Baykal’dan DTP’lilere çağrı: “Terörü reddedin sizinle her şeyi konuşup tartışalım...”

2 Haziran 2009

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, “açılım” olarak nitelenen Kürt sorunu ve terörle ilgili son çıkışlarını, önerilerini sürdürüyor. Geçen hafta bazı Güneydoğu illerine bir gezi düzenleyen Deniz Baykal, bölge halkından aldığı reaksiyondan memnun. Baykal, “Bugüne kadar, yıllardır çok laf dinledi yöre halkı. Şimdi bizim söylediklerimizi, ‘işte doğrusu budur’ diye değerlendirdikleri anlaşılıyor. Ama tabii ki söylenenlerin hayata geçirilebilmesi önemli” diyor.Hayata geçirebilme tabii ki iktidarın inisiyatifinde ama muhalefetin zorlaması ve katkısı başta Kürt sorunu olmak üzere bazı kritik konulardaki gelişmeleri hızlandırabilir. Bu noktada CHP’nin önümüzdeki dönemde daha aktif bir tutum içine gireceği, Deniz Baykal’ın Güneydoğu gezilerinin sıklaşacağı anlaşılıyor. Deniz Baykal, Kürt kimliğinin bireysel hak ve özgürlükler bağlamında ifadesinin önündeki engellerin süratle kaldırılması gerektiğini söylüyor. Bu konuda ilk adımın televizyon yayıncılığı alanında atılabileceğini kaydeden Baykal, “Kürtçe yayın tekelinin devlet televizyonunda olmasının hiçbir anlamı yok. Bu özel televizyonlara bırakılmalıdır. Hatta devlet bu yayınları yapacak olan özel televizyonlara mali destek de sağlayabilir” diyor.Vatandaşların resmi kurumlara Kürtçe dilekçe ile başvurmalarının da önünün açılması gerektiğini söyleyen Baykal şöyle devam ediyor:“İnsanların kendi etnik kimliğini özgürce yaşayabilmelerinin önündeki tüm engeller kaldırılabilir. Ama bunlar yapılırken dikkat edilmesi gereken husus şudur; bunlar ayrıştırmaya değil, birleştirmeye, bütünleştirmeye dönük olmalıdır.” Deniz Baykal’a Kürt sorununa ilişkin çözüm önerileri konusunda DTP ve DTP’lilerle de sıcak bir ilişki süreci başlayıp başlayamayacağını sorduğumda özetle şunları söylüyor:“Elbette oturup konuşuruz. Ancak DTP’nin önce terör karşısındaki tavrının netleşmesi lazımdır. Anlaştıklarımız olur, anlaşamadıklarımız olur ama her şeyi tartışabiliriz. Bunun olabilmesi için de önce ’terörü reddedin, terörü lanetleyin’diyoruz DTP’ye...” DTP’ye yönelik bu çağrı yeni değil, bugüne kadar Avrupa Birliği de dahil içerde, dışarda aklı başında herkes bu çağrıyı yaptı. Fakat nedense DTP terörle, terör örgütüyle arasına mesafe koymayı bir türlü gerçekleştiremedi. Mayın hassasiyetiBu arada hükümet, Meclis gündemindeki mayınlı arazilerin temizlenmesine ilişkin yasa tasarısını geçen hafta sürpriz bir kararla geri çekmişti. Şimdi tasarının ikinci maddesi üzerinde tekrir-i müzakere (yeniden görüşme) yapılarak sınır bölgesindeki bu arazinin 49 yıllığına temizliği yapacak olan firmaya kiralanması hükmünün değiştirileceği bekleniyor. Fakat Baykal hükümete güvenmiyor. Baykal, hükümetin, mayınlı bölgeyi Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliği ve sınır bölgesindeki diğer kamu arazileri ile birleştirilerek yabancı bir firmaya 49 yıllığına kiralama niyetinden vazgeçtiğine ihtimal vermiyor. “Bu arazilerin birilerine verilmesi konusunda çok büyük bir pazarlığın içinde oldukları anlaşılıyor” diyor.Özetle hükümetin niyetinin mayın temizletmek değil, yüz binlerce dönüm araziyi “birilerine” kiralamak olduğuna inanıyor Baykal. Kendi önerisi ise, devletin mayın temizleme işini NAMSA’nın denetiminde parayla yaptırması, arazinin ise toprak reformu kapsamında topraksız çiftçilere verilmesi...

Devamını Oku

Amaç mayınları temizlemek mi, toprağı kiralamak mı?

27 Mayıs 2009

Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesine ilişkin yasa konusunda hükümet ne kadar aksini iddia etse de muhalefet iddiasından vazgeçmiyor. Muhalefete göre, iktidar mayınlı toprakları bir israil firmasına vermek (organik tarım yapmak koşuluyla 49 yıllığına kiralamak) için bu düzenlemede ısrarlı.İlginç olan sadece muhalefet değil, iktidar partisinin içinde de bu teze inananların sayısı çok yüksek.Peki hükümet neyi amaçlıyor?Görünürdeki amaç, Suriye sınırındaki mayınlı arazileri temizlemek.O zaman yasaya gerek yok. Genelkurmay’ın öteden beri önerdiği gibi (Ki bu konuda Genelkurmay Başkanlığı, hükümete birden fazla yazılı görüş bildirmiş durumda) bir NATO kuruluşu olan NAMSA’nın denetiminde bu işte uzman bir uluslararası kuruluşa verilmesi yönünde ihale yapılır. Hükümet yetkilileri bu konuda şunu söylüyor: “Geçmişte bu konuda uzman uluslararası firmalardan teklif istendi ama çok büyük fiyat farklılıkları var, maliyet çok yüksek. O yüzden bundan sağlıklı bir sonuç alınamadı...” Bu gerekçe kimseye pek inandırıcı gelmiyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin bu mayınları temizletmek için ödeyecek parası olmaması nedeniyle toprağını 49 yıllığına kiralamak üzere uluslararası ihaleye açma fikri kimseye inandırıcı gelmiyor. Ayrıca, şimdiye kadar mayın temizleyen/temizleten tek ülke Türkiye değil. Dünyanın pekçok ülkesi şu veya bu boyutta bu temizliği yaptı. Ama hiçbir ülke toprak kiralama karşılığı yapmadı. Ayrıca bu konuda yaklaşık iki yıldan beri kulislerde bir İsrail firmasının adı dolaştırılıyor. Ki, AKP Grubunu asıl rahatsız eden nokta bu.Fakat hükümet bütün eleştiri ve uyarılara kulağını tıkadı, yasayı çıkarıyor. Peki bu yasayla ne yapılacak?Yasa illa da mayın temizleme işinin arazinin 49 yıllığına organik tarım amaçlı kullanımı karşılığında yapılmasını öngörmüyor. Normal bedeli karşılığı ihaleye çıkılmasını da öngörüyor. Ama belli ki hükümetin niyeti, bu mayınlı alanı yabancı bir tarımsal üretim şirketi aracılığıyla ve “yap - işlet” modeliyle organik tarıma açmak. Bunun için AKP milletvekillerinin önemli bölümünün de karşı olduğu bu yasada ısrarlı davranılıyor.Amaç bölgeyi mayından temizlemek mi bölgeyi organik tarıma açmak mı, tartışmalı. Yasa çıktıktan sonra da bu tartışmalar bitmeyecek. Dahası başka teknik ve yasal sıkıntılar da çıkma ihtimali çok yüksek. Çünkü sınır şeridindeki bu arazinin önemli bir bölümü “birinci derece yasak askeri bölge” statüsünde. İddia edildiği gibi ihaleyi İsrail firması alırsa bu yasak bölgede nasıl tarım yapacak? Ya da sınırdaki askeri bölgeler geriye mi çekilecek?İkincisi bölge halkı nasıl tepki verecek bu uygulamaya? 60 yıl önce güvenlik amacıyla kamulaştırılan bu arazinin eski sahipleri, “Bu amaç ortadan kalktıysa bizim arazimizi geri verin” diye dava açarsa ne olacak?Özetle bu yasa çıksa da “yap işlet” modeli sanıldığı kadar kolay değil. Belki hükümet de son anda çark edip, Genelkurmay’ın önerdiği gibi sadece mayın temizleme işini NAMSA gözetiminde uluslararası ihaleye çıkarabilir.

Devamını Oku

Demokrasi ayıbı böyle mi önlenir?

26 Mayıs 2009

Türkiye’de hukuk sisteminin, demokrasinin nasıl işlediği veya işletildiği konusunda dün çok çarpıcı bir örnek yaşandı.Meclis Başkanlığı, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdiği bir yazı ile olası bir demokrasi ayıbının, demokrasi kazasının önüne geçti. Böylelikle, pişmanlığı hala hissedilen 1994’teki DEP milletvekillerinin Meclis’te polis tarafından tutuklanması sahnelerinin bir benzerinin yeniden yaşanmasının önüne geçildi. Bu konuda hem Meclis Başkanı Köksal Toptan hem de İçişleri Bakanı Beşir Atalay gerçekten büyük çaba harcadı. Bir demokrasi ayıbı, bir yol kazası ihtimali şimdilik önlendi. Ama tümüyle gündemden düşmedi, sadece zaman kazanıldı. Fakat uygulanan formülün hukuken, ahlaken ne kadar yerinde olup olmadığı tartışma götürür.Dört temel kuvvetten biri olan yasama organı, diğer kuvvet yargıya 22 Mayıs tarihli bir yazı gönderdi. Bu yazı 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin zabıtlarına şu şekilde geçti:“Sanıklar Ahmet Türk, Selahattin Demirtaş ve Emine Ayna hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na yazılan müzekkerelere 22 Mayıs 2009 tarihli bilgi mahiyetinde cevap verildiği; cevaplarda, milletvekillerinin sekreterlerine yazıların ulaştırılmış olduğu, ancak adı geçen milletvekillerinin çalışmaları dolayısıyla sık sık Ankara dışında bulunduğundan kendilerine ulaştırılamadığı, gerekli işlemler tamamlandığında mahkemeye bilgi verileceğinin bildirildiği...” Meclis Başkanlığı, “bu milletvekilleri hep Ankara dışında olduğu için ulaşamadık” diyor. Fakat, Genel Başkan Ahmet Türk de diğer milletvekilleri de günlerdir Ankara’da “ifadeye gitmeyeceğiz” diye açıklama yapıyorlar. Yine Genel Başkan Ahmet Türk’ün de diğer milletvekillerinin de Meclis çatısı altında olduğunu, örneğin dünkü grup toplantılarını yayınlayan tüm televizyonlar gözler önüne seriyor. Kamuoyu da bu görüntüleri izliyor yargı da...Ama çaresiz bu tiyatro oynanıyor. Demokrasi sakatlanmasın, problem çıkmasın isteniyor.Tabii ki aklı başında herkes demokrasiye gölge düşmesin, yeni bir skandal yaşanmasın istiyor. İstiyor da bunun yolu bu mu?Türkiye niye yapılması gerekeni yapamıyor da böyle temel kurumlar birbirini uyutma, oyalama taktiği uyguluyor?Bu meselede Türkiye şimdi zaman kazandı ama sorun Eylül’de yine gündeme gelecek. O zaman ne denecek mahkemeye? Niye yapılması gereken bir an önce yapılmıyor? Yapılması gereken, şimdilik durumu kurtarmak içim mahkemeye yazı göndermek değil, tek maddelik bir anayasa değişikliği yapmak. Dokunulmazlıkları düzenleyen 83. maddeyi değiştirip, oradaki istisna hükmünü kaldırmak. Çünkü Anayasa’nın 83. maddesi, yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet gibi aklınıza ne kadar ayıplı cürüm varsa hepsine dokunulmazlık getiriyor. Ama 14. maddeye atıf yaparak “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı hedefleyen fiilleri nedeniyle seçimden önce başlatılan soruşturmalar hariç” hükmü getiriyor.İşte eğer sorun gerçekten demokrasi perspektifinde hukuk çerçevesinde çözülmek isteniyorsa yapılması gereken tek iş bu maddeyi değiştirmek. Çok mu zor bunu yapmak? Ya da bu yapılırsa Türkiye mi bölünür?

Devamını Oku

AKP Grubu mayınlı arazide...

25 Mayıs 2009

Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesine ilişkin yasanın görüşmeleri sırasında ortaya çıkan tablo, AKP Grubu’ndaki memnuniyetsizlikleri, küslük ve kırgınlıkları da bir anlamda su yüzüne çıkardı.Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kesin, açık ve net iradesine rağmen AKP Grubu’nun yarıya yakın bölümü geçen hafta Meclis çalışmalarına katılmadı. O nedenle “bir günlük işi var” sanılan 6 maddelik yasa tasarısı geçen hafta Meclis’ten geçirilemedi. Üç ay öncesine kadar görülmeyen bir isteksizlik, adeta pasif bir direniş var AKP milletvekillerinde.Konuştuğumuz AKP milletvekilleri bu durumu iki temel nedene bağlıyorlar: Birincisi ve en önemlisi, kabine revizyonunun milletvekillerini tatmin etmemiş olması... Bakanlık beklentileri gerçekleşmeyen milletvekilleri bir tür “sessiz protesto” gösterisi yapıyorlar.Ancak, Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesine ilişkin yasa tasarısı konusunda AKP Grubu’nda yaşanan sıkıntı bunun da ötesinde. Geçen hafta iktidar partisi grubunda yaşanan pasif direnişin asıl nedeni başka. Yasa, Suriye sınırındaki mayınlı arazinin temizlenmesi ihalesini alan şirkete, sözkonusu alanların kullanım hakkının 44 yıllığına devredilmesinin yolunu açıyor. İşte AKP milletvekillerinin önemli bir bölümü de buna karşı. Ama açıktan itiraz edemiyorlar. Tepkilerini, oylamalara katılmayarak ortaya koyuyorlar. Baykal’dan Erdoğan’a: Birilerine söz mü verdiniz? Mayın yasasına muhalefetin de tepkisi sert. Hem MHP, hem de CHP, yasanın Meclis’ten geçmesini engellemeye çalışıyor. Başbakan Erdoğan bu engellemeyi “yabancı düşmanlığı”, “yabancı sermaye düşmanlığı” olarak niteliyor. Dün konuştuğumuz CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Erdoğan’ın bu değerlendirmesine çok sert tepki veriyor. “Başbakan, işi özünden saptırıp, polemik yapmak istiyor ama ben o polemiğe girmem” diyor CHP lideri. İktidarın mayın temizleme ihalesini önce kararname ile yapmaya çalıştığını söyleyen Baykal, “Danıştay buna engel olunca şimdi kanun çıkarmayşa çalışıyorlar. Sanki birilerine söz verildi, bir angajmana girildi onun için çırpınıp duruyorlar” görüşünü ifade ediyor. “Kime, kimlere söz verdiniz? Belli sen birisine vermek istiyorsun burayı da kime?” diye soruyor Baykal ve ekliyor: “Danıştay, ’böyle şey olmaz’demiş, kararnameyi iptal etmiş. Muhalefet karşı çıkıyor, Genelkurmay açıklama yapıyor, ‘NATO’ya yaptırılsın’ diyor. Dahası iktidar partisi içindeki aklı başında insanların da karşı olduğu anlaşılıyor. Ama Başbakan ısrarlı. Söylediği gerekçeleri de inandırıcı değil. Maliyet diyor. Ne maliyeti? 60 milyon dolara Başbakan kendisine uçak alırken maliyet düşünmüyor da, şimdi bunun maliyetini düşünüyor? İnandırıcı değil. Ayrıca maliyetin ne kadar olduğunu nasıl bileceğiz? NATO’dan bir fiyat mı alınmış? Hayır... Dünyada pek çok ülke bunu yaptı. Hangi ülke bizim yapmak istediğimiz gibi yaptı bu işi? Hangi ülke sınır bölgesini 40 yıllığına yabancı bir şirketin kullanımına verdi? Olur mu böyle şey?” Mayın tartışmasının bugünkü grup toplantılarında daha da alevlenmesi bekleniyor. Hem bu tartışma sadece iktidar- muhalefet atışması şeklinde de olmayacak gibi. Zira İsrailli şirket iddiası, AKP milletvekilleri arasında da ciddi bir rahatsızlırk konusu...

Devamını Oku

Erdoğan evine mi dönecek?

20 Mayıs 2009

Başbakan Tayyip Erdoğan önceki gün partisinin tüzüğüyle ilgili olarak bugüne kadar hiç kimsenin üzerinde durmadığı, dikkatini çekmeyen bir hükümden hareketle siyasi geleceğinin çerçevesini çizdi.AKP tüzüğü gereğince en fazla bir dönem daha milletvekili olma hakkı bulunduğunu belirten Erdoğan bu tüzük hükmüne uyarak bir dönem daha milletvekilliği yaptıktan sonra “çekilmesini bileceğini” söyledi.Erdoğan’ın bu sözleri AKP’de ve siyaset kulislerinde hâlâ tartışılıyor. Acaba Başbakan tüzüğün bu hükmünü neden açıklama gereği duydu? 2015’ten sonra ne yapacak? Gerçekten evine mi çekilecek, yoksa...Sorular uzayıp gidiyor. Ancak en fazla üzerinde durulan, en fazla önem atfedilen nokta “yoksa” da düğümleniyor. Yani Erdoğan normal olarak 2011’de yapılacak olan milletvekili seçimlerinde yeniden aday olacak. Partisi yine iktidara gelirse yine Başbakan olacak. Ardından çok tartışmalı bir konu var; Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresinin ne zaman dolacağı. Gül 5 yıl mı 7 yıl mı görev yapacak? Bu konu tartışmalı fakat ağırlıklı görüş 5 yıl. Yani 2012 Ağustos’unda Türkiye -eğer bu arada anayasa değişikliği yapılmazsa- halkoyu ile yeni cumhurbaşkanını seçecek. Şimdi deniyor ki işte o zaman Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan yer değiştirecek. Yani boşalan cumhurbaşkanlığı koltuğu için Tayyip Erdoğan aday olacak ve seçilecek. Ardından yapılacak bir ara seçimle Abdullah Gül önce milletvekili, ardından AKP Genel Başkanı ve Başbakan olacak?Bu senaryo mantıksız değil. Tabii ki AKP’nin, Tayyip Erdoğan’ın o zamana kadar yüzde 40’ın üzerindeki oy oranını koruyabilmesi halinde...Bu senaryonun işleyip işlemeyeceği ayrı bir konu. O güne kadar köprülerin altından çok suların akacağı da, siyasi dengelerin nasıl şekilleneceği de ayrı. Zaten Erdoğan’ın önceki gün yaptığı bu tüzük hatırlatmasının, bir dönem daha seçildikten sonra milletvekili adayı olmayacağı açıklaması yapmasının bu senaryolarla uzaktan yakından ilgisi yok.Erdoğan bu sözleri, DP’ye, merkez sağı ayağa kaldırmak için kolları sıvayan Süleyman Demirel-Hüsamettin Cindoruk ikilisine gönderme yapmak için söylüyor. O nedenle kendisinin gençlere önem verdiğini, siyasi kadroların gençleştirilmesinin, gençlerinin önünün açılmasının önemine işaret ediyor. Yani Demirel ve Cindoruk’un aktif siyasete dönmelerini eleştiriyor.Aslında Erdoğan ve AKP, Cindoruk öncülüğündeki hareketi pek ciddiye almıyormuş gibi görünüyor ama öte yandan bu gelişmeden ciddi rahatsızlık duyduğu da ortada. Çünkü bu hareketin seçimlerde yüzde 10 barajını aşması demek AKP’nin ciddi bir oy erozyonuna uğrayacağı ve en azından tek başına iktidar imkanını kaybedeceği anlamına geliyor. DP’nin yüzde 3,8 oy aldığı 29 Mart seçimlerinde bile oy oranının yüzde 38’lere inmiş olduğu gözönüne alındığında bu gelişme AKP açısından gerçekten rahatsız edici.O nedenle “çekilmesini bileceğim” açıklaması, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı planlarından çok DP’deki yeni hareketi yıpratmaya dönük bir çıkış olsa gerek.

Devamını Oku

Cindoruk birleşmeyi nasıl sağlayacak?

19 Mayıs 2009

Orta sağı DP (Demokrat Parti) çatısı altında birleştirmek, merkezde geniş tabanlı iktidar adayı bir parti oluşumu yaratmak hedefi ile yola çıkan Hüsamettin Cindoruk, genel başkanlık koltuğunu resmen devralmayı beklemeden işe koyuldu.İlk iş ve öncelik, iki yıl önce nikah masasında bozulan DYP-ANAP evliliğini gerçekleştirmekti. Bu kapsamda ANAP Genel Başkanı Salih Uzun’la dün ilk resmi görüşmesini yaptı. Aslında birleşmenin formülü, kapsamı çok önceden netti kafasında Cindoruk’un. Bu konuda kendisine büyük destek veren orta sağın doğal lideri 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve ANAP’ın eski Genel Başkanı Mesut Yılmaz ile birkaç yıldan beri görüşüyorlar, yol haritası hazırlıyorlardı. Neyin nasıl yapılacağı Cindoruk’un kafasında da Demirel ve Yılmaz’ın kafasında da net.ANAP’la DP çatısı altında birleşme artık prosedür işi. Çok gecikmeden bu prosedür tamamlanacak.Cindoruk’un asıl zorluğu partilerin tabelalarını birleştirmek değil elbette. Birleştirilmesi öngörülen partilerin adları büyük, başarılı bir geçmişleri de var. Ancak bugünkü durum pek parlak değil. Her iki parti de çok ciddi imaj kayıplarına uğramış. Kadroları büyük ölçüde dağılmış, kimi siyaset dışına itilmiş, kimi iktidar partisi saflarında kendine yer bulmuş... Seçmen tabanı ise büyük ölçüde AKP’nin yolunu tutmuş. Demirel ve Cindoruk her ne kadar “Merkez değil, Milli Görüşçü” dese de geniş bir seçmen kitlesinin gözünde en azından bugün itibariyle AKP tıpkı 1950’lerin DP’si, 60 ve 70’li yılların AP’si veya 80’li yılların ANAP’ı gibi merkez partisi...O nedenle AKP iktidarı devam ettiği sürece bu partide siyasete devam eden DYP ve ANAP kadrolarını “gerçek merkez veya orta sağ parti DP’dir, burada toplanıyoruz” çağrısıyla geri getirebilmek olası değil. O nedenle “Şimdilik milletvekili transferine sıcak bakmıyoruz. O geçmiş dönemlerde çok denendi, iyi sonuç vermiyor” diyor Hüsamettin Cindoruk. Ama kapıyı çalan olursa da herhalde kimsenin yüzüne kapı kapatmayacaklar... Aslında Cindoruk başta olmak üzere “orta sağ” veya “merkezde büyük oluşum” projesinin öncüleri için bugün önemli olan AKP’deki kadrolar değil, dışarda kalan, sağa sola savrulmuş dağılmış partilileri bir araya getirmek. O noktada da geçmiş yıllarda yaşanan kavgaların, küslük ve kırgınlıkların (DYP ile ANAP arasındaki kavga yada küslük değil, her iki partinin de kendi içlerinde yaşadığı kırgınlıkların) nasıl giderileceği önem kazanıyor.Birleşme sanıldığı kadar kolay değil.Deniyor ki, “önemli olan tabanın birleşmesi, tabanın doğru adresi görmesi...” O noktada konjonktürel bir avantajı var bu yeni hareketin. AKP ve Tayyip Erdoğan’ın uygulamaları. AKP’nin 29 Mart seçimleri itibariyle iniş trendine geçmesi...AKP ve Tayyip Erdoğan’ın 2007 seçimleri sonrasında izlediği yol haritası; birleştirici, toparlayıcı değil, aksine üniversitelerde türban serbestisi başta olmak üzere toplumu kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı politikaları ön plana çıkarmış olması Cindoruk ve arkadaşları için çok önemli bir avantaj. Ergenekon soruşturmasının bile Türkiye’yi böldüğü bugünkü ortamda Cindoruk ve arkadaşlarının şansı az değil.

Devamını Oku

Fırsatlar ve mecburiyetler...

18 Mayıs 2009

Türkiye, Kürt ve terör sorununun çözümü konusunda bir süredir “tarihi fırsat mı, mecburiyet mi?” tartışması yürütüyor.Tartışma Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “tarihi fırsat” sözleri üzerine alevlendi. Gül, 10 gün önce tarihi fırsat dedi ama bunun ne olduğunu açıklamadı. Muhalefet partisi liderleri ile Çankaya Köşkü’nde ayrı ayrı görüşmeler yaptı. Muhtemelen bu konuyu onlarla da görüştü. Ancak görüşmeden çıkan liderler de ya sormayı ihmal ettiler ya da aldıkları yanıttan tatmin olmadılar ki “Fırsatın ne olduğu açıklansın” ifadeleri ile başlayan sert demeçler verdiler. Tartışmayı daha ileri boyutlara götürenler de oldu. Örneğin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal açık açık sordu: “Tarihi bir fırsatla mı karşı karşıyayız yoksa tarihi bir mecburiyetle mi?” Şam gezisi sırasında görüşme imkanımız olduğunda kamuoyunun merak ettiği bu soruyu sorduk Cumhurbaşkanı’na. Gül bu konu üzerinde görüşlerini uzun uzun anlattı. Ancak “fırsat”ın ne olduğu sorusu yine tam olarak açıklığa kavuşmuş değil. Cumhurbaşkanı’nın sözlerinin satır aralarından anlaşıldığı kadarıyla “fırsat”tan kastedilen üç noktada özetlenebilir:1. Devlet kurumları arasındaki tam mutabakat. Bu gerçekten önemli. Cumhurbaşkanı bu noktada çok önemli bir saptama yapıyor. Sivil-asker düne kadar farklı düşünen, farklı konuşan devlet kurumları bugün aynı noktada. Düne kadar sivil veya asker bir kanadın yapmaya çalıştığını diğeri bozuyormuş. Bugün ise tam bir koordinasyon ve görüş birliği içinde imiş devlet kurumları. Bu elbette önemli. Türkiye’nin en önemli ulusal sorunu konusunda devlet kurumları arasında uyum değil çatışma ortamının yaşandığı bir dönemde sorun elbette çözülemezdi. Şimdi ise tam bir uyum ve görüş birliğinin oluşmuş olması bir fırsat.2. İkinci bir nokta, ki en az birincisi kadar önemli. Gül, toplumun farklı kesimlerini temsil eden, birbirine zıt görüşler taşıyan isimlerle görüştüğünü söylüyor. Ve o kesimler arasında da yine görüş ayrılıkları olsa bile sorunun çözümü konusunda ortak irade var. Yani toplum kesimleri arasında da genel bir konsensusun varlığı önemli bir fırsat.3. Üçüncüsü dış konjonktür. Yani bölge ülkelerinin tutumu. ABD ve merkezi Irak hükümetinin tutumunun yanısıra Kuzey Irak’taki bölgesel yönetimin de Türkiye ile işbirliği noktasına gelmiş olması; bu da bir fırsat.Cumhurbaşkanı fırsat konusunda daha fazla bir açıklama yapmıyor. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın dile getirdiği “mecburiyetler” konusuna ise “günlük politika tartışmalarına girmem” prensibiyle hiç değinmiyor bile.Ancak en azından şu ifadeleri dikkat çekici: “Türkiye’nin son 20-25 yıldır enerjisini tüketen nedir? Bugün 20-25 yılın terörlü ve terörsüz iki simülasyonu yapıldığında ortaya acaba nasıl bir tablo çıkar..?” Evet, terörün bittiği bir Türkiye simülasyonu gerçekten de daha yüksek kalkınma, daha fazla refah ve en önemlisi daha yüksek standartta bir demokrasi demek. Buna hiç kuşku yok. Bu nedenle, ekonomik ve sosyal kalkınma ve ref ah için, toplumsal barış için terörün son bulması, bu sorunun bitmesi bir mecburiyet. Tabii ki başka mecburiyetler olabilir. O da ayrı bir tartışma konusu zaten...

Devamını Oku

DP’de neyin kavgası yaşanıyor?

12 Mayıs 2009

Birkaç ay öncesine kadar merkez sağın tek adresinin artık AKP olduğu konuşuluyordu. Klasik merkez sağ partilerin de tarihin partileri çöplüğüne gömüldüğü kanaati çok yaygındı. AKP’nin ne kadar merkez veya merkez sağ partisi olduğu hâlâ tartışmalı olmasına karşın Süleyman Demirel’in son partisi DYP’nin isim değiştirmiş hali olan Demokrat Parti’nin son seçimlerde aldığı yüzde 3,8’lik oy oranı da bazılarınca, “zor koşullara rağmen başarı” diye sunulmaya çalışılsa da genel olarak tükenişin kanıtı gösteriliyordu.Ancak son günlerde o cephede ilginç gelişmeler, yeni bir çıkış arayışı, yeni bir heyecan dalgası yaşanıyor.Hafta sonunda kongreye gidecek olan DP’de şu anda üç adaylı bir genel başkanlık yarışı var. Yarışı, heyecanı tetikleyen gelişme hiç kuşku yok ki Hüsamettin Cindoruk’un adaylığını ilan etmesi.Cindoruk’un adaylık açıklaması ile birlikte DP’deki gelişmelere ilgi arttı. Çünkü kendisini uzaktan veya yakından tanıyanlar, DP kamuoyu çok iyi biliyor ki Cindoruk, genel başkanlık hırsıyla yanıp tutuşan bir siyasetçi değil. DYP’nin iktidar olduğu zaman önüne altın tepside sunulan genel başkanlık önerisini geri çevirebilmiş bir siyasetçi. Şimdi ne oldu da bitmiş, tükenmiş, hacizler yüzünden il ve ilçe binalarının çoğu kapanmış bir partinin genel başkanlığına talip oluyor?Bu soruya, “Türkiye’nin içinde bulunduğu zor koşullar, iç ve dış risklerin artmakta olması, toplumun hızla bölünme sürecine itilmiş olması” diye özetlenebilecek bir yanıt veriyor. Türkiye’nin merkezde liberal bir partiye şiddetle ihtiyacı olduğunu, kendisinin ve arkadaşlarının buna öncülük etmek için yola koyulduklarını anlatıyor Cindoruk.Demirel ve Yılmaz destekliyor İlk iş olarak da 2007 seçimleri öncesinde adeta nikah masasında bozulan DYP-ANAP evliliğini sağlamak var Cindoruk’un gündeminde. Bu birliktelik sağlandıktan sonra AKP’ye kaptırılan klasik merkez sağ kadrolarının ve seçmenlerinin yeniden DP çatısı altında toplanmaya başlayacağına inanıyor Cindoruk.Bu arada siyaset kulislerinde en fazla sorulan soru şu: Cindoruk’un adaylığı ile başlayan bu hareketin gerisinde kimler var? Süleyman Demirel bu hareketi destekliyor mu?Evet destekliyor. Sadece Demirel değil, Demirel’le birlikte siyaset yapan eski kadroların çoğu da Cindoruk’un yanında. Mesut Yılmaz da merkezde güçlü bir siyasi yapılanma için Cindoruk’a destek veriyor.Ancak Cindoruk kongrede tek aday değil. Süleyman Soylu, genel başkanlığı bıraktığını açıkladığı için DP kongre kararı almıştı. Ama şimdi “ben de adayım” diyor Soylu. Hatta bir dönem Demirel’in “genç prensi” diye anılan Mehmet Ali Bayar da dün aday olduğunu açıkladı.Bu arada parti içinde karşılıklı suçlamalar, Hüsamettin Cindoruk’un “Ergenekoncu” luğuna kadar varıyor. Cindoruk bu suçlamalara, “Beni, benim geçmişimi Türkiye bilir, Demokrat Parti’liler, DP delegeleri çok iyi bilirler. Benim siyasi hayatım darbelere karşı mücadeleyle geçti. Bu iddiaları söyleyenlere cevap vermeye bile gerek görmüyorum” diyor.Serdaroğlu: AKP ve cemaatler panikteEski İzmir Milletvekili (DYP) Rifat Serdaroğlu da “Bazı arkadaşlarımız bilerek veya bilmeyerek iktidarın ve bazı cemaatlerin oyununa geliyor diyor. Cindoruk’un kongreyi kazanacağına hiç kuşku duymadığını belirten Serdaroğlu, AKP ve bazı dini cemaatlerin DP kongresiyle yakından ilgilenmeye başladığını iddia ediyor:“AKP ve AKP ile iktidarı paylaşan bazı dini cemaatler endişeye kapıldılar. Bu hareketi engelleyebilmek için çıldırıyorlar. Cemaat ve iktidar medyası o yüzden Hüsamettin Bey’e saldırıyor. O yüzden Hüsamettin Bey’in oylarını bölmek için alternatif aday çıkarmaya çalışıyorlar. Ama şunu iyi bilsinler ki, DP delegeleri o malum cemaatin emir eri değildir...”

Devamını Oku