“Ergenekon” adı verilen çete soruşturması başlayalı bir yıldan fazla oldu. Bugüne kadar çok sayıda emekli asker, gazeteci, yazar, öğretim üyesi ve siyasetçi gözaltına alındı, sorgulandı. Bazıları tutuklandı, bazıları tutuksuz yargılanacak. Bu operasyon kapsamında tutuklanmış, 13 aydan beri cezaevinde yatanlar var. Operasyonla ilgili kitaplar yazıldı ama henüz ortada iddianame yok. Bir yıldan beri tutuklu bulunanlar henüz neyle suçlandıklarını bilmiyorlar. Ergenekon kapsamında ilk şok edici tutuklamalar AKP iddianamesinin açıklanmasından kısa bir süre sonra olmuştu. (İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu, Doğu Perinçek)Arada başka gözaltılar da oldu ama en çarpıcı operasyon dün gerçekleştirildi. Dün iki emekli orgeneralin gözaltına alınması süreci son derece kritik bir aşamaya getirdi.Operasyon başından itibaren askerle Türk Silahlı Kuvvetleri ile şu veya bu şekilde ilişkilendirilmeye çalışılıyordu. Başından itibaren fısıltı gazetesiyle bir takım haberler pompalanıyor, TSK’nın en üst kademelerinde görev yapmış ve yapmakta olan komutanların adları dolaştırılıyordu. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek’in darbe günlüklerine atıf yapılarak darbe çetesinin üzerine gidileceği konuşuluyordu. Ama nereye kadar?Sorunun yanıtı dün itibariyle şekillenmeye başladı. Eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Hurşit Tolon, Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay ve Tercüman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ufuk Büyükçelebi ile eski AKP milletvekili ve bugünün en sert AKP ve Erdoğan muhalifi Turhan Çömez’in de aralarında bulunduğu 24 kişi için gözaltı kararı çıktı. Şimdi Meclis’teki bütün siyasetçiler, iktidarıyla muhalefetiyle bütün milletvekilleri, askeriyle siviliyle tüm toplum şu soruya yanıt arıyor: “Ne oluyor, nereye gidiyoruz?” Evet gerçekten ne oluyor?Toplumun yakından tanıdığı, hemen hergün kamuoyunun gözü önünde olan ve hemen hepsinin de hükümete muhalif olduğu bilinen bu isimler ne yapmışlar? Neyle suçlanıyorlar?Hükümeti devirmek için askeri darbe teşebbüsünde mi bulunmuşlar? Bunun için silahlı örgüt mü kurmuşlar?İşte bu noktada kafalar karışıyor. İllegal çeteleşmelerin çökertilmesine, darbe girişimlerinin önlenmesine elbette ki kimsenin diyeceği olamaz. Ama acaba gerçekten öyle mi? Yoksa bu, bazı kurumlara ve kişilere itibar kaybettirmek, muhalefeti yıldırmak, sesini kesmek için bir gözdağı verme operasyonu mu?Kafaları karıştıran soru bu.Toplumun büyük kesiminde ve muhalefette hakim olan kanı, bunun muhalif sesleri susturmak için yürütülen bir gözdağı verme operasyonu olduğu yönünde...O nedenle CHP Genel Başkanı Deniz Baykal gelişmelere çok sert tepki gösteriyor. “Türkiye tarihi bir kırılma yaşıyor” diyor Baykal, ekliyor:“Bu normal bir demokrasi de yaşanmayacak bir olay. Toplumun saygıdeğer insanları bir gecede yaka paça gözaltına alınıyorsa, demokrasi açısından ciddi sorunlar yaşanıyordur. Birden bire gözaltıların ortaya çıkması Türkiye’nin normal bir devlet olmaktan çıktığını gösterir. Topluma mal olmuş kişileri birden göz altına alamazsın. Bu ancak darbe dönemlerinde olur...” Gelişmeler gerçekten de son derece tatsız...
Siyasetin geleceğinden ekonomiye kadar Türkiye’de her şey AKP hakkındaki kapatma davasının sonucuna kilitlenmiş durumda. Sonuç belki var olan siyasi krizi daha da derinleştirecek. Ama en azından bugün gerek iktidarın gerek muhalefetin gerekse de toplumun yaşadığı stres ve gerilimi bir ölçüde hafifletecek. Herkes kendine uygun yol haritasını, gelecek planını uygulamaya koyarak yoluna devam edecek. Kapatma davasında bugün ve yarın taraflar son sözlerini söyleyecekler. Bugün önce Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, Anayasa Mahkemesi’nde sözlü görüşünü bildirecek, “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiğini” iddia ettiği AKP’nin kapatılmasını talep edecek. Yarın da AKP’nin savunmacısı iddianameyi çürütmek için son sözünü söyleyecek.Bu aşamanın da tamamlanmasından sonra Yüksek Mahkeme’nin kararının çok uzamayacağı, kararın bir-birbuçuk ay içinde açıklanacağı beklentisi yüksek.Tabii ki kararın ne zaman çıkacağını, ne yönde olacağını bugünden kimsenin bilmesi mümkün değil. Fakat herkesin kendi beklentisine uygun bir tahmini var. Ki, bu tahminlerin tutma ihtimali yüzde 50. Çoğu AKP’li dahi “kapatılacak” diyor. Ona göre hesap yapıyor, yazılıp çizilen, konuşulan senaryoları tartışıyor.Sahi eğer o olumsuz ihtimal gerçekleşir ve AKP kapatılırsa ne olacak? Ankara kulislerinde konuşulan senaryolara bakılırsa AKP ve AKP’liler de Türkiye de en az hasarla bu olumsuz süreci atlatabilecek. En azından senaryoya göre, kağıt üstünde öyle gözüküyor. Ama acaba bugünden yazılıp çizilen senaryolar gerçek hayata ne ölçüde geçebilecek ?Örneğin partisi kapatılır Tayyip Erdoğan’a da siyasi yasak getirilirse hükümet Erdoğan’ın milletvekilliğinin düşmesi ile birlikte otomatik olarak düşecek. Bu durumda acaba yeni hükümet, senaryolardaki kadar kolay kurulup yola devamı sağlayabilecek mi? Yani Erdoğan’ın işaret edeceği Başbakan adayı, Cumhurbaşkanı’nın görevlendirmesinin hemen ardından 300’ün üzerindeki eski AKP’li bağımsız milletvekilinin desteği ile hemen kurulabilecek mi?Senaryoda hükümetin kurulmasının hemen ardından Meclis’in erken seçim kararı alması ve sonbahar aylarında Erdoğan’ı bağımsız milletvekili olarak yeniden Meclis’e taşıması öngörülüyor. Bu öngörü tutacak mı?Senaryonun kritik noktası erken seçim kararı. AKP’nin ve MHP’nin hatta DTP’nin erken seçime destek verme ihtimali sıfır. Meclis iki yılını doldurmadığı için AKP milletvekillerinin önemli bir bölümü emeklilik hakkını elde edememiş durumda. Listeye girip giremeyecekleri, seçilip seçilemeyecekleri garanti olmayan bu gruptaki milletvekillerinin Erdoğan’a rağmen fire verme ihtimali çok yüksek.AKP ve Erdoğan açısından erken seçimi garantiye almanın tek yolu var: Hükümet krizi çıkarmak...Yani beklendiği gibi Erdoğan bir başbakan adayı işaret edip kuracağı hükümete 300’e yakın bağımsız milletvekilinin güvenoyu vermesini sağlamayacak. Zorunlu erken seçimin önünü açacak.Erdoğan’ın milletvekilliğinin düşmesinin ardından 45 gün içinde yeni hükümet kurulamaz ise Cumhurbaşkanı Gül devreye girecek ve Anayasa’nın 116. maddesi hükmüne göre seçimlerin yenilenmesine karar verecek...Bu da bir ihtimal...
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ ile 2 saat baş başa görüşmesi, rutin, olağan bir durum mu?Genelkurmay Başkanlığı’na ataması yapılmadan kısa bir süre önce Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile de baş başa uzunca bir görüşme yapmıştı Başbakan Erdoğan. Ama o da olağan değildi. Önceki günkü Orgeneral Başbuğ görüşmesi de...Tıpkı geçen yıl 27 ve 28 Nisan bildirilerinin ardından Erdoğan’ın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt’la yaptığı ve içeriği sır olarak tutulan Dolmabahçe görüşmesinin olağan olmadığı gibi...Aslında AKP hükümetleri ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasındaki ilişkileri, ilk günlerden, AKP’nin iktidar olduğu 2002 sonlarından bu yana olağan, demokrasilerde olması gereken ilişki diye tanımlayabilmek güç.İki taraf da birbirine karşı mesafeli durdu, hep kuşkuyla baktı. Hiçbir zaman yüzde yüz güven duygusu hakim olmadı, hükümette de askerde de. Ama öte yandan bu nedenle devlet işlerinin aksadığı da söylenemez. Aksine terörle mücadele kapsamında en kritik sınırötesi askeri operasyonlar bu dönemde gerçekleşti. Ancak özellikle laiklik konusundaki tanım ve anlayış farklılığı karşılıklı güvensizliği hep canlı tuttu. AKP hükümetleri dönemindeki hiçbir Yüksek Askeri Şura toplantısının kararları oybirliği ile alınamadı. Bu da Cumhuriyet tarihinde bir ilkti. Disiplinsizlik ve irticai faaliyetleri nedeniyle TSK ile ilişkisi kesilen personelle ilgili kararlar hep hükümet tarafının muhalefet şerhiyle yürürlüğe girdi.Başbakan Erdoğan’ın TSK’nın üst kademesiyle üç kritik görüşmesi oldu bugüne kadar ve bu üç görüşme de olağan sayılabilecek türden değil.İlki Kara Kuvvetleri Komutanı iken Orgeneral Büyükanıt’la yaptığı görüşme. Tıpkı bugünlerde olduğu gibi Genelkurmay Başkanı değişecekti ve normal olarak bu göreve Büyükanıt atanacaktı. Ama aylar öncesinden Ankara kulislerinin bir numaralı gündemi bu atamanın yapılıp yapılmayacağı olmuştu. İktidar partisine yakın bazı yayın organları üzerinden Orgeneral Büyükanıt’a yönelik çirkin bir karalama kampanyası yürütülmüştü. Hatta bugün meslekten uzaklaştırılmış olan bir savcı, Büyükanıt’ı Şemdinli iddianamesine alarak yargılanması talebinde bulunabilmişti.Durum şimdi de farklı değil. Askerin deyimiyle TSK’ya ve iki ay sonra Genelkurmay Başkanı olmasına kesin gözüyle bakılan komutana karşı bir yıpratma, itibar erozyonuna uğratma kampanyası yürütülüyor. Yani askerin deyimiyle psikolojik savaş taktikleri uygulanıyor. Bu tür kampanyalarda askerin kendi içinde temizlemeye çalıştığı tarikat bağlantılı unsurların rol oynadığı kanısı hakim. Orgeneral Başbuğ’un Anayasa Mahkemesi Başkanvekili ile karargahta görüşmesi olay haline geliyor. Bu görüşmeye farklı anlamlar yüklenmeye çalışılıyor. Kudüs’te çekilen bir fotoğraf belirli bir merkezden yıpratma kampanyasının aracı olarak medyaya servis ediliyor. Önceki günkü olağandışı görüşmede bu konular ne kadar derinlemesine tartışıldı, Başbakan ne dedi, Orgeneral Başbuğ neler söyledi, bunları elbette tam olarak bilemiyoruz.Bilinen tek şey bu görüşmelerin olağan olmadığı. Belki de olağandışılıklar olağan hale geliyor...
Anayasa Mahkemesi gündeminde DTP ve AKP ile ilgili kapatma davalarında sona yaklaşılıyor. Her iki davanın hukuki sonuçlarının ötesinde ciddi siyasi sonuçlar doğuracağına kuşku yok. Her iki parti ile ilgili suçlama da Cumhuriyetin iki temel kırmızı çizgisi ile ilgili; laiklik ve ülke bütünlüğü...Bu suçlamalarla kapatma tehdidi altında bulunan iki partinin parlamentoda üçte ikiye yakın bir çoğunluğu oluşturuyor olması da bu davaların kritik önemini artıran bir unsur. Dava sürecinin ülkede zaten var olan gerilim ve kutuplaşma eğilimlerini daha da derinleştirmekte olduğu da bir gerçek. O nedenle herkesin beklentisi, temennisi bu sürecin mümkün olan en kısa sürede tamamlanması. Kararı verecek olan Anayasa Mahkemesi’nin yaklaşımı da o yönde.DTP hakkındaki dava AKP’den aylar önce açılmıştı, ama şimdilik ikinci planda kalmış gibi gözüküyor. DTP davasının sonuçlanması muhtemelen yıl sonunu bulacak. AKP ile ilgili kararın ise Ağustos ayı içinde çıkma olasılığı çok yüksek. Ki, AKP’nin de, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da arzusu bu sürecin uzamaması yönündeydi. Sürecin uzamasının söz konusu partiye olduğu kadar hatta daha fazla ülkeye ülke ekonomisine zarar vereceği kaygısını hemen herkes kabul ediyor.Bu haklı bir kaygı. Onun için AKP süreci hızlandırıyor, savunmalar için ek süre istemek bir yana normal süreyi bile yarı yarıya kısaltıyor. Bu da olumlu ve anlaşılabilir bir yaklaşım.Anlaşılması güç olan ise dava sürecinde AKP’nin izlediği gerilim, hatta çatışma stratejisi. AKP yüksek yargıya, iddianameyi hazırlayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na karşı adeta savaş açıyor. İddianameye karşı verdiği yazılı savunmasında laiklik tanımı ve anlayışını tartışmaya açıyor. AKP’li bakanlar ve parti sözcüleri birbiri arkasına yaptıkları tartışmalı açıklamalarla sistemin temel değerlerini sorgulamaya kalkışıyorlar, sistemle kavga ediyorlar. Adeta Başsavcı’nın değirmenine su taşıyorlar.Başbakan Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin kapatılma sonrasına ilişkin önerisine çok sert tepki veriyor ama öte yandan yakın kurmaylarının demeçlerine, hazırlıklarına bakılırsa sanki kapatma kararını çoktan benimsemişler gibi bir izlenim doğuyor.Belki de “nasıl olsa kapatacaklar” diye düşündükleri için “vuruşarak kapatılma” stratejisi izliyorlar.DTP’NİN TAKTİĞİDTP ise daha ince bir taktik izliyor. Dava sürecini mümkün olduğunca uzatmaya çalışıyor. Dava sürecinin her aşamasında ek süre haklarını bugüne kadar hep sonuna kadar kullandı DTP. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Anayasa Mahkemesi’nin dünkü oturumunda DTP davası ile ilgili sözlü görüşünü, son sözünü söyledi: “Bu parti Anayasa’nın temel ilkelerine, devletin bütünlüğüne karşı faaliyetler içindedir. Teröre destek vermekte, adeta terörizmin kontrolü altındadır. Bu nedenle kapatılmalıdır...” DTP ise ek süre aldığı için son sözlü savunmasını 16 Eylül’de yapacak.Bu arada AKP ile ilgili karar çıkacak. Bunun sonrasındaki siyasal gelişmelerin lehine sonuçlar doğurabileceğini umuyor olabilir DTP. Örneğin parti kapatmalarla ilgili bir anayasa değişikliği gibi.Zayıf da olsa bir umut...
AKP Nisan 2007’den beri hem kendisi travma yaşıyor hem de topluma yaşatıyor.İlk travma, 2007 Nisan’ında cumhurbaşkanlığı seçimindeki inatlaşma ve gerilimin sonucunda Genelkurmay muhtırasıyla geldi.Gidilen erken seçimde aldığı yüzde 47’lik seçmen desteği sonucu AKP birinci travmayı zaafiyete düşmek bir yana, gücünü ve enerjisini katlayarak, iktidarını pekiştirerek atlattı. Bu güçle de yarım kalan cumhurbaşkanlığı seçimini tamamladı, Abdullah Gül’ü Çankaya’ya taşıdı.Taşıdı ama 22 Temmuz seçimlerinde alınan yüzde 47’lik oyun kendisine sağladığı kredinin büyük bölümünü harcadı. AKP hız kesmedi, birinci iktidar döneminde birkaç zemin yoklaması yaptıktan sonra “kurumsal mutabakat yok” diyerek geri adım attığı üniversitelerdeki türban meselesini çözmek için çok kuvvetli bir hamle daha yaptı. Hem de bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan “Velev ki siyasal simge olsa da serbest bırakacağız” diyerek...Zaten üniversitede türban yasağının kaldırılmasına vize vermeyen Anayasa Mahkemesi’nin 20 yıl önce oluşturduğu içtihadın temelinde de bu yatıyordu. Yani, “türbanın siyasal İslamın simgesi” oluşu.Ancak MHP’nin de desteğini yanına alan AKP, laikliğe duyarlığı toplum kesimlerinin, üniversitelerin ve bazı anayasal kurumların tepkilerini, hukukçuların uyarılarını hiç dikkate almadı. Bu meseleyle ilgili “gerilimsiz çözüm” stratejisini ilk defa terk etti. Kapatma davasına giden yolu açtı.Türbanla ilgili anayasa değişikliğinin Cumhurbaşkanı Gül tarafından onaylanıp yürürlüğe girmesinden sonra açılan kapatma davası ile AKP hiç kuşku yok ki çok şiddetli bir travmaya maruz kaldı. Sadece AKP’yi değil, tüm Türkiye’yi, tüm toplumu etkiledi ve etkilemeye devam ediyor bu travma. Bu kez travmanın etkilerini atlatamıyor AKP. Kapatma davası süreci AKP’deki psikolojik ortamı bozuyor, iç gerilimi yükseltiyor. Muhtemelen o yüzden sistemle, sistemin temel değerleriyle var olan çelişkilerini çatışmaya dönüştürmekten kaçınmıyor AKP sözcüleri.Belki de “nasıl olsa, ne yapsak karar verilmiş, düğmeye basılmış, partimizi kapatacaklar” diye düşündükleri için, bazı AKP sözcüleri normal dönemde hiç getirmedikleri, getirmeyecekleri ifadelerle sistem eleştirisi yapmaya başlıyorlar.Örneğin Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın Avrupa Parlamentosu’nda dile getirdiği şu yakınma:“Türkiye’de sadece gayrimüslim azınlık değil Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorun yaşıyor...” Bunu da öyle çok konuşan, dili sürçen bir bakan yapmıyor. Kapatma davasına kadar siyasi konularda çok az, hatta hiç konuşmayan, son derece dikkatli, diplomatik bir üslup kullanan Ali Babacan, kapatma davasının neden olduğu travmadan sonra kendini frenleyemiyor anlaşılan.Dışişleri Bakanı’nın bu sözlerinin iç kamuoyundaki travmatik etkisi geçmeden bu kez de AKP’nin iki numaralı ismi Dengir Mir Mehmet Fırat’ın New York Times’a verdiği demeç gündeme bomba gibi düşüyor. Atatürk devrimlerinin Türk toplumuna travma yaşattığını öne sürüyor Fırat. Fırat dün demecinin tümünün yayınlanmadığını söyleyerek sözlerini düzeltmeye çalıştı. Ama, “AKP’nin cumhuriyetin temel değerleri ile Atatürk devrimleri ile hesaplaşma niyetinin dışa vurumu” biçimindeki algıyı değiştirebilmesi zor.AKP aslında bir yandan savunma yapıyor, 3 Temmuz’daki sözlü savunmaya hazırlanıyor ama öte yandan bazı bakanları ve parti sözcüleri adeta “bizi kapatın” diye demeç üstüne demeç veriyorlar.
Bu konuda en yetkili isim olan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç “Kararın Temmuz sonunda mı Ağustos’ta mı çıkacağı konusunda bugünden bir tarih telaffuz etmek mümkün değildir” diyor. Elbette kararın ne yönde olacağını da kimse bilemez.Kılıç, “belli olmaz” diyor ama artık Ankara’da iktidarıyla muhalefetiyle herkesin kanaatı aynı: Kararın Temmuz sonu veya Ağustos ayı başlarında çıkacağı hakim beklenti.Kararın ne yönde çıkacağı konusundaki tahminler de ortak. İki hafta önce açıklanan türban kararı öncesinde AKP’lilerin beklentisi, kapatma çıkmayacağı, Hazine yardımını kesme cezası verilebileceği yönündeydi. Hatta sadece AKP’liler değil muhalefet de bu ihtimali yadsımıyordu. Fakat türbanla ilgili anayasa değişikliğinin iptal kararından sonra tahmin ve beklentiler tümüyle değişti. Artık AKP’liler de daha umutsuz. Başbakan Tayyip Erdoğan da partisi de şimdi kendisini en kötü sonuca hazırlıyor. Yani kapatılma ve siyasi yasak ihtimaline karşı izlenecek yöntemler netleştirilmeye çalışılıyor.En kötü ihtimalin gerçekleşmesi, yani AKP’nin kapatılması, Tayyip Erdoğan ve 39 milletvekiline siyasi yasak getirilmesi ve milletvekilliklerinin düşürülmesi durumunda ne yapılacak?Aslında Türkiye’de ilk defa parti kapatılıyor değil. Bugüne kadar çok sayıda siyasi parti Anayasa Mahkemesi’nce kapatıldı. Küçük partiler de kapatıldı, büyük partiler de. Ama hiçbir zaman iktidar partisi, hele tek başına hükümet kurma, hatta anayasa değişikliği yapabilecek kadar milletvekiline sahip bir parti hiç kapatılmadı. Bu konuda bir örnek olay, bir tecrübesi yok Türkiye’nin. AKP eğer kapatılırsa bu bir iktidar değişikliğini de beraberince getirmeyecek. Parlamentonun sayısal çoğunluğu yine AKP’lilerde olacak.Eğer karar olumsuz çıkar, partileri kapatılırsa 300 civarında AKP milletvekili bağımsız konuma düşecek. Bu gerçekten hareketle gelecek hesapları yapıyor AKP kurmayları. Hesaplar, planlar kağıt üstünde son derece mantıklı, net ve tutarlı. Erdoğan’ın siyasi yasağı ile birlikte hükümet değişir ama yine Erdoğan’ın işaret edeceği bir AKP milletvekilinin (Beklenti Ali Babacan veya Mehmet Ali Şahin) başkanlığında bağımsızlar grubunun içinden yeni hükümet oluşturulur. Ardından yeni parti kurulur ve bağımsızların katılımıyla iktidar bu partiye geçer. Bu arada da Meclis AKP’lilerin oylarıyla sonbaharda erken seçim kararı alır. AKP’nin yerine kurulan parti yeniden ezici bir çoğunlukla iktidar olur, Tayyip Erdoğan da bağımsız milletvekili olarak yeniden parlamentoya girer.Bu senaryo son derece mantıklı, akla uygun.Ama kağıt üzerinde öyle. Acaba AKP bu arada ne kadar fire verecek? AKP kurmaylarının beklediği gibi trenden atlayanların sayısı 5 - 6’yı geçmeyecek mi? Tayyip Erdoğan’ın işaret edeceği emanetçi Başbakan ve Genel Başkan’ı bütün AKP’liler içlerine sindirebilecek mi? Bugün AKP grubunda yer alan emekliliğini hak edememiş çok sayıdaki genç milletvekili erken seçim için oy kullanacak mı? Bugün var olan disiplin Erdoğan sonrasında da devam edecek mi? Geleceği belirsiz gören, erken seçimde aday listelerine girip giremeyeceği endişesi taşıyan milletvekilleri seçim için acele etmeyelim derlerse ne olacak?İşte bu ve benzeri soruların kağıt üstünde son derece mantıklı gözüken hesapları bozması ihtimali az değil...
AKP’nin iktidar olduğu günden beri yüksek yargı ve Türk Silahlı Kuvvetleri, YÖK ve üniversiteler başta olmak üzere temel devlet kurumları ve toplumun bir bölümüyle zaman zaman yaşadığı gerilimlerin temelinde hep laiklik kaygıları oldu.AKP’ye laiklik ilkesi yönünden hep kuşkuyla ve kaygıyla bakıldı bazı çevrelerce. Başbakan Erdoğan’ın zaman zaman tekrarladığı “Laikliğin teminatı biziz” sözüne nedense hiç güven duyulmadı.Çünkü AKP ve Erdoğan’ın laiklik tanımı ile sistemin tanımı farklıydı. Fark sadece laiklik tanımı ile sınırlı değildi, irtica tehdidi algılaması da farklı oldu. O yüzden zaman zaman sert tartışmalar yaşandı. Sistemle AKP arasındaki güven uçurumu bir türlü giderilemedi.Üniversitelerde türban serbestisi ile ilgili anayasa değişikliğinin bardağı taşırmasının gerisinde de bu tanım farklılığı var aslında. AKP’nin laiklik tanımı farklı yüksek yargının başka...AKP Anayasa Mahkemesi’ne önceki gün sunduğu esas hakkındaki savunmasında bu konuya geniş yer ayırdı:“Devletin sosyal, hukuki, siyasi ve ekonomik temel düzenlerini Avrupa hukukuna uyarlayarak modernleştirmiş ve laikliğin ikinci ayağı olan din ve vicdan özgürlüğünün alanını genişletmiş bir partinin, laikliği ihlal ettiğini ileri sürmek ancak bir algılama hatasından kaynaklanmış olabilir...’Bizim laikliğimiz sadece bize özgüdür’sözü, sadece demokrasi karşıtlığını temellendirebilir . Laiklik evrensel bir birikimdir. Türkiye’nin tek özgün tarafı, laiklik prensibinden demokrasi karşıtı yorumlar üretilmesidir. Demokrasiyi imkânsız hale getiren bir laikliği savunmak, kestirmeden azınlık diktasını savunmak demektirSonuç olarak, bu davada temel sorun, AK Parti’nin evrensel standartlarla uyumlu demokratik laiklik anlayışının, Başsavcılığın savunduğu bireyi ve toplumu nesneleştirici ve dönüştürücü laiklik anlayışına aykırı görülmesidir...” İşte son altı yıllık örtülü ve açık gerilimin, çatışmanın temelinde yatan sorun AKP’nin yazılı savunmasında geniş yer ayırdığı bu laiklik tartışması. AKP’nin anlayışı kurumlarda ve toplumun bir bölümünde yerleşik laiklik tanımıyla çelişiyor. Gerilimi, çatışmayı doğuran da, işi kapatma davasına getiren de, bu çelişki, bu tanım farkı. AKP laiklik tanımı ve anlayışı nedeniyle Başsavcı’ya çok sert eleştiriler yöneltiyor ama Anayasa Mahkemesi’nin geçmişte benimsediği tanımlar da Başsavcı’nınkinden pek farklı değil. Örneğin, geçmişteki türban davalarındaki tanım ve tarifler öyle...Anayasa Mahkemesi’nde geçmişte hakim olan görüşün, benimsenen laiklik anlayışının bugün değişip değişmeyeceğini bilemeyiz. Ama üniversitelerde türban serbestisiyle ilgili anayasa değişikliğine verilen iptal kararı bu anlayışta bir değişiklik olmadığının işareti olarak yorumlanabilir.
Anayasa Mahkemesi’nde görülmekte olan kapatma davası ile ilgili olarak AKP dün esas hakkındaki savunmasını da verdi. Artık sıra gününü Anayasa Mahkemesi’nin belirleyeceği sözlü savunmalarda.Esas hakkındaki savunmasını sürenin dolmasından iki hafta önce veren AKP, sözlü savunma için de bir an önce tarih verilmesini bekliyor. Dava sürecinin uzamasının AKP’de n daha çok fazla ülkeye ve ekonomiye zarar verdiğini düşünüyor AKP’liler.Ve o nedenle de ne olacaksa bir an önce olsun havasındalar. Evet, acaba ne olacak? Ne olacağını davanın ne zaman sonuçlanacağını bugünden elbette kimse bilmiyor.AKP’deki genel hava şu:“Başsavcı’nın iddianamesindeki ’laiklik karşıtı eylemlerin odağı’tarifini AKP’ye yakıştırmak mümkün değil. Eğer hukuk işleyecekse AKP kapatılamaz. İç hukukumuza, evrensel hukuk normlarına, Avrupa İnsan Hakları Bildirgesi’ne ve Venedik Kriterlerine uymaz AKP’nin kapatılması. Kapatma ’anormalin ilamı’olur...” Yani “normal olarak kapatılmayız ama kapatacaklar” diyor AKP’liler.Özellikle de Anayasa Mahkemesi’nin türban düzenlemesi ile ilgili Anayasa değişikliğini iptal etmesinden sonra “kapatacaklar” havası daha hakim AKP’de.O yüzden de kararın bir an önce çıkmasını ve yeni yol haritasına göre yola devamı arzuluyorlar.AKP zaten başından itibaren “velev ki kapatırlarsa” dile hazırlık yapıyor. Başbakan Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “AKP’yi şimdiden klonlayın” önerisine çok sert tepki gösteriyor ama öte yandan “B planımız da hazır C planımız da hazır” diyerek, benzer bir hazırlık içinde olduklarını da doğruluyor.Yani en kötü ihtimale karşı da yol haritası hazır AKP’nin. Tabii eğer parti kapatılırsa yolculuğun bir bölümü, siyasi yasaklı olacağı için Tayyip Erdoğan’sız olacak. Bu arada Cumhuriyet tarihinde ilk kez parlamento çoğunluğu, partisi kapatılmış bağımsız milletvekilleri grubundan oluşacak. Yeni hükümeti bu grup kuracak. Tayyip Erdoğan’ın işaret edeceği yeni bir başbakan atanacak. Kabinede revizyona gidilecek. En kısa zamanda da erken seçime. AKP kulislerinde konuşulanlara bakılırsa kapatma davasının Temmuz sonu Ağustos başlarında sonuçlanması halinde sonbaharda erken genel seçim sürpriz olmayacak. Bu durumda genel seçim Anayasa gereği mahalli idare seçimleri ile birleşecek. Tabii ki bu arada bağımsız AKP’liler yeni bir parti kuracak, Tayyip Erdoğan’ın işaret edeceği yeni bir genel başkan adayı belirleyecekler. 81 ilde örgütlenip seçime hazırlanacaklar. Örgütlenme konusunda hiç zorluk çekmeyeceklerini söylüyor AKP kurmayları. İsim ve tabela değişikliklerinin birkaç hafta içinde tamamlanabileceğine, en az şimdiki kadar güçlü bir örgüt yapısı ile seçmenin karşısına çıkabileceklerine ve yine yüksek bir oy oranı ile tek başına iktidar olacaklarına inançları tam.Tayyip Erdoğan da bağımsız milletvekili olarak Meclis’e gelecek. Ve kurulacak yeni partinin başbakan adayının da yine bağımsız milletvekili Erdoğan olacağını söylüyor AKP’liler. Doğal olarak bütün bunlar şimdilik senaryodan ibaret.