AKP ile ilgili kapatma davası iddianamesinin açıklanmasının ardından ilk bir ay estirilen sert rüzgar durdu. Şimdi Ankara’da, siyasi kulislerde daha sakin gelecek senaryoları konuşuluyor. AKP de daha gerçekçi bir çıkış arayışlarını tartışıyor.“Referandumu da göze alarak Anayasa’yı değiştiririz... Gerekirse erken seçime gider, yüzde 70 oyla yeniden daha güçlü iktidar oluruz” yollu tehditler gündemden düşüyor.Varolan gerilimi daha fazla tırmandırmadan, en az hasarla bu süreçten nasıl çıkılıp yola devam edilebileceğinin hesapları yapılıyor.Ancak bu hesaplardan sağlıklı sonuçlar çıkarıp yol haritasını netleştirebilmek de kolay değil. Çünkü belirsizlikler çok fazla. Özetle tam anlamıyla çok bilinmeyenli denklem çözmeye çalışıyor AKP kurmayları.En büyük umut, Anayasa Mahkemesi’nin Türkiye’nin içinde bulunduğu bu gerilim ve belirsizlik ortamını da dikkate alarak dava sürecini kısaltması ve kararını bir an önce vermesi. Verir mi vermez mi kestirebilmek mümkün değil. Fakat Başbakan Erdoğan ve yakın çevresinin beklentisi, Refah Partisi davasında olduğu gibi Mahkeme’nin süreci kısaltabileceği ve Temmuz-Ağustos aylarında sonucun belli olacağı yönünde. Eğer bu beklenti gerçekleşirse, en kötü sonuç çıksa bile, yani AKP kapatılsa, Başbakan Erdoğan’a siyasi yasak getirilse dahi izlenecek strateji belli. AKP’nin çok güçlü olduğu seçim çevrelerinden 10-15 milletvekili daha istifa ettirilecek ve sonbaharda ara seçime gidilecek. Ara seçim anayasa gereğince Mart 2009’daki mahalli idare seçimleriyle birleştirilecek. Yeni parti kurulacak. Mahalli idare seçimlerine bu parti çatısı altında girilecek. Fakat, Tayyip Erdoğan ve siyasi yasaklı diğer AKP’lilerin aday olacağı seçim çevrelerindeki milletvekili ara seçimlerine bu parti katılmayacak, bağımsız adaylara destek verecek.En kötü ihtimale göre düşünülen bu senaryoda, Tayyip Erdoğan’a siyasi yasak getirilmesi halinde geçiş dönemi başbakanlığı için de çok sayıda isim spekülasyonu yapılıyor. Cemil Çiçek, Mehmet Ali Şahin, Ali Babacan isimleri konuşuluyor. Bunlar kulislerde konuşulan banko isimler. Bir de sürpriz formül ve sürpriz isim var: Cumhurbaşkanı Abdullah Gül...Deniyor ki; “İddianamede yasak istenenler arasında Gül’ün adı da var. Ancak Cumhurbaşkanı olduğu için Abdullah Gül yasak kapsamı dışında tutulabilir. O zaman Gül, Köşk’ten iner ve yeni partinin başına geçer, Başbakanlığı üstlenir...” Bugün için çok mantıklı gözükmese de bu formül de konuşuluyor. Hatta, ara seçimde bağımsız milletvekili seçilecek olan Tayyip Erdoğan’ın da Cumhurbaşkanı olarak Çankaya’ya çıkabileceğini söyleyenler de var.Yol haritası net değil ama senaryo çok fazla. Her sonuca göre bir çıkış formülü var.Korkulan gelişme ise dava sürecinin uzaması, 2009’a sarkması.
AKP’nin dava sürecine ilişkin yol haritası büyük ölçüde netleşmiş durumda. İddianamenin açıklanmasından hemen sonra ortaya atılan anayasayı değiştirip davayı düşürme fikrinin kabul görmediği anlaşılıyor. Başbakan Tayyip Erdoğan, çoğunluğunu “Milli Görüşçü” ekibin oluşturduğu “Giyotin Lobisi”nin savunduğu “gerekirse referandumu da göze alarak anayasayı değiştirme” önerisini “ülkenin daha fazla gerginliğe tahammülü yok” gerekçesiyle kabul etmedi.Başbakan ve yakın çevresinde şu anda hakim olan hava, davadan kapatma kararı çıkmayacakmış gibi yola devam etmek. Ancak yola devam ederken en kötü olasılığa, yani AKP’nin kapatılıp Tayyip Erdoğan’a siyaset yasağı getirilmesine karşı da hazırlık yapıyor AKP. AKP’nin olası gelişmelere göre izleyeceği strateji şu şekilde özetleniyor:1. Anayasa Mahkemesi, dava sonucunda Başbakan Erdoğan ve arkadaşlarının arzuladığı gibi iddianamenin hukuki dayanaklarının zayıf olduğuna, kapatma için gerekli şartların oluşmadığına karar verip davayı beraatle sonuçlandırırsa Erdoğan ve partisi derin bir nefes alıp rahatlayacak. Ya da kapatmanın çok ağır bir müeyyide olacağı sonucuna varılıp uyarı ve Hazine yardımının kesilmesine karar verilirse AKP için yine sorun olmayacak.2. En kötü ihtimal gerçekleşir ve AKP kapatılırsa... Bu durumda Başbakan Erdoğan ile bazı bakan ve milletvekillerine de siyaset yasağı gelecek. Ancak partileri kapatılacağı için bağımsız konuma gelecek olan bugünkü AKP grubunun milletvekili sayısı yine 300’ün üzerinde olacak ve iktidar olmayı sürdürecek. Meclis çoğunluğu tarihinde ilk defa bağımsızlar grubunda olacak. Yeni hükümeti bağımsızlar kuracak. Bir süre “emanetçi başbakan” modeliyle yola devam edilecek. Ardından ara seçim formülüyle Erdoğan ve arkadaşlarının da boşalan veya boşaltılacak uygun seçim çevrelerinden bağımsız milletvekili olarak Meclis’e dönmeleri sağlanacak. Erdoğan yeniden Başbakan olacak.Ancak bu noktada bir sorun ortaya çıkıyor: Ara seçimlerin Mart 2009’da yapılması gereken mahalli idare seçimleriyle birleştirilmesi zorunluluğu. Bu durum ister istemez AKP’lilerin bağımsızlıktan çıkıp, “şimdiden hazır” denilen yedek partiye katılmalarını ve hükümetin de bu partiye geçmesini gerektirecek. O zaman Bağımsız Milletvekili Tayyip Erdoğan bu partinin kuracağı hükümete Başbakan olarak atanabilecek mi?AKP kurmayları “hukuki engel bulunmadığını” söylüyor.Erdoğan ve AKP’lilerin önemli bir beklentisi de dava sürecinin karar ne olursa olsun uzamaması. Sürecin uzamasının ülkeye ve ekonomiye büyük zararlar verebileceğini düşünüyorlar. Belirsizlik sürecinin uzamaması gerçekten de çok önemli. Ancak AKP’lilerin beklediği gibi bu davanın hemen bir iki ay içinde sonuçlanması da pek olası gözükmüyor. Geçmiş örneklere bakıldığında en hızlı sonuçlanan kapatma davası Refah Partisi ile ilgili dava olmuş o da 7 ayda sonuçlanmış. Fazilet Partisi davası ise 25 ay sürmüş...O nedenle dava sürecindeki gelişmelere paralel olarak yol haritasında değişiklik kaçınılmaz hale gelebilir. Aslında yol haritası, AKP’yi bu süreçten en az hasarla çıkarabilecek formül olarak kağıt üzerinde son derece makul ve mantıklı gözüküyor. Ancak uygulamada ne gibi zorluklarla karşılaşılır, yolculuk sırasında fıkradaki gibi “yola ayı mı çıkar taş mı düşer” onu kestirmek zor.
AKP’nin kapatma davası sürecinde izleyeceği yol haritası konusunda hala tam bir netlik yok. Şu anda netleşen sadece yazılı savunma için ek süre istememesi. Bunun dışında “güven arttırıcı önlemler” gündeme alınacak mı, gerilimi düşürmek için ne gibi yeni adımlar atılacak ve en önemlisi de Anayasa değişikliğine gidilecek mi gidilmeyecek mi belli değil.Ancak dün itibariyle savunma için ek süre istenmemesi kararına varılması, Anayasa değişikliği girişiminin “şimdilik” kaydıyla dondurulmuş olmasına bağlanıyor. Değişiklik şimdilik beklemeye alınmış ama bundan tümüyle vazgeçilmiş değil. AKP kurmayları, yazılı savunma ile Başsavcının iddianamesinin çürütüldüğünü iddia ediyorlar ve “Eğer hukuk normal işletilirse, bu dava kesinlikle düşer” diyorlar. Ama içlerinde derin bir korku da yok değil. Partinin en tepesinden, en alt kademelere kadar bir tedirginlik ve kaygı havası hakim. O nedenle de Anayasa değişikliği formülü rezervde tutuluyor.Bu açıdan AKP için Anayasa Mahkemesi’nin önümüzdeki haftalarda vermesi beklenen üniversitelerde türban serbestisine ilişkin Anayasa değişikliği ile ilgili karar büyük önem taşıyor. Bu kararın kapatma davasının gidişatı bakımından da hayati önemde olduğunu düşünüyor AKP’nin hukukçu kurmayları.Eğer Anayasa Mahkemesi türbanla ilgili Anayasa değişikliği konusunda CHP’nin yaptığı başvuruyu reddederse AKP derin bir nefes alacak, rahatlayacak. Çünkü o durumda iddianamenin temel dayanaklarından biri çökmüş olacak. Ancak ya aksi olursa?Yani Anayasa Mahkemesi, 1989’daki türban içtihadına uyar ve bu konudaki Anayasa değişikliğini, laiklik ilkesinin ihlali niteliğinde ve Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddeleriyle ilintili görüp, iptal veya yok hükmünde kararı verirse?İşte korkulan nokta bu. Türbanla ilgili Anayasa değişikliğine iptal veya yok hükmünde kararı çıkması durumunda, iddianamenin temel dayanaklarından biri Başsavcı’nın iddiası olmaktan çıkıp, Anayasa Mahkemesi’nin tespiti haline gelecek ki, bu da AKP açısından iç açıcı bir durum değil.Belki o zaman Anayasa değişikliği konusundaki girişimler kaçınılmaz olarak hızlandırılabilir. Fakat AKP açısından o da çok kolay değil. Şu anda parti içindeki “giyotin lobisi” diye adlandırılan kanat, “referandum da göze alınarak her ne pahasına olursa olsun Anayasa’nın parti kapatmalarla ilgili hükümlerini değiştirelim” diyor. Ancak mevcut koşullarda bu o kadar da kolay değil. Çünkü bugün bu projeye muhalefetten destek çıkması olası gözükmüyor. Gerçi AKP’nin milletvekili sayısı 330’dan fazla, bu da teorik olarak değişikliği tek başına yapabilmeye yetiyor. Ama ya grup fire verirse? Bu ihtimal var. Çünkü sayıları fazla olmasa da AKP içinde de bu değişikliğe karşı olan bir grubun varlığı biliniyor. Bu milletvekilleri gizli oylamada değişiklik lehinde oy kullanmaz ve sonuç 330’un altında kalırsa, o zaman AKP çok daha ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabilir. Başbakan Erdoğan da muhtemelen bu ihtimal hesaplarını yapıyor ve o nedenle de yol haritası konusunda net bir çerçeve çizmiyor veya kafasındaki stratejiyi parti yönetimiyle dahi paylaşmıyor...
Biz nerede hata yaptık tartışması aslında AKP içinde öteden beri yapılıyordu. Ama kısık sesle, pek kimseye duyurmadan, dar kapsamlı “ne olacak halimiz” toplantılarındaki sohbetlerde yapılıyordu. Son günlerde ise bu değerlendirmeler kimi isimli, kimi isimsiz AKP önde gelenlerince medya aracılığıyla da yapılmaya başlanmış durumda.Bu gelişme elbette parti yönetiminin ve Tayyip Erdoğan’ın fena halde canını sıkıyor. Ama şimdilik sert tepki verilmiyor. Muhtemelen dışarıyla olan gerilimin parti içine de taşınmaması kaygısıyla...Ancak adı saklı, çok etkili ve önemli bir AKP’linin yaptığı açıklamada geçen “O Bakan değiştirilebilir” ifadesi bugüne kadar söylenenlerin hepsinden daha önemli. Kastedilen Bakan’ın kim olduğunu herkes biliyor: Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik...Çelik, Başbakan Erdoğan’a göre kabinenin en başarılı, en birikimli bakanı. Okullaşma yönünde attığı adımları, eğitim sistemine getirdiği yenilikleri, okullardaki bilgisayarlaşma, bedava kitap yardımı gibi uygulamalarını çok beğeniyor, takdir ediyor.Ama şimdi partisindeki hatta kabinedeki isimli isimsiz basına demeç veren veya “alçak sesle aile içinde konuşan” bazı arkadaşları, AKP’nin içine düştüğü zorlu süreçten çıkış için uygulanacak stratejinin ilk adımı olarak Hüseyin Çelik’in kellesinin verilmesini öneriyor.Başbakan Erdoğan bu önerileri dikkate alıp sevdiği, başarılı bulduğu ve takdir ettiği Bakanı’nı feda eder mi?Aslında Hüseyin Çelik’in kellesi daha önce de istenmişti Erdoğan’dan. Örneğin askerle 2006 sonbaharında yaşanan irtica tartışması... Bütün kuvvet komutanları arka arkaya ilgili harp okullarının açılış törenlerine katılmış ve irtica tehdidi ile ilgili kapsamlı değerlendirmeler yapmışlardı. Özellikle Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ’un o günkü konuşmasında Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki laikliğe aykırı uygulamalar konusunda çok sert eleştiriler vardı.Ardından 2007’deki meşhur 27 Nisan muhtırası. O muhtırada da laiklik karşıtı uygulamalara verilen örneklerin ağırlık noktası Milli Eğitim Bakanlığı idi...Asker tabii ki “Milli Eğitim Bakanı’nı değiştir” diye yazmamıştı bildiriye ama mesaj netti.Başbakan Erdoğan o gün o zorlu şartlarda Hüseyin Çelik’e sahip çıktı, sonuna kadar arkasında durdu.Şimdi ne yapacak?Yakın tanıyanlar, “Erdoğan, medya eleştirdi diye, birileri değiştir dedi diye bakan kellesi vermez” diyor.Ayrıca şu da ifade ediliyor bazı AKP kurmaylarında:“Bu yol açıldığında kabineden kelle vermeye, bakan feda edilmeye başlandığında bunun arkası gelir. Yarın denir ki, ‘Bu yetmez. İçişleri Bakanlığı’nda da tarikat eksenli kadrolaşma var. Beşir Hoca’yı (Beşir Atalay) değiştiriver.’ Bunun sonu gelmez....” Özetle Erdoğan’ın yakın gelecekte Milli Eğitim Bakanı’nı değiştirmesi, kabine revizyonuna gitmesi olası gözükmüyor...
AKP, kapatma davasına karşı izleyeceği yol haritasını, kısa ve orta vadeli stratejisini henüz netleştirebilmiş değil. Ama bu konu üzerinde son bir ayı aşkın süredir yapılan hazırlık çalışmaları, yürütülen tartışmalar parti içindeki ana eğilimleri büyük ölçüde netleştirdi.Kapatma davası ve buna karşı izlenecek strateji konusundaki tartışmaların AKP içinde yarattığı kırılmalar ve saflaşmalar parti içinde dört temel eğilimin varlığını ortaya koyuyor.1. Giyotin Lobisi: En güçlü eğilim, başını “Milli Görüşçü” ve cemaatlere yakın ekibin çektiği bu grup “giyotin lobisi” diye adlandırılıyor. Kapatma davasını normal hukuki bir süreç gibi değil, hükümete ve partilerine yönelik bir komplo, bir türlü yargı darbesi olarak algılıyorlar. Buna karşı direnilmesi, komplonun boşa çıkarılması için mücadele verilmesi gerektiğini söylüyorlar. İddianameye karşı savunma ile sonuç alabilmeyi olası görmüyorlar. O nedenle de hiç zaman geçirmeden referandumu da göze alarak anayasa değişikliği için harekete geçilmesini öneriyorlar. Parti kapatmaları engelleyecek, Anayasa Mahkemesi’ndeki kapatma davasını yok hükmüne düşürecek bir anayasa değişikliğinde tereddüt etmenin göz göre göre giyotine kafa uzatmaktan farksız olacağını açık açık ifade ediyorlar. Kabinede, Başbakan Erdoğan’ın yakın çevresinde, parti ve Meclis Grup Yönetimi’nde pek çok etkili isim bu görüşe yakın duruyor.2. Sağduyu Lobisi: Daha ilk günlerde AKP’li Meclis Grup Başkanvekilleri Anayasa’nın 68 ve 69. maddelerinin değiştirilmesi için harekete geçtiklerinde önce Meclis Başkanı Köksal Toptan’dan uyarı geldi. “Bunun zamanlaması uygun değil. Ortama daha da gerginleştirmekten başka bir işe yaramaz” diye uyardı arkadaşlarını Toptan. Başta Cemil Çiçek ve Ertuğrul Günay olmak üzere kabinenin bazı etkili bakanları da anayasa değişikliği fikrine mesafeli durdular. Ve düne kadar derin bir sessizlik içinde gelişmeleri izleyen liberal eğilimli bazı milletvekilleri, eski Özalcılar şimdi yavaş yavaş seslerini yükseltmeye başlıyorlar. Bu grubun dile getirdiği görüşler Vahit Erdem’in geçen hafta verdiği demeçteki tespitlerden farklı değil. Milliyet Gazetesi’nden Fikret Bila’ya konuşan adı saklı etkili AKP’li de “sağduyu grubu” diye adlandırılan bu eğilimin duygu ve düşüncelerini yansıtıyor. Özeti şu: “AKP’yi kapattırmak isteyenler bunun sonuçlarını bir kere değil bin kere düşünmeli. Böyle bir olumsuz sonucun Türkiye’ye, demokrasiye, ulusal bütünlüğe ve ekonomiye vereceği hasarı herkes samimi olarak tahmin etmeye çalışsın. AKP’nin kapatılması laik rejimi güçlendirir mi, zaafiyetini mi arttırır? Bunlar iyi hesaplansın. Ama öte yandan bizler de kendimize bakıp yaptığımız yanlışları görelim. Bunlardan ders çıkaralım. Örneğin bazı uygulamaları ile gündem olan öteden beri çok eleştirilen O bakan veya bakanlar değiştirilebilir...” Adı açıkça söylenmiyor ama değiştirilmesi istenen, hedefteki “O Bakan”ın kim olduğunu herkes biliyor: Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik... Erdoğan, Hüseyin Çelik’i feda eder mi? Zayıf ihtimal. 3. Biat Ekibi: AKP’de, en azından Meclis Grubu’ndaki sayısal çoğunluğu bu ekip temsil ediyor. “Tayyip Erdoğan neye karar verirse, hakkımızda en hayırlısı, en doğrusu o olur” diye düşünüyorlar. Anayasa değişikliği gündeme gelirse oy vermeye hazırlar. Aksi bir yol belirlenirse ona da itirazları yok. 4. Yeni Oluşum Bekleyenler: Onlar da AKP’nin kapatılacağına inanıyorlar. Erdoğan’ın ve parti yönetiminin çok büyük hatalar yaptığını düşünüyorlar. Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinden itibaren işlerin ters gittiğini söylüyorlar. AKP’den umutlarını kesmiş durumdalar. Daha çok da AKP kapatılmasa dahi kendileri için bu partide bir siyasi gelecek göremiyorlar. Çoğunluğunu, Ali Coşkun, Nevzat Yalçıntaş, Turhan Çömez gibi eski milletvekillerinin oluşturduğu bu grup yeni bir parti oluşumu arayışında. Abdüllatif Şener’in bir hareket başlatıp başlatamayacağını tartıyorlar. Halen milletvekili olan bazı isimler de Şener’le dirsek teması içinde ama sayıları fazla değil.AKP’de ortaya çıkan dört temel eğilimin özeti bu.Peki bu eğilimler AKP’yi böler, zaafiyete sokar mı?Bugün için hayır, böyle bir tehlike yok. Sonuçta Erdoğan’ın kesinleştirip uygulamaya koyacağı yol haritasını partinin ezici çoğunluğu itirazsız kabul eder. Belki yolda bazı fireler olur ama onlar da en azından şimdilik AKP’nin gücünü sarsmaz.
Türkiye’nin en çok olağanüstü kurultay yapan partisi unvanını açık ara elinde bulunduran CHP’de yarın olağan kurultay var. Ancak eski kurultay dönemlerindeki havadan eser yok bugün CHP’de. Heyecan dozu oldukça düşük, sonucu şimdiden belli bir kurultay için toplanacak sosyal demokratlar. Şu anda bir aday, iki de aday adayı var. Yarınki kurultayda genel başkanlık yarışı olacağı şüpheli. Çünkü bugün itibariyle sadece Baykal’ın adaylığı kesin. Aday adayları Haluk Koç ve Umut Oran acaba rakip olarak Baykal’ın karşısına çıkmayı başarabilecekler mi? Çok zor görünüyor. Çünkü CHP’nin tüzüğünde, parti içi demokrasi açısından çok tartışmalı bir hüküm var. Genel başkanlığa aday olabilmek için toplam delege sayısının en az yüzde 20’si kadar delegenin açık imzasını alabilmek gerekiyor. Bu da 253 delege ediyor. Haluk Koç’un da Umut Oran’ın da bu sayıya ulaşabilmeleri imkansız değil ama çok zor.Umut Oran’la bir süre önce sohbet etmiştik. Adaylık için gerekli 253 imzayı bulabilmesinin zor olacağının farkındaydı. Fakat Oran’ın hedefi de resmen üç ay önce üye olduğu CHP’nin hemen ilk kurultayında seçilip genel başkan olmak değil. Oran CHP’de uzun soluklu bir siyasi mücadeleye giriyor. Bu kurultayda lider adayı olarak delegelerin kafasına ismini yazdırıyor. Aday olup kazanabilirse ne ala. Ama olamaz ise de bunu dünyanın sonu olarak görmüyor. Küsüp kenara çekilmeyecek, çalışmalarını sürdürecek. Hem partisinin güçlenmesi, adım adım iktidara yürümesi için çaba gösterecek hem de sonraki ilk kurultayda daha deneyimli ve güçlü biçimde Baykal’ın karşısına çıkabilmenin altyapısını hazırlayacak. Özetle bir anlamda geleceğe yatırım yapıyor.Haluk Koç ise hâlâ umudunu koruyor, 253 imzaya ulaşabileceğini umuyor. Ama 253 açık imza kolay değil.Çok büyük bir sürpriz olmaz ise Baykal tek aday olarak genel başkanlık seçimine girecek. Aslında seçim iki veya üç adaylı olsa da büyük farkla yeniden seçileceğine kimsenin kuşkusu yok Deniz Baykal’ın.Merak edilen Parti Meclisi’nin nasıl oluşturulacağı. Asıl yarış ve heyecan pazar günü yapılacak Parti Meclisi seçimlerinde yaşanacak.Kulislerde konuşulanlara bakılırsa Baykal Parti Meclis’inde köklü bir değişiklik yapacak. Sürpriz bazı yeni isimleri parti yönetimine alacak. Deniyor ki; “Örneğin Umut Oran genel başkan adaylığı için yola çıkmamış olsaydı parti yönetiminde genel başkanın yakın çalışma ekibi arasında yer alabilirdi...” Olabilirdi ama o artık lider adayı.Muhtemelen Faik Öztrak ve İlhan Kesici gibi yeni milletvekillerinin de aralarında olacağı çok sayıda yeni ismi vitrine, parti yönetimine alacak Baykal. Ve yine kulislerde konuşulan bir başka nokta da şu veya bu nedenle CHP’den uzaklaşmış bazı önemli sosyal demokrat isimleri de yeniden parti saflarına katmak için kurultay sonrasında yeni bir açılım yapılabileceği...Özetle CHP’nin bu kurultayı Parti Meclis’ine girmek için çalışanlar dışında ne kamuoyunu ne de CHP’lileri pek heyecanlandırmıyor. Müzmin ve değişken Baykal muhalifleri de bugün için güçlerinin CHP’deki kurulu düzeni değiştirmeye yetmeyeceğinin farkında. Onların umudu ve açıkça dile getirmedikleri hedefi, 2009 ilkbaharında olası bir yerel seçim yenilgisinin ardından gidilecek olağanüstü kurultay...
İddianamenin açıklandığı ilk günden beri AKP kurmaylarının aklında tek çıkış yolu var: Anayasa değişikliği...Çünkü iddianamenin, açılan kapatma davasının hukuki olduğunu ve normal hukuki süreçlerle sonuçlanacağına inanamıyor AKP’liler . Olayı komplo ve kendilerine yönelik bir yargı darbesi olarak görüyorlar.O nedenle de şunu söylüyor bazı AKP kurmayları:“Tamam biz normal hukuki süreci izleyeceğiz. Hukuka, yargıya saygılı davranacağız. En mükemmel şekilde bir savunma dosyası hazırlayacağız -ki büyük ölçüde hazır- Başsavcı’nın bütün iddialarını teker teker çürüteceğiz. Ama sonuçta bizi yine de kapatacaklar, buna işin başında karar verilmiş zaten...” Böyle düşündükleri için de Anayasa Mahkemesi’ne yazılı savunma verip ardından sözlü savunma ve sonra da büyük bir vakarla ve tevekkülle sonucu beklemek fikrini kabullenemiyorlar. Bunun göz göre göre “giyotine kafa uzatmak” tan farksız olacağını düşünüyorlar.Bazı AKP kurmayları için tek çıkış, anayasa değişikliği ile iddianameyi yok hükmüne düşürmek, davayı ortadan kaldırmak. Yani “yargı darbesi” diye adlandırdıkları bu süreci, halk destekli başka bir darbe ile boşa çıkarmak. Bunun en garanti en etkili çözüm olacağı düşünülüyor. 330’un üstünde bir oyla Meclis’te yapılacak anayasa değişikliği referanduma götürülecek. AKP kapatılsın mı kapatılmasın mı, Tayyip Erdoğan’a siyaset yasağı getirilsin mi getirilmesin mi oylamasına dönüşecek olan bu referandumda yüzde 70’in üzerinde bir seçmen desteği alabileceklerine garanti gözüyle bakıyor bu düşüncedeki AKP’liler.AKP milletvekillerinde, Başbakan Erdoğan’ın yakın kurmaylarında bu çıkış formülü tek çözüm olarak görülüyor. Ancak ne Erdoğan’ın ne de AKP üst yönetiminin bu konuda resmi bir açıklaması en azından şimdilik yok.Sadece Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın dış gezileri sırasında yaptığı buna benzer bazı açıklamalar var. Babacan bu konudaki en net açıklamayı önceki gün Kuveyt’e giderken uçağına aldığı gazetecilere yapmış. Çıkış için üçlü bir yol haritasından söz ediyor Babacan ve anayasa değişikliği konusunda şunları söylüyor: “Kapatılma koşullarını düzenleyen maddeler (Anayasa’nın parti kapatmalarıyla ilgili 68 ve 69. maddeleri) de dahil olmak üzere Anayasa’daki demokratik eksiklikleri gidereceğiz...” Babacan’ın bu sözlerinin Başbakan Erdoğan’ın onayından geçtiğine hiç kuşku yok. Ancak nedense Erdoğan şimdilik kendisi bu formülü telaffuz etmiyor. Önceki gün milletvekilleriyle yaptığı toplantıda da konu gündeme getiriliyor ve Erdoğan sadece “Her şeyin değerlendirilmekte olduğunu” belirterek “Merak etmeyin her türlü tedbiri alıyoruz” demekle yetiniyor.Erdoğan bu konuda bir süre daha bekleyecek. O da muhtemelen kesin kararını verip adım atmadan önce herkesin çok merak ettiği türban davasının sonucunu görmek istiyor.Gerçekten de Anayasa Mahkemesi’nin türbanla ilgili anayasa değişiklikleri konusunda CHP’nin “iptal veya yok hükmünde sayılması” yönündeki başvurusunu nasıl karara bağlayacağı çok önemli. Bu konuda iptal veya yok hükmünde kararı çıkması durumunda Başsavcı’nın iddianamesindeki en can alıcı bölümler iddia olmaktan çıkıp Anayasa Mahkemesi’nin tesbiti haline gelecek. Ki bu da kapatma ihtimalini çok güçlendirecek.İşte o zaman Erdoğan’ın, Babacan’ın sözünü ettiği Anayasa değişikliği için, referandumu, her türlü gerilimi ve cepheleşmeyi de göze alarak düğmeye basacağı anlaşılıyor.
AKP geçen dönemde uzlaşmacıydı. CHP de uzlaşmacıydı. İktidarla muhalefet arasındaki ilişkiler, geçen dönemin özellikle ilk üç yılında uygar bir tartışma ve temel konularda da yapıcı bir işbirliği ortamında yürümüştü.Bu sayede anayasada, ceza yasasında reform niteliğinde değişiklikler yapılabilmiş, Türkiye’ye AB kapısını aralayan demokratikleşme süreci toplumda bir gerilim yaratmadan, siyasi tansiyonu yükseltmeden gerçekleştirilebilmişti. Hatta Başbakan Tayyip Erdoğan’ın siyasi yasağı da ana muhalefet partisi CHP’nin desteği ile kaldırılmıştı.Fakat cumhurbaşkanlığı seçim süreci iktidar muhalefet ilişkilerini zehirledi. Bugün değil üç yıl öncesi bir yıl öncesinin gerilimli ortamından bile daha sert iktidarla ana muhalefet liderleri.Hem Tayyip Erdoğan, hem de Deniz Baykal sanki ilişkilerdeki gerginliği tırmandırmak için özel bir strateji izliyorlar. İkisi de birbirinden daha sert.Karşılıklı suçlama ve sertlik dozunu her gün biraz daha yükseltiyorlar. Özellikle de dün Meclis çatısı altında sergiledikleri üslup Türkiye’nin çok yakınılan 70’li yıllardaki Demirel-Ecevit kavgalarını bile aratır nitelikteydi. Önce partisinin grup toplantısında Tayyip Erdoğan konuştu. Kavgada bile söylenmeyecek türdendi Baykal’la ilgili şu ifadeleri:- Biraz ciddi ol, tezviratı da bırak...- Bizim seni utandırmak gibi bir niyetimiz yok. Sen de biraz ciddi ol, sızlanmayı bırak...- Sayın Baykal, ne istediğini bilmeyen çocuklar gibi sızlanıyor...- Temiz suya zehir döküyor. Akşam başka, sabah başka konuşuyor...Tayyip Erdoğan’ın konuşmasını televizyonda izleyen Baykal bir saat sonra partisinin grup toplantısında söz aldı. Erdoğan’ı ve hükümetin ekonomik uygulamalarını, özelleştirmeleri çok sert bir dille eleştirdi. Ardından Erdoğan’ın sözlerine yanıt vermeye sıra geldiğinde üslubu inanılmaz ölçüde sert ve gergindi. Erdoğan’ın sert üslubunu aratmadı. İşte Erdoğan’la ilgili yakıştırmaları:“Başbakan bazen laiklik der bazen başka bir şey der. Çelişkilerin en önemli kişisi Başbakan’dır. Başbakan’ın fütursuzluğu, pişkinliği, patavatsızlığı had safhadadır. CHP’den ‘yüz kızartan’ diye bahsediyor. Bunları söyleyenin ar damarı çatlamış olması gerekmektedir. Utan utan Başbakan...” Ve son noktayı üstü örtülü kapatma davası ve Yüce Divan tehdidine getirerek ima yoluyla koyuyor Baykal: Sözlerini “Erdoğan hakettiği sonu yaşayacak, hepimiz göreceğiz” diyerek noktalıyor Baykal. Bu cümlede kuşkusuz derin bir ima var. Muhtemelen kapatma davası, siyaset yasağı ve Yüce Divan tehdidine gönderme yapıyor.Evet, iki lider de birbirine karşı giderek sertleşiyor. Sanki hem Baykal hem de Erdoğan bir süre önce uzlaşma çağrısı yapan sivil toplum örgütlerine inat bir duruşa geçiyorlar . Aralarında Odalar birliği, TÜSİAD ve işçi sendikalarının da yer aldığı çok sayıda sivil toplum örgütü ortak çağrı yaptı ya uzlaşın, birer adım geri atın dedi ye. İki lider de adeta uzlaşma mesafesini sıfıra indirebilmek için onar adım daha ileri gidiyor. Acaba bundan ne umuyorlar?Liderlerin bu tutumu hiç kuşku yok ki parti gruplarını birbirine karşı kemikleştirecek. Parti tabanlarını, seçmen kitlelerini de...CHP ve AKP bundan ne kazanacak?