Önce savunma sonra anayasa değişikliği...

21 Nisan 2008

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın son günlerde birkaç kez tekrarladığı gibi, Anayasa Mahkemesi işini yaparken, AKP’nin kapatma davası ile ilgili süreci devam ettirirken, AKP ve hükümet de “o iş ayrı bu iş ayrı” deyip normal faaliyetlerini sürdürebilecek mi? Zor görünüyor. Rutin işler elbette yürüyecek ama kafalarda hep bu sorun olacak. Samimi olarak istense de bu pek mümkün değil. Kapatma davası ile birlikte iktidar partisinin ana gündemi bu konu. Sadece AKP’nin değil Türkiye’nin de gündemi bu.Dava ne zaman sonuçlanacak? AKP kapatılacak mı kapatılmayacak mı? Kafaları meşgul eden soru bu. Şu anda AKP’nin gündeminde iki kritik hazırlık var: Yazılı savunma ve anayasa paketi...AKP’nin hukukçu kurmayları yaklaşık bir aydan beri bağımsız bilim adamlarının, anayasa hukukçularının da katkısını alarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın iddialarını çürütecek kapsamlı ve etkili bir savunma metni hazırlığında. İddianamede yer alan unsurların, tek tek ele alınıp yanıtlandığı savunma metninde, AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmak bir yana aksine laik sistemin güçlendirilmesi konusunda atılan adımlar anlatılıyor. Savunmanın normal olarak 10 gün sonra Anayasa Mahkemesi’ne sunulması gerekiyor. Çünkü normal süre 2 Mayıs’ta dolacak. Ancak AKP isterse üç aya kadar ek süre alabilecek.AKP yetkilileri ek süreye gerek olmadığını savunma metninin büyük ölçüde hazır olduğunu söylüyorlar. Bu savunma metni ile Başsavcının iddialarının teker teker çürütüldüğünü, normal hukuk düzeni içinde partilerinin kapatılamayacağını iddia ediyorlar.Ama tereddütleri var; “kapatacaklar” diyorlar. Çünkü bunun normal bir hukuki süreç olduğuna inanmıyorlar. Komployla, “yargı darbesi” ile karşı karşıya olduklarına inanıyorlar. Birilerinin bir yerlerden düğmeye bastığına o kadar inanıyor ki AKP’liler, partinin kapatılıp Tayyip Erdoğan’a siyaset yasağı getirileceğine hiç kuşkuları yok. Hem de kapatma davasının 2009 yılının Ocak veya Şubat aylarında sonuçlandırılması ile partinin seçime giremeyecek hale düşürülmesini de ihtimal dahilinde görüyorlar. Onun için “önümüzdeki Haziran veya Temmuz aylarında bir baskın seçim yapalım, mahalli idare seçimlerini de öne alabiliriz” önerisini de bu kaygılar yüzünden dile getiriyor bazı AKP kurmayları.Bu öneri partinin üst kademelerinde şimdilik kabul görmüş değil. Parti yönetimi şimdilik bir yandan normal hukuki sürecin gereklerinin yerine getirilmesine, savunmaya ağırlık veriyor, diğer yandan da var olduğuna inandıkları komplo ve yargı darbesini boşa çıkarma formülleri üzerinde çalışıyor.Formül, savunma hazırlıklarına paralel yürütülen yeni bir demokratikleşme paketi içinde. Bu kapsamda 10-15 maddelik bir anayasa değişikliği yapılacak. Doğal olarak parti kapatmaları ile ilgili 68 ve 69. maddeler de bu paketin içinde yer alacak. Bunun için AKP önümüzdeki günlerde uzlaşma için muhalefet partilerinin kapısını çalacak.

Devamını Oku

Rüzgar terse dönerse ne yaparlar?

17 Nisan 2008

Küresel ekonomideki dalgalanma devam ediyor. Yakın geleceği kestirebilmek çok zor. Kimilerine göre ABD ekonomisindeki resesyon 1929 bunalımından bile daha derin. Şimdilik dünya borsaları günü birlik haber ve gelişmelere göre yön tayin etmeye çalışıyor. Bir gün hafif bir bahar esintisi ertesi gün tipiye dönüşebiliyor.Haliyle Türkiye’de de durum farklı değil. Hükümet her ne kadar “Bizim ekonomimiz sağlam, gerekli tedbirleri alıyoruz” dese de sokaktaki vatandaş da piyasa aktörleri ve iş dünyası da gelecek kaygısı taşıyor.Kaygı yersiz değil. Gerçi 5 yılı aşkın süreden beri tek başına iktidar olan AKP’nin ekonomiyle ilgili karnesi fena değil. Hatta pek çok alanda parlak da sayılabilir. Örneğin, enflasyonun tek haneli rakamlara düşürülmesi ve yüzde 8’ler bandında seyretmeye devam etmesi, kamu maliyesinde geçen yıla kadar devam ettirilen sıkı disiplin, büyüme hızında yine geçen yıla kadar olan yüksek performans, başarılı özelleştirme uygulamaları ve döviz bolluğunun yarattığı görece rahatlık, Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin 70 milyar doları aşmış olması...Ulusal hesaplarda yöntem ve rakam değişiklikleri yoluyla da olsa bugün kişi başına milli gelirin 10 bin dolara yaklaşmış olması da hükümetin başarı hanesine eklenecek bir sonuç.Ancak bütün bunlara rağmen küresel ekonominin sarsıntılı, fırtınalı bir sürece girmesi durumunda hükümetin direksiyon hakimiyetini koruyabileceği konusunda ciddi kuşkular var. Çünkü bugüne kadar sağlanan başarıların gerisinde tümüyle hükümetin marifeti yok. Hükümetin bu alanda belki de en büyük başarısı kendisinden önce uygulamaya konulan IMF destekli programa sahiplenmesi ve tavizsiz uygulaması idi.Ancak ekonomide işlerin iyi gitmesinde, yaşanan döviz bolluğunda etkili olan çok önemli bir faktör daha var. O da küresel konjoktürün iyiliği, para bolluğu... Yani değirmenin suyu dışardan geldi. Uluslararası mali piyasalardaki para bolluğundan Türkiye de fazlasıyla payını aldı. Bir bölümü doğrudan yatırım, bir bölümü borç olarak Türkiye’ye her yıl ortalama 50 milyar dolar civarında net sermaye girişi oldu.O sayede paramız dünyanın en çok değerlenen paralar listesinin üst sıralarına çıktı. O döviz bolluğu sayesinde ucuz ithalatla iç piyasada mal fiyatları kontrol altına alınarak enflasyonu yüzde 10’un altında tutulabildi. Tasarruf açığını dış finansmanla sağlayıp, yatırımlarını arttırarak yüksek büyüme hızlarına ulaşılabildi.Cari işlemler açığının 40 milyar doların üstüne çıkması kimseyi endişelendirmedi. Nasıl olsa ülkeye oluk oluk döviz akıyor...Ama ya yarın dünyada işler terse dönerse, döviz akışının hızı kesilirse ne olacak?İşler iyi giderken ülkeyi ve ekonomiyi gayet iyi yönetebilen bu günkü kadrolar acaba zor günlerde de başarılı olabilecekler mi?Son günlerde yaşadığımız pirinç olayı işler bozulduğunda AKP kadrolarının neler yapabileceği konusunda fikir verebilir.Prinç fiyatları fırlamış, 2 YTL’den 4-5 YTL’ye çıkmış. İnsanlar prinç kuyruklarında, piyasa allak bullak olmuş. İşin sorumlusu bir bakan açıklama yapıyor: “Bir süre prinç değil, bulgur yiyin...” Bir diğer sayın bakan piyasaya ayar veriyor: “Pirinç yüklü gemileri açıkta, limana çeker boşaltırsak, spekülatörlerin canı fena yanar...” Bu ve benzeri çıkışlar, kaygıları haklı çıkarıyor. İşler iyiyken ekonomiyi iyi yönetenlerin zor günlerde neler yapabilecekleri soru işareti...

Devamını Oku

AKP türban kararına göre rotasını netleştirecek...

17 Nisan 2008

AKP, Anayasa Mahkemesi gündemindeki kapatma davasını düşürecek bir anayasa değişikliği girişimi başlatacak mı?Bu konu bir aydan beri tartışılıyor, siyasi kulislerde konuşuluyor, değerlendiriliyor ama soru henüz yanıtını bulabilmiş değil.AKP içinden bu konuda hala çelişkili açıklamalar geliyor. Bunun son örneği önceki gün yaşandı. Aynı konuda Dışişleri Bakanı Ali Babacan Londra’da konuştu, Başbakan Tayyip Erdoğan da Katar’ın başkenti Doha’da.Dışişleri Bakanı Babacan’a göre parti kapatmalarını zorlaştırıcı bir anayasa değişikliği kesin de buna yönelik paketin hacmi henüz netleşmemiş. Şunları söylüyor Babacan: “Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda karar vermesi kolay olmayacak. Bu nedenle bir anayasa değişikliği ile daha kolayca değerlendirme yapmaları için yasal çerçeveyi daha iyi tanımlayarak işlerini kolaylaştırabileceğimizi düşünüyoruz.Şimdi anayasa konusunda ne yapacağımızı kararlaştırmak üzereyiz. Geniş anayasa reformu mu yapacağız ya da parti kapatmayı ele alabileceğimiz orta boy bir değişiklik paketi mi getireceğiz?” Başbakan Erdoğan ise Doha’dan Dışişleri Bakanı’nı yalanlıyor, “Hayır” diyor:“Şu anda gündemimize oturmuş böyle bir konu yok. Anayasa Mahkemesi sürecini aynı şekilde devam ettireceğiz. Ben partimin kapatılacağına inanmıyorum...” Aslında Babacan’ın söyledikleri de doğru Erdoğan’ınki de...Bu konudaki anahtar cümle, Erdoğan’ın “Partimin kapatılacağına inanmıyorum” sözü. Partisinin en üst karar organı olan MKYK’dan (Merkez Karar ve Yönetim Kurulu) bu konuda tam yetki alan Erdoğan, şu anda bir yandan en etkili, en sağlam yazılı savunmanın hazırlanması üzerinde dururken diğer yandan da iç ve dış kamuoyunun mümkün olan en geniş desteğini arkasına almaya özen gösteriyor.Anayasa değişikliği konusunda ise hukukçu kurmaylar alternatifli teknik çalışmaları yürütüyorlar ama bu çalışmaların şimdilik resmi niteliği yok.Gelişmeler bekleniyor...Beklenen üniversitelerde türban serbestine yönelik anayasa değişikliği ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nin vereceği karar.Eğer Anayasa Mahkemesi, CHP’nin bu konudaki başvurusunu inceleyip reddeder, anayasa değişikliğini onaylar ise AKP derin bir nefes alacak çok rahatlayacak.Ama ya aksi olursa?Yani bu anayasa değişikliği, cumhuriyetin temel ilkelerine, laikliğe aykırı bulunur, anayasanın değiştirilmesinin dahi teklif edilemeyecek olan maddeleri ile ilintili görülürse? Öyle görülür ve o gerekçe ile türbanla ilgili anayasa değişiklikleri iptal edilir veya yok hükmünde sayılırsa ne olacak?Korkulan sonuç bu. Bu sonuç, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın iddianamesinin omurgasını oluşturan iddiayı iddia olmaktan çıkaracak ve Anayasa Mahkemesi’nin tespiti haline gelecek. AKP’yi ürküten ihtimal işte bu. Bunun gerçekleşmesi partinin kapatılması ihtimalini de güçlendirecek.Ve Başbakan Erdoğan da MKYK’dan aldığı yetkiye dayanarak kritik bir tercih yapacak. Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın Londra’da sözünü ettiği anayasa değişikliği konusunda o zaman karar verilecek.Belki de referandumu da göze alarak anayasayı değiştirecek AKP o zaman.

Devamını Oku

301 teklifi revize edilecek...

15 Nisan 2008

Türk Ceza Yasası’nın meşhur 301. maddesi de bu maddenin değiştirilmesi de sorun olma ya devam ediyor.İçerden ve dışardan özellikle de Avrupa Birliği’nden gelen uyarılara başlangıçta kulak tıkayan AKP iktidarı şimdi maddeyi değiştirmeye razı oldu. Konu, demokratikleşme sürecinin bir parçası olarak bu gündeme getirildi. AKP’lilerin ifadesine göre bu düzenlemeyi yeni demokratikleşme adımları izleyecek. Hükümet rotayı yeniden AB sürecine çevirecek ve demokrasi ve özgürlükler bağlamındaki eksiklikleri, anayasa ve yasalardan kaynaklanan bazı engelleri ortadan kaldıracak. Fakat daha ilk adımda, 301 teklifinde tökezliyor AKP. Türkiye’nin hatta Avrupa Birliği’nin iki yıldan beri hararetle konuşup tartıştığı 301. madde değişikliği ile ilgili teklif metnini, sanılanın aksine öyle bütün yönleriyle inceleyip, enine boyuna tartarak hazırlamadığı anlaşılıyor. Belli ki AKP değişiklik teklifini çok aceleye getirmiş. O yüzden de Meclis Adalet Komisyonu’nda bulunan ve henüz mürekkebi bile kurumamış olan değişiklik teklifi şimdi revize edilmeye çalışılıyor.Çünkü teklif metni mevcut haliyle yaşanan sorunu çözemeyeceği gibi durumu eskisinden kötü, daha da içinden çıkılmaz hale getirme ihtimali var.Meclis Başkanı Köksal Toptan, “kovuşturma” açma izninin Cumhurbaşkanı’na verilmiş olmasını yanlış buluyor. Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, değişiklik yapılabilir diyor. AKP milletvekillerinin kafaları karışık.Bu arada muhalefet de bu değişiklik üzerinden savaşa hazırlanıyor. CHP neye karşı belli değil ama özellikle MHP, “Bu düzenlemeyle Türklüğe hakaret serbest bırakılıyor” propagandası ile ortaklığı ayağa kaldırmaya hazırlanıyor.Aslında teklifin getirdiği böyle bir serbesti yok. Aksine ifade özgürlüğü bakımından daha da tehlikeli sonuçlar doğurması ihtimali yüksek.Tek iyileşme, “kovuşturma”nın izne bağlanması, ceza üst sınırının da üçten ikiye indirilmesi. Yani dava ve hapis riski hafifliyor. Cumhurbaşkanı izin vermez ise dava açılamayacak. Ama soruşturma yapılacak. Yani savcı çağırıp ifade alacak, dosyayı hazırlayacak, bu arada suç isnat edilen kişi hedef haline getirilecek. Bugüne kadar yaşanan sorunlar da zaten sürecin bu aşamasında çıkmıştı.Çiçek: Kovuşturma ifadesi soruşturma olacak Dün konuştuğumuz Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’e bu sakıncayı aktardığımda, “Haklısınız. Teklif metninin o bölümü yanlışlıkla ‘kovuşturma’ diye yazılmış, o düzeltilecek” dedi.Yani komisyon görüşmeleri sırasında “kovuşturma” ifadesi “soruşturma” olarak değiştirilecek. Bu değişiklik yapılıp, daha işin başında savcıların soruşturma başlatabilmesinin Cumhurbaşkanı’nın iznine tabi tutulması sorunu bütünüyle ortadan kaldırmasa da büyük ölçüde hafifletecek.Ancak şimdi bu yetkinin kimde olması gerektiği de tartışmalı. Muhtemelen bu da değiştirilecek ve yetki ya Adalet Bakanı’na verilecek veya Cemil Çiçek’in başlangıçta önerdiği gibi gazeteci örgütlerinin temsilcilerinin de bulunabileceği bir kurula verilecek.Teklif metninde yer alan bir başka tehlikeli ifade de “aşağılama”. Muhtemelen bu da “hakaret” diye değiştirilecek.Belki de en doğrusu, Türkçe’si kuvvetli bir uzman hukukçunun bu metni yeni baştan kaleme alması olacak...

Devamını Oku

301’de AKP ne kadar samimi?

14 Nisan 2008

AKP, kapatma davası ile birlikte uzun süredir unuttuğu demokratikleşme ve AB reformlarını yeniden hatırladı. Bu kapsamda birbuçuk yılı aşkın süredir sorun olduğunu kabul etmesine karşın sürüncemede tutulan Türk Ceza Yasası’ndaki ünlü 301. madde değişikliği apar topar gündeme getirildi.AKP’liler AB Komisyonu Başkanı Manuel Barroso’nun Ankara’ya gelişi arifesinde 301. madde değişikliğini milletvekili teklifi olarak sundular. Arzuları, Barroso Meclis’e geldiğinde değişikliğin Adalet Komisyonu’ndaki görüşmelerinin tamamlanmasıydı. Ancak olmadı. Çünkü Köksal Toptan’a vekalet eden CHP’li Meclis Başkanvekili Güldal Mumcu, teklifi komisyona sevketmedi. O yüzden de AKP Meclis Grubu yöneticileri ile CHP’li Meclis Başkan Yardımcısı Güldal Mumcu arasında küçük çaplı bir kriz yaşandı. Güldal Mumcu’ya çok kızmıştı AKP’liler, “demokratikleşmeyi geciktiriyor” diye. Sanki 1,5 yıldan beri 301 değişikliğinin Meclis gündemine getirilemeyişinin sorumlusu kendileri değilmiş gibi...Her nedense bu konuda birbuçuk yıl bekledi AKP’liler ve şimdi bir değişiklik teklifi ortaya koydular. Ancak onun da son derece özensiz, alelacele kaleme alındığı anlaşılıyor. Çünkü Meclis Başkanı Toptan’ın dün Adalet Komisyonu’na sevkettiği teklifi AKP’li hukukçular da beğenmiyor. Yeni düzenlemeyle getirilen en önemli değişiklik dava açmanın izne bağlanması.Yani Cumhuriyet savcıları ihbar ve şikayetler üzerine bu konuda soruşturmayı yürütecekler. İfade alacaklar dosyayı hazırlayacaklar ve teklif aynen yasalaşırsa Cumhurbaşkanı’na soracaklar: “İzin verirseniz dava açacağım” Cumhurbaşkanı da “açık” ya da “ülke menfaatlerine aykırı olur açmayın” diyecek. Cumhurbaşkanı bir anlamda “hakim yetkisi” kullanmış olacak.Peki sorun çözülecek mi?Hayır çözmeyecek. 301’in izne bağlanması, AB’yi de tatmin etmeyecek ve düzenleme bu haliyle kaldığı sürece hükümetin başı ağrımaya devam edecek.Haklarında soruşturma başlatılan yazarlar, aydınlar yine belirli kesimlerin hedefi haline gelecek. Belli ki AKP’nin hukukçu ve özgürlükçü kurmayları verilen teklife yeterince zaman ayıramamışlar.Bu da doğal çünkü onların birinci önceliği Anayasa Mahkemesi’ndeki kapatma davasını düşürecek bir demokratikleşme paketi formülünün nasıl bulunacağı noktasında.MHP: CHP ile uzlaşmazsanız yokuzHenüz bir formül bulunmuş da değil. CHP ile diyalog sıfır. MHP ile dirsek teması devam ediyor ama o da bu konuda bir uzlaşma için sonuç verecek gibi gözükmüyor.Dün konuştuğumuz MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı, şunları söylüyor:“Bizim tutumumuz belli. İlk gün açıkladık, parti kapanmasını önleyici bir formül söyledik. Ama bunun için de AKP’nin önce CHP ile anlaşması lazım. Bu düzenleme ancak geniş bir mutabakatla olabilir. ‘Gidin önce CHP’nin kapısını çalın’ diyoruz. Ama o da olacak gibi değil. Tayyip Erdoğan’la Deniz Baykal her gün medya üzerinden birbirlerine atış yapıyorlar. Sanki hiçbir şekilde hiçbir zaman uzlaşmamanın altyapısını oluşturuyorlar. ” Özetle MHP, AKP ile belirli bir formül üzerinde uzlaşmaya ancak CHP de dahil olursa “varım” diyor. Bugünkü ortamda da AKP’nin Başbakan Erdoğan’ın CHP ile uzlaşmaya hiç mi hiç niyeti yok gibi...

Devamını Oku

Ürküten senaryo...

10 Nisan 2008

Yakın gelecekten herkes kaygı duyuyor. Herkes ülke bir siyasi krize düşmeden, demokrasi kazaya uğramadan çıkış bulunmasını arzu ediyor. Bunun için de son günlerde dillerden düşmeyen tek sözcük var: Uzlaşın...İyi de kim kiminle nasıl uzlaşacak? Hangi temelde ve ne için uzlaşı lacak?Açıkça söylenmiyor ama önerilen model şu :“CHP de destek versin, AKP’ye yardım elini uzatsın ve anayasanın siyasi partilerin kapatılmaları ile ilgili 68. ve 69. maddeleri değiştirilsin. Kapatma davası düşürülsün...” CHP bu öneriye karşı olduğunu üstüne basa basa ilan ediyor. Yargıya, hukuka müdahale olarak görüyor bu tür bir düzenlemeyi. Genel Başkan Deniz Baykal, AKP ile ilgili iddiaların rejimin temeli olan laiklikle ilgili olduğunu hatırlatıyor ve yapılacak bir anayasa değişikliğinin doğrudan laiklik ilkesini boğazlamak anlamı taşıyacağını söylüyor.Çıkış yolu sorulduğunda da söyledikleri aşağı yukarı Süleyman Demirel’in siyaset literatürüne kattığı “Demokrasilerde çare tükenmez” anlamına gelen ifadelerden ibaret.Peki bu durumda ne olacak?İki senaryo var yakın gelecekle ilgili olarak:Birincisi, AKP’nin Anayasa Mahkemesi’nde aklanması veya “Hazine yardımından mahrum bırakma” gibi görece olarak hafif sayılabilecek bir uyarı cezasıyla kurtulması.Bu durumda, AKP önümüzdeki dönemde laiklik konusunda daha dikkatli biçimde yoluna devam edebilir. Türkiye derin bir nefes alır. İkinci senaryo ise herkesin korkulu rüyası. Yani Anayasa Mahkemesi’nin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın iddianamesi doğrultusunda iktidar partisini kapatması, Tayyip Erdoğan ve aralarında bir-iki bakanın da bulunduğu 10 milletvekiline siyaset yasağı getirmesi.Böyle bir kararın açıklandığı andaki Türkiye tablosunu hayal edin.Hükümet Başbakan’la birlikte otomatik olarak düşüyor. Hatta Cumhurbaşkanı’nın durumu bile tartışmalı hale geliyor. Parlamentoda 550 milletvekilinin 10’a yakının üyeliği düşerken 330’u partisiz kalıyor.Kapatılan partinin arkasında 16 milyon 500 bin oy olduğu düşünülürse toplumun büyük bir bölümünde oluşan derin bir hayal kırıklığı ve tepkilerin varolan toplumsal gerilimi hangi düzeylere taşıyabileceği ayrı konu...AKP bu durumu tevekkülle karşılayıp, Deniz Baykal’ın söylediği gibi, “Ne yapalım şeriatın kestiği parmak acımaz. Biz de şu şu noktalarda büyük hatalar yaptık” mı diyecek?Zor...Böyle bir sonuçta ekonomi ve mali piyasalar ne hale gelecek?İşte AKP’li olsun, AKP’ye karşı olsun aklı başında herkesi korkutan tablonun, senaryonun özeti bu.Bu korkunç senaryonun gerçekleşmemesi için uzlaşma çağrıları yapılıyor. Şimdiden, araba devrilmeden bir çare, bir çözüm bulunsun isteniyor.Ama ne yazık ki bugün itibariyle tünelin ucunda ışık gözükmüyor. Çözüm için, uzlaşma için bir zemin bulunamıyor. Ancak zaman tükenmiş, uzlaşı kapıları da bir daha açılmamak üzere tümden kapanmış değil.

Devamını Oku

Anayasa değişikliği son çare...

9 Nisan 2008

AKP’yi kurtaracak bir Anayasa değişikliğine bugün itibariyle CHP’nin de MHP’nin de destek vermeyeceği kesin gibi. Bu durumda AKP ne yapacak? Parti içindeki bir kanadın söylediği gibi kaderine razı olup, “kafayı giyotine mi uzatacak?” Hayır uzatmayacak. Ancak bu konuda aceleci de davranmayacak AKP. Öncelikle toplumdaki gerilimin ve siyasi tansiyonun düşürülmesi için gerekli adımları atacak. Ki bunun sinyallerini bir süreden beri veriyor Başbakan Erdoğan. Üslubunu yumuşatıyor, toplumun tüm kesimlerinin gönlünü kazanmaya, laiklik konusundaki duyarlılıkları yüksek kesimlerin korku ve kaygılarını giderici yönde bazı uygulamaları hayata geçirmeye çalışıyor. Yargı ve devlet kurumlarıyla çatışmaya girmemeye özen gösteriyor. Ayrıca, “laiklik konusundaki kaygı ve şüpheleri dağıtmak amacıyla Başbakan Erdoğan’ın bürokraside ve hatta kabinede de bazı isimleri feda etmesinin yumuşama ve güven ortamının pekişmesine” katkı yapabileceğini söyleyen AKP’liler de var. Ancak bu aşamada, özellikle de dava süreci sona ermeden Erdoğan’ın kabinede revizyona gitme ihtimalinin sıfır olduğunu, bu temenniyi dile getirenler de biliyor. Bu arada Avrupa Birliği’nin tam desteğini arkasına alabilmek için de 1,5 yıldan beri fazlaca önemsenmeyen, sürüncemede tutulan demokratikleşme reformlarını yeniden gündemin ön sırasına alıyor hükümet. O nedenle bir yılı aşkın süreden beri AB’den ceza yasasının 301. maddesi ile ilgili olarak gelen telkin ve uyarıları önemsemeyen, bu konuda bir türlü adım atamayan AKP şimdi jet hızıyla bu maddeyi düzeltmeye çalışıyor. Bunun için CHP’li Meclis Başkanvekili Güldal Mumcu “yasa teklifini hemen işleme koy” diye sıkıştırılıyor.Neden?AB Komisyon Başkanı Manuel Barroso ve Genişlemeden Sorumlu Komiser Oli Rehn Ankara’ya geliyorlar ya. Onlara jest yapılacak...301 değişikliğini önümüzdeki günlerde yeni bazı demokratikleşme atılımlarının izlemesi sürpriz olmayacak. Ancak AKP’nin düşündüğü asıl kapsamlı demokratikleşme atılımı 10-15 maddelik anayasa değişikliği. İşte bu paketin içinde AKP’yi kapatılma riskinden kurtaracak olan 68 ve 69. maddeler de yer alacak.Ama bunun için bir süre daha zemin yoklanacak. Hem dış dünyanın hem de iç kamuoyu desteğinin yeterli düzeye gelmesi beklenecek. Gerçi AB başta olmak üzere dış dünyanın destek verdiğine hiç kuşku yok. Ama iç destek henüz istenen düzeyde değil. İçerde de kuvvetli bir kamuoyu rüzgarı yakalanabilmesi halinde bu düzenlemelere bu gün şiddetle itiraz eden CHP’nin bile karşı duramayacağı tahmin ediliyor. O nedenle şimdilik anayasa değişikliği konusunda AKP sessiz duruyor. Zemin yokluyor. Genel Başkan Yardımcısı Dengir Fırat’ın dün söylediği gibi Anayasa değişikliği ihtimali şimdilik yüzde 50. Bu ihtimalin yüzde 100’e çıkması biraz da dava sürecinin nasıl geliştiğine bağlı olacak. İlerleyen dönemde eğer Anayasa Mahkemesi’ndeki eğilimin kapatma yönünde olduğunun kesinlik kazanması durumunda, AKP muhalefet desteği olmasa da referandumu göze alarak tek başına Anayasa değişikliği yoluna gidebilir.

Devamını Oku

AKP’ye Baykal’dan umut yok...

9 Nisan 2008

AKP ve Tayyip Erdoğan’ın iddianamenin ilk şokunu atlattığı anlaşılıyor. İlk günlerdeki meydan okuma üslubu, yüksek yargıya ve özellikle de Yargıtay Başsavcısı’na yönelik, “komplo”, “yargı darbesi” suçlamaları şimdilik terk edilmiş gibi gözüküyor. Tabii ki bundan sonrası için, “AKP’nin dava sürecini vakar içerisinde geçireceği, anayasa değişikliği ile süreci durdurma yoluna gitmeyeceği, tevekkül içerisinde sonucu bekleyeceği” yönündeki değerlendirmeler için henüz erken.Gerçi AKP, ilk başlarda izlediği yöntemin toplumsal gerilimi tırmandırdığını ve bunun da aleyhine işleyebileceğini muhtemelen gördü.Şimdi yapılmaya çalışılanlar daha çok içerideki gerilimi düşürmeye, toplumsal kutuplaşma ve cepheleşme eğilimlerini önlemeye dönük.Onun için bir yandan ekonomide herhangi bir bozulma olmaması için azami dikkat gösterilirken diğer yandan da bu zorlu süreçten çıkış için yeniden dört elle AB ipine sarılmak AKP kurmaylarınca en akılcı yol olarak görülüyor. Bu yolda ilk somut adım da önceki gün atıldı. Bir yılı aşkın süreden beri tartışma gündeminde bulunan, AB ile en fazla sorun olan Türk Ceza Yasası’nın 301. maddesindeki değişiklik teklifi önceki gün TBMM gündemine geldi. Şu anda AKP’nin önceliği bu değişikliğin süratle gerçekleştirilmesi olacak. Ardından TRT’deki Kürtçe yayınların kalite ve süre olarak artırılması gündeme gelecek. Kürt ve Alevilere yönelik yeni açılımlar bu süreçte öne çıkarılacak.AKP böylelikle bir yandan iç kamuoyunun diğer yandan da AB başta olmak üzere dış dünyanın desteğini pekiştirebileceğini hesaplıyor.Ardından yine demokratikleşme ve özgürlüklerin genişletilmesi amacıyla mini bir anayasa değişikliği gündeme gelecek. İşte AKP’nin muhalefetle uzlaşma arayacağı nokta burası. Çünkü bu pakette “kafayı giyotinden kurtarma” maddelerinin de yer alması arzu ediliyor. Yani Anayasa’nın parti kapatmalarıyla ilgili 68 ve 69. maddeleri...Aslında AKP anayasa değişikliği için muhalefetin desteğine çok da muhtaç değil. Bu değişiklikleri teorik olarak tek başına da gerçekleştirebilecek parlamento çoğunluğuna sahip. 330 oyla yapılacak bir anayasa değişikliği mecburen referanduma gidecek. Ama referandumdan da AKP’nin istediği gibi bir sonuç çıkması çok yüksek ihtimal. AKP’lilere göre en az yüzde 70-80 evet oyla çıkması garanti...Ancak en azından şimdilik bu yolu düşünmüyor AKP yönetimi. O nedenle de önümüzdeki günlerde AKP yöneticileri CHP, MHP, DTP ve DSP ile uzlaşma turlarına çıkacak.Sonuç alabilirler mi?Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli’nin dünkü konuşmalarına bakılırsa bu ihtimal sıfıra yakın.Çünkü Baykal, partisinin dünkü grup toplantısında yaptığı konuşmada böyle bir uzlaşmaya kapalı olduğunu net biçimde ilan etti.AKP’nin mini demokrasi paketi hazırlıklarını değerlendirirken “Laiklik ilkesi boğazlanırken, sesi daha az çıksın diye demokrasi davulları, trompetleri ve bandoları mı çalacaksınız?” diye soran Baykal’ın bu konudaki son sözü şu oldu:“Artık bu iş siyasetin değil, hukukun işidir. Çözüm hukuktur. Asıl hukuku engellemek kaostur...” Yani, “Anayasa Mahkemesi’nde aklan gel demeye getiriyor” Baykal.Acaba AKP buna razı olacak mı?

Devamını Oku