Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın kapatma istemli iddianamesini Anayasa Mahkemesi’ne sunduğu günden beri AKP’nin ne yapıp ne yapamayacağı veya ne yapması gerektiği tartışılıyor.AKP’liler, muhalif siyasetçiler, hukukçular, hukukçu olmayanlar, gazeteciler, sivil toplum örgütleri ve iş dünyası günlerdir tartışıyor. Dahası Atlantik ötesinden AB’ye kadar dış dünya da bu meseleyi konuşuyor. Hatta bu çerçevede Türk demokrasisinin ve yüksek yargısının kalitesi sorgulanıyor.Pek çok AKP’linin de AKP’ye destek veren çevrelerin de ilk aklına gelen anayasanın parti kapatmalarıyla ilgili maddelerinin (68. ve 69. maddeler) değiştirilmesi olmuştu. Hem de her ne pahasına olursa olsun mantığı ile: Muhalefet uzlaşmaya yanaşmaz, anayasa değişikliğine destek vermezse bu değişikliği referandum yoluyla gerçekleştirmek. Referandumu da “AKP kapatılsın mı kapatılmasın mı? Tayyip Erdoğan yasaklansın mı yasaklanmasın mı?” oylamasına dönüştürerek.Bundan yüzde 70-80’lik bir halk desteği alınacağına da kesin gözüyle bakıldığı için hem dava konusu iddianame veya kapatma davası otomatik olarak yok hükmüne düşecek, hem de iktidarın gücü pekiştirilmiş olacaktı.Bu formül henüz tümüyle ihtimal dışı değil. Fakat yaratabileceği gerilimleri, toplumsal kutuplaşma ve çatışma ihtimallerini partinin yönetim kadrosu muhtemelen görüyor ki en azından şimdilik gündemde değil. Daha doğrusu bir hafta önce Başbakan Erdoğan’ın partisinin Meclis Grubu’nda yaptığı konuşma ile bu formül geri plana düştü.Bir hafta öncesine kadar AKP’nin etkili isimleri gelinen bu noktada kapatmayı önleyecek bir anayasa değişikliğine gitmemenin “giyotine kafa uzatmaktan farksız” olacağını söylüyordu. Parti grubunun yetkili isimleri, iddialı hukukçuları anayasanın hangi maddelerinin nasıl değiştirileceğinin teknik hazırlığını yapıyordu.Ancak geçen hafta yapılan toplantılarda bu hava değişti. Aslında tam da değil. Partinin “Milli Görüş” ve “cemaat” geleneğinden yetişmiş radikal unsurları hâlâ tek çıkışın bu olacağı noktasında. Ama tabii ki son sözü Erdoğan söyleyecek.Erdoğan’a yakın parti kurmaylarının bugün itibariyle görüş ve yaklaşımları ise şu şekilde özetlenebilir:“Öncelikle gerilim ortamının giderilmesine dönük adımlar atılmalı. AB ile ilişkiler sıcaklaştırılmalı, AB reformlarına ve demokratikleşme sürecinin hızlandırılmasına ağırlık verilmeli. Küresel ekonomik sarsıntının etkilerini hafifletebilmek için ekonomik reform süreci yeniden canlandırılmalı. Böylelikle AKP’ye oy vermemiş olmakla birlikte AKP iktidarına destek veren ama türban olayı nedeniyle kaygıya kapılan çevrelerin de desteği yeniden alınabilir...” Dünkü Bakanlar Kurulu toplantısının ardından Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, demokratikleşme atağı konusunda ilk haberi, 301. madde değişikliği ile ilgili teklifin Meclis’e sunulacağını açıklayarak verdi.İkinci adım ise muhtemelen demokratikleşme ve özgürlükleri genişletme yönünde mini anayasa paketi olacak. Parti kapatmalarını zorlaştırıcı hüküm de bu paketin içine yerleştirilecek. Bu noktada doğal olarak muhalefetle de uzlaşı aranacak. Düne kadar hükümet üzerinde olan “uzlaşın” yönündeki kamuoyu baskısının muhalefet üzerine kaydırılmasına çalışılacak. AKP arzuladığı sonucu bu yöntemle daha kolay alabilir.
AKP’de kafalar henüz netleşmiş, izlenecek strateji berraklaşmış değil. Kimilerine göre uzlaşma ve gerilimi düşürme öncelik taşıyor, kimilerine göre ise gerilimse gerilim, teslim olmamak sonuna kadar mücadele etmek eğilimi ağır basıyor.AKP’de milletvekilleri, partililer, hatta partinin üst kademe yöneticilerinin büyük bölümü de bu süreçte izlenecek stratejiyi bilmiyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarının tonuna, ifadelerinin keskinliğine bakarak sonuç çıkarmaya çalışıyor AKP’liler.O nedenle de bazı milletvekilleri, bakanlar ve parti yetkilileri, “önceliğin ülkedeki gerilim ortamının yumuşatılmasına verilmesi gerektiğini” söylerken, bazıları da kendilerine karşı yapıldığını düşündükleri “komploya, yargı darbesine karşı sonuna kadar mücadele” fikrini savunuyor.İkinci görüşte olanlara göre dün Anayasa Mahkemesi tarafından partiye resmen gönderilen iddianame için savunma hazırlamak dahi boşa çaba ve zaman kaybı. Çünkü bu görüşü taşıyanlar açılan kapatma davasını normal bir hukuki sonuç olarak görmüyorlar ve Başsavcı’nın iddianamesini “27 Nisan sürecinin (TSK’nın cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili internet bildirisi) farklı bir uzantısı, son merhalesi” olarak niteliyorlar. Gelişmeleri bu mantık çerçevesinde değerlendirdikleri için de gerilimi tırmandırmamak kaygısıyla hareketsiz kalmanın “giyotine kafa uzatmak”tan farksız olacağını düşünüyorlar. Onlara göre AKP’nin çıkış için önünde tek yol var: Anayasa’nın parti kapatmalarıyla ilgili 68 ve 69. maddelerinin değiştirilmesi yoluyla davanın düşürülmesi. “Böylelikle Tayyip Erdoğan’a ve partiye karşı kurulan tuzak, yargı darbesi girişimi boşa çıkarılabilir. Aksi takdirde Anayasa Mahkemesi partiyi kapatacak” diyorlar.Başbakan Erdoğan’ın yakın danışmanlarının da aralarında bulunduğu bir diğer grup ise, önceliğin gerilimin düşürülmesine vermek gerektiği görüşünde. Dün konuştuğumuz bir milletvekili, yapılması gereken ilk işi şöyle anlatıyor:“Öncelikle gerilimi düşürüp ortamı sakinleştirmemiz lazım. Toplumun, kamuoyunun bir kesiminde var olan kaygıları, yanlış değerlendirmelerden kaynaklandığını düşündüğümüz korkuları gidermemiz lazım.” Bu yaklaşımda olanlar da anayasa değişikliği formülünü dışlamıyorlar ama bunun parlamentoda geniş bir mutabakatla yapılabilmesi için CHP ve MHP ile uzlaşma yollarının sonuna kadar zorlanması gerektiğini söylüyorlar.Üzerinde durdukları bir başka nokta da anayasa değişikliğinin sadece iki maddeden ibaret olmaması. Gerekirse milletvekili dokunulmazlıklarının yeniden düzenlenmesinin de içinde olabileceği kapsamlı bir demokratikleşme paketi ile birlikte parti kapatmalarının önüne geçilmesi formülünden yana görüş belirtiyorlar.Evet, AKP şu anda kendi içinde tartışıyor. Bir yanda gerilimi daha da tırmandıracak, yargı - yürütme çatışmasını daha da körükleyecek, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirme tehlikesi açık olan referandum fikri, diğer yanda da gerilimi düşürme, uzlaşma kanallarını açma fikri.Bu görüşler pazartesi günü yapılacak olan MKYK toplantısında da enine boyuna tartışılacak. Ve Başbakan Erdoğan muhtemelen önümüzdeki hafta içinde izlenecek strateji konusunda kesin bir karar verecek. “Hodri meydan referandum”mu diyecek? Yoksa yumuşama politikasına dayalı bir uzlaşma stratejisi ile mi çıkış arayacak?
AKP cephesinden kamuoyuna yapılan açıklamalarda, yüksek sesli konuşma ve tartışmalarda söylenenler belli: “İddianame ve açılan davanın hukuki bir yönü yok. Bu, bize karşı kurulmuş bir darbe tezgahı. Partimizi kapatacaklar. Onun için biz de gerekirse referandumu da göze alarak anayasayı değiştirip tehlikeyi savuşturacağız.”AKP’nin özellikle Meclis grubundan yansıtılan hava böyle. Ama bir de AKP kurmaylarının düşük tonda ve sadece kendi içlerinde tartıştıkları çıkış senaryoları var. Bu sakin ve daha rasyonel tonda yürütülen iç tartışmada da anayasa değişikliği bir seçenek olarak tutuluyor ama referandumsuz, muhalefetle özellikle de CHP ile mutabakata varılarak gerçekleştirilebilecek bir mini demokratikleşme paketi olarak. Olur mu?Olup olamayacağını şimdilik kimse kestiremiyor.Ama olmaması ihtimaline karşı da henüz yüksek sesle konuşulmayan alternatif bir çıkış senaryosu daha var bazı AKP kurmaylarının aklında. Bu senaryo eğer Başbakan Erdoğan’ın da aklına yatarsa önümüzdeki dönemde uygulamaya konulacak. Senaryoya göre ilk aşamada yapılacaklar şöyle:“Önce tepeden tırnağa partinin sakinleşmesi sağlanacak, tepkiler makul ölçülere indirilecek. Dava sürecinin sakin ve vakarla geçirilmesine özen gösterilecek. Başsavcı’nın iddianamesine karşı çok güçlü dayanakları olan sağlam bir savunma hazırlanacak. ‘İddianamede tarif edilmeye çalışılan parti AKP değildir. AKP laiklik karşıtı eylemlerin odağı olamaz’ tezine Yüksek Mahkeme’yi ve kamuoyunu inandır abi lmek için gereken her şey yapılacak. Buna rağmen en kötüsü olur, parti kapatılır ve Tayyip Erdoğan ve 30 civarında bakan ve milletvekiline 5 yıllık siyasi yasak getirilirse...?O zaman da bu senaryoya göre uygulanacak “en kötü durumdan çıkış stratejisi” şu şekilde özetleniyor:1) Parti kapatılıp Erdoğan’a siyasi yasak getirilirse Türkiye’nin gündemine bir hükümet sorunu gelecek. 300 civarında bağımsız kalacak AKP milletvekili parlamentoda bulunacağına göre hükümeti de doğal olarak o bağımsızlar grubu kuracak. 2) Şimdiki Başbakan Yardımcıları Cemil Çiçek, Hayati Yazıcı, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in veya geçiş döneminde “emanetçi abi” rolü oynayabilecek parti içinden başka bir ismin Cumhurbaşkanı’nca görevlendirilmesi sağlanarak bir bağımsızlar hükümeti kurulacak.3) Ve siyaset yasağı nedeniyle boşalacak milletvekillikleri için Meclis’te ara seçim kararı alınacak. Yapılacak ilk ara seçimde AKP’nin resmi olarak kapatılan teşkilatları harekete geçirilerek Başta Tayyip Erdoğan olmak üzere yasaklı isimlerin büyük bölümünün bağımsız milletvekili olarak yeniden parlamentoya girmeleri sağlanacak.4) Başbakan istifa edecek ve yine bağımsızlar grubunun istek ve önerisi doğrultusunda yeni hükümeti kurma görevi Bağımsız Milletvekili Tayyip Erdoğan’a verilecek.5) Erdoğan hükümeti kurduktan sonra 300’ün üzerindeki bağımsız milletvekilleri grubu yeni parti kuracak.6) Bu arada anayasa değişikliği için muhalefetle uzlaşma arayışları sürdürülecek. Parti kapatmalarını zorlaştıran, siyasi yasakları sonuçları ile birlikte ortadan kaldıran hükümler geniş bir demokratikleşme paketinin içine konacak. Muhalefetin uzlaşmaya yanaşmaması halinde referandum göze alınarak bu düzenlemeler gerçekleştirilecek. Ve genel seçimler öncesinde Erdoğan’ın yeniden genel başkan olması sağlanacak. Senaryo bu. Uygulanıp uygulanmayacağına elbette Erdoğan karar verecek. Ya gerilimi ve krizi derinleştirme pahasına referandumu da göze alarak anayasayı değiştirip tehlikeyi baştan bertaraf etme yoluna gidecek Erdoğan ya da alternatif senaryoları tartacak ve gerilimsiz çıkış yollarından birini tercih edecek.
Bir umut, bir iyimser beklenti vardı Anayasa Mahkemesi’nin dün verdiği kararla ilgili olarak. Zayıf bir ihtimal de olsa Mahkeme’nin iddianameyi reddetmesinin AKP’yi rahatlatacağı, yaşanan yüksek gerilimin düşüş sürecine girebileceği umuluyordu.Ama olmadı. Anayasa Mahkemesi ,Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın iddianamesini oybirliği ile kabul ederek AKP hakkındaki kapatma davasında süreci işletmeye başlattı.Bu karar kimse için sürpriz olmadı. Sürpriz olan sonuç ise Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ilgili oylama.İşte bu beklenmiyordu. Beklenen, Yüksek Mahkeme’nin hiç tartışmadan, oylamadan Cumhurbaşkanı Gül’ü kapsam dışına çıkarabileceği veya şu aşamada hiç tartışmadan hüküm sırasında Gül’ü dışarda tutabileceği idi. Fakat öyle olmadı. İddianamenin kabulü konusunda ciddi bir tartışma yaşanmaz, oy birliği ile karar alınırken Gül’ün durumunun ciddi bir tartışmaya neden olduğu anlaşılıyor. Sonuçta da 7/4’lük bir oy çokluğu ile Cumhurbaşkanı Gül’ün adı dava dosyasında kaldı.Bu son derece önemli bir durum. Bu konuda hiç oylama yapılmamış olsaydı belki dava sonucuna kadar fazla dikkat çekmeyecek, önemsenmeyecekti. Ama şimdi durum farklı. Çünkü Türkiye’de iktidar veya iktidar ortağı bir parti hakkında ilk defa kapatma davası açılıyor değil. Daha önce de bir iktidar partisi hakkında laikliğe aykırı fiilleri nedeniyle dava açılmış ve bu parti (Erbakan’ın Refah Partisi) kapatılmıştı. Ancak hiçbir dönemde görevdeki cumhurbaşkanı ile ilgili bir iddia, suçlama yargıya taşınmamıştı.Dün yapılan oylama ve alınan kararla bir anlamda görevdeki Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın rejimin temel ilkelerine bağlılığı tartışmalı hale düşürülüyor. Cumhurbaşkanı’nın geçmişte gerçekleştirdiği iddia edilen laikliğe aykırı eylemleri yargı gündemine taşınmış oluyor.SİYASİ Mİ HUKUKİ Mİ?Evet dava süreci dün itibariyle fiilen başlamış durumda. Şimdi Anayasa Mahkemesi iddianameyi AKP’ye gönderecek ve yazılı savunma isteyecek.AKP ne yapacak?Olanları sineye çekip, “her şey normal hukuk kuralları çerçevesinde oluyor” mantığı ile savunmasını sunup sonra da aklanıp temize çıkmayı mı bekleyecek?Hayır. Çünkü AKP başından itibaren olup bitenlerin normal hukuki bir sürecin işlemesinden ibaret olduğuna inanmıyor. Bunun kendilerine karşı bir komplo, bir darbe girişimi olduğuna inanıyor. Bu komploya karşı hukuk yoluyla mücadele etmenin “giyotine kafa uzatmak”tan farksız olduğunu düşünüyor AKP’liler.“Giyotine kafa uzatmama”nın, mücadele etmenin tek etkili yolu anayasa değişikliği. Böylelikle iddianameyi ve Anayasa Mahkemesi’nin dünkü kararıyla başlayan dava sürecini kesmeyi planlıyor iktidar partisi. Bu arada hem içerde hem de başta AB olmak üzere dış dünyada kamuoyu baskısı oluşturmaya büyük önem veriliyor.Aslında AKP’nin formülü son derece basit. Anayasa’nın 68. ve 69. maddelerini değiştirerek istediği sonucu alabilir. Ancak bunu tek başına veya DTP desteği ile yapmak istemiyor. En azından MHP’nin desteğini almaya çalışıyor.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün dün CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile iki saate yakın mantı yiyip dış politika, Kuzey Irak konuştuktan sonra konuyu iç siyasi krize getirmemiş olması herkesi şaşırttı. Oysa ülkedeki gerilim ve kutuplaşma eğilimleri, yaşanmakta olan siyasi kriz bütün toplum kesimlerini kaygılandırıyor. O nedenle de başta TÜSİAD ve Odalar Birliği olmak üzere sivil toplum örgütleri ayağa kalkıyor. Peş peşe sağduyu ve uzlaşma çağrıları yapılıyor. Yoğun bir görüşme trafiği yürütülüyor.Tam bu ortamda Cumhurbaşkanı Gül, siyasi parti liderlerini sırayla Çankaya Köşkü’ne davet ediyor. Cumhurbaşkanı’nın bu girişimi ilk duyulduğunda herkesin aklına gelen şu olmuştu:“Evet Cumhurbaşkanı da tehlikeyi gördü ve devreye giriyor. Liderlerle yapacağı görüşmelerde itidal tavsiyesinde bulunacak ve gerilim ortamının süratle kaldırılması için bütün siyasi partilerin uzlaşmasını isteyecek. Muhalefet liderlerinin görüş ve önerilerini dinledikten sonra da Başbakan Erdoğan ile görüşecek ve ardından gerekirse parlamentoda temsil edilen bütün partilerin liderlerini yuvarlak masa etrafında toplayacak...” Önceki günkü tahmin ve beklentiler özetle böyleydi.Ama dün ilk olarak görüşmeyi öğle yemeğinde bir araya geldiği Deniz Baykal ile yaptığı 1 saat 40 dakikalık görüşmenin ardından yapılan açıklama bu beklentileri boşa çıkardı.Cumhurbaşkanı bu konuya, iç siyasete hiç girmemiş...Bütün Türkiye’nin kaygı duyduğu gerilimi, siyasi krizi Cumhurbaşkanı görmüyor mu?Elbette görüyor ve elbette kaygı da duyuyor. Ama bu konuda ne Baykal’a ne de Bahçeli’ye bir şey söylüyor. Ne uyarısı ne de önerisi var. Niye Türkiye’nin bu en önemli meselesine kayıtsız kalıyor Cumhurbaşkanı?Bilemiyoruz...Ancak muhtemelen sonuç şu anda böyle bir girişimin sonuç vermeyeceğini gördü.Öyle ya ne diyecek Deniz Baykal’a?Gerilimin kaynağını çok iyi biliyor. Bugün yaşananların, AKP’nin kapatılma riskiyle Anayasa Mahkemesi’nin kapısına gelmesinin gerisinde onay verdiği, altına imza attığı türbanla ilgili anayasa değişikliği var. “Siz de destek verin, uzlaşma ile anayasayı değiştirip AKP’nin kapatılmasının önüne geçin” diyebilir miydi? Baykal’ın buna yanıtının ne olacağı sır değil. Üç gün önce partisinin grup toplantısında son sözünü söyledi. Bahçeli de öyle...İkinci ihtimal, Ankara kulislerinde iki günden beri konuşulan şu formül:“Anayasada iki değişiklik yapılsın. Önce türbanı serbest bırakan anayasa değişikliğini yürürlükten kaldıran bir değişiklik yapılsın. Birinci kavga, gerilim ve mahkeme konusu gündemden kalksın. Ardından da AKP’yi kurtaracak, parti kapatmalarını zorlaştırıcı anayasa değişikliği yapılsın...” Bu da Tayyip Erdoğan ve AKP’nin kabul edebileceği bir formül gibi gözükmüyor.O nedenle Cumhurbaşkanı Gül muhtemelen bir süre daha beklemeyi, gelişmeleri izlemeyi daha yararlı görüyor. Bu arada Deniz Baykal ile ilişkileri sıcaklaştırma yoluna gidiyor. Belki de kafasındaki somut çözüm ve uzlaşma formülünü önce Başbakan Erdoğan ile görüşecek. Önce onu ikna edecek. Ardından da Erdoğan muhalefet turuna çıkıp uzlaşma sağlamaya çalışacak.Belki...
Var olan gerilim veya siyasal krizin her bakımdan tehlikeli biçimde derinleşebileceğini, bugünden kestirilemeyecek vahim sonuçlar üretebileceğini aklı başında herkes görmeye başladı.Onun için de iki gündür yoğun bir temas ve bildiri atağı yaşanıyor. Önceki gün TÜSİAD’ın sağduyu çağrısı geldi. Ardından dün, TOBB öncülüğündeki esnaf, çiftçi ve işçi örgütlerinin ortak açıklaması. Bütün bu girişimlerin amacı, yaşanmakta olan gerilim ve siyasi krizin bir an önce çözümü. Bunun için “sağduyu ve uzlaşı” çağrıları yapılıyor. Çağrının adresi, iktidarı ve muhalefetiyle siyaset ve hatta yargı.Öncelikli beklenti, Başbakan Tayyip Erdoğan ile muhalefet liderleri Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli’nin havayı yumuşatacak mesajlar vermesi, krizin aşılması için işbirliğine gitmeleri.Bunun sanıldığı kadar kolay olmayacağı Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli’nin önceki gün partilerinin grup toplantılarında yaptığı konuşmalardan anlaşılıyor.Özellikle Deniz Baykal, böyle bir çağrının gelebileceğini önceden tahmiş olacak ki, bir kaç gündür üstüne basa basa şunu söylüyor:“Krizin, gerilimin nedenini doğru saptayın. Bu durum, ana muhalefet partisi lideri olarak benimle, Başbakan Erdoğan arasındaki siyasi polemik ve sürtüşme değildir. Krizin nedeni, Başbakan ve iktidar partisinin anayasa ile cumhuriyetin temel ilkeleri ile laiklikle olan sorunudur. Anayasal kurumlarla kavgasıdır...” Gerçekten de bugünkü gerilimlerin ve siyasi krizin fitili, Ocak ayında türbanla ilgili anayasa değişikliği ile ateşlendi. Yine bununla ilintili olarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın AKP ile ilgili kapatma istemiyle hazırlayıp Anayasa Mahkemesi’ne sunduğu iddianame ile de boyut kazandı.O nedenle de şimdi çözümün adresini her parti kendi pecresesinden farklı bir yerde görüyor.Örneğin Başbakan Erdoğan, Arnavutluk’ta çağrıyı değerlendirirken, bunu son derece olumlu karşıladığını ve memnun olduğunu söylüyor. Uzlaşmaya hazır olduğunu ima ediyor.Erdoğan ve AKP’nin beklediği uzlaşma noktası belli: Anayasa Mahkemesi gündeminde bulunan kapatma davasının durdurulması, düşürülmesi. Bunun için uzlaşmayla acil olarak iki üç maddelik bir anayasa değişikliği yapılması. AKP’nin birinci önceliği, olmazsa olmazı bu. “Anayasayı tedbil ve tağyir” olarak nitelediği bu formülü, CHP ve Baykal’ın kabul edebilmesi ihtimal dışı.Ankara kulislerinde buna karşı konuşulan CHP’yi ikna formülü şöyle özetleniyor: AKP türban konusunda geri adım atmayı kabul eder. Önce Anayasa’nın 10 ve 42. maddeleri yeniden değiştirilir ve türban serbestisi rafa kaldırılır. Ardından da parti kapatmaları zorlaştırıcı anayasa düzenlemesi.Ama bunu da AKP’nin kabul etmesi zor. Hatta MHP’nin de...Krizi uzlaşı ile aşma konusunda siyaset ve siyaset dışı bütün kesimler, herkes kafa yoruyor, formül üretmeye çalışıyor. Ama çıkış çok kolay gözükmüyor. Umutlar yüksek değil.
Ankara’da toz duman tam anlamıyla birbirine karışmış durumda. İktidarla muhalefet arasındaki iplerin kopma noktasına vardığı bir ortamda gündeme gelen kapatma davası, gerilimi krize doğru sürükleme riskini de beraberinde getiriyor.Bu durumdan kimse memnun gözükmüyor. Siyasal gerilimin tırmanmasını, toplumdaki kutuplaşma eğilimlerinin güç kazanmasını hiç kimse “aman ne iyi oluyor” diye karşılamıyor elbette. Ülkede esen ters rüzgarlardan, siyasetteki gelişmelerden en fazla rahatsızlık duyan isimlerden biri de Meclis Başkanı Köksal Toptan. Toptan, “Yaşanan gerilimler kaygı verici. Bu havayı süratle yumuşatmamız lazım” diyor.Aslında siyaset ve siyaset dışı tüm kesimler gerilimin düşürülmesini temenni ediyor. Nasıl düşürülecek gerilim? İlk adım, iktidar partisi ve Başbakan Tayyip Erdoğan’dan bekleniyor. Ama Başbakan da dün Saraybosna’dan sesleniyor: “Önce medya buna destek versin, gerilimi düşürsün” diyor. AKP’nin şu anda yürütmekte olduğu anayasa değişikliği girişimi, belki partinin kapatılmasını önleyebilecek bir formül. Ancak bu girişimin gerilimi düşürmek bir yana Türkiye’yi çok daha tehlikeli bir krize sürükleyebileceği yüksek ihtimal. AKP’liler bunu görmüyor mu? Giyotine kafa uzatmayalımGörmeyenler veya görmek istemeyenler var. Onlar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın hazırladığı iddianamenin, AKP’ye karşı çevrelerin hazırladıkları “derin komplo”nun bir ürünü olduğunu düşünüyorlar. Açılacak davanın da AKP’nin kapatılması, Erdoğan ve arkadaşlarının siyasetten yasaklanması ile sonuçlanacağına kesin gözüyle bakıyorlar.Durumu öyle değerlendirdikleri için de bu komplonun ancak anayasa değişikliği ile, parti kapatmayı zorlaştırıcı bir düzenleme ile boşa çıkartılabileceğini düşünüyorlar. İmkan ve zaman varken referandumu da göze alarak anayasa değişikliğine gitmemenin “bile bile, göre göre kafayı giyotine uzatmaktan farksız” olacağını söylüyorlar.AKP içinde Başbakan Erdoğan’ın yakın çevresinde bu düşüncede olanların sayısı az değil. Formüle sıcak bakmıyorAma farklı düşünenler de var AKP’nin üst kademelerinde. Kamuoyuna karşı açıkça ifade etmeseler bile bu ortamda Anayasa değişikliğine gitmenin, dahası bunu referandumu da göze alarak yapmanın gerilimi çok daha tehlikeli boyutlara taşıyabileceğini öngörüyorlar. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay başta olmak üzere bazı bakanlar ve parti yönetimindeki kimi etkili isimler de bu görüşe ve öngörüye katılıyor. Günay, önceki gün Milliyet’e verdiği demeçte “Kapatma davasına karşı Anayasa değişikliği yapmayı doğru bulmuyorum. Sanki açılmış bir davanın rotasını değiştirmek anlamını çıkaracak bir anayasa değişikliği doğru değil” diyor. Çünkü Günay, AKP’nin Anayasa Mahkemesi’nde kendisini savunması, iddianamenin hukuki olmadığını anlatması gerektiğini düşünüyor. Bu arada Anayasa değişikliği konusunda teknik hazırlık yapan bazı parti yöneticileri ve grup başkanvekilleri geçtiğimiz günlerde Meclis Başkanı Köksal Toptan ile görüşüyorlar. Deneyimli bir siyasetçi ve aynı zamanda hukukçu olan Toptan’ın görüşünü alıyorlar.Dün konuştuğumuz bir AKP yöneticisinin anlattığına göre Meclis Başkanı formüle sıcak bakmıyor. Aksine uyarıyor partili arkadaşlarını:“Şu anda bunu yapmak hiç doğru olmaz. Parti kapatmalarının zorlaştırılması, bazı kesin ve açık kurallara bağlanması görüşünü ben de destekliyorum. Bu yönde kapsamlı bir düzenleme yapılabilir ama şimdi zamanı değil. Bu gerilim yatışmadan, ortam tam olarak normalleşmeden anayasa değişikliğine kalkışılmamalı...” Dün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile öğle yemeğinde bir araya gelen Meclis Başkanı Toptan’la telefonla konuştuk. AKP yöneticilerinin aktardığı bu konuşmayı sorduğumda, “Hayır bunları söylemedim” demedi. Sadece, “Arkadaşlarla zaman zaman görüşüp durum değerlendirmesi yapıyoruz. Ama ne konuştuğumuzu söylemem” demekle yetindi.Edindiğim izlenim o ki, Toptan bu gerilim ortamında anayasa değişikliğine gitmeyi doğru bulmuyor. Aynı şekilde Cumhurbaşkanı’nın da öncelikle siyasette yumuşamanın sağlanması ve toplumdaki kutuplaşma eğilimlerinin aşılması görüşünde olduğu ifade ediliyor. Formüle AKP içinde de ciddi itirazlar var. Ama kuşku yok ki son söz Tayyip Erdoğan’ın olacak.Erdoğan, referandum olasılığı yüksek bir anayasa değişikliği için düğmeye basacak mı? Bu referanduma “laiklik ilkesinin oylanması” algısının yüklenebileceği, kampanyanın Türkiye’yi, “laikler ve laikliğe karşı olanlar” diye ikiye bölme ihtimalinin yüksek olduğunu bile bile göre göre buna onay verir mi Erdoğan?Zayıf ihtimal...
‘Başbakan anayasaya sahip çıkan devlet kurumları ile kavga ediyor’CHP Lideri Deniz Baykal ile Başbakan Tayyip Erdoğan arasında uzunca bir süredir ipler kopmuş vaziyette. Karşılıklı olarak ikisi de birbirine tepkili, birbirlerini çok ağır ifadelerle eleştiriyor, hatta suçluyorlar. Bu malum...Bunun ülkede bir süredir yaşanmakta olan ve son dönemde derinleşen gerilim ve kutuplaşmayı körüklediği de açık. Bu gerilimi ve nedenlerini dün CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile konuştuk. Kısa telefon sohbetimiz sırasında “Türkiye için çok kaygılıyım” diyor ve kaygısını iki ana eksene, Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel iki hassasiyetine, en temel iki kırmızı çizgisine oturtuyor: Ulusal bütünlük ve laiklik...Birincisini bir iki günden beri bazı kentlerde yaşanan Nevruz olaylarını örnek göstererek açıklıyor:“Ulusal bütünlüğümüz ciddi bir sarsıntı geçiriyor. Ülkenin bir coğrafyasındaki kentlerinde, hatta büyük şehirlerinde barikatlar kuruluyor, onbinlerce insan polislerle çatışıyor, bölücü terör örgütü ve elabaşısı lehine sloganlar atılıyor, kepenkler kapattırılıyor. Bu durum kabul edilebilir değildir, iş çığrından çıkıyor. AKP iktidarı devralmadan önce bu konuda tablo böyle miydi? Hayır değildi. AKP’nin iddiaları ile söylemleri ve uygulamaları ile Türkiye bu noktaya geldi. Korkarım ki 5 yıl sonra çok daha kaygı verici bir noktaya geleceğiz. Türkiye buna seyirci kalamaz, kalmamalıdır...” “İkinci kaygı verici nokta şudur” diyor ve anlatıyor Baykal:“Türkiye’de bugün cumhuriyetin, anayasamızın temel özü paramparça ediliyor. İkinci tehlikeli ve kaygı verici süreç burada işliyor. Türkiye coğrafyasının sadece bir yerinde değil, bütün coğrafyasında bölünüyor. Bölücülük ve din istismarı el ele gidiyor. Açılan Said-i Nursi posterleri ile APO posterleri yan yana... Laikliğe tehdit çok açık ve tehlikeli boyutlara gelmiştir. Bu gelişmeleri bizi son derece rahatsız ediyor...” Aslında Türkiye’nin son derece tehlikeli bir gerilim ve kutuplaşma ortamına gitmekte olduğunu aklı başında herkes görüyor, herkes bundan kaygılı. Ve hatta ana muhalefetle iktidar arasındaki çekişmenin de bir tarafa atılması ve tarafların bir yumuşama sürecine girmesi yönünde telkinler, öneriler de yapılıyor. Bu görüşleri hatırlattığımızda da yanıtı şu oluyor Deniz Baykal’ın:“Bu şekilde değerlendirmek gerilimin nedenini yanlış yerde aramak olur. Bu işte yanlış olan budur. Başbakan’la benim aramda siyasi tartışmalar olması normal. Ama Başbakan bunu bugünkü gerilimin kaynağı gibi göstermeye, durumu iktidar ile anamuhalefet arasında siyasi sürtüşme, çatışma olarak sunmaya çalışıyor. Bu doğru değil. Gerilimi yaratan benim Tayyip Erdoğan’la tartışmam, iktidarla ana muhalefet arasındaki tartışma, siyasal sürtüşme değildir. Bugün Başbakan bizimle değil anayasa ile anayasaya sahip çıkan devlet kurumları ve cumhuriyete demokrasiye sahip çıkan basınla kavga ediyor bugün. Bugünkü gerilimin kaynağı budur. Anamuhalefet olarak biz bugünkü durumdan gelişmelerden, iktidarın söylem ve uygulamalarından son derece rahatsısız. Rahatsızız çünkü Türkiye parçalanıyor, cumhuriyetin içi boşaltılıyor bundan rahatsızız.” Baykal, “iki ana eksen”de özetlediği kaygılarını anlatırken söylediği şu cümle önemli: “Türkiye buna seyirci kalamaz, kalmamalıdır.” Ne yapmalıdır? Örneğin CHP ne yapacak?“Tehlikeyi halka anlatacağız. Türkiye’nin cumhuriyete ve ulusal bütünlüğümüze sahip çıkmasanı sağlamaya gayret göstereceğiz” diyor Baykal.