Yeni anayasa ve zirvenin laiklik hassasiyeti...

1 Ekim 2007

C0HP Genel Başkanı Deniz Baykal her ne kadar “Bu Meclis, yürürlükteki anayasayı iptal edip yeni bir anayasa yapamaz” iddiasının kabul görmeyeceği anlaşılıyor.Dün Meclis’in yeni yasama yılının açılış konuşmalarında hem Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün sözleri hem de Meclis Başkanı Köksal Toptan’ın konuşması iktidar partisinin başlattığı yeni anayasa çalışmalarına güçlü bir destek niteliğindeydi. Öyle anlaşılıyor ki AKP’nin başlattığı bu yeni anayasa projesinden artık dönüş yok. Hem Cumhurbaşkanı hem de Meclis Başkanı, yeni anayasa çalışmalarının hem tüm toplum kesimlerini hem de siyasi partileri kapsaması, yeni anayasanın ortak bir mutabakat ürünü olması gerektiği yönündeki dileklerini ifade ettiler. Cumhurbaşkanı Gül, yeni anayasanın temel çerçevesini de şu şekilde özetledi:“Milli birlik ve toplumsal dayanışmayı güçlendirecek kapsayıcı bir yapıya sahip olması, temel hak ve hürriyetleri güvence altına alan, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti anlayışını teyit eden nitelikte...” Ve yeni anayasa konusunda bir süreden beri dile getirdiği “anayasa tek parti ürünü olmamalı” uyarısını Meclis kürsüsünden bir kez daha yineledi dün Cumhurbaşkanı: “TBMM’nin başta siyasi partiler olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin katkılarından yararlanarak en mükemmel anayasal düzenlemelere ulaşacağına eminim...” Meclis Başkanı Köksal Toptan yasama dönemini açış konuşmasında, “Bu dönem, iktidarıyla muhalefetiyle Meclisimizin toplumun tüm kesimlerinin üzerinde uzlaştığı yeni anayasayı Türkiye’ye kazandıracağına inanıyorum” diyerek, muhalefet partilerine “bu çalışmalardan uzak durmayın siz de önerilerinizi hazırlayın” mesajı verdi.Özetle dün Meclis’in yeni yasama yılı açılışına damgayı vuran temel konu yeni anayasaydı. Tabii ki bir de Genelkurmay Başkanı ve komutanların açılış oturumuna ve resepsiyona katılmayışları.Cumhurbaşkanının katıldığı tören ve resepsiyonlara zorunlu olmadıkça mazeretleri nedeniyle katılmamaya özen gösteren Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları dün de bu yeni geleneği bozmadılar. Harp Akademileri’nin yeni öğretim yılına başlaması töreni nedeniyle komutanlar dün İstanbul’daydı.Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt Meclis’in açılış törenine katılamadı ama yasama yılının açılışında hem Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün hem de Meclis Başkanı Köksal Toptan’ın dile getirdikleri yeni anayasa tartışmaları konusunda çok önemli mesajlar verdi:“İktidar partisinin yeni anayasa taslağının son halini henüz görmedik. Bu yüzden yorum yapamıyoruz. Biz askerler olarak bir kez daha vurguluyoruz. Bizim taraf olduğumuz vazgeçemeyeceğimiz unsurlar vardır. Bunlar Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapıdan oluşan, ulus devlet yapısının, bu temel yapıya dayalı laik devlet yapısı ve Silahlı Kuvvetlerin yerleşik düzenlemelerinin politik, hissi ve önyargılı yaklaşımlarla bozulmamasıdır...” Yani, “üniter yapı ve laiklik ilkesi sulandırılmamalı” demeye getiriyor Genelkurmay Başkanı. Bir de iktidar partisi sözcülerinin Yüksek Askeri Şura kararlarını kastederek, “Yeni anayasa ile idarenin tüm işlemleri yargı denetimine açık olacak” şeklindeki açıklamalarına karşı çok net bir mesaj veriyor Orgeneral Büyükanıt: “Bunu yaparsanız TSK’nın yerleşik düzenlemelerini politik, hissi ve önyargılı yaklaşımlarla bozmuş olursunuz...” Aslında laiklik ve üniter yapı konusunda Cumhurbaşkanı’nın konuşmasında da Genelkurmay Başkanı’nın konuşmasında da aynı hassasiyet var. Ama muhtemelen laiklik ve irtica tanımları farklı.

Devamını Oku

Baykal’dan uzlaşma çağrısı...

27 Eylül 2007

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın AKP’nin yeni anayasa projesiyle ilgili yaklaşımı biliniyor. Baykal yeni anayasa hazırlığını doğru bulmuyor. Bu hazırlığın bir de iktidar partisi çatısı altında, “parti anayasası” hazırlanıyor görüntüsü içinde yürütülmekte oluşuna şiddetle muhalefet ediyor.AKP’nin yeni anayasa hazırlıklarının yürürlükteki anayasanın iptali anlamına geleceğini de söyleyen Baykal, “İktidar partisinin veya Meclis’in anayasayı iptal yetkisi var mı?” diye soruyor ve yanıtını kendisi veriyor: “Hayır yok. Bunu tasavvur dahi edemezsiniz. İktidarıyla, muhalefetiyle bu parlamentoya vücut veren yürürlükteki anayasadır...” Bireysel özgürlüklerin genişletilmesi, demokratik standartların yükseltilmesi yönündeki anayasa düzenlemelerine karşı olmadığını vurgulayan Baykal, bunun mevcut anayasayı iptal etmeden de yapılabileceğini söylüyor: “Şimdi anayasada değişiklik ihtiyacı duyuluyorsa, ki duyulabilir, 175. maddenin öngördüğü koşullarda gereken değişiklikler yapılabilir. Anayasa defalarca değişti yine değiştirilebilir. Ama yok efendim bu ’yamalı bohça oldu, artık değiştiremeyiz’demek de haklı bir gerekçe olamaz. Amerika Birleşik Devletleri 250 senedir aynı anayasa ile yönetiliyor. Devamlı ekleme ve değişiklik yaptılar. Niye onlarınki yamalı bohça olmuyor da bizimki yamalı bohça olsun? Değişiklik ihtiyacı varsa bunlar uygun zemininde yapılır. O zemin iktidar partisi değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Orada iktidar teklifini getirir, muhalefet olarak biz de gereken katkıyı yaparız... ” Baykal’ın önerisi bu. Ortamı germeden, mevcut anayasada gerek duyulan değişiklikleri yapmak. Fakat AKP’nin “illa da yeni anayasa” diye diretmesi halinde de önerisi şu oluyor Baykal’ın: “Bu yolu, yani yürürlükteki anayasayı iptal edip yeni anayasa yapma projesini tavsiye etmem. Bunu arzulamam da. Ancak iktidar partisi illa da bu yolda diretecekse o zaman da bunun hukuka, anayasaya uygun yapılması gerekmektedir.Bunun için önce Anayasa’nın 175. maddesinde değişiklik yapılması zorunludur. Çünkü, yürürlükteki anayasa sadece değişiklik yapılmasına olanak veriyor. Kendisinin iptal edilip yeni anayasa yapılması düzenlenmemiş. Önce bu düzenlemenin eklenmesi lazım. O noktada da yeni anayasayı Kurucu Meclis’in yapması şart. Kurucu Meclis deyince herkesin aklına darbelerden sonra atamayla oluşturulan kurucu meclisler geliyor. Hayır ben onu önermiyorum. Demokratik biçimde seçimle oluşturulacak bir kurucu meclis öneriyorum. Yargı, üniversiteler, barolar, sivil toplum örgütleri kongrelerini toplayıp temsilcilerini seçerler. Aynı şekilde il temsilcileri de seçimle belirlenir. Bu şekilde oluşturulur kurucu meclis.Sonra da yeni anayasa yapılacaksa yeni anayasayı bu kurucu meclis yapar.” Evet Deniz Baykal, AKP’ye bir uzlaşma zemini öneriyor. Yürürlükteki anayasayı iptal ederek yeni anayasa yapma fikrinden vazgeçilmesini istiyor. “Her iptal, bir sonraki iptali beraberinde getirir” diyor ve AKP’yi, “Bugün siz beğenmediğiniz için anayasayı iptal ederseniz, yarın başka bir iktidar çoğunluğu gelir, sizin yaptığınız anayasayı iptal edip yenisini yapma yoluna gider” diye uyarıyor. AKP Baykal’ın uyarı ve önerilerini dikkate alır mı?Tahmin etmek zor. Ancak ortamı gererek, muhalefetle, kurumlarla ve toplumun bir bölümüyle kavga ederek yeni bir anayasa yapabilmek daha da zor...

Devamını Oku

Yeni anayasa AKP’de de huzursuzluk yaratıyor...

27 Eylül 2007

Kimse açıkça söyleyemiyor ama anayasa tartışmaları AKP içinde de ciddi rahatsızlık yaratmış durumda. AKP içindeki rahatsızlık yeni anayasa yapılıyor olmasından değil. Aksine rahatsızlık duyan milletvekilleri ve parti yöneticileri de Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyaç duyduğunu kabul ediyorlar. Ama bu konuda izlenen yöntemi doğru bulmuyorlar.Bu yöntem üzerine çıkan laiklik ve türban tartışmalarının ülkede var olan gerilimi tırmandırabileceğinden ve dolayısıyla hükümetin hızını keseceğinden endişe duyuyorlar.Dün konuştuğumuz bir AKP milletvekili, “Bu iş Meclis’e, Meclis Başkanlığı’nın inisiyatifine bırakılmalıydı. Bu mesele yüzünden muhalefet partileriyle yeni bir çatışmaya girmeye hiç gerek yoktu. Tam aksine anayasa muhalefetle tam bir uyum ve işbirliği içinde hazırlanmalıydı” diyor.Anayasa tartışmalarının laiklik ve türban konuları üzerinde odaklanmasının, laikliğe duyarlı bazı toplum kesimlerini tedirgin ettiğini düşünen bazı AKP’liler parti yönetiminin yöntem değişikliğine gitmesi, konuyu bir an önce Meclis Başkanlığına havale etmesi gerektiğini söylüyorlar.Dile getirilen önerinin özeti şu:Öncelikle muhalefetle bir uzlaşma zemini yaratılmalı. Bu, grup başkanvekilleri aracılığıyla sağlanabilir. Ardından Meclis Başkanı partilerarası bir uzlaşma komisyonu oluşturmalı. Bu komisyon, başlangıçta AKP’nin taslağını hiç dikkate almadan, gerekirse yeni bir bilim kurulu oluşturarak bir taslak hazırlatmalı.Bu aşamadan sonra AKP kendi hazırlattığı taslağını da komisyona sunsun, üniversitelerden, sivil toplum kurumlarından gelecek taslaklar da bu komisyonda değerlendirilsin, nihai taslak partilerarası uzlaşmayla ortaya çıkarılsın. Ve yeni anayasa teklifi eğer mümkün olursa bütün partilerin ortak imzasıyla sunulsun...İyi niyetli bir öneri. Ancak gelinen bu noktadan sonra Başbakan Tayyip Erdoğan acaba bu öneriyi benimseyecek mi? Dahası kulislerde iyi niyetli olarak bu düşüncelerini, kaygılarını diye getiren AKP’liler, cesaret edip bu öneriyi Başbakan Erdoğan’a da aktarabilecekler mi?Zayıf ihtimal.Ancak AKP’nin mevcut stratejiyi başarıya ulaştırabilmesi de o kadar zor. Sayısal olarak elbette bir zorluğu yok AKP’nin. 341 milletvekili çoğunluğu ile referanduma sunulacak bir anayasa değişikliğini Meclis’ten pekala geçirebilir. Bu noktada aritmetik bir sıkıntı olmayabilir. Ancak ya siyasi sıkıntıları, siyasi bedeli?Muhalefetle çatışarak, kavga ederek, toplumun bazı kesimlerini tepkisini görmezden gelerek yeni anayasa yapılabilir mi?Çok zor...

Devamını Oku

AKP yeni anayasada kararlı...

25 Eylül 2007

Muhalefet, üniversiteler, YÖK ve yüksek yargı AKP’nin yeni anayasa hazırlıklarına şiddetli tepki gösteriyor. Meclis’in yeni anayasa yapamayacağı, ancak mevcut anayasayı değiştirebileceği ileri sürülüyor. Yeni anayasa yapılabilmesi için ise Kurucu Meclis oluşturulması öneriliyor. Fakat AKP’nin en azından şimdilik bu tepkilere aldırdığı yok. AKP yeni anayasa projesine yönelik eleştiri ve tepkileri, “Statükonun devamını sağlamaya çalışanların hezeyanı” diye değerlendiriyor ve yeni anayasa konusunda son derece kararlı. “Biz artık bu yola girdik, buradan geri dönüş yok” diyor dün konuştuğumuz bir bakan. Eleştiri ve tepkilerin de son derece seviyesiz olduğunu öne süren aynı bakan CHP’nin YÖK ve yargının tepkisini de şu sözlerle eleştiriyor:“Tartışma, yeniçeri üslubu içerisinde götürülüyor. Sanki herkes Patrona Halil. ‘İstemezük’ diyor. Kim neyi istemiyor belli değil. Düne kadar herkes, ‘yeni bir anayasa yapmamız lazım bu yamalı bohça olmuş’ diyordu. Yargıtay’ı da bunu söylüyordu, Barolar Birliği de. TÜSİAD’tan tutun Odalar Birliği’ne, sendikalara hatta ana muhalefet partisi CHP bile geçmişte bu anayasa değişmeli diyordu. Şimdi ne oldu da fikir değiştirdiler anlamak mümkün değil...” Bazı anayasa hukukçularının ve CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın dile getirdiği, “Bu Meclis, mevcut anayasayı iptal edip yeni anayasa yapamaz. Ancak değişiklik yapabilir” görüşünü hatırlattığımızda da kabinenin etkin ismi şunları söylüyor:“Onu geçin bir kere. Olur mu öyle şey? Elbette yapacaktır. Yoksa o zaman Türkiye’de darbe yapmadan anayasa yapılamaz sonucu çıkar. Kurucu Meclis dediğiniz darbelerden sonra oluşan meclistir. Hâlâ darbe mi bekleyeceğiz yeni anayasa yapmak için? ‘Değişiklik yapın’ diyorlar. İyi de artık bu anayasa dikiş tutmaz, buna yama yapamazsınız. Her tarafı eskimiş, yamalı bohça olmuş artık bu anayasaya bir şey yapılamaz...” Evet iktidar partisi son derece kararlı. Ve önerge Meclis’e gelmeden muhalefetle uzlaşma zemini aramaya da gerek görmüyor AKP. AKP’nin yeni anayasa konusundaki temel stratejisi, muhalefetten, özellikle de CHP’den çok TÜSİAD, Odalar Birliği, işçi ve işveren sendikaları gibi sivil toplum örgütleri ile bir uzlaşma ve işbirliği sağlamaya dönük. Sivil toplum örgütlerinin yeni anayasa projesine vereceği destek çok önemseniyor. Böylelikle muhalefetin ve bazı devlet kurumlarının da dirençlerinin kırılabileceği hesaplanıyor. Sivil toplum örgütlerinin desteği önemseniyor ama öte yandan da yeni anayasa projesi ile birlikte yeniden alevlenen laiklik ve türban tartışmaları ile devlet kurumları ile iktidar arasındaki ipler de iyice geriliyor. Bugün, hükümet asker ilişkilerinin normal seyrinde yürüdüğünü söyleyebilmek güç. YÖK ve üniversitelerle, yüksek yargının bir bölümü ile gerilim giderek tırmanıyor. Ana muhalefetle küslük ve çatışma ortamı devam ediyor.Böyle bir gerilim ortamında yeni bir anayasa, yeni bir toplum sözleşmesi yapılabilir mi?

Devamını Oku

İktidarı pekiştirme stratejisi mi?

24 Eylül 2007

Nisan ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimi kilitlenince AKP, cumhurbaşkanının halk oyuyla seçilmesine ilişkin bir anayasa değişikliği yapmıştı. Fakat seçimlerde elde edilen yüzde 47 oy ve 341 milletvekili çoğunluğu ile, yarıda kesilen Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesi süreci tamamlandı. Şu anda Gül 11. Cumhurbaşkanı olarak Çankaya Köşkü’nde. Ama öte yandan cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ilişkin süreç de devam ediyor. Anayasa referandumuna dört haftadan az bir süre kaldı.21 Ekim’de yapılacak olan referandumda eğer anayasa değişikliğine yüzde 50 artı 1 “evet” çıkarsa ne olacak? Şu anda bir netlik yok. Kararı Yüksek Seçim Kurulu verecek. Ancak anayasa değişikliği ile Gül’ün cumhurbaşkanlığının sona erdirileceği ve 11. Cumhurbaşkanının iki turlu seçim sistemi ile halk tarafından seçilmesi yönünde bir karar çıkma olasılığı yüksek. Çoğu hukukçunun ve hatta AKP kurmaylarının da beklentisi bu yönde.Ve eğer böyle olursa YSK, “Mevcut cumhurbaşkanı hukuki statüsünü kaybetmiştir. 11. Cumhurbaşkanı anayasa değişikliğine uygun olarak halk tarafından seçilmelidir” kararını verirse Türkiye bir veya iki kez daha sandık başına gitmek durumunda kalacak. Küllendirilmeye çalışılan tartışmalar yeniden alevlenecek, toplumsal çatışma ve kutuplaşma riskleri yeniden artacak. Oysa bunu önlemenin yolu vardı. Yeni Meclis oluşup Cumhurbaşkanlığı seçimi tamamlandıktan sonra AKP eğer isteseydi referandum gündemindeki cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin anayasa değişikliğini yok hükmüne düşürecek bir anayasa değişikliğini pek ala yapabilirdi. Ama yapmadı. Ki böyle bir yola gitmenin çok mantıklı bir gerekçesi de vardı. AKP yeni anayasa projesini çok daha önceden başlatmıştı. Belli ki yürürlükteki anayasayı değiştirme kararlılığı zaten var. Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin bir düzenleme yapmayı, bir sistem değişikliğine gitmeyi çok istiyorsa AKP yeni anayasa veya kapsamlı anayasa değişiklikleri kapsamında bunu yapabilirdi. Referandum gündemindeki değişikliğe şu an Türkiye’nin acil ihtiyacı mı var? Yok. 11. Cumhurbaşkanı yürürlükteki anayasa gereğince seçildi ve şu anda görevinin başında. O zaman bu gereksiz referandum prosedürünü niye durdurmadı AKP? Niye seçmeni en az iki, belki de üç kez daha sandığa götürecek bir seçeneği kabullendi?AKP acaba seçmeni yeniden yeniden sandık başına götürerek, muhalefetin dağınıklığından ve güçsüzlüğünden de yararlanarak kendi gücünü ve iktidarını iyice pekiştirmek mi istiyor?Anayasa değişikliği referandumda kabul edilir ve YSK, 11. Cumhurbaşkanı halk oyuyla seçilmeli kararı verirse AKP, Abdullah Gül’ü aday gösterecek.Gül birinci turda yüzde 50’nin çok üzerinde bir oy oranıyla cumhurbaşkanı seçilirse hem AKP bir yıl içinde üç defa seçim zaferi kazanmış olacak hem de Gül çok daha güçlü biçimde Çankaya’ya halkın oyları ile dönecek. Bugün bazı kurum ve kesimlerin gösterdiği tepki ve protestoların da önünün alınabileceğini hesaplıyor AKP kurmayları...

Devamını Oku

Seçmen AKP’ye türban için mi oy verdi?

21 Eylül 2007

Seçimde oy verenlerin de vermeyenlerin de AKP’den beklentisi hayli yüksekti. Bu partinin artık “Milli Görüş” etkisinden tümüyle sıyrılacağı, 80’li yıllardaki Turgut Özal’ın ANAP’ı gibi merkez partisi konumuna geleceği umuluyordu.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimden önce verdiği uzlaşı mesajları, seçim sonuçlarının belli olduğu gece yaptığı ilk konuşma umutları çok artırmıştı. Bazı kurumlarda ve toplum kesimlerinde var olan korkuların boşa çıkarılacağı, kutuplaşma ve çatışma eğilimlerinin törpüleneceği bekleniyordu. Meclis Başkanlığı seçiminde liberal eğilimli Köksal Toptan’ın aday gösterilmesi ve sergilenen uzlaşma, bu yöndeki beklentiyi daha da pekiştirdi.Fakat Başbakan Erdoğan’ın seçim öncesinde söylediklerinin aksine muhalefetle hiçbir uzlaşma arayışına gerek duyulmaksızın Abdullah Gül’ün aday gösterilip, AKP oylarıyla Cumhurbaşkanı seçilmesi, olumlu beklentilere ilk darbeyi vurdu.AKP, seçmenden aldığı yüzde 47’lik destek ve 341 milletvekiliyle uzlaşmaya gerek duymadı. Toplumun bir bölümünün, muhalefetin, başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere devlet kurumlarının itirazlarını hiç kaale almadı ve Abdullah Gül’ü Çankaya Köşkü’ne çıkardı.Muhtemelen, “Yüzde 47’lik oy her şeye kadirdir, itiraz edenler de bir süre sonra alışır” diye düşündü AKP kurmayları. Ama Türkiye her bakımdan sıkıntılı bir sürece sokuldu. AKP’liler, “normalleşme başladı” diye düşünüyor ama ortamın pek de normale döndüğü yok. Başkentteki resmi davetlerde Cumhurbaşkanı’nı karşılanma ve uğurlama törenlerinde yaşananlar “alışma” ve “normalleşme” sürecinin son derece kritik ve sancılı geçeceğini gösteriyor.Bu gerilim devam ederken mayınlı alanda ikinci adımını da attı AKP. Yeni anayasa tartışmaları birden bire türban tartışmalarına kilitlendi. Başbakan Erdoğan’ın Financial Times’a verdiği demeçteki, “Siyasetin bir numaralı görevi türban sorununu çözmektir” sözleri, tartışmayı iyice alevlendirdi.Şu anda gelişmeler, Erdoğan’ın seçim öncesinde ve seçim gecesi söylediklerinin taban tabana tersi istikamete dönmüş durumda. Hemen herkesin yıllardan beri değişmesini istediği yürürlükteki darbe anayasasının yerine daha özgürlükçü, daha demokrat bir anayasa projesine elbette kimsenin itirazı yok.Ancak bu noktada AKP iki büyük yanlış yaptı. Birincisi, bu projeyi parti olarak kendi tekelinde yürütmeye çalıştı. Oysa konuyu Meclis gündemine getirse, muhalefeti bu taslak çalışmalarına ortak edebilseydi, taslak çalışmalarını bütün partilerin temsil edildiği bir uzlaşma veya uyum komisyonu eliyle yürütmeyi deneseydi, kurumları, üniversiteleri, sivil toplum örgütlerini işin içine katsaydı, en azından bugünkü “parti anayasası hazırlıyorlar” eleştirisine maruz kalmazdı AKP.İkinci yanlış ise üniversitelerdeki türban yasağını anayasa değişikliği ile kaldırma girişimi oldu.Acaba bugün gerçekten Türkiye’nin çok acil ve öncelikli konusu yeni anayasa ve üniversitelerdeki türban yasağının kaldırılması mı? AKP’ye oy veren seçmenlerin öncelikli beklentisi bu muydu?Seçim sonuçlarını yüzde yüze yakın bir isabetle tahmin eden Tarhan Erdem’in Konda şirketinin yaptığı araştırmaya göre değildi.Erdem’in araştırmasına göre 22 Temmuz’da seçmen tercihlerini etkileyen en önemli faktör, “ekonomik durum ve beklentiler” idi. Seçmenin yüzde 78,3’ü bu beklentiyle oy vermişti, türban için değil...

Devamını Oku

Türban gerilimi yeniden tırmanıyor...

20 Eylül 2007

22 Temmuz seçimleri kuvvetli bir tek parti iktidarı çıkardı. Kilitlenen cumhurbaşkanlığı seçiminin önünü açtı ve Abdullah Gül AKP oylarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin 11. Cumhurbaşkanı seçilerek Çankaya’ya çıktı. Ama Türkiye 22 Temmuz öncesinin sorunlarını, sıkıntılarını aşamadı. Ne toplumsal kutuplaşma riski azaldı ne de kurumlar arasındaki güven bunalımının ve gerilimin dozu düştü.Türkiye bir türlü normalleşemedi, temel sıkıntılarını aşamadı. Aksine devlet kurumları ile siyasi iktidar arasında inişli çıkışlı süregiden gerilime şimdi bir de kurumlarla Çankaya arasındaki limoni ilişki düzeni eklendi.Türk Silahlı Kuvvetleri gelişmelerden duyduğu rahatsızlığı hemen her platformda sembolik eylemlerle ifade ediyor. “Ben bu durumu (Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığını) içime sindiremiyorum” diyor asker. Muhtemelen bu gibi memnuniyetsizliklerin, yumuşak protesto tepkilerinin olabileceğini önceden hesaplamıştı iktidar partisi ve Abdullah Gül. Belki de Turgut Özal gibi onlar da “alışırlar” diye düşünmüşlerdi. Ancak bu kez alışma süreci çok daha sancılı geçecek gibi gözüküyor.Sadece son iki günde askerle Cumhurbaşkanı arasındaki ilişkiden yansıyan görüntüler bile bu konuda hayli düşündürücüdür. Cumhurbaşkanı Gül’ün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gidişi, karşılanışı ve dönüşü çarpıcı görüntülere sahne oldu. Bu gezi sırasında Hayrünnisa Gül ile komutanlar arasında adeta köşe kapmaca oynandı.Ankara’dan uğurlanışta Hayrünnisa Gül törenden önce uçağa bindi. Gül tek başına uğurlama heyetinin elini sıktı. Ancak Kıbrıs’a vardığında Ercan Havaalanı’nda Hayrünnisa Hanım’la birlikte uçaktan inecekleri için Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu alandaki karşılama törenine gelmedi. Eşsiz verilen yemeğe komutanlar katıldı ama eşli resepsiyona girmediler. Dün Ankara’ya dönüşte yaşananlar da farksız. Ankara Valisi Kemal Önal, 4. Kolordu ve Garnizon Komutanı Korgeneral Aslan Güner, Belediye Başkanı Melih Gökçek uçağın merdivenlerine serilmiş halının sağında yerlerini almış Cumhurbaşkanı Gül’ün uçaktan inmesini bekliyorlar. Ancak kapı açılıp Gül eşi Hayrünnisa Hanım’la birlikte merdivenleri inmeye başlayınca Korgeneral Aslan Güner sırayı terkediyor. Tepki, Cumhurbaşkanı’na veya Hayrünnisa Hanım’ın kişiliğine değil.Tepki Hayrünnisa Hanım’ın türbanına. Anayasa Mahkemesi’nin 1989 yılında verdiği bir kararla “Siyasal İslamın Sembolü” olduğu hüküm altına alınan türbanın, devletin zirvesine çıkmasını, kamusal alana girmesini kabullenemiyor asker. O yüzden bu tür tatsız, hatta trajikomik görüntüler ortaya çıkıyor.Ve türban sorunu serinkanlılıkla konuşulmadıkça, tartışılmadıkça, bir çözüme kavuşturulmadıkça yaşanan bu tatsızlıkların, bu gerilimlerin Türkiye’yi ciddi bir siyasi krize götürmesi hiç de ihtimal dışı gözükmüyor.Türkiye’nin öncelikle “laiklik” ve “irtica” kavramları üzerinde ortak bir tanımda uzlaşması gerekiyor. Bugün bazı kesimlerin “var” dediği irtica tehlikesi siyasi iktidar açısından “yok”. Çünkü tanımlar farklı. Önce tanımlar arasında uzlaşmaya varmak, ardından türbanın gerçekten siyasal İslamın sembolü olup olmadığı noktasında uzlaşma sağlamak gerekiyor. Bu uzlaşma zeminini yaratacak olan da siyasi iktidar. Fakat Başbakan Erdoğan şu ana kadar bu yönde umut verici bir adım atmış değil. Anayasa çalışmalarında bile en azından şu aşamada uzlaşma arayışını gerekli görmüyor Başbakan.

Devamını Oku

AKP’li Fırat: Parti anayasası hazırlamıyoruz, öncülük yapıyoruz...

19 Eylül 2007

AKP’li Fırat: Parti anayasası hazırlamıyoruz, öncülük yapıyoruz...Ortada henüz resmi bir teklif metni yok ama yeni anayasa üzerindeki tartışmalar giderek şiddetleniyor. Ortada resmi bir metin olmadığı için de, tartışmalar genellikle konunun özünden çok biçimiyle ve bölük pörçük çıkan gazete haberleri üzerinden sürdürülüyor. “AKP, muhalefeti ve üniversiteleri bu çalışmaya ortak etmediğine göre bir parti anayasası mı hazırlıyor? Kamusal alanda, üniversitede türbana serbesti geliyor mu gelmiyor mu, eğitim dilinin Türkçe olması zorunluluğu kalkacak mı kalkmayacak mı..?” Bu ve benzeri eleştirileri, anayasa taslağını hazırlayan heyetin başkanlığını yürüten AKP Genel Başkan Yardımcısı Mir Dengir Fırat’la konuştuk. Fırat, muhalefetin özellikle de CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın eleştirilerine sert tepki gösteriyor:“Şu anda yapılan eleştirileri çok haksız buluyorum. Eleştirilerin hiçbiri öze ilişkin değil, hep gazete haberlerine göre, işin özüne değil, şekline yönelik. Aslında ben bazılarının niyetlerini biliyorum. Onlar, ’Bu özgürlükler çok fazla’diyemedikleri için etraftan dolaşıp başka yerden vurmaya çalışıyorlar...” Hazırlık çalışmalarına muhalefetin niye ortak edilmediğini, niye uzlaşıyla bir metin hazırlama yoluna gidilmediğini sorduğumda da şu yanıtı veriyor Fırat: “Bugün Türkiye’nin daha demokratik, daha özgürlükçü, bireyi ön planda tutan çağdaş bir anayasaya ihtiyacı var mı? Var. Buna kimse itiraz etmiyor. Ama nasıl olacak? Bütün toplum bir araya gelecek, ’sen şurası yaz ben burasını, o burasını yazsın’diye bir anlaşma yapıp öyle mi hazırlanacak anayasa? Bu mümkün mü? O zaman buna birisinin öncülük etmesi yazım. İşte biz bu öncülüğü yapıyoruz...” Fırat, “biz öncülük yapıyoruz” diyor ama AKP’nin tek başına yürüttüğü taslak yarın teklif olarak Meclis’e gelecek. 341 milletvekili ile Meclis’ten geçirip referanduma götürebilecek çoğunluğu olduğu da dikkate alınırsa, AKP’nin getireceği değişiklik teklifinin yeni anayasa haline gelmesi ihtimali çok yüksek. Belki de o nedenle “Bu AKP’nin parti anayasası olur” eleştirileri yapılıyor.Fırat buna itiraz ediyor: “Hayır. Bizim hazırladığımız taslağın taslağı. Bu anayasa bizim değil, biz öncülük görevi yaptık. Metne MYK’da son şeklini verdikten sonra sonra kamuoyuna ilan edeceğiz. Metni bütün siyasi partilere, üniversitelere, sivil toplum kuruluşlarına dağıtacağız. Sempozyumlar düzenlenecek, oralardan yeni öneriler çıkacak. Siyasi partiler görüş açıklayacak, onlardan belki yeni öneriler gelecek. Bunların sonucunda arkadaşlarımız gelen önerileri, katkıları da dikkate alarak Meclis’e bir teklif sunacaklar. Bu teklif Anayasa Komisyonu’nda tartışılacak, orada da muhalefetin de katkısıyla yeni düzenlemeler yapılacak. Sonra Meclis Genel Kurulu’nda tartışılacak. En geniş katılımı sağlamak istiyoruz, bunun için zemin yaratıyoruz. Bu niye parti anayasası olsun, Türkiye’nin anayasası olacak...” Siyasi partilerin, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının öneri ve katkılarını beklediklerini söylerken şu uyarıyı da peşinen yapıyor:“Her fikre, her öneriye açığız ama tek koşulumuz var: Öneriler özgürlükleri daraltıcı, demokrasiyi yok edici, hukuk devletini dışlayıcı, zayıflatıcı olmamalıdır.”

Devamını Oku