Kapsamlı kara harekatı seçeneği...

7 Ekim 2008

Bütün dünyayı, ABD’de başlayıp Avrupa’yı sarsmaya başlayan küresel mali kriz dünyanın bir numaralı öncelikli gündem maddesi. Türkiye’de ise en azından şimdilik bu konu hükümetin, siyasetin birinci önceliği değil. Çünkü küresel mali kriz borsayı sarsmış, finansal piyasaları etkilemeye başlamış olsa da henüz fazla can yakmıyor. Bugün için Türkiye’nin canını yakan asıl konu bölücü terör. Onun için de hükümetin, iktidarıyla muhalefetiyle siyasetin ve toplumun bir numaralı öncelikli gündem maddesi terör.Siyasi partiler yeni yasama döneminin ilk grup toplantılarını yaptılar dün. AKP, CHP ve MHP gruplarının ortak gündemi bölücü terördü. Meclis bugün sınır ötesi operasyon tezkeresini görüşecek, yani gündem yine terör olacak. Yarın da yine aynı konu Terörle Mücadele Yüksek Kurulu’nda görüşülecek.Türkiye artık gerçek anlamda sabırların çok zorlandığı bir noktada. Ama ne yapacak?Muhalefet hükümeti çok sert ifadelerle eleştiriyor. Dün önce MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ardından da CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, haklı olarak bir noktaya dikkate çekiyorlar: Kuzey Irak...Türkiye’nin stratejik ortağı, en önemli müttefiği ABD işgali altındaki komşu ülke Irak’ın kuzeyinde Türkiye’ye yönelik teröre, teröristlere “yardım ve yataklık” yapıldığının altını çiziyorlar.Evet doğru. Irak’ın kuzeyindeki yerel idarenin yani Barzani yönetiminin hakimiyeti altındaki topraklarda PKK teröristlerini barındırdığı, doğrudan veya dolaylı yardım sağladığı, lojistik destek verdiği konusunda Türkiye’de hemen herkes hemfikir.Peki çözüm?MHP Genel Başkanı Bahçeli, “tampon bölge” öneriyor, Baykal geç bile kalındığını söylüyor. Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek de konunun değerlendirilebileceğini ifade ediyor.Çözüm olur mu?Olup olmayacağını en iyi bilecek olan kurum silahlı mücadeleyi fiilen yürüten Türk Silahlı Kuvvetleri. Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız’a bu soru geçen Pazar günü soruldu:“Hayır” yanıtını verdi Orgeneral Iğsız. Bunun çözüm olmadığını belirtti.Muhalefetin dile getirdiği hükümetin de öteden beri gündeminde olan asıl sorun Irak merkezi hükümetinin ve kuzeydeki otorite Barzani yönetiminin PKK’ya karşı ortak mücadeleye ikna edilmesi.Tümüyle olmasa bile en azından silahlı mücadele yönünden sorunun çözümünde kilit rol oynayacak nokta burası. Elbette hükümet de bunun farkında ve yıllardan beri Irak ve ABD nezdinde yürütülen diplomasi bu noktada odaklanıyor. Ne yazık ki yeterli sonuç alınamıyor. ABD’nin verdiği “mükemmel” istihbarat desteğinin ve hava operasyonu vizesi ile yetiniyor Türkiye. Yani, 1 Mart 2003’te reddedilen tezkerenin bedelini ödemeye devam ediyor.Şimdi, sınırötesi operasyon tezkeresi bugün bir yıl süreyle yenilenecek buna DTP dışındaki bütün partilerin, milletvekillerinin destek vereceğine kuşku yok.Ardından Barzani yönetimi üzerindeki baskıyı ağırlaştırıcı bazı uygulamalar gündeme gelecek. Belki yakın gelecekte Kuzey Irak’a yönelik geniş kapsamlı ve etkili bir kara harekatı da....Türkiye bu yolla sonuç almaya, Kuzey Irak’taki yönetimi PKK ile mücadelede samimi bir işbirliğine ikna etmeye çalışacak.Sonuç verir mi vermez mi, onu da zaman gösterecek...

Devamını Oku

Barzani işbirliğine nasıl ikna edilecek?

6 Ekim 2008

Türkiye, bugünden yarına kolay çözümü olmayan son derece kritik ve zorlu bir süreçten geçiyor. Bir yanda tırmanan bölücü terör ve bazı yörelerde bunun yansıması olarak ortaya çıkan toplumsal gerginlikler, diğer yandan da bütün dünyayı tehdit eden küresel mali krizin Türkiye’ye olası yansımaları... Bu iki noktada da hükümete duyulan güven çok yüksek değil. Sınırötesi operasyon tezkeresi başta olmak üzere hükümetin getireceği her türlü önlem önerisine destek vereceğini açıklayan muhalefet partileri, bu konuda hükümetin tutumunu çok sert eleştiriyorlar. Yapılması gerekeni yapamadığını, bocaladığını iddia ediyorlar.Acaba öyle mi?Hükümetin teröre karşı ne yapması gerekiyordu da, neyi ihmal etti?Asıl tartışılması gereken nokta belki de bu.Bir yıl önce muhalefet PKK’nın üs olarak kullandığı Kuzey Irak’taki Kandil Dağı’nın niye vurulmadığını soruyordu? Kandil defalarca bombalandı. Başka yerler de vuruldu Kuzey Irak’ta ve vurulmaya devam ediyor. Ancak şu anda görülüyor ki yeterli değil.Bugün Türkiye’nin terörle mücadelede karşı karşıya olduğu esas sorun, tezkere çıkarmak, hava operasyonu düzenlemek, hatta sınırlı kara operasyonu düzenlemek de değil. Sorun, Kuzey Irak’ta bölücü örgüte yardım ve yataklık yapılması...CHP Genel Başkanı Deniz Baykal dün terör konusunda hükümeti eleştirirken bu konunun altını çiziyor. Aslında uzun süreden beri askerin de altını çizdiği asıl sorun bu. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ Kuzey Irak’taki yerel idarenin PKK’ya lojistik destek sağladığını söylüyor, önceki gün Genelkurmay ikinci Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız aynı sorundan yakınıyor. Hatta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de Aktütün olayı ile ilgili yaptığı açıklamada üstü örtülü biçimde Barzani’ye seslendi ve “teröre yataklık yapanlara da gerekli cevabın verileceğini” söyledi.Bu cevap nasıl verilecek? Yani Kuzey Irak’taki yerel idare (Mesut Barzani) PKK’yı himaye etmek, idaresi altındaki topraklarda barındırmaktan nasıl vazgeçilecek?Çoğu yorumcunun, stratejistin aklına 1998 yazında Suriye’ye karşı uygulanan baskı politikası geliyor. Ama durum çok farklı. Suriye meselesinde Türkiye’nin safında, yanında yer alan ABD, şimdi Barzani’yi himaye ediyor. Dün bu konuyu konuştuğumuz etkili bir bakan soruya şu soruyla karşılık veriyor: “Ne yapacağız, ABD’ye savaş mı ilan edeceğiz?” CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ise “Kimseye karşı savaş ilan edin demiyoruz. Ancak Türkiye’nin ağırlığını, ciddiyetini hissettirin. Muhatabınızı ‘Türkiye mi PKK mı, tercihinizi yapın’ noktasına getirin. Bunun için etkili ve kararlı bir politika geliştirin” diyor.Aslında hükümetin de uzunca bir süredir yapmaya çalıştığı bu. Yürütülen diplomasinin görünen ve görünmeyen ağırlığı bu nokta üzerinde yoğunlaşıyor. Şu anda devletin gündeminde terörle mücadele konusunda üç temel nokta var:Birincisi, askerlerin önemli yakınma konularından biri olan yasal sıkıntılar. Bu sıkıntıları gidermek için muhtemelen terörle mücadele yasasında önemli bazı değişikliklere gidilecek. İkincisi sosyo ekonomik tedbirlerin hayata geçirilmesi hızlandırılacak. Üçüncü ve en önemli nokta da PKK’ya Kuzey Irak’taki yerel idarenin yardım ve yataklık yapmasını engellemek için çok daha kapsamlı bir sınır ötesi kara harekatı da dahil etkili, ikna edici önlemler...Başbakan’ın başkanlığında bugün yapılan hazırlık toplantısında da Perşembe günü yapılacak Terörle Mücadele Yüksek Kurulu toplantısında da ana gündem maddesi bu. Yani Barzani’yi işbirliğine ikna edecek etkili önlemlerin kararlılıkla adım adım uygulamaya konması...

Devamını Oku

Şura’dan ihraç niye çıkmadı?

6 Ağustos 2008

CHP ile Genelkurmay arasında iki günden beri yine kural dışı bir tartışma yaşanıyor. Bugüne kadar hep iktidarın mesele yaptığı Yüksek Askeri Şura’daki ihraçlar konusunu bu kez de CHP mesele yapıyor. İktidar ihraç uygulamasına “yargısız infaz” gerekçesi ile karşı çıkıyordu. 6 yıldan beri yapılan toplam 12 Şura toplantısının tümünde “irticai faaliyet ve disiplinsizlik” nedeniyle çok sayıda personelin Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişiğinin kesilmesi karar altına alındı. Ama o kararların altına Başbakan ve Milli Savunma Bakanı muhalefet şerhi koydu.Geçen hafta sonunda yapılan bu yılki Şura toplantısında ise ne ihraç vardı ne de muhalefet şerhi.Bu kez de muhalefet şerhini CHP koydu. “Şura’dan ihraç kararı niye çıkmadı?” CHP’nin yanıt aradığı soru bu.Evet uzun yıllardır bütün Şura toplantılarından çıkan ihraç kararı bu kez niye yoktu? Asker getirdi ve Başbakan “Bu listede Ergenekon soruşturmasında adı geçenler niye yok?” diye tepki gösterdiği için ara formül olarak bütün ihraçlar geri mi çekildi?Hayır. İlk kez bu toplantıda asker ihraçları gündeme almadı. Tabii ki bu disiplinsizlik ve irticai faaliyetler nedeniyle ordudan personel ihraç edilmiyor anlamına gelmiyor. Yargı yolu açık olmak koşuluyla bu yıl içinde de ilgili kuvvet komutanı, Genelkurmay Başkanı ve Milli Savunma Bakanı’nın imzaları ile çok sayıda personelin TSK ile ilişiği kesildi. Ancak bunlar için Askeri İdare Mahkemesi yolu açık. Şura ihraçlarında ise yargı yolu kapalı. Ama ilk kez bu Şura toplantısından ihraç kararı çıkmadı.Bu nedenle de CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, doğrudan Genelkurmay’ı çok sert ifadelerle eleştirdi:“Hükümetle Genelkurmay arasında oldukça sıcak bir ilişkinin olduğu kanısındayım...” Genelkurmay bu ithamı hazmetmedi ve önceki gün akşam saatlerinde CHP sözcüsüne çok sert yanıt verdi: “TSK ile başka bir parti arasında yakınlık ilişkisinden bahsedilmesi hazin bir iftira ve talihsiz bir değerlendirmedir...” Konu kapanmadı. Önce Kılıçdaroğlu, “F tipi örgütlenme (Fethullah Gülen Cemaati’ni kastediyor) içinde olanların bu sonuçtan mutlu oldukları kesindir” diyerek tartışmayı büyüteceğinin işaretini verdi. Ardından Mustafa Özyürek Başbakan’ın yanıtlaması istemiyle Meclis Başkanı’na soru önergesi verdi. Özyürek’in sorularından biri özellikle önemli ve belki de herkesin merak ettiği yanıt bu soruda düğümleniyor:- Basında, bazı yorumlarda yer aldığı gibi ihraç kararı alınmayışının nedeni, YAŞ kararlarının Ergenekon soruşturması ile ilişkilendirilmesinden çekinilmesi midir?Başbakan soruyu yanıtlayacak mı, ne yanıt verecek bilemiyoruz, ama bu ilişkinin dikkate alınmış olması kuvvetle muhtemel.Çünkü eğer Şura’dan ihraç kararı çıkmış olsaydı o zaman şu polemik başlayacaktı:“İhraç edilen personelin kaçı Ergenekoncu, kaçı irticacı? Ergenekon soruşturması kapsamında adı geçen bazı askeri personelle ilgili İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın Genelkurmay’a gönderdiği listeler olduğu ileri sürülüyor. Şimdi bu listelerdeki personelden kaçı ihraç edildi? Edilmediyse neden edilmedi?” Belki de Genelkurmay bu tür polemikleri önlemek için Savcılık’tan gelen isimlerle ilgili adli soruşturmanın tamamlanmasını bekledi ve onun için irticai faaliyetlerle ilgili personeli de Aralık ayında yapılacak olan ara Şura’ya bıraktı.Ancak CHP işin peşini bırakmıyor. Ama öte yandan bir siyasi partinin TSK ile açık tartışmaya, polemiğe girmiş olması da pek yakışık almıyor. Muhalefet elbette soru soracak, eleştirecek ama bunun için muhatap acaba Genelkurmay mı olmalıydı? Yoksa Özyürek’in dün yaptığı gibi Genelkurmay’ın bağlı olduğu makam, yani Başbakan mı?

Devamını Oku

Hükümet için asıl sıkıntılı dönem yeni başlıyor...

6 Ağustos 2008

Türkiye’nin son bir yılı, ülke için de AKP için de aslında kayıp bir dönem. Geriye dönüp bakıldığında cumhurbaşkanlığı seçim krizi ile türban ve yine bununla da ilgili kapatma davası krizi dışında akıllarda kalan tek önemli gelişme Ergenekon tutuklamaları ve iddianamesi oldu.Oysa geçen dönemde ağırlıklı olarak ekonomi alanında olmak üzere son derece ciddi sorunları birikti Türkiye’nin. Ama ne yazık ki bu sorunlar öncelikli gündem maddeleri arasına giremedi. Türban krizi, kapatma davası ve Ergenekon tartışmalarının gölgesinde kaldı. O yüzden sorunların yükü arttı, çözümü biraz daha zorlaştı.Örneğin yüzde 4’ler civarına indirilmesi planlanan enflasyon dün açıklanan Temmuz ayı rakamları itibariyle hedefin üç katını aşmış durumda. Toptan fiyat endekslerine göre ise durum daha da ürkütücü Türkiye adeta yüksek enflasyon dönemine geri dönüş işaretleri veriyor. Toptan fiyatlardaki artışın bu yıl yüzde 20’leri bulması sürpriz olmayacak. Ki zaten şimdiden yüzde 18’i geçmiş durumda.Aynı şekilde, hükümet yetkililerince uzun süre, “finanse edilebildiği sürece sorun değil” diye bakılan ödemeler dengesindeki cari açık patlamasının artık “sorun” hem de ciddi bir sorun olduğu herkesçe kabul ediliyor. Bu yıl 50 milyar doları bulacağı tahmin edilen cari açığın kendisi de sorun, finansmanı da... Hatta bu finansman için ödenen, ödenecek olan bedel daha da büyük sorun.“İşte bütün dünyada bir küresel dalga var, bu Türkiye’yi de etkiliyor. Petrol fiyatlarındaki olağanüstü artışlar bütün dünyada enflasyonu arttırıyor” değerlendirmesini yapıp Türkiye ekonomisinin karşı karşıya bulunduğu sorunları da “bizim dışımızdaki etkenler” diye açıklayabilmenin gerçekçi olmadığını da artık herkes görüyor. Evet yüksek petrol fiyatları bütün dünyada enflasyonist bir dalga yarattı ama ne gelişmiş batı ekonomilerinde ne de Türkiye ile kıyaslanan gelişme yolundaki ekonomilerde çift haneli enflasyon rakamları yok. Aynı şekilde yüksek enerji fiyatları petrol üreticisi olmayan bütün ülkelerin ödemeler dengelerini şu veya bu ölçüde bozdu ama Türkiye’deki bozulma çok daha farklı.50 milyar doları aşan cari açığın sürdürülebilir olmadığı artık görülmüş durumda. Şimdi hükümet bu konuda tedbir arayacak. Bunun için önce bir komisyon oluşturulup burada çıkacak öneriler doğrultusunda bazı önlem önerileri Bakanlar Kurulu gündemine gelecek. Örneğin en azından enerji dışı dış ticaret dengesindeki bozulmanın nedenleri araştırılıp bunların üstesinden gelebilme yolları aranacak.Bu komisyon çalışmalarının en kritik yönünü de kuşkusuz yüksek faiz düşük döviz kuru denkleminin nasıl değiştirilebileceği oluşturacak.Bu denklemin iki kalemi de Merkez Bankası açısından çok önemli. Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadeledeki iki silahından biri yüksek faiz, diğeri de düşük döviz kurları. İhracatı arttırmak, yerli sanayinin rekabet gücünü yükseltmek için ekonomiyle ilgili bazı bakanların aklına gelen tek pratik çözüm şu:“Merkez Bankası faizleri düşürsün. O zaman döviz kurları yukarı doğru hareketleneceği için ithalat artış hızı düşerken ihracat artar. Ayrıca düşük faizler hem Hazine’nin hem de özel sektörün, yerli sanayicinin maliyetlerini hafifletir. Cari açık sorunu da hafifler...” Yani Merkez Bankası’nın zaten çok da hakim olamadığı enflasyonun dizginlerini tümden serbest bırakması isteniyor...

Devamını Oku

AKP’ye çok ağır uyarı...

30 Temmuz 2008

Anayasa Mahkemesi beklenen kritik kararını dün açıkladı. Belki de tarihinde en hızlı karar sürecini yaşadı Yüksek Mahkeme. AKP kapatılmadı ama çok ağır bir uyarı aldı Anayasa Mahkemesi’nden. “Temelli kapatma” cezasının oylamasından çıkan sonuç birkaç günden beri Ankara’da estirilen rüzgara uygun oldu. Ayrıca çok güvendiğim haber kaynağımın verdiği bilgi de bir kez daha teyit edilmiş oldu: “6’ye 5 kapatılmalı...” Ancak parti kapatmalarında nitelikli çoğunluk, yani en az 7 üyenin kapatma lehinde oy kullanması gerekli olduğu için, AKP para cezası ile bu badireyi atlattı.Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın kararla ilgili açıklaması devam ederken canlı yayında CNNTürk’e bağlanan Meclis Başkanı Köksal Toptan, sonucu “herkese ‘oh’ dedirten bir karar çıkmıştır” diye yorumladı. Ki Toptan, davanın açıldığı günden beri yürüyen sert tartışma ortamında daha ilk anda yaptığı bir değerlendirmede de ortamın gerilmemesi gerektiğini dile getirmiş ve kapatma veya davayı reddetme dışında “Herkese oh dedirtecek bir üçüncü yol” bulunması gerektiği temennisini dile getirmişti.Toptan’ın temennisi tuttu. Ama bu karar herkese ‘oh’ dedirtti mi?Hiç kuşku yok ki toplumun makul çoğunluğuna, dava konusunda keskin taraf olmayanlara, ekonomik aktörlere, iş dünyasına, yerli ve yabancı piyasa oyuncularına derin bir ‘oh’ dedirtti.Ama meseleye keskin taraf olanların burukluk yaşadığına kuşku yok.Sonuç hiç kimseye bayram yaşatacak değil. Bugün ne AKP’liler “oh ne iyi aklandık” diye mutluluktan uçacak durumda, ne de “AKP kapatılacak” diye günlerdir ellerini ovuşturanlar karalar bağlayacak, bunalıma girecek durumda...İki tarafın da isteği olmadı. Hazine yardımının yarısının kesilmiş olması AKP için belki hiç önemsenecek bir durum değil. Partinin kapatılmasındansa ve Tayyip Erdoğan ile arkadaşlarının siyasi yasak kapsamına girmesindense bu müeyyide yine de, buruk da olsa sevinilecek bir durum elbette. Ama AKP’liler çok da mutlu değil. Çünkü partileri kapatılmaktan kurtuldu ama öte yandan da “laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline dönüştüğü” iddiası Anayasa Mahkemesi’nin kararı ile çok net bir tespit haline geldi. 11 üyeli Anayasa Mahkemesi’nden 1’e karşı 10 üye, farklı yaptırımlar istese de, AKP’nin “laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği” görüşünde birleşti. Bu suçlamanın ötesinde AKP’nin siciline işlenen ciddi tesbit, ciddi bir imaj ve itibar sorunu da olacaktır. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın dün akşam saatlerinde kararı açıklarken dile getirdiği şu ifadeler dikkat çekici:“Bunun AKP için ciddi bir ihtar kararı olarak değerlendirilip gereğinin yapılacağını tahmin ediyorum...” Evet Haşim Kılıç’ın mesajının adresi çok açık ve net. Laiklik konusunda duyarlı toplum kesimlerinin, devlet kurumlarının AKP’nin bazı icraatlarından öteden beri ciddi kaygıları vardı. Bugün yaşanmakta olan kriz ve gerilimlerin gerisinde de hep bu kaygılar yatıyor. Ve bu kaygıların çok da boş olmadığı Anayasa Mahkemesi’nin “Kapatmıyorum ama AKP laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline gelmiştir o nedenle Hazine yardımının yarısını kesiyorum” diyerek hüküm altına almasıyla net biçimde ortaya konmuş oldu.Bu durum AKP için ciddi bir itibar ve imaj sorunu olacaktır.Önümüzdeki dönemde Başbakan Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının Haşim Kılıç’ın kararı açıklarken verdiği bu mesaj doğrultusunda gerekli olan radikal adımları, radikal dönüşümleri gerçekleştirip gerçekleştiremeyecekleri son derece önemli.Bugünden itibaren bütün dikkatler Erdoğan’ın atacağı adımlarda olacak.Acaba Erdoğan önümüzdeki dönemde bürokraside ve kabinede bir revizyona gidecek mi?Muhalefetle olan gerginlikleri giderme yönünde adımlar atabilecek mi?En önemlisi de acaba Erdoğan bu sonucu fırsata dönüştürebilecek mi? Yani AKP’yi laiklik tartışmalarının dışına çıkarıp gerçek anlamda liberal bir merkez sağ partisi yörüngesine oturtabilecek mi?

Devamını Oku

6’ya 5 rüzgarını kim estiriyor?

29 Temmuz 2008

Anayasa Mahkemesi’nin üç gün önce esastan görüşmeye başladığı AKP hakkındaki kapatma davası ve sonucu hiç kuşku yok ki Türkiye’nin en önemli gündem maddesi.Aslında bu dava sonuçları itibariyle sadece Türkiye’de merak konusu değil, dünyanın da dikkatleri bu davanın üzerinde. Avrupa Birliği de ABD de İslam coğrafyası da AKP hakkındaki kapatma davasının sonuçlarına odaklanmış durumda. Dahası uluslararası sermaye çevreleri, özellikle de Türkiye’de büyük yatırımları olan yabancı finans kuruluşları da. Bu finans kuruluşlarının raporlarında dava ve sonuçla ilgili devamlı değerlendirmeler yapılıyor. Davanın Türk siyasetini ve ekonomisini nasıl etkileyeceği analiz ediliyor.Ve şu anda artık yurt içinde ve dışında bütün ilgili çevreler nefeslerini tutmuş, sonucu bekliyorlar. Anayasa Mahkemesi ne karar verecek? AKP kapatılacak mı, kapatılmayacak mı?Yeni değil, yaklaşık dörtbuçuk aydan beri yanıt aranıyor, sonuçla ilgili ihtimal ve senaryo üretiliyor. İddianamenin açıklandığı günden beri herkes kendi meşrebine, beklentisine uygun bir sonuç tahmini yapıyor. Bu kritik dava konusunda günlerdir papatya falı açılıyor. Balon uçuruluyor, rüzgar estirilmeye çalışılıyor.İçeriden estirilen rüzgar, dışarıda, yabancı finans kurumlarının değerlendirme raporlarına yansıyor ve “bilgi” olarak iç kamuoyuna geri dönüyor.Ve özellikle son günlerde yabancı finans kurumlarının raporlarında davanın sonucuyla ilgili son derece iddialı keskin ifadeler yer almaya başlıyor: AKP kapatılmayacak ama uyarılacak...Kaynağı belli değil. Anayasa Mahkemesi olması da mümkün değil. Ama belli ki içeriden “iyi haber alan kaynaklara” dayalı bilgiler var.Örneğin ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris 15 Temmuz günü kapatma davası ile ilgili değerlendirme yaparken şunları söylüyor:“Bir ay öncesine oranla kapatmanın önüne geçecek çözümün ortaya çıkması olasılığını bugün daha yüksek görüyorum...” Yani Parris de “havanın değiştiğini, AKP’nin kapatılmayabileceğini” söylüyor.Sadece Parris değil, son günlerde Ankara kulislerinde de “hava değişti, kapatılmayacak” söylemi yaygınlık kazanmış durumda. Düne kadar “kesin kapatılacak” diyenler bugün, “hava değişti, kapatılmayacak” diyor. Havayı ne değiştirdi, nasıl değiştirdi belli değil...Hatta “hava değişimi” konusundaki iddia ve spekülasyonlar o kadar ileri götürülüyor ki, Anayasa Mahkemesi’nin dosyayı görüşmeye başladığı saatlerde Ankara’da kararın kaça kaç çıkacağı konuşulmaya başladı.Önceki gün Anayasa Mahkemesi’nin toplantıya başladığı saatlerde, çok güvendiğim, bugüne kadar kritik gelişmeler konusunda önceden verdiği hemen her bilgi doğru çıkan bir haber kaynağım telefon etti. “Duyum değil, kesin bilgi. Ama yazabilir misin bilmem” diye söze girdi:“Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesi AKP’nin, laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline gelip gelmediği yönünde uzun tartışmalar yapacak. Ve sonuçta kapatma eğilimi ağır basacak ve oylamaya geçilecek. Oylama sonunda da karar, 6’ya 5 kapatma yönünde çıkacak. Ama tabii ki Anayasa gereği nitelikli çoğunluk olan 7 oy çıkmadığı için AKP kapatılmayacak. AKP kapatılmayacak ama ciddi bir imaj ve prestij kaybına uğratılacak. Toplum ve kamuoyu nazarında sicili zedelenmiş olacak. Çok ciddi bir uyarı almış olacak. Bundan sonraki süreçte iktidar partisi imajını düzeltebilmek, laikliğe duyarlığı kesimlerin güvenini yeniden kazanabilmek için daha dikkatli hareket etmek, imajını düzeltmek zorunda kalacak...” Mantık dışı değil ama acaba gerçekten de öyle mi olacak?Bunu hiç kimse bilmiyor aslında. Hatta Anayasa Mahkemesi üyeleri de...Meclis Başkanı Köksal Toptan başta olmak üzere AKP içinde de bu yönde beklentisi olanların sayısı hiç az değil. Kimseyi tam olarak memnun etmeyecek ama öte yandan kutuplaşan tarafları yenilmiş, cezalandırılmış duygusuna da sürüklemeyecek bir sonuç olabilir bu.Tabii ki ihtimal dışı değil ama bugün itibariyle tahmin ve temenniden öte değil...

Devamını Oku

Kapatma davası ve Ergenekon...

23 Temmuz 2008

Birbiriyle ilgisi yok” deniyor. Doğal olarak da olmaması gerekir. Birisi varolduğu iddia edilen, savcıların deyimiyle “darbe dahil her türlü kötülüğü yapabilecek çapta, çok tehlikeli, klasik olmayan bir terör örgütü” ile ilgili soruşturma. Diğeri, iktidar partisi hakkındaki kapatma davası.Soruşturma başlayalı bir yıldan fazla oldu. Kapatma davası ile ilgili iddianame ise ise dörtbuçuk ay önce açıklandı.Doğal olarak ve hukuken bu iki olay arasında hiçbir bağ, hiçbir paralellik olmaması gerekiyor. Ama ne yazık ki bu paralellik toplumun geniş kesimlerinde de siyaset dünyasında da kuruluyor. İşin ilginç yönü doğal ve hukuken hiçbir bağ olmamasına karşın bu iki olayın seyrinde garip tesadüfler yaşanıyor. Kapatma davası iddianamesinin mürekkebi kurumadan Ergenekon’la ilgili şok gözaltılar yapılıyor. İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu, Doğu Perinçek gözaltına alınıyor. Başsavcılık ve AKP, Anayasa Mahkemesi’nde son sözlerini söylerken bu kez emekli orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon ile gazeteci Mustafa Balbay ve Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygun gözaltına alınıyor. En çarpıcı tesadüf de Ergenekon iddianamesinin kabul edilip edilmeyeceğinin kesinleşeceği gün olan 28 Temmuz’da Anayasa Mahkemesi’nin de karar için oturumlara başlayacak olması.Bunlar elbette tesadüften ibaret. Ama bu gibi tesadüfi gelişmelerden yola çıkılarak iki dava arasında bağ kuruluyor. Bu bağın kurulup kurulmamasından daha önemli olan bu iki olayın Türkiye’nin gündemini kilitlemiş olması. Türkiye aylardan beri bu iki önemli dava ile yatıp kalkıyor.Neyse ki AKP hakkındaki dava bir iki hafta içinde sonuçlanacak. Karar ne yönde çıkarsa çıksın olay kapanmış olmayacak, ancak en azından Ergenekon’la paralellik arayışları ortadan kalkmış olacak. Yoksa AKP hakkında verilecek olan karar ne yönde olursa olsun siyasette çok önemli gelişmelere, ciddi dalgalanmalara yol açacağına hiç kuşku yok.Karar kapatma yönünde çıkarsa, Türkiye’nin sonbahar aylarında bir erken genel seçime gideceği kesin. Hatta Ankara’da son günlerde esen havaya bakılırsa AKP kapatılmasa dahi erken seçim kaçınılmaz olacak. O zaman da 29 Mart’taki yerel yönetim seçimleri ile erken seçim birleştirilecek.Ve bu dönem parlamentosu ömrünü tamamlamış olacak.Bu dönemden, bu dönem parlamentosundan akıllarda ne kalacak?İki olay:- Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi...- Üniversitelerdeki türban yasağının anayasa hükmü haline dönüştürülmesi...Hem de anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek hükümlerinden biriyle kilitlenmesi.Türkiye 2007’deki erken seçime cumhurbaşkanlığı inatlaşması nedeniyle gitmişti. 22 Temmuz 2007 seçimleri bu inatlaşmanın kilidini açtı. AKP’nin aldığı yüzde 46,6’lık oy Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı seçip Çankaya Köşkü’ne çıkarmaya yetti. Ama o seçim yüzde 46,6’lık oy desteğinin verdiği kredinin önemli bir bölümünün harcanmasına neden oldu. Kredinin kalan kısmını da “velev ki” diye başlayan türban inatlaşması ile harcadı AKP. Hem de kapatma davasına giden yolu açtı.AKP şimdi kapatma davasının sonucuna göre devreye sokmayı planladığı B ve C planları ile yeni bir seçimle güven tazelemenin yollarını arayacak.

Devamını Oku

Her yol erken seçime mi çıkıyor?

22 Temmuz 2008

Anayasa Mahkemesi AKP hakkındaki karar için 28 Temmuz günü toplanacak. Kararın ilk toplantıda çıkması beklenmiyor ama çok uzayacağı da sanılmıyor.Hatta AKP’de aynı hafta içinde yani en geç 1 Ağustos Cuma günü kararın açıklanacağı beklentisi hakim.Yine AKP’deki bir başka hakim beklenti de partinin kapatılmayacağı yönünde. Tabii ki kararın ne yönde olacağını bugünden kimsenin kestirebilmesi mümkün değil. Ancak AKP kurmaylarına sorduğunuzda söylediklerinin özeti şu oluyor:“Biz partimizin kapatılmayacağına inanıyoruz. Ama en kötü ihtimale karşı da gerekli hazırlığımız, planlarımız var...” Başbakan Erdoğan da bir kaç kez tekrarladı, önceki gün Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli de söyledi AKP’nin B ve C planları hazırmış.Yani kararın açıklanmasının hemen ardından AKP, B planını veya C planını devreye sokarak yola devam edecek.Eğer AKP kapatılır, Başbakan Erdoğan ve bazı bakanlara, milletvekillerine siyaset yasağı getirilirse ne olacak?Olacağı şu, kararın açıklandığı gün itibariyle AKP’nin hukuki varlığı sona erecek. Yasak kapsamına girmeyen 300 civarındaki AKP milletvekili bağımsız konuma düşecek. Gerekçeli kararın yayınlanmasıyla birlikte Başbakan Erdoğan ve bazı bakanların siyaset yasağı devreye gireceği için Başbakan’la birlikte otomatik olarak hükümet düşmüş sayılacak.Türkiye öncelikle yeni bir hükümet sorunuyla karşı karşıya gelecek. Yenisi kuruluncaya kadar Erdoğan’ın işaret edeceği bir başbakan yardımcısının vekaletiyle mevcut hükümet görevini sürdürecek.Teorik olarak AKP milletvekillerinden oluşan bağımsızlar grubu çok rahat ve çok kısa sürede yine Erdoğan’ın işaret edeceği, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün atayacağı bir isim başkanlığında yeni hükümeti kurabilir. Bu hükümetin Meclis’ten güvenoyu almasında da sayısal bir sorun çıkmaz.Ama acaba bu formül AKP’nin B ve C planlarında var mı?Aldığım izlenim yok gibi. AKP kurmayları, Anayasa Mahkemesi’nden bu şekilde bir olumsuz karar çıkması halinde yeni hükümetle değil, yeni parti ve erken seçimle meşgul olacaklar.Bugün itibariyle AKP’de erken seçim kararını da risk alıp Meclis’te oylamak yerine hükümet kuruluşunu bloke ederek Anayasa gereğince Cumhurbaşkanı’nın ülkeyi seçime götürmesinin yolunu açma eğilimi ağır basıyor. Yani 45 gün içinde yeni hükümet kurulamaması durumunda Anayasa gereğince Cumhurbaşkanı Meclis Başkanı ile görüşerek seçimlerin yenilenmesine karar verecek.Bu arada AKP, siyaset yasağı dışında kalan kadroları ile birlikte yeni partisini kurup kısa sürede örgütleyecek ve yılsonunda yapılacak erken seçimde yine yüksek bir oy oranıyla iktidara gelmeyi hedefleyecek. Aynı seçimde Başbakan Erdoğan da bağımsız milletvekili olarak parlamentoya dönecek. B planının özeti bu. Ve hatta yeni dönemde hükümetin de bağımsız milletvekili Erdoğan’ın başkanlığında kurulabilmesinin yolları aranacak.Tabii ki bütün bunlar şu an için varsayım.Belki de Anayasa Mahkemesi kapatma değil farklı bir karar verecek. Hazine yardımının kesilmesiyle AKP’ye bir uyarı yapılacak. Bu da ihtimal dahilinde.Eğer böyle olursa AKP hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam mı edecek? Zayıf ihtimal. Bu durumda da erken seçim formülü yine işlerliğini koruyacak. Yılsonu değil ama muhtemelen 2009 ilkbaharında, muhtemelen de 29 Mart’taki yerel yönetim seçimleriyle birlikte bir erken genel seçimle AKP seçmenle yeni bir güven tazelemesi yoluna gidecek. Bu arada muhtemelen partinin vitrini ve kabine yeniden yapılandırılacak.Özetle AKP’deki havaya bakılırsa her yol erken seçime çıkıyor.

Devamını Oku