İLK maçlarında hayâl kırıklığı yaratan 2 takımın maçında hem Uruguay hem de İngiltere oynadıkları futbolla beklentilerin altında kaldı. Stresli ve zor bir maçtı. Cavani-Suarez ikilisinin klası ile gol bulan Uruguay, savunma ağırlıklı bir oyun ile skoru koruma düşüncesinde idi. STİL olarak açık alanı seven Welbeck, Sturridge ve Sterling ile İngiltere'nin kalabalık savunma arasında pozisyon bulması zaten iyimserlik olurdu. Oyunun lideri olması beklenen Steven Gerrard, yaratıcılıktan uzak ve abartılı derecede basit oynuyor. Henderson bu seviyenin oyuncusu değil. Welbeck, İngiliz Milli Takımı'nda santrfor oynayabilecek düzeyde hiç değil. Lampard gibi golcü ve lider karakterli bir tecrübe ise hiç tercih edilmiyor.Suarez gibi bir süperstarın kalitesi ve takım arkadaşlarının savaşçılığı İngiltere'nin tur şansını mucizelere bırakmaya yetti.İTALYA maçında da farklı yenilgiden kurtulduğu için sevinen İngilizler kendilerini kandırdı ve o maçı yanlış analiz etti. Uruguay ise Kosta Rika maçından ders çıkarıp ayağa kalktı ve Suarez ile büyük güven ve kalite kazandı. Uruguay'da Lugano gibi formsuz ve maç eksiği olan bir oyuncunun yokluğu da çok olumlu bir etki yarattı.FUTBOLU icat ettik diye övünen ingilizler futbol oynamasını bilmiyor. Taktiksel açıdan çok zayıflar ve teknik açıdan yetersizler. Premier Lig'e yabancı yasağı gelse kulüp takımları son derece vasatlaşır. Yıllar geçtikçe geriye gidiyorlar. Artık bir Hoddle, Gascoigne, Lineker gibi yıldızları yok ve daha kötüsü farkında değiller.KOLOMBİYA EVİNDE GİBİKOLOMBİYA-Fildişi Sahili maçı futbol keyfi ve heyecanı açısından tatmin edici bir karşılaşma oldu. Maça geçmeden Kolombiya, Şili ile birlikte turnuvadaki en coşkulu ve yoğun taraftar desteğine sahip. 65 bin kişinin desteği ile adeta evlerinde oynuyorlar. Bu önemli bir faktör.BELKİ Falcao'dan yoksunlar ama James Rodriguez ve Cuadrado son derece yetenekli ve her türlü problemi çözebilen oyuncular. Oyuna sonradan giren Quintero da U-20 takımdan tanıdığımız meziyetli bir oyuncu.TEOFILO'NUN kötü oyununa rağmen Kolombiya, Fildişi Sahili'nin zaaflarından faydalandı. Fildişi Sahili ise Yaya Toure'nin önderliğinde beklentilerin üzerinde iyi bir futbol ortaya koydu. Teknik direktör Lamouchi'nin Drogba yerine tercih ettiği Bony gününde değildi. Sağ bek Aurier turnuvanın en çok dikkat çeken isimlerinden biri. Kolombiya'yı çok zorladı.KOLOMBİYA gruptan çıktı. Falcao bu kadroda olsa muhteşem seyirci desteği ile bu kupada hayal ettikleri yerlere gidebilirlerdi.
BREZİLYA evinde oynuyor. Tartışmasız bu çok büyük bir avantaj. Ancak Brezilya'nın ciddi sorunları var. Bunlardan ilki teknik direktör Scolari'nin takıntıları...SCOLARI, Konfederasyon Kupası'nı kazanan takıma çok inanıyor. Aklı hala orada. Hiç esnek değil, formda ve iyi sezon geçiren oyuncular yerine kendi kafasındaki futbolcuları oynatmaktan yana. Willian, Fernandinho ve Ramires gibi isimleri düşünmüyor. Ancak orta saha yaratıcı ve üretken değil. Tüm yük Neymar'da.FRED iyi bir bitirici fakat bu seviyenin komple santrforu değil. Brezilya hükmedemiyor, rakibi boğup, hapsedemiyor. Ev sahibi olmasalar, savunma hattı güçlü olmasa sıradan bir takım. Bir İtalya, Almanya, Hollanda seviyesinde değiller.Açık konuşalım -karakteri bir yana- Felipe Melo, Luis Gustavo ve Paulinho'dan daha iyi. Bu da Scolari'nin takıntılı olduğunu gösteren bir başka done. Lucas Moura'yı kadroya çağırmayıp da Bernard ile oynamanın da izahı olamaz.MEKSİKA deplasmanda oynamasına rağmen büyük bir karakter ortaya koydu. Kaleci Ochoa ve ilerleyen yaşına rağmen Rafael Marquez son derece iyi oynadılar. Meksika bu beraberliği sonuna kadar hak etti. Hatta Julio Cesar iyi bir gününde olmasa kazanabilirlerdi de.TURNUVANIN EN iYiSi ÇAKIRCÜNEYT Çakır, Türkiye'de güçlünün yanında olan yönetim tarzı ile her zaman eleştirilen bir hakem. Ancak dün Türk futbolunu harika temsil etti. Yardımcıları ile birlikte çok iyi bir maç yönetti. Ev sahibi baskısından hiç etkilenmedi. Hatta turnuvanın geride kalan maçları arasında en başarılı hakem yönetimiydi. BELÇİKA BASKIYI HİSSETTİBELÇİKA turnuvanın gizli favorilerinden. Belli ki bu baskıyı yaşıyorlar. İlk yarı futbol adına olumlu hiçbir şey ortaya koyamadılar. Ancak ikinci yarıda Fellaini girdikten sonra baskıyı arttırıp 0-1'i çevirmeyi başardılar. Belçika genç bir takım. Bu baskıyı kaldırmak kolay değil. 60 ila 90 arası tempoyu arttırıp kazandılar. CEZAYİR, Feghouili, Taider gibi üst düzey oyunculara sahip. Saygıyı hak ettiler; belki de 1 puanı ama başaramadılar.
2010 Dünya Kupası’nın finalistleri İspanya ile Hollanda arasındaki maç 2 ekibin turnuvadaki gücü açısından fikir verecek önemli bir sınavdı.İSPANYA, Xabi Alonso, Inıesta, Xavi ve Silva gibi pas kalitesi olağanüstü yüksek oyuncuları ile oyunu istediği gibi kontrol etti. İspanya’nın gücünü bilen Van Gaal, kendi yarı sahasında kalıp hücumdaki 3 süper starı ile gole gitmeyi hedeflemişti. SNEIJDER karşı karşıya kaldığı pozisyonda Casillas’ı geçemezken bu planın gecikmesini sağladı.PENALTIYLA öne geçen İspanya, rahat bir tempoda oyunu götürürken ofansta bocalayan Hollanda 50 metrelik savunma arkasına atılan uzun bir pas ile sürpriz bir şekilde beraberlik golünü buldu. Van Persie’nin uçarak vurduğu kafa çok klastı ama Casillas’a ve İspanya savunmasına bu golü yemek hiç yakışmadı.1-1’in verdiği moral ve güven ile 2. yarı daha akılcı bir oyun ortaya koyan Hollanda, İspanya’ya hiç alan vermedi. Başta Casillas olmak üzere İspanya’nın sorunları büyük. Xavi hiç bir şey yapmıyor. Alba etkisiz. İniesta yorgun. Del Bosque acilen Koke, De Gea ve Juanfran gibi oyuncuları 11’e monte ederek takıma ihtiyacı olan dinamizmi katmalı. Sakatlıktan çıkan Pique de kendi kimliğinden uzak. Top ayağındayken mesafe kat etmeyen İspanya, top rakipteyken emekli takımı gibi. Diego Costa çıktıktan sonra daha da pasifleştiler.PORTAKALLAR, son dünya ve Avrupa şampiyonuna acı bir ders verdi. Tabii Van Persie, Robben ve Sneijder kadar bu farklı galibiyette Van Gaal’ın taktiksel dehasının da rolü büyüktü.ETO’O DESTEK ALAMADIMEKSİKA-Kamerun karşılaşması kalite ve tempo bakımından beklentilerin altında kaldı. İlginç olan, Kamerun’un Dünya Kupası heyecanı ve coşkusundan uzak görünmesiydi. Saha içi organizasyonu konusunda ciddi sorunlar yaşayan Kamerun karşısında Meksika, daha derli toplu ve oturaklı bir takım görüntüsü verdi. Oyunu kontrol eden ve topa daha fazla sahip olan Meksika, atakları sonuçlandırma ve ofansif aksiyonlar konusunda yeterli görünmese de kazanmayı başardı. 35’lik Marquez takımın lideriydi. Kamerun’da saha içi liderliğini yapması beklenen Eto’o arkadaşlarından gereken desteği göremedi. Bu grupta ikinciliği Meksika ile Hırvatistan arasında oynanacak son maç belirleyecek gibi görünüyor.
ABD karşısında savunmanın merkezinde iyi değildik. Yediğimiz goller ve verdiğimiz pozisyonlar bu bölgedeki zayıflığımızdan kaynaklandı. Hakan Balta-Ozan ikilisi ile oluşan tandem güven vermedi ve emniyetli oyundan uzak göründü. İlk bölümde ABD dağnınıktı. A milli takım daha iyi pas yaptı ve rakip yarı alanda daha çok topa sahip olan taraf oldu. Nuri’nin klas vuruşu ile de gole çok yaklaştık. Ancak ABD, Bradley ve Johnson işbirliği ile çok güzel bir gole imza attı ve öne geçtikten sonra da daha defansif bir oyun ortaya koydu. Hızlı hücumlarla da gol aradılar. ABD GÜÇ KAYBETMİŞABD, 2010’dan bu yana çok güç kaybetmiş. Özellikle de tempoları çok düşmüş. Bunda takımın en iyi oyuncuları Bradley, Dempsey ve Jones’un yaşlarının ilerlemesi etken. Ancak yine de hücumda hızlı hareket etme alışkanlıkları var. Bizim ülke futbolunda en büyük eksiğimiz rakip ceza alanı civarında yavaş oynamamız. Rakip savunma yerleştikten sonra üretmekte güçlük çekiyoruz. SOL bek bölgesinde oynayan İshak lig performansıyla dikkat çeken bir oyuncu ancak gerek defansif gerekse de ofansif olarak henüz A milli takım seviyesini yakalayabilecek düzeyde değil. Ahmet İlhan ise alanları iyi kullanıyor, topla ve topsuz iyi kat ediyor fakat final paslarında isabet oranı düşük. DÜNYA Kupası nedeniyle yüksek motivasyona sahip ve evinde olan ABD karşısında bu maçı kaybetmemiz doğal. İkinci yarıda Onur ayakta kalmasa daha farklı bir yenilgi ile de sahadan ayrılabilirdik.Biraz sabır şartBU kamp bir çok açıdan faydalı oldu. Hem aynı yaş grubundaki oyuncuların takım birlikteliğini yaşaması, A milli takım güveni kazanmaları ve yeni isimlerin bu formaya alternatif olması bizim açımızdan olumluydu. FATİH Terim tecrübeliler ve gençler havuzu arasından optimum kadroyu oluşturacaktır. Kısa, orta ve uzun vade için yapılan planlarda biraz sabırlı olmamız şart.
Kazanma arzusu ve kararlılık için mücadele gücü gerekir. Bu unsurlar Honduras karşısındaki A Milli Takım’da vardı. Ancak ilk yarıda oyunu kontrol edebilmemize yetecek pas kalitesi ve devamlılığı yoktu. TOPU kazandıktan sonra mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde rakip kaleye gitmeyi amaçladık bunu da yeterli düzeyde yapamadık.Honduras, Dünya Kupası’nda oynayacak. Onlar açısından çok daha ciddi bir sınavdı. 4 oyuncusu İngiltere’de, 1 futbolcusu da Celtic’te oynuyor. Çok da küçümsenecek bir ekip değil. Ayrıca fizik, kalite ve tempo olarak da özellikle ilk yarıda bizi zorladılar.2. yarı Caner, Mevlüt ve Gökhan’ın oyuna dahil olması ile genel kalitemiz arttı ve daha etkili, hücumda üretken bir Milli Takım izledik. Özellikle Caner, ofansif olarak ön tarafta kullanıldığında da önemli bir silah olabileceğini gösterdi ve dengeleri değiştiren isim oldu. Mevlüt, Milli Takım forması ile en pozitif işler yaptığı günündeydi. YENi DEVRiMiN TEMELLERi Mi?ÖZEL karşılaşma da olsa kazanmak güzel şey. Yeni ve genç isimlerden hangisinin bu kadroda devam edeceğine Fatih Terim karar verecek. Kadroda yer alan tüm isimler bu formanın değerinin ve getirdiği sorumlulukların farkında. Bursasporlu Ozan çok genç olmasına rağmen olumlu izler bıraktı. Arda, Selçuk, Burak, Nuri gibi tecrübeli ve klas ismlerin de katılımı ile geleceğe güvenle bakabiliyoruz. FATİH Terim, Türk Futbolunda 90-96 yılları arasında önce U-21 sonra da A Milli Takım ile büyük bir devrim yapmıştı. Sonraki yıllarda gelen uluslararası başarılar bu tohumların yeşermesiyle ortaya çıktı. Tesadüf değildi. Jenerasyonlar kendi kendine ortaya çıkmıyor. Bir şekilde yeni oyuncuları bulup, onlara şans vermek, üzerlerinde çalışmak ve işlemek şart... Henüz yolun çok başındayız ancak umutluyuz.
Yıllarca unutulmayacak bir final oldu. Atletico Madrid, İspanya’da neden şampiyon olduğunu 70 dakika oynadığı futbolla gösterdi. Son 15 dakika skoru koruma kaygısıyla savunmaya çekilen Atletico karşısında Real Madrid bütün gücüyle yüklendi ve son saniye golüyle beraberliği bularak maçı sadece uzatmaya götürmekle kalmadı, psikolojik avantajı da eline geçirdi.Tabii maç içinde Diego Costa ve Filipe Luis’in sakatlanmaları, Raul Garcia’nın da oyundan çıkması Atletico Madrid’i olumsuz etkiledi. Maç öncesinde tahmin ettiğimiz gibi duran toplar sonucu belirledi. Uzatmanın ikinci yarısında 2-1’den sonra çöken Atletico Madrid karşısında Real daha sonra bulduğu gollerle de farka gitti.Ancelotti’nin Marcelo değişikliği ve Di Maria’yı da sol kanada çekmesi Real Madrid’in sol kanadı çok etkili kullanmasını sağladı. Herkes Ronaldo’ya yoğunlaşmışken aslında Real Madrid’in en iyi üç oyuncusu Di Maria, Modric ve Ramos’tu... Bu üç oyuncu mükemmel oynadılar.ARDA VE COSTA SIKINTISIUzun süredir oynamayan Khedira’nın orta alanda kaybolduğunu gördük. Alman futbolcunun güçsüzlüğü ve hataları yüzünden Atletico Madrid oyunun büyük bölümünde istediklerini yapan taraftı. Ancak değişiklikler sonrasında üstünlük Real Madrid’e geçti.Çok güzel bir final oldu... Madrid’den gelen 65 bin taraftar sokaklarda, kafelerde, metroda hatta tribünde bile yan yana, kavgasız gürültüsüz, olaysız, son derece saygılı, olgun ancak çok da coşkuluydu. Real Madrid, Şampiyonlar Ligi’ni kazanırken Ancelotti bu en büyük kupayı bir kez daha kazanarak tarihe geçti ve ne kadar büyük bir teknik adam olduğunu gösterdi.Atletico Madrid, Diego Costa ve Arda’sız oynamanın sıkıntısını yaşadı. Ancak onlar da yine İspanya şampiyonu ve Şampiyonlar Ligi finalisti olarak gururla dönüyorlar. Atletico Madrid’in gerçekten de olağan üstü bir taraftarı var. Bunu çıplak gözle görmek yaşamak lazım. Real Madrid ise 10. kere Avrupa şampiyonu olarak ulaşılması imkansız bir noktaya geldi. İki takıma da tebrikler.
TÜM dünyanın heyecanla beklediği finalde Barcelona beklenenin aksine son derece tutuk ve durgun başladı. Sezonun sorunlu takımının şampiyonluğa bir 90 dakika kadar yaklaşmış olmasına rağmen problemlerini 1 haftada halının altında süpürmesi zordu. Fizik kalite olarak son derece düşük seviyede olan Barcelona, Pique'nin dönüşü ile savunmada toparlanmış görünse de Atletico'nun enerjisi ve dinamizm ile baş edemedi. MESSI'NİN sorumluluk alma ve işler kötü giderken sahneye çıkma konusunda bir kez daha sorun yaşadığını gördük. ÖNCE Diego Costa ardından da Arda Turan'ın ilk 20 dakikada sakatlanmış olmaları böylesine büyük bir finalde yaşanabilecek en büyük talihsizliklerdi. Üstüne üstlük Alexis Sanchez'in sonsuza giden inanılmaz golü, ikinci yarının başında direkten dönen top A.Madrid açısından bakınca şanssızlıkların devamı idi.ANCAK baskıyı sürdüren inançlı Atletico 70'li yıllardaki savaşçı ve hücum oynayan takımdan esinlenerek konulan “Los Indios” (Kızılderililer) lakabını hakeden bir ruh ile oynadı. Sezonun yıldızlarından Godin'in golü zaten “Geliyorum” diye bağırıyordu. ZENGİNLERİ GEÇTİLER!GOLÜN ardından Atletico rakibi yarı alanda karşılamaya bir süre daha devam etti ancak dakikalar ilerledikçe skoru koruma psikolojisi ile geriye çekildi. Çok iyi savunma yapan Atletico, Barcelona'ya pozisyon bile vermeden maçı 1-1 bitirmeyi başardı. Bu sezon oynanan 6 maçta güçlü rakibine 1 kez bile kaybetmeyen Atletico Madrid inanılması imkansız bir iş başardı. DÜNYANIN en üst seviyedeki futbolun oynandığı La Liga'da dünyanın en güçlü, en zengin iki takımını geride bırakarak 38 karşılaşmalık maratonda şampiyonluğa ulaşmak rüya gibi bir başarı. Hem de Şampiyonlar liginde de finale kalınan bir sezonda...ARDA ile arkadaşları tarihe geçti ve her türlü övgüyü hak ettiler. Arda Turan belki şu an farkında değil ancak 40 yıl sonra bile o ve arkadaşlarının adı saygı ile hatırlanacak. Aynı 74'deki Ayala, Garate, Irureta ve Adelardo'lu veya 96'daki Kiko, Caminero, Lopez, Pantiç, Simeone'li Atletico Madrid gibi.. NOT: 30 yıldır A.Madrid'e gönül veren ben ise çok farklı duygular içindeyim..
Beşiktaş kararlılıkla başladığı maçta son derece iyi bir futbol oynayarak kazandı. Elazığspor açısından hayati önem taşıyan karşılaşmanın zorluk derecesi son derece yüksekti. Can havli ile oynayan bir rakip karşısında hem de deplasmanda bu kadar olgun bir futbol oynamak kolay değil. Oyunu istediği gibi kontrol eden, sahanın her bölgesinde rakibine baskı yapan; pas yüzdesi yüksek Beşiktaş güçlü bir görüntü ortaya koydu. Gökhan Töre bu sezonki 4. golüne imza atarken aslında bu tip pozisyonlarda çok daha fazla skor yapabilmesi gerektiğini de gösterdi. Gökhan dışında Oğuzhan, Veli ve Atiba iyi bir futbol ortaya koydular. Son haftaların skor anlamındaki 2 durgun ismi Almeida ve Olcay çalışmalarına rağmen yine üretemedi. Bu 2 isim biraz daha becerikli olsa Beşiktaş daha kolay bir galibiyet elde ederdi. Elazığ’ın son 5 dakika can havli ile yüklenmesi ise doğaldı. Şampiyonlar Ligi’ne direkt katılma şansı son haftaya kaldı ve G.Saray daha avantajlı. Konya ve Sivas’ta kaybedilen 5 puanın önemi bugün daha iyi anlaşılıyor.3.’LÜK BAŞARISIZLIKTIROyunculara, teknik kadroya ve personele ödeme zorluğu yaşayan; evi olmayan, hakemler konusunda canı çok yanan Beşiktaş’ın bu olumsuzluklara rağmen topladığı puan yine de beklentimin altında. Bazıları Beşiktaş’ı başarılı bulabilir. Ancak geçen yıl bulunduğu noktanın üzerine çok daha fazla para harcayarak elde edilen bir başka 3.’lük net bir başarısızlıktır. Büyük takımların puan ve gol ortalaması 2’nin üzerinde değilse ortada zaten bir başarısızlık var demektir. Ayrıca da Beşiktaş’ın bu sezon derbi galibiyeti yok. 3.’lüğü başarı görmek, derbilerde beraberliğe sevinmek ve sürekli koşulları ortaya atarak mazeret üretmek Beşiktaş gibi bir kulübün harcı olmamalı. “TOPLUM sebepler ile değil sonuçlar ile ilgilenir.”