Vinyl’ın sarsıcı grubu Nasty Bits

10 Nisan 2016

Amerika’daki dizi furyasına sadece Lena Dunham’ın zekasına hayran olduğum için Girls dizisi ile dahil oldum. Onun dışında birçok diziden mümkün olduğunca uzak durmaya çalışırken HBO’nun Vinyl dizisi ile karşılaştım. 70’lerin New York müzik piyasasına kimi hayali kimi ise gerçek karakterlerle mercek altına alan diziye karşı koymak neredeyse imkansız. 10 bölümlük birinci sezon bitmek üzere. Yaklaşık iki saatlik ilk bölümün yönetmen koltuğunda ise dizinin yapımcısı olan Martin Scorsese var. Filmin bir diğer yapımcısı ise Mick Jagger. Bu ise dizinin ne kadar gerçekçi bir dili olduğunun kanıtı. Jagger dizinin bölümlerinin yazar kadrosunda da yer alıyor.İzlediğim her bölümle beraber müziğe karşı tutkum daha da yükseliyor. NY sanat piyasasının kalbinin attığı Chelsea Hotel, Andy Warhol’un Factory’si hepsi tam da bu dizide bir araya geliyor. Müziğin nasıl evrildiğini ve 70’lerde sosyo-kültüre nasıl bir etkisi olduğu da tüm acımasızlığı ile Vinyl’de anlatılıyor. Oyunculuklar hakkında ahkam kesemem ama Mick Jagger’ın oğlu James Jagger, punk grubu Nasty Bits’in vokali Kip Stevens ile şahane bir müzisyenliğe imza atıyor. Punk ruhunu şarkılarında dibine kadar hissediyorsunuz. Bu dizinin bana kattığı en önemli müzik atılımı da budur. Genç Jagger’ın İngiltere kökenli Turbogeist adında bir grubu var. Dizideki şarkıların oluşmasında ise Turbogeist grubunun parmağı var. Nasty Bits grubundaki hiçbir müzisyen ise gerçekte oyuncu değil ve Beach Fossils adlı grubun üyelerinden oluşuyor. Mick Jagger ise verdiği bir röportajda “Grubun ilhamını Stiv Bators, Iggy Pop, Richard Hell, Johnny Thunders’ın müziğinden ve tavrından aldık” diyor. Yani sandığınız gibi Sid Vicious, göndermesi yapmıyorlar.Dizi şimdilik iki sezon sürecek. Dizi bittiğinde Nasty Bits’in bir albümü ya da konseri olmazsa şaşırmayız. Kesinlikle o performans 70’lerdeki gibi gümbür gümbür, sinir bozucu, dağınık ve oldukça gerçekçi olurdu. Grubun müziğini anlatan en iyi tabir ise dizide geçiyor: “Şehirdeki tüm çılgınlıkların bir şarkıda toplanması gibiler.”NME’de ilk kez bir TürkGeçtiğimiz gün Twitter’da müzik yazarı Sadi Tırak’ın bir tweet’i dikkatimi çekti. Dünyanın en önemli müzik dergilerinden biri olan NME’nin kapağı vardı ve altına “NME tarihinde kapağında bir Türk’ün olduğu ilk sayı bu haftaki sayı sanırım” yazmıştı. Years and Years’a son dönemde gençler hasta. Hollanda doğumlu Emre Türkmen ise grubun gitar ve klavyesinin başında. Grup BRIT Ödülleri ve BBC Sound Of’a aday oldu. Sound Of’u kazandıktan sonra ise inanılmaz iyi bir çıkış yakaladı. Yenilikçi bir müzik yapmıyorlar ama yeni neslin kulağını ve ne dinlediğini çok iyi biliyorlar. Hit şarkılarında bunu bariz bir şekilde görüyorsunuz.

Devamını Oku

Sonar’ın İstanbul çıkarması

2 Nisan 2016

Son dönemde müzikseverlerin yurt dışı festivallerine ağırlık verdiğinin farkındasınızdır. Seyahet etmek için en güzel yöntemdir. Hem tatil hem müzik bir arada... Sziget ve Primavera festivallerinin hatrı sayılır bir Türk popülasyonu var. (Aslında az da, burada konserlere kesilen biletleri düşününce yüksek diyebiliriz.) 2010 yılında ilk kez yurt dışı festivali deneyimlediğimde bu his öyle kanıma girmişti ki neredeyse her yıl bir ya da iki festivali es geçmemeye başladım. Merkezi Barselona’da bulunan Sonar da çok yönlülüğü ile dikkat çeken festivallerden. Geçen yıl ülkemizden Ah Kosmos katılmıştı, bu yıl da Adamlar Sonar’da yer alacak. Artık izleyici bir festivalden sadece müzik beklentisi içinde değil. Festivale gitmişken sanatın her alanı ile de iç içe olmak istiyor. Sonar da bu ihtiyacı gayet iyi karşılıyor. Sonar’ın Buenos Aires, Stockholm ve New York ayakları da var. İşte o ayaklardan birine İstanbul da dahil oluyor.Son dakika iptal edilen konserler ve festival ruhunun gün geçtikçe ülkemizde azaldığını düşünürsek eğer bu kadar önemli bir festivalin ülkemize gelmesi büyük şans. Sonar İstanbul, müzik organizasyonu, konser bookingi ve sanatçı temsilciliği alanlarında faaliyet gösteren Charmenko bünyesinde bulunan Charm Music tarafından, Zorlu Performans Sanatları Merkezi işbirliği ile düzenlenecek. Şu an için line up belli değil ama festivalin İstanbul ile entegresini geçtiğimiz gün Murat Abbas ve Nick Hobbis’ten dinledik.14-15 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek festivalin İstanbul’daki teması dijital, teknoloji ve fütüristik sanat üzerine kurulu. Nick Hobbis’in festivale dair altını çizdiği ayrıntılar çok önemliydi, “Sonar, özgür bir festival. Madonna gibi büyük isimler üzerine kurulu değil. Tam anlamıyla elektronik festivali de diyemez. Çünkü birçok katmanı içinde barındırıyor. Müzik ön planda evet, ama kültürel katmanlara da ayrılıyor. Gençlere festival olarak soruyoruz, ‘Hayatınızın bir sonraki aşamasında ne istiyorsunuz?’ Bunun yolunu müzik ve kültür ile bulmalarını sağlıyoruz. Bu festivale katıldığınız zaman mesajını da hissetmesinizi istiyoruz. Burada sadece performans izlememelisiniz, orada yaşadığınız duyguyu hayatlarınıza da empoze etmelisiniz. Burada vakit geçirirken kendi alanlarını yaratmalarını ve bir sonraki yıl için projelerini yaratmalarından yanayız.”Hemen ardından Murat Abbas, Zorlu PSM’nin dip köşe her yerini festival için açacaklarını vurguluyor. Zorlu PSM’nin dehlizlerinde bir bakıma kaybolacaksınız. Ben Barselona’daki Sonar’ı deneyimleyemediğim için festivalin size neler vaad ettiğini söyleyemeyeceğim ama bir benzeri olan Hollanda’da gerçekleşen Lowlands’den yola çıkarsam eğer programdaki her etkinlikte yer almak isteyeceğiniz bir deneyim yaşayacaksınız.Lowlands’de ben sahneler arası koşarken, söyleşiler, sergiler ile çizelge içinde neredeyse kaybolmuştum. Aynı zamanda elimde kalem kağıt not almadan duramamıştım. Gecenin sonunda ise müziğin kollarına kendimi bırakmıştım. Bir bakıma dinlediğim müziğin DNA’larına yolculuk yapmak gibiydi. İstanbul’daki Sonar da yakın geleceğinize kapı aralayacaktır. Bugünlerde müziğe daha fazla sarılmak gerekirmiş gibi düşünüyorum...

Devamını Oku

Klein’ın müzikal duruşu

12 Mart 2016

Cuma gecesi İstanbul’da son dönemin popüler eğlence noktası Klein’in yolunu tuttum. Berlin’e bir süredir sadece gece kulubü Berghain ve müzik festivalleri için gittiğimden beri İstanbul gece hayatında ne türden bir eğlencenin var olduğunu unutmuşum. Son dönemde dilden dile dolanan Harbiye’deki mekanın merdivenlerinden aşağıya iniyorum, saat 00.00... “Gece yarısı mekan daha da dolacak ve eğlence tepe noktasına ulaşacak” diyor yanımdaki arkadaşım. Kulağım ise sadece müzikte...Müzik bir saate kadar gerçekten ısınma turundaki ziyaretçiler için çok güzel... İki hafta arayla gittiğim mekanda Orkun Bozdemir ve Aksak’a denk geldiğim set, klasman olarak oldukça iyiydi. Sağlam bir DJ setine şahit oldum. İyi hazırlanılmış, popüler ritimlerden uzak imza niteliğinde. Ama ertesi hafta Waze&Odyssey aynısını söyleyemeyeceğim. Gece için oldukça suni ritimlerin arasında dönen, yenilikten yoksun bir set hazırlamıştı. İki ayrı haftada mekana gelen kitlesel farklılıkta oldukça belirgindi. Bir hafta önce sadece dans eden bir kitle varken, ertesi hafta gece hayatının ‘hunter’ları alanda yerini almıştı. Hunter tabiri, mekana müzik için değil ‘ortam var’ gelenlerden ibaret anlamında...VIP alan mı?Böyle kulüplerin mottosu haliyle yurt dışındaki örnekleri İstanbul’a getirmek ve bir süre sonra dışarı çıktığınızda kimsenin sizi rahatsız etmediği haftanın tüm stresini attığınız bir alan yaratmak. Klein ise Berlin’in rahatlığını, Paris’in jantiliğini almış. Yalnız şu unutulmuş Berlin’deki hemen hemen bütün kulüplerde fotoğraf çekme yasağı vardır. Bu, telefona bakmak yerine kendinizi müziğe bırakmanız içindir. Fotoğraf çektiğinin ikinci uyarısında dışarıya atılırsın. Ayrıca ‘dress code’ dediğimiz tabir vardır. Bu da dans etmenle alakalıdır. 1 metre topuklu ayakkabı giyerek dans edemezsin, o yüzden kulübe de giremezsin. Bunları Türkiye’de uygulamak çok güç. Öyleki statülerden uzak bir kulüp yaratırken Klein’da DJ’in arkasındaki VIP alan bana oldukça abuk geldi. Kızlar tuvaletinde “Şimdi plan şöyle. İsmail dersek VIP’e geçeriz. Biri öyle geçti. Olmadı artık aşağıda takılacağız” gibi bir muhabbete şahit olduktan sonra VIP’de müziğin daha mı farklı geldiğini merak ettim?Dans etmek zor değilSevgili genç kızlarımız ve delikanlılarımız dans edin! Sağınıza solunuza bakmayı bırakıp dans edin! Gerçekten zor değil, gerçekten sizi mutlu edecek bir duygu. Kulüplerin sadece flört ortamı yaratan yerler olduğu klişesini silin kafanızdan. Günümüzün rock starları DJ’lerse eğer kulüpler bu konuda önemli bir etken. 80’ler ve 90’lardaki kulüplerin popüler olduğu zamanları düşünürsek eğer DJ’ler şarkıları parlatır. Klein’in daha kreativ ve fark yaratan önemli DJ’lere kapısını açması lazım. ‘Dum tıs’tan ‘güm güm’ baslardan sıkılmadınız mı? O yüzden sponsorluk anlaşmaları önem kazanıyor. Burn, Klein’in bazı etkinliklerine sponsor oluyor. Onlar da rap müzik ve elektroniği bulaşturacakları etkinlikler yapacaklar. Kulüplerin şehrin müzikal hafızasını yarattığını unutmamak lazım. Indigo, Babylon, Kiki, Minimüzikhol şehre DJ’lerle iyi müziği getirdi ve potansiyali olan yerli isimlere kapılarını her zaman açtı. Klein da umarım elektronik müziğin güçlü ve popüler bir adresi olur! Yalnız 15 TL’ye sattıkları sodanın fiyatını indirmeyi unutmadan!

Devamını Oku

Biraz kafam karıştı

27 Şubat 2016

Ayşegül Aldinç’i kafama “güçlü kadın şarkıları söyleyen sanatçı” olarak mıhlamışım. Acı çekerken bile güçlü olanlar vardır... Sanırsam Ayşegül Aldinç de onlardan. Kaç yaşında olduğu beni ilgilendirmiyor, ama yıllar sonra onun gibi enerjik ve açık fikirli olabilme hayalini kuruyorum. Yeni albümü ‘Sek’iz’ kulağımda. Aldinç, “Tüm iz bırakanlara” adamış albümünü. Açılış Kenan Doğulu imzalı ‘Kendisi’ şarkısı ile... Albüme söz ve müzikleri ile katkısı olan sekiz müzisyen “Gökhan Türkmen, Eflatun, Göksel, Yüksek Sadakat, Mabel Matiz, Kenan Doğulu, Harun Tekin ve Nada” şarkılarda geri vokal de yapıyor. Şunun altını çizmem gerek bu albümün kafası biraz karışık. Elektronik, rock, pop, alternatif... Çoğu müzik türü konuk sanatçılardan kaynaklı albümde yer almış. Albümün her şarkısının düzenlemesi de farklı isimlerden geçmiş. Belki bu yüzden bir bütünlük yok, yoksa Ayşegül Aldinç bilerek mi böyle olmasını istemiş bilemedim. Bir dinleyici olarak bu ani geçişler beni yordu. Bu arada şarkıları dinlerken, geri vokali duymadan, hemen kimin yazdığını tahmin edebiliyorsunuz. Şarkı yazarlarının müzikal duruşları her şarkıya nüfus etmiş. (Yalnız Harun Tekin, Kim Kaybeder şarkısında ters köşeye yatırmış.) O yüzden “Ayşegül Aldinç” imzası baskın bir şekilde albümde hissedilmiyor.Bana göre albümün yıldızları ise Kendisi, Gör Beni ve Aşk Gelince... Gör Beni de Aldinç’in şarkıya girişine ve nakaratındaki vokallere bayıldım. Yalnız albümde şöyle bir sıkıntı var. Aldinç’in vokalleri kulağa çok derinden geliyor. Albümü dinlerken ister istemez vokallerin sesini yükseltmek istiyorsunuz. ‘Sek’iz’ Aldinç’in dostları ile bir araya gelip deneysel bir çalışma yaptığı, sadece single olarak kuvvetli ama bir albümde kaybolacak şarkılarla dolu bir albüm. Alimallah ya da Beni Hatırla’yı daha çok özleyeceğiz...Ferman’a kulak verinÖncelikle “Manga grubu dağılmadı” diyerek konuya giriş yapalım. Ferman Akgül, uzun zamandır üzerinde çalıştığı solo çalışması “İstemem Söz Sevmeni” single’ını hayranları ile buluşturdu. Ferman, bir bakıma bu ilk single’da kendi müzik dilini keşfetmek istiyor gibi... Sözleri Ferman Akgül’e, müziği Sabanis Giorgos’a ait şarkıya Buzuki Orhan’ın eşlik etmesi hüzünlü bir tat vermiş. Hatta bu şarkının havasını değiştirmiş. Albüm ayrıca Ferman Akgül’ün kurduğu plak şirketi 06 Records’un, EMI-Universal müzik işbirliği ile çıkan ilk işi.Ferman’ın, güçlü şarkı sözleri yazdığını düşünenlerdenim. İstemem Söz Sevmeni de bu klasmanda. Sanırsam bu durum sanatçının edebiyata yakınlığından kaynaklı... İstanbul’da yeni bir hayat kuran ve şehrin ilhamı ya da geride kalanlara dair şarkılar yazan söz yazarı çoktan büyüdü, daha olgun kelimelere ve müziğe sahip oldu. Bu şarkının çok daha farklı bir dinleyici kitlesi olacağına inanıyorum. Daha sonra gelecek Ferman Akgül solo çalışmaları için de kafamızda bir fikir yarattığını düşünüyorum. Ayrıca bu solo çalışmaların Manga, şarkılarına nasıl yansıyacağını merakla bekliyorum!

Devamını Oku

‘Mazhar Olmak’a dair...

13 Şubat 2016

Elimde Mazhar Alanson’un geçtiğimiz akşam ‘Mazharolmak1’ konserinde verilmiş kitap var. Bir bakıma Alanson’un müzikal hayatının günlüğü... Gazete kupürleri, şarkılarının hikayeleri, İngilizce şarkı sözü yazan bir müzisyenin kendi dili ile tanışması, “Ben” olma halini kitaptan okuyorsunuz. Konsere gelirsek eğer Mazhar Abi seyircisine şöminesi, köpeği, kıyafetleri ile ev ortamı yaratıyor. Ardından da hepimizin anılarında yer etmiş şarkılarını söylemeye başlıyor. Açılışı Bodrum Bodrum ile yapıyor ve “Bodrum’da hatıralarım üzerine oteller yapmışlar” diyor.Şarkılarını yazma alametinden bahsediyor... Mesela Yandım Yandım, “Yandım...Yandım... Yandım yandım ahhhh ki ne yandım!” bu kısmı Medine’de Tanrı aşkı ile yazdığının altını çiziyor. Ardından gelen “Bana yeniden şarkılar söyleten kadın. Baka baka doyamadım, hem kokladım da” kısmının açıklaması adeta ders niteliğinde: “Ben şarkılarımı iki satır halinde yazarım. Onları bir araya getirdiğim zaman aşk şarkısı ortaya çıkar.” Ardından da soruyor, “Neden bana aşk şarkısı yapan çıkmadı?” diye.Almanya’nın Woodstock’un da yaşadıkları, Paris, Hindistan ve New York anılarını dinliyoruz. Bir müzisyenin bu kadar anılarını gocunmadan anlatması, “Elalem ne der, ya beni artık sevmezlerse” takıntılarına sahip olmaması çok yüce bir şey. Yalnız bu konser seri haline gelirse barko vizyondaki, adeta “Powerpoint sunumu”nu andıran görüntülerden vazgeçmeleri gerek. Daha profesyonel hale getirmeliler. Ki Mazhar Alanson’un çevresinde bunu şahane yerine getirecek isimler vardır.Bu “Mazhar olma” halini çok sevdim ben. Biraz belgesel tadında bir konser izledim. MFÖ’yü onlarca kez canlı izlemiş biri olarak, Mazhar Abi’nin hâlâ yeniliklere açık olan tavrı beni heyecanlandırdı. David Bowie’nin Lazarus klibinde ölümünü bir sanat haline getirmesini hatırlarsınız. (Hatırlamadıysanız youtube.com’da var.) Mazhar Abi’de Bowie’ye sahnesinden selam çakarken, bu klibi söylemeden edemiyor. Sanatçılar, yaptıkları eserlerle ölümsüz hale gelirken üretmeyi kesmemeleri gerek. Ülkemizde yaşanan problemlerdendir. Yaşı ilerleyen müzisyenler ya da herhangi bir meslekte üstat olanlar ‘şimdi’ye dair herhangi bir bilgi sahibi olmadan eleştirirler. Yeni bir üretimleri yoktur buna rağmen eleştirmeye devam ederler. Mazhar Abi, işte bu kavime ters duranlardan. Yeni şarkılar üretiyor, anılarını kullanışlı hale gelmiş bir şekilde sunuyor. “Hadi oradan siz bilmezsiniz, siz yapamazsınız” demeden. İlham veriyor. Yaşadığı dünyadan da hâlâ umudu var. Son dönemde mutsuz ve umutsuz gençlere adeta “Kalkın ayağa” der gibi.Konserde anlatılan anılardan bence en çarpıcı olan Yalnızlar Garı şarkısının hikayesiydi. Mazhar Alanson, Avrupa’da somurtkan ve aksi yaşlılarla dolu bir garda bulur kendini ve “Ana, yalnızlar garındayım” cümlesi ortaya çıkar. Galiba yaş ilerledikçe o gardaki aksi yaşlılardan biri olmamak için gayret etmiş ve başarmış gibi... Bu arada konserde Yalnızlar Garı şarkısının elektronik gitarların baskınlığı da inanılmaz güzel bir aranje ortaya çıkarmış. Günün sonunda Mazhar Abi iyi ki varsın ve umarım kös kös evinde oturmayıp bize daha çok konserler ile seslenirsin. ‘Sanatçının Öyküsü’ şarkındaki gibi sen bir şarkı söyle, yorgun insanlara...

Devamını Oku

90’lar bizi korusun!

6 Şubat 2016

Karikatür dergileri ile büyüyen çocuklardan olmuşsanız haliyle Kötü Kedi Şerafettin, size çok şey ifade eder. Bir de tüm ergenliğiniz Cihangir ve Beyoğlu çevresinde geçtiyse, Şero’nun etrafında dönen çoğu olay ve karaktere oldukça aşinasınızdır da... Şero’nun yıllardır süren beyazperde macerası en sonunda bitti ve sonunda vizyonda. Uzun zaman sonra katılarak güldüğüm bir Türk filmi ile karşılaştım. Şero’nun bu köşede yer almasındaki nedenlerden biri ise müzikleri. Hikayenin özgün müziğini Elec-Trip grubu yaptı. Yani Oğuz Kaplangı, Tuluğ Tırpan ve Serkan Çeliköz’ün elinden çıkma. Şero’nun o hınzır hallerini şahane notalara dökmüşler. Ayrıca Murathan Mungan’ın sözlerini yazdığı Müslüm Gürses’in “Aşk Tesadüfleri Sever” albümünde yer alan “Ah Oğlum” filmin kırılma sahnesinde yer alıyor. Şero, Müslüm Baba’ya da mis gibi selamını çakıyor. Bir diğer şarkı da Athena’nın Şero için özel bestelediği “Geblo”. Geblo, sözlerinden, müziğine tam tamına ‘Athena 90’lar’ ska şarkısı. Şarkıda pis vokaller, dağınık gitarlar ve yerinde durmayan bir enerji var. 93 yılında Athena’nın bestelediği Bazil’in 2016 Şero versiyonu... Filmin galasından sonraki partide Athena sahneye çıktı. Geblo’yu çaldıktan sonra seyirciden de gazı aldı Bazil, Tarlaya Ektim Soğan ardından geldi. Geçmişten duyulan şarkılar çok eğlendiriyormuş, bir kez daha anımsadım.Kötü Kedi Şerafettin filmi, müzikleri ile de kült olacaktır!Roskilde’de sürpriziDanimarka’da 25 Haziran-2 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek olan Roskilde Festivali’nde bu yıl önemli bir sürpriz isim var. Öncelikle alternatif müziğin kalesi olarak görülen festivalde bu yıl yer alacak önemli isimleri sayalım; LCD Soundsystem, PJ Harvey, Red Hot Chili Peppers, Tame Impala, Foals... Bizim için önemli olmasındaki nedene gelince ise Gaye Su Akyol’u davet ediyor olmaları. Festivallerin müzik keşif alanı olduğunu düşününce Gaye için muhteşem bir deneyim olacaktır. Yeni dinleyeciler kazanacağı garanti! Umarız ki zaman çizelgesinde güzel bir saatte çıkar ve sahnesinin önünü dolar. Festivalin internet sitesinde Gaye hakkında çok güzel övgüler var: “Geleneksel Türk müziğini indie ile buluşturdu. Çekici ve zihin açıcı melodilerine karşı koyamayacaksınız.”Onur eğlendiriyorOnurr, kıpır kıpır maxi single’ı “Aşıklar Ölmez”i diğer pop müzik yapanlar gibi mevsimsel kaygılara kapılmadan geçtiğimiz gün piyasaya çıkardı. Onurr’u ‘Türkçe sözlü pop müziğin son dönemde başına gelmiş en güzel şey’ olarak görüyorum. İki dakikalık Aşıklar Ölmez şarkısı başladığı andan sonuna kadar enerjisini düşürmüyor. Nakarat resmen dilinize dolanıyor, rahatsız edici ber şekilde değil. Hint ritimler, nağmeli vokaller ve aşkı anlatan sözler... Hepsi bu şarkıda. “Sakin grubunda nasıldı bu adam, şimdi ne oldu ya!” demekten benim gibi vazgeçtiyseniz, Onurr’un yeni imajını artık kabullendiyseniz, pop da seviyorsanız işte bu şarkı tam size göre... Bir sonraki beklentimiz ise artık albüm çıkarması.

Devamını Oku

Son Feci Bisiklet’in büyük hatası!

31 Ocak 2016

Geçtiğimiz hafta Son Feci Bisiklet ve Adamlar, İzmir Bostanlı’da konser verdiler. Adamlar sahnedeyken, bir seyirci, ses sisteminin iyi olmadığını söyleyip rahatsız olduğunu belirtip, parasının iadesi için bilet gişesine gitti ve ardından birbiri ardına hatalarla dolu bir olay zinciri yaşandı. Sosyal medyadan olayı takip eden biri olarak gözlemlerimi yazıyorum...- Seyircinin ses sisteminden şikayet etmesi ve bilet iadesi istemesi duyduğum en garip şey. Elbise değil ki bu iade edesin. Aldığınız albümü beğenmeyince müzik markete geri verebiliyor musunuz? Şikayetini söylersin ya da en kötü konserin geri kalanını izlemezsin.- İşin bu kadar büyümesini sağlayanlar ise organizatörler. Bilet ücretinin iadesini isteyen gence, izlediğimiz video’da, organizatörler tarafından hakaret ve küfür ediliyor. Dövmekle tehdit ediyorlar. Şikayetini söyleyen izleyiciyi dinlemek yerine kabadayı tavırlar sergiliyorlar. Kriz yönetimini çözemeyen, oraya gelen izleyiciye azıcık saygısı olmayan, en kötüsü ise ‘soundcheck’ ile sesi düzeltmeyi bilmeyen organizatörlerin tavrı oldukça rahatsız edici. Her anlamda oradaki seyirci size emanetken, kabadayılığınızı sonuna kadar kullanmanın mantığını çözemiyorum. Müziğin iyileştirici yanı vardır. Müzik can yakmaz. - Bütün bu yanlışlardan en kabul edilemez olanı ise Son Feci Bisiklet grubunun vokalistiydi. Şarkınızdaki gibi, ‘sıkıntı var’ sisteminizde çok büyük. Vokalist Arda Kemirgent, parasının iadesini isteyen izleyiciye oldukça seksist, değer yargılarından uzak küfürler etti, canını yakacağını söyledi. Herkese açık sosyal medya hesabından... Sonra da pişman olduğunu söyledi ama iş işten geçmişti. İsmi uzun, ismi ile şarkılarının önermesini veren yeni nesil gruplar, sosyal medyanın gücü ile gerçekten güçlü hissediyor kendini. İyi sözleri dışında müzik tarihine hiçbir yenilik katmazlarken, neyin egosudur ki dinleyicisine böyle hakaretler savurabilme cesaretine sahip olabiliyorlar... Oysaki balık baştan kokuyor. Müzikal tavırlarına yardımcı olacak, onlara yol yordam gösterecek adam akıllı menajerleri olmadıkları için nerede ne yapılması gerektiğini bilemiyorlar. Ne yazık ki kendilerini hemen rock star sanıyorlar. Müziklerine odaklanmak yerine, hırçınca davranıyorlar. Dinleyicisinin değerini unutuyorlar. Sinirini bile akıllıca gösteremiyorlar. Müzisyen dediğin yeteneği dışında zekası ile de parlar, bunu hep unutuyorlar. Türk rock müzik sahnesini güçlendiren isimler; Mor ve Ötesi, Teoman, Şebnem Ferah, Duman, Athena... Hiçbirinin geçmişinde böyle bir terbiyesizlik göremezsiniz.Hiç unutmam; 2006 yılında eski konser mekanı Yeni Melek’te İngiliz punk grubu The Exploited sahne aldı. Ön grup olarak Athena çıktı. Konserde kabına sığmayan, sert bir izleyici kitlesi vardı. Athena, sahneye çıktığı andan itibaren yemediği küfür ve üstüne atmadıkları şişe kalmadı. Grup, şarkılarını söyledi ve sessizce sahneden indi. Gökhan Özoğuz, sahneden inerken “Canınızı yakacağım, bunun çıkışı da var” demedi.Son Feci Bisiklet gibi bazı yeni nesil gruplar, seyirciye tepeden bakmayı bırakmalı. Birçok marka düzenledikleri gençlik festivallerinde bu gruplara yer veriyor ve inanıyor. Lisede değil profesyonel bir dünyadasınız. Hayatın ufak detaylarını anlatan şarkılarınızdan siz de kendinize pay çıkarsanız, burada müziğinizi konuşuyor olmaz mıydık?

Devamını Oku

Kalben daha da çok şarkı söyle

16 Ocak 2016

Moda’da Erekli Tunç Stüdyo’sundayız... En son müzik yazanları, müzik hakkında kafa yoranları toplayan etkinlik Mor ve Ötesi, ‘Masumiyetin Ziyan Olmaz’ albümünde yapılmıştı. Hepimizi bir eve toplayıp albümü dinletmişlerdi, sonrasında üzerine konuşmuştuk. Aynı işi yapan insanların bir araya gelip, müzik hakkında konuşması çok eskilerde kaldı. O yüzden heyecanlıyım. Uzun zaman sonra bir sanatçı, yeni şarkılarını dinletmek için stüdyoya çağırıyor. ‘Albüm lansmanı yaparız işte’ diye olayı kestirip atmıyor. Erekli Tunç Stüdyosu, müzik tarihinin temel taşlarından. Burada ne albümler kaydedilmiş, müzisyenler geceleyip ne şarkılar yazmış... Öyle de güzel bir havası var buranın...Kalben, Youtube sayesinde keşfettiğimiz müzisyenlerden. Kendisini çok eskilerden Ankara’nın puslu bir akşamından tanırım. Şarkı söylediğini bırakın, şarkı yazdığını bile bilmiyordum. Eskilerden bir arkadaşının müzik yapıyor olması hem de pek iyi yapıyor olması, insanda başka bir heyecan yapıyormuş. “Sadece” şarkısını ilk duyuşum aklımda. Şatafattan uzak bir müzik dili... Zaten oldukça sade bir kadın Kalben, şarkı sözlerinde sanki günlüğünü açıp bize okuyor. “Sadece” şarkısı işte o güzel anlatımı ile internette koptu gitti. Dinlenme sayısı her geçen gün daha da arttı. Müzik kulağına sahip prodüktörler de Kalben’i ışık hızıyla keşfedip, güzelim şarkılarını albüm yapmaya karar verdi.‘Ev sound’u ile dinlediğim şarkıların, davul, bas ve tuşlular devreye girince nasıl olacağını merak ediyordum. En korktuğum da buydu. Bazen prodüktörler sanatçının şarkısının öyle güzel içine ederler ki, bir de bunu öyle tatlı dille şarkıcıya açıklarlar ki yola yeni çıkmış şarkıcı da iyi bir şey yaptığına inanır. Sonra da takipçileri bu sound’a uzak kalır ve iş işten geçmiş olur. Ama Kalben’in albümünde prodüktör sanatçıyı ve şarkılarını daha da parlatmış... Mesela, Kalben’in internette sadece gitar ile kaydedilen akustik şarkılarında, davul sesi duymak kulağa hiç garip gelmiyor.Şarkı sözleri 12’den vuruyorŞubat ayında çıkacak albümde iki akustik kayıtla beraber 15 şarkı var. 12’sinin söz ve müziği Kalben’e ait orijinal şarkılar. Tek şarkı da telif hakları alınabilir, İbrahim Tatlıses ‘Tamam’ derse ‘Haydi Söyle’ cover’ı olacak. Arabesk şarkı cover’ı sevmeyen biri olarak, bu şarkıyı nasıl söylediğine dair bir yorum yapmayacağım. Bu tarz coverlar bilinen bir şarkıya farklı bir hava katıyor ama albümün konseptini yerle bir ettiğini düşünüyorum. Cover sevdamızdan kurtulsak ya!Albümün geneline gelirsek eğer Kalben’in şarkı sözlerine hayran olanlardanım. Erkek egemen müzik dünyasından kurtuluyoruz sanki. Şükürler olsun ki bir kadın bağırarak, “Hiçbir şey istemedim, Ne yatak ne oda, Sadece beni sev” diyebiliyor ya da “Taşikardi” şarkısındaki gibi “Bağır çağır ağlıyor üst komşunun kızı, Altında çırılçıplak gülen biz değil miyiz?” Anlayacağınız şarkı sözleri haybeden değil... Sözlerde modern dünyanın kadın-erkek ilişkilerine de göndermeler yapıyor. Özellikle sözüm size beyler, dinleyen bu şarkıları, biraz sözleri sindirin. Mabel Matiz’in de “Ömür Geçmez” şarkısına vokal yaptığının sürprizini de söylemek gerek.Kalben, Şubat ayında çıkacak ilk albümünde Amerika’yı yeniden keşfetmiyor, ama zamansız bir albüm bize armağan ediyor. Yıllarca dinleyeceğiniz, üzerine anılar yaratacağınız bir albüm bu. Kalben ve ekibi hakkını vermiş. Albüm dinletisi bittikten sonra bile “Saçlar”ı, albüm versiyonu ile dinlemek istiyordum.İnsanın canı şarkı da çeker...

Devamını Oku