Geçtiğimiz günlerde biyoloji ve yaşam bilimleri alanında saygın ve hakemli bir bilimsel dergi olan BioScience’de yayımlanan iklim değişikliğiyle ilgili altıncı yıllık rapor, ABD’de Oregon Eyalet Üniversitesi bilim insanlarının liderliğindeki uluslararası bir koalisyon tarafından kaleme alındı.
Raporda, dünyanın 34 hayati belirtisinden 22’sinin, yani gezegenimizin sağlığı hakkında anlık görüntü veren sinyallerin, rekor düzeyde ‘kırmızı yanıp söndüğü’ ortaya çıktı. Bunlar arasında atmosferde sera gazlarının birikmeye devam etmesi, deniz buzu ve buzullarının kaybı, kara ve deniz sıcaklıklarının yükselmesi, fosil yakıt kullanımı ve okyanus asitlenmesi yer alıyor.
İnsan nüfusu artık sekiz milyarı aştı ve bu durum gezegene daha fazla yük bindirirken, diğer endişe verici hayati belirtiler arasında dünya yüzeyindeki sıcaklık, okyanus asitliği (düşük pH) ve daha yüksek deniz seviyeleri yer alıyor. Rekor seviyelerde olmayan 12 hayati belirtiden birçoğu ise ağaç örtüsünün ve Arktik deniz buzunun azalması… Aslında bunlar da çok önemli ve yavaş yavaş rekor seviyelere yaklaşıyor.
Raporda ayrıca dünyanın ciddi şekilde hastalandığına ve tamamen yıkıma doğru gittiğine dair 12 aylık kanıt sıralanıyor. Örneğin bu yıl ağustos itibarıyla Avrupa Birliği’ndeki orman yangını sezonu, bir milyon hektardan fazla alanın yanması ile kayıtlara geçen en kapsamlı dönem oldu. Türkiye de son yıllarda orman yangınları ile mücadele ediyor.
2024 ve 2025 yıllarında ölümcül ve maliyetli hava felaketleri de arttı; Teksas’taki sel en az 135 kişinin ölümüne, Güneydoğu Asya’da Yagi Tayfunu ise 800’den fazla kişinin ölümüne yol açtı. Yılbaşında Los Angeles’ta yaşanan orman yangınlarında toplam hasar 250 milyar doları aştı.
Tüm bunlar dışında geçtiğimiz yıl kayıtlara geçen en sıcak yıldı ve muhtemelen 125 bin yılın en sıcak yılı olacak; ancak 2025 bu rekoru bile kırabilir. Dahası, yazarlar, Atlantik Meridyen Okyanus Devir Daim Sirkülasyonu (AMOC) olarak bilinen dünyanın ana okyanus akıntıları sisteminin zayıfladığını belirtiyor. Bu sistemin belirli bir noktadan sonra zayıflaması durumunda, Avrupa ve Kuzey Amerika da dahil olmak üzere kuzey yarımkürenin büyük bir bölümünde sert, dondurucu soğuk kışlar yaşanabilir.
Küresel ölçekte yaşanacak bir AMOC çöküşü, Türkiye’yi de doğrudan etkilemese bile, dolaylı etkileri oldukça yıkıcı olabilir. Konuyu İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Meteoroloji Uzmanı Dr. Güven Özdemir’e danıştığımda bu konuda ciddi uyarılarda bulundu:
“Atlantik Meridyen Okyanus Devir Daim Sirkülasyonu akıntısının hızında ve yönünde değişimler çok önemli. Tüm bu değişiklikler, daha ağır iklim değişimlerine ve felaketlere yol açma potansiyeline sahip. Ayrıca, küresel ölçekte tüm yerkürenin hava dengesinde değişimlere sebep olabilir.”
Rapordaki kaygı verici bulgulara rağmen yine de Paris Anlaşması’nda belirlenen sıcaklık azaltma hedefine ulaşılamasa bile, hasarı sınırlamak için henüz çok geç değil. Yapılması gerekenler ise çok net: Fosil yakıt kullanımını azaltmak, yenilenebilir enerjiye geçişi hızlandırmak ve doğayla uyumlu politikalar geliştirmek. Bilim, bu sürecin yönünü değiştirebilecek tek yolun kararlı, küresel ve acil bir eylem olduğunu her raporda hatırlatıyor.

