ABD ve Irak’a “makul süre” tanınacak...

17 Ekim 2007

Hükümet tezkeresinin dün parlamamentoda büyük bir çoğunlukla kabul edilmesiyle Türkiye, Kuzey Irak’a yönelik sınır ötesi askeri harekat konusunda dönüşü olmayan bir yola girdi.Belki hemen yarın değil, bir iki hafta içinde de değil ama Türkiye, boyutunu, askeri ve siyasi sonuçlarını şimdiden kestirebilmenin son derece güç olduğu askeri harekata adım adım yaklaşıyor.Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi’nin de dün Ankara’dan ayrılmadan önce mutlu biçimde açıkladığı gibi hükümet tezkereyi hemen uygulamayı düşünmüyor. Irak’a ve ABD’ye yeterli süre tanınıyor.Ama bu “yeterli süre” bugüne kadar olduğu gibi işi sulandıracak ölçüde aylara yıllara yayılacak bir süre değil. Dün konuştuğum etkili bir hükümet üyesinin ifadesiyle, “Herkesin aklını başına alıp, gereken adımları atmaya başlamasına yetecek makul bir zaman...” O zaman dolduğunda da karşı taraf, yani Irak Hükümeti, Kuzey Irak’taki Kürt yönetimi ve ABD hala gerekenleri yapmamış, Türkiye’yi tatmin edici somut adımları atmamış olursa hükümet çok arzuluyor olmasa da düğmeye basacak. Türkiye açısından koşulların her bakımdan en uygun olduğu bir ortamda, terör örgütünün ve bu örgüte yardım ve yataklık yapanların, lojistik destek sağlayanların hiç beklemediği bir anda hükümet Genelkurmay Başkanlığı’na sınırötesi askeri harekat direktifini verecek. Ama önce diplomasi alanında atacağı adımlar var hükümetin.2-3 Kasım tarihlerinde İstanbul’da Irak’a komşu ülkeler Dışişleri Bakanları toplantısı yapılacak. Bu toplantı kritik önem taşıyor. Dışişleri Bakanı Ali Babacan Kuzey Irak’taki PKK varlığının üç ülkenin de işbirliği ile Türkiye’nin sınırötesi operasyonuna ihtiyaç kalmadan tasfiye edilebilmesi için ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ve Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari ile belki de son kez yüz yüze görüşecek. Muhataplarına hükümetin kararlılığını aktaracak.İkincisi Başbakan Erdoğan’ın ABD ziyareti. Erdoğan’ın 5 veya 6 Kasım günü Washington’da ABD Başkanı Bush ile yapacağı görüşme Türk-ABD ilişkileri açısından muhtemelen tarihsel bir dönüm noktasını oluşturacak. Görüşmede Temsilciler Meclisi gündeminde bulunan sözde soykırım tasarısı da ele alınacak ama asıl gündem Kuzey Irak’taki PKK varlığının tasfiyesi ve sınır ötesi harekat olacak.Özetle Türkiye son derece haklı olduğu bu olayda ve sınır ötesi operasyon konusunda ileride haksız pozisyona düşmemek için önceden yapılması gereken her şeyi yapacak. Yani “son çare” olarak görülen sınır ötesi askeri harekat öncesi atılması gereken bütün adımları atacak hükümet. Bütün yolları tüketecek.Şu anda iyimser beklenti, ABD’nin devreye girmesi ile PKK’nın Kuzey Irak’ta sıkıştırılması, örgüte ait büroların kapatılması, kampların dağıtılması, elebaşılarının yakalanıp Türkiye’ye teslim edilmesi. Bu yönde somut ve inandırıcı adımlar atılırsa ne ala, aksi halde sınır ötesi askeri harekat için aylarca bekleme eğiliminde değil hükümet ve asker...

Devamını Oku

Sınır ötesi operasyonu ne durdurur?

16 Ekim 2007

Sınır ötesi operasyon tezkeresi bugün Meclis gündemine gelecek ve DTP’lilerin yanı sıra belki birkaç AKP milletvekilinin muhalefetine karşı büyük bir oy çokluğu ile kabul edilecek. Böylelikle hükümetin, bugünden itibaren Kuzey Irak’a yönelik bir sınır ötesi operasyon için bir yıl süreli yetkisi olacak. Fakat hükümet hâlâ “tezkereyi kullanmak zorunda kalmamak” umudunu koruyor. Sorunun, Kuzey Irak’taki bölücü terör örgütünün Türkiye’nin tek başına bir askeri harekatına gerek kalmadan tasfiye edilmesiyle çözülmesini arzu ediyor. Eğer bu olmazsa..? Teröristler Kuzey Irak’ta elini kolunu sallayarak dolaşmaya devam eder, yerel unsurların yardım, yataklık ve lojistik desteği altında eğitimlerini tamamlayıp, cephanelerini temin ettikten sonra sınırı geçip Türkiye’de kan dökmeye, can almaya devam edecek olurlarsa... İşte o zaman hükümet, hiç arzulamamış olsa da Türk Silahlı Kuvvetleri’ne en uygun zamanda gerekli direktifi verecek ve “Sınırı geç, gerekeni yap” diyecek.Ama hükümet bu noktaya gelmek istemiyor. Bugüne kadar istemedi, o nedenle yıllardan beri gelen tezkere baskılarına direndi. Bugün hükümetin de umutlarının zayıfladığı, sabrının taştığı bir ortam var. Yine de hükümet hâlâ ABD’nin bir şeyler yapabileceğini umuyor. Irak hükümetinin ve Kuzey Irak’taki Kürt liderlerinin aklını başına alıp PKK’ya karşı etkili tedbirler alabileceğini umut etmek istiyor. O nedenle ısrarla “Bu yetkiyi alıyoruz ama bugünden yarına bir sınır ötesi operasyon yapma niyetinde değiliz” mesajı veriyor hükümet. Irak ve ABD nezdinde diplomatik temasları sürdürürken tezkereyi de bir baskı unsuru olarak kullanmak istiyor.Ancak kamuoyunda sınır ötesi operasyon konusunda büyük bir baskı oluştuğu da gerçek. DTP dışındaki bütün muhalefet partileri adeta savaş tamtamı çalıyor. Bir an önce sınır ötesi harekat için bastırıyorlar. Bugün hükümet tezkeresine olumlu oy verecek olan muhalefet, yarın hükümete dönüp “Daha ne bekliyorsun, yetkiyi verdik. Niye bir an önce harekatı başlatmıyorsun?” diye baskı yapacak.Dün Meclis’teki CHP ve MHP grup toplantılarında dile getirilen ifadeler bunun habercisiydi aslında. Deniz Baykal da Devlet Bahçeli de hiç zaman geçirmeden Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’a geçip PKK avına başlamaları gerektiğini söylüyorlar. Bahçeli daha da ileri gidiyor, direktifin sadece PKK teröristleri ile sınırlı tutulmamasını, onlara destek veren Kürt peşmergelerin de hedef kapsamına alınmasını öneriyor.Hükümet ise değil hedefi genişletmek, başka bir çözüm bulunursa tezkereyi hiç uygulamamak istiyor. Yani sınırın ötesini son çare görüyor. Başbakan Erdoğan, “Tezkerenin kullanılmasına gerek kalmamasını temenni ediyorum” diyor.“Kınından çıkarılmış silah” diye tabir edilen tezkereyi kullanmamak mümkün mü?Elbette mümkün. Eğer ABD ve Irak bugüne kadar izledikleri yolu terk ederler, PKK’yı himaye etmekten vazgeçerler ve kısa zaman içinde PKK elebaşılarından bir kaçını yakalayıp Türkiye’ye teslim ederlerse, Kuzey Irak’taki örgüt varlığını tasfiye etme konusunda ciddi ve inanılır adımlar atmaya başlarlar, sınırdan sızmalar konusunda Türkiye ile sağlıklı ve güvenilir bir işbirliği yaparlarsa mümkün.Ama bunlar olmaz ise hükümetin bu tezkerenin gereğini yapmaktan başka şansı kalmayacak gibi gözüküyor. Zaten karşı taraf hiçbir şey yapmaz ve hükümet de tezkereyi uyutmaya alırsa o zaman bu durum sadece hükümeti zor durumda bırakmakla kalmayacak, Türkiye’nin de bölgesinde ve dünyada ciddiye alınırlığına çok ağır bir darbe indirecektir.

Devamını Oku

AKP’nin referandum ısrarı...

15 Ekim 2007

Türkiye’nin siyasal sisteminde referandum çok nadiren başvurulan bir mekanizma. Türk seçmeni bugüne kadar sadece dört kez referandum için sandık başına gitti. 1960 ve 1982’de anayasa için, 1987’de siyasi yasaklar ve 1988’de de yerel seçimlerin bir yıl öne alınması için. Pazar günü beşinci kez referandum için sandık başına gidilecek.Gidilecek de acaba seçmenin ne kadarı gidecek? Bugünkü havaya bakılırsa bu referandum seçmenin pek de ilgisini çekmemiş gibi gözüküyor. Bu referandumun seçmen açısından hiçbir somut sonucu yok. Referanduma sunulan anayasa değişiklik paketi cumhurbaşkanın 5 yıllık süreler için halk tarafından seçilmesini, seçimlerin 4 yılda bir yapılmasını ve Meclis toplantı yeter sayısının her halükarda 184 olmasını öngörüyor. Bu düzenlemeler bugünden yarına neyi etkileyecek? Hiçbir şeyi... Aslında söz konusu anayasa değişiklikleri geçen Mayıs ayında yapılırken kamuoyunun bu meseleye ilgisi vardı. O zaman önemliydi bu konu. Çünkü Meclis cumhurbaşkanını seçemiyordu ve sistem kilitlenmişti. Onun için zaten referanduma sunulan değişiklik 11. Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesini öngörüyor. Fakat 22 Temmuz seçimlerinden sonra oluşan yeni parlamento tablosu kilidin anahtarını açtı ve Abdullah Gül’ü 11. Cumhurbaşkanı seçti.Ve aslında Gül’ün cumhurbaşkanı seçildiği andan itibaren referandum gündemindeki anayasa değişikliği anlamını kaybetti. Aksine geleceğe dönük bir hukuksal problem haline geldi. Çünkü bir yandan Meclis’in seçtiği 11. Cumhurbaşkanı görevi başında ama öte yandan da 11. Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesini öngören anayasa değişikliği için bir aydan beri gümrük kapılarında oy kullanılıyor.Anayasa değişikliği referandumda kabul edilip yürürlüğe girdiğinde Gül’ün görevinin sona ermesi ve yeni cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi gibi bir hukuki zorunluluk doğması kuvvetle muhtemel. Bu riski ve çözüm önerisini iki hafta önce CHP gündeme getirdi. Gül’ün cumhurbaşkanlığına şiddetle karşı çıkan CHP iktidar partisine şu çağrıyı yaptı: “Anayasa değişikliği referandumda kabul edilirse Cumhurbaşkanının durumu hukuken tartışmalı hale gelir. Gelin bu durumu düzeltelim. Referandumdaki anayasa paketini geçersiz hale getirecek iki maddelik bir anayasa değişikliği yapalım...” AKP CHP’nin Cumhurbaşkanının hukuku durumuyla ilgili uyarısını kabul etti ama öneriyi elinin tersiyle itti. MHP’nin de desteği ile şimdi referanduma sunulan anayasa paketi değiştirilmeye çalışılıyor. “Yürürlüğe girmeyen anayasa değişikliğinin değiştirilmesini öngören anayasa değişikliği” bugün Meclis’te ikinci kez oylanacak ve kabul edilecek. Cumhurbaşkanı da jet hızıyla onaylarsa Çarşamba günü yürürlüğe girecek. O zaman ortaya hukuki açıdan garip bir tablo çıkıyor:Çarşamba gününe kadar gümrük kapılarında oy kullanan seçmenler ayrı bir anayasa değişikliği için oy kullanmış olacaklar, pazar günü oy kullanacak seçmenler ise başka bir değişiklik için evet veya hayır diyecekler.Bu durumun yarın yeni bir hukuki tartışma başlatması da kuvvetle muhtemel. Buna rağmen AKP, referandumu istiyor. Bu ısrarın nedenini anlamak güç. Türkiye yarın cumhurbaşkanı mı seçecek? Hayır, 7 yıl sonra seçecek. Ve o arada zaten AKP’nin anayasayı tümden değiştirme kararlılığı var. Buna rağmen referandumu yaptırmaya kararlı AKP. Tabii ki YSK’dan farklı bir karar çıkmaz ise...

Devamını Oku

Kuzey Irak’a önce ambargo sonra askeri operasyon...

11 Ekim 2007

Kuzey Irak’a yönelik askeri harekat konusunda Meclis’ten alınması gereken yetki tezkeresi muhtemelen bir iki hafta içinde görüşülüp karara bağlanacak. Aslında artık tezkerenin çıkmaması/çıkarılmaması gibi bir durum söz konusu değil. Tezkere Meclis’ten geçecek, hem de büyük bir çoğunlukla geçecek.Çünkü DTP dışındaki muhalefet bu tezkerenin çıkarılmasını iktidar partisinden daha çok istiyor. MHP ve CHP adeta zorluyor hükümeti, “Meclis’ten yetki alıp Kuzey Irak’a girin” diye.Tezkereye MHP ve CHP’den tam destek gelecek. Fakat AKP Grubu’ndan tam destek geleceği kuşkulu. AKP içinde tezkereye ve sınır ötesi operasyona karşı ciddi bir muhalefet var. Özellikle Kürt kökenli milletvekilleri, Kuzey Irak’a yönelik askeri operasyona şiddetle karşı. Onlar, “askeri operasyonun sorunu çözmeyeceği gibi işleri daha da içinden çıkılmaz hale getirebileceğini” düşünüyorlar. Bu düşüncelerini açıkça ifade ediyorlar da...Başta Kürt kökenli milletvekilleri olmak üzere AKP Grubu, tezkere oylamasında ciddi fire verebilir. Ancak muhalefetin desteği tam olduğu için Hükümetin istediği yetki bir iki hafta içinde Meclis’ten çıkacak. Ama uygulanacak mı? Bayramdan sonra yetki tezkeresini imzalayıp Meclis’e göndermeyi planlayan Başbakan Tayyip Erdoğan acaba bu yetkiyi aldıktan sonra gereği için Genelkurmay Başkanlığı’na “Irak girin, gereğini yapın” talimatının da altını imzalayıp verecek mi?Hayır vermeyecek. Başbakan Erdoğan’ın önceki gün CNN Türk’te soruları yanıtlarken de söylediği gibi Hükümet, sınır ötesi operasyon için Meclis’ten bir yıl süreli yetkiyi alacak. Ama bunu hemen bugünden yarına kullanmayacak. PKK’lı teröristlere adeta “Kaçın, saklanın” dercesine önceden ilan ederek girilmeyecek. Hatta mümkün olursa hiç girilmeyecek. Ancak bütün yollar tüketilip, sorunun köklü çözümü için tek çare sınır ötesi harekat noktasına gelindiğinde, koşulların en uygun olduğu günde Türk Silahlı Kuvvetleri, hiç kimsenin beklemediği bir anda Kuzey Irak’taki PKK yuvalarına hava ve kara harekatını başlatacak.Hükümetin bu konudaki stratejisinin ilk aşamasını yoğun bir diplomatik temas trafiği oluşturuyor. Önce Irak hükümeti ve ABD, Kuzey Irak’taki PKK varlığının tasfiyesi için işbirliği yapmaya zorlanacak.Bu arada bölgedeki PKK teröristlerine barınma imkanı sağlayan, hatta gizli ve açık lojistik destek veren Kuzey Irak’taki otonom Kürt yönetimi üzerinde ağır bir baskı oluşturulacak. Ekonomik yaptırımlar adım adım uygulamaya konulacak. Ticari ilişkileri kısıtlanacak. Bu bölgenin elektriğinin neredeyse tamamını, akaryakıt ihtiyacının büyük bölümünü Türkiye sağlıyor. Kuzey Irak’a sefer yapan yolcu uçakları Türk hava sahasını kullanıyor. Diplomatik temaslardan sonuç çıkmaması, yapılan uyarıların Irak hükümeti ve özellikle Kürt yönetimince dikkate alınmadığının görülmesi halinde ikinci aşama olarak bu alanlarda kademeli bir ambargo uygulamasına geçilecek. Özetle Irak’ı ve Kuzey’deki Kürt yönetimini işbirliğine ikna etmek için akla gelebilecek tüm tedbirleri adım adım devreye sokacak hükümet. Son çare askeri harekat...İyi bayramlar...

Devamını Oku

Tezkere ve sınırın ötesi...

10 Ekim 2007

Kuzey Irak’a yönelik sınır ötesi operasyon ve bunun iç hukuk bakımından altyapısı olan tezkere tartışmaları yıllardan beri yapılıyor Ankara’da. Muhalefet ve bazı çevreler 2003’ten beri bunun için sıkıştırıyor AKP iktidarını. PKK terörünün tırmanış gösterdiği, büyük boyutlu terör saldırılarının meydana geldiği hemen her dönemde herkesin aklına sınır ötesi operasyon geliyor.Sınır ötesi operasyonun neyi ne kadar çözebileceği ayrı konu. O pek fazla tartışılmıyor. Sınırın ötesinde neyle karşılaşılacağı da...Meclis’ten tezkere çıkarılıp sınır ötesi operasyon yetkisinin hükümetin cebinde olmasını Genelkurmay da istiyor. Genelkurmay da gerektiğinde sınır ötesi operasyon yapabilmenin terörle mücadeleyi etkinleştirebileceğini öngörüyor. Bunu yakın geçmişte Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ da ayrı ayrı açıkça ifade ettiler.Asker doğal olarak bu konuda topu siyasi otoritenin, hükümetin önüne bırakıyor; “Direktifi verin biz gereğini yapalım” diyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt Mayıs ayında Harp Akademileri Komutanlığı’nda gazetecilerin sorusunu yanıtlarken sınır ötesi operasyon için “siyasi direktif bekliyoruz” demiş ve son derece çarpıcı bir olasılığın da altını çizmişti:“Oraya gittiğimizde karşımıza kimin çıkacağı belli olmaz. Peşmerge mi çıkar, ABD askeri mi çıkar? Bu yüzden direktifin belirlenmesi lazım...” İşte şimdi hükümet bu direktifi belirlemeye çalışıyor. Bayram sonrasında Meclis gündemine gelmesi beklenen tezkerenin bir yandan Birleşmiş Milletler şartı ve uluslararası hukuka uygunluğu yönünde titiz bir hukuk çalışması yürütülüyor. Diğer yandan da sınırın ötesinde askerin neyle, hangi güçle karşılaşabileceğinin olasılıkları irdeleniyor. Yani tezkere sonrasında Genelkurmay’a Başbakan imzasıyla verilecek siyasi direktifin çerçevesi çizilmeye, ABD güçleri ile karşı karşıya gelmek de dahil her türlü olasılığa karşı izlenecek yol haritası oluşturuluyor.Bütün bu teknik hazırlıklar yapılırken acaba hükümetin niyeti de MHP’nin çok sık dillendirdiği gibi tezkere çıksın ve bir an önce Türk Ordusu Kuzey Irak içlerinde PKK avına çıksın yönünde mi?Hayır değil. Hükümet bir süre öncesine kadar sınır ötesi operasyona karşıydı. Şimdi son çare olarak bu yolu da açıyor ama, son çare olarak; önce diğer yolları, diğer kanalları sonuna kadar zorlayarak, sınır ötesi operasyon dışındaki bütün yolların tüketilmesinden sonra...Muhtemelen bayram sonrasında tezkereyi Meclis’ten geçirecek. Fakat hemen uygulamak, Genelkurmay’a “girin” talimatı vermek yanlısı değil hükümet. Yetkiyi cebine koyup bir süre bekleyecek. Diplomatik kanalları sonuna kadar zorlayacak. İstanbul’da yapılacak olan Irak’a komşu ülkeler toplantısı beklenecek. Burada hem ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice hem de Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari ile konu ele alınacak. Ardından Kasım ayında Başbakan Erdoğan’ın Washington ziyareti var. Orada ABD Başkanı George Bush ile son derece kritik bir görüşme yapacak Erdoğan. Kuzey Irak’taki PKK varlığının Türkiye, Irak ve ABD’nin işbirliği ile bitirilmesi için bu görüşme muhtemelen son pazarlık olacak. Buradan da sonuç çıkmaz ise hükümet “bütün yolların tüketildiğini” varsayarak son seçeneği, yani tek başına sınırötesi operasyon tercihini uygulamaya koyacak...Şu anda tezkere ve sınırötesi operasyon konusunda hükümet kanadından yansıyan hava bu...

Devamını Oku

Kuzey Irak’a ambargo ve sınırötesi operasyon yolda...

9 Ekim 2007

Türkiye, gerek ABD gerekse de ABD’nin kontrolündeki merkezi Irak Hükümeti nezdinde uzunca bir süredir PKK terörüne karşı mücadelede işbirliği için ikna diplomasisi yürütüyor.Fakat ne yazık ki şu ana kadar işbirliği yönünde karşı taraftan somut bir adım gelmiş değil. İki hafta önce Irak’la bir güvenlik anlaşması imzalandı ama onun da Kuzey Irak’taki otonom Kürt yönetiminin muhalefeti nedeniyle ne ölçüde hayata geçirilebileceği belli değil. Türkiye işbirliği konusunda aylardan, hatta yıllardan beri sabırla bekliyor. Ama terör beklemiyor. Terör örgütünün hain saldırıları her gün can almaya devam ediyor.Ve geçen pazar günü Şırnak’ta meydana gelen saldırı, 13 askerin şehit edilmesi bardağı taşıran son damla oldu.Sınır ötesi operasyon konusunda muhalefet ve iç kamuoyundan gelen baskılara uzun süreden beri direnen, bunun son seçenek olması gerektiğini düşünen hükümet de dün itibariyle bu son seçenekten yana tutum almış durumda.Önceki gün ve dün Ankara’da terörle mücadele gündemli yoğun bir trafik yaşandı. Konu önce Bakanlar Kurulu’nda ele alınıp genel çerçevesi itibariyle enine boyuna değerlendirildi. Ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Başkanlığında Çankaya Köşkü’nde Başbakan Tayyip Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın da katıldığı bir devlet zirvesi yapıldı.Dün de Başbakan Erdoğan’ın başkanlığında yapılan Terörle Mücadele Yüksek Kurulu toplantısının ardından iç ve dış kamuoyuna çok önemli bir açıklama yapıldı. Açıklamanın can alıcı paragrafı şu:“Terör örgütünün komşu bir ülkedeki mevcudiyetini sona erdirmeye yönelik olarak önümüzdeki süreçte, gerektiğinde sınır ötesi operasyon dahil olmak üzere hukuki, ekonomik ve siyasi her türlü tedbirin alınması, terör ve teröristlerle etkili yöntemlerle kararlı bir şekilde mücadeleye devam edilmesi konusunda görevli kurum ve kuruluşlara gerekli emir ve talimatlar verilmiştir...” Evet Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek’in deyimiyle Türkiye artık “sözün bittiği nokta”da. Bundan sonraki eylem planının ana hatları dünkü açıklamanın tek cümlelik kritik paragrafında açıkça ifade ediliyor.Bir kere hiç tereddüte yer bırakmayacak biçimde sınır ötesi operasyon için düğmeye basıldığı duyuruluyor.Bu açıklamayla Türkiye bütün dünyaya şunu ilan ediyor: Terör örgütünün Kuzey Irak’taki varlığını ortadan kaldırmak için ABD ve Irak hükümeti işbirliği yaparlarsa birlikte, yapmazlarsa da ben tek başıma gerekeni yapmaya kararlıyım...Tabii ki bu, yarından itibaren Türk birlikleri Kuzey Irak’a girecek anlamına gelmiyor. Öyle anlaşılıyor ki şu anda Genelkurmay’a gerekli siyasi direktifi vermiş durumda Başbakan. Şimdi bir yandan bunun askeri ve teknik hazırlıkları yürütülürken diğer yandan da Irak’a yönelik olarak her bakımdan bir baskı politikası uygulayacak Türkiye. Hem de 1998 yazında Abdullah Öcalan için Suriye’ye uygulanandan daha ağır bir baskı. Önce “Güvenlik anlaşmasını hayata geçirin. Ülkenizdeki teröristlere yardım ve yataklık yapmayın, yakalayıp teslim edin” denecek. Ardından adım adım ekonomik yaptırımlara geçilecek. Irak ve ABD, işbirliğine zorlanacak. Bu arada askeri hazırlıklar tamamlanacak, konu önümüzdeki günlerde Meclis’e getirilecek ve sınırötesi için tezkere çıkarılacak. Ardından gerekli görüldüğü anda, iç güvenlik harekatına paralel biçimde tek taraflı olarak sınır ötesinde etkili bir hava ve kara harekatı başlatılacak.Tabii ki arzu edilen, bu noktaya gelinmeden, Irak ve ABD’nin sözde değil özde ve gerçek işbirliği ile ortak mücadele. Bu bakımdan Başbakan Erdoğan’ın Washington ziyareti kritik önem taşıyor...

Devamını Oku

AKP’nin referandum ısrarı niye?

8 Ekim 2007

“Haksız ve demokrasi dışı girişimler ve oyunun kuralları hesapta olmadık biçimde değiştirilerek yenilgiye uğratılmışlık” duygularının verdiği hırs ve tepki ile alelacele hazırlanmıştı anayasa değişikliği paketi.Nisan ayının siyasi atmosferi ve koşullarında hazırlanan paketin AKP açısından bir numaralı amaç ve hedefi, parlamentoda seçilmesi engellenen Abdullah Gül’ü halk oyu ile cumhurbaşkanı seçtirmekti. Fakat 22 Temmuz seçimlerinden çıkan sonuç işleri çok kolaylaştırdı. Yeni Meclis Abdullah Gül’ü 11. Cumhurbaşkanı seçip Çankaya’ya gönderdi. AKP bir yandan da anayasayı tümden değiştirecek yeni bir anayasa hazırlığına girişti. Bu yeni anayasayı mümkün olan en kısa sürede parlamentodan geçirip halk oyuna sunmaya karar verdi. Ama bu arada seçimden önce cumhurbaşkanı seçiminin kilitlenmesi nedeniyle hazırlanan anayasadaki tepki değişikliği ile ilgili takvim de işlemeye devam etti. Muhalefetin ve bazı hukukçuların uyarılarını ilk başlarda pek ciddiye almadı AKP. Oysa referandum gündemindeki anayasa değişikliği, 11. Cumhurbaşkanı’nın halk oyu ile ve 5 yıllığına seçilmesini öngörüyor. Oysa görevde Meclis’in seçtiği 11. Cumhurbaşkanı var.CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, geçen hafta işte bu çelişkili durumu dile getirip, “Gelin yeni hukuki sorunlar doğmasın, biz de destek verelim bu anayasa referandumunu gündemden düşürelim” açıklamasını yapınca AKP sanki bu açıklamayı bekliyormuşçasına harekete geçip yeni bir anayasa değişikliği teklifini Meclis’in gündemine getirdi.CHP lideri, 21 Ekim’deki referandumu gündemden düşürecek biçimde anayasa değişikliklerinin tümüyle iptal edilmesini öneriyor, hem iktidara hem de muhalefete bu yönde çağrı yapıyordu. Ancak iktidar partisine bu öneriyi kabul ettiremedi Baykal.Baykal’ın tezi şu şekilde özetlenebilir: Şu anda seçilmiş bir cumhurbaşkanı görev yapıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin anayasa değişikliğinin bir aciliyeti yok. Madem ki kapsamlı bir anayasa değişikliği planınız var, bu değişiklikler de o kapsamda yapılabilir. Türkiye’yi bu referandum yükünün altına sokmayın. Ayrıca anayasa değişikliğini şimdi değiştirirseniz yeni bir hukuk problemi yaratırsınız. Çünkü referandum süreci başladı. Gümrük kapılarında Eylül ayından beri oy kullanılıyor. Şimdi değişiklik yapmak, maç devam ederken kale direklerinin yerini değiştirmekten farksızdır. Yarın yeni hukuki sorunlar doğabilir...Fakat son derece makul ve mantıklı gözüken bu tezleri dikkate almadı AKP. Sadece 11. Cumhurbaşkanı Gül’ün durumunu tartışmaya açabilecek, hukuki sorun doğurabilecek olan hükümlerin ayıklanarak diğer değişikliklerin halk oyuna sunulmasında ısrarlı oldu. MHP ve DTP’nin de desteklerini AKP’ye vermesiyle anayasa değişikliğinde rötuş yapılıyor. Yürürlüğe girmemiş bir anayasa değişikliği, yarı yolda yeniden değiştiriliyor. Deniz Baykal’ın deyimiyle “yeni bir hukuk garabeti” yaratılıyor.Acaba neden?AKP, referandum ısrarını niye sürdürüyor?Baykal, CHP seçmenini sandık başına gitmemeye veya red oyu kullanmaya çağırıyor ya... AKP, CHP’ye yeni bir sandık yenilgisi daha yaşatıp ana muhalefet partisinin gardını iyice düşürmeyi, bu partinin kendi iç sorunları içerisine gömülmesini mi planlıyor? Ya da eğer 21 Ekim referandumunda da çok yüksek bir katılım oranı olur ve değişiklik ezici bir çoğunlukla kabul görürse yeni bir seçim zaferi elde etmiş olmayı mı hesaplıyor?Yoksa anayasayı tümden değiştirme hazırlıkları yapılırken böyle sorunlu, hukuksal açıdan tartışmalı bir anayasa değişikliği için ısrar etmenin gerçek gerekçesini anlayabilmek güç...

Devamını Oku

Gül’ün 301 ve türban yorumu

4 Ekim 2007

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde dün yaptığı konuşmada da tıpkı daha önce Ankara’da Meclis’in yeni yasama yılını açarken altını çizdiği gibi, önümüzdeki dönemde, bireysel özgürlükler alanının daha da genişletileceğini söyledi.Aslında Cumhurbaşkanı Gül’ün seçildiği günden beri üzerinde en fazla durduğu konu, ifade özgürlüğünün genişletilmesi ve toplumun çatışma ortamından, ülkenin terör ortamından çıkarılıp, barış, uzlaşı ve refah ortamına geçebilmesi... Kuşkusuz bu, sağduyu sahibi herkesin dileği. Ama nasıl olacak? Güneydoğu’da akan kan nasıl durdurulacak? Toplumda belirtileri gözlenen fay kırıklıkları, kutuplaşma emareleri nasıl törpülenecek?Gül’ün önceki akşam Strasbourg’da Türk derneklerinin temsilcileri ile yaptığı sohbet toplantısında, dünkü resmi temasları sırasında ve Parlamenterler Meclisi’nde yaptığı konuşmalardan bu konuyla ilgili olarak özetle şu yanıt çıkarılabilir:“Türkiye, zengin kültürel ve sosyolojik farklılıkları olan bir ülkedir. Biz farklılıklarımızı zenginlik olarak görüyoruz. Ama bu farklılıklarımızı ön plana çıkarıp bunları çatışma konusu yapmak yerine ortak noktalarımızı, ortak ideallerimizi ön plana çıkarabilirsek çok daha ileri noktalara gidebiliriz... Farklılıklarımızı yaşayalım, farklılıklarımızı özgürce ifade edebilelim. Şiddeti desteklememek, terörü övmemek kaydıyla her türlü ekstrem fikri, düşünceyi özürce ifade edebilelim. Ama bunları çatışma konusu yapmayalım.” Ve anayasa değişikliği veya yeni anayasa ile ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılacağını anlatırken, Strasbourg’daki basın toplantısında gelen bir soruya verdiği yanıtta anayasa değişikliğinden önce yapılacak bazı yasa değişiklikleri ile de ifade özgürlüğünün önündeki bazı engellerin ayıklanabileceğini vurguluyor Cumhurbaşkanı Gül.Türk Ceza Yasası’nın içerde ve dışarıda çok tartışılan 301. maddesi hem Parlamenterler Meclisi’nde hem de basın toplantısı sırasında soru olarak Gül’ün karşısına çıktı. Hatta Reuter Haber Ajansı’nın muhabiri “Ordu karşı çıktığı için mi 301’i değiştiremiyorsunuz?” diye sordu.Yanıtı şu oldu Cumhurbaşkanı’nın:“301. Madde’nin Türk Silahlı Kuvvetleri ile alakası yoktur. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin görev ve yetkileri anayasa ve yasalarla belirlenmiştir. 301. madde hükümetin ve parlamentonun işidir. Karar verdiklerinde bu mutlaka değişir. Bu madde ile ilgili bazı sıkıntılar olduğunu biliyoruz. Zaten seçimlerden önce değiştirme yönünde çalışmaları başlatılmıştı. Şimdi Meclis açıldı, çalışmaya başladı. Bu konuyla ilgili düzenleme yakın zamanda yapılabilir...” İç siyasetin, iç kamuoyunun bir başka kritik tartışma konusu olan türbanla ilgili sorulara da muhatap oldu Cumhurbaşkanı Gül. Soruyu yanıtlarken ayrıntıya girmedi. Ancak çok fazla tartışma konusu yapılıp sorun kronikleştirilmeden üniversitelerdeki türban konusunun “eğitim özgürlüğünün evrensel ölçütleri çerçevesinde” bir çözüme kavuşturulabileceği mesajı verdi:“Türban Türkiye’nin gerçeğidir. Türk insanlarının çoğu başörtüsü kullanır. Geleneksel olarak veya inançları nedeniyle. Hiç bir şekilde zorlama sözkonusu değildir. İnsanların bireysel tercihidir bu. Aile içinde bile biri türbanlı biri türbansız olabiliyor.” 301 için değil ama türban için muhtemelen yeni anayasayı beklemek gerekecek...

Devamını Oku