Baykal’dan Gül ve Erdoğan’a sert çıkış: “Çıkarın ağzınızdaki baklayı...”

11 Mayıs 2009

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün söylediği “Kürt meselesinde iyi gelişmeler olabilir. Türkiye tarihi bir fırsat yakaladı” sözlerinin üzerinde önemli duruyor. Bir kaç gündür bu konuda açıklık istiyor. Muhtemelen bugünkü grup toplantısında da bu konuda önemli açıklamalar yapacak Baykal. “Tarihi fırsat” ifadesinin gerisinde olgunlaştırılmaya çalışılan bir proje olduğunu düşünüyor Deniz Baykal. Bu konuda bazı tahminleri de var elbette ama söylemiyor, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan’a soruyor. Her ikisine de “Çıkarın ağzınızdaki baklayı” çağrısı yapıyor.Özellikle de Cumhurbaşkanı Gül’ün “tarihi fırsat” ifadesiyle neyi kastettiğini açıklaması gerektiğini dile getiren Baykal, şöyle devam ediyor: “’Tarihi fırsat’dediği, büyük devletlerin baskısı, dayatması ile kabul edilen yol haritası ise bu fırsat olmaz. O durumda ancak tarihi mecburiyetten söz edebiliriz. Acaba öyle midir bilemiyorum. Somut bir takım gelişmeler varsa onu da bilemiyorum. Cumhurbaşkanı bu sözlerine açıklık getirmelidir...” “Siyaset cesaret sergileyip yeni açılımlar yapmalı” yönündeki görüşleri de önemli görüyor Baykal ve soruyor: “Acaba yeni bir af paketinin veya Türkiye’de anayasal çerçevede yeni bir takım düzenlemelerin altyapısı mı oluşturulmaya çalışılıyor?Bu konuda netliğe ihtiyaç var. Bugün haksız bir bekleyiş yaratıcı beyanatları olanlar bunu nereye bağlayacaklarını açıkça söylemelidirler. Önce Cumhurbaşkanı bir şeyler söyledi, şimdi Başbakan da benzer bir takım şeyler ima ediyor veya söylüyor. Ama kimse açıkça ne demek istediğini, ne yapmak istediğini bir türlü söyleyemiyor. Cumhurbaşkanının da Başbakanın da ağzında bir bakla var ama ne olduğu belli değil. Ağızlarındaki bu baklayı çıkarsınlar... Anayasa değişikliği deniyor, ürkek ürkek bir şeyler söyleniyor ama ne olduğu net değil. Acaba sakıncalı bazı konular var da onları mı jelatinlemeye çalışıyorlar?” AF NE ZAMAN ÇIKAR?Peki Baykal af konusunda ne düşünüyor?İşte yanıtı: “Terörle mücadelenin gündemde olduğu bir ortamda af çıkarmak terörü bitirmez, aksine gelecekteki terörü teşvik eder. Af ancak terörle mücadelenin kalıcı bir şekilde gündemden düştüğü kesin olarak ortaya çıktıktan, terör sorunu tümüyle ortadan kalktıktan sonra düşünülebilecek bir toplumsal barış ve kardeşlik projesi olarak ele alınabilir...” Baykal, Kürt sorunu ile ilgili olarak ABD Başkanı Obama’nın da dile getirdiği bazı çözüm önerileri konusunda da şunları söylüyor: “Bireysel hak ve özgürlüklerden söz ediliyorsa ona itiraz olmaz. Ulus devleti, üniter devleti zedelememek koşuluyla Türkiye , dünyanın en ileri demokrasilerindeki temel hak ve özgürlükleri sağlamaya hazırdır. Buna kuşku, itiraz yok. O konuda hala atılması gereken ciddi adımlar vardır elbette ve bunlar atılmalıdır da...” Özetle Baykal’ın demokratikleşme açılımlarına bir itirazı yok. Parti olarak bu yöndeki girişimlere destek de verebilirler. Ama neyin ne için yapılacağının açıklanmasını, ağızlardaki baklanın çıkarılmasını, “tarihi fırsat”ın ne olduğunun açıklanmasını bekliyor Baykal.

Devamını Oku

Cindoruk sonuç alabilir mi?

6 Mayıs 2009

"Merkez sağ" da birlik veya daha büyük, daha güçlü bir siyasi hareket için sosyal demokratları da içine alabilecek “Merkezde Birlik” projeleri üzerinde yıllardan beri kafa yoruluyor, tartışılıyor. Ama bir türlü sonuç çıkmıyor. Tartışmalar, girişimler sürdükçe merkez veya merkez sağın erime süreci hızlanıyor. İlk girişimi dört yıl önce Mesut Yılmaz başlatmıştı. Süleyman Demirel’le, Hüsamettin Cindoruk’la, Hikmet Çetin’le, Celal Doğan’la görüşmüş bir “Merkez Parti” oluşumu için nabız yoklamıştı. Yılmaz’ın girişimleri 2007 seçimleri öncesi ANAP ve DYP’nin DP çatısı altında birleşmesine kadar getirdi işi. Ancak milletvekili aday listelerinin belirlenmesi sırasında çıkan derin anlaşmazlıklar o projeyi öldürdüğü gibi her iki partiyi de bitirdi.Dün itibariyle merkez sağ siyasetin efsane isimlerinden Hüsamettin Cindoruk’un DP Genel Başkanlığı için adaylığını açıklamasıyla güçlü merkez parti oluşumu için yeni bir umut ışığı göründü.Ama bu hareket acaba umulan sonucu verecek mi?İki sene önce bu soruya hiç kimse olumlu yanıt veremezdi. Özellikle 2007 seçimlerinden yüzde 46’nın üzerinde bir oy oranıyla çok güçlü çıkan AKP’nin artık merkeze oturduğu, merkez sağda başka bir alternatife izin vermeyeceği, buna ihtiyaç da kalmadığı düşünülüyordu o gün. Gerçekten de özellikle 2007 seçimlerinde AKP klasik merkez sağ seçmen tabanını bütünüyle bünyesine almış, eski AP’li, DYP’li ve ANAP’lıları AKP’lileştirmişti.Laiklik ve cumhurbaşkanlığı tartışmaları ekseninde girilen 2007 seçimlerinden AKP merkez sağın tek partisi olarak, 1950’lerin DP’si, 1960 ve 70’lerin AP’si, 1980’lerin ANAP’ı olarak çıkmıştı. O konumda da kalacağı sanılıyordu.Fakat geçen iki yıl içinde AKP o konumunu koruyamadı. Bütünleştirici, birleştirici olamadı. Aksine toplumu çok derin ve tehlikeli bir kutuplaşmanın içine sürükledi. Sonuçta da 29 Mart yerel yönetim seçimlerinde ciddi bir oy kaybına uğradı. 29 Mart seçim sonuçları merkez sağ veya merkezde yeni oluşum arayışlarını yeniden canlandırdı.Bugün merkez veya merkez sağda bir oluşumun AKP karşısındaki şansı iki yıl öncesine göre çok çok yüksek. Çünkü bugün bir yandan yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları ile yıpranmış, toplumsal kutuplaşma ve gerilimleri düşürmek yerine tırmandırmış iktidar yorgunu bir AKP var. Ve daha önemlisi son seçimlerde yenilebileceği, iktidardan düşürülebileceği ihtimali güçlenmiş bir AKP.O nedenle Cindoruk ve arkadaşlarının işi her ne kadar kolay olmasa da şansları var. Ki Cindoruk zaten zor günlerin “emanetçi” adamı. 1980 sonrası dönemde DYP’de yaptığını şimdi de DP’de yapabilir. Süleyman Demirel’in, Mesut Yılmaz’ın ve eski DYP ve ANAP kadrolarının desteğini alabilir. Hatta Mesut Yılmaz’ın merkez parti için gerekli gördüğü CHP’ye ve Baykal’a küskün sosyal demokrat unsurları da bünyesine katabilir. Ama ne yazık ki üst yapıdaki bu toparlanma da tek başına yeterli olmuyor. AKP’ye kayan seçmen tabanının da koparılması gerekiyor. Özetle Cindoruk ve arkadaşlarının işi 1980’lerdeki kadar kolay değil ama imkansız da değil...

Devamını Oku

Anayasa değişikliği zor...

5 Mayıs 2009

AKP 2007 seçimlerinin hemen sonrasında “yeni anayasa” diye kolları sıvamıştı. Yani 1980 darbecilerinin yaptırdığı, sonraki yıllarda defalarca değişikliğe uğrayan asker damgalı mevcut anayasa çöpe atılacak, yerine daha demokrat, daha özgürlükçü sivil bir anayasa yapılacaktı.AKP’nin bu iddialı projesi türban davasına kurban edildi. Yeni sivil anayasa için yola çıkan AKP, MHP’nin üniversitelerde türbanı serbest bırakma konusunda mini değişikliğe “hodri meydan” diyerek yeşil ışık yakması üzerine askıya aldı ve yeni sivil anayasa bir daha da askıdan indirilemedi.40 gün önce yapılan yerel seçim kampanyasının son günlerinde AKP ve Başbakan Erdoğan’ın aklına yine anayasa değişikliği takıldı. Yine dar kapsamlı bir anayasa değişikliği projesi ortaya atıldı. Bir bölümü Avrupa Birliği’ne uyum çerçevesinde öngörülen 7-8 maddelik bir anayasa paketi bir süredir AKP’nin hukukçu kurmaylarınca olgunlaştırılmaya çalışılıyor.Başbakan Erdoğan’ın seçim öncesi yaptığı açıklamalara göre bu değişiklik paketinde türban serbestisi gibi hassas ve tehlikeli konular bulunmayacak. Düşünülen, Türkiye’nin 8-10 yıldan beri tartışmakta olduğu ombudsmanlık (kamu denetçiliği) kurumuna anayasal çerçeve kazandırılması, hukuk sisteminin buna göre düzenlenmesi, temel insan hakları ve özgürlükler konusunda Anayasa Mahkemesi’ne doğrudan başvuru olanağı tanınması, seçim sistemi ve en önemlisi de Anayasa Mahkemesi’nin görevleri, yapısı ve üye seçiminin yeniden düzenlenmesi ile siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin hükümler. Kritik nokta Anayasa Mahkemesi ve siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin hükümlerde yapılması öngörülen değişiklikler. Yani AKP hakkında açılan kapatma davasında bu partinin “laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği” konusunda 10/1 gibi net bir kesin hüküm veren Anayasa Mahkemesi’nin üye yapısı değiştirilecek. Üyesi sayısı 11’den 18’e çıkarılacak ve 7 üyeyi Meclis çoğunluğu (veya üye sayısı oranında partilere verilecek kontenjan doğrultusunda) seçecek. Anayasa’nın 68 ve 69. maddelerinde yapılacak değişikliklerle de terörle doğrudan bağı olduğu kanıtlanamayan siyasi partilerin mahkeme kararı ile kapatılmasının önüne geçilecek . AKP’nin bu dönemde öngördüğü düzenlemelerin özeti böyle. Ancak bu düzenlemeler parlamentoda diğer siyasi partilerin de desteğini alabilmek için müzakereye ve kuşkusuz pazarlığa da açık olacak. Belki seçim döneminin eskiden olduğu gibi yeniden 5 yıla çıkarılması ve hatta cumhurbaşkanının halkoyu ile değil yine eskiden olduğu gibi Meclis tarafından seçilmesi de müzakereye açık tutulacak.AKP’nin uzlaşma için muhalefetle pazarlığa açık olduğu anlaşılıyor ancak en azından bugün için muhalefet anayasa değişikliği konusunda AKP ile pazarlık masasına oturmaya açık gözükmüyor. Özellikle de Anayasa Mahkemesi’nin yapısı ve parti kapatmalarına ilişkin hükümler konusunda MHP de CHP de görüşme masasına oturmaya kapalı. Destek için geriye DTP ve DSP kalıyor ki o partilerle de uzlaşma olası gözükmüyor. Ayrıca DTP ile uzlaşma sağlansa dahi referandumsuz anayasa değişikliği için yeterli sayı yine bulunamıyor. 29 Mart sonuçları gözönüne alındığında referandumun da AKP için kolay göze alınabilecek bir risk olmadığı ortada. Bu dönemde AKP’nin bu gibi kritik konuları içeren bir anayasa değişikliği yapabilmesi imkansız olmasa da çok çok zor gözüküyor...

Devamını Oku

Babacan şapkadan tavşan çıkarabilecek mi?

4 Mayıs 2009

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kabinede yaptığı köklü revizyonla ilgili tartışmalar AKP içinde de AKP dışında da devam ediyor. Bülent Arınç, Ömer Dinçer gibi isimler üzerinden yapılan değerlendirmelerin ötesinde genel yargı hükümette “Milli Görüş” ağırlığının arttığı yönünde. Bu da Erbakan ve SP tehdidine karşı bir önlem olarak değerlendiriliyor.Ancak bütün bu genel yorum ve değerlendirmeler bir yana kabinede en dikkat çekici yenilik ekonomi yönetimiyle ilgili. Turgut Özal’dan bu yana Türkiye ilk defa bu dönemde ekonomi yönetiminde tek patronla tanışacak. Başbakan Yardımcılığı statüsüyle ekonominin koordinasyonunu üstlenen Ali Babacan ekonomi yönetiminin neredeyse her alanında tek yetkili olacak. Başka bakanların yetki ve görev alanına giren konularda da Başbakan’dan sonra veya Başbakan adına koordinasyon amacıyla Ali Babacan etkili olabilecek. Ekonomi yönetiminde bu tür geniş yetkiler 1980’li yıllarda Kaya Erdem (Turgut Özal döneminde Başbakan Yardımcısı idi) ve 2001 krizinden sonra da kısmen Kemal Derviş’e verilmişti. Ancak Babacan’ın yetki alanının Erdem ve Derviş’ten bile daha geniş olacağı anlaşılıyor. Örneğin ekonomik hayatta ve ekonomi yönetiminde çok önemli bir bakanlık olan Maliye Bakanlığı’nda da önümüzdeki dönemde işler büyük ölçüde Babacan’ın “koordinasyonu” nda yürüyecek.Ki zaten IMF ile yapılacak yeni anlaşmanın yapısal reformlara ilişkin performans kriterlerinin en önemlileri Maliye Bakanlığı’nı ilgilendiriyor.Bugüne kadar Hazine’den sorumlu bakan sıfatıyla IMF görüşmelerini olgunlaştıran Mehmet Şimşek, yeni dönemde Maliye’ye düşecek görevleri yakından biliyor. Onun için en azından bu noktada acemilik çekmeyecek.Babacan ile çok yakın ve uyumlu bir çalışma içinde olacağına da kuşku yok.Özetle ekonomi yönetiminde başarı için Babacan’ın yetki bakımından en ufak bir sıkıntısı olmayacak. Ekonomi bürokrasisi ile ilişkiler konusunda da Şimşek’ın daha önce yaşadığı sıkıntıların hiçbirini yaşamayacak. Çünkü bugün görevde olan üst düzey ekonomi bürokratlarının neredeyse tümü Babacan Hazine’den sorumlu bakan olduğu sırada atanmıştı ve hepsi onun yakın çalışma arkadaşları.Peki hiç mi sıkıntı yaşamayacak Babacan?Yaşayacak. Çünkü Babacan’dan Başbakan Erdoğan’ın olduğu kadar piyasaların, ekonomik aktörlerin hatta toplumun da çok yüksek beklentileri var. Ekonomide 5-6 aydan beri ciddi biçimde bozulan makro dengeleri; büyüme, üretim, yatırım ve istihdama ilişkin kötüleşmeyi kısa sürede tersine çevirebileceği bekleniyor.Beklentinin yüksek olması doğal. Çünkü Babacan’ın ekonomiden sorumlu bakan olduğu 2003-2007 dönemi ekonomik gelişme bakımından AKP ve Türkiye’nin altın yılları idi. Babacan o dönemde çok başarılı görünmüştü. Ama o yıllar bütün dünyada işler çok iyi gidiyordu. Uluslararası piyasalardaki para bolluğu bütün gelişen piyasa ekonomilerini ve bu arada Türk ekonomisini de hızlı bir büyüme sürecine sokmuştu. Sermaye girişine bağlı yatırım ve üretim artışı toplumun göreli refahını arttırmış, şirket karlarını patlatmıştı.Şimdi ise durum çok farklı. Dünyada değirmenin suyu kesildi. Türkiye’ye de sermaye akışı durduğu için IMF ile anlaşıp yüksek miktarda kredi alabilmenin yolları aranıyor. O yüzden çok geniş yetkilerle ekonominin direksiyonuna oturtulmuş olsa da Babacan’ın 2003-2007 dönemindeki başarıyı tekrarlayabilmesi şapkadan tavşan çıkarmaktan bile daha zor.Zor ama 2011 seçimleri öncesinde Başbakan Erdoğan ve AKP’nin böyle bir başarıya çok ihtiyacı var...

Devamını Oku

“Demokratik rejime aykırı davrananlar TSK’da barınamaz”

29 Nisan 2009

Başbuğ’un darbe iddialarına yanıtı:Demokratik rejim üzerindeki asker gölgesi iddiaları, darbeler ve darbe girişimleri Türk siyasetinin öteden beri en önemli en hassas tartışma konularından biri. Ergenekon operasyonları ile başlayan süreçte de en çok tartışılan konu darbe girişimleri. Bu soruşturma kapsamında ortaya çıkan bazı yasa dışı faaliyetlerle Türk Silahlı Kuvvetleri arasında bağ kurulmaya çalışılması, ele geçirilen silah ve mühimmatların TSK’ya ait olup olmaması...Dün Ankara’da bir basın toplantısı düzenleyen Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Ergenekon soruşturması, ele geçirilen silah ve mühimmat ile darbe iddiaları konusundaki bütün sorulara açık ve net cevaplar verdi. Aslında Ergenekon soruşturmasının ana çıkış noktalarından biri 2003 ve 2004 yıllarında yaşandığı iddia edilen “Yakamoz,” “ Sarıkız ”, “Ayışığı”, “Eldiven” gibi kod isimler verilen darbe girişimleri ve eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Emekli Oramiral Özden Örnek’e ait olduğu öne sürülen darbe günlükleri idi...Darbe iddiaları doğrudan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik olduğu için soruşturma ve operasyonlar sırasında ele geçirilen silah ve mühimmatla ilgili dikkatler de hep TSK’nın üzerinde oldu.Dünkü toplantıda bu konularla ilgili sorular açık açık soruldu ve Orgeneral Başbuğ da çok açık ve net yanıtlar verdi.Örneğin darbe günlükleri ve darbe iddiaları. Darbeyi emekli generaller yapamayacağına göre iddialarla ilgili bir araştırma yapılmış mı? TSK içinde darbe yapmaya hazırlanan bir birim saptanmış mı?Yanıt için söze başlarken “Darbe kavramının tartışılması bile bizi rahatsız ediyor” diyen Orgeneral Başbuğ, son derece kesin ve net bir ifade ile şunları söyledi:“TSK olarak biz demokrasiye, demokratik rejime ve hukuk devletine bağlıyız ve saygılıyız. Dolayısıyla TSK bünyesinde mevcut demokratik rejime aykırı faaliyette bulunan kimse barınamaz. Buna da müsaade etmeyiz. Bu konulara ilişkin olarak şu anda TSK’nın kendi bünyesinde böyle bir sorun yoktur. Bu soruna yönelik herhangi bir araştırma inceleme ihtiyacı da yoktur...” Orgeneral Başbuğ, darbe girişimi iddialarını araştırmaya incelemeye gerek yok diyor ama öte yandan Özden Örnek’e ait olduğu ileri sürülen ve Ergenekon iddianamesinde de sözü edilen “darbe günlükleri” ortada duruyor. Ve Ergenekon savcılarının bu günlükleri çok ciddiye aldıkları da belli. “Medyada çıkan günlükler” diyor Başbuğ ve ekliyor:“Dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt’a bu soru soruldu. Büyükanıt o gün demişti ki ’Genelkurmay Başkanlığı’nın elinde bununla ilgili hiçbir belge yoktur’. Ben de bu cümleyi bugün aynen tekrarlıyorum. Zaten günlüklerin sahibi olduğu iddia edilen emekli Oramiral Özden Örnek de bunların kendisine ait olmadığını iddia ediyor.” Özetle varolduğu iddia edilen darbe girişimleri ve darbe günlükleri işi karışık. Ama Genelkurmay Başkanı şu teminatı net olarak veriyor: “Hiçbir darbe heveslisi TSK bünyesinde barınamaz...”

Devamını Oku

Meclis dışı bakan ihtimali yüksek mi?

28 Nisan 2009

Ekonomik kriz, işsizlik, terör, Ergenekon soruşturmaları, Ermenistan’la yürütülen kritik diplomatik atak, Azerbaycan’la gerilen ilişkiler...Türkiye’nin gerçek gündeminin özeti bu...Başbakan Tayyip Erdoğan başta olmak üzere Türkiye’yi idare edenler, bu kritik gündemle, günden güne ağırlaşan sorunlara karşı çözüm üretmek, siyaseten riskli kararların altına imza atmak durumunda.Başbakan Erdoğan bu ağır ve zorlu Türkiye gündemi ile meşgul ama diğer yandan da kafasında başka bir projeyi olgunlaştırıyor. Ankara’nın siyaset ve bürokrasi kulislerinin bugünlerdeki asıl ilgi alanı ise Türkiye’nin zorlu gerçek gündeminden çok Başbakan’ın kafasındaki “diğer proje”. Yani kabine revizyonu.Bu konuda AKP kulislerinde üretilen senaryo ve spekülasyonlara her gün bir yenisi ekleniyor. Hükümet değişikliğinin birkaç bakandan ibaret makyaj niteliğinde bir kabine revizyonu ile sınırlı kalmayacağı konusunda genel bir kanaat hakim Ankara kulislerinde. “Yakın çevre” kaynaklı iddialara göre, bazı bakanların yerleri değişecek ama en az 8 - 10 bakan kırmızı plakaya veda edecek. Kabine revizyonunun muhtemelen perşembe günü gerçekleştirileceği konuşulurken, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın ikiye bölünmesine ilişkin yasa tasarılarının da şimdiden hazır olduğu iddia ediliyor.Kabine revizyonuyla ilgili iddia ve rivayet muhtelif. Düne kadar “yeri çok sağlam” denilen bakanların bile şimdi gidici olduğu, en azından mevcut koltuklarını kaybedeceği üzerine iddiaya giriliyor AKP kulislerinde.Çok önemli bir başka iddia da Meclis dışından iki ismin kabineye gireceği konusu. Başbakan Erdoğan düne kadar Meclis dışından bakan atanmasına prensip olarak karşıydı. Bugün bu prensibini değiştirdi mi? “29 Mart seçim sonuçları pek şeyi değiştirdi” deniyor. Ve bu değişime bağlı olarak dış politikanın belirlenmesinde zaten çok etkili bir isim olan Başdanışman Profesör Ahmet Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanlığı’na atanacağı iddia ediliyor. Antalya’da belediye başkanlığı seçimini kaybeden Menderes Türel’in de Turizm Bakanlığı’na...Başbakan Erdoğan eğer Meclis dışı bakan atama prensibini değiştiriyorsa mantıklı denebilir. Çünkü özellikle Ali Babacan’ın ekonomiden sorumlu bakanlığı dönemi çok başarılı bulunuyordu. Gerçi o dönemde ne dünyada kriz vardı ne de Türkiye’de. Ortalık güllük gülistanlıktı ve bakan da çok başarılı gözüküyordu. Ama önce dünyada sonra Türkiye’de işler bozuldu ve mevcut bakan Mehmet Şimşek, parti içinden, iş dünyasından ve kamuoyundan bütün şimşekleri üzerine çekmiş durumda. O yüzden bu değişiklik akla uygun geliyor. Ama öte yandan acaba bugün Ali Babacan’ı Dışişleri Bakanlığı görevinden almak ne kadar akla uygun? IMF ile kritik görüşme sürecinin ortasında Mehmet Şimşek’i kabine dışına almak ne gibi sonuçlar doğuracak, o da ayrı bir konu.Özetle dışardan bakan iddiasını ortaya atanlar her ne kadar bu iddialarını sağlam kaynaklara dayandırıyor olsalar da buna yüksek bir ihtiyat payı bırakmak gerekiyor gibi...

Devamını Oku

Sanayici örgütleri neden korkuyor?

21 Nisan 2009

DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) üyesi Tekstil İşçileri Sendikası dün çok önemli bir gazete ilanı yayınladı. İşverenin, işveren sendikasının yapması gerekeni işçi sendikası yaptı. Ekonomik krize karşı hükümete çok önemli bir önlem çağrısı yaptı Tekstil-İş Sendikası.Çağrı doğrudan Başbakan Tayyip Erdoğan’a yönelik. “Önlem alın 10 milyon insana iş ve aş sağlayan bir sektör çöküyor” çığlığı var ilanda.Tekstil sektörünün içinde bulunduğu darboğaz özetlenirken kullanılan ifadeler son derece çarpıcı:“Türk sanayisi bir felaketle karşı karşıyadır. Sanayinin kalbi olan bölgelerde, örneğin Denizli’de Organize Sanayi Bölgesi’nde çalışanların yüzde 70’i son bir yılda işini kaybetmiştir... Diğer sanayi kentlerinde de durum farklı değildir... Sanayinin çökmesi ve artan işsizlik nedeniyle Türkiye toplumunun çelik çekirdeği olan aile birliği çatırdıyor.” Ekonomik felaketin sosyal felakete, sanayi kentlerinde sosyal facialara dönüşmemesi için vakit geçirmeden önlem alma çağrısı yapılıyor.Önlem önerileri sıralanırken de öyle geçmişte yapılan klasik sendika talepleriyle yola çıkılmadığı görülüyor. Yani geçmiş dönemlerde olduğu gibi işten çıkarmaların yasaklanması, ücretlere daha yüksek zam talepleri yok işçi sendikasının. Sektörü ayakta tutmaya dönük anlaşılabilir, tutarlı, gerçekçi öneriler dile getiriliyor:- Ekonomik kriz nedeniyle işletmelerin zora girmesi sonucu zaten toplanamayan sosyal güvenlik primlerini bir yıl erteleyin,- Enerji fiyatlarını yüzde 50 ucuzlatın,- Ücretler üzerindeki vergi oranlarını düşürün...Bunun karşılığında da sektörden işçi çıkarmama taahhüdü alınmasını istiyor Tekstil-İş. Ki, aslında işçileri birinci derecede doğrudan ilgilendiren konu bu. Asıl önlem önerileri doğrudan sanayinin içinde bulunduğu darboğazdan çıkarılmasına dönük. Dolayısıyla bunlar işçi sendikasının değil sanayicinin, işverenin seslendirmesi gereken talepler denebilir. Tabii ki şu soru da akla gelebilir:“Bu ilanı, Başbakan’a yönelik bu çağrıyı neden sanayiciler, işveren sendikaları değil de işçi sendikası yapıyor?” Sendika da muhtemelen bu sorunun kafalara takılabileceğini düşündüğü için ilanın son bölümünde buna açıklık getirmiş:“Maalesef sanayici örgütleri sorunlarını güçlü bir şekilde dile getirememektedirler, çekingendirler...” İşin özü bu cümlede gizli. Evet, bugün sanayici, işveren korkuyor. Hükümeti eleştirmekten korkuyor. Hatta ekonomik kriz nedeniyle öneri getirmekten korkuyor. Haksız değiller. Başbakan Erdoğan eleştiriden hiç ama hiç hazzetmiyor. Ekonomik kriz konusunda önlem önerenleri de ağır bir biçimde tersliyor; eleştirenleri ve öneri getirenleri muhalif olarak algılıyor. O yüzden de terslemekle kalmıyor. Maliye’yi, müfettişleri harekete geçirebiliyor...Zaten Türkiye’de bugün muhalif olmak gerçekten yürek istiyor. Sadece ekonomik konularda muhalefet etmek değil, siyasal muhalefet de giderek zorlaşıyor. Ekonomide Maliye korkusu, siyasette de Ergenekon korkusu toplumun büyük bölümünü sarsmış durumda.

Devamını Oku

Erdoğan kimi dinlendirecek?

20 Nisan 2009

Ekonomik kriz dünyanın olduğu gibi elbette Türkiye’nin de en önemli gündem maddelerinden biri. Ergenekon operasyonları üzerinden yürütülen ve artık bakanları bile karşı karşıya getirecek duruma gelen tartışmalar da öyle. Ama bugünlerde bütün bunlar Ankara gündeminin birinci önceliği değil gibi. Son günlerde Başkent’in siyasi kulislerin en önemli gündemi, en hararetli beklenti ve tartışma konusu, kabine revizyonu.Başbakan Tayyip Erdoğan’ın seçim gecesinde, sonuçları değerlendirirken söylediği, “Kabine revizyonu olabilir” ifadesi, AKP içinde öteden beri varolan beklentiyi iyice körüklemiş durumda.Başbakan’ın 29 Mart akşamı yaptığı bu çıkış üzerine AKP’liler kabine operasyonunun hemen yapılacağını zannediyorlardı. Fakat Erdoğan işi ağırdan aldı. Daha doğrusu seçim kampanyasının yorgunluğunu atmak için çıktığı tatil uzadığı için, bu kritik operasyon da gecikti. Belki de Erdoğan, kabine operasyonunun sürpriz etkisini arttırmak için konunun medyada ve kamuoyundaki tartışmalarının bitmesini, konunun bir süre unutulmasını arzu etti. Ancak konu unutulacak, tartışmalar bitecek gibi değil. Ayrıca süre uzadıkça AKP içinde heyecan artıyor. Bir yandan bakanlık bekleyenlerin heyecanı yükselirken, diğer yandan da yerinin garanti olduğuna inanan bir kaç bakan dışındaki kabine üyelerinin stres katsayısı yükseliyor. AKP çevrelerinin söylediğine göre Erdoğan, kabinede revizyonuna seçimlerden çok önce karar vermiş. Hatta değiştireceği bakanların isimlerini de kafasında netleştirmiş. O nedenle bakan değişikliklerinin seçimde alınan sonuçla ilgili olmadığını söylüyor AKP kurmayları. Dün konuştuğumuz bir parti yöneticisi, “Şunu kesinlikle biliyorum ki 29 Mart seçimlerinde oyumuz yüzde 50’nin üstünde çıksaydı bile bazı bakanlara ‘biraz dinlenin’ diyecekti Başbakan” diyor.Önümüzdeki günlerde kabine dışı kalacak veya yeri değişecek bakanlarla ilgili olarak da ilginç spekülasyonlar yapılıyor AKP kulislerinde. Örneğin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın en iyi ihtimalle devlet bakanlığına kaydırılacağı konusunda iddiaya girenler var. Aynı şekilde eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun, Başbakan yardımcısı sıfatıyla yeniden kabineye dahil olacağını söyleyenler de...Günay kabine dışı mı kalacak?Bu arada son Ergenekon operasyonunu eleştiren Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’la ilgili de Ankara’da değişik iddialar ortaya atılıyor. Günay’ın adı da “gidiciler” listesine ekleniyor. Gerçekten de öyle mi?Hayır, “yeri en sağlam olanlar” arasında sayılmasa da Günay’ın kabine dışı kalma olasılığı çok düşük. Ancak Günay’ın bakanlığının küçülmesi ihtimali yüksek.Yani bu bakanlık, AKP hükümetleri dönemi öncesinde olduğu gibi yine Kültür ve Turizm olmak üzere iki ayrı bakanlığa bölünebilir. Günay, Kültür Bakanı olarak görevine devam ederken, sürpriz bir isim Turizm Bakanlığına atanabilir. Bu isim Menderes Türel mi olur, yoksa parlamento içinden biri mi? Parti yöneticileri ve milletvekilleri, “Yeni bakan Meclis Grubu’ndan atanır” diyor ama acaba Erdoğan ne düşünüyor?

Devamını Oku