öne sürerken MHP ise “Hayır bize herhangi bir görüşme talebi gelmedi” diyor.Tuhaf bir durum. İki parti arasındaki hatlarda ciddi bir arıza, bir kopukluk olduğu çok açık.Oysa Başbakan Erdoğan, seçim sonuçlarının alındığı 22 Temmuz akşamı Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli’yi telefonla arayıp yeni dönemde başlatmayı düşündüğü “yumuşama süreci” konusunda ilk adımı atmıştı. Fakat Baykal’la görüşmesine karşın Bahçeli, Erdoğan’ın telefonunu açmadı. 17 gün geçmiş olmasına karşın bu telefona hala yanıt vermiş değil, MHP Genel Başkanı.Dünkü randevu polemiği üzerine konuştuğumuz MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı, “Bizim AKP’ye randevu vermediğimiz haberleri kesinlikle doğru değil. Ne partiye ne de Meclis Grubumuza herhangi bir telefon, herhangi bir randevu talebi gelmiş değil” dedi.Talep gelse randevu verecekler miydi o da belli değil aslında. Çünkü Paçacı, bu soruya net yanıt vermiyor, “Böyle bir talep yok ki” demekle yetiniyor.Aslında partilerarası uzlaşma asıl cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında kritik önem taşıyacak. Meclis Başkanlık Divanı’nın oluşumunun hemen ardından başlayacak olan cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde Başbakan Erdoğan muhalefet partisi liderleriyle görüşerek uzlaşma zemini bulmayı planlıyor. Şu ana kadar tebrik telefonuna dahi cevap vermeyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Erdoğan’a randevu verecek mi?Cihan Paçacı şu yanıtı veriyor:“Tayyip Bey bize karşı çok haksız, çok ağır ifadeler kullandı. ‘Bunların eli sıkılmaz, bunlara selam dahi verilmez’ dedi. Bunlar kolay unutulacak sözler değildir. Tayyip Bey’in sözleri derin yara açmıştır, zaman geçmesi bu yaranın kabuk bağlaması lazım. Tayyip Bey’in de bu sözlerini düzeltmesi en azından MHP’ye olan özür borcunu yerine getirmesi gerekir...” Çok ilginç, Erdoğan kampanya döneminde MHP ile DTP’nin Meclis’te kavga edebileceklerini söylüyordu. Ama o iki parti arasında Meclis’in ilk gününde Bahçeli ile Ahmet Türk’ün uygar biçimde birbirlerinin elini sıkıp kutlamalarından sonra şimdi hafif ve temkinli bir bahar esintisi var. MHP, AKP küslüğü ise devam ediyor.Erdoğan’dan özür mesajı gelinceye kadar da edecek gibi...

Devamını Oku