Atatürk’le farkınız budur!

23 Haziran 2012

Kim ne yaparsa yapsın bu ülkeyi “her köşesi işgal altında” iken bile gözünü kırpmadan, benzersiz bir kahraman olarak kurtaran, adeta bir sihirbaz hüneri ve zekasıyla onu özgür, demokratik bir ülke haline getiren, dünyayı önünde eğilmek zorunda bırakan Atatürk’ü unutturamaz, bunun zerresini bile başaramaz..Bunun en basit nedenini şu anda yaşamaktayız.. Sınırları, vatan topraklarını bekleyen askerlerini o topraklarda ağır silahlarıyla, kafileler halinde rahatça cirit atan terörist sürülerinden koruyamayan, bunu başaramadığına ağlayacağına şehitlere ağlayan Genelkurmay Başkanı Necdet Özel bu örneklerden biridir.NEDEN AĞIR KAYIP??Ağlama seansından sonra bir de açıklama yapmış ve sanki 8 yeni şehitten sonra kendisinin ve “bizden izinsiz kuş uçamaz, her kararı biz veririz, tüm kurumlar da bizim emirlerimiz ve yönetimimizle işler” diyen Hükümet’in şart ileri sürecek halleri varmış gibi şart koşmuş.. “Kandil’e girerim ama 3 şartım var”..Neymiş şartları bakalım;1- Uluslararası toplumun tepkisi göze alınmalı!2- Siyasi irade operasyon için net karar vermeli!3- Verilecek ağır kayıplara karşı halk hazır olmalı!Bazı gazetelerin bu sözleri “ezber bozan” olarak yazması inanın benim hayatım boyunca edindiğim tüm ezberi kökünden bozdu, çarpım tablosunu bile unuttum arkadaşlar.. Sondan başlayayım, neden Avrupa’nın en büyük, dünyanın 8’inci büyük ordusu ve en yüksek bütçeye sahip, milletin vergileriyle en son teknolojiyle donatılmış TSK ülke topraklarını teröristten temizlemek için ağır kayıp veren taraf olacak önce onu açıklasın Bay Özel.. Neden kendi ordusunun binde biri sayıya sahip olmayan bir terör örgütüne karşı daha işe başlamadan bunu söyleyerek milletin moralini bozduğunu açıklasın..BİRAZ TARİH OKUYUNSonra biraz Atatürk’ün ve usta, büyük zaferler kazanmış diğer komutanların yaptıklarını, planlarını, taktiklerini incelesin.. Acaba Atatürk daha ilk adımı atmadan “ağır kayıplardan söz etmiş mi”, aklına getirmiş mi yoksa dev ordular karşısında bir avuç asker ve vatandaşla omuz omuza çarpışarak ve onlara ağır kayıplar verdirerek ülkesini temizlemeyi mi düşünmüş? Acaba Kurtuluş Savaşı’na en imkansız ortamda başlarken “uluslararası toplum ne der” demiş mi, yoksa uluslararası toplumu “kendi topraklarına tecavüz edildiğine ve savunmanın hak olduğuna” mı inandırmış?Türk toplumu onlarca yıldır gencecik evlatlarını PKK terörüne kurban verirken “uluslararası toplum” kılını kıpırdattı mı, AB’sinden ABD’sine öylece seyretmekten başka bir şey yaptı mı ki Necdet Özel hemen onları öne sürüyor?MGK’DA NE KONUŞUYORSUNUZ?“Siyasi iradenin operasyon için karar vermesi”ne gelince.. Siyasi irade Suriye’den önce Türkiye’de yiten canları, topraklarında yüzlerce teröristin cirit atmasını düşünse ve buna öncelik verip karakollarda yeterli güvenlik sağlansa, sınırlar yeterince kontrol edilse, Uludere’de 34 kişi nasıl görüldüyse (orada da yanlış görüldü ya) 300 kişi de görülebilseydi8 askerimiz daha şehit olmaz, Genelkurmay Başkanı da ağlamak zorunda kalmazdı.Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “Örgütün eylem yapacağı, bireysel suikastların yanında askere yönelik eylem yapacağı konusunda bilgimiz vardı” dedi. Madem ki askere karşı eylem biliniyor, Dağlıca’da bir kez daha şehitler vermemek için neden gerekli önlem alınmadı? 10 değil, 50 değil, tam 300 teröristin karakol civarında günlerce hazırlık yaptığı nasıl görülmez? Açıklaması yapılmayacak mı bu ihmalin, sorumluluğu kim üstlenecek?Ayrıca, “siyasi iradenin operasyon için kararı” MGK’da tartışılacak konu değil mi, bunun yerine neden milletle tartışılıyor?Demek ki “terörü durdurmak için ülkenin Güneydoğusu’nu, Doğu’sunu ve hatta Akdeniz Bölgesi’nin bazı illerini” isteyen PKK (bunu daha önce açıkladılar) bu isteğin karşılanmasını hızlandırmak için şehirlerde teröre başlasa yine üzülüp ağlayacaklar ve “uluslararası toplum”dan söz edecekler. Bütün bu olanlar, yaşananlar, görülenler bazılarının hiç sevmediği Atatürk farkını açıkça ortaya koyuyor.Bir kez daha, bin kez daha!*****Şu ‘çözüm’ü söyleyebilseniz..Yeni “şehit haberleri” geldiğinde “çözüm isteyenler” susuyor, mahcup bir geri çekilme yaşıyor, “çözüme karşı olanlar” söyleniyor ve haklı çıkmanın gururunu yaşıyormuş. “Şehit”le “barış” ve “çözüm” bir araya gelemez miymiş..Yani kendileri dışında olanlar bir konu hakkında farklı görüş bildiriyor ve “hata yapıldığını, yapılmakta olduğunu” söylüyorsa onlar çözüm istemiyor, bunu anlatmakta.. İnsan kendini dev aynasında görmeye başlayınca böyle oluyor demek.. Oysa yeni şehit haberleri gelmesi, bu şehitlerin arkasının kesilmeyeceğini gösteriyor.Eğer (bugüne kadar yapılan yanlışlar, silahlı terör örgütüyle pazarlığa oturmalar da bir kenara bırakılarak) iktidar ve ana muhalefet partileri “çözüm için bir araya geldik” diyorsa ve hala terör örgütü katliamlarına devam ediyorsa daha ne çözümünden bahsediyorsunuz ki?Herkes her şeye rağmen memnun oldu, belki bir yol bulunur diye düşündü ama durum ortada.. PKK’nın başka kolları yapmış filan demenin anlamı yok, zira bu kolların da sonu yok.. İran’dan Suriye’ye, Irak’tan Avrupa’ya her yere yayılmış durumdalar.. Peki tarihte bir örneği var mı, bir ülkenin yüzlerce, binlerce genci arkadan vurulurken oturup seyretmesinin?Bunları yazanlar şu “başkalarının akıl edemediği çözüm” nedir, onu da detaylarıyla yazsalar da öğrensek.. Bunca yıldır anlaşılamadı, Öcalan’ın açıkça yazdığı “yol haritaları”ndan, BDP’nin açıklamalarından öğrenilemedi, belki onlardan çıkar!

Devamını Oku

Bırakın şu ağlamayı artık!

22 Haziran 2012

Ben kadın olarak utanıyorum artık ağlayan siyasetçi, komutan ve her meslekten erkek görmekten.. Hani “erkekler ağlamaz” saçmalığına karşıyım karşı olmasına, erkeklerin de duyguları olmalıdır ve bazılarında vardır gerçekten ama kadınlardan çok ağlayan, her fırsatta gözyaşlarını zafiyete kalkan yapanlar da sıkıyor.. Ben mesela duygusal bir kadınım ve iç acıtan durumlarda dayanamam ve gözyaşlarımı durduramam ama önce “bu insan, insanlar veya hayvanlar için elimden ne geliyorsa yapar” elimde olmayana ağlarım. Toplumun karşısında isem bundan ayrıca üzüntü duyar, gizlemeye çalışırım.AĞLAYACAĞINA İSTİFA ETTürkiye’de son zamanlarda siyasetçiler başta olmak üzere erkeklerin sık sık ağlaması ve dahi göstererek, bundan hiç gocunmayarak ağlaması ise moda oldu sanki.. Özellikle toplumun tepki göstereceği, feveran edeceği yanlışlar, ihmaller, aksaklıklar için gözyaşı adeta bulunmaz nimet halinde.. Buyrun son olarak Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel Dağlıca’da PKK kurşunlarıyla şehit olan 8 askerimizin cenaze töreninde ağlamış.Aslına bakarsanız tabii ki bu gencecik, gelecek ümitleriyle dolu, kundakta bebeğini, yeni gelinini, anasını geride bırakarak şehit olan askerlerimize ağlamamak mümkün değil. Hepsi nur içinde yatsınlar, dile kolay; Allah ailelerine sabır versin. Ama efendim burada ağlamaya hakkı olmayan birileri varsa onlar da bu ülkeyi yönetenler ile Genelkurmay Başkanı’dır. Onlar, daha önce 12 şehit verilen yerde ve üstelik o saldırı ve Uludere örnekleri önlerinde dururken 300 silahlı teröristin elini kolunu sallayarak karakollara kadar girip askerleri öldürmesini önleyemedilerse ağlayamazlar da!Ağlayacaklarına başta Genelkurmay Başkanı ve Milli Savunma Bakanı olmak üzere sorumluların topluca istifa etmeleri daha makul olur.OBAMA NE İŞE YARAR?Bu millet her yetkiyi vermiş, vergileriyle en son teknoloji orduya sağlanmış. İki de bir “ABD ile olan sağlam işbirliği, istihbarat alışverişi vs” tekrarlanıp durmuş. Obama ile kanka olmuşuz, devamlı çene sıvazlayarak ciddi havalarda fikirler alınıp veriliyor. Daha ne peki? Daha ne gerekli ki o koca orduyla ve Meclis’i dolduran siyah (ve laci) elbiselilerle bunca aylar yıllar içinde hala bu teröre çare bulunamadı?Neden hala askerlerimiz katil sürüsünün önüne atılıyor da gereken önlemler alınmıyor? Obama ne işe yarıyor ki, bugüne kadar kendi ülkesi dahil ne işe yaradı ki ona paye verip duruyoruz?Bu sorular ortada dururken, kendi gençlerimiz bir kenara bırakılıp Obama’yla “önce Suriye”ye çözüm aranırken her terör saldırısında aynı lafları duymak ve gözyaşı görmek istemiyoruz. Bunu anlasınlar da hiç değilse ağlama istismarı bitsin!*****DDK Özal raporunu açıklamalı!Semra Özal Cumhurbaşkanı Gül’ü ziyaret ederek eşi Turgut Özal’ın ölümüyle ilgili DDK raporu için “Sizin sayenizde, çok müteşekkirim” diyerek teşekkür etmiş ve raporu birlikte değerlendirmişler.Şimdi o günleri ve daha sonra da doktorlarının, hastanenin “kalp krizi, normal ölüm” değerlendirmelerini, ölmeden kısa süre önce dünya çapında doktorların Özal’a “kalp damarlarının tıkalı olduğu ve derhal ameliyat olması gerektiğini” söylediğini hatırlayanlar haklı olarak “acaba DDK raporunda ne var ki 19 yıl sonra otopsiyi gerekli gördüler” sorusunu düşünüyor.Zira DDK bu raporu hazırlarken bildiğimiz kadarıyla aynı doktorların, aynı görüşlerini dinledi. O zaman bu farklı sonuca nasıl ulaştılar? Eğer kriz anında doktorları orada olsaydı, bir ambulans hemen yetişseydi, kalp pompası kullanılabilseydi belki de kurtulurdu. Ama kendisinin bile sağlığı için pahalı önlemler, aletler alınmasına karşı olduğunu doktorları anlattı. Yani biraz Turgut Bey’den de kaynaklanan bir eksiklik, ihmal anlaşılabilir de “suikast, zehirlenme” nasıl çıktı doğrusu rapor herkes için merak konusu.DDK Semra Hanım’a gösterilen raporu toplumla paylaşmalıdır.

Devamını Oku

Dağlıca ve Avrupa’nın en büyük ordusu!

21 Haziran 2012

Aylardır devamlı “silah bırakmayan, cinayetlerine son vermeyen terör örgütü ile devlet anlaşması olamayacağını, bunun büyük hata olduğunu, teröre paralel verilecek sözlerin terörü asla sonlandırmayıp tam tersine arttıracağını, daha sonra taleplerin ve cinayetlerin giderek yükseleceğini” yazıp duruyorum. Ki Salı günkü yazımda ve ondan öncekilerde de, AKP ile CHP’nin “terörü bitireceklerini söyleyerek yaptıkları işbirliğinde” de yazdım.12 ŞEHİT, 8 ŞEHİT, ULUDERE VE İHMALLER..Ne oldu, daha önce 12 şehit verdiğimiz Dağlıca’ daki terörist saldırısında 8 şehit daha verdik.. Ve nihayet şimdi iktidar ve ana muhalefet partilerinin genel başkanları “önce terör örgütü koşulsuz olarak silah bırakmalı” dediler. Oysa hala analar ağladığına, hala gencecik askerlerimiz bebeklerini beşikte, ailelerini kanlı gözyaşları içinde bırakarak katil teröristlerin kurşunlarıyla can verdiğine göre..Dağlıca’da 2007 yılında 12 askerimizin şehit olduğu olayda ihmaller, alınmayan önlemler tartışılmasına rağmen 5 yıl sonra aynı yerde yine ihmallerle, beceriksizliklerle 8 canımız daha yitirildiğine göre.. Kısacık süre önce Uludere’de 34 kişinin hayatını kaybettiği bombalama olayında yine ihmaller, insansız hava araçları ve istihbarat eksikliği tartışılmasına rağmen 300 kişilik terörist ordusu elini kolunu sallayarak ülke topraklarında katliam yapabildiğine göre önce AKP, CHP, TSK oturup bu ihmalleri tartışmalı ve “TSK bize bağlı, bizden izinsiz kuş uçamaz” diyen Hükümet 8 şehit için sorumluluğu üstlenmelidir.Zira normal zamanda “tüm sorumluluk bizde, emirleri biz veririz, göl kenarındaki çoban bile bizden sorulur” diyen iktidar partisinin böyle bir olayda ve mesela Uludere olayında “sorumlu TSK’dır, gözden kaçmış, terörist zannedilmiş veya terörist oldukları anlaşılmamış” gibi açıklamaları kabul edilemez. Hangi hükümet olsa edilemez.ÖNCELİK SURİYE İSE..Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “Dağlıca saldırısında terörist sayısı fazlaydı ve silahları vardı. Türkiye terörle mücadele ediyor ama bu ve benzeri olaylar maalesef yaşanıyor” dedi. Nasıl yani?Birkaç yıl önce İngiliz İndependent gazetesi dünya çapında bir ordu listesi yayımlamıştı ve bu listeye göre Türk ordusu “Avrupa’nın en büyük, dünyanın ise 8’inci büyük ordusu” olarak verilmişti. Avrupa’nın en büyük ordusu, elinde her imkan, en son teknoloji olan bu ordu eli kolu bağlı bekletilirken, bugüne kadar çeşitli başarılara imza atmış, terörle mücadelede en etkin komutanlar cezaevlerine tıkılıp çile çektirilirken pırıl pırıl gençlerimizin katil terörist yığınları önüne sürülmesine “maalesef bu olaylar yaşanıyor” mu diyeceğiz? Ne kadar süre daha kan ağlayarak diyeceğiz bunu peki?“Öcalan serbest bırakılsın, anlaşalım” diyen partiler onu salıvermek için anlaşmaya çalışırken o komutanlar, askerler neden içeride tutuluyor sorusuna cevap vermeleri bile gerekmeyecek mi?Türkiye terörün kucağında fokur fokur kaynarken ve askerlerimizin onlarcası bir defada şehit olurken biz hala “Suriye, Suriye” diye tutturmuş gidiyoruz. Suriye’deki ölümler “terörle boğuşmayan” Batı ülkelerinden önce bizi ilgilendiriyor, biz tehditler savuruyoruz.ESAD SÖYLEMİŞTİTehditlerimiz sürerken, Beşar Esad “Türkiye bizim iç işlerimize böyle karışırsa ben de PKK’ya destek verir sizin iç işlerinizi kurcalarım” demişti. Dağlıca’daki katliam eyleminin emrini Suriyeli terörist, kendisine çok uyan “katil” lakaplı Fehman Hüseyin vermiş. Ve “Kimse silah bırakmaktan söz edemez. Gündemimiz eylemleri (yani katliamları) arttırmak” demiş.Bu “katil”e de teklifi Esad’ın götürüp götürmediğini kimse tartışmıyor ama neden olmasın?Ayrıca “PKK’nın içinde farklı gruplar var, bazıları barışı istemiyor” masalları da yetti artık.. Madem ki ne yapılırsa yapılsın, hatta açılımdan sonra bugün gelinen noktada “özerklik, Öcalan’ın bırakılması”ndan, tüm PKK’ya aftan başka talep o barış için söz konusu bile olmamasına rağmen hala “terör sürecek” diyen gruplar varsa bu yöntemlerin ne kadar boş olduğu ortadadır. O zaman neden Avrupa’nın en büyük ordusu oturuyor, oturtuluyor? Hükümet bunlara cevap vermeli ve Suriye’yi bırakıp kendi ülkesini, kendi askerini, kendi vatandaşını korumak için dünya çapında çözüm aramalıdır.“Meksika’da önce Suriye, sonra PKK” konuşulacağına öncelikle ve dünyaya duyurarak PKK terörü konuşulmalıydı (bunları daha önce defalarca tekrarladık). Suriye’yi de Batı halletsin bi zahmet!ŞEHİTLERİN ARKASINDAN YAPILANLAR!Dağlıca’daki 8 gencecik fidanın kaybından sonra bazı köşelerde hemen “Artık bu savaşın bitmesi için Hükümet üzerine düşeni yapsın” diyenler oldu.. PKK’nın “eylem” dediği kanlı cinayetleri sürdürme nedenlerinden biri de zaten “özerk bölge ve diğer taleplerini acilen anayasa ile elde etmek”.. Bu bilinirken ve zaten “öldürmeye devam eden terör örgütüyle pazarlık başlatma” hatası yapılmışken, Hükümet ve Ana Muhalefet Partisi “çözüm için” diyerek bir araya gelmişken hala katliam oluyorsa daha ne yapılabilir ve hangi adım cinayetleri durdurabilir bir de bunu belirtseler keşke..ABD ikiyüzlüsünün neden 300 terörist için “istihbarat paylaşımı” yapmadığını sorsalar.. Kasılıp duruyordu ABD yetkilileri “bundan sonra daha fazla paylaşacağız” diye, neyi paylaştılar, el işaretini mi?PKK’ya 8 şehidin arkasından bile destek vermeye devam eden BDP’ye ise söyleyecek söz yok artık. Selahattin Demirtaş kısa süre için “PKK silah bıraksın” sözüyle iyi polisi oynarken Altan Tan çıkıp “Her seferinde PKK’ya silah bırakma çağrısı yapılıyor. Tamam silah bıraksın da nasıl, kime bıraksın? Erbil pazarında mı satsın, Kandil’e mi bıraksın? Habur’a gelip ‘Türküm, doğruyum, çalışkanım, ne mutlu Türküm diyene” benzeri garip konuşmasıyla espri yaptığını zannediyor, Atatürk’ün sözüyle de aklı sıra dalga geçiyor, ırkçılık yapıyor.Silah bırakmanın “artık cinayet işlememe sözü vermek” olduğunu bilmesine rağmen bunları söyleyebiliyor. Habur’a bıraksalardı, ne var? Orada PKK’lıların ayağına mahkeme kurulmadı mı, “silah bırakmıyoruz” demelerine rağmen hepsi serbest bırakılmadı mı? Onurlu komutanlar cezaevine atılırken ve bir yandan yeni şehitler verilirken onlar davul zurnayla karşılanmadı mı?Bir siyasi parti milletvekillerinin bunları ve böyle bir zamanda söyleyebilmesinin açıklaması yoktur. Bu ülke daha neler görecek bakalım! Kendi düşen ağlamazmış.

Devamını Oku

Hastanede 7 tecavüz.. Kürtaj yasaklansın mı?

19 Haziran 2012

Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Ayırımcılığın Tasfiyesi Sözleşmesi’ne Türkiye imza atmış. Bu sözleşmede “Kadının doğuracağı çocuk sayısına ve ne zaman doğuracağına karar verme hakkı olduğu” açıkça belirtilmiş.. Bir ülkenin böyle bir anlaşmayı imzalaması “taraf olduğunu” açıklamak anlamına geliyor ve buna rağmen Hükümet “kürtajın ‘anne veya bebeğin hayatının tehlikede olması’ gibi özel haller dışında yasaklanacağını” açıkladı. Bütün tepkilere rağmen de geri adım atılmadı..Dün son haberler arasında Osmaniye’nin Kadirli Devlet Hastanesi’nde küçük yaşta refakatçi bir kıza “biri doktor olmak üzere” tam 7 kişinin tecavüz ettiği ve kızın hamile kaldığı, kürtaj için geldiği hastanede “yaşının küçük olması nedeniyle” ailesine haber verildiği de vardı. Şimdi Başbakan Erdoğan ve tüm ilgili bakanların ellerini vicdanlarına koyarak şu noktaya dikkat etmeleri gerekiyor; tecavüz edenlerin biri doktor, diğerleri güvenlik görevlisi, ambulans şoförü, hademe gibi utanmazlar, sapıklar.. Yani hastanede erkek sağlık görevlisi ordusu-teknisyenler vb dışında herkes (belki onlardan da var) bu çocuğa tecavüz etmiş. En başta bir doktor!DEVLET ACİZSE..Burası her sorununu çözmüş, kurumlarında ve hiçbir yerde kadın-çocuk tecavüzü olmayan bir ülke olsa hadi neyse.. Ki oralarda bile gördüğünüz gibi BM sözleşmesiyle durum karara bağlanmış.. Ama Türkiye’de, hele bu son örnek gibi “çocuk tecavüzü vahşeti”nin devlet hastanelerinde bile alıp başını gittiği ve Hükümetin bu konuda “cezaları en ağır hale getirmek ve bunun mutlaka uygulanacağını sıkı sık anons etmek” başta olmak üzere hiçbir önlem almadığı bir ülkede tecavüzü önlemeye öncelik vereceklerine kürtajı yasaklamak asla kabul edilemez.Görülüyor ki devlet hastanelerine bile sahip değil, görülüyor ki bırakın kadını, çocuğu bile koruyamıyor.. O zaman ne konuşuyorsunuz, hangi hakla konuşuyorsunuz? Bu çocuk kürtaj yaptırmayıp da o korkunç skandaldan, saldırıdan, ahlaksızlıktan doğan hamileliği mi sürdürecek?Bu rezalet tabloya ve isteğe tüm toplumun karşı çıkması gerekir. Nitekim çıkıyor da.. Kürtaj mitinglerinin, eylemlerin arkası kesilmiyor.YÜZLERCE ÖRGÜT, ON BİNLERCE İMZA!“Kürtaj Yasaklanamaz” kampanyası imzacısı, destekçisi 829 örgüt ve yurt içinden ve diğer ülkelerden on binlerce kişi “güvenli kürtaj hakkı”nın kadın haklarının vazgeçilmez bir parçası olduğunu savunarak toplanan sayısız imzayı dün Cumhurbaşkanı, Başbakan, Sağlık Bakanı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’na göndermişler.Kampanyaya katılan örgütler “Başbakan’ın kürtajla ilgili açıklamasından sonra harekete geçen kadınlar olarak bu sürecin derhal durdurulması talebiyle ulusal ve uluslararası imza kampanyası başlattıklarını.. Hükümet programında yer almayan, seçim sürecinde de hiçbir şekilde dile getirilmeyen kürtajın son yıllarda TCK reformu sırasında ‘yasaklanmak bir yana süresinin uzatılması’ ile gündemimize girmiş bir konuyken Başbakan’ın aniden dayatmasıyla yapay bir şekilde gündeme geldiğini” belirten bir basın açıklaması yayınladılar.Açıklamada sadece bir haftada www.kürtajyasaklanamaz.com imza kampanyasına Türkiye içinden ve dışından 55 binden fazla bireysel imza katılımı olduğu da belirtiliyor. Örgütler CEDAW Sözleşmesi’nde yer alan “kadın hakkı”nın Anayasa’ya konmasını ve bu sürecin derhal durdurulmasını talep ediyorlar.Hükümet bu talebi değerlendirirken Kadirli Devlet Hastanesi’ndeki (ve benzerleri) dehşet olayı, o çocuğun hayatının mahvolmasını da değerlendirir umarız. Bakalım sefil çocuk tecavüzcülerine ne ceza çıkacak?*****Meğer PKK’ya çoktan söz verilmiş!Benim için sürpriz değil “devlet veya Hükümet-PKK anlaşmaları” zira ‘referandum öncesinden başlayarak anlaştıklarını, PKK’nın referandumdan önce başlayıp seçim sonrasına kadar verdiği eylemsizlik kararının ve referandumdan çekilerek oyların başka yöne akmasını sağlamalarının nedenlerini’ o günlerden beri sık sık yazdım.Bence resim çok açıktı ve ayrıca seçim biter bitmez Öcalan’ın “ben hükümetin kurulmasını bile beklemem, çabuk verdiğiniz sözleri tutun” demesi de nasıl bir anlaşma yapıldığını yeterince anlatıyordu. Anlayamadığım tek nokta; “madem ki PKK-BDP’nin tüm talepleri karşılanacaktı ve bunun sözleri de çok önceden verildi, terör neden devam etti ve onca can kaybına daha göz yumuldu” idi ama bunun da açıklaması var. “PKK’nın silah bırakmamasının iyi olduğunu” çekinmeden söyleyen BDP de biliyor bunu..İŞ ÇOKTAN BİTMİŞ!Silahların ve katliamların gölgesinde, onların desteğiyle Hükümet veya devlet (MGK’nın bilgisi dahilinde görüşmeler yapılıp sözler verildiği de açıklanmış) bu sözleri tutmayı daha çabuklaştırabilir, onun için..Taraf’tan Neşe Düzel’in (PKK liderleriyle görüşen) Avni Özgürel’le yaptığı röportajda lider Karayılan’ın “Oslo’da PKK ile görüşmeleri İngiliz İstihbaratı’nın ayarladığı, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da görüşmelere Başbakan’ın Danışmanı olarak katıldığı, Başbakan’ın emri olduğu ama MGK’nın da bilgisi dahilinde yapıldığı” sözleri var. “Çözüme yaklaşıldı” demiyor Karayılan, “Sorun çözülüp iş bitmişti. Anlaşmıştık. Protokol hazırlandı, siyasetin mutabakatı alınacaktı” diyor. 3.5 yıl boyunca her yıl birkaç kez görüşme yapılmış.Demek ki “açılım” başladığında Oslo görüşmeleri de çoktan başlamış ve Karayılan’ın “iş bitmişti” dediği anlaşmalar sağlanmıştı..NEDEN ÖLÜMLER DURDURULMADI?O zaman neden hala “daha fazla demokratik hak, ilçe isimlerinin değişmesi” gibi konularla toplum oyalandı ve gerçekler gizlendi? Neden o süreçte onlarca sivil-asker şehit vermeye devam edildi de durdurulmadı soruları çıkıyor ortaya.. Bunlar cevaplanmadan AKP ile CHP’nin “birlikte çözüm arıyoruz” diyerek yeni bir şey üzerinde çalışıyor havası yaratmaları bir tiyatro oyunu mudur acaba?Ve ayrıca, bütün o süreçten hiç haberdar edilmeyen CHP’nin şimdi sonuca ortak edilmesi ne anlam taşımaktadır, neden gerekli görülmüştür, CHP neden kabul etmiştir?KOMİK İNGİLİZLERBu AB ülkelerinin garip çelişkileri mesela referandumda “kendilerinde izin vermedikleri antidemokratik, bağımlı yargı oluşumlarını Türkiye’de desteklemeleri” ve sonra “Türk yargısı özgürleşmeli” gibi açıklamalar yapmaları traji-komiktir. Burada da OSLO görüşmelerini ayarlayan İngilizler yine bir traji komediye imza atmışlar.Eski başbakanları Tony Blair “İRA silah bırakmamış olsa asla anlaşmazdık” diyerek önce terör örgütlerinin cinayetlere son vermesi gerektiğini açıklarken Türkiye’yi “silah bırakmayan PKK ile masaya oturtmaları”na başka ne denebilir? İyi niyet aranabilir mi?KILIÇDAROĞLU’NUN SÖZÜTabii şimdi silahların gölgesinde “Kürt sorununa çözüm” diyerek önce Öcalan’ın serbest bırakılmasından (ev hapsi Türkiye’de bu anlama geliyor, eğer çoktan bırakılmamışsa tabii) başlanıyor işe.. Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da her nedense hiç şaşırmadan “Meclis’teki 4 parti de kabul ederse başım üstüne” diyor..Nasılsa MHP’nin kabul etmeyeceğini düşünerek mi bu kadar rahat konuştu bilinmez ama öyle bile olsa binlerce şehit anasının ve daha yeni şehit olmuş asker analarının olduğu, gözyaşlarının bile kurumadığı ülkede hiç değilse biraz duraklayıp “buradan mı başlanacak, ilk nokta bu mudur” demeliydi?Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay bile Bülent Arınç’ın “Öcalan’ın ev hapsine çıkması dikkate alınabilir” sözüne “gündemimizde yok” demişken “başımız üstüne” lafı olmadı. Kılıçdaroğlu partisinin içinde bile keskin bir kılıcın kenarında oturmakta olduğunu ne zaman fark edecek?Her neyse, artık ya olacak, ya olacak noktasındayız, CHP “sürecine dahil edilmediği” gelişmenin faturasını paylaşacak başka çaresi yok!

Devamını Oku

Özal ile Ecevit’in kesiştiği nokta!

18 Haziran 2012

Ölümünden tam 19 yıl sonra 8. Cumhurbaşkanı Özal’ın ölümünün şüpheli olduğu iddiasıyla otopsi yapılması konuşuluyor, Devlet Denetleme Kurulu raporu alınıyor, Semra Özal Cumhurbaşkanı Gül’le konuşma talep ediyor, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “öldüğünde otopsi yapılmamış olmasında soru işareti var” diyor ve daha bir sürü yeni gelişme..ATATÜRK’E DE YAPILMADIOğlu Ahmet Özal bu “normal ölüm değil, zehirlenme” iddiasından; Turgut Özal’ın sağlığıyla ilgilenen (dünya çapında ünlü De Bakey dahil) tüm doktorların, Hacettepe Hastanesi’nin, aynı zamanda yakın arkadaşı ve aile dostları ünlü beyin cerrahı Dr. Cengiz Aslan’ın da “normal ölüm, kalp krizi” teşhislerine, “kalp damarlarının tıkalı olduğu ve acilen ameliyat gerektiği halde reddederek seyahate çıktığını açıklamalarına, yaygın kanaate rağmen” rağmen bir türlü vazgeçmedi. Ama tabii bu doktorlar toksikolog değil, onlar sorumlu tutulamaz. Görev başında ölen ilk Türk Cumhurbaşkanı olan Atatürk’e otopsi yapıldı mı ki, Özal için isteyeceklerdi?RAHŞAN HANIM’IN AÇIKLAMASIZaman zaman yeniden ortaya çıkan bu iddiada DDK raporu ve otopsi noktasına geldiğini duyunca bu konunun Ecevit’in “Başkent Hastanesi iddialarıyla” ilişkilendirileceğini düşündüm. O olayda da koruması Recai Birgün’ün “Parkinson teşhisi”nden bile haberi olmadığı, Parkinson nedeniyle gece düşmeleri ve yaralanmalarına bağlı Adli Tıp Raporu, felç tehlikesi olduğunun tüm doktorlar tarafından söylenmesi, Rahşan Ecevit’in son zamanlarda Bülent Ecevit yerine konuşmaları yaptığı, onu idare ettiği, son yıllarda yaşı ve hastalığı ilerledikçe Ecevit’in genel sağlık durumundaki bozukluğu tüm toplumun görmesi gibi verilerin hepsi göz ardı edilerek dünya çapında tanınan Prof. Dr. Mehmet Haberal “Ergenekon terör örgütü” içine dahil edilerek tutuklandı. Yıllardır cezaevinde ve Rahşan Ecevit “Birgün’ün iddiaları hayal mahsulü, ona hastanede çok iyi baktılar” açıklaması yapmasına ve bir yıl önce milletvekili seçilmesine rağmen de bırakılmıyor. KADIN GÖTÜRÜLMÜŞ..MÜŞ!Son olarak doktorlarını da “Ergenekon terör örgütüne yardım” suçlamasıyla ve hapis istemiyle tutukladılar. Böyle bir örgütün varlığı bile yıllardır kanıtlanamadı ama iddialar gani.. Hele bir “tansiyonu çıksın diye ona kadın götürdükleri” iddiası var ki artık insanlık dışı hangi iddia kaldı diye düşündürüyor duyanları.. Başkası teklif etse Haberal gibi bir bilim adamı utanır, kaçınır bunu kabul etmekten.. Organ nakli konusunda ülkesine çağ atlatan dünya çapında bir Türk doktoru ancak böyle ödüllendirilebilirdi.GAYYA KUYUSU..Şimdi aynı şekilde tüm verilere karşın ölümünden 19 yıl sonra “Özal’ın zehirlenmiş olduğu ortaya çıktı” denirse acaba ne kadar inandırıcı olacak, artık devlet kurumlarında “bağımsız, güvenilir sonuç” beklenebilecek mi, burada da kimlerin başı yakılacak belli değil.. Ama bu sonuç çıkarsa bir şekilde “Ergenekon” denilen sonu gelmez gayya kuyusuna bağlanacağı herhalde herkesin tahminidir. Bu noktada “Ecevit ve Özal’ın hastalık ve ölümlerinin arka arkaya gündeme çıkması” doğrusu şüphe yaratıyor. Biraz fazla “tesadüf” değil mi bu durum? Biraz fazla “uzun tutuklamalar için bir yeni neden, inandırıcılık kazandırma” duygusu vermiyor mu? Ama herhalde asıl soru işareti Ahmet Özal gelecek seçimde “milletvekili” adayı olursa ortaya çıkar. “Reklam ve teklif için yaptı” duygusunu temizlemesi zor olur!***** Milli Eğitim’de taciz! Fatih Milli Eğitim Müdürü Şeref Çalışır iki kadın memura elle ve sözle tacizden tutuklanarak cezaevine gönderildi. Eğer yine birileri “yaşlı çocuk tecavüzcüsünü, bir yoksul kız çocuğunun hayatını mahveden yaratığı” kurtardıkları gibi onu da kurtarmazlarsa “üstelik yetiştirme yurdunda büyümüş, devlete emanet edilmiş 20’li yaşlarda iki genç kadın”ı taciz eden bu müdür cezasını çeker.. Yine de “bir başka okula naklederek kapatılması”, öğrenciler yerine tacizcinin korunması ihtimali MAALESEF bu ülkede mevcut.Yürekli, görevine-hukuka sadık, insan hakim beklemekten başka çare yok.. Ki Samsun İlkadım İlçesi’nde 2004’te anneleri ölen ve olay tarihinde 8, 11 ve 13 yaşlarında olan üç kızkardeşin “koruyucu aile” olarak teyzeleri tarafından alınmasından sonra onun oğlu tarafından taciz edilmeleri üzerine Mahkeme heyeti sanığa 39 yıl hapis cezası vermiş.Bu mahkemeye ‘helal olsun’ demek borçtur, bütün mahkemeler onları örnek almalı.. Tacizci Müdür için de, diğer çocuk ve kadın “tacizci-tecavüzcüleri” için de.. Hukuk ya var, ya yok, ortası da yok!

Devamını Oku

AKP ve CHP ‘çözümlerini’ açıklasın!

17 Haziran 2012

Dün Leyla Zana’nın “Erdoğan Kürt sorununu çözer, herkes ona destek vermeli” açıklamasından yola çıkarak ‘Zana soruna isim koysun’ başlığıyla bu “Kürt sorunu” tanımı altında nelerin olduğundan ve “beklenen tek çözüm”den söz etmiştim. Yazım “Bakalım BDP daha ne kadar süre ‘sorun’u saklayacak ve bakalım Hükümet ‘silah bırakmayan terör örgütüyle başlatılan açılım’ sonunda BDP ve PKK’nın hala terör desteğindeki ‘yeni anayasa ümitlerini’ nasıl karşılayacak” diye bitiyordu.Ve o yazıdaki en önemli nokta “Hükümet’in çok büyük bir yanlış yaparak silah bırakmayı ağzına bile almayan, şiddetle reddeden PKK ile açılım başlatması ve devlet kurumu MİT’i onlarla, Öcalan’la açıkça pazarlığa oturtması”nı hatırlatmamdı. Bunu daha önce de yaptım, Türkiye’de üstü kapatılan her olayda da (örneğin tüm silah arkadaşları iddialarla tutuklanırken Hilmi Özkök ve Yaşar Büyükanıt’ın korunuyor olması, 27 Nisan’ın siyaseten her fırsatta “muhtıra olarak” kullanılmasına rağmen soruşturulmaması, serbest bırakılan çocuk tecavüzcülerinin unutturulması gibi) sık sık yapıyorum.TEK SEÇENEK VAR!Burada çok önemli nokta şudur; Açılım sırasında uyarılar dinlenmedi, “silah bırakmadan açılım olmaz, terör daha da artar” diyenlere ve aynı uyarıları yapan muhalefet partilerine, sivil toplum kuruluşlarına, gazetecilere “kötü niyetli” yorumları yapıldı.Oysa o uyarılar işte tam da “bugün”ü işaret etmekteydiler. BDP’nin “PKK’nın silahlı oluşunun davaya yardımcı olduğunu” açıkça söylediği gibi katliamlarla süren terör devleti sonunda esir aldı. “Ya taleplerin hepsi karşılanır, ya da bu terör sürer” veya “Karşılandığı anda bir haftada biter” noktasına gelindi.Şimdi CHP ile AKP Hükümeti’nin “teröre çözüm” için birlikte çalışmaları iyi bir gelişme ama son duruma baktığınızda ellerinde seçenek yok. Daha doğrusu “tek seçenek” var; BDP-PKK ikilisinin “Bunlar olmazsa terör sürer” dediği “ayrı meclisi, bakanlıkları, eğitim sistemi vs’si olan özerk Kürt bölgesi, Öcalan ve PKK’ya af (hatta siyaset yapma hakkı), anayasadan “Türk” tanımının çıkarılması” gibi isteklerin anayasaya konması..ÖCALAN’LA BAŞLADITabii “şimdilik” bu kadar.. Sonra terör bu kez “tam bağımsız devlet, anayasaya “Türk ve Kürt” milletleri olarak girme” gibi yeni talepler için başlayacak.. Bu durum belliyken AKP ve CHP başka nasıl bir çözüm bulabilir sorusunu soracak zaman bile yok, nitekim Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “Öcalan’ın ev hapsine çıkması dikkate alınabilir” dedi bile..Hemen arkasından diğer Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın “gündemimizde böyle bir şey yok” çıkışı sizi yanıltmasın, bu konuşmaların hepsi “milleti, alıştırma sürecinin parçaları”dır ki bu “sen en radikali, son sözü söyle, ben sileyim” oyunu sıkça tekrarlanıyor artık..PKK İLE AYNI ÇİZGİ..Bu durumda, bizim aylar öncesinden söylediğimiz noktaya gelinmiş ve tek seçenekle kalınmışken CHP işin içinden nasıl çıkacak? Öyle ya, bu pazarlık “açılım sürecinde CHP ile MHP’nin tepkilerine rağmen” silahlı terör örgütü ve İmralı ile başlatıldı. MİT görüşmeleri referandum öncesinden seçim sonrasına devam ederken “pazarlığı yapanlar yerine” CHP ve MHP “PKK ile aynı çizgide” gösterildi. Şimdi gelinen zor hatta çözümsüz noktada CHP destek vermeye karar verdi.FATURAYI PAYLAŞMAYani “yapılan büyük hatanın faturasını paylaşma”yı teklif ediyor. Tamam birlikte çözüm güzel de bu durum, “Türkiye’nin Akdeniz’e uzanan, Doğu ve Güneydoğu’sunu içine alan bir büyük toprak parçasında özerklik, af ve diğer talepler” Kılıçdaroğlu’nun neden “genel başkanlığıma mal olsa da” demiş olduğunu da açıklıyor.Hükümet “silah bırakmayan PKK ile açılım” kararını alırken muhalefete danışmamıştı, şimdi Kemal Kılıçdaroğlu partisine ve tabanına içinde bulunduğu bu şartları nasıl açıklayabilir, nasıl kabul ettirebilir? Bunca şehit anası ve “kimseyi öldürmedikleri, öldürtmedikleri, somut bir suçları olmadığı halde yıllardır ve hala cezaevinde çile çektirilen insanlar”la onların aileleri ve toplumun büyük çoğunluğuna bu nasıl açıklanabilir?OYUNUN SONUAslında efendim, ben bugün “PKK terörü ve gizlenen gerçek nedeni” konusunda söylediklerimi, yazdıklarımı bundan 6-7 yıl önce de söylüyor ve yazıyor ‘kültürel hak için, dili konuşmak için bunca cana kıyılmaz, gerçek neden budur’ diyordum. O nedenle gelinen nokta bence hiç şaşırtıcı değil, yıllar süren bir alıştırma oyunu oynandı, bu oyun on binlerce cana mal oldu ve şimdi (daha sonra tekrar başlamak üzere) son perde sahneleniyor.“Ya verecek, ya verecek” sahnesi.. Bari her iki parti de şu “terörü durduracak çözüm”lerini halka açıklasalar. O da tepeden inme olmasa!*****Öcalan çoktan çıktı mı?Ben en çok “Güneydoğu’da nüfusun kontrol altına alınmasını, her bakımdan kalkındırılmasını, yoksulluğun giderilmesini” isteyeceklerine “Kürt sorunu” diye yuvarlayıp duranların, devlete düşman gibi sadıranların bu noktaya gelineceğini önceden görüp bilerek mi konuştuklarını merak ediyorum. Hepsi saf olmadığına göre bir danışıklı dövüş vardı ortada..Şu anda ise Devlet Bahçeli’nin “Öcalan İmralı’da mı” sorusunun anlam kazandığını düşünüyorum. Durup dururken mi sordu, bir bildiği mi var? Mesela acaba seçim sonrası Öcalan’ın “Hükümet kurmanızı bile beklemem, kıyamet kopar, derhal isteklerimi yapın” demesinin arkasından eve mi çıkarıldı? Hatta önceErbakan’ın da “ev hapsiyle başlayıp hemen seyahat noktasına gelmesi” gibi o da gezide filan mı?Siz merak etmiyor musunuz?*****Kürtaj mitingi!İki gün önce yazmıştım, tekrar hatırlatayım. Bugün saat 16’da Ankara Cebeci, İstanbul Pangaltı, İzmir Gündoğdu Meydanı’nda Türkiye’nin kadın örgütlerinin düzenlediği “Kürtaj Yasağına Hayır” mitingi yapılacak. En özel kararlara bile siyasetçilerin karışmasına karşı çıkıyorsanız, bu yasağın can kaybına da yol açacağını ve özellikle yoksulları etkileyeceğini biliyorsanız mutlaka destekleyin.Medeni toplumlar “vatandaş görevini yaptığı için” medeni olmuş ve medeni kalabilmiştir, sivil toplum kuruluşları yalnız başlarına sorunun çözümünü sağlayamaz unutmayın.

Devamını Oku

Zana ‘sorun’a isim koysun!

16 Haziran 2012

Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Leyla Zana’nın Kürt sorunu konusunda “Erdoğan sorunu çözer” demesi AKP’den de, BDP’den de olumlu yanıt aldı.. Bence iyi ki Kemal Kılıçdaroğlu ve partisi bu konuşmaya tepki vermedi, zira maazallah “BDP ile birlikte” olumlu yorum yapan iktidar yerine onun partisi olsaydı yıllar boyu “BDP ve PKK ile aynı safta hareket etmek” hatta “işbirliği yapmak”la suçlanır halka sık sık hatırlatılarak şikayet edilirdi. Aynen referandumda BDP’nin çekilmesiyle onların oylarının AKP’nin istediği “EVET”e akmasına rağmen, referandum öncesinden seçim sonrasına kadar PKK’nın “eylemsizlik” kararı alarak terör konusunda Hükümet’in elini rahatlatmasına rağmen onun ve partisinin “BDP ve PKK ile aynı safta gösterilmesi” gibi..Bu nedenle ben şu anda Ana Muhalefet Partisi’nin “MHP ikna edilemezse Kürt sorununa çözüm arayışı tehlikeye girer” demesine, ihtiyatlı hareket etmesine “yan çiziyorlar” gözüyle bakanlara hak vermiyorum. Mesela..KÜRDİSTAN’A DOĞRU..Leyla Zana “Erdoğan sorunu çözer, herkes onu desteklemeli” derken Türkiye’yi onlarca yıl “Kürt sorunu” adı altında yuvarlak laflarla oyalamalarından farklı bir noktada değil. Onlar ve destekleyen gruplar DTP döneminden beri “Kürt sorunu” sakızını çiğnedikçe ve “dil, kültür, eğitimde eşitlik” gibi tartışmalar sürdükçe, Hükümet “açılım” başlatıp “Güneydoğu illerinin ismini değiştirmekten, kültürel haklardan” söz ettikçe PKK’nın cinayetleri, katliamları da sürdü..Ara verdikleri dönemde MİT; PKK liderleriyle, Öcalan’la görüşmeler yapıyor ve büyük ihtimalle “yeni anayasada PKK tarafından istenen adımları” tartışıyordu. PKK açılım sürecinde Habur olayı ve diğer gelişmeler, yapılan tavizkar açıklamalar nedeniyle “özerk bölge ve Öcalan’ı da kapsayacak af, Türk sözcüğünün anayasadan çıkarılması” gibi talepleriyle ilgili ümit taşıyordu. Seçimin arkasından hava değişip de Hükümet’in üslubu sertleşince saldırılar yeniden başladı.Yani her şey ama her şey öncelikle tek bir konuya odaklı; “sonradan Irak ve İran’dakilerle birleşecek ve Büyük Kürdistan adıyla bir devlet olacak olan Türkiye topraklarında özerk Kürt bölgesi” ne?‘YAPILACAK ŞEY’ SÖYLENEMİYORŞimdi Leyla Zana konuşmasında bunu açıkladı mı? Hayır.. Diğerleri mesela Altan Tan konuştuğunda açıklıyor mu, hayır.. Hala yuvarlak laflarla sürdürüyorlar. BDP’li Bağımsız Milletvekili Altan Tan, Leyla Zana’nın sözleri için “Tayyip Bey çözer diyor. Evet Tayyip Bey çözecek kadar güçlü ama yapar mı” diyor.. Madem ki çözecek kadar güçlü ve CHP’nin de katılımıyla çözüm aranıyor; “yapmama ihtimali” neden bu kadar güçlü onlara göre? Yapılacak olan nedir, ne istiyorlar ki böylesine tereddüt içindeler? Ve neden “yapılacak şey”i bir türlü açıkça söyleyemiyorlar?ETA ÖRNEĞİYıllardır on binlerce insanın öldürülmesine seyirci kaldıkları, terör örgütünün silahı bırakmaması gerektiğini, silahlı olmaları sayesinde bugüne gelindiğini söyledikleri konunun “sorun” dışındaki gerçek adı nedir? Yoksa hep örnek verdikleri İspanya’da ETA terör örgütünün yıllar süren ırkçı eylemleri sonunda artık tamamen bağımsızlık isteme noktasına geldiği gibi bir sürecin “özerk bölge” ile başlamasını istiyorlar da tereddüt bunun için mi?TERÖR BAŞARILI OLDU DEMEK Mİ?BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan “Barışçıl süreçte en büyük rolü BDP oynayacak. En başta elini taşın altına koyacak parti BDP’dir. Niyet varsa bir haftada silahlar susar ve Türkiye uygun bir iklimde anayasasını yapar” demiş. Bu konuşma iki noktayı açıkça ortaya koyuyor; 1- BDP isteseydi PKK silahlarının susmasında daha önce açılım sürecinde de rol oynayabilirdi ama saldırıların yeni anayasada istediklerini elde etmelerine yardımcı olacağını biliyordu (nitekim söylediler de), bu nedenle yapmadı.Bu da “Açılım”ın ve MİT görüşmelerinin“terör örgütü silah bırakmadan başlatılmasındaki yanlışı, “hata yapıyordunuz” diye uyaranlara “kan aksın istiyorlar” denmesindeki haksızlığı bir kez daha gösteriyor.2- Terörün tek nedeninin “yeni anayasa” olduğunu açıkça ortaya koyuyor.Bakalım BDP daha ne kadar süre “sorun”u saklayacak ve bakalım Hükümet “silah bırakmayan terör örgütüyle başlatılan açılım sonunda BDP ve PKK’nın hala terör desteğindeki “yeni anayasa ümitleri”ni nasıl karşılayacak?Not; Bütün Kürt nüfusunun isteği değil, BDP ve PKK’nın dayatması ile bu noktaya gelindiğine göre “bugüne kadar yapılan terörün başarılı olduğu”nu da teslim etmiş oluyor devlet sanırım!*****2’nci Cumhuriyet istemiştiniz..Şimdi iş adamlarının yargıdan, yeni çıkarılacak (ve çıkması baştan kesinleşmiş) yasalardan filan rahatsız olması ve bunu açıklamaları artık biraz gülümsetiyor.. Zaman çok geç çünkü, bundan sonra geçmiş olsun, konuşanın azarı yiyip oturacağı dönemdeyiz.Olanları izledikçe insanın aklından “Bir zamanlar 2’nci Cumhuriyet dilinizden düşmüyordu, işte size her şeyiyle değişen 2’nci Cumhuriyet.. Hatta isterseniz 2’nci Osmanlı da diyebilirsiniz. Neden kızıyorsunuz ki” düşüncesi geçiyor. Bu konuların şakası olmadığını anlayınca bozulmasınlar, sınama-yanılma yoluyla öğreniyorlar işte!

Devamını Oku

Onların suçu ‘dayıları’ olmaması mı?

15 Haziran 2012

“Özel yetkili” savcılar, hakimler yıllardır yüzlerce insanı “suçu sabit görülüp de mahkum olmuş” gibi cezaevine tıktılar. Bilim adamı, milletvekili, gazeteci, sivil toplumcu, asker, sivil demeden insanların özgürlüklerine el koydular, ailelerinden, işlerinden kopardılar. Başbakan’la, Cumhurbaşkanı’yla defalarca toplantı yapmış, yıllarca birlikte çalışmış, ağzından “Bize ne yapılırsa yapılsın demokrasiye saygıda kusur etmeyeceğiz, hiçbir tepki göstermeyeceğiz” sözlerini düşürmeyen eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ bile (söz konusu internet sitelerinin; onun değil başkasının döneminde açıldığı bilinmesine rağmen o başkasının adı anılmadı) olmayacak şekilde suçlanarak hapsedilmekten kurtulamadı.BİR KARIŞ HÜCREDE TECRİT..Bu insanlar bir karış hücrelerin içinde zihinsel sağlıklarını korumak için mücadele verdikleri tecrit hayatını yaşarken PKK teröristleri düğün bayramla karşılandı, Hizbullahçılar serbest bırakıldı, çocuk tecavüzcüleri, katiller, uluslar arası dev soygun failleri salıverildi.Somut, kanıtlanmış suçlarla değil, dedikodudan farksız ve çoğu kez söyleyenin ortadan kaybolduğu veya hiç bilinmediği “iddia”larla yapıldı bu tutuklamalar. Ve bugüne kadar da tek bir somut suç ortaya konamamasına rağmen o insanları tutuklayan “özel yetkili”ler için siyasi iradeden ses çıkmadı.. Hatta istenen yasaların birkaç saatte çıkarılıverdiği Meclis’te onlar için de yasa çıkarılıp hiç değilse “seçilmiş” milletvekilleri serbest bırakılabilecekken iktidar partisinin karşı çıkması ile milletvekillerinin “ceza”sı devam etti.. Ne zaman ki “özel yetkili”ler Hükümet’in istemediği kararlarda ısrar ettiler, “kaldırılmaları” gündeme geldi.YARGININ HALİErgenekon, Balyoz ve Şike davalarının savcıları (bir kısmının kendisinin istediği söyleniyor, neden acaba, görevleri mi tamamlandı) değiştirilirken “özel yetkili” mahkemelerin kaldırılacağı açıklandı. Haberlerde “bu karara iktidar-Cemaat çekişmesi”nin neden olduğu, yargıda bir “güç kavgası” olduğu belirtiliyor.Bu durum “yargının nasıl siyasi etki ve baskı altında olduğu”nun açık kanıtıdır ama bunu da bir yana bırakalım “bir suç işledikleri kanıtlanamayan, buna rağmen aylar-yıllardır hapis tutulan” insanların günahı “arkalarında (MİT görevlileri gibi) siyasi güç olmaması”ndan başka nedir?ANİDEN GEREKSİZ..Özel yetkili mahkemeler eften püften iddiaları ciddi gibi yansıtarak onları hapse tıkarken, yıllarını alırken “gayet saygın ve gerekli” idiler de şimdi nasıl birden gereksiz oluverdiler? Milletin bu soruyu sorma ve siyasi olarak o tarafa ya da bu tarafa bağımlı yargıyı yargılama hakkı yok mudur?Yılları ve ismi, işi, her şeyi cezaevinde elinden alınmış insanların, örneğin Mustafa Balbay, Mehmet Haberal, Engin Alan ve diğer milletvekillerinin, saygın gazetecilerin “biz neden özel yetkililerden şikayet edip kaldırtamadık da şimdi kolayca kaldırılıyor” deme hakkı yok mudur?TUTUKLU GAZETECİLER İÇİN!Dün İstanbul Çağlayan Adalet Sarayı önünde “Gazetecilere Özgürlük Platformu”nun “Tanıklık Günleri” eylemi devam etti. Nedim Şener, Ahmet Şık, Ayşenur Aslan gibi gazetecilerin de destek verdiği eylemde “100’ü aşkın gazetecinin tutuklu olduğu ve bu sayı ile Türkiye’nin “tutuklu sayısı en fazla ülke” olduğu açıklandı.Taşınan pankartlar arasında “sustum sıra bana geldi” pankartı dikkat çekiyordu ki bu doğrudur, eğer tüm basın ilk günden gerekli tepkiyi ortaya koyabilse ve medyanın “siyasi baskı altına alınmasına, gazetecilerin işsiz bırakılması veya tutuklanmasına” karşı çıkabilseydi, arada “meslektaşlarına yapılan baskıyı mazur göstermeye çalışan etik düşkünleri” olmasaydı olay bu boyutlara kolayca gelemezdi.361 KEZ ‘HABER’..18 Haziran Pazartesi günü sabah 10’da gazeteciler “Soner Yalçın, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu ve Müyesser Yıldız” 99 gün sonra tekrar hakim karşısına çıkacaklar. 134 sayfalık Oda TV iddianamesinde 361 kez “haber” kelimesi, 280 kez “kitap”, 53 kez “yazı, köşe yazısı”, 26 kez “röportaj” ve 5 kez “makale” kelimeleri geçiyormuş. Sadece bu kelimeler bile “neyin yargılandığını” göstermiyor mu diyor Oda TV’ciler..Hepimiz düşünelim, o mahkeme de düşünsün; göstermiyor mu?Pazartesi günü “basın özgürlüğü” adına Çağlayan’da olmak gerekiyor, yalnız gazetecilere değil “demokrasiye” yapılan haksızlık adına!*****Kürtaj mitingi yapılıyor!Türk Jinekoloji Derneği “Kürtaj yasağının kaldırılması ile kürtajların üç kat, anne ölüm hızının ise 6 kat azaldığını” açıkladı biliyorsunuz.. Yani bu yasağın tekrar getirilmesi için toplumu ikna amacıyla söylenenler doğru değil.YASAKLAR BİTMEZYasak ile “uzman olmayan ellere, merdiven altına” mahkum olacak kadınların hayatı tehlikeye gireceği gibi siyasetin elini “kadınların en özel haklarına, konularına” atması da yasallaşmış olacak. “Kadın İnsiyatifi” 17 Haziran Pazar günü İstanbul, Ankara ve İzmir’de “Kürtaj haktır, karar kadınların” mitingi düzenliyor. Kadın-erkek bu yanlış yasağa tepki gösteren ve “demokrasi, insan hakları sorumluluğu olan” herkesin (Pazar günü de olsa) birkaç saatini ayırıp katılması şarttır.17 Haziran Pazar, saat 16’da İstanbul Pangaltı’da, Ankara Cebeci’de, İzmir Gündoğdu Meydanı’nda yapılacak mitingi destekleyin, yasaklar başladı mı bitmez, son pişmanlık da fayda etmez. Mutlaka katılın, kadın örgütlerinin gayretini takdir edin ve yalnız bırakmayın!

Devamını Oku