BİR takımın, hatta 2 takımın; hatta 2 büyük takımın sadece 1 hücum planı mı olur? Hatta o planın sadece 1 oyuncusu mu olur? Hem F.Bahçe-Jeremain Lens, hem G.Saray-Bruma ilişkisinden söz ediyorum! 2 büyüğümüzde de hücumlarda danışılacak büyük sadece 1 kişi!DÜN gece o adam Bruma idi! Plan da oydu, atan da oydu, atılan da oydu, oyunun kaderini çizen de ta kendisiydi! 42. dakikada bencillik etmese, ceza sahasındaki 2 arkadaşına topu geçirse son saniyeye kadar nefesleri kesen karşılaşmada orada bitecekti belki de. 56 dakika gecikmeli geldi galibiyet. Sonra bir Aurelien Chedjou hatası ve hep Antalya’nın elinde kalan oyun.G.SARAY’IN çiçeği burnundaki teknik direktörü Igor Tudor, gerçekten bu hımbıl takımda bir şeyleri değiştirmeye niyetli. En azından aradan geçen süre zarfında bunun sinyallerini verdi. İşine karışılmadığı takdirde, düzeni değiştirebilir bana göre Florya’da. Hücumu çeşitlendirmekle başlamalı öncelikle işe. Elbette şu an savunma tahkimatıyla meşgul; öteki bir adım sonra gelecektir sanırım.TEBRİKLER ANTALYAVE dün gece görüldü ki bu takımda net bir santrfor Eren Derdiyok varken onunla oynamalı her zaman sarı-kırmızılılar. Bir de Martin Linnes gerçeği var. Takımın 2 ve 9’u bunlar olmalı bence. Bir de sahte 8’lerden kurtulmak gerek artık. Ev sahibi Antalyaspor’u da maç boyu düşmeyen tempoları ve dinmeyen arzuları nedeniyle kutlamalı. 2-0’dan dönüp, öne geçecek fırsatları da buldu aslında Akdeniz temsilcisi. Semih’in çizgiden çıkardığı top, belki de kader anıydı teknik direktör Rıza Çalımbay’ın öğrencileri için.
MAÇI özetleyen cümleleri kulübe ardındaki tribünden duydum. Abdullah Avcı 37. dakikada teknik kadroya dönüp ‘rakibi rahatsız etmiyoruz’ diye söylendi. Maçın başından itibaren de oyuncularına benzer uyarılarda bulunuyordu. Çünkü Alanyaspor, oyuna doğru başlamıştı. Rakibi rahatsız ediyor, topu kapıyor, dikine oynama gayreti gösteriyor ve oyunu domine ediyordu. Başakşehir, Osmanlı’dan sonra yine kapanmayan bir ekiple karşılaşıyor; dişine ve tipine göre oynayan rakibini bir türlü alt edemiyordu.SAHANIN en kötülerinden Visca’nın golü ile ilk yarı bitti bitmesine de Abdullah hocanın ses telleri de zarar gördü; kenarda ‘oyun kabusunu’ erkenden görür gibiydi. İkinci yarı bir 15 dakika şöyle-böyle oyun üstünlüğü elde edip, 2. golü bulsa da maç hep Alanya’nın elindeydi. 2-1’in sonrasında dehşet sürdü. Saffet hoca doğru değişikliklerle oyuna kalıcı müdahalelerde bulundu. Love hücumda hem pozisyon üretimi hem de parselasyon bilgisi ile maçın sonuna kadar oyunda kalmayı sağladı. Alanya, 1 puanı hak etmişti, son vuruşları beceremediler.DENEYİMLE KAZANDIPEKİ Başakşehir nasıl aldı 3 puanı? Deneyimle, oyunu kötü oynasa da paniklemeyerek. Kenara hep kulak verip, oradan gelen sert uyarılara rağmen morali bozulmadan! Bilhassa son 10 dakika Abdullah hoca ‘bağırmakta kariyer zirvesi’ yaptı. Başakşehir büyük takım değil. Sıralamadaki yeri itibariyle her gün büyümekte! Ancak bir takım bu kadar büyüme telaşında iken oyunu bu kadar küçülemez! 2.’lik şampiyonluk ise (ki öyle Başakşehir için) bu kalitesiz oyunla olmaz.SON birkaç cümle de Visca’ya! 1 gol 1 asist ile maçın yıldızı diyenler çıkacaktır; kulak asmayın. Geçen senenin yarısını ancak oynuyor. Kabul ediyorum; sezon başı Başakşehir’e 7, kendisine de 2.5 milyon Euro teklif aldı Katar’dan. Kendi isteğiyle gitmedi. Kulüp de jest yaptı; maaşını 500’den 750 bin Euro’ya çıkardı. Ama kafası o teklifte kalmış gibi sanki.
DERBİLER tarihinin en kötü ilk yarılarından biri oynandı dün gece. Beşiktaş klasik 11 ile güvenli, G.Saray 3-4-3’e yakın formatıyla tedbirliydi. Ne G.Saray ev sahibi gibi güldür güldür, ne Beşiktaş her zamanki gibi yoğun akıcıydı. Şenol hoca her ne kadar Talisca/Oğuzhan’lı orta saha ile ezberinden vazgeçmediyse de oyun sanki Gökhan’lı bir oyundu. Bunda G.Saray’ın 3 stoperli zaman-zaman orta sahaya kadar çıkan savunma anlayışının da etkisi vardı. Özetle ne Beşiktaş yeterince iştahlı, ne G.Saray önde oynamaya niyetliydi.2. yarı sürpriz bir duran top golüyle başladı. Talisca golü sonrası sazı eline Bruma aldı. Hücum planı neredeyse sıfır olan G.Saray’ın tek tabancasıydı. Gökhan tarafını çok zorladı. Çünkü hücum planı olan takımlarda, 1-0 geride iken Selçuk gibi bir oyuncu kötüyse (ki hem kötü hem sarı kartı vardı) oyuna Tolga gibi bir stoper değil, Josue gibi muadil bir oyuncu girer! Hoca bunu tercihlemeyerek Rize maçında yaptığının benzerini yaptı! Yetmiyor 75’te bu sahada tonla derbi golü atmış, tek harekette skor üretebilecek tek adam olan Sniejder’i çıkarıyor!2 PENALTI VERMEDİ!SON bölüm Beşiktaş’ın da psikolojik olarak yaslanmasıyla geçti! 82’de bir Poldi pozisyonu dışında büyük bir etkinliği olmadı G.Saray’ın. Marcelo önderliğinde harika bir savunma oyunu oynadı Beşiktaş. Hakem iki takımın da birer penaltısını vermedi. Selçuk’u da kırmızıyla atabilirdi. İki takımın da iyi niyetli oyuncuları sebebiyle yılın finali gergin geçmedi.BEŞİKTAŞ resmi olmasa bile fiili olarak 27 Şubat’ta şampiyonluğunu ilan etti. Hayırlı olsun. Sonuna kadar hak ettiler. Yönetim, Şenol hoca, teknik ekip, oyuncular ve taraftarlar sezonun kalan bölümünde bence Avrupa Ligi’nde minimum yarı finale konsantre olmalı.
NAUMOSKİ, Ufuk, Volkan, Conrad Mc Rae... 96 Koraç Kupası’nı alan Aydın Örs yönetimindeki Efes Pilsen’in 4 oyuncusuydu. Evliyaoğlu, Mirsad ve Taner ile birlikte harika takımdılar. Ve elbette ki Tamer Oyguç! Takımın pivotu! Avcı’nın Başakşehir’i, Tamer’ini arıyor. Hepsi var, Tamer yok!HOCA, kutunun içerisinde net golcü ihtiyacında. Adebayor transferi (tartışmaya açık olsa da) bu yönde atılmış adım. Bursa-Kasımpaşa ve G.Antep maçları birbirinin kopyası! Tüm istatistiklerde rakiplerini ezen Başakşehir’de 270 dakika da sıkıntılı geçti. Bir türlü kilidi açamıyorlar.BATDAL’IN dizindeki sakatlık 90 dakika oynamasını engelliyor. Togolu yok; Mustafa da bir türlü ‘o golcü’ değil. Puan ve oyun olarak seviye atlayan zirve takipçisine karşı açık oynayan, topla gayretkeş olan yakın dönemdeki tek takım G.Saray’dı; ilk yarı 2-0 oldu.GOL KATKISI YOKMÜTEVAZI ekipler kapanıyor! Dakikalar geçtikçe direnci artan takımlara kenardan da bir türlü skor katkısı sağlanamıyor. Merkezde Doka-Mossoro; kenarlarda Cengiz, Visca, İrfan Can (hatta Caiçara) oyun üstünlüğünü getirse de gol katkısı sağlayamıyorlar. Önlerindeki Mustafa da net bir santrfor olmadığı için, oyun bir yerden sonra tavsıyor. Mahmut-Emre’yle istediğin kadar orta sahaya hakim ol, top sende kalsın; bir şey ifade etmiyor.MAÇI, beraberliği koparan G.Antep üzerinden okumamız da söz konusu olamaz. Bülent hoca, Adana maçındaki sertliği takıma her geçen hafta daha da nakşetmek istiyor belli ki! Başakşehir maçı da bu anlamda onun tam istediği gibi giden bir oyun olması hasebiyle resmi idman oldu!
21 Kasım 2016 günü bu satırlarda Tudor adını ilk zikredenlerdenim. Tudor, G.Saray’a hoca olmalı ama şimdi değil. Çalışırken rakip takımın hocası 20. haftada ‘transfer edilemez’. Benim etik anlayışımda bu yok!FUTBOLCU transferi değil ki bu ‘bonservisini alayım, hocayı transfer edeyim’.. Şık değil G.Saray’ın yaptığı. Yönetimin taraftarın istediğini yaparak kendine bir kalkan daha buldu. Başarısızlık halinde ‘siz istediniz biz yaptık!’ diyecek. Koskoca camia kendi içinden bir evlat üretemiyorsa ya da etik sorunu oluşturamayacak bir hoca bulamıyorsa, futbola ait bir zeka pırıltısı bulunmamaktadır. Tudor, başarılı olur mu? Olur! Olamazsa bu aklın gideceği rota Terim’dir.
HAKEMİ konuşmayacağımız bir maç. Sadece 4-0’lık skorun rahatlığı değil. Yaşar hoca oyunu oynatmak isteyen, iyi niyetli, topa sahip olmak isteyen futbolculara imkân tanıyan bir havada yönetti maçı. Kutluyorum. O kadar hakem konuşulan bir atmosferde sonunda nefes aldık.İKİNCİ tebrik de Kasımpaşa’ya. Osmanlı maçında da stattaydım. Dirençlerini, disiplinlerini gördüm. Aynısını dün de tespit ettim. Ligin en iyi top oynayan 2. takımını ‘yenmesi gerektiği’ gibi yendi. Kemal Hoca rakibe çok iyi çalışmış. İlk yarıda dikkat ve beceriyle gelen iki gol sonrası, Başakşehir maça sadece 1 golle ortak olabilirdi; izin vermediler. Titi-Veysel bloğu, önde Abdullah-Sadiku; önde çıkana kadar Adem... Merkezi çok iyi kapattılar. Orjinal bir forvet arkası olmamasına karşın Castro, bu disiplinli merkezin önünde çok iyi bir grafik sergiliyor.BU kadar detayı şundan yazıyorum; maçı favori Medipol Başakşehir üzerinden okumak anlamlı değil. Karşıda rakibi iyi çalışmış mütevazı bir ekip ve başarısı var. Onun hakkı verilmeli.BİR GOLLE MAÇ DÖNEBİLİRDİ!BAŞAKŞEHİR’E gelince! 46-65 arası bir gol bulsa, oyunu çevirebilirdi bile. Ancak geçen sezonun %40’ı olmayan bir Visca ile, 10. haftanın yarısı bile kalmayan Cengiz ile ‘takımın alamet-i farikası kanat oyununu’ sürdürülebilir kılmak imkânsız. 40 civarı orta geldi; mafiş! Adebayor bu işler için alındı.Bundan sonra üzerlerindeki en büyük baskı ‘şampiyon olurlar mı?’ sorusundan ziyade ‘bu transferler takımın kimyasını bozdu mu?’ sorularının üreteceği baskıdır. Çünkü şampiyonluğu içerisi değil, dışarısı telaffuz ediyor!
MUTLU Topçu, maçtan önce topa sahip olan bir takım oluşturmak istediğini söylemişti. Bu, kağıt üzerinde F.Bahçe’nin arayıp bulamadığı rakip profili. 4-2-4’e yakın bir 4-2-3-1 ile sahaya çıkan Bursa, bırakın topa sahip olmayı, atak girişiminde bulunmakta bile zorlandı. Çünkü gerim-gerim gerilmişlerdi. Sanki Beşiktaş maçını hiçbiri izlememiş; F.Bahçe deneyiminin bu gerginlik iklimini sonuca dönüştürecek bir birikim olduğunu öngörememişlerdi.Olan biten, atmosferik ortam F.Bahçe lehine sürgit devam etti. Penaltıyla da taçlandı.PENALTI pozisyonunda da görüldüğü üzere F.Bahçe eğer Lensli bir plana sahip olamıyor ya da onu işletemiyorsa sonuca gidemiyor. 11’e 10’da da tablo aynı! Koca 45 dakika 1 kişi üstünlüğünü de hayata geçiremiyorsan, senin bir futbol oyunundan söz edilmez. Yaptığın sadece oynatmamak. Kaldı ki derbide de, Başakşehir maçında da mevzun hep ‘oynatmayarak kazanmaktı.’ Bu bir yere kadar anlaşılabilir. Ancak, lider puan kaybetmiş ve zirveye en az 2 puan yaklaşma şansın varken, üzerindeki forma da sarı-lacivertse olmaz; olmamalı; olamaz.ZORLA ‘GEL’ DEDİLER10 kişilik Bursa müthiş oynamadı. Ama sen zorla gel dedin; zorla 88’e kadar oyunda tuttun rakibi. Ligin aldığı puan/kadro kalitesi bağlamındaki en ‘iyi’ takımlarından birini zorla içeride tuttun. Hakem bir penaltı verdi; 2 puanı bıraktın.HALİL hoca maçı iyi yönetemedi. Disiplin kararlarında ve 2 penaltıda hatalıydı. Penaltılar çok tartışmalı. Sahada Jovic dışında en az 2 adam daha atılabilir. Tek şansı maçın berabere bitmesi. İki taraf da ‘mız-mız’ edemez. F.Bahçe’nin zaten artık ne mız-mız etmeye ne bağırmaya mecali olur. Şampiyonluk artık matematik defterinde kalacak rakamlardan oluşan koca bir hayâl!
UZATMADAN! İlk gol ofsayt ve 1-0 iken Emre atılmalı. Ama ilk yarı G.Saray hakem kadar kötüydü. İlki 36. saniyede Podolski ile kalan 2’si (8 ve 23’te) Bruma ile 3 deneme... İlk yarı sadece 3 girişim! Wesley sakatlanınca herkes oyundan düştü. Halbuki ilk 300 saniye iştahı da yerindeydi G.Saray’ın.SONRA Başakşehir aldı sazı eline. Sağ tarafı otobana çevirdiler. Visca ile Junior her gidişlerinde kaleye indiler. ‘Gezelim görelim’ programı tadında Anadolu’daki her takımdan gol yiyen Cenk ile ilgili konuşmaya gerek yok. Muslera’dan utanmasının olmadığını düşünüyorum. Dünya çapındaki bir adamdan bu kadar nasiplenememesinin başka izahı yok! Ve bu çocuk yılda 950.000 Euro artı 10.000 Euro maç başı kazanıyor. Yazık!BENZER bir ‘sıkılmazlık durumu’ Selçuk İnan’a ait! Sakatlanana kadar sahada her zamanki gibi yokları oynayan kaptana, Galerici Erkan’ın tıpkı kendisi gibi sıkı müdavimi olan, 5 yaş büyük mevkiidaşı Başakşehirli Emre Belözoğlu’nu örnek almasını salık veririm.AVCI’DAN 2 MESAJSELÇUK çıktıktan sonra akışkanlık kazanan G.Saray orta sahası, Başakşehir’in de ekonomi moduna dönmesiyle topa ve oyuna 51’den sonra biraz daha hükmeder gibi göründü.MAÇI bileğinin hakkıyla kazanan Başakşehir’e gelince... Abdullah Avcı, Yalçın, Mossoro, Mahmut, Eren, Cengiz ve Batdal gibi as oyuncularla değil, yeni-yedek oyuncularla başladı maça. 2 şekilde yorumlanmalıydı bu çarpıcı farklılık.1-) Takım içine mesaj: Büyük takıma evrildik, kimsenin yeri garanti değil 2-) Kamuoyuna mesaj: Eski Başakşehir değiliz; 6 asımı oynatmayarak da işimi yaparım. Algıladığım iki mesaj da doğru çıktı.