Mutluluğun reçetesi

19 Nisan 2010

Haydi hepimize hayırlı uğurlu olsun!Sonunda bunu da buldular...Mutluluğun sırrını...Madde madde yazmışlar. Oku, mutlu ol!Daha ne istiyon!!!Hatta reçete bile değil, “10 Emir” diyorlar.“Emrediyorum, mutlu ol!” Oldu. Emrin olur!Ben bütün maddeleri okudum. Bu 10 emri ve bende yarattıkları çağrışımları yazacağım. Bakalım sizde de aynı etkiyi yaratacak mı yoksa bende mi bir tuhaflık var? 1- Kendin ol.(Kendinden mutlu olan insan, bunu niye okusun ki? Kafadan yanlış başladık ya, bakalım yine de...)2- Kendini olayların akışına bırak, değiştirmeye çalışma.(Zaten hiçbir şeyi değiştirmediğimiz için mutsuz değil miyiz? Biraz cesaret verseydin...)3- Hissettiğin gibi hareket et, öfkeliyken neşeli görünme.(Neşeliyken öfkeli görüneyim o zaman!!! Ne saçma!)4- Ne yapacaksan ertelemeden hemen yap.(Ahhh... Yapacağımız her şey kendi elimizde çünkü! De biz yapmıyoruz!!!)5- Başkalarına karşı nazik ve adaletli ol.(Sonra da sen kazık ye! Ne var? Biz de eskiden öyleydik! Çok eskiden... Henüz kimse ölmemiş, kimse kimseyi aldatmamışken!!!)6- Sonuca varmak için koşmak yerine sürecin tadını çıkar.(Bunun adresi belli. Anlamaz şimdi bunlar; yazayım ben en iyisi; erkeklere diyor, erkeklere. Anladınız herhalde!!!) 7- Gereksiz savurganlık etme ama kesinlikle cimri de olma.(Tabii, çok para var da biz de nasıl harcasak diye sana soruyorduk!! Tek sorunumuz, cimri mi yoksa müsrif mi olacağımızı bilememek!!!)8- Sorununla yüzleş, oluşmasındaki kusurlarını gör.(Görüyoruz da, eee?)9- Fiziksel olarak da ruhsal olarak da hafifle, hayatını işgal eden yüklerden, kişilerden, sorunlardan kurtul.(Ha, “boşan” diyorsun ama olmuyor işte! Ayrıca Ferrarimiz de yok ki satalım, hayatımızı yaşayalım.)10- Hesap yapma, beklentiyle hareket etme, seviyosan bunu dile getir ve yaşa.(Sanki “sen iste, verdi verdi, (kalbini) vermedi çay demlersin” gibi bir durum.) Haksız mıyım?Mutluluk böyle emirle memirle olacakmış gibi...Ama yine de ben sizi etkilemiş olmayayım...Bir deneyin, belki siz mutlu olursunuz.Yapabilirseniz tabii...

Devamını Oku

Böyle tören mi olur?

18 Nisan 2010

Bence olmaz.Olmasın da...29. Uluslararası İstanbul Film Festivali Ödül Töreni’nden bahsediyorum. Cumartesi akşamı televizyonda benden başka bu töreni izleyen var mıydı, bilmiyorum.Törene katılanların akrabaları dışında!Belki zaplarken “Film Festivali Ödül Töreni” yazısını ve Mehmet Ali Alabora’yı gören bir dakika falan bakıp geçmiştir.Evet geçmiştir.O bir dakika boyunca da “Acaba güzel bir şeyler görebilir miyim?” diye beklemiştir. Baktı ki, paçoz bir durum, geçmiştir işte... Peki ben niye izledim?Mazoşistlikten falan değil.“Yok artık! Bu kadar da olmaz!” girdabından...Filmlere bir diyeceğim yok. İlgiliyim ama alanım değil.Törenin tamamına da bir lafım yok.Ama...Katılanlar...Ödül alan almayan; sanatçısı, olmayanı, hiç kusura bakmasınlar ama çok özensizlerdi.Aslında özensiz çok az kaldı da pespaye yazmaya elim varmadığından... (Alabora hariç.)Herkes değil ama yüzde 90’ı böyleydi.Nasıldı anlatayım...Kadınlar bulaşıkları mutfakta bırakıp ödül törenine bir koşu gelmişler ve hemen dönecekler gibi...Erkeklerin büyük çoğunluğunda kravat olmadığı gibi tıraş dahi olmamışlar, altlarında kötü bir kot falan...Takım giyen de, ütüsüz ceketini çekiştire çekiştire...Yakası bağrı açık gömleklerle...Spor lastik ayakkabılarıyla...Sanki pazar sabahı kahvaltıya gelmişler.Sahi kahvaltıya nasıl gidiyorlar acaba?Yahu, gece bir ödül törenine katılıyorsun; hiç mi “Ne giymeli?” diye kendi kendine de olsa sormadın?İnsan akşam yemeğine kebapçıya bile gitse kıyafetine bir çekidüzen verir.Töreni izlerken “Niye acaba?” diye düşündüm.Niye böyleler?Aklıma şu seçenekler geldi:Elbiseleri yok: Herhalde bundan değildir. Önemsemiyorlar: E, o zaman hiç gelmesinler.Cool takılıyorlar: Tarz yapıyorlar yani! Yok canım hiç mi tarz görmedik! Ayrıca asıl tarz, gidilecek yerin önemini ve ruhunu kendi tarzına uyarlamak değil midir?“Ben kotumu giyeyim, gideceğim yer bana uysun!” değil herhalde!Hadi onu da geçtim...Ülkenin en önemli, en büyük haber kanallarından biri, CNN Türk ödül törenini canlı yayınlıyor...Altın Lale Ödülü’nü, Eczacıbaşı Topluluğu üstlenmiş...Akbank sponsorluğunu almış.Sen kendi organizasyonunu önemsemez, özen göstermezsen kim, niye sana önem versin?Ki işin görsellikle ilgili!!!Sen insanların ilgisini, beğenisini üzerine çekmezsen sana kim, niye ilgi göstersin?“Kıyafetle mi olacak bu iş?” dersen cevabım net:“Evet.” Tabii ki önce iş ama işini sunmasını da bileceksin.Geniş kitlelere hitap etmenin, iyi sponsorlar bulmanın yolu bu.Biraz özen!Bak mesela Emek Sineması’nın yıkılma kararını protesto ediyorsun. Sesini duyurmak istiyorsun...Elinde bu kadar fırsat varken...Niye kullanmıyorsun?Niye sahip çıkmıyorsun?Neden seyircini katlamıyorsun?

Devamını Oku

İki Bakan arasındaki 7 farkı bulun

16 Nisan 2010

İtalyan Bakan Maria Rosaria Carfagna ülkemize ziyarete geldi ya...Bizim Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’ın davetlisi olarak...Ziyaret sırasında çekilen bu fotoğrafa bakarken dalıp gitmişim...Ne kadar farklılar diye...Sizce?E hadi bakalım iki bakan arasındaki 7 farkı bulun da göreyim. Ben size yardımcı olmak için ters manyel vereyim. Ortak yönlerini yazayım, belki 7 farkı bulmak için çağrışım falan yapar...Başlıyorum.İkisi de kadın...İkisi de bakan...İkisi de kadın ve aileden sorumlu...İkisi de kısa saçlı...İkisinin de ismi ve soyadı üç kelimeden oluşuyor... Eee? Ne kaldı ki geriye diye sorabilisiniz... Asıl fark oralarda diyerekten...Hayır.Hiç alakası yok.Biz asla şekilci değiliz.Şekilciliğe de cinsiyetçiliğe de karşıyız.Peki o zaman ben yazayım.Birinci fark:Maria Hanım Türkiye’de olsaydı bakan olamazdı. Aliye Hanım İtalya’da bakan olabilirdi. İkinci fark:Onun Başbakanı Silvio Berlusconi, “Evli olmasaydım seninle kaçardım” diyebiliyor.Aliye Hanımın Başbakanı böyle bir espri yapmaz. Üçüncü fark:Başbakan’ı geçelim muhalefet lideri bile yapamaz. Meclis’te gırtlak gırtlağa girerler. Kan çıkar, kan.Dördüncü fark:Maria hanım Türkiye’de bakan olsa bütün eski fotoğraflarının gazetelerde kullanılmasına yasak getirilir. Hakkında yazan köşe yazarları işten çıkarttırılır.Aliye hanım ise ilginç fikirleriyle İtalya’da haber programlarının daimi konuğu olur.Beşinci fark:Maria hanım bir toplantıda İngiliz Bakan Yardımcısı Chris Bryant’a (eşcinsel) rastlasa “nasılsınız?” falan diye sorar. Aliye Hanım, “geçmiş olsun” der. Altıncı fark:Aliye hanım TV dizilerindeki erotik sahnelerden irite oluyor, Maria hanımın çektiği filmlerden İtalyanlar irite olmuyor.Yedinci fark:Bizim fotomuhabirler Maria hanımın fotoğrafını çekmek için yerlere yattılar. Aliye Hanım İtalya’ya gitse...

Devamını Oku

Kadın hakları eve kadar mı?

14 Nisan 2010

Ne zamandır aklım takılıyor onlara...Hadi yazmayayım, ne de olsa hemcinslerim diyorum ama artık dayanamayacağım...Bir de, eskiden abuk sabuk kadınlardan duyduğum lafları, şimdi aklı başında sandığım kadınlardan da işitmeye başladım.Nasıl laflar?Mesela kadına bakıyorsun, gayet modern görünümlü hatta belli ki hayatın içinden biri. Ne demekse? Yani pasif falan değil. Ama pat diye bir laf ediyor: “Erkeğimin ayağını yıkarım.” “Beter ol!” diyeceksin de...Artık yıkayacağından mı böyle söylüyor, mesaj mı veriyor, iyi bir şey söylediğini mi sanıyor nedir, ama diyor işte...Açıkçası şimdiye kadar böyle konuşan kadınların benim gözümde pek makbul bir yeri yoktu.Ne bileyim, yani öyle söylese ne olur, söylemese ne olur diyordum.Ciddiye almıyordum.Hatta biraz daha ileri gidip kendi kendime “sen bul da, ayak yıkaması kusur kalsın” bile dedim.Ama son zamanlarda işin rengi değişmeye başladı.Hiç beklemediğim kişilerden bu anlamda sözler duymaya başladım.Söyledikleri, “ayaklarını yıkarım” gibi değil de, ona yakın...Benim anlamadığım şu:Hayatın her yerinde modern ve çağdaş düşüncelisin hatta sadece düşüncede kalmayıp gerçekten de öyle yaşıyorsun...Her yerde hakkını ara, bul, bunun için savaş ver, türlü bedeller öde...Sonra da belki de hayatını değiştirecek çok önemli kaz ayaklarından birinde, birdenbire “Ben klasik Türk kadınıyım” de!İşte ben bunu anlamıyorum.Gerçekten anlamıyorum.Üstelik de bunu bir rol model olmaya hazır ve nazır bir şekilde söylüyorsun.Olmuyor.Bu hafta iki kadın üst üste böyle konuşunca dayanamadım.İsim vermeyeceğim çünkü amaç onlara laf atmak değil.Biri evlilik sözleşmesi konusunda:“Ben bu konuda klasik Türk kadınıyım” dedi.Ama sadece bu konuda...İkincisi de bir röportajında,“Sevgilim su istediğinde, evdeki yardımcının getirmesini istemem, kalkar ben getiririm. Meyve istediğinde, ben soymayı tercih ederim. Nedenini bilmiyorum ama böyle...” Nedenini bilse, yapmayacak zaten!Ama yanlış anlaşılmasın. Kimse erkeklere su götürmesin demiyorum tabii ki.Gerektiğinde ya da canın istediğinde tabii ki yapılır. Sen de yaparsın, o da yapar.Bunun hesabı tutulmaz.Hata bazen keyifle bazen mecburen yaparsın.Ama verdikleri mesaj bu değil.Mesaj başka!Türk kadınının yeni hali bu olmamalı...Buraya kadar olmamalı...Eve kadar yani...İt gibi çalış didin, her türlü hakkını al, eve gelince “Ben soyarım, ne verirsen imzalarım” olmaz.Ne olur?Söyleyeyim...“Ben de soyarım, o da soyar. Ben de su getiririm o da getirir. Ne var ki bunda?” olur.“Bizim evliliğimizde sözleşme mözleşme gibi hesaplar olmaz” olur.Bir kadının hakkı eve kadar değildir.

Devamını Oku

Bunu hangi adam sorar?

12 Nisan 2010

Sıra geldi kadınlara...Yani bir erkek bir kadına, “Benden önce kaç kişi oldu?” diye sorarsa...Gece yarısı ve “o”ndan önce...Aslında kadının cevabını biliyoruz, defalarca yazdım bunu...Bir kez daha hatırlatayım. Yüzde 99, “ikinci” der.Kalan yüzde 1’in yarısı, “tek sensin” diğer yarısı da, “ohoo... Hepsini mi anlatayım?” gibi dangalakça bir cevap verir.Zaten burada önemli olan kadının vereceği cevap değildir.Asıl ve daha da önemli olan, adamın bunu niye sorduğudur.Neyin peşindedir?Bir erkek bunu niye sorar?a- Merak ettiğindenb- Bencilliğindenc- Korktuğundand- SapıklığındanBunlardan biridir, yoksa neden olacak?Açayım mı?Şıkları yani...Merak ettiğinden soruyorsa o adamdan bir b.k olmaz. Olmaz dediysem ciddi bir ilişki çıkmaz. Seni sallamıyor demektir. Umurunda değil, baksana. Soruş şekli bile farklıdır onun. Korktuğu tek cevap “ilk sensin”dir, ki öyle birini seçmez zaten. Bu soruyu ya eski sevgili sorar ya da “kaçamak adam... ”Bencilliğinden soranları hemen anlarsın. Egoları çok yüksektir mesela... Aynaya bakar gibi konuşular. Aslında alacağı cevabı bilir ama yine de duymak için sorar. “En iyi sensin” diyen birini bulur, ha bire sorar. Ondan daha iyi biri olabileceğini zaten anlatamazsın. Duymaz, duysa bile anlamak istemez. Korktuğundan soranlar vardır bir de... Neden korkuyordur? Neden olacak, kıyaslanmaktan... Onlar da bencillerin tam tersine, özgüven özürlüdürler. Her zaman kuşkuları vardır bunların. Kendilerinden kuşkulanırlar. Başka erkeklerin daha iyi ve daha iri olduğunu düşünürler. Onun için yatakta abuk sabuk hareketler yaparlar. Nasıl mı? Ne bileyim fazla hararetli öpüşürler mesela... Olduğu gibi değil de abartılıdır hareketleri...Gelelim sapıklara...Sapık dediysem gerçek sapık değil tabii...Yani bu soruyu sırf tahrik olmak için sorarlar. Hatta lüzumsuz detaylara kadar girmek isterler. Her detay onları biraz daha hararetlendirir. Çok porno film izleyenlerde vardır bu. O atmosferi yaşamak istediklerinden mi, nedir?Pekii...Şimdi gelelim başka bir soruya...Hangisini isterdiniz?Adamlara sormuyorum çünkü onların hangisini tercih edecekleri belli; sapık olanı isterler...Bunu konuşsunlar bayılırlar...Hayır ben kadınlara soruyorum.Hangi adam sorsun isterdiniz?

Devamını Oku

Dökülmeyeceksin...

11 Nisan 2010

Nerede kalmıştık? Önce kısa bir hatırlatma yapayım... Araya bir ilan bir de hafta sonu girdi. Her şey, herkes değişti!Umarım!!!Yine de konuyu bitirelim. “Son” suz kalmasın. Arkamızdan ağlar sonra...Kadın adama, “Benden önce kaç kişiyle birlikte oldun?” diye sormuştu.Ama tam “o” ndan önce...Adam da dökülmeye başlamıştı, “Ya oldu işte...” diyerekten.Salak! diyeceğim, ayıp olacak. Hayır, aynı şeyi kadınlar da yapıyor çünkü...Onlar da başına gelecekleri düşünmeden dökülüveriyorlar.Hem de ne dökülme...Önce erkeklerinkini bitirelim sonra sıra kadınlara da gelecek...Hepinize sıra gelecek!Tam şurada kalmıştık, adam:“Nermin’le bir kere olur gibi olmuştu...” diye kendini yakmaya başlamıştı.Şimdiii...Bu laftan sonra neler olur?Anlatayım...“Olur gibi derken?” “Ya, çok eskiden ama...” “Ne oldu yani?” “Onun bana bi kesikliği vardı, bir gün de denk geldi, oldu işte.” İşte insanın egosuna yenildiği bir an daha...Kendini övecek güya!Dayanılmaz ya!Ama kadına bu kadarı yetmez.“Başından anlat. Nerede oldu?” “Ne zaman oldu?” “Sadece öpüştünüz mü?” “İlk kim öptü?” “O kadar mı?” “Daha ileri gitmediniz mi?” “Hiç mi gitmediniz, yoksa biraz...” “Ne giymişti?” “Niye tam olmadı?” “Peki sen ne hissediyordun ki? Yani öylesine mi yoksa sen de istedin mi?” “Az mı istedin çok mu?” Sona doğru kadın şu anlamda bir laf eder:“O kaltak takmış sana...” Bu laf var ya, adamı bitirir!Egosu tavan yapar.Artık ballandıra ballandıra anlatmaya başlar.Hatta biraz da abartır.Kadın her şeyi hatta gereğinden fazlasını tek tek alır yani...Ve bunu asla unutmaz.Unutmamakla da kalmaz, adamın burnundan getirir.Nermin’den nefret eder.Adamdan etmez ama... Hele Nermin uzun bacaklıysa...Yandı!Nermin de yandı adam da yandı...Tuhaf değil mi?Sorma o zaman...Ne bekliyordun ki?Biliyorum aslında ne beklediğini...“Seninki bir başka olsun, ötekiler çok b.ktan olsun.” Bunu kendine bile itiraf edemez ama hareketler aynı hareketlerdir sonuçta...Daha tuhaf olanı ne biliyor musunuz?İlişki devam eder...Eder ama artık asla eskisi gibi olmaz. Kadın daha hırçın, erkek ezik olur.Durun, daha sıra asıl tuhaflığa gelmedi.Ne biliyor musunuz?Böyle gecelerin arada sırada tekrar etmesi, her itiraf gecesinde başka bir maceranın masaya pardon yatağa konmaya devam etmesidir...

Devamını Oku

Gece yarısı sohbetleri...

7 Nisan 2010

Çok tehlikelidir, çok.Ama gece yarısı sohbetlerinin ne kadar tehlikeli olduğunu biraz geç anlarsın.Artık yapacak bir şey yoktur.Geçmiş olsun.Peki hangi sohbetler?Öyle havadan sudan olanlar değil tabii ki? Memleketi kurtarma sohbetleri de değil. Gerçi artık onlar da tehlikeli de...Filozofikler... Hayır. Benim sözünü edeceğim iki sevgilinin veya karı-kocanınkiler...Ama ne zaman?Gece yarısı...“O”ndan önce veya sonra...Çoğunlukla “o” ndan önce olur.Çiftlerden birisi, nereden aklına geldiyse, konuyu açar.İlk soruyu sorar.“Benden önce kaç kişiyle birlikte oldun?” Danana na naaann...O andan itibaren kadının ve erkeğin cevapları farklıdır.Önce erkeklerden başlayalım mı?Tamam.Yani kadın soruyor...“Benden önce kaç kişiyle birlikte oldun?” Hemen arkasından ekler:“Yani ilişki olarak...” E, adam her yattığını anlatmaya kalksa...Zaten niyeti onda iz bırakanları öğrenmektir.Bir de şüphelendiği, açıkçası kıllandığı kadınlar varsa... Ki vardır, durumu tespit etmektir. Bu sorudan sonra olup bitenleri anlatmadan önce biraz başa dönmek istiyorum.Hani, “nereden aklına geldiyse?” dedim ya, aslında o soru hep aklındadır da, zamanını bekliyordur.Ya anlatmak istediği, gurur duyduğu bir şeyler vardır ya da merak ettiği...Ama genellikle merak ederler.Zamanlama ise mükemmeldir. “O” ndan hemen önce...Bu biraz da önsevişme gibidir.Ha, kadın o amaçla sormaz ama o etkiyi yaratır.Önsevişme etkisi...Konuşmalar, erkeğin kendine güvenini kadının da hırsını artırır.O anda tabii...Ertesi günü ve hatta ondan sonraki günleri hesaba katmazsak.Bir de “o” ndan önce, bir erkekten istediğinizi alabileceğiniz zamandır.O andır.Zayıftır.Ne yapacağını, ne söylemesi gerektiğini falan tartamaz. Zaten kadın da öyle tatlı tatlı sorar ki...Sanki çok doğalmış, anlatınca bir şey olmayacakmış gibi...Gerçi erkek bir an tereddüt eder.Ama bir an...“Ya ne bileyim, oldu işte” der.Sonra dökülür:“Ciddi anlamda çok değil. Zaten hepsini biliyorsun?” “Bilmediklerim yok mu? Aradan geçenler falan...” Biraz da tahrik eder:“İtirafçılık oynayalım mı? İkimiz de anlatalım.” Adam rahatlar:“Tamam o zaman.” “Mesela yatakta en iyisi hangisiydi?” “Hıı... Bi düşüneyim bakiim...” “Önce benim bilmediklerimi söyle.” “Ya öyle ciddi olup da senin bilmediğin yok ki!” “Canım, ciddi olmaz da tek gecelikler falan...” “Ha öyle birkaç tane var.” Hıh oltaya gelmeye başladı...“Nermin mesela...” “Hangi Nermin?” “İşteki...” “Ya onunla bir kere olur gibi oldu.” A-ha!İşte bir adamın bittiği anlardan biri...Bitmedi...Hatta yeni başladı ama arkası yarın...

Devamını Oku

Mağdur erkekler günü

6 Nisan 2010

Geçenlerde Mehmet Ali Erbil önermiş ya... “Mağdur Erkekler Günü” olsun demiş.Hatta tarihini de belirlemiş: 31 Mart!Yakışır!!!31 Mart olmayacak da ne gün olacak!Neyse ki 69 çeken ay falan yok...İyi de...Tamam, “31 Mart Mağdur Erkekler Günü” olsun da...Nasıl kutlayacaklar?Asıl mesele burada...Bireysel kutlamalarda mı bulunacaklar, toplu halde mi?Bunlar var ya, hiç utanmazlar toplu halde de kutlamaya kalkarlar falan...En iyisi bireysel takılsınlar...Tabii başka bir sorun daha var, kimler katılacak?Mağdur erkek kimdir?Niye mağdur olmuştur?Ben tahmin ediyorum...İlk akla gelen tabii ki:Boşanan erkek...Durup dururken malının mülkünün bir kısmını kadına veriyor. Oysa “git” deyince gitmeli, “kal” deyince kalmalı bir kadın. Ayrıca ne olmuş aldattıysa? İlk aldatan o mu? Zaten sonunda eve gelmiş! Daha ne istiyorsun?Tamam, “çalışma, ben sana bakarım” demiş olabilir. Ama evliyken... Boşanınca niye bakayım ki?E haklı tabii!!!Başka?Aldatılan erkek...Evet o da mağdur.Hiç hak etmiş miydi bunu? Ayrıca insan karısına cilve yapıp yardım eder mi? Öyle olsa evlenmezdi zaten! Danalar gibi serilip TV karşısında yatınca ille de aldatılması mı lazım?Haklı!Evli erkek?O kafadan mağdur...Dünya nimetlerinin hepsinden hem de! 31 Mart Mağdur Erkekler Günü’nü layıkıyla kutlayan da onlar olur zaten!Hele otelde falansa...Prezervatif kullanan erkek...Yazık! En mağduru o aslında!Şu çekilecek çile mi? Tadı kaçıyor, tadı... Erkek milletine reva mı bu? Kesinlikle bu işi kadınlar üstlenmeli... Yok, kanser tehlikesiymiş yok kürtaj zararlıymış. Hikâye bunlar, hikâye...Kullanmayan erkek...O da mağdur!Ne var hemen hamile kalacak? Hadi kaldın, doğurmaya kalkmalar falan... İnsan doğru düzgün sevişti diye bu kadar mağdur edilir mi? Ondan sonra yok yapamadın, olmuyor, kendini düşünüyorsun falan demeyin. Günah benden gitti, ona göre...Haklılar canım...Gerçekten çok mağdurlar!!!Bunlar için en doğrusunu habere yorum yapan biri yazmış aslında: “Kendi düşen ağlamaz” grubu...NOT:Bu akşam, NTV’de Hakkı Devrim ve Mirgün Cabas’ın sunduğu “Gündemin Getirdiği” programına katılacağım. “Babalık Hakkı” tartışmasıyla ilgilenenlere duyurulur.

Devamını Oku