Yakalanma kâbusu...Bu kâbus için ille de gizli saklı işler çeviriyor olman gerekmez.Ama herkesin hayali bir korkusu vardır; ya orada yakalanırsam diye...Nerede?İşte o, kişiden kişiye değişir.Artık bilinç altı mıdır, üstü müdür, nedir, onu bilmiyorum.Sadece olduğunu biliyorum.Ama ufak bir düzeltme yapmakta yarar var; herkesin demeyeyim, bazılarının...Yakalanma potansiyeli olanların, daha önce yakalanmış olanların ve ruh hastası olanların...Bunlarda o korku hep vadır.Ama tabii, kamera koymalardan falan bahsetmiyorum.O artık kaderin cilvesi değil.Benim anlatacaklarım kötü tesadüflerden ibaret...Tam kaderin cilvesi yani...Ben mesela TV çekimlerinden korkarım.Hani geçen gün “Canım Ailem” de vardı ya, onun gibi...Oradan aklıma geldi zaten, yanlış anlaşılmasın.Hani dünyadan habersiz bir yerlerde kakara kikiri biriyle birlektesindir.“Kim beni burada görecek ki” diyecek kadar emin bir yerdir orası. Tam o sırada da ana haber bülteni için çekim yapmaktadırlar... “Bahar geldi, çiçekler açtı” ya da ne bileyim, “Yağmur çok yağdı” gibilerinden...Veya “Köprüden geçen 10 milyonuncu kişisiniz” diyerekten... Düşünsene; pat, akşam haberlerindesin!..Heh heh hee...Size bir ipucu vereyim; bu tür haberler hafta sonu olur. Haber kıtlığından... Bu tür gizli saklı işlerinizi hafta içinde yapın. Benim kâbusum ya, detayları oradan biliyorum. Yaşadığımdan ya da yaşamam olasılığı olduğundan değil.Nerdeee???Bazılarının da, otopark kâbusu vardır.O ne? Anlatayım: Bunlar kirli işlerine arbalarıyla gitmezler. Çünkü onlara göre bırakabilecekleri en büyük iz budur.Biri arabasını görecek ve alakasız bir zamanda “Geçenlerde arabanı şurda gördüm, ne işin vardı orda?” diye soracak!!!Kendisini görse daha iyi yani...O derece önemlidir!Hani adam çıplak yakalanmış da, şeyini kapatıyormuş; sanki oradan tanınacak! Asıl yüzünü kapatsana!!!Onun gibi...Bir de masaj salonu korkusu olanlar vardır.Hayır, hiçbir kötü niyeti olmamasına rağmen, sadece ve sadece masaj yaptırmak amaçlı da olsa oraya gimek istemezler. Gitmezler. Niye?“Ya yakalanırsam!” Yahu doğru düzgün yere gitsen, başka amacın da yoksa niye yakalanacaksın ki? desen de, boş!Gitmez.Aman gitmezsen gitme!Tabii otel korkusu olanları atlamayalım.Onlar da eşiyle bile gitse, otelde yakalananlar gibi görünmekten korkarlar.Kimselere, “ya o benim eşimdi, bir yanlışlık oldu” diyecek de, başkaları da onunla, “Hııı... Tabi öyledir, öyledir” diyerek dalga geçecek!Korkuya bak!Korkmayın diyeceğim ama...İnsan başına gelecekleri çağırırmış ya...Çağırmayın...
Ben artık Baykal olayını bıraktım. O kamerayı o dolaba koyan bulunana kadar, bulunursa tabii, hayata dair başka meselelerle ilgileneceğim.Mesela...Anneler Günü harcamaları 14 Şubat’ı geçmiş.Peki bu ne anlama geliyor?“Anneler çoğaldı.” Ya da: “Annesine hediye alanların sayısı arttı.” Çok mu iyimser bir tablo oldu?Biraz da sıkıcı...Evet. Bence de...O zaman diğer olasılıklara bakalım.“Sevgilisi olanlar azaldı.” Ne fena!Daha da kötüsü var: “Sevgilisine hediye alanlar azaldı!” Bu daha da fena...Sevgiline hediye almayacaksın da kime alacaksın? Yani daha sevgiliyken hediye almıyorsa, bu bir işarettir biliyorsunuz... Almaza yatmayın.Pekiii, beterin beteri var mı?Var tabii...“Sevgililer 14 Şubat’a yakın ayrılıp sonra barışıyorlar...” 15 Şubat gibi...Hatta 14 Şubat akşamı... Hediye de o arada kaynıyor falan...Tıpkı yaz tatilinden önce ayrıldıkları gibi...Ben mi kötü kalpliyim acaba?Yok ya!Siz yaparken kötü olmuyorsunuz da ben yazınca mı kötü oluyorum?Peki o zaman, başka bir habere geçeyim.“By-pass’lıya aşk kaçamağı riskli.” Haberin başlığı bu.Ha, diğerlerinde tehlike yok yani!!!Olma mıı???Olma mııı???Bir prof. “Cinsel ilişki sırasında ölümlerin evlilik dışı ilişkilerde daha çok yaşandığını” söylemiş.E, o zaman evlilerin hiç ölmemesi gerekiyor!!!Heh heh hee...Onlar da sevişememekten ölecekler. Haftada 3 kez öneriyorlar ya...Ya bu evlilerin de hiç çaresi kalmadı.Başka bir Prof. da, “Otel odasında değil, evinizde eşinizle yapın” demiş.Kavgadan mı bahsediyor acaba?Peki hocam, otelde tek başına olabilir mi???Bir başka hocamız da demiş ki,“Kalp ve ereksiyon sorunu arasında bağ vardır. İkisi de birbirinin belirtisi olabilir.” Biz sadece beyinleriyle sıkı bir bağ içerisinde oduklarını sanıyorduk!Şimdi bir de kalp çıktı! Baktın ki tık yok, doğru kalpçiye...- Hocam yapamıyorum da...- Ne yapamıyosunuz?- Şey hocam...- Yürüyüş?- Hayır.- Yüzme?- Çık çık... Daha yoğun.- Koşu?- Çık çık çık...- Seks?- Hıh! Tamam hocam!(Baş parmağıyla işaet ederek,)- Yerli - yabancı???Heh heh hee...Bizden söylemesi...Ha, “Atın ölümü arpadan olsun” diyorsanız...Derler mi acaba?Bir erkek için en iyi ölüm bu mudur?Tam o sırada...Hık! diye...
Kim bunlar?Hangi eller?Olayın patladığı günden beri herkesin aklına başka başka sorular geliyor...Görüntüler gerçek mi?8 yıl öncesine mi ait?Yok, 11 yıl önce mi çekilmiş? Karısının haberi var mı? Kocasının haberi var mı?Kimin evinde çekilmiş?Ankara’da mı, İstanbul’da mı?Sarıgül’ün bu işte parmağı var mı?İstifa etsin mi, etmesin mi?Etti de iyi mi yaptı?Yalanladı mı, yalanlamadı mı?Pensilvanya aradı mı, mesaj mı yolladı?Pensilvanya AKP’ye karşı mı?CHP’liler sevindi mi, sevinmedi mi?CHP’nin oyları artar mı?AKP’nin düşer mi?Genel Başkan kim olur?Geri döner mi?Dönsün mü, dönmesin mi?Dönmezse ne olur?Dönerse ne olur?Emanetçi dönemi mi başlıyor?Referandum sürecini etkiler mi?Açıklamalar en az yaşananlar kadar düzeysiz ve çirkin mi?Geçin bunları, geçin...Su akar yolunu bulur.Bütün bu soruların cevabı, gerçek cevabı tek bir yerde...Tek bir soruda...O orada duruyor ve kimse bunu sormuyor.Kimse dürtmüyor.Asıl cevap orada...Gerçekler orada...Ayıp orada...Dengemiz, güvencemiz, moralimiz, terbiyemiz orada...Ama biz o soruyu sormazsak, cevabını alamazsak kendi halinde akan suda teker teker boğuluruz.Şu anda bizim tek bir meselemizin olması gerekiyordu.Tek bir sorumuz?Herkesin aklanacağı tek yer...Hepimizi rahatsız eden tek soru:“O kamerayı o dolaba kim koydu?” Kim?Ha, tek soru yetmiyorsa...Kesmiyorsa...Bir şeyler daha söylenmesi gerekiyorsa...Söylenecek tek bir şey var:Bunu yapanları bulun.Bulamıyor musunuz?Bu kadar mı zor?Onlar o kamerayı o dolaba yerleştiriyorlar da...Kimse bunları bulamıyor mu?Gerçekten mi?
Komplocular...Pusu kuranlar...Arkadan vuranlar...Bel altı çalışanlar...Ve bütün bunlara prim verenler...Onlar mı kazandı?Bundan böyle kim kimi gizli gizli dinlerse...Kim kimin yatak odasına kamera koyarsa...Kim kime iftira atarsa...O mu kazanacak?Kazanma kriterleri mi değişti?Ayrıca...Bu işin hangi tarafı halkı ilgilendiriyor ki?Bu hain pusunun hangi tarafı memleket işlerini alakadar ediyor ki?Neyle suçlanıyor?Ne yapmış?Halkın paralarını toplayıp yemiş mi?Kendi çıkarları için mi harcamış?Devletin imkânlarını arkadaşına, yandaşına, akrabasına mı kullandırmış?Çocuklarına ayrıcalıklar mı sağlamış?Kamu bankalarından krediler dağıtarak aile dostlarına alışveriş mi yaptırmış?Hepimizden topladığı vergilerle yeni zenginler mi yaratmış?Ülkenin ormanlarını mı talan etmiş?Kendisinden olanlara ihaleler mi dağıtmış? “Ben yaptım oldu” mu demiş? “Astığım astık, kestiğim kestik” mi demiş?Türkiye Cumhuriyeti’ni mi satmaya kalkmış?Cumhuriyet rejimini mi tehlikeye atmış?Atatürk’e, İnönü’ye dil mi uzatmış?Bütün bunlar çok mu ahlakî?Neden kimse bunları yapanları istifaya davet etmiyor da...Kıytırık bir yatak odası görüntüsü için...Kimseyi ilgilendirmeyen pusucuların bel altı vuruşlarına prim veriliyor...Neden?Bu ülkenin tarihi siyasilere yapılan sivil haksızlıklarla dolu değil mi?Doymadık mı?Ne yapmış? Ülkeyi, seni beni zarara uğratacak ne yapmış?Yoksa artık bizim kriterlerimiz mi değişti?Ve bu yeni kriterler mi kazandı?Yatak odasına kamera koyanlar...Telefonlarımızı dinleyenler...Komplo hazırlayanlar...Ve bütün bunlara çanak tutanlar... Biz bu muyuz artık?Olmayalım...Arkadaşlar, böyle bir toplum olmayalım!
En heyecanlı yerinde kalmıştık.“Bir erkek güzel bir kadınla yalnız kaldığında”yı anlatırken...Ama tanımadığı bir kadın olacak. Yoksa eşi sevgilisiyle değil. Nietzsche ne demiş? “Her güzel kadının olduğu yerde, bir de onu sevmekten(!) bıkmış zavallı bir erkek vardır.” Peki adam niye zavallı?Onu da siz bulun.Biz konumuza dönelim.Bir erkek güzel bir kadınla yalnız kaldığında...Zaten çoğu bir b.k beceremez de! Yani konuşamaz bile...Neyse bunlar ne hallere girerler ona bakalım. Biraz eğlenelim...Dünkü yorumlarda biri demiş ki,“Burunlarını hafifçe yukarı kaldırıp farkında değil havası yaratmaya çalışırlar.” Aynen öyle.Onların bu durumları pisuvar gerginliğine benzer.Evet, pisuvar gerginliği...Orada akıllarında sadece iki soru vardır: 1- Yanımaki adam benimkine bakıyor mu?2- Benim onunkine baktığım şüphesine kapılıyor mu?Onun için pisuvarda erkekler sürekli kafalarını yukarı kaldırırlar.Ya da tükürürler.İlgiyi dağıtmak için mi, neyse... Yani “sen normal birisin” mesajı verirler.Ne gerek varsa!Kimse aksini söylemedi ki zaten.“O kadar normalsin ki, umurumda değilsin. Ben senin gibi güzel çok kadın...” hareketi...Hele kendini yakışıklı sanıyorsa...Eyvah eyvah!Çirkin erkekler bu konuda daha başarılıdır. Niyeyse!Tamam, fark etmemiş gibi yaparlar ama o andan itibaren bunları bir heyecan basar.Strese girerler.Aşırı normal davranırlar dedim ya, o arada bir şeyi gözden kaçırırlar.Bacakları seyirir.Hızlı hızlı sallanır ama insiyaki olarak... Bunu fark ettiğinde ise artık çok geçtir.İlk firesini vermiştir ve daha da kötüsü bunu kadın da görmüştür.Zaman ilerledikçe de, yani kadınla yalnız kalma süresi kısalmaya başladıkça bunları bir telaş alır.Biri de “Uçakta nasıl yalnız kalıyorlar, anlamadım” diye sormuş.Yanına fıstık gibi bir kadın oturursa, anlarsın!Bırak uçağı, dünyada yapayalnız hissedersin kendini... Bir yardım eli ararsın. “Biri bana ne yapacağımı söylese” diye yalvarırsın!!Yalan mı?Çünkü o kadınla hiç konuşmadan, konuşamadan ayrılmak onlar için erkencilik kadar olmasa da, onun bir alt seviyesi kadar fena bir durumdur.Kendine güveni sarsılır. Önce “Ne söyleyebilirim?” diye düşünür. Ama aklına hiçbir mantıklı fikir gelmez.Sonra kendisiyle muhasebe yapmaya başlar.Aklından şunlar geçer: “Ne salak adamsın.” “Benim bu tür durumlarda konuya girecek cümlelerim olması lazım.” “Benim yerimde Murat olsa, çoktan konuya girmişti.” Daha sonra da savunma mekanizması çalışmaya başlar. Kendine haklı mazeretler bulur.“Kadınlar böyle yavşak adamlardan hoşlamazlar.” “Zaten parmağında yüzük vardı... galiba!” Ama akşam eve gidip tek başına yatağa girip yalnız kalınca o savunması paralize olur.Başa döner:“Benim bu gibi durumlar için cümleler bulmam lazım!” Ha, bulur mu?Bulamaz...
Evet, ‘bir erkek bir kadınla’dan sonra neler yazılır neler...Yazıyoruz da zaten.Ama bu sefer başka bir anı inceleyeceğiz. Hatıra anlamında değil, an anlamında...İşte o an gibi...Bir erkek bir kadınla yalnız kaldığında...İşte anımız bu. Ne zaman mesela...Asansörde...Bekleme odasında...Uçakta...Barda...Başka?Neresi olursa olsun fark etmez... Hele kadın güzelse....Bir araştırma, güzel bir kadınla sadece 5 dakika yalnız kalmanın, erkeklerde vücuttaki stres hormonu kortizol seviyelerini artırdığını ortaya koymuş.Ama haberin başlığı ne?Tahmin edin...Edemezsiniz, aklınıza bile gelmez; ben söyleyeyim.“Güzel kadınlar sağlığa zararlı olabilir!” Hıh, sağlığa zararlı bir o kalmıştı.Zaten hepimiz sağlık manyağı olduk!Herkes çok yaşamanın peşinde.Hayır, baksan nasıl yaşıyor diye...Bk’tan da bir hayat ha!Niye uzatmaya çalışıyor ki?Çalışıyoruz ki?Hani çok parası olur ne bileyim çok süper bir işi olur, dünyayı gezer, çok sevdiği insanlar olur, insanlar onu çok sever de...Anlaşılır belki!Ama ne?İşe git, eve gel, fatura öde, dizi seyret, her yerde herkesle kavga et, sevişme bile...Sonra da kızartma yeme!Neyse konumuza dönelim.Valencia Üniversitesi’ndeki bilim adamlarının yaptığı araştırmada bir erkek yabancı kadınla baş başa kaldığında kortizol seviyelerinin yükseldiği gözlenmiş.Özellikle söz konusu yabancı kadını “güzel” bulan erkeklerde daha da fazla yükseldiği belirlenmiş.Vücutta fiziksel ya da psikolojik stres altında üretilen kortizol hormonunun yükselmesi, kalp ve şeker hastalıkları ile yüksek tansiyon ve iktidarsızlığı artırabiliyormuş.“Aşırı heyecandan olmadı” lafı boşuna değilmiş yani... Kortizol yükselmesi!!!Heh heh hee...Artık bilimsel konuşalım arkadaşlar!Artık yok heyecandan, yok stresten, yok yorgunluktan gibi avam konuşmalar yapmayalım. “Kortizolüm yükseldi” deyin, biz anlarız.“Ne? kortizon mu alıyorsun?” “Yo ya... Bu kortizol. L ile bitiyor.” “Bittiği kesin de, neymiş o?” “Yani güzel bir kadınla yalnız kaldığımda....” “Çirkin mi olayım yani? O zaman da kortizolün ister, başka yerin istemez falan...” Aslında bu durumun nasıl yaşandığını anlatacaktım ama yer kalmadı...Hayır, kortizol durumunu değil, “Bir kadınla bir erkek yalnız kaldığında”yı...
“Eşinizin kiminle yatmasına izin verirsiniz?” anketinden bahsetmiştik ya...Hani kadınlar Cheryl Cole, erkekler de David Beckham’a izin vermişlerdi...Dün dalga geçtim de, sonradan aklıma takıldı; “Nasıl yani?” diye...Gerçekten de nasıl yani?İş yerindeki biriyle ya da ex’lerden biriyle olsa, kıyamet kopacak, boşanmalara kalkışılacak, türlü rezaletler, acılar yaşanacak ama ünlü biri hele hele yabancıysa izin verilecek... İzin vermeyi de geçtim, bir de üstüne adam ya da kadın seçilecek... “Hayatım bununla yapabilirsin!!!” Ya da:“Bununla yapabilir miyim?” “Ha, onunla mı? Tamam o zaman...” Olur mu canım?Olmaz da...Zaten olacağından da değil! David Beckham’la kim, nerede ne zaman olunacak???Ahhh, ah!Ama ben size bugün cevaba göre analiz yapayım mı?Yani bu soruya kim, nasıl cevap verir?En en güvenilirdir, kimin ne zaman ne yapacağı belli olmaz? Peki anlatayım.Adamları anlatacağım...Şimdi, konuyu açan adamsa...Yani, “Nermin bak, kadınlar kocalarının Cheryl Cole ile birlikte olmalarına izin veriyormuş” diyorsa...Bunun kıçı başı oynuyor demektir.Belki bir şey yapmıyordur ama her an yapabilir. Bazıları da işi iyice gırgıra vurur, “Amaan... Zaten kolumu kaldıracak halim yok, Cheryl Cole gelse n’olucak?” Bu grup var ya, biraz düşüktür. Düşükten kastım, öyle kendisi birinin peşine düşüp flört falan etmez. Telefonla, mesaj falan... Öyle takılırlar.Bir de “Ya aşkım, ben artık bunlardan bıkmışım. Yatmak kalkmak falan, boş işler. Huzur istiyorum ben, huzur. Bırak Cheryl meryl falan, gözümde kimse yok. Karşımda otursa bakmam.” Bu adam bu sözleri sadece bu konuda söylemez. Zaman zaman yeri geldiğinde bu cümleyi kelimesi kelimesine aynı sırayla söyler. O kadar inandırıcı söyler ki, kadınlar ona inanır. Artık inandırıcılığından mı, sık söylediğinden mi bilinmez ama kadınlar inanır.Hatta, “Benim kocam yapmaz” diyenler de işte bu adamların eşlerindir.En çok şaşıranlar yani!!!Pekii...“Kıydın geçtin yine...” diyeceksiniz değil mi?Yok mu bu konuda düzgün adam?Var tabii...Olmaz mı?Onlar ne der?“Bırak böyle apır sapır şeyleri, başka işin gücün mü yok ya” diye azarlayanı...Bu adam sıkıdır.Evet, sıkıdır...
Sayılmaz yani...Hangi aldatma fasulyeden olur? Hayır, internetten olan değil.Zihinden geçen ama fiiliyata geçmeyen de değil!Bunda hem fiiliyat var; hem taammüden hem de zihinsel...Dört dörtlük bir aldatma!Ama fasulyeden!Sayılmayacak!Sayılmayacak derken kimse saymayacak.Eşin, partnerin bile...Üstelik “iyi ki yaptın” diyecek!Hatta mesela izin istesen, “Tabii hayatım. Haklısın yani... Ben olsam, ben de yapardım” diyecek.Hayal falan değil.Rüyalardan, bir filmden ya da uzaydan bahsetmiyorum.Bu dünyadan ve gerçeklerden söz ediyorum.Tamam artık açıklamanın zamanı geldi.Uzatmayayım...“Kocanızın hangi ünlüyle yatmasına izin verirsiniz?” anketi yapılmış, Cheryl Cole birinci seçilmiş.Hakikaten de...Yani kocanız ya da sevgiliniz yapabiliyorsa bırakın yapsın.Sayılmaz.Fasulyeden fasulyeden...Aynı soru erkeklere de sorulmuş tabii...“Karınızın hangi ünlüyle yatmasına izin verirsiniz?” Erkekler de, “David Beckham” cevabını vermiş.Yani en fazla oyu o almış.Onunki pek fasulye gibi değildir ama...Sanmıyorum yani!!!Böyle konuşmalar olur ya evde...“Kiminle yatsam kızmazsın?” geyiği...Genellikle erkek sorar bunu...Yapamıyor ya, hadım keyfi gibi bir şey...Bunu konuşması bile güzel gelir ona...Ama istediği cevabı alamaz.“Hayırdır?” “Mesela yani... Yabancılardan...” “Ne yani? Yabancı olunca sayılmıyor mu?” “Ya ünlü yabancılardan...” “Hı, tamam o zaman!! Kim mesela?” “Sen seç!” “Böyle de postmoderniz yani!!!” “Ya sende de hiç fantezi ruhu muhu yok!” “Tamam peki. Sen seç, ben onaylayayım.” “Cheryl Cole...” “O kim be!” “Ya herkes onu seçmiş, baksana...” “Bakiim... Cheryl ne yapsın seni be!” “Sen beni beğenmiyorsun ama beğenenler var!” “Öyle mi? Şu göbeğini mi yoksa güçlü kaslarını(!) mı beğeniyorlar?” “Ne varmış kaslarımda?” “Bir şey yok! Sorun da orada ya zaten!” “Kızım, beni görünce o kasa masa bakmaz!” “Ha huyunu mu sevecek?” “Ne varmış huyumda? Hadi dökül bakalım...” “Sen al getir şu Cheryl midir nedir, onu eve... Bakalım n’apıyor? Sorarsın artık ona da, ‘Yemekte ne var?’ diye...” “Eve mi getircem sanki onu!” “Oldu canım, oldu! Sen ona gittiğinde ben de eve Beckham’ı çağırırım o zaman.” “Sen var ya, iyice cıvıttın ha!” “Niye? Bak adamın kaslarına... Tıpkı sen!” Veee...Kavga!