Hani hep derler ya "İnsan ektiğini biçer" diye... Galiba durum gerçekten öyle.
Ama işte insan dışarıdan bakıp böyle olaylara tanık olunca iki taraflı düşünmeden edemiyor... Bir yandan "Eskiden o da buna, şunu şunu yapmıştı. Biraz üzülmek ona da müstehaktır" diye düşünüyor.
Yine de bir vicdan yapmıyor da değil hani!
Bu konu nereden mi aklıma geldi? Tabii ki yıllar yılı bekleyip kendisi 70'li yaşlarına gelince tahta çıkabilen Kral Charles nedeniyle.
EMİNİM AMA İSPATLAYAMAM
Kendisini tabii ki bireysel olarak tanımam...
Hakkındaki fikirlerim ailesi ve kendisi hakkında okuduğum bazı biyografi kitaplarından ve haberlerden derleme.
Yine de katı kuralcı ve sosyal konumunu, görevini ailesinin bile üstünde tutan bir annenin evladı olarak çok da sevgi dolu koşullarda büyümediğini düşünüyorum.
Bir baba olarak kendisinin de oğulları William ile Harry'ye öyle yumuşak kalpli yaklaşım sergilemediği onunla ilgili düşüncelerimden biri.
Söz gelimi benim babam gibi, evlatları için her şeyini feda etmeyi göze alacak bir baba olduğunu hiç sanmıyorum.
Hatta oğlu Harry, karısını ve o zamanlarda bebek olan oğlu Archie'yi alıp ABD'ye taşındığı zaman bile evlat hasretinden çok "Benim ve tabii ki taçlı ailemin sosyal konumu ne olacak?" diye içinin içini yediğinden eminim.
Bunu ispatlayamam ama bence böyle.
BU HAYATTA HERKES HATA YAPAR
Daha da ötesinde ilk karısı Diana'ya çektirdiklerini de az çok bütün dünya kadar biliyorum. Başkasını sevdiği halde onunla evlenmesi, evlendiği halde Camilla'yı hayatından bir türlü çıkaramaması.
Elbette Diana'nın da suçu var bu konuda... Bir zamanlar ablasının flört ettiği bir adamla evlenmek hangi akla hizmettir, bunu da bilmem...
Diğer yandan düşündüğümde Charles'ın da başka çaresi yok gibiydi. Ülkesinin tahtının gelecekteki sahibi olarak gencecik ve eline erkek eli değmemiş bir kızla evlenmesi ailesi için de bir artı puandı...
Zaten bu evliliği de sırf annesi Elizabeth'in isteğiyle "El alem ne der" diye yaptığını düşünüyorum.
İşin bu kısmı böyle. Bütün bunlar da yıllardır konuşulan konular...
SON ZAMANLARDA YAŞADIKLARI İLGİMİ ÇEKİYOR
Benim asıl ilgimi çeken Charles'ın son zamanlarda yaşadıkları.
Bir parantez açmak istiyorum. Babam hayata veda ettiğinde 80'li yaşlarının sonundaydı. Ben de kocaman, yetişkin bir kadın. Ama yine de babamla geçirdiğim zamana doyamadım.
Cenaze töreni sırasında bir çocukluk arkadaşımın sözleri beni öyle çok etkilemişti ki. Daha ben babasız kalmanın bilincine bile varamamışken arkadaşım "Senin baban sadece senin baban değildi. Bana da kendi babamdan daha fazla baba gibi davrandı" dedi...
O an nasıl gurur duyduğumu ve kendimi bir kez daha dünyanın en şanslı çocuğu hissettiğimi söylememe bile gerek yok.
Hangi çocuk bunu duymak istemez ki... Üstelik kaç yaşında olursa olsun!
YAŞLI VE HASTA BABALARA BİRAZ DAHA HOŞGÖRÜ LÜTFEN
Belki de babamdan ve ona olan derin sevgimden dolayı belli bir yaşa gelmiş erkeklerin yani babaların, çocuklarından daha fazla sevgi ve saygı görmesi gerektiğini düşünüyorum.
Elbette bazı babalar bunu hak etmiyor olabilir ama yine de yaşlanıp usul usul elden ayaktan düşmeye başlayan, sağlığı giderek bozulan babaların geçmişte yaptıklarının affedilmesi ya da en azından biraz daha yumuşak yorumlanması gerek bana göre.
İşte tam da bu yüzden hiç ihtiyacı olmadığı halde artık 77 yaşına gelen üstelik kanserle boğuşan Charles'a oğlu Harry'nin yaptıklarını biraz fazla buluyorum doğrusu.
Ailedeki görevlerini bırakıp gitmesi, kendine başka hayat kurması elbette kendi tercihi. Sonuçta kocaman adam, istediği gibi yaşar. Üstelik imkanları da var.
Ama yine de iki çocuğu Archie ve Lilibet'i babasına 'gıdım gıdım' göstermesi, bir noktaya kadar haklıdır ama güvenliklerini gerekçe göstererek "Onları ülkeme getiremem" diye tehditvari sözler sarf etmesi bana kırıcı geliyor. Tabii ki babası açısından.
NEDENSE BANA DERT OLDU
Belki de tüm bunlar yüzünden, Charles'ın, kapalı kapılar ardında da olsa dört yıl sonra iki torunuyla görüştüğü haberleri beni mutlu etti.
Elbette koskoca Kral'ın benim sempatime ihtiyacı yok.
Ama yine de düşünmeden edemiyorum... Gün gelip babası öldüğünde acaba Harry ona karşı yaptıklarını nasıl değerlendirecek? Kendisiyle nasıl bir vicdan hesaplaşmasına girişecek?
Yine bence çok da melek gibi olmayan annesi Diana'nın genç biten hayatının intikamının alındığını mı düşünecek?
Yoksa hiç belli etmese de yüreğinin gizli bir köşesi babası için sızlayacak mı?
Elbette erkek çocuklar ve kız çocukların babalarıyla ilişkilerinin hayat boyu farklı olduğunu biliyorum.
Geçmişte ne yaşanmış olursa olsun, hiçbir evladın, babası bu dünyadan göçüp gittikten sonra onun hakkında bu tür vicdan yaralayan hesaplaşmalara girmemesi dileğiyle.
Sevgili Harry Mountbatten Windsor! Keşke fırsat olsa da baban dünya sahnesinden çekildiğinde neler hissettiğini bana bire bir anlatsan!

