Çukurca saldırısı sonrası dünyanın farklı başkentlerinden açıklamalar geldi. Teröre lanet yağdıran kınama mesajları. NATO Genel Sekreteri’nden (ki kendileri ROJ Tv’nin hamisi Danimarka’nın eski başbakanı olurlar), Birleşmiş Milletler’den, Washington’dan, Berlin’den, Londra’dan, Paris’ten, Brüksel’den... Hepsinde şehitler için üzüntü bildiriliyor. Hepsinde terör kınanıyor, lanetleniyor. Ve hepsinde, “Terörle mücadelesinde Türkiye’nin yanındayız” ifadesi yer alıyor. Ya da “Bu mücadelede Türkiye’ye verdiğimiz destek sürecek” türünden bir cümle. İşte bu son noktaya itirazım var. Bir şeyin ‘sürmesi’ demek, ‘var olan’ın devam edeceği demektir. Yani dünya diyor ki, “Ben Türkiye’ye terörle mücadelesinde zaten destek veriyorum. Ve buna devam edeceğim.” Ben de diyorum ki, “Haydi canım sizde!..”Bugüne kadar yaptığınız ‘destek vermek’ ise buna devam etmeyin lütfen.Böyle verecekseniz, vermeyin destek mestek!Bir kez olsun şaşırt be Barzani!Üzüntü, kınama ve taziye mesajı demişken... Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’den gelen mesaja bir parantez açmak gerekiyor. Barzani’nin içtenliğine inanmayan bir tek ben miyim acaba? Adama sormazlar mı, “Sen nerenin başkanısın” diye? “Üzüleceğine, kınayacağına, taziye mesajı ileteceğine ‘gereği’ni yap, ey Molla Mustafa’nın oğlu” demezler mi? “Bu bir değil, iki değil, on değil, yirmi değil. Terör yuvaları senin yönetimindeki topraklarda, benim canımı yakan teröristler senin bölgende yaşıyor” demezler mi? Şimdi Ankara’ya gelecek Mesud Barzani. Açıklamaları yine bildik repliklerden oluşacak. Söyleyecekleri belli. Daha önemlisi söylemeyecekleri de... Bir kez olsun şaşırmayı, haksız çıkmayı öyle çok isterim ki... Ama eminim, Barzani; Ankara’da konuşacak, Erbil’de susacak yine. ‘Yapar gibi’ yapacak. Türkiye’ye destek verir ‘gibi’ davranacak. Dost ‘gibi’ görünecek. Yine, yeniden... Güneydoğu’dan öyküler bildiğin gibi değilKitabın adı “Bildiğin Gibi Değil”... Metis Yayınlarından birkaç ay önce çıktı. Rojin Canan Akın ve Funda Danışman’ın yaptığı 19 söyleşiden oluşuyor kitap. Çocukluğu 90’lı yıllarda Güneydoğu’da geçmiş 19 Kürt genciyle yapılmış söyleşiler. Okunmalı mı?.. Evet, kesinlikle. Kitabın adı “Güneydoğu’dan Öyküler”... Yıllar önce yayınlanmıştı, Alfa Yayıncılık’tan 2010’da tekrar çıktı. Hakan Evrensel (Nefes filminin senaryo danışmanlığını da yapmıştı), Güneydoğu’da terörle mücadele edenlerin, askerin yaşadıklarını anlatıyor. Okunmalı mı?.. Kesinlikle evet. Hatta bence eş zamanlı okunmalı bu iki kitap. Hemen birbiri ardına bile değil, birlikte okunmalı... Bölgeye salt ‘asker gözlüğü’ ile bakarsanız sağlıklı tespitlerde bulunmanız mümkün değildir.Aynı şekilde, bölge gerçekliğini sadece birilerinin anlattıklarından ibaret kabul ederseniz, yine yanılırsınız.Durum aslında bu iki kitabın adlarının birleştiği bu bölümün başlığındaki gibi. Önemli not:Terörün esaretindeki coğrafyadan çıkmış söz konusu iki kitapla ilgili bu satırları geçen hafta, yani Çukurca saldırılarından önce yazmış ancak seyahatler ve gündem sebebiyle bir türlü yayına verememiştim. Türkiye’yi sarsan gelişmenin ardından fikrim değil değişmek, aksine perçinlendi.
Hakkari Çukurca’dan 24 şehit haberinin geldiği bir günde yazılıyor bu satırlar.18 de yaralı var. Şehit sayısının artma ihtimali yüksek görünüyor.Haber kanallarında ‘uzman’ adı altında bilen bilmeyen, ağzı olan konuşuyor bu satırlar yazılırken.Biri çıkmış, Bahoz kod adlı Fehman Hüseyin’den bahsederken, “PKK’nın Suriyeli üst düzey yetkilisi” nitelemesini kullanıyor bu cani için. “Terörist” demiyor, belki de diyemiyor. ***Akılla yüreğin mücadele ettiği, kalbin beyne baş kaldırdığı bir günde yazılıyor tüm bunlar.Twitter’daki ‘@TSK_Bilgi_Notu’ adlı hesaptan bir mesaj geliyor saat 15.01’de... Aynen şöyle: “Askerî hareket, siyasal faaliyetin ümitsiz olduğu noktada başlar.” Mustafa Kemal ATATÜRK, 1922, İzmir.” Genelkurmay Başkanlığı’nın resmi internet sitesine koyduğu basın açıklamaları ve bilgi notlarını twitter’dan duyuran bir hesap bu. Profil açıklamasında ‘resmi olmayan’ ifadesi var ama aylardır sadece resmi açıklamaları duyuran bir hesap. Kafalar karışıyor.Atatürk’ün bu sözü eğer ‘Karargah onayı ile’ yayınlandıysa...Verilen mesaj ne?..İki ihtimal var:Ya, “Siyasal faaliyet sürüyor, dolayısıyla askeri hareket (yani sıcak takibin dışında, planlı, kapsamlı bir sınır ötesi operasyon türü bir adım) beklenmesin” deniliyor,ya da, “Siyasal faaliyetin ümitsiz olduğu yerdeyiz ve bu noktadan sonra artık tek yol askeri hareket” mesajı veriliyor.Kimse bilmiyor...***Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları bölgede.Cumhurbaşkanı henüz beş gün önce gittiği mevzilerden gelen haber üzerine, ‘alınacak intikamın sertlik dozu’ndan söz ediyor.Başbakan durum değerlendirmesinin ardından ‘dış güçler’e sert çıkıyor. Arada ‘internet andıcında imzasının olduğu’ haberlerini yalanlıyor.Ana muhalefet “İstemezdik ama...” diyerek ‘siyaset’ yapıyor.Diğer muhalefet partisinden yine yazılı açıklama geliyor. ‘OHAL ilanı ve Kandil’e bayrak dikilmesi’ çağrısı yineleniyor.“Tabanımız çok büyük ölçüde PKK’nın tabanıyla örtüşüyor” diyen üçüncü muhalefet partisi, yaptığı açıklamayla bir kez daha ‘hükümet ile PKK’yı eşit gördüğüne’ vurgu yapıyor.***İnternetteki sosyal paylaşım ortamlarında, ‘kitlesel tepki’ için büyük kentlerin meydanlarında buluşma çağrıları yapılıyor. “Ev ve iş yerlerine Türk bayrağı asın” çağrıları geliyor art arda.Başbakan’ın en yakınındaki isimlerden Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik Twitter’dan veriyor mesajını o sırada: “PKK siyasal istikrarı bozamayacağını anlayınca, sokaklarda iç savaş çıkarmayı hedef alıyor” diyor.Jetler havada, komandolar sınırın hemen ötesinde sıcak takipte.Hayatında bölgeye gitmemiş, o coğrafyayı sadece ‘Google earth’ten tanıyanlar ahkam kesmeye devam ediyor ekranlarda.***“Şehit sayısı aslında daha yüksek ama açıklanmıyor, gizleniyor” söylentisi son sürat devam ediyor.Şehit ve yaralılara ilişkin açıklamaların bugüne kadarkinden farklı olarak, Genelkurmay Başkanlığı’nca değil, hükümet kaynakları tarafından yapıldığı gözlerden kaçıyor.Askeri yetkililer ve yerel yöneticiler, sağlık personeli eşliğinde acı haberi veriyor şehit ailelerine ülkenin farklı köşelerinde. Babalar yığılıp kalıyor, fonda anaların yaktığı ağıtlar... Ve bu sahneler, kameraların şahitliğinde yaşanıyor. Neden peki? Madem terör örgütünün amacı toplumsal travmaya yol açmak, madem yapılan haberler terörün amacına hizmet ediyor, neden orada o kameralar? Haydi kameralar kayıtta, neden veriliyor bu görüntüler yayına?***İsrail’in bir tek askeri için yaptıkları gündemde. Gilad Shalit’in ailesinin ilk günden beri sergilediği kararlılık ve takipçiliğin İsrail hükümeti üzerinde nasıl bir toplumsal baskı oluşturduğu yazılıyor, konuşuluyor.Peki bizde?..Mesela 22 Eylül’de kaçırılan Kayserili öğretmen Mehmet Gözbaşı hala teröristlerin elinde. “Gözbaşı ailesi, Shalit ailesinin yaptığını neden yapamıyor?” diye düşünmüyoruz.***O unutulmaz “Habur vakası”nın ikinci yıldönümünde yaşandı Çukurca baskını. Tarih tesadüf mü, bilinçli bir tercih mi; meçhul...Meclis’te yarın (bugün) yapılacak terör konulu oturumun ‘kapalı’ olacağı haberi geliyor son olarak. ‘Gizli oturum’ yani.Ve nihayet bu satırlar, o 24 Mehmetçiğin ‘silahlarını bırakıp kaçmadığı’ gerçeğini bilerek yazılıyor.Tabii bir de, bugünün de çok yakında unutulup gideceğinin farkında olarak...
“Mesai saatlerini gün ışığına göre ayarlayalım. Benim söylediğim bu. Mesainin süresinde bir değişiklikten söz etmiyorum. Güneşin doğuş ve batış saatlerine göre bir düzenleme yapalım.”Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, günlerdir tartışılan “Mesaiye erken başlayalım” önerisini izah etmeye işte bu ifadelerle başladı.Katılacağı Uluslararası Enerji Ajansı Bakanlar Toplantısı için Fransa’nın başkenti Paris’e giderken Bakan Yıldız’a uçakta önce gündemdeki ‘mesai saatleri’ mevzuunu sorduk.Bakan gülümsedi ve “Ben tartışılsın istedim ve işte tartışılıyor. Büyük ölçüde yanlış bir düzlemde tartışılıyor ama olsun, yine de tartışılması iyidir” dedikten sonra başladı anlatmaya:Enerji Bakanı olarak, gün ışığından daha fazla yararlanmak için yaptım bu öneriyi. Çok açık söyleyeyim konunun namaz saatleri ya da din referanslı hiçbir noktayla ilgisi yok. Bu aklıma bile gelmedi. Söylediğim şudur: Güneş doğduktan bir saat sonra mesai başlasın, mesai saati bitince de bitsin. Yani öğle tatili dahil dokuz saatin sonunda bitsin yine. Mesela Kars’ta güneş saat 6’da doğuyorsa, mesai 7’de başlasın, Ankara’da 7’de doğuyorsa 8’de başlasın.Karanlıkta yaşayıp, aydınlıkta uyumakBakan Taner Yıldız, Türkiye’nin en batısıyla en doğusu arasındaki farkın tam bir saat 16 dakika olduğunu hatırlattı ve bir örnek verdi:Nasıl seçim zamanlarında sandığı doğu bölgelerinde bir saat önce koyup, bir saat önce kaldırıyorsak işte bunu sistemli bir hale getirebiliriz. Özel sektör bu tür ayarlamaları yapıyor, kamu da yapabilir. Bakın şimdi 30 Ekim’de kış saati uygulaması başlıyor. Saati bir saat geri alacağız. Mesela Ankara’da 29 Ekim’de güneş saat 7’de doğuyorsa, 30 Ekim’de 6’da doğacak. Mesai saatleri aynı kalacağı için biz gün ışığında bir saat fazla uyuyacağız. Buna karşılık, güneş battıktan sonra, yani karanlıkta daha fazla yaşayacak, çalışacağız. Sorun burada ve tartışmaya açtığımız işte bu.Süre aynı, başlangıç ve bitiş farklıEnerji Bakanı’nın bahsettiği, mesai süresinin değil; mesainin başlangıç ve bitiş saatlerinin, güneşin doğuşu ve batışına paralel şekilde değişmesi.Mesai saatlerini güneş ışığına göre ayarlasak yılda yaklaşık 600 milyon Lira tasarruf sağlayabiliriz. Bu konuda bir yıldır sektörlerden, kurumlardan görüş alıyoruz. Gün ışığına endeksli mesai saati geçmişte, 1978 - 84 arasında uygulanmış. Sonra rahmetli Özal, Avrupa’ya entegrasyon gerekçesiyle, yani Avrupa ile saat farkımız en aza insin diye kaldırmış bu uygulamayı. Bu artık geçerli bir gerekçe olamaz. Aynı mantıkla bakarsanız, ABD ile ilişkileri ne yapacağız mesela?Taner Yıldız konuyla ilgili işte bunları söyledi.Son kez tekrar etmek gerekirse...Yıldız;“Mesaiye saat 6’da başlayalım” demiyor. “Güneş kaçta doğuyorsa, bir saat sonrasında başlayalım” diyor.“Bir saat fazla mesai yapalım” da demiyor. “Çalışmaya kaçta başladıysak yine (öğle arası dahil) dokuz saatin sonunda bitirelim” diyor.Yani, örneğin, “07.00’da başlarsa, mesai 16.00’da bitsin” diyor.Yani “Aydınlıkta daha fazla uyuyup, karanlıkta daha fazla yaşamayalım” diyor.****Akdeniz daha da ısınacakEnerji Bakanı Taner Yıldız ile Paris yolundaki sohbetimizin önemli konu başlıklarından biri de, ‘Akdeniz’deki petrol arama faaliyetleri’ydi.“Akdeniz’de yakın bir zamanda, uluslararası bir yapıyla, yeni bir anlaşma, bir sözleşme bekleyebilirsiniz” dedi Yıldız ve tarih verdi:“Bu yıl içinde yani önümüzdeki iki buçuk - üç ayda...”Bakan Taner Yıldız şu detayları verdi:Karadeniz’de çalışma yaparken, Akdeniz’de yapmadığımız anlamına gelmemesi lazım. Antalya’da, Mersin açıklarında, bir uluslararası konsorsiyumu hep beraber göreceğiz. İsimleri şu anda vermiyorum çünkü açıklandığı anda hemen üzerinde yoğunlaşılıyor ve baskı oluşuyor. Blok adı vermiyorum ama Akdeniz’de yeni sismik verilerle beraber, arama faaliyetlerine dönüştürebileceğimiz bir yapı oluşturuyoruz. Gergin gündemin Akdeniz’in sularını ısıttığını hatırlattık Bakan’a. “Ortada bir siyasi durum var. Bunu görmemezlikten gelemeyiz“ dedi ve Türkiye’nin kararlılığını şu sözlerle ifade etti:O yüzden biz Karadeniz’deki çalışmalarımızın ağırlığını Akdeniz’e kaydırmayı düşünüyoruz. KKTC ile yaptığımız anlaşma olmadan bu çalışma olmazdı zaten. Öyle olsa biz de Rumlar’ın düştüğü hataya düşmüş olurduk. KKTC’nin uluslararası arenada bu kadar tescillendiği bir ortam hiç olmadı.
Siz bu yazıyı okurken, biz, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ile birlikte Fransa’nın başkenti Paris’te olacağız. Taner Yıldız Paris’e, Uluslararası Enerji Ajansı’nın (UEA) bakanlar toplantısına katılmak için gidiyor. İki senede bir yapılan toplantının bu seneki başlığı, “Enerji Geleceğimiz: Güvenli, Sürdürülebilir ve Birlikte”.Toplantıya, 37 ülkeden bakan ve üst düzey yetkililer, Avrupa Birliği ile OECD’den temsilciler ve özel sektörden yöneticiler katılacak. ‘Nükleer enerji’ Bakan Yıldız’ın Paris gündemindeki önemli başlıklardan biri olacak. Ayrıca, programda AB’nin Enerji Komiseri, İngiliz ve Japon mevkidaşları ile ikili görüşmeler de var.Bu dış gezide, Türkiye’nin enerji politikalarını doğrudan ya da dolaylı etkileyen konular görüşülecek. Ancak Yıldız’ın uçağının yolcu listesinde, bizlerin dışında, ‘Ankara gündemi’ de yerini alacak şüphesiz. Benzer durumlarda, her siyasetçi için geçerli olduğu şekilde... ‘Güncelleme’ adıyla yaşanan ‘zam’lar, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Kızılcahamam’da yaptığı konuşmanın yansımaları ve tabii ki, Taner Yıldız’ın bir önceki dış geziden dönerken gündeme taşıdığı ‘mesai saatleri’ tartışması... Konular böyle olunca, resmi Paris ziyaretinin ‘enerji’ gündemi, iç siyasete dair bu başlıkların biraz gerisinde kalırsa pek de şaşırmamak gerek. Özellikle şu çok tartışılan ‘mesai saatlerinde revizyon’ önerisiyle ilgili olarak Bakan Taner Yıldız’ın hala bazı söyleyecekleri olacağını tahmin ediyorum. Gençlere bedava AvrupaKısaca, ‘Ulusal Ajans’... Resmi adı, Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı. Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış anlattı. “Kamuoyunda pek fazla bilinmiyor, tanınmıyor ama çok önemli bir iş yapıyoruz burada” diyerek... O işin özeti şu aslında: Söz konusu program ile Hakkarili bir tamirci çırağı da, Edirneli bir kuaför kalfası da, Sinoplu bir balıkçı da, Mersinli bir aşçı da Avrupa’ya gidebiliyor. Yani gençlere, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde akademik ve mesleki eğitim geliştirme imkanı... Geçen yıl 40 bin genç faydalanmış bu imkandan. Bakan Bağış, “İster mesleki, ister akademik eğitim görsün bu fırsattan tüm gençlerimiz yararlanabiliyor. Üstelik de tek bir kuruş harcamadan. Türkiye’nin dört bir yanından mesleki veya akademik eğitimlerini geliştirmek, daha ileriye götürmek isteyen gençler, kendi alanlarında AB’nin hazırladığı projelere, aktivitelere katılıyorlar. Sadece birkaç günlük geliştirme eğitimlerinden, iki yıl süren doktora eğitimlere kadar çok farklı çalışmalar var. En önemlisi de tüm masrafları, Ulusal Ajans yani aslında AB ve Türkiye tarafından karşılanıyor.”Şüphesiz çok cazip ve önemli bir imkan. Ancak bu tür çalışmalara hep bir şekilde ‘torpil’ gölgesi düşer malum. Acaba bu gerçeğin önüne geçilebiliyor mu? AB Bakanlığı’nın ‘torpil’ lekesine karşı aldığı önlem şöyle bir sistem: Bu projelerden yararlanmak isteyenlerin başvuruları bilgisayar ortamında alınıyor ve bilgisayar bütün koşulları değerlendirip, uygun adayları belirliyor. Bilgisayarın tespit ettiği adaylar, altı kişilik bilirkişi heyetinin sınavına tabi tutuluyor. Bu altı heyet üyesinin verdiği notların ortalamasına göre en yüksek puanı alanlar, kurumdaki bir diğer heyet tarafından değerlendiriliyor ve nihayet kimlerin kabul edileceğine karar veriliyor. AB Bakanlığı, bu proje kapsamında Avrupa’ya giden gençleri, birer ‘fahri elçi’ olarak da görüyor. Hazırlanan kitapçıklar, programlara dahil olan gençlere dağıtılıyor. Avrupa yolcuları, bu yolla, demokratikleşmeden terörle mücadeleye, Kıbrıs meselesinden soykırım konusuna kadar birçok tartışmalı konuda bilgilendiliyorlar. Gittikleri ülkelerde, Türkiye’nin tezlerini anlatabilsin, savunabilsinler diye... Son bir not ile bitireyim... Ulusal Ajans’ın AB programlarından yararlanmak isteyenler için bütün detaylar ‘www.ua.gov.tr‘ internet adresinde var. İlginenler için diğer yol ise ‘312 409 60 00’ numaralı telefonu aramak.
Türkiye’de son yılların en önemli tartışma konusu hiç şüphesiz özel yetkili mahkemeler ve özel yetkili savcılık mekanizması.Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) ve DGM savcıları döneminin sona ermesinin ardından hayata geçen ‘özel yetkili’ sisteme bir ‘ince ayar’ geliyor. Hem de çok yakında... ‘Özel yetkili mahkemeler ve savcıların yetki alanlarının yeniden düzenlenmesi’ne ilişkin taslak, Ekim sonu ya da Kasım başında Bakanlar Kurulu’na gelecek.***Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) bir dizi toplantı yaptı. ‘Yargıda durum analizi toplantıları’...Bu toplantı serisinin sonuçları bir süre önce Ankara’da masaya yatırıldı. ‘Yargıda durum analizi toplantılarının genel değerlendirme toplantısı’nda...Ve sonuçta ortaya, ‘ceza mevzuatı ve uygulamadan kaynaklı sorunların ortadan kaldırılması’nı hedefleyen bir çalışma çıktı.Mevzuatın uygulanması aşamasında yaşanan aksaklıklar, baş gösteren eksiklikler, gelen şikayetler, bizzat uygulayıcıların yaşadığı sıkıntılar... Hepsi sıralandı ve kamuoyunda ‘yargıya güvensizlik‘ sonucunu da doğuran bu bütünü oluşturan parçalar üzerinde tek tek çalışıldı. Bu çalışmanın ana başlıklarından biri, kamuoyunda en çok tartışılan, o en kritik noktaya ilişkin. Yani ‘özel yetkili mahkemeler ve savcılar‘a...***Aldığım bilgiye göre, Adalet Bakanlığı mevcut durumu detaylarıyla değerlendirdi ve özel yetkili mahkemeler ile savcıların yetki alanlarının yeniden düzenlenmesine karar verdi. Yeni düzenlemenin ayrıntıları henüz son şeklini almadı ancak kesin olan; kısa bir süre sonra, özel yetkili savcılar ve mahkemelerin yetkilerinin daraltılacağı.Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı ve ‘özel yetkilerin belli oranlarda kısıtlanacağı’ bu yeni düzenleme, (muhtemelen bu ay sonu) en geç Kasım ayı başında Bakanlar Kurulu’nun gündemine taşınacak. Ardından da, Bakanlar Kurulu’nda son şekli verilip Meclis’e sevk edilecek. Kimi, ne ölçüde tatmin eder bilemem ama son dönemin en önemli tartışma konusunda somut ve kritik adım böylece atılıyor.Sızmalar önlenebilir mi?Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun ‘Köstebek’ suçlaması üzerine, “Gizli soruşturma dosyasından bu bilgiler nasıl sızıyor? İnsanın onuru var, ailesi var, çocukları var. Bu noktada gerekli hassasiyet gösterilmeli. Benzer durumların hepsine üzülüyorum, hukuk sisteminde bu noktadaki boşluklar doldurulmalı” deyince, dün biraz araştırdım mevzuyu...***Hemen söyleyeyim; mevcut yapıda bu tür sızmaların önüne geçmek neredeyse namümkün. Ama bu durumu ‘mümkün’e çevirmek için devam eden kapsamlı bir çalışma var.Önce mevcut durumu anlatayım...Mevcut yapıda sızmaları önlemek ‘namümkün’ çünkü;Dosyalar savcının, kalemdeki memurların, kolluk gücünün yani (görev alanına göre) polisin ya da jandarmanın elinden geçiyor.Bitmedi...Soruşturma belli bir aşamaya gelip itiraz süreci başladığında bu kez her defasında farklı savcı ve farklı mahkemeler ile bunların kalemlerine gidiyor. Bunun nöbetçi mahkemesi var, üst mahkemesi var, hepsinin ayrı kalemi var... Yani Adliye içinde dolaşıp duruyor dosya ve ekleri.Anlayacağınız, bilgi ve belgelerin hangi aşamada, hangi duraktan sızdığını bulmak neredeyse imkansız bir hal alıyor.Varsayalım nereden sızdığının bulunması için soruşturma açıldı...Dosyanın son sahibi savcıdan başlayarak soruluyor, “Sizden mi çıktı?” diye.“Evet” diyen olması mümkün mü?Ergenekon ve Balyoz süreçlerinde açılan soruşturmalar, bu durumun kanıtı niteliğindeki örnekler olarak anlatılıyor hep.***‘Namümkün’ü ‘mümkün’e çevirmek için yapılan hazırlığa gelince...Adalet Bakanlığı, yargı mekanizmasının sağlıklı işlediği, dünyadaki ‘iyi örnekler’ araştırması yapıyor. Almanya, İspanya ve İsveç‘te yapılan çalışmalar tamamlandı. Sırada, Avrupa Konseyi üyesi beş ülke daha var.Sadece sistemin teknik boyutu değil, aynı zamanda ifade ve basın özgürlüğü ile tutukluluk sürelerine ilişkin başlıklar da yer alıyor bu çalışmada. ‘İfade Özgürlüğü Strateji Belgesi’nin oluşturulması için çalışılıyor. Tahminler bu belgenin ancak Ocak - Şubat 2012 döneminde tamamlanabileceği yönünde. Önemli... Hatta çok önemli bir çalışma şu anda devam eden.Ama herkes biliyor ki, uygulama aşaması, çalışmayı kağıt üzerinde tamamlamak kadar kolay değil.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Kimsenin itiraz edemeyeceği belgelerle açıklayacağım bu ismi” demişti, “Köstebek bakan Beşir Atalay’dır” açıklamasını yapmadan önceki akşam. “Açıklayacağım belgeleri görünce herkes, ‘Evet bunlar varsa, bu böyledir’ diyecek” diye de eklemişti.Beklenen oldu. Kılıçdaroğlu’nun ‘köstebeklik’ ile itham ettiği bakan Beşir Atalay, “Külliyen yalan” dedi. “Kılıçdaroğlu köstebek arıyorsa, gizli soruşturma dosyasından bu bilgileri sızdıranlara baksın” diye de ilave etti.İçişleri eski Bakanı, bugünün Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ı aradım dün. “Şimdi ne olacak?” diye sordum.Canı sıkkındı Atalay’ın:- İnanın ben de bilmiyorum. Ben de Adalet Bakanımız ile konuştum, ona sordum “Böyle durumlarda ne oluyor?” diye. Ben açıklamalarımı yapıyorum. Avukat arkadaşlarımız da inceliyor konuyu. Bu inceleme sonucunda zannederim bir dava açacağım Sayın Kılıçdaroğlu’na.Kılıçdaroğlu’nao dosya nasıl gitti?- Sayın Bakan, soruşturma dosyasından bilgi sızmasına tepki gösteriyorsunuz...- Evet. Bakın daha dava bile açılmamış, daha hiçbir şeyle suçlanmayan insanlar ile ilgili böyle ithamlarda bulunmak çok yanlış. Ayrıca bu tür bilgilerin ne işi var bir ana muhalefet liderinin elinde? Nasıl sızıyor soruşturma dosyasından böyle bilgiler?- Söz konusu soruşturmada yaşanan gelişmeler malum. Soruşturma savcılarının yaşadıkları da... Siz bu bilgilerin, dosyadan el çektirilen ve haklarında işlem başlatılan savcılar tarafından mı sızdırıldığını düşünüyorsunuz?İma ya da işaret ettiğiniz bu mu?- Hayır. Bakın ben kimseyi suçlamak istemem. Savcılarımızı da suçlamam. Ben hukuk sisteminde ‘insan’ unsuruna dikkat çekiyorum. İnsan çok önemli. Konunun insani boyutu çok önemli. İnsanın onuru var, ailesi var, çocukları var. “Bu noktada gerekli hassasiyet gösterilmeli” diyorum.Empati yapıyorum ve hepsineüzülüyorum- Bu defa sizin başınıza geldi, siz yaşadınız bu durumu ve haklı olarak tepki gösteriyorsunuz. Fakat siz de biliyorsunuz ki bu durum yıllardır farklı soruşturmalarda, farklı boyutlarda yaşanıyor. Birçok insan aynı sebeple isyan etti, ediyor...- Haklısınız. Hepsi üzücü. Hepsine üzülürüm ben. Bütün samimiyetimle söylüyorum, bu konularda çok empati yaparım ben. Hukuk sisteminde, varsa bu noktadaki boşluklar doldurulmalı. Bunu söylüyorum.Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay telefonda işte bunları söyledi. CHP kanadından yeni bir atak gelir mi dersiniz bu sözler üzerine?..*****Ah şu şöhret psikolojisi... Cüneyt Özdemir önceki gün Radikal’deki köşesinde bir yazı yazmış. Aklınca beni (internetteki medya sitelerinin tabiriyle) yerden yere vurmuş !Cüneyt ile fakülte yıllarından tanışırız. Bir dönem atv’de birlikte çalışmışlığımız da var.Sonradan yollarımız ayrıldı. Geçen yıllar içinde Cüneyt ‘medyatik’ bir medya mensubu oldu. Antipatikliğin de ilgi çekici, izlenir olduğunu bir kez daha kanıtladı.Habercilik zor iş. ‘Polemikçiliğin dayanılmaz hafifliği’ni tercih etmek ise kolay.Sanırım bir fihristi var Cüneyt’in. İçinde, ‘acil durumda sataşılacak, saldırılacaklar’ listesi olan... Anlaşılan fihristte sıra bana gelmiş. Ben de almışım nasibimi bu genetik bozulmadan.İnsanları aşağılamak, yaftalamak, karalamak gibi bir alışkanlığı var arkadaşın. ‘Şöhret psikolojisi’nin tezahürü olan bu huyu edinmiş. Üzülüyorum böylelerine ama elimden de uyarmaktan başka bir şey gelmiyor.Twitter’da küçük bir kamuoyu yoklaması yaptım espriyle karışık.“Cevap vermeye değer mi?” diye sordum, ezici bir ekseriyet “Hayır” dedi.İzleyici ve okuyucularımız, sana cevap vermeye değmeyeceği görüşünde Cüneyt.Ama konu şahsıma yönelik hakaretlerin olunca, bu kadarını yazmam kaçınılmaz oldu.Bu arada hemen belirteyim sen bana aklınca hakaret ederken ismimi vermemişsin. Ben ‘kaçak güreş’ sevmem, o yüzden adlı adınca yazdım. Eğer bir gün, olur da “Bir değişiklik yapayım” dersen... Haber üzerine, fikir bazında, herkesin faydalanabileceği ve tabii medeni bir tartışma istersen... Numaram sende var. Her zaman arayabilirsin sevgili Cüneyt.
Bünyamin Gezer Türkiye’nin en önemli hakemlerinden biri. Aldığım bilgiye göre o isim düdüğünü asmaya, mesleği bırakmaya karar verdi.Ülkede 38 üst klasman hakemi var. Ama bunların arasında son yıllarda derbileri, finalleri, kritik maçları yöneten sadece birkaç isim var ve Gezer onlardan biri.SOKAKTA 10 kişiyi çevirip, “Üç hakem ismi verin” deseniz, ‘ilk üç’ arasında “Bünyamin Gezer” ismini 10’undan da duyarsınız. 21 yıldır farklı klasmanlarda düdük çalan Bünyamin Gezer’in yönettiği karşılaşmalarda verdiği bazı kararlar tartışılmış olsa da, dürüstlüğünden hiç kimse, hiçbir zaman şüphe duymadı. NEDEN böyle önemli bir karar verdiğini öğrenmek için Bünyamin Gezer ile görüştüm. BÜNYAMİN Hoca’ya “Duyduğum doğru mu?” diye sordum, gülerek soruya soruyla cevap verdi: “Ne duydun?”Dedim ki:- Yeşil sahaların ‘delikanlı’ hakemi düdüğünü asmaya karar vermiş diye duydum. GEZER, “Bu konuda bir şey söylemeyeyim” dedi. YANİ Gezer haberi doğrulamadı. Ama yalanlamadı da. Genel prensip olarak bu “dolaylı bir doğrulama” aslında. Fakat doğruya doğru, “Evet bıraktım” sözleri Bünyamin Gezer’in ağzından çıkmadı. “HOCAM” dedim. “Belli ki kritik bir durum var.” “VAR mı, yok mu herkes yakında öğrenir” dedi cevap olarak. “Anlaşıldı” dedim ve ekledim: BEN, “Bünyamin Gezer hakemliği bıraktı” diye yazıyorum. -BEN bir yorum yapmayayım. Susma hakkımı kullanayım.Konuşmamız işte böyle. BEN kişisel olarak Bünyamin Gezer’in kararını bugün-yarın açıklamasını bekliyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu randevuyu bugüne verdi. Meclis grup toplantısında kürsüye çıkacak ve “Deniz Feneri soruşturmasında ‘köstebek’ şu bakan” diyecek. Dün akşam saatlerinde telefonda görüştüğüm Kılıçdaroğlu‘na -alacağım cevabı, daha doğrusu cevabı alamayacağımı bilsem de - açıkça sordum, yarın (bugün) açıklayacağı bakanın kim olduğunu. Beklediğim gibi ismi vermedi. Mecburen, “Tamam” deyip ipucu aramaya başladım. - Daha önce bir ‘özel kalem müdürü’ gündeme gelmişti. Dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın... Kılıçdaroğlu, sorumu tamamlamama izin vermeden bir düzeltme yaptı hemen: - Müdürü değil, Özel Kalem’den biri...“Pekiyi” dedim: - Dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın Özel Kalem’inden biri... Dolayısıyla şimdi herkes açıklayacağınız ismin Beşir Atalay olacağı tahmininde bulunuyor. - Ben şu anda bir şey söylemeyeyim. Yarın herkes görecek.- O zaman şunu sorayım. O dönem bakan olan bu kişi halen kabinede mi? - O dönem bakan, halen kabinede.- Pekiyi, özel kalem görevlisi iddiası üzerine Beşir Atalay, böyle bir şey olmadığını söylemişti. Şimdi yarın vereceğiniz isim de, açıklamanızın ardından çıkıp “Böyle bir şey yok” derse... - Diyemeyecek...- Nasıl bu kadar eminsiniz yalanlanmayacağından? - Kimsenin itiraz edemeyeceği belgelerle açıklayacağım bu ismi.- Resmi evrak mı var elinizde? - Açıklayacağım belgeleri görünce herkes, “Evet bunlar varsa, bu böyledir” diyecek. - Pekiyi beklentiniz ne? Yani sizin açıklamanız sonrası o bakanın ne yapmasını bekliyorsunuz? - Sağlıklı çalışan bir demokraside ne olması gerekiyorsa onu bekliyorum.- Yani?.. - Yani hemen yarın görevden ayrılmasını... Hatta açıklamamdan sonra sadece görevini değil, siyaseti de bırakması lazım.CHP Genel Başkanı işte bu kadar iddialı konuşuyor. Bu arada Kılıçdaroğlu’na yarın bir de belge açıklayacağının konuşulduğunu hatırlattım: -İktidar partisi ile Deniz Feneri arasındaki ilişkinin kanıtı olan bir belgeyi de mi açıklayacaksınız yarın? Öyle konuşuluyor çünkü... - Hayır o konuya girmeyeceğim. Ondan vazgeçtim. Çünkü ben prensip olarak siyasi partilerin kapatılmasına karşıyım. Belki ileride gündeme gelebilir ama yarın bu konu yok açıklamalarım arasında.Kılıçdaroğlu işte bu kadar kendinden emin konuştu. Bakalım... *****BOSNA’NIN MAFYASI DEĞİL, MAFYANIN BOSNASIİki gün geçirdiğimiz Bosna - Hersek’in başkenti Saraybosna bütün diğer özelliklerinin ötesinde ‘hüzünlü‘ bir kent. Savaşın izleri sadece binaların dış cephelerinde değil, o binalarda yaşayan insanların ‘iç’lerinde de taze. Müslüman Bosna, Hristiyan Avrupa’nın içinde... Sırplar ve Hırvatlar ile bir anlamda üçlü bir yapıda yaşıyor. 3 Ekim 2010’da seçim yapıldı. Seçimin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti. Ülkede hala hükümet kurulamadı. Hükümetsiz Bosna-Hersek’in hakimi ‘mafya‘. Her sektörde, yaşamın her alanında ‘mafya’nın dediği oluyor. Hatta Saraybosna’da şöyle bir deyiş var: “Her ülkenin bir mafyası vardır. Bosna mafyasının ise bir ülkesi.” Durumu özetlemeye yetiyor da artıyor bu söz. *****DUMANSIZ HAVA NE GÜZELMİŞDoğrusu sigara içen biri olarak zaman zaman ‘abartılı’ buluyorum Türkiye’deki ‘dumansız hava sahası’ uygulamasını.Daha doğrusu buluyor’dum’. Bu ‘-di’li geçmiş zaman, Saraybosna sayesinde. Saraybosna’da otel lobilerinde, restoranlarda, barlarda, kahvehanelerde; kısacası kapalı alanların tümünde sigara serbest. Ve fakat... 1.) Yasak olmamasına rağmen, kapalı alanlarda sigara içerken büyük bir tedirginlik yaşadım. Alışmışız içmemeye... 2.) Dumanaltı mekanlar meğer ne kadar rahatsız ediciymiş. Alışmışız dumansız ortamlara... Bunu itiraf edeceğim hiç aklıma gelmezdi ama açıkça söylüyorum: Türkiye’de kapalı alanlarda sigarayı yasaklayan düzenlemede emeği olan herkese yürekten teşekkürler.